Kara Cuma: ‘Kriz göz göre göre geldi’

Kara Cuma: ‘Kriz göz göre göre geldi’

Değerli site okuyucumuz,

  • Sonuç: “İşsizlik, enflasyon, eşitsizlik, küreselleşme ve bölgesel gelişmeler bir yana dursun. Türkiye ekonomisi için en büyük tehdit ahlaksızlığa kilitlenmektir.”

16.05.2018 günü sitemizde, Prof. Dr. Erinç YELDAN’ın “AHLAKSIZ BÜYÜME” başlıklı yazısını yayınlamıştık. O yazı yukarıdaki gibi bitiyordu. Tümüne bir kez daha bakmakta çoook yarar var : http://ahmetsaltik.net/2018/05/16/ahlaksiz-buyume/ 

Aşağıda, KARA CUMA – 10 Ağustos 2018 hakkında kapsamlı veriler var.

Su testisi su yolunda kırılıyor, kırıldı..
AHLAKSIZ BÜYÜME balonu patladı.
Şimdi gerçekleri halktan saklamak için hamaset ve din sömürüsü zamanı.
Milliyetçilik istismarı.. Ankara’nın tüm direklerine 1 gecede Erdoğan posteri asıldı gene.. “MİLLET BİR – HEDEF BİR” yazıyor.. Daha dün, AKP’ye oy vermeyenler terörist… idi.
Bir de sopa gerek : Ekonomik OHAL.. Savcılıklar – Emniyet devrede.. krizle ilgili söyleyip – yazacaklarınıza dikkat..Lütfen otosansür uygulayın tamam mı, başınıza / başımıza iş açmayın.

  • Oysa Rahip olayı çıkmasa idi, birkaç ay içinde gene duvara toslayacaktık kaçınılmaz biçimde.

Papaz Brunson çok işe yaradı! Zorunlu devalüasyon vahşice yapılıyor, fatura Trump’a, ABD’ye, dış güçlere, ülkemize ilan edilen (!) ekonomik savaşa bağlanmak isteniyor. 15 Temmuz da böyle kullanılmadı mı??

“Yurdum insanı” gene yutuyor ve yastık altıdaki 3-5 doları yakarken karısı içeriden feryat ediyor..

Sevgi ve saygı ile. 13 Ağustos  2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
=================================

Kur, ekonomiye güvenin sarsılması, Erdoğan’ın ekonomik savaş söylemi, Berat Albayrak’ın tatmin edici bulunmayan konuşması ve Trump etkisiyle 6.87 TL’ye çıktı Ekonomi politikaları ve yeni sisteme duyulan güvensizlik sürerken, ABD ile büyüyen sorunlar TL’deki kan kaybını hızlandırdı. Dolar, dün de tarihi zirvesi olan 6.8703 liraya çıktı. Kurdaki günlük yükseliş % 23.3’ü bulurken yükselişte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘ekonomik savaş’ söylemi, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıkladığı ve tatmin edici bulunmayan ekonomi modeli ile son olarak akşam saatlerinden ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptırım açıklaması etkili oldu.

[Haber görseli]

Politikaların çöküşü

Ekonomistlere göre, TL’deki hızlı düşüş, iktidarın ‘yerli-milli mücadele’ söylemine karşın sadece gerilen Türkiye-ABD gerginliğinden kaynaklanmıyor. Asıl sorun uzun zamandır eleştirilen AKP’nin ekonomi politikalarının temelinde yatıyor. Siyasi krizin derinleştiğine de dikkat çeken bir ekonomist “Siyasi çözüm olmadan güven krizinin önüne geçilemez. Bu sadece ABD-Türkiye gerginliğiyle ilgili değil, hükümetin siyaset, hukuk ve demokrasi alanındaki politikalarıyla ilgili. Güveni yeniden tesis etmek için siyasilerin çıkıp piyasa gerçekleriyle yüzleşmesi gerekiyor. Bu yüzleşmenin maliyeti ise adım atılmadığı her gün daha da artıyor” dedi.

Sabah saatlerinde Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Avrupa’daki bankaların Türkiye’de maruz kaldıkları risk hakkında endişe belirttiğini ortaya koyan Financial Times haberinin ardından dolar 6.4915 ile zirve yapmıştı. Gün içinde liradaki kayıplar hızlandı. TL dün dolar karşısında 2001 başından bu yana en sert günlük düşüşünü kaydetti. Yılbaşından bu yana düşüş yüzde 82’yi bulurken, Ağustos 2017’ye göre kayıplar yüzde 94’e ulaştı. Öyle ki doların değeri bu tarihten beri neredeyse ikiye katlandı.

[Haber görseli]

 Trump fitili ateşledi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün Bayburt’ta yaptığı konuşmada Yastığının altında doları, Avro’su, altını olan varsa bunu gitsin, TL ile bankalarımızda bozdursun. Bu bize karşı ekonomik savaş ilan edenlere benim milletimin cevabı olacaktır. Beraberliğimiz batıya en büyük cevap. Ülkemize diz çöktürmek için yapmadıklarını bırakmadılar” dedi.

