SİYASETÇİ VE DEVLET ADAMI FARKI

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Kendi iç ve dış siyaset stratejisinin (yordamının) odak noktasına daima (sürekli) partisinin ve kendisinin çıkarlarını yerleştiren insanlara SİYASETÇİ; devletin ve toplumun tümünün ortak iç ve dış çıkarlarını yerleştiren ve bu rotadan hiç ayrılmayan gerçek liderlere de DEVLET ADAMI denir.

Örneğin Vahdettin sadece (yalnızca) kendi tahtını kurtarma peşinde olduğu için kendince siyasetçi; M. K. Atatürk ise; hiçbir bireysel çıkar peşinde olmayıp yalnızca devleti ve milleti (ulusu) kurtarmak istediği ve tüm siyasal stratejisini (yordamını) bu temel amaca göre kurguladığı için gerçek devlet adamıydı.

Siyasetçinin vizyonu gelecek seçimi kazanmaktan ibarettir. Halbuki devlet adamının vizyonu halkını ve devletini uygar bir geleceğe taşımak ve uygar devletler düzeyine ulaştırabilecek projeler (tasarımlar) üretebilmektir.

Ne yazık ki, Türkiye’ de siyasetçi gereğinden çok fazla, fakat devlet adamı kıtlığı had safhadadır (çok üst düzeydedir).
============================

DİNBAZLAR!

İyi tanı dindar ile dinbazı,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Dindardan hem Allah hem de kul razı,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Dindarlık imandır, Hakkı bilmektir,
Kul hakkı yememek, dürüst olmaktır,
Dinbazlık riyadır, halkı yolmaktır,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Dindarlar dürüsttür, doğru sözlüdür,
Saygı, sevgi yüklü, ahlak özlüdür,
Dinbazlar kurnazdır, iki yüzlüdür,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Dinbazın tanımı, din düzenbazı,
Bağırtmadan yolar dipdiri kazı,
Haramdan, talandan utanmaz yüzü,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Haram kazanç için el-etek öper,
İnancı sahtedir, servete tapar,
Ahlakın, edebin özünden kopar,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Yemin billah ile satar malını,
Kinden, iftiradan çekmez dilini,
Dindar görünerek bulur yolunu,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Çıkar tuzağıdır eylemi, sözü,
Haram tezgahlarda dokunur bezi,
Karun olsa bile, hep açtır gözü,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Zehiri bal diye satabilendir,
Dostunu tuzağa atabilendir,
Mazlumun malını yutabilendir,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Dinbaz dilbaz olur, din, iman satar,
Din baronu olur herkese çatar,
Milleti kandırır, malını yutar,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Dinbaz halkı Allah ile kandırır,
Dümenini din satarak döndürür,
İncir diker, ocağını söndürür,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
İnancını, imanını çürütür,
Vicdanını, insafını kurutur,
Edebini bir mum gibi eritir,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Siyaset yolunda etkin biridir,
Ticaret çarkının baş aktörüdür,
Temel sermayesi din faktörüdür,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Birlik der; ikilik mayası çalar,
Irkçı, dinci sosla milleti böler,
Ulus birliğini defterden siler,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.
Xxx
Halil Çivi söyler, ibret alana,
Canım kurban gerçek dindar olana,
Tanı dinbazları, kanma yalana,
Sakın dinbazlara aldanma gönül.

 

Prof. Dr. Halil Çivi
22 Eylül 2021, Seferihisar / İZMİR

Halil Çivi Şiiri : NARDAN NURA..

ŞİİR KÖŞESİ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
16 Eylül 2021
Doğanbey / Seferihisar / İZMİR

