ADD Kocaeli Şubeleri adına Genel Seçim Bildirgesi

ADD Kocaeli Şubeleri adına
Genel Seçim Bildirgesi

24 Haziran 2018’de yapılacak olan genel seçimler demokrasi yolunda laik cumhuriyetin yazgısını belirleyecek son dönemeçtir. Bu seçim normal bir seçim değildir. Halk oylamasının devamıdır.  Seçimde hedefimiz:

  • Yeniden Cumhuriyet rejimini çok daha güçlü olarak yerine oturtmak, egemenliğin saraydan alınıp tam yetkili Gazi Meclis’e devrini sağlamaktır.
  • 16 yıldır devleti yöneten siyasal iktidar, kilitlendiği “Yeni Türkiye” hedefini gerçekleştirmek adına iktidar koltuğundan kalkmaya hiç niyetli gözükmemektedir. Bu durum karşısında laik, demokratik Cumhuriyet’in korunması adına bütün Cumhuriyetçi güçlerin her koşul altında kararlı, uyanık ve bütün kalması zorunludur.
  • Bu seçime; ekonomideki kötü gidiş ve yoksullaşan halkın, esnafın, iş adamlarının, çiftçinin ve devletin yüksek borçları damgasını vuracaktır.
  • Ekonomideki bu kötü gidişin durdurulması konusunda iktidar güvenilirliğini, içeride ve dışarıda yitirmiş ve devleti her gün zarara uğratmıştır.
  • Demokrasi ve laik cumhuriyetin varlığı, milli barış ve halkımızın refahı için seçimlere giren siyasal partilerden:
  • Vatanın ve milletin bölünmez bir bütün olduğunu, Laiklik ilkesine uyacaklarını ve devleti tarikatlara, cemaatlere, vakıflara teslim etmeyeceklerini,
  • Atatürk ilke ve devrimlerine ödün vermeksizin sahip çıkacaklarını,
  • Ne ABD ne AB, Tam Bağımsız Türkiye” ve özgürlüğümüz için sömürgeciliğe karşı sonuna kadar savaşacaklarını,
  • Milli çıkarlarımız ve değerlerimize sahip çıkacaklarını,
  • Başkanlık sisteminden vazgeçilerek gerçek anlamı ile demokratik parlamenter sistemin yeniden kurulacağını,
  • Sağlık ve eğitimin parasız hale getirilerek tüm yurttaşların eşit olarak yararlanabileceği ve Cumhuriyet değerlerine uygun biçimde yeniden yapılandırılacağını,
  • Çağdaş bir yargı sistemi kurularak hızlı, bağımsız – yansız ve güvenilir olarak halka hizmet edilmesinin sağlanacağını,
  • Düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün sağlanacağını ve medya patronlarının başka bir ticaret alanı ile ilgilenmelerinin yasaklanacağını,
  • Devletin vatandaşlara sağladığı olanaklardan din, mezhep ve etnik kökene bakılmaksızın herkesin eşit olarak yararlanacağını,
  • Faşizme, gericiliğe, bölücülüğe ve her türlü akıl ile bilim dışı eğilimlere karşı olacaklarını,
  • Kürsü dokunulmazlığı dışında bütün dokunulmazlıkların kaldırılacağını,
  • Ulusal kaynaklarımızın haraç – mezat satılmasından vazgeçileceğini ve satılanların geri alınarak dışarıya bağımlı olmayan, ulusal ve devletçilik ilkesine uyan bir ekonomik sistem kurulacağını,
  • Vergi adaletinin sağlanacağını,
  • Siyasi partiler ve seçim yasasında değişiklik yapılarak demokratik bir düzenleme getirmesini,

    Atatürkçü Düşünce Dernekleri Kocaeli Şubeleri olarak diliyoruz.

Bugün Atatürkçü Düşünce Derneği’ne saldırarak, aslında seçim sürecinde mağduriyet algısı oluşturmak isteyenler; ne yazık ki FETÖ’cü – darbeci ve emperyalist zihniyetin işbirlikçileridir.

Bu süreçte Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kirli siyasete bulaştırmak isteyenlere karşı
tüm örgütümüz ve Atatürkçü’ler birlikte yılmadan mücadeleyi sürdürecektir.

