Siirt’te bakır madeninde işçi katliamı

Siirt’te bakır madeninde işçi katliamı!

Siirt Şirvan’a bağlı Maden köyündeki bakır madeni ocağında 17 Kasım akşamı saat 20.30’da meydana gelen heyelanda 16 işçi toprak yığını altında kaldı. Maden bölgesinde toprak kayması tehlikesinin sürmesi nedeniyle güçlükle yürütülen kurtarma çalışmalarında 4 işçinin cenazesine ulaşıldı. Kalan 12 işçiye ulaşabilmek için çalışmalar devam ediyor. Heyelanın aşırı yağış nedeniyle gerçekleştiği ifade ediliyor. Aynı bölgede 25 Temmuzda meydana gelen heyelanda iş makineleri toprak altında kalmış ve can kaybı olmamıştı.
İş cinayetleri konusunda sicili bozuk olan Ciner Grubuna ait Park Elektrik’in taşeron şirketi Anıtlar İnşaat’ın maden sahasındaki çalışması sırasında, binlerce ton toprak ve kaya parçasının yamaçtan koparak sahaya akması sonucu işçiler iş makineleriyle birlikte toprak yığını altında kaldı. İş cinayetinin ardından açıklama yapan Park Elektrik yönetimi, işçi ölümlerine hiç değinmeden heyelan nedeniyle üretime ara verdiklerini duyurdu. Ciner Grubuna ait Park Elektrik tarafından işletilen Elbistan’daki Çöllolar kömür üretim sahasında 2011 yılında 6 Şubat ve 10 Şubatta art arda iki kez toprak kayması meydana gelmiş, toplam 10 işçi toprak altında kalmıştı. Bu işçilerden yalnızca birinin cansız bedenine ulaşılabilmişti. 9 işçi hâlâ toprak altında. Çöllolar’daki işçi katliamına dair dava sürüyor.
 
Facianın gerçekleştiği bakır madeni 2004’te Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle açıldı. Madeni işleten Ciner Grubu başkanı Turgay Ciner, açılışta yaptığı konuşmada “bizim önümüzü açın başka hiçbir şey istemiyoruz” demişti. Ciner’e yanıt olarak Erdoğan da Türkiye’de kurumsal tutuculuğa karşı mücadele ettiklerini söylemişti. İhaleyi alarak madeni işletmeye başlayan grubu da kutlamıştı. Bir süre üretim yapıldıktan sonra kapanan maden 2010’da yeniden faaliyete geçti.
Maden ocağının 2004’te faaliyete başlamasıyla birlikte, çevre ve insan sağlığı olumsuz etkilendi. Bakır çıkarılırken kullanılan kimyasalların kullanma suyuna karışması, hayvanların telef olmasına, tarım alanlarının kirlenmesine ve hastalıklara neden oldu. Madende patlatılan dinamitler, köylülerin evlerinde büyük çatlaklar oluşturdu. Konuyla ilgili 2010’da İnsan Hakları Derneği (İHD) Siirt Şubesi hazırladığı raporu bakanlıklara ve cumhuriyet savcılığına teslim etti.
İHD raporu, geçim kaynakları ve yaşam alanları zarar gören köylülerin kaymakamlık ve valiliğe başvuruda bulundukları halde çözüm üretilmediğini, tersine dışarı atıldıklarını, köyün içinde sürekli nöbet tutan asker ve kaymakamlık tarafından tehdit edildiklerini aktarıyor.
İnceleme ve araştırma sonucu hazırlanan raporun aradan geçen 6 yıla karşın AKP hükümeti tarafından dikkate alınmadığı, insan ve çevre sağlığının önemsenmediği anlaşılıyor. Geçen Temmuzda meydana gelen heyelana karşın bu durumun bir kez daha gerçekleşerek işçilerin ölümüne yol açması, çevre halkının hem şirket, hem de bu şirketin “önünü açan” hükümet tarafından hiç önemsenmediğini gösteriyor.
 