NARDAN(1) NURA(2)…

İnsanları eşit bilen,
Narı nura çevirendir.
Hatasından ibret alan,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Birdir insanın mayası,
Birdir hamuru boyası,
İnsanın bilgesi hası,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Damladan deryaya gelen,
Deryadan damlayı bulan,
Irkı, dini eşit bilen,
Narı nura çevirendir.
Xxx
İnsanları ayırmayan,
Yandaşını kayırmayan,
Yanlış emir buyurmayan,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Hatır soran, gönül alan,
Her canla duygudaş olan,
Garibin halinden bilen,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Doğada her canı seven,
Düşmanlığı özden kovan,
Zulmü yeren, hayrı öven,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Adalet sazını çalan,
Ahlak çemberinde kalan,
Yalnız helal lokma alan,
Narı nura çevirendir.
Xxx
İkiliği bir edenler,
Barış, huzur var edenler,
Özgürlüğü gür edenler,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Haksızlara hesap soran,
Haklının yanında duran,
Sevgi saçan, huzur veren,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Mert yaşayan, hak yemeyen,
Yalana doğru demeyen,
Zalime boyun eğmeyen,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Adaleti temel alan,
Hukuk rotasında kalan,
Helali, haramı bilen,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Sevgi ekip huzur biçen,
Helal yiyip, helal içen,
Haramdan, zinadan geçen,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Edeb(3) çemberinde kalan,
Komşuluk hakkını bilen,
Ulusuna sadık olan,
Narı nura çevirendir.
Xxx
Halil Çivi halden bilen,
Haksızlığı kökten silen,
Mazlumlara çeper olan,
Narı nura çevirendir.
———–
(1)- Nar, yakıcı, yok edici ateş.
(2)- Nur, aydınlatan yol gösteren ışık.
(3)- Edep; eline, diline, beline sahip olmak.

12 EYLÜL 1980 FAŞİST DARBESİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
12 Eylül 2021

Bundan tam 41 yıl önce yapılmış olan 12 Eylül 1980 faşist darbesi yapıldığı zaman evli, üç çocuk babası, doktoralı, doçentlik tezi hazırlamakta olan 36 yaşında bir akademisyendim. Bu darbenin yarattığı baskı ve zulümleri iliklerime dek duyumsayarak, siyasal açıdan da en ağır suçlarla suçlanarak ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanarak yaşadım. Benim yaşamak zorunda kaldığım bu baskı ve zulümler yüzbinlerce aydınımızın yazgısı oldu. Bu aydınların sağcı-solcu denilmeden, bir bölümü korkunç işkencelerden geçti ve boş yere hapis yattı. Bazıları idam edildi ya da gözaltında kayboldu. Bir kısmı işinden ve aşından yoksun bırakılarak açlığa tutsak edildi. Yaklaşık 70.000 dolayında aydın ve sanatçımız ise, canını kurtarmak için, başta Almanya olmak üzere Batı ülkelerine kaçmak zorunda kaldı…

Peki 12 Eylül 1980 faşist darbesine nasıl gelindi?

Konuyu, biri dışarda ve biri de içeride olmak üzere iki ana nedene ayırmak gerekir.

A – Dış Nedenler

İkinci Dünya Paylaşım Savaşından sonra, istisnalar (ayrıklar) dışında, dünya Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile o zamanki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında bir rejim ve güç savaşı alanına döndü. ABD, her ne pahasına olursa olsun, SSCB’ni geriletmek kapitalist – emperyalist serbest piyasa sistemini koruyup genişletmek, yeni mevzi ve müttefikler kazanmak istiyordu. SSCB ise o dönemin kendi rejimi olan pre-komünist – sosyalist, üretim mallarında özel mülkiyeti yasaklayan, Marksist, kurgusal Merkezi Planlı ekonomik sistemini ve siyasal rejimini yaymak ve ideolojisini dünyaya kabul ettirmek niyetindeydi…

Bu iki birbirine zıt, farklı kutuplardaki devletler arasında başlayan “Soğuk Savaş” stratejileri başka ülkeleri de etkilemeye başladı. Her iki tarafın temel silahları ise yeraltı, örtülü ajanlık faaliyetler, askeri, siyasal, ekonomik, kültürel, sanatsal… alanlardaki çok geniş yelpazeli propaganda (beyin yıkama) faaliyetleriydi. Her iki tarafın temel amacı da aynıydı; Başka ülkelerdeki kamuoyunu kendi lehine çevirmek ve siyasa iktidarı kendi yanına çekmek… dünyaya egemen olmak.

B – İç Nedenler

Türkiye de bu 2 süper güç arasındaki küresel yıkıcı rekabet ve gelişmelerden oldukça geniş boyutlarda etkilendi. Büyük ve giderilmesi olanaksız acılar ve katlanılması devasa boyutlarda olan ekonomik, sosyal, kültürel, ailesel ve bireysel sorunlar yaşadı. İhtilalden önce siyasiler, sendikalar, üniversiteler, basın, sivil toplum örgütleri, halk sağcı ve solcu olarak iki ana kampa ayrıldı. Karşılıklı olarak kurtarılmış(!) bölgeler, şehirler, mahalleler ve kurtarılmış(!) kamu kurumları oluştu. Yine karşılıklı düşmanlaşma, vuruşma ve öldürmeler yaygınlaştı. Halkın can ve mal güvenliği yok oldu. Günlük olarak ortalama cinayet sayısı 25-30 kişiye ulaştı. Siyasiler cephelere ayrıldı ve kendilerince taraf oldular.

