Melih Aşık : Proje kimin?


Dostlar,

Sayın Melih Aşık, her zamanki gibi zarif üslubu ile keskin değerlendirmelerde bulunmakta.. “Zor sorular” sormakta..

Okuyucu notlarına da yer veriyor ve köşesi zenginleşiyor..

Sevgi ve saygı ile.
12.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Melih Aşık : Proje kimin?

epYG2n
m.asik@milliyet.com.tr
Milliyet, 12.8.2014

Kemal Kılıçdaroğlu kendisi adına tatsız biten seçimin ardından:

Bugün seçim olsa yine Sayın İhsanoğlu’nu aday gösterirdim.
– Tatilciler, boykotçular olmasaydı Erdoğan %51 oy oranını bulamayacaktı…
– Erdoğan’ı %55-57 gösteren o araştırmalar, yurttaşlarımızın sandığa gitmesini engelledi.

Gibi tesellilere yöneldi. Ama bunlar boş teselliler.
Aslında sorun seçim sonucunun da ötesinde bir yerde duruyor…
Sorun Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilme biçimidir.
Malum… Ekmeleddin İhsanoğlu adı ne CHP yetkili kurullarının toplantılarında… Ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığı toplantılarda geçti.
Tek bir kişinin bile aklına “Ekmeleddin” adını telaffuz etmek gelmedi.
Kemal Bey son gün Devlet Bahçeli ile görüştükten sonra elini şapkanın içine soktu, oradan tavşan çıkarır gibi İhsanoğlu adını çıkarıp masaya koydu…

Genel Başkan, eğer CHP’de görevine devam edecekse Ekmeleddin İhsanoğlu adının kendisine hangi çevrelerden fısıldandığını hatta dayatıldığını açıklamalıdır. Yoksa partililer ve seçmenler şöyle düşünecekler…

“Demek ki bu partinin bir görünen yetkili kurulları var… Bir de perde arkasında görünmeyen beyinleri. Kritik zamanlarda o meçhul kaynaklar Genel Başkan’ın kulağına kimi isimler veya siyasetler fısıldıyor. Genel Başkan da o kaynakları partinin yetkili kurullarının önüne geçirerek gelen talimatı uyguluyor.”

Partililerin ve seçmenin bu kuşkulara kapılmaması için sebep var mı?
O yüzden Kemal Bey, Ekmel Bey projesinin kaynağını açıklamalıdır.

Mahşere doğru…

İktidar partisinde itişme ve çekişme beklenenden önce başladı…
Abdullah Gül görevi bitince partiye döneceğini dün açıklarken…
Tayyip Erdoğan olağanüstü genel kurul tarihini Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını devredeceği 28 Ağustos’tan bir gün önceye aldı. Böylece Gül’ün kongreye katılımının önünü kesti. Peki Gül daha önce istifa edip olağanüstü kongrede başkanlığa adaylığını koyar mı? Tartışmalar bu soru üzerinde odaklandı dün…
Bu arada önemli bir başka sorun var… Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu diyor ki;

  • ”Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.” 

Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği YSK tarafından kesin olarak … Ağustos’ta açıklanacak…
Bu durumda Tayyip Erdoğan’ın partisi ile ilişiğinin o gün kesilmesi, milletvekilliğinin düşmesi gerekiyor. Bu şartı son olarak Tarhan Erdem CNN’de ifade etmişti.
Ancak Erdoğan bunu kabul etmiyor. Kendi hukukçu arkadaşlarına dayanarak diyor ki:
– 28 Ağustos’ta mazbata alınır, devir teslim töreni yapılır, başbakanlık ve milletvekilliği o zaman biter..
Erdoğan, Kongreye partisinin başında girmek istiyor. Bu konunun da açıklığa kavuşması gerekiyor.

**************

ŞİŞİR

Anket şirketleri seçim kestirimlerinde nal topladı.

İşte şirketlerin Erdoğan kestirimleri:

KONSENSÜS: %58,2.

GENAR: % 57,6.

KONDA: %57

A&G: %55.

DENGE: %54,9.