Toprak altında kalan 16 maden emekçisinin adları şöyle              :

1. Savaş Kızılkan: Ekskavatör operatörü (Diyarbakır)
2. Kerem Arat: Ekskavatör operatörü (Şirvan ilçesi Derinçay köyü)
3. Murat Ant: Ekskavatör operatörü, (Şirvan ilçesi Madenköy)
4. İbrahim Kılınç: Ekskavatör operatörü, (Siirt)
5. Kasim Tari: Ekskavatör operatörü (Diyarbakır)
6. Şefik Tuncer: Ekskavatör operatörü (Batman)
7. Sedat Bulut: Rok operatörü (Şirvan ilçesi Otluk köyü)
8. Abdurrahman Sönmezsoy: Rok operatörü (Batman)
9. Reşit Can: Kamyon şoförü, (Siirt Yağmurtepe köyü)
10. Halil Başer: Kamyon şoförü (Siirt Kurtalan ilçesi)
11. Mahmut Batumak: Kamyon şoförü (Şirvan ilçesi Taşkaya köyü)
12. Bedrettin Caylı: Kamyon şoförü (Şirvan ilçesi Yatağan köyü)
13. Nusret Beyazalma: Kamyon şoförü (Van Edremit)
14. Yavuz Yıldız: Kamyon şoförü (Şirvan ilçesi)
15. İsmail Tekin: Kamyon şoförü (Siirt Eruh ilçesi)
16. Abdulbaki Aydın: Kamyon şoförü (Siirt Eruh ilçesi)
(AS: Numaralandırmayı biz yaptık..)
===================================
Dostlar,
Aşağıdaki çizim her şeyi açıklamaya yeter sanırız… İlk 10 ayda 1596 kurban!
Bu rakama Kasım 2016 iş cinayetleri katılmış değil. (Yaklaşık 160 eklenebilir!)
Ortalama 150 gibi aylık iş cinayeti kurbanımız oluyor.. 2016’da aylık ortalama 160!
(http://www.guvenlicalisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=17
982:ekim-ayinda-en-az-165-yilin-ilk-on-ayinda-ise-en-az-1596-isci-yasamini-yitirdi& catid=149:is-cinayetleri-raporlari&Itemid=236, 20.11.16)
Yaşasın AKP-RTE iktidarı!!
İzlenen politikaların emekten mi sermayeden mi yana olduğuna başka kanıt ister mi??!
AKP Siirt milletvekili ve Genel Başkan yardımcısı sosyoloji profesörü Yasin Aktay.. sonuna dek Müslüman değil mi!? Öyle ki, R.T. Erdoğan’ı gördüklerinde neredeyse Peygamberi görmüş gibi selavat getirdiklerini gururla belirten bilim ve siyaset insanı.. Siirt – Şirvan – Maden köyünden maden emekçilerinin bu apaçık iş cinayetine kurban edilmesinde nasıl tutum alacaksınız bakalım??
Yasin hoca, hemşehriniz köylüleriniz mi, siyasi ikbal beklentiniz mi? Vicdanınız ne söylüyor Yasin hoca? Çıkın yiğitçe gerçeği söyleyin, masum maden emekçilerinin kanına sahip çıkın, siyasi çıkarlarınıza kurban etmeyin garipleri, haydi, haydi..
6 yıl önce (11.11.2010) “Türban Sorunu” başlıklı oturumda Beyaz TV’de (Sağduyu Prog.) Av. Mustafa Karaman ile birlikte ikiniz, eski DSP Milletvekili Hasan Erçelebi ve bize karşı canhıraş biçimde, gerçekleri bildiğiniz halde, Türban’ı siyaseten savunuyordunuz.. Ödülünüzü de aldınız, Vekil hatta AKP Genel Başkan Yrd. oldunuz.. Dolayısıyla çok da umutlu değiliz bilim etiği bağlamında doğruyu bulacağınızdan?!
Ekleyelim : Başbakan Yıldırım “Devlet millete değil, kendisine olağanüstü hal ilan etmiştir” dedi ama… OHAL’de en az (saptanabilen) 513 işçi yaşamını yitirdi!
Sevgi, saygı ve acı ile.
20 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Eski Yeraltı Maden İşletmesi İşyeri Hekimi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Saray’a para dayanmıyor! Ve Çocuk tecavüzleri!

