YÖNETİMDE KADININ ROLÜ VE ÖNEMİ

YÖNETİMDE KADININ ROLÜ VE ÖNEMİ

Konuk yazar : Mustafa AYDINLI

Geçmişten bugüne, ilkel toplumu bir yana bırakırsak, insanlık evriminin geçirdiği köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist toplum düzenlerinde kadının yönetimdeki yeri ve önemi tartışma konusu olmuştur. İlkel toplumda kadın tek başına belirleyici ve etkin güçtür. Kadın haklarının ilk zamanlarda çok daha önemli olduğunu görüyoruz. Şuradan anlıyoruz ki; ilk zamanlarda tüm ilahlar eril değil dişil, tanrıça! Üretim ilişkilerinin değişimi ve ilkel toplumun bağrında yetişen köleci toplumla birlikte kadının toplumdaki rolü ve önemi de değişmiştir.

Fransız Devrimine dek kadınlar aleyhine gelişim süreci devam etmiş, 1789 Devrimi de kadına değişim, iyileştirme konusunda tam olarak bekleneni verememiştir. Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte kadına seçme – seçilme hakkını verirken, Avrupa’dan, dahası dünyanın pek çok ülkesinden daha ileri bir tutum sergiledik. Bu gelişmişliğin Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile kıyaslanması bile söz konusu olamaz. Bu Devrimin adı kuşku yok, Mustafa Kemal mucizesidir. Ne yazık ki günümüzde bu hakları korumaktan bile yoksunuz.

1921 yılında kadın ve erkek öğretmenleri bir kongrede bir araya getiren Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver hakkında bir gensoru önergesi veriliyor ve uzun tartışmalardan sonra Tanrıöver istifa etmek zorunda kalıyor. 23 Kasım 1922’de kadınların milletvekilleri seçilmeleri hakkında verilen değişiklik üzerine Meclis’te tartışma çıkıyor, Mustafa Kemal “Türk kadınını mesaimizde müşterek kılmak, hayatımızı onunla yürütmek, Türk kadınını ilmi, içtimai hayatta erkeğe ortak, yardımcı yapmak lazımdır.” diyor.

Türkiye’de her ne denli sayıları az olsa da, dünya çapında yapılan araştırmalarda, kadın yöneticiyle çalışan kurumların daha yüksek başarım (performans) sergilediklerini görmekteyiz.

Araştırmalar sonucunda, yönetiminde kadın yönetici bulunduran kurumların kazanımları şöyle sıralanıyor : Büyük bir kurum olmanın işareti sayılıyor; çalışanlar, daha çok çaba (efor), daha iyi verim (performans) sergiliyor. Etkin bir önderlik oluşuyor. Müşteri hoşnutluğunda (memnuniyetinde) artış sağlanıyor. Kadınların erkeklere göre daha güçlü duygudaşlık (empati) kurma yeteneği, sorunları daha kısa sürede çözme olanağı sağlıyor.

KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Gülden Türktan’a göre kadınlar, iş dünyasında başarılı olmalarını şu özelliklerine borçlu :

*Takım (ekip) çalışmasına yatkınlık
*Duygusal zekâ (EQ)
*Duygudaşlık (Empati) yeteneği
*Çok yönlü düşünme olanağı.
*İletişim yeteneği

Erkek yöneticiler daha çok sonuç odaklı çalışırken, kadın yöneticilerin süreç odaklı oldukları değerlendirilirken, kadın ve erkek yöneticiler karşılaştırıldığında kadınların daha çok ayrıntı üzerinde durduklarını anlamak güç değildir.

Öte yandan Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahmut Özdevecioğlu (şimdi Profesör), “Erkeklerin otoriter tarzlarına karşın, kadınların insan odaklı ve destekleyici yönetim tarzları ön plana çıkıyor.’’ değerlendirmesini yapmaktadır (2004). (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/kadin-yoneticiler-daha-basarili-248802)

Kadınların yerel yönetimlerde yönetsel konumda bulunmaları ise yerel demokrasinin gerçekleştirilmesi, halkın yaşam alanlarına ilişkin sorunlarının belirlenmesi, çözüm seçenekleri üretilmesi ve uygulamaya konması ile yakından ilgilidir. Yerel yaşamda karşılaşılan sorunların ve gereksinimlerin birçoğu kadın ve aile yaşamını da ilgilendiriyor. Bu sorunların ve gereksinmelerin saptanması ve çözümünde kadınların da yoğun olarak yer alması gerekir. Ancak kadınların yerel yönetimlerde temsili yetersizdir.

Kadınların genel ve yerel yönetimde etkin konumlarda toplumsal cinsiyet (gender) eşitliği ve fırsat eşitliği bağlamında yer alması, toplumsal gelişme ve uygarlık açısından yadsınamayacak bir gerekliliktir. Unutulmasın, Anayasanın 10. maddesi yasalar önünde herkesin eşit olduğuna vurgu yapmakla birlikte her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Dahası, 41 ve 50. maddelerde, hakkaniyet temelli toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamada pozitif ayrımcılık bile öngörmektedir.

Türkiye uluslararası hukuk bağlamında taraf olduğu (Anayasa md. 90) CEDAW Sözleşmesi (Committee on the Elimination of Discrimination Against Women) olarak bilinen “Kadına karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi” ile de kendisini bağlamıştır.

‘Madame Bütçe Açığı!’

‘Madame Bütçe Açığı!’

Özgen Acar
Cumhuriyet, 19.6.18
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Fransa tarihinde önemli iz bırakmış olan “Madame Deficit (Madam Bütçe Açığı)” Marie Antoinette kimdir?