GEZİCİ: %55,3.

ANDY-AR: %53.

SONAR: %53.

OPTİMAR: %53.

Bu şirket yöneticileri dün çeşitli mazeretler ürettiler.

Muhteremler; eğer siz bu yanlış tahminleri Tayyip Erdoğan aleyhine yapsa idiniz işiniz o zaman bitikti. Erdoğan lehine tahmin şişirmenin zararı değil geleceğe dönük faydası olacağını nasıl olsa biliyordunuz… Şişirdiniz…

*****

Cumhurbaşkanlığı artık protokol makamı olmayacakmış!
Evet! Değişen roller gereği artık Başbakanlık protokol makamı olacak…

***

Kılıçdaroğlu hâlâ “Yolsuzlukların peşindeyiz” diyor. Hırsızı yakaladıklarında teslim edecekleri polis ya da savcı bulabilecekler mi acaba?
Akif Kökçe

ÇEREZ

Reza Zarrab pazar günü oy kullanmaya neden üzerinde beyaz tişörtla gitti?
Çiğdem Toker sütununda açıklıyor:
“Beyaz tişört temizliğin ve saflığın sembolü…”
***
Günümüzün yükselen yıldızlarından Acun Ilıcalı için Perihan Mağden’in tanımı:
“Başbakan’ın fiks menü yüzlü Propaganda Bakanı.”

ABDÜL

Eskişehir Mihalgazi’nin AKP’li Belediye Başkanı Zeynep Akgün demiş ki:

“Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile 2. Abdülhamit Han’ın yeniden doğuşunu hep birlikte göreceğiz.”

İleri demokrasi tramvayı bizi sonunda Abdülhamit dönemine götürdü demek ki…

Ali Rıza Aydın : SEÇİM OYUNU


Dostlar,

Anayasa Mahkemesi Emekli Raportörlerinden değerli dostumuz
Sayın Ali Rıza AYDIN‘ın “SEÇİM OYUNU” adlı yorumunu paylaşmak istiyoruz..

Sevgi ve saygıyla
07.8.2014, Amasya

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=========================================

Seçim oyunu

portresi

 

Ali Rıza Aydın
Anayasa Mahkemesi Em. Raportörü
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ali-riza-aydin/secim-oyunu-95501, 7.8.14

 

Seçimlerde iki konu alışkanlık durumu yaratmaya başladı. Birincisi, iktidara ve liderine göre aday ve seçim taktiği belirleme; ikincisi de başlangıçta tepki gösteren sol seçmeni bu adaya ve taktiğe uyarlama… Genel ve yerel seçim fark etmiyor, sonuçta AKP iktidarda… Şimdi aynı alışkanlık, Erdoğan’a bağlı olarak Cumhurbaşkanı seçiminde yineleniyor.

Güncel konunun “Cumhurbaşkanı adaylığı ve seçimi” değil, AKP ve Erdoğan Hükümetinden kaynaklı “meşruiyet” ve “hesap verme” sorunu olduğunu, bu sorunun da yağ lekesi gibi büyüyerek yargı ve özellikle de yasama organını sardığını soL’un birçok yazarıyla birlikte sürekli vurguladık.

Yanlışlar üst üste biriktirildi. Bir yandan AKP meşru değil ama Meclis meşru denildi, öbür yandan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı merkez yapılarak aday arayışına girişildi.

İslam Konferansı Örgütü (Haziran 2011’den sonra İslam İşbirliği Teşkilatı)
Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP/MHP çatı adayı olarak açıklandığında ve küçük burjuva partilerinin desteğiyle de pompalandığında tepki büyük iken,
şimdi “çaresizlik” yumuşaması başladı.

Özgeçmişi malum İhsanoğlu’na, “Erdoğan’ı yenecek aday” gibi yüzeysellikten daha derinlere inerek bakmak gerekiyor. Aslında aynı derin bakış, solun oylarına talip Selahattin Demirtaş için de gerekli.