Türkiye’deki rejim NATO ve Avrupa Birliği bağlantıları nedeniyle Batı ve ABD yanlısıydı. ABD açısından Türkiye, SSCB’ne karşı yaşamsal önemde stratejik bir ülkeydi. Batı kampındaki ülkelerin yaşamsal güvencesi olarak, mutlaka ABD ve Batı yanlısı kalması gerekiyordu. Bu nedenle SSCB ne karşı komünizm karşıtlığı beyin yıkama faaliyetleri çok önemliydi.

Komünistler dine karşıydı, öyleyse dinciliğin en geniş boyutlarda desteklenmesi gerekiyordu. Komünistler ırkçılık ve milliyetçiliğe karşıydı, öyleyse ırkçılık ve milliyetçilik de körüklenmeliydi. Komünizm aile yapısına karşıydı(!) ve serbest cinselliği savunuyordu (!) Bu durum aile ve ahlak yapımızın yıkımı (!) demekti. Hatta halk arasındaki düşmanlığı körükleyebilmek için, bu dinci ve milliyetçi 2 ideoloji birleştirilerek “Türk- İslam Sentezi” oluşturuldu. Dinci ve milliyetçi partiler desteklenerek anti-komünist cephe genişletildi. Bu arada Atatürkçü aydınlar da sol kesime dahil edildi ve SSCB yanlısı olarak yaftalandı… Herkes aşırı uçlara savruldu. Artık dış destekli fitneler yeterince mayalanmış ve kıvam kazanmıştı.

Sonuçta ihtilal vaktinin geldiği kanısına varılarak 12 Eylül 1980 günü Kenan Evren başkanlığındaki ABD destekli askeri cunta anayasal düzeni askıya alarak yönetime el koydu. Ancak 13 Eylül 1980 günü yani ihtilalden bir gün sonra, ülkedeki her türlü terörist ve karşılıklı vuruşma faaliyetleri bıçak gibi kesildi. Onun yerine uzun soluklu sayılacak bir basķı, zülüm, işkence ve kıyım furyası başladı….

Peki sonra neler mi oldu?

-Anayasal düzen askıya alındı. Cunta bildirileri anayasal hükümler yerine geçti
– Tüm siyasal partiler kapatıldı, parti başkanları tutuklandı.
– Tüm sendikalar, dernekler, her türlü sivil toplum örgütleri kapatıldı. Çoğu sendika lideri tutuklandı. Sendika mallarına el kondu.
– Üniversitelerde ihbarlar ve sürek avı başlatıldı. Yüzlerce akademisyenin görevine son verildi. Bir bölümü tutuklandı ve yargılandı.
– Türkiye’nin karma ekonomik sistemi, yerini serbest pazar ekonomisine bıraktı..
– Siyasal sistemdeki laiklik rotası aşındırıldı. Yeni anayasaya zorunlu din dersleri kondu.
– Anayasadaki sosyal devlet politikası kağıt üzerinde kaldı…
-………

Kıssadan hisse                              :

Bu kısa ancak acı 12 Eylül 1980 ihtilal geçmişimizi belli yaşta olanlara anımsatmak, yeni kuşaklara ise bilgi vermek ve üzerinde düşünmelerini sağlamak için yazdım. Siyasal, ekonomik, dinsel, etnik, kültürel (ekinsel), sanatsal ve bölgesel her türlü ayrışma, bölünme, yarılma ve düşmanlaştırmalara varan politikalar devlete ve ulusal birliğimize zarar ve hatta ihanet olarak algılanmalıdır. Yurttaşların eşitliğine, hukukun üstünlüğüne, çoğulcu ve doğru içselleştirilmiş parlamenter demokrasiye, tüm bunların güvencesi olarak da yine gerçek rotasından saptırılmayan laiklik ilkesine sımsıkı sarılmak, ortak aklı, ortak çıkarları ve ortak sorunları, kamu yararına, akılcı ve bilimsel yöntemlerle çözmek gerekiyor.