Saray’a para dayanmıyor!
Ve 
Çocuk tecavüzleri!

portresi

Rahmi Turan
SÖZCÜ
, 19.09.2016

(AS : Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

İster kaçak olsun, ister olmasın, gerçek şu ki, Beştepe Sarayı artık Türkiye’nin siyaset merkezi haline geldi.
En önemli kararlar orada alınıyor. Bu arada Saray’ın masrafları da rekorlar kırıyor!
Yılbaşında 434 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği, yılın ilk yarısında 278 milyon liralık bir artışla 712 milyon 844 bin liraya yükseltildi.
Abdullah Gül‘ün son yılında 199 milyon 500 bin lira olan ödenek, Tayyip Erdoğan geldikten sonra yüzde yüzlük bir artışla 397 milyon lirayı aştı.
Bu da yetmedi, harcamalar önce 434 milyon, sonra 712 milyon lira oldu ama bu da yetmedi!
* * * * *
CHP İstanbul Milletvekili Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Aykut Erdoğdu:

  • “Bütçe devletin mali disiplininin belgesidir. ‘Şu kadar gelir elde edeceğim, şu kaynaklardan sağlayacağım, şuralara harcayacağım’ demektir. Çadır devletine döndüğümüz için söz verilen giderlerin çok daha üstünde harcama yapılıyor. Eminim ki, bu para da yetmeyecek, ilerideki aylarda ek ödenek alınacaktır. Saray’a para dayanmıyor. Kayıtsız, kuralsız harcamanın, lüks, şatafat ve israfın faturasını ise her zamanki gibi halk ödeyecektir.” diyor.Aykut Erdoğdu, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak böyle eleştiriyor ama yapılan harcamalarda hiçbir değişiklik olmuyor.

    *****

Çocuk tecavüzleri!

Atatürk için, birçok yabancı yazar, yüzlerce kitap yazmıştır. Bunlardan biri de 1901 ile 1983 yılları arasında yaşayan Fransız tarihçi, yazar ve askeri uzman Jacques Benoist Mechin’dir.
Mechin’in ülkemizde en çok bilinen eseri “Kurt ve Pars” adlı kitabıdır.
O kitapta Mechin, Atatürk‘ün şu sözlerini yazar:

  • “Ben çocuk bayramı tesis ettim. Neden? Çocuklara hürmet edilmesini temin ve onların zaafından yararlanarak onlara eziyet ve hayvan gibi muamele edilmesini önlemek için yaptım. Bu tedbirim, milletin geleceğine bir saygı olarak görülmelidir.”

Atatürk, sanki günümüzde yaşanan çirkinlikleri 93 yıl öncesinden, olağanüstü sezgisiyle tahmin ediyor gibiydi…

* * * * *
Gerici bazı yurtlarda küçük erkek çocuklarının başına gelenler ortaya çıktıkça, bunlardan nefret ediyor, tüm sorumluları lânetliyoruz.
On çocuğa tecavüz eden son tecavüzcü, çocuk başına 50 küsur yıldan toplam 508 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, fakat… Yasalara göre bu sapık en fazla 32 yıl hapis yatacak!
Çocuk tecavüzlerinin hepsi ortaya çıkmıyor maalesef… Kim bilir daha başka ne facialar var? Bu konuda çok zayıf kalınıyor. Yazık!

=====================================

Dostlar,

Tam bir oryantal çelişkiler tablosu değil mi??
Bir yandan ülkede bacak kadar masum çocukların ırzına geçiliyor, sıklıkla aile içi “sapık büyükler” tarafından ve bu iğrenç insanlık suçu “insest” olguları halının altına süpürülüyor;
bir yanda ise Tayyip beyin sarayının giderlerine bu yoksul halk yetişemiyor.. Bunca ölçüsüz ve Bütçe yasasına / namusına aykırı harcama yapanlar ise kendilerince “Müslümanlığı” kimseciklere bırakmıyor!?.. Onların secde gören alınları, herhalde bu günahları işlemelerine
vize veriyor!? Ya da secdeye varan alınlar bu tür eylemlerin maskesi – korunağı mı oluyor?

Vah Türkiyem vaaah vaaahhh..

Bunca kokuş(turul)an bir toplum, zerrece kuşku yok, bedelini en ağır biçimde diyalektik olarak kaçınılmaz biçimde ö-de-ye-cek-tir..

