Etiket arşivi: Rifat Ilgaz

GERÇEK “SİYAH TÜRKLER” SOLCULARDIR!..

Prof. Dr. Süleyman Çelik
scelik44@gmail.com

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’yi bölmek isteyen güçler ve bunların içimizdeki ajanları, ABD’de Siyahları ikinci sınıf yurttaş olarak gören, hatta insan olarak görmeyen ırkçı yaklaşıma benzetme yaparak, Türkiye’de de yurttaşlar arasında ayrımcılık yapıldığını öne sürerler. Buradan hareketle, “Beyaz Türk- Siyah Türk” deyimini icat etmişlerdir.

Bunlara göre dinciler Siyah Türk’tür. Oysa Kubilay’ın katilleri ve Şeyh Sait gibi, Cumhuriyeti yıkmak/ ülkemizi parçalamak isteyen hainlerin dışında hiç kimse, inançları nedeniyle zulüm görmek bir yana sorgulanmamıştır bile. Gerçek dindarlara ise hiçbir zaman dokunulmamıştır…

Çok partili sisteme geçtikten sonra, din istismarının oy getirdiği anlaşılınca dinciler/ tarikatçılar el üstünde tutulur olmuşlardır. Hemen hemen her seçimde çoğu tarikat ve cemaatlerin temsilcileri milletvekili olmuş ve hatta hükümetlerde yer almışlardır. Dinciler devlette iş bulmakta hiç zorlanmamışlar, hatta öncelikli olmuşlar, bürokraside de önemli görevlere yükselmişlerdir…

  • Gerçekte Türkiye’de ezilenler her zaman solcular olmuştur…

Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika’nın güdümüne girince, McCarthycilik ülkemizde de başlamıştır. Solcular işe alınmamışlar ya da solcu oldukları anlaşılınca işten atılmışlar; yedek subay olmaları gerektiği halde askerliklerini er olarak yapmışlar, biraz öne çıkanlar hapishanelerde çürütülmüşler; “Günah keçisi” yapılmışlar, her olayın altında solcu parmağı aranmış, hatta devlet kendi işlediği suçları bile solcuların üzerine atmıştır.

Örneğin, dış politikada başarısız olmaları nedeniyle, daha doğrusu emperyalistlerin güdümünden çıkamadıkları için Kıbrıs Türklerinin haklarını koruyamayan Menderes Hükümeti, milletin gözünü boyamak amacıyla MİT’e provokasyon yaptırarak 6-7 Eylül (AS:1955) olaylarını düzenlemiş; ancak beceriksizlikleri nedeniyle olayların kontrolünü kaybetmişler (denetimini yitirmişler) ve sonunda Türkiye için yüz kızartıcı bir tablo ortaya çıkmıştır. Utanmadan suçu solcuların üzerine atmışlar ve ülkemizin yüz akı aydınlarını tutuklatmışlardır…

Ülkesini ve halkını sevmekten başka suçu olmadığı halde solcu oldukları için ezilen, haksızlığa uğrayan aydınları sayacak olsak sayfalara sığmayacağından birkaç örnek vermekle yetinelim:

  • Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, İsmail Hakkı Tonguç, Mehmet Ali Aybar, Niyazi Berkes, Behice Boran, Pertev Naili Boratav, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Demir Özlü,  Alpaslan Işıklı…

En acı sonu yaşayan Sabahattin Ali’dir. Yıllarca süren sürgün ve tutukluluklar canın tak ettiğinden yurt dışına kaçmak isterken genç yaşta öldürülmüştür. Ancak, istihbarat örgütleri tarafından yurt dışına kaçırma tuzağı kurularak, ölüme götürüldüğü yönünde savlar da vardır.

Sabahattin Ali’nin, yazarı olduğu Marko Paşa dergisindeki aşağıdaki yazısını okuyunca neden öldürüldüğü anlaşılmaktadır.