Avusturya Kraliçesi Maria Teresa’nın, 1770’te, Viyana Sarayı’ndan Fransa Sarayı’na, henüz “14 yaşında” iken “gelin” gönderdiği Kraliçe Antoinette’in, Katoliklerin “Büyük Ölüler Günü” 2 Kasım 1755’te doğduğu için tam adı Marie Antoina Josepha Joanna idi… 
16 yaşındaki Fransız Kralı 16. Louis ile evlenince, adı Marie Antoinette oldu. Halkın “ekmek sıkıntısı” anımsatıldığında, “Qu’ils mangent de la brioche (Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!)” tepkisi ile, adı yalnız Fransa’nın değil tüm dünya tarihine geçti. 
“La brioche” sözcüğü Türkçeye “pasta” olarak hatalı çevrildi. “Brioche” bolca yumurta ve tereyağı kullanılarak yapılan, zengin işi bir tür “kektir!” 
Ülkeyi iktisadi bunalımına sürükleyen Kral 16. Louis, Fransız Devrimi’nde” 21 Ocak 1793’te giyotinle öldürüldü. 16 Ekim 1793’te idam edilen Kraliçe Marie Antoinette’ten geriye “birkaç keten iç gömleği, korse, iç çamaşırı, iki çift siyah çorap, keten bir başlık, birkaç patiska mendil ve çorap lastikleri ile bir kutu pudra, büyük ince bir sünger, küçük bir kutu pomat” kaldı!
***
Maliye Bakanlığı, 2018’in ilk beş ayındaki “bütçe açığını” 20.5 milyar lira olarak dün açıkladı. 
Yine dün Türkiye İstatistik Kurumu, bu yılın ilk dört ayında 15 yaşından yukarı işsiz sayısının 3 milyon 210 bin kişi olduğunu duyurdu. 
(Dünya Futbol Kupası’nda 2002’de 3. olan Türk Ulusal Takımı, futbolcu AKP Reisi iktidara geldikten sonra elenerek 4 kupaya katılamadı. Ama 330 bin nüfuslu İzlanda kupada, Messi’li Arjantin karşısında tarih yazdı. Demek ki Türkiye’de, 10 İzlanda nüfusu kadar “işsiz” var!) 
CHP’nin hazırladığı, OHAL’in yarattığı iktisadi bunalım raporunda, “OHAL, milletin sofrasındaki her 5 ekmekten birini yuttu” deniliyor… Marie Antoniette’in ekonomik sıkıntı tepkisinin bir benzeri AKP Reisi’nden geldi! 
Hatay’da “Millet kıraathanesi de kuracağız! Kitaplar, çay, kahvelerden, ‘keklerden’ gençlerimiz ücretsiz bir şekilde faydalanacak!” dedi. 
Kayseri’de “Millet Kıraathanesi’ndeki ‘kekler’, ücretsiz olacak. Gençlerimiz ‘kekini’ alacak, çayını, kahvesini alacak, interneti olacak. Oturup dersini çalışacak!” diye yineledi!
***
“Kıraathane (okumaevi) olayını gençler bilmez… 2. Dünya Savaşı yıllarında, gazeteler İstanbul dışında basılmadığı için öteki kentlerde, “gazete müvezzileri” öğleden sonra, sokaklarda, “Gazeteler geldi… Taze havadisler geldi!” diye bağırarak satış yaparlardı. 
Erkeklerin gittikleri “kahvehanelerin” sahipleri çeşitli gazeteler alarak, masaların üzerine dağıtırlardı. Emekliler ve işten yeni çıkanlar da kahvehanelere gittiklerinde, bu ücretsiz gazeteleri okudukları için, buralara “kıraathane (okuma evi)” denilirdi. 
Saat 19.00 oldu mu, kahvehanedeki radyo açılarak “ajans (haber)” dinlenir, Hitler ne yapmış, Churchill en son ne yapmış öğrenilirdi… Çünkü pahalı oldukları için “lüks” sayılan radyolar evlerde bulunmazdı. 
Babam İzmir -Eşrefpaşa’da PTT Müdürü idi. Eve 3 gazete alırdı ve annemin ördüğü danteleyle üzeri örtülmüş küçük bir radyomuz, duvarda asılı dururdu. Komşu erkekler “kıraathane (okuma evi)” denilen bu yerlere gittikleri için, bazı kadınlar da akşam olunca bizim eve “ajans” dinlemeye gelirlerdi. 
Karataş Ortaokulu’nda öğrenci iken arkadaşlarla Halkevine” gider, tiyatro ve öteki etkinlikleri izlerdik. Yalnız gençler değil, aileler de 1932’de Atatürk’ün  kurduğu  halkevlerinin”  etkinliklerinden yararlanırlardı. Ayrıca kimi semtlerde, daha küçük Halkodaları” vardı. Aileler geceleri bu odalardaki konserleri, tiyatroları izlerlerdi. Örneğin Kadifekale yolu üzerindeki “halk odasında” Gönül Yazar ve eşi Necdet Yazar’ın konserleri çocukluğumun anıları arasındadır. Ne yazık ki bunlar DP döneminde kapatıldılar!
***
Marie Antoinette’in işsizlere, “ekmek” yerine “kek” önermesi gibi AKP Reisi de günümüzde “iş bulmak” yerine “kek” vaat ediyor! Bununla da yetinmiyor seçimler için bol vaatlerde bulunuyor. 
Aylardır “bedelli askerliğe” hayır demesine karşılık, desteğinin azaldığını görünce, seçime 10 gün kala “Bedelli gündemimizde var!” dedi. Böylece “bedelli” vaadiyle bazı gençlere ve ailelerine eşeğe uzatılan havuç gibi bir başka “kek” önerdi!
====================================
Dostlar,

Çıplak ayaklı – yoksullaştırılmış Fransız köylüsü ile Fransız aristokrasisinin dışladığı yeni yetme merkantilizm zengini Fransız burjuvazisinin tarihte örneği görülmeyen, hiç ama hiç hesapta olmayan, şaşılası ittifakı ile başlattıkları ayaklanma, 1789’da eşşsiz Fransız Devrimi ile sonuçlanmıştı..