Kamuoyunun bilgisine saygı ile duyurulur. 30.05.2018

ADD DERİNCE ŞUBESİ,
ADD GEBZE ŞUBESİ,
ADD GÖLCÜK ŞUBESİ,
ADD İZMİT ŞUBESİ,
ADD KARAMÜRSEL ŞUBESİ,
ADD KOCAELİ ŞUBESİ,
ADD KÖRFEZ ŞUBESİ,
ADD YAHYAKAPTAN ŞUBESİ
================================================
Dostlar,

Dava arkadaşlarımızın açıklamasını ve çağrısını biz de paylaşarak site okurlarımızın bilgi ve ilgisine sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 31 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
ADD Genel Başkan Yardımcısı 2004-2006
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ÖĞRETİM BİRLİĞİ YASASI LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİN TEMİNATIDIR

ÖĞRETİM BİRLİĞİ YASASI LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİN TEMİNATIDIR

3 Mart 1924, TBMM’de 3 devrim yasasının kabul edildiği ve devrimci cumhuriyetin hedeflerine ulaşmada önemli bir kilometre taşı olan dönüşümün tarihi olarak kayıtlara geçmiştir. Ulusal birliğin mihenk taşı Tevhid-i Tedrisat ile ülkedeki eğitim kurumları tek elde toplanmış, Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılmasıyla modern hukukun önü açılmış ve Halifeliğin kaldırılmasıyla da laik devlet mekanizması için en gerekli adımlardan biri atılmıştır.

Ulusal egemenlik ile bağdaşmayan ve toplumsal gelişmenin önünde engel olan çağdışı kurumlar kaldırılmış, devletin ve toplumsal düzenin akla ve bilime dayalı ilkelerce düzenlenmesinin yolu açılmıştır.

Kuşkusuz 3 Mart 1924, ülkemizde laikliğin doğum günü olarak kabul edilebilecek kadar önemli bir içeriğe sahiptir. 93 yıl önce çıkarılan 3 devrim yasası ile İslam coğrafyasındaki ilk laik ülkeyi kurarak bulunduğu bölgede örnek olan ülkemiz, ne yazık ki bugün, AKP iktidarının laikliğe ve cumhuriyet devrimlerine karşı antidemokratik uygulamaları ile diktatörlükle yönetilen ülkeler düzeyine getirilmiştir.

AKP’nin eğitim alanındaki uygulamaları, Cumhuriyet atılımlarını tasfiye etmeye, eğitimimizin temel niteliklerini değiştirmeye yöneliktir. Hazırlanan programlar ve kitaplar bilimsellikten uzak, çağdaş ve laik ölçütlerden yoksundur. Eğitim yönetimi kadroları da bu anlayışla oluşturulmaktadır. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı, karşı devrimin üssü haline getirilerek ulusal değerlerimiz, eğitim sistemimiz içinden yasa ve yönetmelikler aracılığı ile bir bir çıkarılmaktadır. Kanun Hükmünde Kararnameler ile öğrencileri “insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaş” olarak yetiştirmekten vazgeçilmiştir.

Akılcı ve bilimsel düşünen, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişiliği gelişmiş, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve üretken bireyler yetiştirmek; Türk Milli Eğitiminin temel amaçları arasında yer almaktadır.  AKP iktidarının milli eğitimdeki uygulamaları,  öğrencileri cemaatlerin ve tarikatların kucağına iterek çağdaş, bilimsel, akılcı, laik eğitim sistemini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Siyasi iktidar, karma eğitime son verme amacını gerçekleştirmek için adım adım ilerlemektedir. Karma eğitime son verilmesi durumunda,  Atatürk’ün liderliğinde kurulan cumhuriyetin en önemli kazanımlarından olan ve milli eğitimde birliği esas alan Tevhid-i Tedrisat ortadan kaldırılacak ve tekrar çok başlı eğitim sistemine dönülecektir.

Eğitim-İş, tüzüğümüzde de belirtildiği üzere, Atatürk ilke ve devrimleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesi üzerinde yükseldiğinin bilinciyle, laiklik ilkesinin korunmasına büyük önem verir. Kişilerin inanç ve vicdan özgürlüklerini savunurken, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanmalarını ya da baskı altına alınmalarını da kabul edilemez bulur. Bu nedenle de ülkede yaşayan herkesin çağdaş, bilimsel, laik, demokratik, eşit, parasız ve nitelikli eğitim hakkı olduğunu savunur ve bu hakkın yaşama geçirilmesi için mücadele eder.