Ya da “ilahi” bakacaksanız, Allah bile bunca pisliğe tahammül edemeyecek ve merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok yerinde deyimiyle bu “kötülük toplumu” nu en şiddetli biçimde mutlaka cezalandıracaktır.. Gerçekte bunca zillet ve sefalet, aslında söz konusu kokuşmanın kaçınılamaz bedeli olarak ödenmiyor mu? Yoksa rastlantı mı??

Halk otobüsünde tutamak demirlerine asılarak bir yobazın şortlu genç hemşire Ayşegül’e uçan tekme savurması ve gerekçeleri, içine sürüklendiğimiz yangının bir başka alameti değil mi??

AKP  – RTE otoriter – totaliter monarşik iktidarı bu hazin çöküşe çare olabilir mi?
Neden olan ve neden olmaya devam eden çözüm üretebilir mi?
İlkokul çocuklarına “Arapça” dayatması, herhalde en saf iyimserleri bile uyarmalıdır!

AKP – RTE’nin artık kendini toplaması için pek zaman kalmadı korkarız..

Ülke göz göre bir iç çatışmaya sürükleniyor!
Görmeyen ve duymayan aymazdır (gafildir)!
Görüp – duyup düzeltmeyen yetkililer, devlet ehli sapkın (dalalet içinde)ve hatta haindir!

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Suay Karaman : FARKINDA MIYIZ?

FARKINDA MIYIZ?

portresi

 

Suay Karaman        

 

 

2015 yılının son günlerinde Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret öncesinde
basın açıklaması yapan Tayyip Erdoğan, 26 Aralık 2015’te özerklik açıklamalarında bulunan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş‘a sert sözlerle yüklendi ve şunları söyledi;

  • “Malum eşbaşkan, Rusya ziyareti sonrasında birtakım hezeyanlar ifade etmiştir.
    Bu eşbaşkanın yaptığı açık ve net olarak provokasyondur, ihanettir. Türkiye üzerinde
    ameliyat yapmak isteyen herkes boyunun ölçüsünü almıştır, bunlar da alacaktır.”

Demokratik Toplum Kongresi’nin olağanüstü kongresinde özyönetim tartışılmış,
14 maddelik özerklik istemleri sıralanmış ve devlete meydan okunmuştur.
İleri sürülen istemlerin, demokrasi ve barış ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu istemler
ülkemizin varlığına, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne yönelik olarak,
küresel emperyalizmin planladığı büyük işgal projesinin son aşamasıdır.
Özerklik ya da özyönetim, açıkça ülkenin bölünmesini istemek ve bu yönde
bir kalkışma çağrısıdır.

“Özyönetim” kongresinde açıklanan istemler, sürekli olarak yeni demokratik ve sivil anayasa ile ilişkilendirilmektedir. Siyasal iktidar tarafından da taahhüt edilen ve girişimlere başlanan
yeni anayasa ile hedeflenen asıl amaç, ülkemizin bölünmesidir.

Yaşadığımız sıkıntılar ortadayken, bu ortamda yeni bir anayasa tartışmak ihanettir.
CHP ve MHP, yeni anayasa görüşmelerine katılmayı kabul etmezlerse, anayasa değişiklikleri AKP ve HDP ile sınırlı kalacaktır. Bu da meşruiyet sorgulamasına yol açacak,
görüşmeler tıkanacak, Başkanlık rejimi önlenecek ve ileri faşizme geçiş frenlenmiş olacaktır. Yaşanan bu kargaşanın çözümünün bölünme ve parçalanmada değil, ortak aidiyet duygusunun temeli olan ulus devlete sımsıkı sarılarak, birlikte emperyalizme karşı mücadele etmekten geçtiğini bilmek zorundayız.

Tayyip Erdoğan, Selahattin Demirtaş’ın yaptıklarına “ihanettir” derken haklıdır.
Ancak, bu ihanetlerin hazırlayıcıları ve ortakları da vardır.

– ABD’nin hazırladığı ayrılıkçı raporları “çözüm süreci” diye sunmak da ihanettir.
– PKK terör örgütüyle Oslo’da görüşmek, gizli pazarlık yapmak da ihanettir.
– Terör örgütünün militanlarını Habur’da törenle karşılamak, çadır mahkemeleri kurarak, aklanmalarına aracılık etmek de ihanettir.
– PKK terör örgütünün bombaları ve silahları saklamalarına göz yummak da ihanettir.
– Sahte belgelerle vatansever insanları Silivri zindanlarına atmak ve “bu davanın savcısıyım” demek de ihanettir.
– Dar görüşlü politikalar sonucunda, ülkemizde bugün yaşanan terör ve ölüm olaylarına
neden olmak da ihanettir.
– Emperyalist güçlerin isteği doğrultusunda ülkemizin bölünmesine aracılık ve hizmet etmek de ihanettir.