Bastille zindanlarına tıkılan binlerce Kraliyet karşıtı, çılgın halk yığınlarınca bu zindanlar basılarak salıverilmişti..

Champs Elysees Boulevard’ı boyunca Kraliyet Sarayı’na yürüyen çıldırmış isyancı onbinlerin kulakları sağır eden çığlıkları – uğultuları Kraliçe Antoinette’nin kulaklarına erişmişti çoook geç de olsa.. Dadıya korku içinde sorulan soru :

  • “Kuzum bunlar ne istiyor??!” olmuştu.

Dadının yanıtı dillere pelesenk olmuştur :

  • Açlarmış efendim..
  • Kraliçe : Eee “pasta” yesinler ekmek bulamıyorlarsa…

İşte böyle yaşamın gerçeklerinden – halkın dertlerinden kopar ve ağır bir şizofrenik tablo içinde kendi kurguladığınız sanal bir aleme hastalıklı biçimde saplanırsanız; tarih o zaman tekerrür eder.. Yani tarihten ders al(a)mayanlar = aptallar için yinelenir; hükmünü yürütür..

Not : Fransız – Amerikan – Çin – Rus devrimleri tarihin en kanlı devrimlerdir ve her biri yüzbinlerce ölüme neden olmuştur. Oysa Mustafa Kemal ATATÜRK öncülüğünde Türk Devrimi yeryüzünün en kansız – eli temiz devrimlerindendir. İstiklal Mahkemeleri 2500 dolayında idam kararı verirken, ihanete düşen Osmanlı hanedanı yalnızca sürgün edilmiştir..

Sevgi ve saygı ile. 20 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

 

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’ı da BAĞLAR

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’ı da BAĞLAR!

12. Cumhurbaşkanı Erdoğan, son derece ciddi bir gafa daha imza attı..
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Sorumlusu
Erdem Gül‘ün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince tutuksuz yargılanmak üzere koşullu salıverilmelerine (tahliyelerine) köpürdü. Yerel İlk Derece Mahkemesi, 3 ayı aşkın bir süre önce Sulh Ceza Yargıçlığınca tutuklanan 2 sanığın tutuksuz yargılanma istemlerini birkaç kez geri çevirmişti. Bunun üzerine sanık avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne 148. madde kapsamında bireysel başvuruda bulunarak ‘haklarının çiğnendiğini’ (hak ihlali) savladılar. Dündar ve Gül’ün görüşlerini bütünüyle paylaşmasak da salıverilmelerini adil buluyor, sevinçle karşılıyoruz. Eylemlerinin basın özgürlüğü kapsamında görevleri olduğuna inanıyoruz. Tayyip beyin mahkemeleri etkilemeye çalışma çabasını hukuk dışı buluyoruz!

Anayasa’nın, AKP iktidarınca RTE’nin Başbakanlığı döneminde halkoylaması ile paket olarak değişiklik gören 26 maddesinden biri 148. maddedir. Bu maddeye yapılan ekleme ile :

– (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/18 md.) ‘Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.denilmiştir.

Bu başvuru ‘Bireysel başvuru hakkı’ olup, Anayasa değişikliğinden 2 yıl sonra yürürlük almıştır ve başvuru usul ve esaslarını belirleyen yasaya göre yapılmaktadır. Söz konusu yasanın çıkarılmasını da Anayasa aynı maddede emretmektedir :

– ‘Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.’

İç hukuk yolları tükenince, ülkemizde yargı siteminin en üstünde yer alan Anayasa Mahkemesine başvuru yolu açılmıştır. Başvuruyu görüşen 5 üyeden oluşan Anayasa Mahkemesi ‘Bölüm’ü dosyayı Genel Kurula havale etmiş, bu Kurul da 15/17 üye ile karar vermiştir. Toplantıya katılan 15 üyeden 12’si Anayasa’nın 16, 17 ve 19. maddeleri bağlamında 2 sanığın yasal haklarının çiğnendiğine (ihlaline) karar vermiştir. 3 üye karşı oy kullanmış olup, bunlar RTE’nin ve TBMM’de AKP grubunun oylarıyla seçilenlerdir ve yargıç – yargı bağımsızlığı adına endişe vericidir.

Tayyip bey bu karara fena içerlemiştir. Dava açılmadan önce MİT TIR’larının Suriye’ye silah ve cephane taşıdığı fotoğraflarının Cumhuriyet’in ilk sayfasında yayımlanması üzerine gürlemiş ve yapılanın basın – yayın – haber alma özgürlüğü değil ‘casusluk – terör örgütüne destek’ anlamına geldiğini bildirerek suç duyurusunda bulunmuştu. Sanıklar, yaşam boyu hapis istemiyle ağır ceza mahkemesinde tutuklu yargılanmakta idiler 3 aydır..

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının UYAP‘a yüklenmesi üzerine, yerel mahkeme kaçınılmaz ve zorunlu olarak ‘salıverme’ kararı almıştır oybirliği ile. Çünkü :

– Madde 153 – Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir (1. fıkra)….
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme
ve
yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. (son fıkra)

12. CB Erdoğan, ağır ceza mahkemesinin kararında direnebileceğini belirtmiş, bu durumda sanıklara AİHM yolu açılacağını belirtmiştir. Erdoğan, Anayasa’nın en temel maddelerini bile bilmemekte ya da bilmez görünmektedir. Sanırız bilmemektedir. 153. maddenin yukarıya alınan içeriği çok nettir. Bu Yüksek Mahkemenin kararları kesindir ve herkesi bağlamaktadır. Yerel mahkemenin kararında direnme olanağı Anayasal olarak yoktur. Karar Yargıtay, Danıştay vb. öbür yüksek mahkemelerin Dairelerince verilse idi, yerel mahkeme direnebilirdi ve kural olarak ilgili Yüksek Mahkemelerde Dava Daireleri Genel Kurullarında dosya kesin karara bağlanırdı.