Atatürk’ten sonra, ülkeyi yönetenler ne yazık ki onun (AS: O’nun) yerini dolduramamışlardır. Atatürk’ün en çok üzerinde durduğu “tam bağımsızlık” unutulmuş, Amerika’nın güdümüne girilerek siyasal ve askeri bağımsızlık kaybedildiği gibi, Lozan’da en büyük mücadele ile elde edilen ekonomik bağımsızlık da bir kenara atılarak Osmanlı’yı batıran kapitülasyonlara kapı açılmıştır.

O yıllarda en büyük tasa, Türkiye’ye yabancı sermayenin girmesiydi. Herkes yabancı sermayeyi kurtarıcı olarak görüyor, gazetelerde “yabancı sermayenin ülkeye nasıl gireceği?” tartışılıyordu.

Bunun üzerine Sabahattin Ali, bu soruya yanıt vermek üzere, Marko Paşa’da “Biz anlatalım” başlıklı bu yazıyı yazdı: “Evvela Hello Johnny, My Darling, Yes, Okey diye girer. Arkadan Amerikan zırhlıları girer, bahriyelileri girer. Daha arkadan danışma kurulu, denetleme kurulu girer. Ondan sonra, gerekirse borç verileceğine dair haberler girer. Bu arada bazı yazarlar deliğe girer, bazı yazarlar Türkiye’yi Amerika’nın sınırı olarak gösterirler. Ve sonunda ucu dünyanın merkezinde bulunan asıl kazık girer ki her kıvranışta biraz daha girer.’’

Amerika, Amerika, / Türkler dünya durdukça, / Beraberdir seninle..”  gibi aşk (!) şarkılarını millet dilinden düşürmezken, böyle bir yazı yazıp bozgunculuk yaparak emperyalizmin tekerine çomak sokmaya çalışanlar bağışlanamazdı. İşte, Sabahattin Ali için hüküm o zaman verilmiş olmalı!..

Menderes, Amerikan şirketlerine hazırlattığı “Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası”nı Meclis’ten geçirerek Amerikanofilleri tasadan kurtardı. Daha sonra bunlar da yetersiz görüldü; yeni düzenlemeler yapılarak daha daha girmesi sağlandı. Yetmedi, kamu ya da özel, her şeyimizi yabancılara sattık. Böylece Sabahattin Ali’nin dedikleri gerçekleşti…

Şirketlerini yabancılara satanlar aldıkları parayı yurt dışına götürdüler. Bu kez ülkede yerli sermaye kalmadı…

Yerli olarak, sadece (yalnızca) politikacıların ortak olduğu müteahhitlik şirketleri kaldı. Onlar, “biz de yabancıların sahip olduğu hakları isteriz” dedi. İstekleri haklı bulundu: ihaleler ve ödemeler Dolarla yapılmaya başladı. “Türk yargısına güvenmiyoruz” dediler. O halde, “buyurun sömürü hukukunu en iyi bilen İngilizlerin ünlü ‘Londra Tahkim Mahkemeleri’ne gidin. Oradan çıkaracağınız kararla hakkınızı söke söke alırsınız” dendi.

Böylece kapitülasyon bakımından Osmanlı’yı geçtik. Borç desen, aynen Osmanlı gibi. Bu durumda “Düyun-u Umumiye” yakın mıdır, dersiniz?..
===================================
Dostlar,

Prof. Çelik Tıbbi Farmakoloji uzmanıdır. Samsun 19 Mayıs Üniversitesinden emekli ve Samsun ADD Şubesinin önceki başkanlarındandır.

Zaman zaman, çok uyarıcı – silkeleyici yazılarını burada paylaşırız.
**
Bu son yazının son tümcesinin bitimine bakalım :

  • “… “Düyun-u Umumiye” yakın mıdır, dersiniz?..”