Eğitim-İş olarak, öğretim birliğine son vererek, medrese-mektep ikilemini günümüze taşımak isteyen bu anlayışa karşı, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ülke bütünlüğüne, laik, bilimsel, demokratik, eşitlikçi ve parasız eğitime sahip çıkmaya devam edeceğiz; bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz.

EĞİTİM-İŞ Merkez Yönetim Kurulu
=============================
Dostlar,

3 Mart 1924 günü 3 Devrim Yasasının TBMM’de kabulü nedeniyle, bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ’in web sitesinde yer verdiği basın açıklamasına aynen katılarak paylaşmak istiyoruz..

Geçen yıl 3 Maer 1924 devrimlerinin 92.yılı nedeniyle yazdığımız yazının da okunmasını dileriz :

Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasası 92. Yılını Bitirdi!

Sevgi ve saygı ile. 06 Mart 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – EĞİTİM İŞ Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

3 MART’TA OKULLARDA DERSİMİZ “LAİKLİK” OLACAK


3 MART’TA OKULLARDA DERSİMİZ “LAİKLİK” OLACAK

3 MART’TA OKULLARDA DERSİMİZ “LAİKLİK” OLACAK
“Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir.
Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.” 

diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli devrimlerindin biri Laikliktir.
İnsanların inançlarına saygı gösterilmesi gerektiğini savunan Eğitim-İş, Atatürk’ün söz konusu tanımını benimsemiştir ve devlet yönetiminde inançların öne çıkmasına karşıdır.
Laik düzlemde inançlar, eğitim, hukuk, bilim ve ekonomiye etki etmemelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumları ve kuralları, dine, etnisiteye göre değil,
laiklik ilkesine göre biçimlenmiştir ve bu yapı korunmalıdır.
Ancak bugün gerici düzenleme ve uygulamalarıyla laik eğitime darbe vuran AKP iktidarı, “dindar ve kindar nesil” yetiştirme hedefine uygun olarak dinci eğitimi yaygınlaştırmaya
hızla devam etmektedir.

  • Akılcı ve bilimsel düşünen, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı,
    kişiliği gelişmiş, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve üretken bireyler yetiştirmek;

Türk Milli Eğitimi’nin temel amaçları arasında yer almaktadır.
Ancak AKP iktidarının hedefi öğrencileri cemaatlerin ve tarikatların kucağına iterek
çağdaş, bilimsel, akılcı, laik eğitim sistemini ortadan kaldırmaktır.

Karma eğitime son verilmesi durumunda, Atatürk’ün liderliğinde kurulan Cumhuriyetin
en önemli kazanımlarından olan ve Milli Eğitimde birliği esas alan Tevhid-i Tedrisat
ortadan kaldırılacak ve yeniden çok başlı eğitim sistemine dönülecektir.

Eğitim-İş, tüzüğümüzde de belirtildiği üzere, Atatürk ilke ve devrimleri ile
Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesi üzerinde yükseldiğinin bilinciyle,
laiklik ilkesinin korunmasına büyük önem verir. Kişilerin inanç ve vicdan özgürlüklerini savunurken, dinsel inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanmalarını ya da baskı altına alınmalarını da kabul edilemez bulur. Bu nedenle de ülkede yaşayan herkesin

– çağdaş,
– bilimsel,
– laik,
– demokratik,
– eşit,
– parasız ve
– nitelikli eğitim hakkı

olduğunu savunur ve bu hakkın yaşama geçirilmesi için mücadele eder.

Bu amaçla, AKP iktidarının bilimsel, laik, ulusal ve demokratik eğitimi tasfiye etme girişimlerine karşı başta Eğitim-İş üyesi öğretmenler olmak üzere tüm öğretmenler;

3 Devrim Yasası’nın kabulünün 91. Yıldönümü olan 3 Mart 2015 tarihinde,
yakalarına “Laiklik Özgürlüktür” sloganının bulunduğu kokartları takacak,
Eğitim-İş tarafından hazırlanan ders planı içinde ülke genelinde tüm okullarda ilk ders saatinde “Laiklik” konusunu anlatacaklardır.