Erdoğan, en temel hukuk bilgisinden de yoksundur.

En temel hukuk bilgilerinden yoksun bir insan, R.T. Erdoğan, ne yazık ki Türkiye’nin
tepe yöneticisidir. Alelacele öfkeyle basına demeç vermiş, onlarca danışmanından görüş almamıştır.. Oysa Başdanışmanlarından Prof. Burhan Kuzu Anayasa Hukuku uzmanıdır.

Dahası; 12. CB Erdoğan, öfkesine yenilerek, gerçekte bilinçaltını ele vererek,
Anayasa Mahkemesi kararına ‘uymadığını‘ ve bu karara ‘saygı duymadığını’ da söylemiştir!

Bir kez Erdoğan’ın bu karara uyup uymaması söz konusu değildir. Erdoğan’ın bu kararın yürütülmesi için yapacağı bir şey yoktur. Bu anlatımın tersi de doğru olup,
Erdoğan’ın bu kararın gereğinin yerine getirilmesini engelleme gücü de yoktur.
Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin kararının gereği ‘geciktirilmeden’, derhal, saatler içinde yerine getirilmiştir.

Erdoğan çaresizdir!

Anayasa’nın 138/son maddesi çok net ve bağlayıcıdır (amir hükümdür) ve gereği doğallıkla derhal yerine getirilmiştir :

‘Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.’

Ürkünç (vahim) olan, Devletin başındaki insanın topluma kötü örnek olması ve hukuka –
hukuk devletine saygısının olmayışı; hukukun üstünlüğünü içine sindirmemiş olmasıdır.
Bu çıkışı dileriz pek çok insanın, fanatik AKP’linin de gözünü açmış olsun. Erdoğan Başkan olsa idi belki de Anayasa Mahkemesi bu kararı veremeyecek ya da ilgili mahkemeye baskı yaparak uygulanmasını engelleyecekti.. Öyle ya, Türk usulü Anayasadan ‘Güçlerin uyumunu’ kasdettiğini açıklamadı mı! Allah söyletti diyelim… Erdoğan kendini ele verdi ve suçüstü yakalandı. Bu anlayışta birine Türkiye çoook geniş Başkanlık yetkileriyle emanet edilebilir mi? Niçin edelim ki? En azından 1876 tarihli 1. Meşrutiyet’ten bu yana Parlamenter rejim içindeyiz ve demokrasiyi giderek daha çok doğrudan yapmalıyız.. Temsile dayalı demokrasi değil doğrudan demokrasi.. Cumhur, egemenliğini neden tek 1 kişiye devretsin ki?

Erdoğan Padişahlık yetkisi istiyor! Bu toplum artık gerçeği görmektedir.. 

Bırakalım da Ulus kendisi, egemenliğini en azından seçtiği Meclis eliyle kullansın.. Tayyip bey ham hayal içindedir, despotik özlemleri apaçık ortadadır ve kendi partisi içinden de çok sayıda aklı başında sağduyulu – yurtsever AKP’li milletvekili Başkanlık = Padişahlık düşlerine geçit vermeyecektir!

Geçtiğimiz aylarda İçişleri Bakanı Efgan Ala da TBMM kürsüsünde bas bas bağırarak ‘Tanımıyoruz bu anayasayı!!’ buyurmuştu. Oysa bu Anayasaya sadık kalmak üzere milletvekili yemini etmişlerdi. Hukukun evrensel kuralıdır, beğenmediğiniz – onaylamadığınız hukuk kuralları olabilir. Onları yasal yollardan değiştirmeye çabalamak da hakkınızdır. Ancak yürürlükte oldukları sürece onlara uymak ve saygılı olmak her yurttaşın boynunun borcudur, yasal yaptırımları vardır. Gün olur, bu dokunulmazlıklar biter, hukuksuzlukların hesabı sorulur.. İşlenen Anayasa suçudur ve halkı da bu yönde suça teşviktir! Ağır cezalıktır,
Ala’nın dokunulmazlığı kaldırılarak yargılanmalıdır

Bu çok tehlikeli ve hukuk dışı isyan Tayyip Beyin ilk çıkışı da değildir. Güç sarhoşluğu içinde görünüyor Erdoğan.. % 52 hezeyanı.. Ne var ki o rakam gerçekte %52 değil; 10 Ağustos 2014 günü yapılan seçimde kullanılan geçerli oyların %52’sidir. Milyonlarca seçmen, Kılıçdaroğlu’nun ‘Tıpış tıpış Ekmeleddin’e oy vereceksiniz..’ dayatmasına isyanla oy kullanmamıştır. Sandığa gitmeyenler Tayyip beye oy vermeyecek olanlardır. Dolayısıyla bu toplumun en azından % 62’si Bay RTE’ye hala karşıdır ve bu duygu giderek büyümekte, hatta nefrete dönüşmektedir.

Erdoğan’ın ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararına saygı duymuyorum’ deme hakkı olabilir. Gerekçelerini bir Devlet Başkanına yakışır ağırbaşlılık ve bilimsellikle açıklar.
‘Saygı duyuyorum ancak katılmıyorum.’ söylemi ise demokrasi terbiyesinin gereğidir.
Ancak ‘uymuyorum‘ sözcüğünü kullanması Türk Ceza Yasası’nın 309. maddesine göre Anayasayı ihlal suçudur, Anayasal düzene saygısızlıktır ve halkı bu yönde suç işlemeye
teşvik anlamındadır. Son derece tehlikelidir.. Vatana ihanet suçu kapsamına dek uzanır..