Bize göre Türkiye, AKP eliyle 20 yılda istendik (iradi) biçimde iflasa sürüklenmiştir.
Ülkemiz çok yönlü olarak talan ve yağma edilmiştir, edilmektedir.
Yoksulluk, bu kökü dışarıda güdümlü politikaların bir sonucudur, türevidir; gerçekte YoksullaşTIRmadır! Ulusal servet yandaşlara aktarılarak planlı biçimde el değiştirmiştir.
1881’de İstanbul’da kurulan “… “Düyun-u Umumiye” yi beklemek yersizdir; Türkiye, ilan edilmeyen – örtük bir iflasın (Moratoryumun) derinliklerinde “tam sömürge” yapılmıştır.
Bu acı ve ürkütücü gerçekliği ustan çıkarmadan, yeni bir Kurutuluş Savaşı zorunlu olmuştur.

Sevgi ve saygı ile. 05 Ekim 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Rifat Ilgaz : 28 Yıl Sonra Unutulur mu?!

7 Temmuz 1993..
Bir Yıldız daha kaydı ülkemizden, Anadolu’nun bağrından..
Rıfat Ilgaz.. 

Eeee, Aydın sorumluluğu… Halide Edip Adıvar’ın deyimiyle “ateşten gömlek..”

Rıfat Ilgaz o güzelim şiirinde sormaz mı, “AYDIN MISIN?” diye??
*****

Rıfat Ilgaz'sız 26 yıl Galerisi - enBursa Haber

AYDIN MISIN ?

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol

Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol 

Özellikle son 3 dize… Ne çok öğretici ve düşündürücü değil mi?
Şiirin gücüyle uyumlu, keskin bir tokat gibi değil mi??

Hakka yürüyüşünün 11. yılında Cide ADD‘de O’nu anma amaçlı çağrı ile

Büyük Ortadoğu Projesi” konusunu işlemiştik yansılarla..
ADD Genel Başkan Yardımcısı idik..
R.T. Erdoğan’ın onlarca kez TV’lerde bu emperyalist tasarımın (projenin) EŞBAŞKANI olduğunu ne hazindir ki, ne kahredicidir ki; övünerek açıkladığı günlerdi!!??
Oysa bu girişim sefil post-modern Sevr tasarımı idi, apaçık yayınlanan haritalarla yurdumuzun bölünmesi dayatılmakta idi. Hem de ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde, resmen!

AKP genel başkanı ve dönemin Başbakanı Türkiye’nin bölünmesini öngören projede eşbaşkan olmakla övünç duyuyor ve duyuruyordu bu misyonunu..
Mehmet Akif Ersoy’un sarsıcı deyimi ile “Ya Rab, bu ne hazin tecelli!?!” idi..
Bu ne gaflet, bu ne dalalet ve de bu ne hıyanet idi!!??

Rıfat Ilgaz ustamızın demesi ile “Aydın sorumluluğu” yakamızı bırakmıyordu.
O gün Cide’de bu lanetli dayatmayı anlattık yurdum insanına..

Sevgi ve saygı ile. 07 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Açlık grevinde 125. gün #NuriyeSemih acil DAYANIŞMA

Açlık grevinde 125. gün
#NuriyeSemih acil DAYANIŞMA



​KAMUOYUNA:

125. gün #NuriyeSemih haklarını ölüm üzerinden aramaya zorlandı. İşlerinden (birçok akademisyen gibi) kanun hükmünde kararname adı altında sorgusuz sualsiz atıldılar. Her kesimden tepkiler var. Herkesin yüreği bu iki insanın açlığı​nda çarpıyor. Bu önemli elbette önemli ama yetersiz kalıyor. Elimizden çok şey gelmiyor demek kabullenmek olur. Rıfat Ilgaz’ın dizelerinde ki gibi

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış

Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol 

Ama susma, kabullenme. Veli Sacılık, Acun Karadağ günlerce tek başlarına nasıl direndiyse direnmek gerek. Direnen cesaret bulaştırır. Veli tek koluyla bize bunu anlatmaya çabaladı. Selehattin Demirtaş “cesaret bulaşıcıdır” derken ve bu cesareti kuşanırken bunu anlatmaya çabaladı. NURİYE VE SEMİH bedenlerini bu haksızlık karşısında açlığa bu yüzden yatırdı. Çünkü ülkemizde sürekliliği olan ve AKP nezdinde gittikçe arsızlaşan bir zulüm var. Gölgelerimize bile saldırır oldular. DAB olarak bizde Avrupa kamuoyuna bunu anlatabilmek için destek olarak açlık grevine gitme kararı aldık. 