  • Ayrıştırıcı, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı yaklaşımlardan uzak durmak gereklidir.

Askeri, sivil, dinsel… her türlü darbelere karşı olmak, birlikte, dostça, sevgi barış, huzur ve adalet içinde kalmak en doğru yoldur.

  • Umudumuz gerçek aydınlarımızın ve halkımızın sağduyulu ve aydınlanmış bilincidir.

Demokrasilerde çareler ve umutlar tükenmez. Yeter ki demokrasi tükenmesin.

ORTA ÖĞRETİMDE OKULLAR AÇILIRKEN EĞİTİM- ÖĞRETİM SİSTEMİMİZ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
06.09.2021, İzmir

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bu gün, pandemi nedeniyle, alışkın olmadığımız çok uzun bir aradan sonra, orta öğretim kurumları, tüm artı ve eksileri ile birlikte eğitim ve öğretime başladılar.

Doğru eğitim: Akıl, bilim, özgür irade, teknoloji, meslek, barış, sevgi, huzur, adalet, ahlak… ve ekmek kapısı;

Yanlış ve çağdışı eğitim ise kurumlaşmış cehalet, bağnazlık, haksızlık, kin, nefret, vicdansızlık, ayrıştırma, huzursuzluk, zorbalık, zulüm düşmanlık… ve sefalet kapısıdır. Birinci tür eğitimde çağdaşlık ve gelişme, ikinci tür eğitimde de kargaşa, huzursuzluk ve geri kalmışlık türer.

Rüzgar ekenler fırtına, sevgi etkenlerse barış ve huzur biçerlermiş… Bir ulusu her yönden yücelten ve doruklara ulaştıran da, ortaçağ karanlığına sürükleyerek geri kalmasına neden olan da yine o ulusun topyekun eğitim ve öğretim sistemidir.

Hatalı ve yanlış tohumlar ekerek sağlıklı ve üstün nitelikli ürün beklemek olanaksızdır. Yıkayıcı temiz değilse yıkanan temiz olmaz. Kirli su ile çamaşır yıkanmaz
Kanımca bir ulusun kaderini tayin etme (yazgısını belirleme) konusunda çok önemli ve birinci derecede görev yüklenen eğitim konusu, mutlaka siyaset üstü ve devlet politikası olarak ele alınmalıdır.

Ülkemizin Ulusal Eğitim sisteminin belli çıkar odakları, yabancı güçler, tarikat ve cemaat kurumları ile değil, eğim-öğretim ve bilim alanında çok iyi yetişmiş, üstün nitelikli, tarikat ve cemaat bağı ve bağlantısı olmayan özgür düşünceli yurtsever akademisyenlerle planlanıp programlanması gerekir.

Bir ulusun eğitim sistemi, gündelik siyasete, ideolojik, akıl ve bilim dışı çekişme ve yap-boz düzenlemelerine kurban edilmemelidir. Çünkü siyasetçinin çıkarı genelde bir seçim dönemini kapsar. Halbuki eğitim sistemindeki yanlışların etkileri ise asırlar (yüzyıllar) sürebilir.

  • Siyaset kurumu Ordu, eğitim – öğretim – bilim ve adalet kurumlarına müdahale etmemelidir.

Bu kurumlar mutlaka siyaset üstü konumda kalmalıdır. Çünkü bu kurumlar yalnızca siyasal iktidarlar için değil, devlete ve ulusun tümüne hizmet vermektedir.

Doğru bir eğitim sistemi için                             :

1- Eğitim ve öğretim yöntemi çağdaş olmalıdır.
2- Eğitim – öğretim teknolojisi, öğretim mekânları, eğitim ve öğretim araçları çağdaş olmalıdır.
3- Eğitim-öğretimin bilgi ve ders kaynakları, eğitim programları ve program içerikleri (müfredat – yetişek) çağdaş olmalıdır.
4- Eğitim ve öğretim sisteminde görev alan tüm öğretici ve yöneticiler çağdaş olmalıdır.
5- En önemlisi de eğitim ve öğretime yön verenlerin ZİHNİYETİ ÇAĞDAŞ OLMALIDIR.