Erdoğan’ın konuşması öncesinde 5.90 düzeyinde olan $, konuşma sırasında 6.25’e çıktı. Berat Albayrak’ın konuşması sırasında 6.38’leri gören kur, Trump’ın Türkiye’ye yönelik olarak çelik ve alüminyumdaki gümrük vergilerinin iki katına çıkarılması için yetki verdiğini duyurması sonrası 6.8703 TLL’ye ulaştı.

Kurdaki yükselişe paralel gösterge 10 yıllık tahvilin bileşik faizi % 22.11, iki yıllık gösterge tahvilin faizi ise %24.8 ile tarihsel zirveyi gördü. Türkiye’nin beş yıllık kredi iflas takası olan CDS’leri 2009’dan bu yana en yüksek düzey olan 400 puanın üzerine çıktı. Avro 7.9947 TL, sterlin 8.9138 TL’ye yükseldi. Borsada kayıplar gün içinde %7.5’e ulaştı. Borsa İstanbul günü % 2.31 düşüşle tamamladı.

Kriz göz göre göre geldi

Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü Başkanı Profesör Refet Gürkaynak, kurlardaki hızlı yükselişte doğrudan Türkiye ve ABD arasındaki Rahip Brunson gerginliği ve Washington yönetiminin aldığı yaptırım kararlarının etkili olmadığını vurgulayarak;

  • “2000 yılından beri uyguladığımız ekonomi politikaları var. Böyle olacağı uzun zamandan beri belliydi. Eğer iyi iktisatçılık krizleri önceden bilmekse Türkiye’de bunu herkes söylüyordu.
  • Göz göre göre gelen bir kriz bu. Şu anki mesele durgunluğu nasıl aşacağımızla ilgili” dedi.

İktisadi sorunların temelinde bir rejim sorunu olduğunu vurgulayan Gürkaynak, ekonominin iyi idare edilemediğine dikkat çekti. Gürkaynak,

“İktisat üzerine fikir beyan eden yöneticilerin hepsi liyakatları nedeniyle oraya gelmiş değiller. Cari açık 1990’larda %3.5 iken 10’a çıktı!

  • Krizi çıkartan şey borçtur. Bu kadar borçla biz inşaat yaptık, bunun da üretim değeri olmayanı yaptık.

  • Şu anda bir kriz yaşıyoruz.

  • ‘Bizim Allahımız var’ dendiği zaman herkes burada ‘İşimiz Allaha kaldı’yı duyuyor” ifadesini kullandı.

[Haber görseli]

Kaçış yok!

Türkiye’nin ciddi iktisadi sorunları olduğunu vurgulayan Prof. Refet Gürkaynak, bunların sonucu olarak büyük bir iktisadi zorluk yaşanacağına işaret etti. Gürkaynak şöyle devam etti:

Kaçış yok, ya ödendiği için ya da ödenemediği için zorluk yaşanacak. Her zaman olduğu gibi mali piyasalarda bir ‘sonuç’ görüyoruz. Neden ise ‘iktisat politikası’.

  • Bunun arkasından yavaşlama gelecek, bazı sektörler daha hassas. Örneğin inşaat anında duruyor. Dolayısıyla ortaya çıkan işsizlik çok daha büyük olacak.
  • Türkiye halen borç almak zorunda. Onun için de bu ülkede yavaş yavaş doğru işler yapmak zorundayız.
  • Aklı başında şeyler söylemek, kavga etmemek, ardından bu ülkeye bir iktisat politikası getirmek zorundayız.”

[Haber görseli]

Büyümenin pili bitti

Avrupa Merkez Bankası’nın başta BBVA, UniCredit ve BNP Paribas olmak üzere Avrupa bankalarının Türkiye riskinden endişelendiği yönündeki haberinin ardından Yapı Kredi Bankası’nın %41’lik hissesine sahip olan İtalyan UniCredit, dün yayınladığı raporda “Türkiye’deki gelişmeleri dikkatle izliyoruz” dedi. Raporda, “Krediye dayalı büyüme modelinin pili bitiyor” denildi. Raporda, finansman maliyetlerindeki keskin artışın özel ve yabancı bankaları kredilerde yavaşlamaya gitmeye zorladığı belirtildi. Raporda, “Merkez Bankası faiz artırmakta çok geç kaldı. Makro ekonomik politikalar gevşek kalmaya ve politikacılar TCMB’nin bağımsızlığının altını oymaya devam ederse, faiz artışları yeterli olmayabilir.” denildi

Yeni bir söylem yok

BlueBay Asset Management stratejisti Tim Ash, “Albayrak’ın açıklamalarında yeni bir söylem yok. Erdoğan’ın açıklamaları ise milliyetçiliği daha da öne çıkaran bir ajanda üzerine kurulmuş” dedi. Ash, açıklanan yeni ekonomi modelinde hiçbir verinin yer almamasının şaşırtıcı olduğuna dikkat çekti.