*****
Gerekli, gereksiz her konuda konuşmayı alışkanlık haline getiren Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden Orta Doğu Teknik Üniversitesi de (ODTÜ) payını almıştır.

“Utanmak yok, sıkılmak yok. ODTÜ’de namaz kılan gençlerin üzerine saldırıyorlar.
Gereği neyse bunun da YÖK tarafından yapılması gerekir.”

diyen Tayyip Erdoğan, yine gerçekleri saptırmaktadır. ODTÜ’de yeterli miktarda mescit ve
iki bin kişilik cami bulunmaktadır ancak buralarda ibadetten daha çok siyasal etkinlik yapılmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın “ibadet edenlere saldırılıyor” dediği olayın aslı şöyledir:

Mescitte namaz kılan bir araştırma görevlisinin, mescitte siyasi etkinlik ve
İslamcı terör örgütünün propagandasının yapılmasına karşı çıktığı için darp edilmesidir.

2002 yılında 76 olan üniversite sayısı, AKP hükümetleri döneminde 114 kamu, 76 vakıf üniversitesi olmak üzere 190’a ulaşmıştır. AKP hükümetleri döneminde 81 ilin tamamında üniversite açılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokole göre, her üniversiteye
cami yapılması da gündeme getirilmiştir. İşin esasında üniversitelerde mescit, cami, kilise..
gibi ibadet yerleri olmaz. Avrupa’da bilim kurumlarında din yoktur. Din halkın vicdanında özgürleştirilmiştir. Din ve bilim ayrıdır. ODTÜ’ye yönelik gerici saldırı, eğitimin üniversite dahil medreseleştirilmesi girişiminin yeni bir boyutudur. Yeryüzünde dincilikle gelişen hiçbir ülke yoktur ve olamaz da.

Siyasal iktidar tarafından siber saldırılar ile başlayan tartışmalar, mescit provokasyonu ile
devam ettirilmektedir. Amaç ülkemizin en saygın yükseköğretim kurumlarından olan ODTÜ’yü ele geçirmektir. Ardından ODTÜ ormanları ile Eymir Gölü ranta açılarak, yeni kazanç kapıları yaratılacak ve kimi kişilere servet aktarılacaktır.

Ülkemizin gündemi sürekli değiştirilmektedir.

Asıl amacın yeni bir anayasa yaparak, başkanlık sistemini getirmek isteğiyle,
ülkemizin bölünmesinin amaçlandığının farkında mıyız?

Bütün bu yaşananların sonucunda ülke olarak yeni yıla değil,
bölünme sürecine, eski ve ortaçağ karanlığına girdiğimizin farkında mıyız?

=================================

Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Suay Karaman yine son derece içerikli bir yazı kaleme (klavyeye!) almış.
Yazdıklarını içerik olarak biz de paylaşıyoruz.
Bir noktaya değinelim yalnızca :

RTE, Devlet Başkanı olarak, ODTÜ’de olanlaları çarpıtacağına, büyük ve çok sorunlu bir ülkeyi 13 yıldır yöneten çok deneyimli bir insana yakışır sorumlulukla kamuoyunu sükunete çağırsa ve olayların dikkatli ve yansız olarak incelendiğini, gerçeklerin hızla kamuoyu ile paylaşılacağını… söylese idi daha iyi olmaz mıydı?
(Sitemizin manşetindeki ODTÜ yazımıza bakılmasını dileriz..) 

Ortalama bir yurttaş olarak bizim dikkat çektiğimiz bu husus RTE’nin aklına gelmez mi? Danışmanları bu yönde içerikli bir bilgi notunu önüne koymaz mı, koyamaz mı?

Öyleyse niyet nedir? Neden Türkiye’yi üst üste, üst üste germeyi sürdürüyorsunuz?
Nereye varmak istiyorsunuz? Türkiye’ye acımıyorsanız kendinize de mi acımazsınız siz?