Eğer bir ulusun eğitim ve öğretimine yön veren zihniyet (anlayış) çağdaş değilse geri kalan faktörlerin (etmenlerin) çok önemi kalmaz. İlk düğme yanlış iliklemişse, geri kalan düğmeler doğru gibi görünseler bile hepsi yanlış olur.

Bu duygu ve düşüncelerle yeni eğitim ve öğretim yılı devletimiz, ulusumuz, öğrencilerimiz, veliler, tüm öğreticilerimiz ve yöneticilerimiz için kutlu olsun. Ulusumuzun tepesinde dolaşan cehalet kara bulutları yok olsun. Halkımız barış, esenlik ve huzur (erinç) dolu bir eğitim- öğretim yılı yaşasın.
===============================
Dostlar,

Sn. hocamız Prof. Çivi’nin yazısına birkaç katkımız olasın isteriz :

Alttaki kısa film, Çin’de, küçük bir öğrencinin Kovit-19 salgını nedeniyle, okula giriş hazırlığını gözler önüne seriyor. Ya bizde ??

***
Ankara’da 3 okul müdürü ile telefonla görüşme :
Lise: 1600 öğrenci bin maske. Sınıflar ortalama 42
Ortaokul: Maske ve hijyen malzemesini veliye aldıracağım. Bin öğrenci var, sınıf ortalaması 30, hizmetli yok!
İlkokul: BŞB’nden gelen 1 koli temizlik malzemesi var. Milli Eğitimden birşey gelmedi. (BİRGÜN, Ünal Özmen 03.09.2021)
***
ABD’de: Kovit-19 saptanan çocuk sayısı 2 haftadır tırmanıyor. Salgının başından beri tanı alan çocuk sayısı 4,8 milyon, toplam vakaların % 14,8’i. Hastaneye yatırılan çocuk oranı %1,9’a dek çıkıyor. 12+ yaşa epeydir aşı yapılıyor. 6 Eylül’de okulları açıyoruz, bilinsin istedik..
***
27 Ağustos 2021, CDC (ABD):
Aşısız öğretmen 26 öğrenciye Kovit-19 bulaştırdı..
***
ABD’de son hafta bildirilen Kovit-19 vakaların % 22’sinden çoğu 0-18 yaş arasında saptandı ve testlerin %10,9-20,8’i bu yaş diliminde yapıldı (Eyaletlere göre değişiyor) ve bu yaş diliminde test pozitiflik oranı %4,8-17,6. (MMWR, CDC)
***
https://www.cdc.gov/mmwr/volumes/70/wr/mm7036e2.htm

Çocuklar ve ergenler arasında haftalık KOVİT-19 ile ilişkili hastaneye yatış oranları 2021 Haziran sonu-Ağustos ortası boyunca yaklaşık beş kat arttı ve bu da son derece bulaşıcı SARS-CoV-2 Delta varyantının artan dolaşımıyla aynı zamana denk geldi. Ciddi hastalığı olan hastaneye yatırılan çocuk ve ergenlerin oranları. Hastaneye yatış oranları aşısızlar arasında tam aşılı ergenlere göre 10 kat daha yüksekti.
***
https://www.gazeteduvar.com.tr/pandemiyle-yasamak-yuz-yuze-egitime-gecilsin-mi-makale-1533643

Çin, eğitime ülke genelinde salt 2 ay ara verdi!
Nisan 2020’de Wuhan dışında bütün okullar yeniden yüz yüze eğitime geçmişti. 2021’in ilk yarısında da %60’ın üstünde aşı oranına ulaşıldı.
Bütün öğretmenler aşılı ve okul çağında çocuğu olan veliler de aşı olmak zorunda. Ayrıca, öğretmenler, öğrenciler ve velileri kent dışına çıkarlarsa iki hafta okula gidemiyorlar, ev karantinasında kalıyorlar. Bu yüzden, aileler Çin yeni yılında ya da diğer bayramlarda yolculuk yapmamayı seçtiler.
**
Sonuç                              :
Türkiye, 2 hafta sonra Kovit-19 olgu sayısında artışlara hazır olsun.
Tohumu ekildi..
Okulların açılması belki “doğrudan” neden olmayacak ama, yukarıda da örneklediğimiz pek çok nedenle doğru – bilimsel yönetil(e)meyen salgın yüzünden olgu sayıları daha da tırmanışa geçebilecek.. yazık!