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uygun bir yöntemle Erdoğan’ı uyarmalı, 2. si fezleke hazırlayarak TBMM’ye sunmalı ve Yüce Divan‘da yargılanma yolunu açmaya çalışmalıdır. Devlet başkanı Erdoğan, yineleyerek, ‘Anayasayı fiilen tağyir, tebdil ve ilgaya kalkışmıştır.’ Geçmişte gençlerimiz – aydınlarımız bu suçlama (Türk Ceza Yasası 141-142 ve 146. maddeler..) ile yargılanıp idam edilmişlerdir! Muhalefet de gereken çıkışı en yüksek perdeden hemen ve ısrarla yapmalıdır ve TBMM’de bu konuda görüşme açılmasını sağlayarak bir uyarı – frenleme kararı çıkarılmasına çalışmalıdır. TBMM Başkanı da sesini yükseltmeli ve Erdoğan’ı hukuka ve Anayasaya mutlak saygılı olmaya çağırmalıdır.

Bu durum böyle sürdürülemez. Erdoğan, yetkisiz – sorumsuz Cumhurbaşkanı olduğu halde Başbakan’ın yetkilerini gasp ederek, fiilen Başkan gibi davranarak… Türkiye için iç ve dış politikada sorun çözen değil, ciddi sorunların kaynağı durumuna gelmiştir. Ortadoğu bölgesi için uluslararası düzlemde de 1 numaralı sorun durumundadır. Geçtiğimiz yıl yapılan G-20 toplantısında pek çok ülke yöneticisi kendisinin elini sıkmamıştır!. Obama ile son telefon görüşmeleri topluma tersine yansıtılmaktadır. Her yönü ile ülke güvenliği açısından ciddi sorunla yüz yüzeyiz. Erdoğan neden böyle gergindir? Geçtiğimiz ay da Kaymakamlara hukuku bir yana bırakma – görmezden gelme talimatı verebilmişti sarayında!?..  Bu da açıkça suçtur ve Anayasa’nın 137. maddesini çiğneyerek kanunsuz emir vermiştir Erdoğan ülkemizin kaymakamlarına. Oysa terörle mücadelede de Devlet hep hukuk içinde kalmak zorundadır.
Tersi durumda uluslararası müdahale görebiliriz!

Erdoğan son derece yorulmuştur. Ağır sürmenaj içinde olduğu izlenimi yaygındır.

Tam donanımlı bir hastaneden sağlık raporu alması gerektiğine yaygın olarak inanılmaktadır.

Rusya’nın kendisi ve ailesi hakkında IŞİD petrolünü pazarlaması açısından ciddi iddiaları vardır.
Suriye’de iç savaşı kışkırtma ve çok sayıda insanın ölümünden de sorumludur, dava edilmiştir.
Ülkemize gelen 3 milyon sığınmacı muazzam bir yüktür ve Erdoğan’ın baştan sona çok hatalı – güdümlü dış politikasının ürünüdür. Bir yönetici ülkesinin başına bunca sorun – bela getirebilir mi? Getiriyor ise ruh ve beden sağlığı ve başkaca kuşkular sorgulanmaz mı doğal olarak?

Cerattepe’de en temel insan haklarını savunan, Anayasa md. 56’da verilen yurttaşlık görevini yerine getiren masum insanları ‘yavru gezici’ diye nitelemek normal bir davranış sayılabilir mi? Halkı aşağılamak ve kutuplaştırmak değil midir? Suçlu ilan ederek yargıyı etkilemek değil midir? Yüzlerce yurttaş hakkında Erdoğan’ın bizzat hakaret vb. gerekçelerle dava açtırması olağan mıdır, hangi ülkede benzeri vardır?

Atlantik ötesine zırhlı aracını uçakla taşıtarak 200 bin Dolar masrafa yol açmak hangi duygudurumun (mood) dışavurumudur? Bu soruların sorulması ve yanıtının alınması engellenemez.

Erdoğan, tüm bu davranışları ile apaçık ve hızla meşruiyetini yitirmektedir.

Anayasayı açıkça çiğneyerek Anayasa suçu işleyen, bunu bilerek ve isteyerek yineleyen bir insanı halkın ve devletimizin de ‘tanımama’ hakkı vardır..

Erdoğan bir anda kendini boşlukta bulabilir..

Bu arada Hukukun da bu ciddi ve derin açmaza yepyeni – yaratıcı çözümler üretmesini bekliyoruz. Hukuk çaresizlik kurumu değildir. Herkes hukuk içinde kalmak zorundadır.

Son sözü, şanlı Fransız Devrimi‘nin düşünsel mimarlarından kadim
Aydınlanma Bilgesi Denis Diderot‘a bırakalım…

Diderot_halkin_dusmani

Sevgi, saygı ve derin kaygı ile.
29 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi :
ANAYASA_MAHKEMESI_KARARLARI_CUMHURBASKANI_ERDOGAN’i_da_BAGLAR

Fransız Devrimi’nin 225. Yılı İçin Denis DIDEROT’dan Çarpıcı Alıntılar..


Fransız Devrimi’nin 225. Yılı İçin Denis DIDEROT’dan Çarpıcı Alıntılar..

Dostlar,

Bu gün, ünlü Fransız AYDINLANMA düşünürü – öncüsü Denis Diderot‘dan
birkaç alıntıyı paylaşmak istiyoruz..

3 gün sonra 14 Temmuz, insanlık tarihinin bu büyük kırılmasının 225. yıldönümü.

Denis Diderot, günümüz hukuk felsefesine bile 240 yıl önceden ışık tutuyor..