*****

Suudi Arabistan’daki Şeriatçı İdamlar…

Çağdışı ve insanlığın yüz karası bir krallık rejimi olan Suudi Arabistan yönetiminin
ülkesindeki Şii lider Ayetullah Bakır‘ı ve sayıları 50’ye varan Şii insanı idam etmesini
nefretle lanetliyoruz. Tayyip beyin o ülkedeki ziyaretine denk gelen bu ilkel – vahşi infazı anlayamıyoruz, kabul edemiyoruz. Tüm insanlığı, uluslarası toplumu, bu ilkel yönetimi
artık terbiye etmeye çağırıyoruz. ABD Irak’a, Suriye’ye…. demokrasi, insan hakları götürüyor güya!? S. Arabistan ise ABD’nin nedense kadim müttefiki ve maşası Ortadoğu’da!

Nedir bu utanç verici tablo? 
ABD’nin, AB’nin… uygar – demokrat – hümanist kamuoyu nerede?
Yerin dibine mi girdi??

BM Güvenlik Konseyi derhal toplanmalı, S. Arabistan’ı şiddetle kınamalı,
diplomatik yaptırımları görüşmeli ve benzer uygulamalara kesinkes son vermesi için
kararlı bir dille uyarmalıdır. (04.01.2016)

Sevgi ve saygı ile.
04 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil : NOBEL

NOBEL

Yılmaz Özdil

SÖZCÜ, 9 Ekim 2015

 

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi embriyoloji bölümü öğretim üyesi profesör, trenlere mescit yapılmasını istedi, Devlet Demiryolları inceledi, virajlarda kıble denk getirilemeyeceği için yapılamadı.

*
İstanbul Teknik Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin mühendislik fakültelerinde öğretim üyeliği yapan profesör, rüyasında tarikat şeyhi gördü, tarikat şeyhi “YÖK yanlış yapıyor” dedi, şeyhin rüyadaki sözlerini dilekçeye döktü, “kader dostum” diye hitap ettiği Tayyip Erdoğan’a gönderdi, Başbakanlık dilekçeyi inceledi, gereğinin yapılması için
Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti, Milli Eğitim Bakanlığı dilekçeyi inceledi,
gereğinin yapılması için YÖK’e havale etti.
*
Dumlupınar Üniversitesi Fen Fakültesi botanik bölümü öğretim üyesi doçent,
evini dergaha çevirdi, eşi kendisini peygamber ilan etti.
*
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Başkanı profesör, dekolte giyen kadınların tecavüzü göze alması gerektiğini söyledi, “kadının evden çıkması caiz değildir,
parfüm haramdır, kadının topuklu ayakkabı giymesi ayete aykırıdır, saç boyama caiz değildir, kadının fazla laf etmeden konuşmasında sakınca yoktur..” dedi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü profesör,
teknoloji panelinde konuştu, İslami bisiklet üretilebileceğini izah etti.
*
Lise mezunu dolandırıcı, sahte üniversite diplomasıyla, Kastamonu Üniversitesi’nde
bilgisayar teknolojileri bölüm başkanı oldu, kimse uyanmadı, mis gibi Dekan olmak varken, profesör olarak Mustafa Kemal Üniversitesi’ne transfer olmaya kalktı, tesadüfen enselendi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi Tasarım Fakültesi sanat bölümü başkanı profesör,
Yahudi, Ermeni veya Rum’sanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum, soyunuzu araştırın..” dedi.
*
Asrın lideri; 

“Ha nükleer santral kurmuşsun, ha evine mutfak tüpü bağlatmışsın, riski aynı..” dedi…

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), genetik laboratuvarlarında nükleer mutasyon tekniklerini kullanarak, akşamdan ıslatılmadan 37 dakikada pişen nohut icat etti.
*
TBMM’de dağıtılan imam hatip mezunlarının dergisinde… Plajlarımızdaki boğulma vakalarını önlemek için “bilimsel” öneri getirildi;