Eğitim-İş olarak, Öğretim Birliğine (Tevhid-i Tedrisat) son vererek, medrese-mektep ikilemini günümüze taşımak isteyen bu anlayışa karşı, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ülke bütünlüğüne, laik, bilimsel, demokratik, eşitlikçi ve parasız eğitime sahip çıkmaya devam edeceğiz; bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz.

EĞİTİMİŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/3-mart-ta-okullarda-dersmz-laklk-olacak#.VO-V1fmUdrs

Ders planları için lütfen tıklayınız…

3_Mart_2015_LAIKLIK_Egitimi_Ders_Programi_Ilk_4_Yil

3_Mart_2015_LAIKLIK_Egitimi_Ders_Programi_5-6-7-8._Yillar

3_Mart_2015_LAIKLIK_Egitimi_Ders_Programi_Liseler

======================================

Dostlar,

logo

Biz de bir EĞİTİM-İŞ üyesi olarak
(Ankara 1 Sayılı Şube), Genel Merkezimizin
bu açıklamasını ve eylemini son derece yerinde buluyoruz…

 Laik rejim, Batı’da yüz yılı aşan son derece kanlı mezhep savaşlarının ardından

çoook acılı deneyimlerle öğrenilmiş bir devlet ve toplum düzenidir.

Gökten inmediği gibi “Laikçilerin” (!) “inananlara” dayattığı bir dinsiz yönetim asla değildir.

Avrupa’da yüz yılı aşan Katolik – Protestan savaşları sonunda, 1453’te Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans’ın) başkenti Konstantinapolis düşünce (Osmanlı Padişahı
Fatih Sultan Mehmet tarafından tarihinin en zayıf döneminde yakalanarak fethedilince)

Avrupalı Hırıstiyanlar sonunda uyanmış ve

“Ne senin Katolik şeriatın ne de benim Protestan şeriatim” diyerek uzlaşmış;

toplum laikleşerek devlet de sekülerkeşerek kadim sorunu sonsuza dek çözmüşlerdir.

İngiltere, Roma’dan ayrılarak kendi Anglikan Kilisesini kurmuştur..

İslam Dini ve Muhamet Peygamber ise dinsel önder olmakla yetinmeyip, siyasal önder –
devlet başkanı da olmak istediğinden – olduğundan, İslam Dünyasında böylesi bir Laikleşme süreci yaşanamamaktadır.

Fakat laiklik olmadan barışa ve demokrasiye erişme olanağı yoktur..

Bizim Dincilerin – şeriatçıların 500 yıllık bu yaşam gerçeğini kavramaları için ne yapılmalıdır??
Daha kaç zaman İslam Dünyası karanlıklar içinde debelenecektir??
Aydın din bilginleri ve Müslümanların topluma önder olmaları tarihsel bir görevdir.

İslam’da reform Hırıstiyanlıkta olduğu gibi mutlaka yaşanacaktır..

Er ya da geç..

Sevgi ve saygı ile,
26.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

ADD DANIŞMA TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRİSİ

ADD_logosu_adiyla

 

ADD DANIŞMA TOPLANTISI
SONUÇ BİLDİRİSİ
 

 

 

  • 6 Temmuz 2014’te yapılan ve Genel Yönetim, Denetleme, Disiplin, Bilim-Danışma Kurulu üyeleri ile Şube başkan veya temsilcilerinin katıldığı toplantıda alınan kararlar aşağıdadır :

Genel Merkezimizce bugüne dek farklı zamanlarda nasıl bir Cumhurbaşkanının Atatürk’ün koltuğuna oturmaya aday olabileceği konusunda açıklamalar yapılmıştır.

19.06.2014 tarihli açıklamamızda; Cumhurbaşkanının yapacağı yemine sadık kalması gerektiği, siyasal partilerin aday belirleme sürecinde Derneğimizin görüşünü almamasının son derece düşündürücü olduğu, seçim sürecinde Cumhuriyetin niteliklerini tartışmaya açacak adayların tarafımızdan desteklenmeyeceği ve seçimde taraf olacağımız vurgulanmıştı.