Bizler Alevice duruşun, yaşananlar karşısında suskunluk olamayacağını anlatmak için, dönüşümlü açlık grevine girerek adım atmak tarafımızı ve rengimizi göstermek istedik. Tarihimiz bize zulmün olduğu her yerde zulme karşı mazlumun yanında ezilenlerle birliği ve onunla beraber direnmeyi öğretti.
Felsefemizde 72 millete bir nazarda bakmak, insan ve doğayı esas almak var ise ve iki insanın,iki nefesin, iki yüreğin yaşadıkları haksızlığı, ölüme yatmak ile anlatıyorsa bu direnişi yürekten selamlıyor bunun karşısında susmanın, kayıtsız kalmanın felsefemizi ve insanlığa dair değerlerimizi yok saymak anlamına geldiğini düşünüyoruz.Kurulduğumuz günden beri Alevice duruşu bu pratiklerle anlatmaya çabaladık ve çabalamaya devam edeceğiz. İstiyoruz ki iki yüreğe ses olalım Avrupa kamuoyunu bu konuda duyarlı kılalım , demokratik, devrimci ve Alevi kurumlarında bu eyleme destek vererek inanç ve felsefelerinin gereğini yerine getireceklerini düşünüyoruz.
Süreç iki yüreğin ellerimizden arasından kaymasına doğru hızlı bir şekilde ilerliyor. Günler, saatler, dakikalar, saniyeler bitişi işaret ediyor!!
Artık pratiklere dökecek eylemliliklerde bulunamazsak, devrimci, demokrat ve Alevice duruşumuz zarar görecek ve sadece “söylemlerden ileri ibaret kalacak”.

Direniş haksızlık karşısında kuşanılmış bir cesarettir.

İlk kez direnmiyoruz, son kez de direnmeyeceğiz ama hiçbir meşru direnişin dışında olmayacağız. Geleceğe sözümüz var. Direnerek kazanacağız.

Bu vesile ile DAB adına dönüşümlü açlık grevini 10.07.2017 de Eş Başkanımız Veli Balaban başlattı.

Hochtanus Cem Evinde başlayan dönüşümlü açlık grevinin tüm demokratik, devrimci ve Alevi derneklerinin duyarlılığı ile büyümesini temenni ediyoruz.

DİRENEN CESARET BULAŞTIRIR!

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ!

Devrimci Aleviler Birliği YK

Halk Sağlığı Uzmanları Seslerini Yükseltmelidirler


Halk Sağlığı Uzmanları Seslerini Yükseltmelidirler
 

Prof. Dr. Necati Dedeoğlu
Emekli Halk Sağlığı Öğretim Üyesi

Necati_Dedeoglu_portresi

Ülkemiz zor günlerden geçiyor. Bir yandan tüm topluma dayatılan gericilik, ortaçağ karanlığı, öte yandan giderek artan
eşitsizlik, işsizlik, yoksulluk. Bütün bunların üzerine eklenen
baskılar, anti-demokratik uygulamalar, adaletsizlikler.
Toplumun ruh ve beden sağlığı örseleniyor,

Ülkemizde olanlar en çok hekimleri etkiliyor; hem bu çarpık düzenin meslekleri açısından yaşattığı sıkıntılar hem de halkın sağlık sorunlarının doğrudan hekimlere yansıması nedeniyle.

Bir şeyler yapılması gerektiği açık ama kim yapacak, ne yapacak?

Bence “Kim?” sorusunun karşılığı “Hekimler“dir.

Hekimler meslekleri gereği insanla uğraşırlar, sağlık sorunlarıyla her gün boğuşurlar,
toplumsal sorunlara duyarlıdırlar.