Dakikada bir tabela değişti

İstanbul’da ayaklı borsa diye tabir edilen Tahtakale’de altın ve döviz bürolarındaki hareketlilik saniyede değişiyor. Doların yükselişe geçtiği saatlerde döviz büroları tıklım tıklım oluyor. Ellerinde deste deste dolarla kapılarda bekleyen yurttaşlar, döviz yükselince para bozduruyor. Yaşanan durum nedeniyle esnaf da dert yanıyor. Altın fiyatlarının da yükselmesi ile birlikte yurttaşların altın bürolarına akın ettiğini belirten esnaf, ellerinde para olmadığı için altınları bozamadıklarını söylüyor. (Cumhuriyet internet, 11.08.2018)

Ataol BEHRAMOĞLU : SEÇİM SONRASINDA

SEÇİM SONRASINDA

Ataol BEHRAMOĞLU
Cumhuriyet, 07 Temmuz 2018
Kazananın dışındaki cumhurbaşkanı adaylarının oyları toplandığında 23.737.844 ediyor.

Kazanan 25.330.823 oy aldığına göre, arada yaklaşık iki buçuk milyonluk bir fark söz konusu. 
Yani öteki adaylar tek bir kişi üzerinde de anlaşsalar iki buçuk milyon eksikleri var. 
Bu arada Muharrem İnceTayyip Erdoğan’la aralarında 10 milyonluk fark olduğunu söylerken gerçeği dile getiriyor. 
İnce’nin oyu 15.340.321 olduğuna göre, neredeyse milimi milimine on milyonluk bir fark bu.
***
İşin bir yanı böyle. Gelelim öteki yanına… 
En yakın rakibinden on milyon fazla oy almış olsa da, toplam oylar bakımından Tayyip Erdoğan büyük sayılamayacak bir oy farkıyla 2. tura kalmaktan kurtuldu.
İkinci tur gerçekleşse sonuç ne olurdu? 
Şu anda bu konuda tahmin yürütmenin bence pek bir önemi ve anlamı yok. 
Fakat şu soru bütün önemi ve anlamıyla karşımızdadır: 
Toplumun %50’sinin biraz üstünde bir oy desteğiyle (rakiplerinin aldığı toplam oyun iki buçuk milyon fazlasıyla) başkan seçilmiş olan kişi, 80 küsur milyonluk bir ülkenin yönetim sistemini, bu demektir ki kaderini, bugününün ve geleceğinin yönünü kökten değiştirmeye ne ölçüde hak sahibidir? 
Tabii bu toplumun demokrasi ve evrensel hukuk ilkelerine göre yönetilmekte olduğu ve yönetileceği iddia edilmekteyse…
***
Her kesimden insanımızın içinde yükselen umut ve beklenti, haklı bir umut ve beklentiydi. 
Bu umudu sağdan ya da soldan küçümsemeye kalkmak, en azından toplumdan habersizliktir. 
Sağ kendince gerekeni yapıyor. Sola söyleyeceğim ise bu kafayla ileriye doğru bir milim yol alınamayacağıdır. Umut ve beklentiler haklıydı, fakat yenilgi de bir olasılıktı kuşkusuz. 
Kendi payıma ben, yenilgiden daha çok, sanıyorum milyonlarca seçmen gibi desteklediğim adaydan ve partisinden seçim gününde ve gecesinde beklediğim daha tutarlı, daha aydınlatıcı, daha enerjik tutumu ve tavrı göremeyişle hayal kırıklığı yaşadım. 
Ardından da alışılageldik parti içi çekişme sahneleriyle karşılaştık. Böyle bir aceleciliğin ne söz konusu partiye, ne yönetimi değiştirme çabasındakilere, ne de ülkemize iyilik getireceği kanısındayım.
***
İyi Parti başkanından da doyurucu, inandırıcı bir ses çıkmadı… 
Buna karşılık partisinden AKP’ye katılımlar olabileceği yönünde işaretler geliyor. 
Baskılar karşısında kararlı duruşuna ve lideri olduğu hareketin bir merkez parti gereksinimini karşılama potansiyeline verdiğim, bana nice hakaretlere yol açan ve şimdi belki yine açabilecek olan desteğimi henüz çekmiyorum…
Fakat bunu da ikinci bir hayal kırıklığı olarak not ediyorum.
***
Ülkemiz, insanlarımızın birbirini ciddi olarak dinleyip anlama gereğini duymadığı bireysel ve kabilesel bir çıkar ve sövgü sarmalında…
Bu konuda ben payıma düşenleri fazlasıyla alanlardanım. 
Yukarıda sözünü ettiğim hakaret ve eleştiriler, sol olarak tanımlanabilecek çevrelerle AKP yandaşlarından gelenlerdi… 
Seçim gecesi erken bir zafer ilanına ilişkin söylediğim birkaç söz ise bu kez solun yeminli düşmanlarının, kimileri olasıdır ki kiralık ağızların ağır hakaret ve saldırılarına yol açtı.
***
Bunların yanı sıra bir de HDP konusu var. 
Üç yıl önceki bir yazımda HDP’ye niye oy vereyim diye sormuş ve bu parti yandaşlarının genellikle eleştiri sınırlarını aşan hoşnutsuzluğuyla karşılaşmıştım. 
Bu seçim ise sonuçları bakımından tümüyle farklıydı. HDP barajı mutlaka aşmalıydı ve bunu yazılarımda birkaç kez açıkça belirttim. Buna karşın üç yıl önceki yazım şimdi yazılmış gibi sosyal medyada paylaşıldı. 
Açıkçası bütün bunlardan yoruldum ve sıkıldım. 
Köşe yazarlığı da bunun içinde. 
Başka çalışmalarımda da yoğunlaşabilmek için, okurlarımdan uzun bir süre, şimdilik bütün bir yaz için izin istiyorum…
=============================================
Dostlar,

Çok değerli düşünür, şair, yazar, bilim ve edebiyat insanı, gerçek aydın Sayın Ataol Behramoğlu’nun kolay kolay pes etmeyeceğini biliyoruz.. 