İhsanoğlu’nun özgeçmişi okunduğunda, 2005’te İKÖ Genel Sekreterliği için AKP ve ABD’nin çabaları anımsandığında, Cumhurbaşkanı adaylığı için üç sözcük yeterli:

ABD’nin aradığı kan

Kafaları karıştıran sorunun yanıtı ise ABD’de ve ABD’nin CHP üzerinde oynadığı oyunda…

IŞİD – Suudi Arabistan – Türkiye üçgenindeki ilişkiler ve bu ilişkilerin
ABD bağlantısı soL Dergi’nin ilk sayısında yazıldı. ABD’nin, Suriye özelinde,
Orta Doğu genelinde Erdoğan güvensizliği de ortada.

Sonuç olarak, ABD’nin “ılımlı İslam” politikası kriz içinde

Geçmişteki ABD/İsrail alerjili İKÖ değişime uğradı. 1997’de Tahran’daki İKÖ doruğunda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, ABD/İsrail yakınlığı nedeniyle
eleştiri konusu yapıldığı ve toplantıyı terk ettiği belleklerdedir.

Köprünün altından çok sular aktı. İKÖ, Türkiye’nin de çabasıyla “ılımlı”, “uyumlu” İslam örgütü oldu. İslam dünyasının yalnızca ABD ile değil Avrupa Birliği ile de yakınlaşması için görev üstlendi. 2005, bu değişimin onaylandığı ve AKP’nin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun sözde demokratik yolla Genel Sekreter olduğu tarih…
Yine belleklerde olan bir konu da İKÖ yönetiminde “saydam bir demokratik sürecin kurulması” için Gül ve Erdoğan’ın, hem İKÖ içinde hem de ABD’de takdir toplaması…

İslam dünyasında “demokratik, açık, ılımlı ve reformist” gündem ve İKÖ’de “aktivist icracı sekreterya” öneren Davutoğlu ile Erdoğan/Gül buluşmasına 2005’te
İhsanoğlu eklendi. Bu dörtlü buluşma ABD buluşması ile tamamlandı.
Erdoğan-İhsanoğlu arasındaki Mısır ve Suriye gerginliği ise ABD-Erdoğan gerginliği ile koşuttur; o kadar…

Buradan, İhsanoğlu’nun AKP tarafından önerilebilecek bir aday olduğu sonucu da çıkar.

İhsanoğlu adaylığının halihazırdaki okuması, ABD ve emperyalizm kokmasıdır.

ABD’nin terörle mücadele politikası adı altında yaşananlar, İslam dünyasını
ABD politikaları ile uyumlaştırma hedefiyle koşut yürürken, Türkiye’ye biçilen “ılımlılaştırıcı / uyumlaştırıcı” rolde İKÖ ve İhsanoğlu etkin görev üstlenmiştir.
Bu etkinlik, ABD yönünden Erdoğan-İhsanoğlu gerginliğinin altında ezdirilmeyecek kadar anlamlıdır.

ABD’nin, bölgedeki krizlerin karmaşıklaşarak artması karşısında,
Erdoğan’lı AKP’nin beceremediğini becerecek bir yönetime sıcak bakması olağandır. Bunun bir başka okuması, “AKP’yi imar”la birlikte muhalefetin geniş kesimini
uzlaşma havuzuna alma yoluyla bir taşla birkaç kuş vurulmasıdır.

Türkiye’nin ve halkın geleceğinin kimlerin güdümünde yürüdüğünün görülmesi ve “Erdoğan’ı böyle bir aday yener” diyen saf uzlaşmacıların uyarılması solun asli gövleri arasındadır. Emperyalizmin “Arap Baharı aldatmacası” gibi, halkın seçeceği “mülayim” ya da “sertliği törpülenmiş” Cumhurbaşkanı aldatmacası ile karşı karşıya olduğumuz konusunda duraksama yoktur.

Sonuçta, kim kazanırsa kazansın sömürü düzeninin değişmeyeceği bir Türkiye dayatılırken, Türkiye’nin İslam sermayesi ve dünyası üzerindeki arabulucu rolünün
ve emperyalist ilişkinin sürdürülmesi hedeflenmektedir. Bu da daha çok gericilik,
daha çok piyasacılık, daha çok sömürüdür.