Elbette hekimler arasında da öncülüğü Halk Sağlığı Uzmanları alacaktır.

Çünkü onlar sağlık sorunlarının toplumsal kaynağını daha yakından görmektedirler.
Çünkü onların öbür hekimlerden daha çok toplumu aydınlatma, önderlik etme görevi vardır.

Peki, Halk Sağlığı Uzmanları ne yapmalılar?

Yaşanan iş cinayetlerini, çevre cinayetlerini, sağlık hizmetlerindeki aksaklığı saptayıp
bunları duyurması elbette gereklidir ama yeterli midir?

Halk Sağlığı Uzmanı hekimler bu olayların temelinde yatan sosyo-politik etmenleri de belirleyip, bunları açıklamalı, yetmez, bunlarla mücadele etmelidirler.

Bu işleri becerebilecek eğitimi almış; Ekonomi, Toplumbilim, Toplum Eğitimi.. gibi disiplinlerde yetkinleşmiş olmak, hekimler arasında Halk Sağlığı Uzmanlarını
öne çıkarmaktadır.

Bir HES inşaatının çevreye vereceği zararı saptayıp, halkı bilgilendirmek, yürüyüşlere katılmak, yargıya başvurmak çok bir etki yapmamaktadır. 1 yerde başarılı olunsa 5 yerde sonuç alınamaz. Her yerde başarılı olunabilse bile bu kez bir nükleer santral, SİT Alanı içinde
bir turistik kuruluş, atıklarını göle akıtan bir fabrika… gündeme gelecektir.

Halk Sağlığı Uzmanı, hükümetlerin bütün bu çevre politikalarının altında yatan
temel amaçlarının ülkeyi ve bu ülkede yaşayan insanlarını yerel ve dış kaynaklı
sermayenin sömürüsüne açmak olduğunu bilmelidir.

Önemli bütün halk sağlığı sorunlarını yaratan da zaten hükümetlerin bu görevidir.

Çevre sorunları da, iş sağlığı sorunları da, sağlık örgütlenmesi sorunları da
bu sermayeci tutumun sonucudur.

Kapitalizmin sömürüye dayandığı ve sağlığa zararlı olduğu 1850’lerden beri bilinmektedir.

Halk Sağlığı Uzmanı, bütün öbür hekimlerden önce, sivrisinekle değil bataklıkla mücadele etmelidir.

Yazılarımızda, konuşmalarımızda, derslerimizde
– kapitalizm,
– emperyalizm,
– sosyalizm,
– sömürü,
– sınıf… gibi kavramlara değinmek zorundayız.

Yalnızca cinayeti gösterip katili saklamak ahlaki değildir.

Bizleri “Politika yapmak” ile suçlayacaklardır. Elbette politika yapmalıyız.
Sağlık alanında şu anda yapılanların hepsi politik, ideolojik değil mi?

Ben yaşamım boyunca “politik” bir Halk Sağlığı Uzmanı oldum.

Gözlerim daha mesleğimin ilk yılında, Erzurum’un köylerindeki sefaleti görünce açıldı,
bir daha da kapanmadı. Ben,

Halk Sağlığı Uzmanlarının hepsinin ilerici, adil, sermayeden değil
emekten yana olmasını
bekliyorum.

Aynı biçimde cesur olmalı, doğru bildiklerini söylemekten çekinmemeli,
baskıdan yılmamalıdırlar.

Bu karanlık ortamda örgütlenelim, birbirimize ve öbür hekimlere destek olalım.

Laiklik, eşitlik, adalet, demokrasi, barış, sağlık konularında sesimizi yükseltelim,
mücadeleye bizler önderlik edelim.

Yoksa hiçbir şey değişmeyecek ve gelecek kuşaklar Halk Sağlığı Uzmanlarının üstlerine düşeni yapıp yapmadığını sorgulayacaklardır.