Hele buna dönük kurgulu saldırı olasılığını da dikkate alarak..

Bir süre dinlenmesini ve ülkemizin yakıcı sorunlarına akılcı çözümler sunan nitelikli yazılarına dönmesini diliyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 07 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

İcazeti veren FETÖ mü, CIA mı?

İcazeti veren FETÖ mü, CIA mı?

Arslan BULUT

Arslan BULUT
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr
Yeniçağ, 30.052018

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Tayyip Erdoğan, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce‘nin “Erdoğan, partisini kurarken icazet almak için Pensilvanya’ya gitti” iddiaları üzerine suç duyurusunda bulundu, ayrıca tazminat davası açtı.

Erdoğan, konuyla ilgili olarak “Cezaevinden çıktıktan sonra biz kime gittik biliyor musun? Pensilvanya’ya değil, halkımıza gittik ve 81 vilayette dev bir kamuoyu araştırması yaptırdık. 42 bin donörle görüşme yaptık. O bilimsel görüşmenin sonucunda amblemimize varıncaya kadar, adına varıncaya kadar, partimizin kurulmasının gereğini, milletimizden aldığımız icazetle kararını verdik. Ey İnce, biz bir yerlerden gelen talimatla değil, milletimizden aldığımız talimatla bu adımı attık.” dedi.
***
Erdoğan‘ın parti kurmadan önce Pensilvanya’ya gittiği iddiasını, Muharrem İnce ispatlamalıdır. Fakat bugün herkes kabul ediyor ki, Pensilvanya’da ikamet eden Fetullah Gülen, önceleri, NATO programı olan komünizmle mücadele çerçevesinde ve Türk istihbarat birimlerinin kontrolünde çalışırken, sonraları CIA kontrolüne girmiştir.
Siz bu süreçte, hiçbir resmi sıfatınız olmadığı halde doğrudan ABD yetkilileriyle, Yahudi kuruluşlarının liderleriyle hatta daha da ötesi İstanbul’da görevli CIA ajanları ile görüştüyseniz ve bu görüşmeler, o günlerde basında yer aldıysa, partiyi kurmadan önce Fetullah Gülen ile görüşüp görüşmemenizin bir kıymeti harbiyesi olabilir mi?
***
Erdoğan, “Şimdi ispat edeceksin, söyleyeceksin. Ben Pensilvanya’ya gitmişsem kimle gitmişim? Söyle bakalım, ispat et. Yanımda birileri varmış. Kim varmış? İspat et. İspat etmezsem namertsin” diye iddialı konuşuyor.
İyi de 1996 yılında Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda Graham Fuller ile görüşen Abdullah Gül değil miydi?
Daha Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı iken, ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz ile görüşen, Graham Fuller ile temasa geçen, Amerika’nın Adana Konsolosu Elizabeth Shelton, İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins, ABD Büyükelçilik Müsteşarı Silwer Lawrens ve CIA görevlisi Kenny Bob ile görüşen Tayyip Erdoğan değil miydi?
AKP’yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001’de İsrail büyükelçisi David Sultan ile görüşen kimdi?
***
Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, “Öteden beri Türkiye’yi uydusu gibi görmek isteyen ülkeler var. Onlar bu şahlanışa, bu dik duruşa engel olmaya çalıştılar. Darbe teşebbüsleri yaptılar, muhtıralar verdiler, ortalığı yakıp yıktılar, terörü azdırdılar” diyor.
Doğru da, Türkiye’de rejimi değiştirmek için, ABD ve AB ile iş birliği yapan, hatta “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınan” kimdi?

  • Hem daha AKP kurulmadan hemen önce, ABD’deki temaslardan sonra
    bir lobi şirketi üzerinden gönderilen gizli belgeyi parti programı yapan kimdir?

Ve bütün bu programlar gereği, Türkiye’nin de haritasını değiştiren Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanlığı görevi verilen kimdir?
Bunlar da millet iradesinin gereği miydi?
Şimdi, aynı oyunu, muhalefet üzerinden oynuyor olabilirler.
Fakat önce başımıza gelenleri doğru tespit edelim!
Türkiye’de artık Kemalizm’in modasının geçtiğini ve Fazilet Partisi’ndeki “Yenilikçi Hareket”in “Ilımlı İslâm”a liderlik yapacağını söyleyen, yani icazet veren Graham Fuller değil miydi? Tabii ki milletin eğilimlerini de ölçerek böyle diyordu ama sonuçta siyasi yasakları ortadan kaldıran da ABD Büyükelçisi değil miydi?
***
Recep Akdağ, “Birbirine benzemez 2-3-4 grubun bir araya gelmesinin bu ülkenin geleceği açısından bir faydası olmayacağı açıktır.” diyor. Peki, Türk milliyetçilerinin partisi ile her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına alanların partisi birbirine çok mu benziyor acaba? Bunun ülkenin geleceğine ne faydası olacak? AKP ve MHP bu konuyu izah edemediği için halk muhalefete yöneliyor!
================================================
Dostlar,

Teşekkürler Sayın Arslan Bulut‘a…
Nefis bir değerlendirme.
Daha önce köşesinde yazdığı halde bu kez biraz kapalı geçerek, AKP’nin programının ABD’de CFR / Rand Corporation tarafından 2001’de yazıldığını es geçmiş :

“..Esasen AKP’nin kendisi de bir projedir, programı ise dünyayı yöneten Dış İlişkiler Konseyi (CFR) yazılımıdır…” (Arslan Bulut, “Açılımın Şifreleri”, Bilgeoğuz Yayınevi, İst. 2010, Kitabın arka kapağı.