Erdoğan’a sözde kızılıp, Ekmeleddin’in (dinde daha üst düzeyde olanın) Cumhurbaşkanı adayı olarak önerilmesi, emperyalizm için “dinden daha üst düzeyde yararlanmak” anlamına gelir. İş buraya gelip dayandığında emperyalizm, gerçek ile sahteyi, az yararlanılacak ile çok yararlanılacağı, yaramaz ile usluyu ayırma ve seçme konusunda uzmandır.

Cumhurbaşkanı seçimi, sertin karşısına mülayimi çıkarma veya mülayim yardımıyla serti hizaya getirme arasında bir işlevle ve solu yanına çekecek Kürt oyları pazarlığıyla halka dayatılırken, bu oyunun parçası ya da izleyicisi olmamak gerekir.

Yapılması gereken, artık meşruiyet tartışmalarından bile uzaklaşan bir Meclis’in,
ne şiddet ve sertliği kalıcı hale gelen Erdoğan’ı ne de O’nun mülayimi bir adayı halka dayatmasına izin vermemek, Cumhurbaşkanı seçimini gayri meşruluk havuzuna itip boğmak, halkı ayağa kaldırmaktır.

Operasyon sırası onlarda!


Operasyon sırası onlarda!

posteri_AYDINLIK_ile

 

 


 

 

AYDINLIK, 23 Temmuz 2014
sonkibar@gmail.com 

Tayyip Erdoğan‘ın ama 17 Aralık (2013) intikamı ama gündem değiştirme ama ulusalcı ve milliyetçi oylara göz kırpma adına ne olursa olsun yaptığı
F tipine operasyonu destekliyorum.

Niye mi?

Devlete sızan emperyal ve alçak bir örgütün tasfiyesi adına!

Evet her şerden bir hayır doğar misali,
AKP şerrinden F Tipi örgütün tasfiyesi hayrı doğsun istiyorum.

Başkentteki fısıltılara göre bu operasyon seçimlere dek sürecek ve kimi yargı mensupları ile bürokratlar, gazeteciler, işadamları ve
TSK mensupları tutuklanacaklar
.

Dahası, açılacak örgüt davası ile pek çoğunun devletle ilişkisi kesilecek ve Cemaatin finans kaynakları kurutulacak.

Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu‘nun aday yapılması sonrasında küresel irade tarafından üstünün çizildiğini düşünerek emperyalizmin tabancası olan F tipi örgüte karşı harekete geçti ki, bu konuyu seçim sürecinde alanlarda yine kullanacaktır.

Benim gibi kimi okurlarımın hep ihtiyatla yaklaştığı bu operasyon,
Sulh Ceza mahkemelerindeki son düzenlemelerle (AS: Sulh Ceza Mahkemeleri kaldırılarak tek yargıçlı Sulh Ceza Yargıçlıkları kuruldu) birlikte ciddiyet arz etmeye başladı. Dileriz yanılmayız.

Tam bu noktada söyleyeceğimiz CHP ile MHP’nin F tipi örgüte
kalkan olma garabetidir
.

MHP sözcüsünün dünkü arka çıkan ifadesi, örgütle dayanışma ve
dahası hainle işbirliğidir.

Evet, F tipi örgüt bu ülke için PKK misali tehlikelidir.

Keza CHP’liler de bu rezil örgütün pisliklerini sahiplenir konuma girmemelidir.

Son satırlarım, F Tipi örgüt medyasının sahurda da gözaltı olur mu acındırmasıdır!

Bre utanmazlar; o kelepçelenenlerle türdeşleri değil miydi Ergenekon ve Balyoz tertiplerinde yaşı 80’e gelmiş kahramanlara gece yarıları zulmeden!

Bir şey daha:

Bugün cemaat yarın AKP yaptıklarının hesabını bir bir verecekler bundan emin olun!..

ZIRHLI ARABAYI SEN VERMEDİN Mİ?