“Herhangi bir kişi denizde boğulmak üzereyken, samimi şekilde dua ederse, kurtulur..”
denildi.
*
TRT’de “bilimsel” bir program yayınlandı, CIA ve Mossad’ın cinlerle istihbarat topladığı, KGB’nin cinler sayesinde düşman denizaltılarını takip ettiği anlatıldı… NASA yetkililerinin, uzayda bozulan uyduların cinler tarafından tamir edilmesi için Türkiye’ye geldiği,
Turgut Özal aracılığıyla, Sakarya’daki bir Hoca’dan yardım istediği anlatıldı.
*
GATA Yüksek Bilim Komisyonu üyesi profesör, şizofreninin cin çarpması neticesinde meydana geldiğini, insan beynine yerleşen cinlerin şizofreniye yolaçtığını, tedavi için dini şifacılarla üfürükçülerin faydalı olabileceğini söyledi.
*
TÜBİTAK başkan yardımcılığı da yapan YÖK başkanı profesör, akademik yıl açılış konuşmasında, “domatesin içine öyle bir mekanizma yerleştirirler ki, milletimiz yok olabilir” dedi.
*
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi ortopedi bölümü öğretim üyesi profesör,
kalçaya takılan platinleri, sanayi sitesinde tornacıya yaptırdı.
*
Profesör Sağlık Bakanımız, Türkiye’deki sağlık sisteminin ABD’den daha iyi olduğunu söyledi, keneden korunmak için pantolon paçalarını çoraba sokmamızı önerdi.
*
Ve…
Fahri profesör unvanı bulunan Tayyip Erdoğan, neden zorunlu matematik dersi, zorunlu fizik dersi, zorunlu “kimya” dersi tartışılmıyor da, din dersi tartışılıyor derken…
Araştırmalarını ABD’de sürdüren Türk profesör “kimya” dalında Nobel kazandı!
*
Netice itibariyle…  (AS: Sonuç olarak)
1 Kasım, seçim değildir;
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” vizyonuyla, “ulemaya soralım” arasındaki tercihin referandumudur.

===============================

Dostlar,

Anadolu toprakları ne denli “bitek” (münbit) değil mi??
İnsanın Yılmaz Özdil‘in yazılarını her gün web sitesine koyası geliyor..

Ama Yılmaz Özdil’in de Türke yazım kurallarına uyması gerek..
Pek çok sözcüğün baş harfleri büyük yazılmak gerekirken Özdil bunu bilerek atlıyor,
kendince “tarz” ediniyor.. “yök” değil “YÖK” yazıması gerektiğini de iyi biliyor örneğin..
Dili de oldukça eski.. daha arı bir Türkçe ve Atatürk’ün DİLDEVRİMİ’ne sahip çıkın lütfen.

Örn. Netice itibariyle… (AS: Sonuç olarak).
Dayanamayarak kendi yazısı içinde geçtiği yerde ayraca (paranteze) alarak verdik…

Lütfen Sevgili Özdil..

Sevgi ve saygı ile.
09 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil : KURBAN