Açılımın Şifreleri ile ilgili görsel sonucuArtık mızrak çuvala sığmıyor…
Gerçeklerin, er ya da geç, bir yolunu bularak ortaya çıkma inadı – huyu – alışkanlığı – kararlılığı… var’!
Ayırca, ne denli yok ettiğinizi düşünürseniz düşünün, önemli belgelerin başka yerlerde örnekleri bulunuyor, yeri – zamanı geldiğinde ortaya çıkıveriyor – servis ediliveriyor..
AKP = RTE için -ve de MHP- çember giderek daralıyor..
Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste..

Ya da; emperyalizm böyle kullanır kullanır, vadesi tamam olunca da sümüklü mendil gibi çöpe atar..

Sevgi ve saygı ile. 30 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Milliyetçiliğinizi hala NATO kılıfından kurtaramadınız

Milliyetçiliğinizi hala NATO kılıfından kurtaramadınız

Nihat Genç
Odatv.com, 09.04.2018

Benim adım yazar Nihat Genç. Beni kimse susturamaz. O partiye oy ver bu partiye oy ver, istediğine ver, bana ne?
Uyanık olmayan mutlu olamaz. Gerçeği görmeyen bilgi sahibi olamaz.
Yalan maskesi sadece FETÖ’cülerin PKK’nın Amerika’nın işbirlikçilerinin işine yarar ve ülkenizi geleceğinizi en temiz duygularınızı mahvederler, paramparça ederler.
Ülkenize ve kendinize inancınız kalmaz.
Gösterilmeyen susturulan kapatılan örtülen idare edilen her şey gün gelir ülkenizi ideallerinizi elinizden alır sümük gibi ortada bırakır sizi.
Ülkesini seven insan çırılçıplak olmayı göze alacak. Manevi baskılara karşı koyacak.
Herkesin kasıtla sustuğu yerde baş kaldırabilecek gücü kendinde görecek.
Tam bir bağımsız ruhu olacak.
Gizli işaretler ve şifrelerle işi olmayacak, her biri okunaklı apaçık ve dümdüz yazacak.
Ülkemizi ve geleceğimizi temize çekmenin başka yolu yoktur.
Bunun da yolu ‘sözde kahramanlar’ın peşine takılmak değil sözde kahramanlara
‘lanetler yağdırıp’ deşifre etmektir. Gözünüzün önünde dönen dolaplara isyan edeceksiniz arkadaş, isyan, kötü niyetlileri gördüğünüzde cezalandıracaksınız, maskelerini indireceksiniz.

BU KADAR KORKAKSANIZ NİYE YAZARSINIZ?

İşte bir parti kurultayını yaptı, her şey yüzlerce yazarın gözleri önünde oldu, siz de gördünüz, neden susuyorsunuz?
Hepiniz apaçık biliyorsunuz, Enver Altaylı, MİT ve CIA ajanı olduğunu ve CIA Ortadoğu şefi Ruzi Nazar’ın yetiştirmesi olduğunu kendisi kitaplar yazarak deklare etti.
Enver Altaylı şu anda FETÖ’cülük iddiasıyla hapiste, iddianamesinde FETÖ’ye raporlar yazdığı medyada çarşaf çarşaf yayınlandı. Bu isimlerin ‘milliyetçi’ görünmesinden, milliyetçi kurum ve mahfilleri gençliği yıllarca manipüle etmesinden (kırdırtması kışkırtması) bir milliyetçinin utanması lazım.
Ne utanması, ödüllendiriliyor, yeğeni Burak Kavuncu İYİ Parti’nin genel başkan yardımcılığına getiriliyor ve bütün milliyetçi mahfiller yazarlar susuyor, neden, İYİ Parti’yi eleştirmek Tayyib’in işine yarar. O yarar bu yararsa siz de yapmayın, adı dünyaca ünlü ve deşifre olmuş sızıntı Panama Belgeleri’nde şaibeli ve gizli zenginler listesindeki Burak Kavuncu kimdir, ne iş yapar, servetini nasıl yapmıştır, hangi aileden gelmiştir ve kimlerin yeğenidir, tek satır neden yazamıyorsunuz?

Bu kadar korkaksanız niye yazarsınız?

MİLLİYETÇİLİĞİNİZİ HALA NATO KILIFINDAN KURTARAMADINIZ

Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında adına ‘gladyö’ denilen yapıların hepsi bir arada yine bir daha NATO şemsiyesi altında, NATO’nun kurumlarında çalışıyorlar, Türkçüsü NATO milliyetçisi, FETÖ’cüsü NATO milliyetçisi, PKK’lısı NATO milliyetçisi, İslamcısı NATO milliyetçisi.