Bir savcı Başbakan’ı Twitter ile nasıl tehdit edermiş!

Tayyip Erdoğan, Zekeriya Öz için bunu söylüyor!

Pardon ama aynı Zekeriya Öz Türk Ordusu’na terör örgütü, Genelkurmay Başkanı ile generallerine terörist derken O’nu kahraman ilan edip
zırhlı araba ile ödüllendiren kimdi acaba?

Devam edelim; o Zekeriya Öz 17 Aralık soruşturmasını yapmasa
Tayyip Erdoğan bugünkü noktada olur muydu?

Evet, Zekeriya Öz mutlaka ama mutlaka adaletin önüne çıkarılıp yaptığı hukuksuzlukların hesabını vermeli ama o hukuksuzluk sürecinde Zekeriya ile bizzat ortaklık yapan Tayyip Erdoğan, böylesi beyanlarla ortak olan günahlarından kendini arındıramaz. Zira beraber işlediler o günahları ki bunu itiraf eden Ali Fuat Yılmazer‘dir…

KATİL PKK’YI KAÇAKÇI DİYE GİZLİYORLAR!

PKK önceki akşam Ceylanpınar’da iki askerimizi şehit etti.

Valilikten hemen açıklama:

– “Asker kaçakçı ile çatıştı ve iki erimizi kaybettik.”

Genelkurmay dün bu açıklamaya yalan dedi ve
katilin PKK olduğunu açıkladı.

  • Evet, artık askerlerimizin kiminle çatıştığı ve kimler tarafından şehit edildiği bizzat iktidar ve onun valileri tarafından gizleniyor.

Sahi Güneydoğu’da PKK bayrağını dikip Apo posteri açanlar da
yoksa kaçakçılar mı?

Tayyip Erdoğan’a şirinlik adına PKK’yı gizleyen valiler bilsinler ki
gün gelecek, F tipi örgüt örneği bu yaptıklarının hesabını
adalet önünde verecekler.

TAYYİP, GÜL’Ü ÇÖPE ATTI!

Tayyip Erdoğan’ın havuz başyazarı Mehmet Barlas ile yaptığı
komik TV programında 
haber değeri taşıyan iki açıklamasından biri
Abdullah Gül’ü çöp tenekesine atmasıydı.

Erdoğan’a göre Gül geçiş sürecinde değil ama isterse ileride
AKP’ye katılabilirmiş!

Bu beyan ile Abdullah Gül’ün Başbakan’ın gündeminde olmadığı
kendi ifadesi ile ortaya konmuş oldu.

Evet isterse ileride katılabilir sözü, Gül ile Erdoğan’ın geleceğe ilişkin
ortak bir planlarının olmadığının kanıtıdır.

Bu durumda Gül ile 3 dönemin sonuna gelen kimi arkadaşlarının
yeni arayışlara girecekleri kesindir ki, bu da siyasetin sonbaharda
çok ısınacağını gösteriyor.

Bütün bunları hesap edecek olan Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda baskın bir seçime gitmesi, “hayır” dese bile hâlâ güçlü olasılıktır.

Danışıklı TV programında haber değeri olan 2. beyan ise Başbakan’ın Obama tarafından dışlandığı, yani adam yerine konmadığını ağzından kaçırmasıydı ki; bu Türkiye Cumhuriyeti devleti adına utanç vericidir.

BU AİLEYİ ÇANKAYA’ya GÖNDERMEMİZİ KOŞULLAR ZORUNLU KILIYOR..

Dostlar,

İnternette dolaşan ve bize de ulaşan bir ileti aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
19.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================

 

BU AİLEYİ ÇANKAYA’ya GÖNDERMEMİZİ
KOŞULLAR ZORUNLU KILIYOR..