Sevgi ve saygı ile. 07 Eylül 2021, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net          profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

TÜRKİYE’DE GÜNCEL LAİKLİK SORUNLARI ÜZERİNE KISA NOTLAR…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Uzun bir zamandan beri, Diyanet İşleri Başkanının siyasilerle sıklıkla bir arada boy göstermesi, çeşitli konulardaki kuraldışı tutumları, davranışları, konuşmaları ve bu konuşmaların uslup (biçem) ve içerikleri Türkiye medyasında geniş yer buldu ve bulmaya devam ediyor. Bu nedenle, Anayasamızın ve laik devlet yapımızın bir gereği olarak Türkiye’de laiklik yeniden kamuoyunun gündemine oturdu. Bu gelişmeler bağlamında ben de kimi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Günümüzdeki çağdaşlaşma paradigması yani total resmi ve sivil çağdaş değer ölçüleri dizgesi Batı (Avrupa) kökenlidir. Bu çağdaş değerler sisteminin oluşmasını var eden zihniyet devriminin temel bileşenleri de şunlardır.

1- Devlet, toplum, aile ve birey yaşamını düzenleyen dogmatik, dinsel, eleştirilmeye ve yenilenmeye kapalı normların yerini giderek akla, deney ve gözleme dayalı özgür bilimsel düşünceye bırakması. Toplum ve devlet yaşamında her alanda aklın ve bilimin kesin egemenliği

2- Devlet, toplum, aile ve bireylerin özgür düşünme ve davranma özgürlüğünü baskılayan kilisenin, yani ruhban (din adamları) sınıfı temsilcilerinin tüm otorite ve vesayetine son verilmesidir. Başta dinsel alan olmak üzere, her kurum ve herkes için ve yine her konuda din ve vicdan özgürlüğünün geçerli olmasıdır. Bu durum Orta Avrupa’da LAİKLİK, Kuzey Avrupa’da ise SİVİLLEŞME (Secularism) olarak toplumsal yaşama aktarılmıştır. Bu bağlamda laiklik ve sekülerleşme birbirine çok yakın anlamdadır.

3-Laikleşme ve sivilleşme, dinsel otoriteden (Papalık-kilise) bağımsızlaşma, dini otoritenin vesayetinden kurtulma demektir.
Sivil toplum laik toplum demektir. Bu bağlamda tarikat ve cemaatler sivil toplum kuruluşu olamazlar. Çünkü genelde, istisnalar hariç (ayrıklar dışında), tarikat ve cemaat üyelerinin aklı, cemaat liderleri tarafından rehin alınmış gibidir. Cemaat üyelerinin doğrudan özgür iradeleri ya yoktur ya da çarptırılmıştır. Eğer dinsel terminoloji ile söylemek gerekirse;

  • “Mürşit önünde mürit (tarikat üyesi), gassal (ölü yıkayıcı) önünde meyit (ölü)” gibi olmalıdır.

4- Çağdaş paradigmanın bir başka öğretisi de Ulusal (milli) egemenlik, yani topyekun halk egemenliği demektir.1789 Fransız Devrimi‘nden sonra Aile veya hanedan yönetimi ya da vesayetinde olan teokratik ve feodal nitelikli devletlerin yerini ulusal istence (mili iradeye) dayalı devletler almıştır. Bu gelişme ÇAĞDAŞ DEMOKRASİLERİN doğuşu, gelişmesi, içeriğinin genişlemesi ve demokratik anlayışın derinleşmesi demektir. Bu durumda demokrasi çok öz olarak şöyle ifade edilebilir :

  • Demokrasi = Laiklik + sivilleşme + ulusal istenç + özgür aklın ve bilimin sürekli olarak yol göstermesi.
  • Demokrasi, temelde bir zihniyet ve devrimidir.

5- Laiklik ve sivilleşme dini dışlama değildir. Herkese din ve vicdan özgürlüğü verir. İsteyen istediği inancı benimser. İstemeyen benimsemez. İnanç demokrasisidir. Ancak birey açısından, ruhban sınıfından bağımsızlaşma, dinsel olayları özgür aklın ve bilimin süzgecinden geçirme, özgür irade sahibi olabilme demektir. İnsan, her birey, hem dindar hem laik olabilir. Kendi inancını özgürce yaşar, fakat başkalarına asla karışmaz. Başkalarının ya da devletin kendi inancına karışmasını da istemez.