28.06.2014 tarihli 2 sayılı basın açıklamamızda ise, Derneğimizin nasıl bir Cumhurbaşkanı istediği, seçime ilişkin tavrımızın ne olacağı, Cumhurbaşkanı adayını belirleme görevi ve sorumluluğunun TBMM’deki milletvekillerinde olduğu, Derneğimizin görüşünü almayan siyasilerin bu sürecin doğal sorumlusu olduğu, bu nedenle toplumu rahatlatacak çalışmayı onların yapması gerektiği vurgulanmıştı.

Derneğimiz tüm bu süreçte, siyasal partilerden bağımsız olarak, toplumun güveni doğrultusunda aday adları üzerine bir açıklama yapmamış, ancak kuruluş ilkelerimize uygun değerlendirmelerde bulunarak Cumhurbaşkanı adayı niteliklerinin ne olması gerektiğini halkımızla paylaşmıştır.

Adaylar netleştikten sonra yapılan 3 sayılı basın açıklamamızda ise, Cumhurbaşkanı Seçimi Yasası’nın 11. maddesindeki “diğer kamu görevlileri” tanımlaması ve Anayasa’nın md. 128-1’de düzenlenmiş olan “diğer kamu görevlileri” tanımlaması birlikte değerlendirilmiş ve adaylar arasında bulunan, halen Başbakanlığı yürütmekte olan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu görevden istifa etmesi gerektiği belirtilmişti.

6 Temmuz 2014’te yapılan danışma toplantısında bu konular ayrıntılı biçimde ele alınmış, Cumhurbaşkanlığı konusunda önümüzde olan 4 seçenek

1- AKP’nin adayı
2- PKK- BDP-HDP’nin adayı
3-CHP-MHP-DSP-DP ve BTP’nin adayı
4- Boykot tartışılmıştır.

Bu seçenekler, 30 Mart 2014’te yapılan yerel seçimlerin sayısal verileri, Cumhurbaşkanı seçiminin olası tüm olumsuzlukları ve önümüzdeki genel seçimlerin önemi ile birlikte değerlendirilerek, Cumhuriyeti bölmeyi ve dönüştürmeyi amaçladığı açıkça belli olan adaylara karşı sandığa yoğun katılımın sağlanması konusunda görüşbirliğine varılmıştır.

Üstelik, siyasal iktidarın, Cumhurbaşkanlığı oy pusulaları için ihaleye çıkılırken, nedeni belirsiz bir referandum için de ihaleye çıktığı haberleri basında yer almıştır.

Bu durum karşısında, Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy’un 1989’da Turgut Özal’ı hedef alarak söylediği, “Pek yararlı olacak bir cumhurbaşkanını bulmaktan daha önemli olan, çok zararlı olabilecek bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilmesini önlemektir.” sözleri ne yazık ki bugün için de geçerlidir.

Bu dönemde Atatürkçülere düşen görev, sandığa giderek demokratik, laik, cumhuriyet yıkıcıları ve bölücülere karşı birlik olmaktır. Ancak bilinmelidir ki, aday belirleme sürecine ilişkin yapılan yanlışlıkların hesabı da, istenilen sonuç alınsın ya da alınmasın, seçim sonrasında ilgili parti yöneticilerinden sorulacaktır. Bu bir yurttaşlık görevidir.

Derneğimiz partiler üstü bir çalışma anlayışına sahiptir. Atatürk ilke ve devrimlerinin savunucusu olarak bu seçimlerde,

  • herhangi bir aday için açık ya da kapalı destek kampanyası yürütülmeyecek, 

çalışmalarımız kuruluş ilkelerimize uygun sürdürülecektir. Örgütsel disiplin ve bütünlüğümüz, önümüzde bizleri bekleyen büyük mücadelelere hazırlık açısından son derece önemlidir.

Saygıyla duyurulur.