KURBAN

Yılmaz Özdil

SÖZCÜ, 30 Eylül 2015

Teröre “kurban” verdiğimiz şehit er Barış Akkabak, bebekken annesini kaybetmiş, cami avlusuna bırakılmış, dedesi tarafından büyütülmüştü. 78 yaşındaki dedesi, ayda sadece 293 lira engelli maaşı alıyordu, başka geliri yoktu. Taziyeleri kabul ederken gördük ki, pantolonunun dizleri yamalıydı, gömleği lime lime erimişti.
*
Taşeron katliamına “kurban” verdiğimiz şehit madenci Tezcan Gökçe’nin 75 yaşındaki babası Recep amca, ayda sadece 140 lira yoksulluk maaşıyla geçiniyordu. Cenaze töreninde şahit olduk ki, sekiz liralık cızlavetleri yırtıktı, ceketi delik deşikti.
*
İşsizliğe “kurban” verdiğimiz üç çocuk babası vatandaşımız, borçtan bunaldı, üstüne benzin döktü, TBMM önünde kendini yaktı.
*
Yoksulluğa “kurban” verdiğimiz 40 günlük Ayaz bebek, soğuktan donarak öldü. Henüz nüfusa kaydedilmemişti. Babası askerdeydi. 20 yaşındaki annesi, çöpten kağıt toplayarak ayda 120 lira kazanıyor, üç çocuğuna bakmaya çalışıyordu. Tek odalı kerpiç evde yaşıyorlardı, ısınmak için odunları bitmişti, camları kırıktı, naylon örtülüydü.
*
Kölelik düzenine sırf bu yıl 47 çocuğumuzu “kurban” verdik. Kimisi pres makinesine sıkıştı, kimisi elektriğe kapıldı, kimisi kaynak yaparken tutuştu, kimisi inşaat iskelesinden düştü. Nazar’ın babası işsizdi, eline bez parçası alıyor, kırmızı ışıklarda otomobil camı silerek, evine üç beş kuruş götürmeye çalışıyordu, demir yüklü TIR’ın tekerlekleri altında ezilerek son nefesini verdi. Dokuz yaşındaydı.
*
Teröre “kurban” verdiğimiz 19 yaşındaki şehit er Birol Elmas, askere gitmeden önce pazarcılık yapıyor, zihinsel engelli ağabeyine, iki kız kardeşine ve kalp hastası annesine bakıyordu. Evladınız şehit oldu diye annesine haber vermeye gittiklerinde görüldü ki, geliri olmayan kadıncağız, biri engelli üç çocuğuyla karanlıkta oturuyordu. Faturayı ödeyememiş, dört ay önce elektriğini kesmişlerdi. Konu komşu ne yemek verirse, onunla karınlarını doyuruyor, Birol’un yolunu gözlüyorlardı.
*
Hal böyleyken…
“Yerli” ve “milli”den söz eden Tayyip Erdoğan, garibanlara bi kap kavurma olması için, Kızılay’a ve Diyanet Vakfı’na 14 adet kurban bağışı yaptı. Üçü Myanmar’a, ikisi Somali’ye, ikisi Gazze’ye, gerisi Moritanya’ya Bangladeş’e Kudüs’e Makedonya’ya Kosova’ya Etiyopya’ya Çad’a gitti.
*
Allah kabul etmesin. Amin.

==================================

Dostlar,

İzni kısa da olsa sevgili Yılmaz Özdil‘in güzelim yazılarını özledik..
İnsanın içine işleyen bir yazı daha yazmış gelir gelmez..
Üstüne ne söylenir ki?? Bir somut TÜİK verisini paylaşalım :

AKP 2002 sonunda iktidar olduğunda ulusal gelirin (GSMH) 2/3’ü ne (yaklaşık %67) en varlıklı % 10’luk nüfus el koyuyordu. Bu oran 13 yılda 10 puan daha yükseldi, % 77’yi buldu.. Yani 2014’te ülkemizin yaklaşık 800 milyar $ olan ulusal gelirinin 3/4’ü, her 4 TL’den 3’ü, 800 milyar Doların 600 milyar Dolarını ülke nüfusunun en varlıklı % 10’u (yaklaşık 7,6 milyon zengin!) gasp etti… Gelir dağılımı daha da adaletsizleşti, teknik anlatımla Gini Katsayısı daha da büyüdü, Lorenz eğrisi iyice bel verdi..

Oysa AKP’nin Acil Eylem Planı‘nın sacayağı 3 Y ile savaşıma dayanıyordu :

1- Yoksulluk
2- Yolsuzluk
3- Yasaklar…

3’ü de tepe yaptı.. Ama bu siyasal kadrolar 13 yıldır iktidarda.. Halkımız 7 Haziran’da bir tokat attı ama yetmedi AKP’ye.. 1 Kasım’da “tekme tokat” iktidardan uzaklaştırışmalı.. Bu yapılmazsa 3 Y daha da katılaşarak ülkemizi – halkımızı kıskıvrak teslim alacak, kavuracak..

Erdoğan ve ailesi, oğulları.. muazzam servetlere ulaşırken…
17-25 Aralık 2013 yolsuzluklarının üstü örtülerek..
Erdoğan’ın İsviçre bankalarında milyarlarca dolarlık hesapları olduğu savları “İspatlamayan şerefsizdir..” naraları arasında karartılarak.. Oysa Erdoğan İsviçre hükümetine 2 satır izin yazısıyla hesaplarının 10 yıl geriye dönük olarak 1. derece yakınları ile birlikte açıklanmasını sağlayabilirdi.. Yapmadı, yapamadı, yapmayacak, yapamayacak..

Bir kez daha söylemiş olalım..
Halkımız 1 Kasım’da oy kullanırken bu gerçekleri unutmasın.

Sevgi ve saygı ile.
30 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com