Peki laiklik nasıl anlaşılmalıdır?

A- Bireysel açıdan laiklik din, vicdan ve inanç özgürlüğü demektir. Laiklik her bireye istediği din ve inancı seçmek ya da hiçbir inancı benimsememe özgürlüğü verir. Çünkü her özgürlük zıddı ile vardır. Vicdanların baskı altında olduğu yerde özgürlük olmaz.

B- Toplumsal açıdan laiklik, farklı dinler, mezhepler ya da farklı inanç kümeleri ile birlikte, farklılıklara empati (özdeşim) yaparak onlarla birlikte barış ve huzur içinde yaşayabilme demektir. Toplumsal açıdan laiklik farklı dinsel ve etnik yapıdaki insanların İNANÇ DEMOKRASİSİ ya da çoğulcu toplumların birlikte yaşama iradesidir.

C- Devlet açısından laiklik , devletin tüm farklı dinsel inanç kümelerine karşı mutlaka yansız; etnik, kültürel ve sosyal farklılıklara karşı da adil olmasını gerektirir. Çünķü Hz. Ali’nin dediği gibi, ”

  • Devletin dini” adalettir.

Devlet bir canlı varlık değil bir tüzel kişiliktir. Tüzel varlığın yani devletin dini olmaz. Demokratik ve laik toplumlardaki devlet yöneticileri, devlet adına kurallar üretir ve kararlar verirken, laik devletin hukuksal, laik ve demokratik anayasal varlığına uygun davranmak zorundadır.

Türkiye’ye gelince                   :

1- Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti, laik ve sivil bir devlet ve toplum yapısı hedeflenerek kurulmuştur. Anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi bile önerilmez 2. maddesine göre;

  • “Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti” dir.

Tüm siyasal iktidarların daima ve her kararlarında laikliğin ruhuna ve özüne uygun davranmaları gerekir. Ancak İslam dinini ilahi, kutsal kaynağından kopartıp bir dünyevi ikbal ideolojisine dönüştürmek hem dine, hem devlete ve hem de çoğulcu toplumsal yapımıza zarar vermektedir. Kaldı ki din, dil, etnik yapı..vb. açılardan bir Osmanlı Devleti nüfus mirası (kalıtı) olan Türkiye’nin toplumsal yapısı da çoğulcudur. Bu nedenle özü ve ruhu ile doğru anlaşılmış doğru laiklik ve çoğulcu demokrasi toplumumuzun varlığını, birliğini ve iç barışı korumak bakımından ekmek ve su kadar vazgeçilmezdir.

2- Farklı dinler ve inanç kümelerini ve aynı dinin farklı felsefi, tasavvufi yorum sahiplerini bir arada tutmak, kaynaştırıp barış içinde yaşatmak gibi bir misyonla (özgörevle) kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın salt İslam Dininin, hatta bu dinin yalnızca Sünnî Mezhebinin hizmetine girmesi asla doğru değildir.

D.İ. (Diyanet İşleri) Başkanlığı kesinlikle;

– Dinler, mezhepler, tarikat ve cemaatler üstü bir kurum olmalıdır. Dinler üstü / dışı bir konumda kalarak faaliyet göstermelidir.

-Özerk, bağımsız bir kurum olmalıdır.

– Siyaset dışı kalmalıdır. Dini siyasete ya da çıkarlarına alet etmek isteyen iktidarlara, partilere, kurumlara,  tarikat ve cemaatlere bizzat D.İ. Başkanlığı karşı çıkmalıdır.

Her türlü tarikat ve cemaatlerle bağlarını koparmalıdır. Eğer bu ana görevlerini yapamıyorsa ya yeniden yapılandırılmalı ya da kapatılmalıdır.

Bunları söylediğim için beni ütopik bulabilirsiniz. Ancak insan hayal ettikçe yaşarmış…

Çağdaş, laik, demokrat, gelişmiş, adil, aklın ve bilimin izinden hiç ayrılmayan hep barış, kardeşlik, dayanışma ve huzur, ebedi olarak da sevgi ve dostluk içinde yaşayan bir devlet, ülke ve toplum dileğiyle…

Ülkemizde laiklik konusunda yaşanan her türlü yanlışlar, bilerek ya da bilmeyerek hatalar ya da kasıtlı davranış ve uygulamalara karşın, ben yine de gelecekten çok umutluyum. Ya siz?