Taha Akyol’u NATO milliyetçisi.

NATO milliyetçiliğinden ve şemsiyesine topladığı alayından rahatsız iseniz, aman Nihat Genç yazma diyeceğine, gider genel başkanına, bu isimler şaibeli, bari seçim öncesi bunları genel başkan yardımcısı yapmayalım, dersiniz.

Genel Başkanına neden bu isimleri yazıyorsun diyemiyorsun, ama, Nihat Genç yazınca, aman yazma Tayyib’in ekmeğine yağ sürme. Üstelik bu lafları on yıllarca korkudan ya da yakınlıktan FETÖ’ye tek laf söyleyememiş insanlar söylüyor. Tayyip Erdoğan on yıllarca bu ekmekten yedi Şimdi siz de bu ekmeğe sulanıyorsunuz! Kitlelerin tertemiz vatansever duyguları işte onu söyleme bunu yazma yüzünden karma karışık işin içinden çıkılmaz hale geldi.

Soğuk Savaş’ta Türkiye iç savaş yaşadı kardeş kardeşi öldürdü ve sonrası FETÖ’cüler bu ülkeyi gözlerinizin önünde hukuku askeriyle işgal etti, milliyetçiliğinizi hala NATO kılıfından kurtaramadınız, hala ajanlar hala FETÖcüler kurumlarınızda partilerinizde cirit atıyor.

Hala onu sus buna sus’la hala Nihat Genç ona oy verme buna oy verme kime oy verelim’le çaresizliğinizi dayatıp NATO bileşenleri PKK FETÖ Türkçüler hepiniz bir arada yol almaya çalışıyorsunuz. NATO’nun (FETÖ’nün PKK’nın) tarlalarınızı sürmekten tarlalarınıza ölüm dikmekten bıkmadınız mı, çocuklarınızı katil yapmaktan ajan yapmaktan usanmadınız mı?
Bir ülke bu kadar ‘kötülüğü’ nasıl kaldırsın? Vicdanları uyutarak ve etrafınızı susturarak gençliği ve idealleri kılık değiştirip bir daha aldatmanıza seçimler yaklaşıyor diye hiç ses çıkartmayalımla en temiz vatansever duygular soysuzlaşsın ve ajanlaşsın, biz de susup seyredelim, bu mudur büyük politik taktiğiniz?

Nasılsa başka muhalefet yok nasılsa bana oy vermek zorundalar diyen Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin sürecince tıpış tıpış oy vereceksiniz demişti, aynısı, nasılsa başka şans yok, oyunuzu tıpış tıpış vereceksiniz, ben de Allah’tan korkmam kuldan utanmam hiç kimseden çekinmeden, şaibeli isimleri istediğim gibi atarım, diyeceksiniz ve yazarı çizeri milliyetçi gazetecisi susacak.

DEVLETİ BU KAHPE ANLAYIŞLA MI YÖNETECEKSİNİZ?

Bir ‘devlet’i daha önce felaketlerle defalarca bitirmiş bu kahpe anlayışla mı yöneteceksiniz? Daha iktidara gelmeden bu denli kucakladığınız şaibeli isimleri iktidara gelince anında nereye hangi kurumlara atayacaksınız?
Yetsin be, Türkiye’de var olan her kurumu her değeri yok eden birbirine kırdırtan bu düzenbaz her yola gelir milliyetçiliğiniz!
Yeri gelir İslamcı’yı yeri gelir Türkçüyü yeri gelir PKK’lıya her kombinezon içinde savaştıran bu sahtekar ajan NATO milliyetçiliğiniz, yetsin be. Gençleri ve heyecanlarını ve ülkenin enerjisini birbirine kırdırıp bitiren… Ülkesinin tek varlığı aydınlarını ve gençlerini bölüşüm ve eşitlik değerlerine ve insanlık değerlerine karşı savaştıran….

Ve ülkenin en temel hukuk askerlik parti gibi kurumlarının içini hala çakal oyunlarıyla oymaktan doymayan…
Ve Türkiye’yi kurumlarıyla güveniyle hukukuyla defalarca yakmaktan lime lime parçalamaktan bıkmayan …
Bu NATO milliyetçiliğine ve onun ajanlarına ve yazarlarına ve onun milliyetçilik türlerine  bir son verin. Yeniden ‘kurban’ olmayın.
Her defasında milliyetçiliğinizi kanıtlamak zorunda kalmayın.
Sahtekarlığı ve ajanlığı ayyuka varmış isimlerle yola çıkmayın.
NATO’nun FETÖ’nün PKK’nın takkesi kafası saçları içinde gizlenip asalak bit’ler gibi yaşamanın adına kalkıp bir de ‘milliyetçilik demeyin.
Sonra, katillerle ajanlarla ortak işbirliği içindeki milliyetçiliğinizi temizlemek için hamam hamam gezmeyin. Üç beş gün sonra hepimizin terk edeceği bu dünyanın en büyük mucizesi kalp temizliğidir, dürüstlüktür, düşünce coşkunluğudur, ışıktır, kendi bileğine güvenmektir, kendiniz gibi samimi insanlarla yola çıkabilmektir, bu sonsuzluk yolculuğunda, bunların hepsi mümkündür.