ADD GENEL MERKEZİ

06.07.2014, Ankara

Atatürkçü Düşünce Derneği’nden Cumhurbaşkanı Seçimi Açıklaması


Atatürkçü Düşünce Derneği’nden Cumhurbaşkanı Seçimi Açıklaması

ADD_logosu_adiyla

 

 

 

 

ADD Genel Yönetim Kurulu’nun 21 – 22 Haziran 2014 tarihlerinde CUMHURBAŞKANI SEÇİMLERİ konulu yaptığı iki günlük yoğun çalışma toplantısında halkımızın duyarlıkları, şubelerimizden genel merkeze aktarılan görüşler, Atatürk Cumhuriyeti’nin geleceği konusundaki endişeler birlikte değerlendirilmiş ve aşağıdaki açıklamanın yapılması zorunluluğu doğmuştur.

aciklama

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNİN CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ İLE İLGİLİ 2 NOLU BASIN AÇIKLAMASI

ORTADOĞU ve TÜRKİYE

Küresel çıkar odakları, Ortadoğu ülkelerindeki siyasetin ve ekonomik yaşamın bir parçası olarak sürdürülen din ve mezhep savaşlarını profesyonelce kendi çıkarları doğrultusunda programlamakta ve kullanmaktadır. Bölge insanları mezhep ve din adına denilerek kışkırtılmakta ve birbirlerini bağazlamaktadırlar. Küresel güçler ise bu cehaleti ve ilkelliği doyumsuz bir iştah ile kullanmaya ve asıl kazanan olmaya devam etmektedirler.Arada sırada ortaya çıkan demokratik hareketler ise küresel güçler tarafından bastırılmakta ve yok edilmektedir. Bu bölgede tek istisna, Atatürk ve Atatürk’ün başlattığı kurtuluş savaşı sonucunda kurulan Atatürk Cumhuriyetidir.

Türkiye Cumhuriyeti; İslam dünyasında, Aydınlanmayı, çağdaşlaşmayı hedefleyerek, yaşam biçiminde Ortaçağ’dan kurtularak, hukuk alanında, siyasette, sanatta, ekonomide, çağı yakalamak için mücadele vermiş tek devlettir. Mezhep ve din kavgalarından uzak çağdaş insanı ve çağdaş toplumu yaratan Atatürk Cumhuriyet’inin bu yüzden hep düşmanları olmuştur. Atatürk döneminde yaşama geçirilen reformların hiçbiri öbür İslam ülkelerinde yapılamamıştır. Bu ülkelerde hala insanlar din ve mezhep adına birbirlerini boğazlamaya devam emekte bu kavgalardan küresel güçler yararlanmaktadır.

Ancak burada İslam ülkelerinde yaşanan bu huzursuzlukların sorumlularının yalnızca dışarıda aranması son derece hatalı sonuçlara ulaşılmasına
neden olabilecektir. Bu ülkelerin asıl sorunu, dokularına sinmiş ve yerleşmiş olan çağdışılıktır. Atatürk bu Ortadoğu bataklığından tüm özgürlüklerin ve insan haklarının, laik sosyal hukuk devletinin ve çoğulcu demokrasinin yolunu açan
Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratmıştır.

Bu gün gelinen noktada önümüzde duran Cumhurbaşkanı seçiminde halkımızın vereceği oylar; Atatürk Cumhuriyeti’nin mi devam edeceğini,
yoksa Ortadoğu bataklığının bir parçası mı olacağımızı belirleyecektir.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ NASIL BİR CUMHURBAŞKANI İSTİYOR?

Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü,
milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacak, evrensel hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve devrimlerine, herkesin insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanması ülküsüne bağlı, Cumhuriyetten yana taraf,
toplumu birleştirici, ötekileştirmeyen, ayrıştırmayan, toplumun Cumhurbaşkanlığına olan zedelenmiş güvenini yeniden kuracak, uluslararası alanda ülkemizin yitirdiği saygınlığı yeniden kazanmasına katkı koyabilecek, iktidarın her uygulamasına kayıtsız kalmayacak, araştırmalarını, incelemelerini, değerlendirmelerini laik Cumhuriyet ilkesini temel alarak yapacak, Başkanlık sistemine heves etmeyecek, kısacası Atatürk’ün koltuğunda oturmaya yaraşır bir Cumhurbaşkanı istiyor ve Meclisteki milletin vekillerini bu konuda sorumlu davranmaya, göreve çağırıyoruz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ; ATATÜRK’ÜN KOLTUĞUNA
BİR CUMHURİYET YIKICISININ OTURMASINA KARŞIDIR

12 yıllık bu iktidar döneminde; Cumhuriyetin laik, demokratik, hukuk devleti ve
ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlük ilkeleri yok edilmeye çalışılmıştır.