Turgut Özal‘ın Cumhurbaşkanı iken (Türkiye Cumhuriyeti’nin 45. ve 46. dönem hükümetlerinde başbakanlık yapmış ve ardından 8. Cumhurbaşkanı), Anayasayı koruyacağına yemin etmiş bir Devlet Yöneticisi insan olarak “ANAYASAYI BİR KEZ DELMEKLE BİR ŞEY OLMAZ..” sözleri belleğimizde mıh gibi çakılı.. Ne çok üzülmüştük bu “Balık baştan kokar” örneği çok sorumsuz – saygısız söze ve davranışa..

Kolay mı oldu Büyük Fransız Devrimi?
DİDEROT, yoksulluklar içinde 6 ciltlik “ANSİKLOPEDİ” yi yazdı..
Fakat bu “ANSİKLOPEDİ” bilindiği gibi genel kültür Ansiklopedisi değil!

Diderot’nun ANSİKLOPEDİ’si, “AYDINLANMA ANSİKLOPEDİSİ” !

Çıplak ayaklı köylüler ile Fransız Ticaret – Sanayi Burjuvazisi hangi koşullarda
doğal – tarihsel müttefik oldular aristokrasinin temsilcisi mutlak Monark – Krala karşı??
Motlak Monark Krallar “Etat Generaux“u çooook uzun onyıllardır toplamıyorlardı..

Montesquieu’dan Robespierre’e, Jean Jacque Rousseaau’dan Volatir’e
ve d’Alambert’den Diderot’ya
dek uzanan bir AYDINLANMA zinciri..
Salt Fransa için sınırlayarak..

Fransız Devrimi
‘nin düşünsel düzlemde büyük ölçüde bu öncü
AYDINLANMA DEVRİMCİLERİ hazırladı..

Çoook kanlı oldu Fransız Devrimi.. Kraliyet ailesi kökten yok edildi.
Giyotinler aralıksız çalışarak “en az acı” ve “en yüksek hızla” (!?)
Devrimin kurbanlarının başlarını gövdelerinden ayırdılar..

Rus, Çin, Amerikan Devrimleri de çooook  kanlı oldu..
Milyonlarca insan yok edildi.. Hatta Devrimler sonra kendi çocuklarını bile yedi! Robespierre idam edildi!

  • TÜRK DEVRİMİ ise yeryüzünün en az kanlı hatta kansız
    BÜYÜK DEVRİMLERİ içinde.. 
  • Büyük ATATÜRK, Osmanlı Hanedanı’nın kanını akıtmadı ve yurtdışına sürgünle yetinildi.

Günün görseli : Denis DIDEROT’dan Çarpıcı Alıntılar..

Diderot'dan_alintilar

Gerçek yasacı halktan başkası olamaz. Tepeden inme yasalara halkın saygı duyduğu binde bir görülür. Ama yasaları kendi yaptı mı; kendi işi bilip yürütecek, koruyacaktır onları.Bunlar da bir kişinin sorumsuz istekleri değil; birçok insanın kendi mutlulukları, güvenlikleri üstüne birbirine danışarak vardıkları istekler olacaktır. ” Denis DİDEROT / [ Düşünceler, 1774]

  • Ahlaksızlık ile dinsizliği karıştırmamak gerekir.
    Din olmadan ahlaklılık olabilir ve
    ahlaksızlıkla din bir arada bulunabilir ve çoğunlukla da böyledir.. Denis DİDEROTBu söz, ne acı ki, son dönemlerin Türkiye gündemine ne çok uymakta değil mi??
  • “ Bir anayasanın ilk sözü, devletin başındakileri bağlamalıdır. Biz baştakiler
    bu yasaları değiştirir ya da  çiğnersek halkın düşmanı olmuşuz demektir ve halk, bize düşman olmakta haklıdır.”  Denis DİDEROT [ Düşünceler, 1774 ]
    Aydınlanma döneminin ünlü klasiği “Ansikopledi” nin yazarı..
  •  “Boşunadır yasalar; herkesi eşit olarak bağlamıyorsa..
    Boşunadır yasalar; 
    toplumda 1 tek kişi bile ceza almadan onları
    çiğneyebiliyorsa..” 
    Denis DİDEROT / [ Düşünceler, 1774 ]

Paris’te Karnavale Müzesi’nde bulunan ve kapağında “İnsan derisi ile kaplıdır” yazan Fransızların ilk anayasası (1791) (ABD, 1787), günümüz uygarlığının en önemli kilometre taşlarından biridir.

  • İNSAN DERİSİ İLE KAPLI ANAYASALAR…
    Bu acı ironinin, Oriental cephede de süren İNSAN HAK ve ÖZGÜRLÜKLERİ bağlamındaki savaşımda ayrı bir yeri var :
  • Hallac-ı Mansur ve tarihsel söylemi “EN’EL HAK!”

Hallac-ı Mansur’u anlayamayan – kavrayamayan ya da hazmedemeyen çağcılları, “derisini yüzerek” idam etmişlerdi ve söylence o ki, Hallac-ı Mansur’un akan kanı da yere “EN’EL HAK!” yazmıştı!

Diderot’nun ayrıca Botanik ve Anatomi Bilim dallarına da çok katkısı olmuştur.

Diderot_FILOZOFCA-DUSUNCELER

 

 

 

 

 

 

 

FİLOZOFÇA DÜŞÜNCLER Diderot’nun dilimize çevrilen başlıca yapıtlarından..

Eski Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal’ın, “Anayasayı 1 kez delmekle bir şey olmaz.” sözü dehşet vericidir!

Benzer biçimde Başbakan R.T. Erdoğan’ın “TÜBİTAK Başkanını “1 kezlik kendisinin atamak isteyişi” de ağır hukuk çiğnemidir (ihlal).