Ama hayır, siz hala onlarca yıl bu ülkenin gençliğine Apo’nun ayaklarını öptüren Mehdi’nin sümüğünü yalatan ve bu isimleri ‘aziz’ ‘evliya’ ‘peygamber’ rütbesine çıkartanların yolundasınız…

Bu yol sevinci yok eder ülkeyi yok eder bu yol yoksulluğun yoludur ezikliğin çaresizliğin yoludur, geçtiğiniz yıllara bakın, kaderin tıpkısını yaşamayın, yaşatmayın, ey Yeniçağ ve Sözcü yazarları, siz konuşun, bu ülkenin milyonlarca evladını bir daha dünyanın uçsuz bucaksız coğrafyalarında vatansız ülkesiz dolaştırmayın, on binlerce rütbeli Türk askerini ajan diye hapislerde bir daha çürütmeyin.

Dayatmalara zorunluluklara boyun eğmeyin, sizin Yunuslar’ın Ahi Evranlar’ın Atatürkler’in evlatları olmak gibi büyük bir şanınız var.

İnsanlarınızın ve devletinizin ve ideallerinizin acı çekmesini, bugünden tezi yok engelleyin.
Ağanın liderin kralın çarın diktatörün ben yaptım oldu’nun efendilerine karşı teslim olmayın, ayaklanın, ey Sözcü ve Yeniçağ yazarları hiç değilse bir cümlecik lafınız olsun.
Hiç kimsenin daha önce yapmadığı kadar, kendinize güvenin, bir daha kendinizi talihsiz bir denemenin kurbanı yapmayın, sonra kalkıp boş gururunuzu NATO baltalarıyla boşuna savunmayın. Bir ruhunuz bir kişiliğiniz varsa koyun ortaya, yani, vakit çok geç olmadan, yani anlıyorum sizi panik içindeki endişeli düşüncelerinizle sizi kıskıvrak yakaladılar, ne o yana dönebiliyorsunuz ne bu yana.
====================================
Dostlar,

Bu uzun ve coşkulu yazıyı biz de birşeyler eklemeden paylaşalım..
Tam da harman yürekli olmanın zamanı..

Sevgi ve saygı ile. 10 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Siirt’te bakır madeninde işçi katliamı

Siirt’te bakır madeninde işçi katliamı!

Siirt Şirvan’a bağlı Maden köyündeki bakır madeni ocağında 17 Kasım akşamı saat 20.30’da meydana gelen heyelanda 16 işçi toprak yığını altında kaldı. Maden bölgesinde toprak kayması tehlikesinin sürmesi nedeniyle güçlükle yürütülen kurtarma çalışmalarında 4 işçinin cenazesine ulaşıldı. Kalan 12 işçiye ulaşabilmek için çalışmalar devam ediyor. Heyelanın aşırı yağış nedeniyle gerçekleştiği ifade ediliyor. Aynı bölgede 25 Temmuzda meydana gelen heyelanda iş makineleri toprak altında kalmış ve can kaybı olmamıştı.
İş cinayetleri konusunda sicili bozuk olan Ciner Grubuna ait Park Elektrik’in taşeron şirketi Anıtlar İnşaat’ın maden sahasındaki çalışması sırasında, binlerce ton toprak ve kaya parçasının yamaçtan koparak sahaya akması sonucu işçiler iş makineleriyle birlikte toprak yığını altında kaldı. İş cinayetinin ardından açıklama yapan Park Elektrik yönetimi, işçi ölümlerine hiç değinmeden heyelan nedeniyle üretime ara verdiklerini duyurdu. Ciner Grubuna ait Park Elektrik tarafından işletilen Elbistan’daki Çöllolar kömür üretim sahasında 2011 yılında 6 Şubat ve 10 Şubatta art arda iki kez toprak kayması meydana gelmiş, toplam 10 işçi toprak altında kalmıştı. Bu işçilerden yalnızca birinin cansız bedenine ulaşılabilmişti. 9 işçi hâlâ toprak altında. Çöllolar’daki işçi katliamına dair dava sürüyor.
 
Facianın gerçekleştiği bakır madeni 2004’te Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle açıldı. Madeni işleten Ciner Grubu başkanı Turgay Ciner, açılışta yaptığı konuşmada “bizim önümüzü açın başka hiçbir şey istemiyoruz” demişti. Ciner’e yanıt olarak Erdoğan da Türkiye’de kurumsal tutuculuğa karşı mücadele ettiklerini söylemişti. İhaleyi alarak madeni işletmeye başlayan grubu da kutlamıştı. Bir süre üretim yapıldıktan sonra kapanan maden 2010’da yeniden faaliyete geçti.
Maden ocağının 2004’te faaliyete başlamasıyla birlikte, çevre ve insan sağlığı olumsuz etkilendi. Bakır çıkarılırken kullanılan kimyasalların kullanma suyuna karışması, hayvanların telef olmasına, tarım alanlarının kirlenmesine ve hastalıklara neden oldu. Madende patlatılan dinamitler, köylülerin evlerinde büyük çatlaklar oluşturdu. Konuyla ilgili 2010’da İnsan Hakları Derneği (İHD) Siirt Şubesi hazırladığı raporu bakanlıklara ve cumhuriyet savcılığına teslim etti.
İHD raporu, geçim kaynakları ve yaşam alanları zarar gören köylülerin kaymakamlık ve valiliğe başvuruda bulundukları halde çözüm üretilmediğini, tersine dışarı atıldıklarını, köyün içinde sürekli nöbet tutan asker ve kaymakamlık tarafından tehdit edildiklerini aktarıyor.
İnceleme ve araştırma sonucu hazırlanan raporun aradan geçen 6 yıla karşın AKP hükümeti tarafından dikkate alınmadığı, insan ve çevre sağlığının önemsenmediği anlaşılıyor. Geçen Temmuzda meydana gelen heyelana karşın bu durumun bir kez daha gerçekleşerek işçilerin ölümüne yol açması, çevre halkının hem şirket, hem de bu şirketin “önünü açan” hükümet tarafından hiç önemsenmediğini gösteriyor.
 