Fotoğraftaki bu değerli insanların…;  Modern…Laik…Kültürlü… Tahsilli…Görgülü…Varlıklı…Dürüst…

Ve inançlı bir Türk Ailesi olduğuna inanıyorum… İçinde bulunduğumuz koşullar ve Ekmel Bey’in alternatifleri…
BU AİLEYİ ÇANKAYA’ya GÖNDERMEMİZİ ZORUNLU KILIYOR…
Her görüşe saygılıyım… Ama bu benim görüşüm ve burası benim sayfam…
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, eşi Füsun İhsanoğlu, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu. Ailenin en büyük oğlu Tuğrul İhsanoğlu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Boston Üniversitesi’nde banka ve finans masterı yaptı, yurt dışında yaşıyor.
Ortanca oğul Aziz İhsanoğlu, Northwestern Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra INSEAD’da işletme masterı yaptı. İstanbul’da yaşayan Aziz İhsanoğlu, finansal danışmanlık yapıyor.
En küçük oğul Orhan İhsanoğlu,

University of Warwick’de Foundation’dan ardından da University of Kent İletişim Fakultesi’nden mezun oldu. Şu anda uluslararası ticaret alanında faaliyet gösteriyor.
Ailenin tek gelini, Aziz İhsanoğlu’nun eşi Başak İhsanoğlu ise Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, New York Üniversitesi fikri mülkiyet hukuku sertifika programını ve Yale Üniversitesi ticaret hukuku programını tamamladı. İstanbul’da özel bir hukuk bürosunda çalışıyor.”

 

10_Agustos'ta_tatile_cikarsan..

 

esiyle

 

ailesiyle1

BİR İHTİMAL DAHA VAR!


BİR İHTİMAL DAHA VAR!

İşçi Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal çevresinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan, İhsanoğlu ve Demirtaş’ın dışında Cumhuriyetçi, laik ve demokrat güçlerin tercih edebileceği bir üçüncü aday çıkarmak için son dakikaya kadar mücadele ettiği biliniyor. Bu bağlamda CHP içinden bazı milletvekillerinin de desteğiyle Emine Ülker Tarhan’ın adaylığı gerçekleştirilmeye çalışıldı, ama aday olmak için gerekli olan 20 milletvekilinin desteği sağlanamadığından bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Dolayısıyla Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı yarışı bir “BOP eş başkanı”, bir “Osmanlı hayranı İslamcı” ve bir “bölücünün” arasında olacak ne yazık ki…

Peki, Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçler ne yapacak? Her şey bitti mi artık?

Örneğin Cumhuriyetçi güçler de 4 Temmuz akşamı Can Ataklı’nın Ulusal Kanal ekranlarından yaptığı gibi, isim vermeden, ama diğer bütün seçeneklerin olmazlığını vurgulayarak sonunda Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vereceğini mi ilan etmeli?

Cumhuriyetçi güçlerin kendilerine dayatılan Ekmeleddin İhsanoğlu seçeneği karşısında Can Ataklı gibi boyun eğmek dışında başka bir seçenekleri yok mu gerçekten?

Bu soruya bir yanıt vermeden önce, bir an için seçime Cumhuriyetçi güçlerin de bir adayla katıldığını varsayalım. Örneğin bir an için, Emine Ülker Tarhan’ın aday olması için gerekli olan 20 milletvekilinin imzasının elde edildiğini ve Tarhan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine 4. aday olarak katılma hakkını elde ettiğini düşünelim.

Peki, o zaman ne olacaktı?

10 Ağustos günü, sandık başına gidecek ve Emine Ülker Tarhan için oy kullanacaktık. Amaç, Emine Ülke Tarhan’ın Ekmeleddin İhsanoğlu’ndan daha fazla oy alarak ikinci tura kalmasını sağlamak ve böylece ikinci tur oylamada Erdoğan’a karşı Cumhuriyetçi oyların toplanacağı bir direniş cephesi yaratabilmekti. Emine Ülker Tarhan’ın adaylığının tartışıldığı günlerde, Erdoğan’ı durdurabilmenin tek formülü olarak, özelikle
Doğu Perinçek tarafından savunulan görüş bu değil miydi?

Bugün artık kesinleşti ki Cumhurbaşkanlığı seçimi sadece üç adayın katılımı ile yapılacak ve ne yazık ki bu stratejinin uygulanması mümkün değildir. Ama her şey yine de bitmiş değil.