Diderot’nun 240 yıl kadar önce bile günümüz tepe yöneticilerinden öte bir
hukuk anlayışına, saygısına sahip olduğu görülüyor..

Şanlı 1789 Fransız Devrimi’ni bu 1. sınıf kadro hazırlamadı mı?

Halkın Bastille zindanına baskını ve despot Kral 16. Louise‘nin hapsettiği masum, kendisine karşıt binlerce insanları serbest bırakması 14 Temmuz 1789 gününe denk düşmekteydi.. 3 gün öncesinden bu vesile ile kutlayalım, analım..

Fransız Devrimcilerininin tümünü 225 yıl sonra büyük bir saygı ve hayranlıkla selamlıyoruz. Bu Büyük Devrim 5 kez gitti ve geri getirildi..

Dünyanın 1. sınıf demokrasilerinden olan Fransız demokrasisi günümüzde 5. Cumhuriyet Dönemini yaşıyor.

Bir general ama peeek çok sivilden daha demokrat olan Charles DeGaulle’ün 1958’de başlattığı 5. Cumhuriyet dönemini..

Tüm insanlığın ve özellikle Fransız halkının görkemli tarihsel başarılarını içtenlikle kutluyoruz..

TÜRK DEVRİMİ de kadim Anadolu topraklarında elbette yoluna, tökezleyerek de olsa, inişli – çıkışlı da olsa diyalektik gereği kaçınılmaz olarak devam edecek.
ATATÜRK DEVRİMİ, 90 yılda bu şanlı kalkışmayı omuzlayacak birikimi sağladı ve kuşakları yetiştirdi..

Konumunu bu Cumhuriyet devrimine borçlu olan Başbakan R.T. Erdoğan da
bu tarihsel birikime hürmetli olmalı ve onu yıkmaya değil geliştirmeye çabalamalıdır. Kendi sözleri ile “Bu böyle bilinmeli..” der ya sıklıkla..

Tayyip bey de böyle bilmeli ki – hem de iyice bellemeli ki-;

  • TÜRK DEVRİMİ de kadim Anadolu topraklarında elbette yoluna, tökezleyerek de olsa, inişli – çıkışlı da olsa diyalektik gereği kaçınılmaz olarak devam edecek. Başbakan Erdoğan’ın Kendisinin ve AKP’sinin bütün anlamsız ve değersiz engelleme hatta karşıdevrim çırpınmalarına karşın..

Bu böyle biline..

Sevgi ve saygı ile.
11 Temmuz 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

 

 

Türkiye’de Erken Cumhuriyet Dönemi Sağlık Hizmetleri


Türkiye’de Erken Cumhuriyet Dönemi Sağlık Hizmetleri

Dostlar,

Ülkemizin “Altın yılları” olarak bilinen “Erken Cumhuriyet Dönemi”
pek çok bakımdan insanlık tarihine mal olmuştur..

Yeryüzünün en köklü KÜLTÜR DEVRİMLERİNDEN biri TÜRK DEVRİMİdir.

Fransız Devrimi (Öncü Aydınlar ve köylüler, Temmuz 1789)
Rus Devrimi (Vİ Lenin, Bolşevikler, Ekim 1917)
Çin Devrimi (Mao Zedung, köylüler, Ekim 1949)
Veee..
Türk Devrimi.. (Mustafa Kemal ATATÜRK).. 29 Ekim 1923…………

Dünyanın 4 büyük devrimi arasında kabul görmektedir ve yerleşik tarih yazımı / yazını
bu yöndedir. (Amerikan Devrimi ve böyle adlandırılması bile tartışmalıdır..)

  • Bu 4 devrimden en az kanlı hatta kansız olanı TÜRK DEVRİMİdir.

Fransız Devrimi çok kanlı olmuş ve Kral 16. Louis Antoinetté ve eşi Marie Antoinetté başta olmak üzere, hanedan ve yandaşları giyotinle başları kesilerek
vahşetle idam edilmişlerdir!

Rus Devriminde Çarlık rejimi yıkılırken
Bolşevikler Menşevikleri neredeyse yok etmiştir.

Çin Devrimi de ülke içinde karşıtlarıyla ve Japon savaşıyla korkunç yitiklere malolmuştur. Mao’nun Büyük Yürüyüşünde 300 bin kişi 30 binlere inmiştir..

Türkiye’de ise Osmanlı hanedanının kılına dokunmadan – kan dökmeden yurt dışına sürgün edilmişlerdir. Dahası, son padişah hain 6. Mehmet Vahidettin,
kendisi İngilizlere sefilce sığınarak Malaya zırhlısı ile kaçmıştır. (17 Kasım 1923)

*****

Devrimin yaratıcısı ve yürütücüsü Büyük ATATÜRK,

  • “Türkiye Cumhuriyet’nin temeli KÜLTÜRDÜR..” 

sözünü boşuna söylememiştir.

İnsanlık kültürüne katkıda bulunacak, özgün kültür ürünleri ile onu varsıllaştıracak
bir toplumun, öncelikle her bakımdan “sağlıklı” olması gereklidir..

Her şeyin başı sağlıktır gerçekten de..

Bu yüzden de Mustafa Kemal Paşa 1. önceliği sağlık hizmetlerine vermiş ve

  • “Devlet olma iddiasındaki siyasi teşekküllerin EN BİRİNCİ VAZİFESİ
    SAĞLIK HİZMETLERİDİR..” buyurmuştur..