Toprak altında kalan 16 maden emekçisinin adları şöyle              :

1. Savaş Kızılkan: Ekskavatör operatörü (Diyarbakır)
2. Kerem Arat: Ekskavatör operatörü (Şirvan ilçesi Derinçay köyü)
3. Murat Ant: Ekskavatör operatörü, (Şirvan ilçesi Madenköy)
4. İbrahim Kılınç: Ekskavatör operatörü, (Siirt)
5. Kasim Tari: Ekskavatör operatörü (Diyarbakır)
6. Şefik Tuncer: Ekskavatör operatörü (Batman)
7. Sedat Bulut: Rok operatörü (Şirvan ilçesi Otluk köyü)
8. Abdurrahman Sönmezsoy: Rok operatörü (Batman)
9. Reşit Can: Kamyon şoförü, (Siirt Yağmurtepe köyü)
10. Halil Başer: Kamyon şoförü (Siirt Kurtalan ilçesi)
11. Mahmut Batumak: Kamyon şoförü (Şirvan ilçesi Taşkaya köyü)
12. Bedrettin Caylı: Kamyon şoförü (Şirvan ilçesi Yatağan köyü)
13. Nusret Beyazalma: Kamyon şoförü (Van Edremit)
14. Yavuz Yıldız: Kamyon şoförü (Şirvan ilçesi)
15. İsmail Tekin: Kamyon şoförü (Siirt Eruh ilçesi)
16. Abdulbaki Aydın: Kamyon şoförü (Siirt Eruh ilçesi)
(AS: Numaralandırmayı biz yaptık..)
===================================
Dostlar,
Aşağıdaki çizim her şeyi açıklamaya yeter sanırız… İlk 10 ayda 1596 kurban!
Bu rakama Kasım 2016 iş cinayetleri katılmış değil. (Yaklaşık 160 eklenebilir!)
Ortalama 150 gibi aylık iş cinayeti kurbanımız oluyor.. 2016’da aylık ortalama 160!
(http://www.guvenlicalisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=17
982:ekim-ayinda-en-az-165-yilin-ilk-on-ayinda-ise-en-az-1596-isci-yasamini-yitirdi& catid=149:is-cinayetleri-raporlari&Itemid=236, 20.11.16)
Yaşasın AKP-RTE iktidarı!!
İzlenen politikaların emekten mi sermayeden mi yana olduğuna başka kanıt ister mi??!
AKP Siirt milletvekili ve Genel Başkan yardımcısı sosyoloji profesörü Yasin Aktay.. sonuna dek Müslüman değil mi!? Öyle ki, R.T. Erdoğan’ı gördüklerinde neredeyse Peygamberi görmüş gibi selavat getirdiklerini gururla belirten bilim ve siyaset insanı.. Siirt – Şirvan – Maden köyünden maden emekçilerinin bu apaçık iş cinayetine kurban edilmesinde nasıl tutum alacaksınız bakalım??
Yasin hoca, hemşehriniz köylüleriniz mi, siyasi ikbal beklentiniz mi? Vicdanınız ne söylüyor Yasin hoca? Çıkın yiğitçe gerçeği söyleyin, masum maden emekçilerinin kanına sahip çıkın, siyasi çıkarlarınıza kurban etmeyin garipleri, haydi, haydi..
6 yıl önce (11.11.2010) “Türban Sorunu” başlıklı oturumda Beyaz TV’de (Sağduyu Prog.) Av. Mustafa Karaman ile birlikte ikiniz, eski DSP Milletvekili Hasan Erçelebi ve bize karşı canhıraş biçimde, gerçekleri bildiğiniz halde, Türban’ı siyaseten savunuyordunuz.. Ödülünüzü de aldınız, Vekil hatta AKP Genel Başkan Yrd. oldunuz.. Dolayısıyla çok da umutlu değiliz bilim etiği bağlamında doğruyu bulacağınızdan?!
Ekleyelim : Başbakan Yıldırım “Devlet millete değil, kendisine olağanüstü hal ilan etmiştir” dedi ama… OHAL’de en az (saptanabilen) 513 işçi yaşamını yitirdi!
Sevgi, saygı ve acı ile.
20 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Eski Yeraltı Maden İşletmesi İşyeri Hekimi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com