Eğer Emin Ülker Tarhan seçime aday olarak katılsaydı, sandığa gidip onun birinci turda en çok oy alan iki adaydan biri olması için oy kullanacak olanlar, bence bugün de hâlâ bir şeyler yapabilirler. 10 Ağustos günü, yine sandığa gider ve BOŞ OY kullanırlar! Kısacası biz Cumhuriyetçi, laik demokrat güçlerin Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayımız “BOŞ OY” olur!

Mesela bu şekilde davranılacak bir seçimde birinci tur sonunda şöyle bir sonuç ortaya çıkarsa bu nasıl yorumlanmalıdır?

ERDOĞAN: % 45

İHSANOĞLU: %22

DEMİRTAŞ: %7

BOŞ OY: %26

Bu durumda yasal olarak ikinci tur oylamaya Erdoğan ve İhsanoğlu katılma hakkını elde ederler. Ama birinci tur öncesinde Cumhuriyetçi, laik ve demokrat güçlerin birinci tur oylamada sandığa gidip BOŞ OY kullanacaklarının propagandası iyi yapılırsa,
şu açık bir şekilde görülecektir ki, yasal sonuç ne olursa olsun bu, toplumsal gerçeği yansıtmamaktadır.

Böyle bir davranış tarzının iki sakıncası vardır: 

Birincisi, açıktır ki hukuksal sonuç almak olanaklı olmayacaktır.
Yani en nihayetinde ikinci tur oylama yine Erdoğan ile İhsanoğlu arasında olacaktır.

İkincisi de bu biçimde BOŞ OY kullanmak amacıyla sandığa gidip bir anlamda gövde
gösterisi yapılsa bile, bu davranış en sonunda bu düzmece seçime, bu danışıklı dövüşe bir tür hukuksal geçerlilik, bir meşruiyet kazandıracaktır.

Ne var ki bu olumsuzlukların yanında elde edilecek bir kazanım vardır ki,
bence ilk iki sakıncayı dengeler.

Eğer Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda BOŞ OY’ların sayısı en azından sıralamada ilk iki arasında yer alırsa, başka bir anlatımla BOŞ OY’lar Ekmeleddin İhsanoğlu’na verilecek oylardan daha çok olursa,  o zaman bu ülkede Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçlerin hâlâ var olduğu; bu tür düzmece seçimlerle, dayatmalarla Cumhuriyeti tasfiye etme girişimlerine kimsenin meşruiyet kazandıramayacağı bütün dünyaya gösterilmiş olur.

Böyle bir seçenek Can Ataklı gibi, en sonunda boyun eğip “ne yapalım başka yapacak bir şey yok ki?” demeye getirerek üstü kapalı bir şekilde Ekmeleddin İhsanoğlu için destek vereceğini açıklamaktan çok daha onurlu ve çok daha işlevseldir.

Bu önerdiğim seçeneğin daha radikal olanı, hiç sandığa gitmemek ve seçime katılım oranını en azından yüzde 70 altına düşürmektir. Bu ikinci seçeneğin daha az göze batıcı ve ses getirici olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, eğer kitlesel olarak yapılabilirse ve sonunda boş oylar en azından % 20’ler düzeyine çıkarılabilirse,
sandığa gidip BOŞ OY kullanmanın da aslında Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçlerin sesini duyurması için etkin bir yol olduğu açıktır.

Ayrıca böyle bir seçenek, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında gündeme gelecek CHP Olağanüstü Kurultay’ında Cumhuriyeti güçlerin elini güçlendirecek, Kılıçdaroğlu ve ekibinin tasfiyesini daha da kolaylaştıracaktır.

Kısacası, her şey bitmiş değil. Mücadele son dakikaya kadar sürmelidir. Hele ki sözkonusu olan Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi mücadelesi ise umutsuzluğa kapılmak, teslim olmak asla düşünülmemelidir.

Ne güzel diyordu Nazım:

Mesele esir düşmekte değil,
Teslim olmamakta tüm mesele…

SERDAR ANT
5.7.2014