Bu bağlamda, 1923-38 arası 15 yılda Sağlık alanında gerçekleştirilen ve tüm dünyanın hayranlığını – takdirini kazanan erken Cumhuriyet dönemi sağlık hizmetlerinin
ayrı bir tarihsel – stratejik önemi vardır. Bu görkemli sağlık atılımlarıdır ki,
somut başarılara erişmiş ve Anadolu halkını, yeni Türk Devletini tam anlamıyla
YOK OLMAKTAN KURTARMIŞTIR!

Yoksa “Kurtuluş ” sonrası “Kuruluş” yıllarında başta SITMA,
bulaşıcı hastalıklar Anadolu halkının kökünü kazıyabilirdi..

Sıtma, böylesi bir “hüneri” (!) geçmişte de sergilemiş ve uygarlıklar yıkmış bir hastalıktı..

*****

Şöyle giriyoruz dosyamıza…

Giriş

Erken Cumhuriyet dönemi sağlık hizmetlerine girmeden, öncesine kısa bir bakışta yarar vardır. Ülkemizde, sağlık hizmetlerinin kırsal kesimde sunulmaya başlanmasının yaklaşık 145 yıllık bir geçmişi vardır. İzlenen süreç, devletin
kırsal kesimde koruyucu ve sağaltıcı (tedavi edici) hizmetleri birarada sunma çabasıdır. Osmanlı yönetimi, sağlık hizmetlerini ülkeye yaymak için ilk girişimi 1861’de belediyeler aracılığıyla yapmıştır ve illere, belediyelere hekim atanması koşulu konmuştur. Sonra kent ve kasabalarda görevlendirilmek üzere hekim yetiştirecek bir Sivil Tıp Okulu açılmıştır (2. Mahmut, 1827). Ardından 1870’te Sivil Tıp İşleri Bakanlığı kurulmuş ve bir kurul aracılığıyla sağlık ve özlük işleri yönetilmiştir. “Memleket Tabibi” adı altında ülke çapında hekim atanması kararı 1871’e rastlar. Memleket Tabipleri, Belediyece belirlenecek yerde, haftanın
2 günü varsıl-yoksul ayrımı yapmadan parasız hasta muayenesi ve isteyenlere aşı yapmakla görevlendirilmişlerdir. 1913’ten başlayarak il merkezlerinde
Sağlık Müdürlükleri (Sıhhat Müdüriyeti) kurulmuştur.

Sağlık Müdürlükleri ilin tüm sağlık işlerinden sorumlu kılınmıştır. Bu dönemde artık il ve ilçelerde görevlen-dirilen hekimler için “Hükümet Tabibi” görev sanı (unvanı) kullanılmaktadır. Sağlık Hizmetleri 1914’ten başlayarak, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü’nce yürütülmeye başlanır.
O dönemde yeni bir kurumlaşma, “Sıhhiye Meclisleri” olmuştur. Sağlık Meclisleri Cumhuriyet Döneminde, önce “Umumi Hıfzıssıhha Meclisi”, 1961 sonrasında Sosyalleştirme Yasası ile “Sağlık Kurulları” olarak yer almıştır.
Osmanlı döneminde taşra sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde atılan adım,
hekim atayarak sağlık çalışanı altyapısını sağlama ile sınırlıdır. 

**********************

Ve… dolu dolu 20 sayfanın (calibri 11 punto ve tek dize aralıklı, görsellerle..) sonunda şöyle bağlıyoruz

Üzgünüz, fakat Büyük Önder’in buyurduğu gibi Egemenlik bağsız koşulsuz ulusundur ilkesi, Atatürk Türkiye’sinde, Cumhuriyet’in 91. yılında artık epeydir geçerli değil! Egemen olan para oligarşisi, Atatürk’ün baştacı ettiği cefalı halkının hemen hiçbir değeri yok! Büyük önder Gazi M. Kemal ATATÜRK’ün buyurduğu gibi çıkış; “Ayrıcalıksız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olacağız..” dadır. Veya
yine Gazi’nin; “Devlet olma savındaki siyasal kuruluşların en 1. ödevi,
halkın sağlığı ve sağlamlığıdır
.”
inanç ve ülküsündedir. Günümüz kuşaklarının, yöneticilerin ve politikacılarının, Atatürk’ün uygulanmış ve çok başarılı olmuş insancıl ve akılcı sağlık politikasından öğrenecekleri o denli çok şey var ki.. Halen tam tersini, çekinmesiz (pervasız) gelişmekte olan ülkelere dayatan
sözde
Yeni Dünya Düzeni kurucuları, gerçek nitemiyle
Yeni Emperyalistler = KüreselleşTİRmecilerin bile!


“Irk, din, dil, politik inanç, ekonomik ve sosyal durum ayrımı gözetmeden
HER – KES, erişilebilecek en yüksek düzeyde sağlıklı olma TEMEL hakkına sahiptir.” (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, md. 25, 10.12.1948)
Türk insanının önce sağlıklı sonra eğitimli olması, salt makro-ekonomik bir
teknik girdi değildir! 
Aynı zamanda, Devrimci anti-emperyalist Cumhuriyetin
tam bağımsızlık ekseninde çağdaş uygarlık düzeyinin de üstüne çıkacak
sürekli gelişme sağlayabilmesi için;
aydınlatılmış koruyuculara gereksinimi vardır. Bu bakımdan, sağlıklı bir Türk toplumu, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek yaşaması için stratejik bir gerekliliktir.

Türkiye, KüreselleşTİRmeci = piyasacı sağlık hizmetlerini hemen terk etmeli; sağlıklı toplum odaklı, kamu öncülüğünde, koruyucu sağlık hizmeti ağırlıklı
ulusal politikalar izlemelidir.

******

Okunması, okutulması, paylaşılması içten dileğimizdir..
Epey emek ürünüdür..

Lütfen okumak – indirmek için aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Erken_Cumhuriyet_Donemi_Saglik_Hizmetleri

Sevgi ve saygı ile.
10 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net