=====================================================

Dostlar,

Değerli meslektaşımız, Halk Sağlığı Uzmanı ağabeyimiz, örnek bilim ve eylem insanı
Sayın Prof. Dr. Necati DEDEOĞLU‘nun çok önemli çağrısını paylaşıyoruz.

Türkiye Halk Sağlığı Uzmanları’nın meslek – uzmanlık derneği olan
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği – HASUDER  iletişim ortamına yollanan bu iletiyi
aynen paylaşıyoruz..

Biz de 1977’den bu yana 38 yıllık hekimlik meslek yaşamımızda,
35 yıllık Halk Sağlığı Uzmanlığı dönemimizde hemen hemen aynı çizgide olduk.

Bir eklemeyle; Yüce ATATÜRK’ün Anadolu Aydınlanma Devrimi’nin içten – sadık bir savunucusu – eylemcisi olduk. Hep ama hep bedeller ödedik, ödemekteyiz, ödeyeceğiz de….

Bu web sitesini yıllardır yürütüyoruz büyük güçlüklerle, bedellerle..
Arada Ankara Üniversitesi’nin akademik elemanlarının e-iletişim ortamında 6 bini aşkın
çalışma arkadaşımızla paylaşıyoruz. Sitemizde 50 dolayında yazımız biriktikçe ayda 1-2 kez gibi bu paylaşımı yapıyoruz..

ADD Genel Başkanı hanımefendi, yazılarımıza – etkinliklerimize Genel Merkez webinde
yer vermiyor.. Dilekçelerimize de yanıt vermiyor… Oysa bir yüksek yargıç kendileri..
Aklımıza 3 olasılık geliyor :

1. Yazı ve etkinliklerimizin içeriğini paylaşmıyor iseniz
sizin ATATÜRKÇÜLÜK anlayışınız nasıl bir şeydir?
2. İçerik sorunu yok ise neden engelliyorsunuz, size seçimlerde potansiyel rakip olmasın diye
adını unutturmak mı istiyorsunuz?
Bu sıradan durumuyla ADD ve web sitesi, şu kritik koşullarda üzerine düşeni yapıyor mu??
3. Yoksa siz çok özel bir misyon mu yerine getiriyorsunuz???

Ve de bu sorulara, dilekçelere yanıt vermeyerek / veremeyerek nereye koşuyorsuuz??

*****

İşte böyle Necati ağabey

Gericillikle – akıldışılıkla ve akılsız karşıtları = dolaylı yandaşlarıyla
evrensel savaşım sürüyor, sürecek..
Kaç vakte dek, bilemiyorum.. Sanırım hiç durmayacak..
Senin de durmadığın gibi..

Yıllarca çooook nitelikli Halk Sağlığı hizmetleri verdin bu caaanım ülkeye..
Halk Sağlığı bilimlerine çok değerli bilimsel katkılar koydun..
Emekli oldun ama yüreciğin insan – emek – yurt sevgisiyle çarpıyor hala..
Köşende, ayağını uzatarak oturamıyorsun..

Aydın sorumluluğu böyle bir şey olmalı…

Rahmetli yazarımız – ozanımız Rıfat Ilgaz, “AYDIN MISIN?” adlı şiirini şöyle bağlıyordu..

Tam çağı ise başlamanın doğan günle 
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden 
Her satırında buram alın teri 
Her sayfası günlük güneşlik 
Utanma suçun tümü senin değil 
Yırt otuzunda aldığın diplomayı 
Alfabelik çocuk ol 
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış 
Tel örgüler çevirmiş yöreni 
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende 
Benden geçti mi demek istiyorsun 
Aç iki kolunu iki yanına 
Korkuluk ol

*****

Emeğini ve eylemini saygı ile selamlıyorum Necati Ağabey..

Sevgi ve saygı ile.
04 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Yaızının tümünün pdf biçimi :
Prof._Necati_Dedeoglu’na_Yanit

21. YÜZYIL TÜRKİYE’sinde AYDIN SORUMLULUĞU / Intelligentia’s Responsibility in the 21st Century of Turkey

Aydin_sorumlulugu_1.6.12