Hukuk Devleti yerini polis devletine bırakmış, evrensel hukuk kuralları yok edilmiş, kişiye ve olaylara özel yasalar torbalar içine yerleştirilerek çıkartılmış, güçler ayrılığı ortadan kaldırılmış, yargı iktidarın emrinde, vicdanları kanatan yargılamalar yapılmış, haksız ve uzun tutukluluk süreleriyle insanlar acımasızca özgürlüklerinden yoksun bırakılmış, yüzlerce suçsuz insan hapishanelerde yaşama tutunmaya çalışırken, Başbakanın oğlu ya da yakını olduğu için bir bölüm insanlara ayrıcalıklar yaratılarak koruma kalkanı oluşturulmuş, yolsuzlukları örtülmüş, yargılanmaları engellenmiş, yargının denetimi dışına çıkartılmıştır. Cumhuriyetin savcıları Cumhuriyeti koruyamaz duruma getirilmiş, görev yerleri sürekli değiştirilmiş, çadır mahkemeler kurularak teröristlerin ayağına götürülmüş ve yargı eliyle binlerce insanımızın katillerinden
özür dilenmiş; teröristlerden özür dilenirken, onurlu Türk subayları, özür dilenen teröristlerin ifadeleri ile tutuklanmış ve emekli Genelkurmay Başkanı, Devleti yıkmak isteyen bir “örgüt başı” olarak tutuklanıp yargılanmıştır. Yargı eliyle Türk Silahlı Kuvvetleri itibarsızlaştırılmaya, çökertilmeye ve yeniden yapılandırılmaya çalışılmış, asrın yolsuzluğu olarak dünya tarihine geçen Deniz Feneri Derneği soruşturmasını yürüten Cumhuriyetin Savcılarından soruşturma dosyaları alınmış
ve bu savcılar sanki suç işlemişler gibi yargılanmıştır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değiştirilerek siyasetin buyruğuna sokulmuş, kısacası artık ülkede hukukun üstünlüğü ilkesi yerine üstünlerin hukuku uygulanır duruma gelmiştir.

Yine bu dönemde, Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli askerlerine karşı kumpaslar kurulmuş, sahte belgeler ve CD’ler üretilerek yaratılan suçlamalarla davalar açılmış, toplumun Türk Ordusu’na olan güveni sarsılmaya çalışılmış, TSK’nin disiplini ve kimyası bozulmaya çalışılmış, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda donanmaya komutanlık edecek kadroların neredeyse tamamı hakkında davalar açılmışve ne ilginçtir ki,
İzmir’de bu soruşturmaları yapan savcı yine bu iktidar tarafından ucu iktidara dokunan bir soruşturma başlattığı için sürülmüş, Ordu mensuplarının başına çuvallar geçirilirken tepki gösterilmemiş, Irak’ta konsolosluk çalışanları ve bir bölüm TIR şoförleri
IŞİD terör örgütü tarafından rehin alınmış, buna karşın Başbakan, IŞİD terör örgütü mensuplarına “terörist” bile diyememiş, bu terör örgütü ile pazarlıklar yapılmaya ve onlara yasal statü kazandırılmaya çalışılmış, hatta ülkenin gündemi PKK terör örgütünün başı ile birlikte belirlenmeye başlanmış, binlerce insanımızın ölümünden sorumlu
terörist Abdullah Öcalan iktidara ortak olmuş, artık fiilen birlikte hareket eden
AKP + PKK koalisyon iktidarı ülkeyi bölünmenin eşiğine getirmiştir.

Yine bu dönemde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı açık ya da kapalı saldırılar
olağan hale getirilmiş, bu saldırılar Başbakan tarafından korunup kollanmış,
hatta öncülük edilmiş, Türk olmak sorgulanır hale getirilmiş, millet kavramı tartışmaya açılmış, laikliğin içi boşaltılmış, Devlet; cemaatler ve tarikatların cirit attığı, başta bakanlıklar olmak üzere devlet kadroları için pazarlıklar yapılarak atamaların yapıldığı
bir ibadethaneye dönüştürülmüş, yurttaşların Devlet ile olan işlerinde ve ilişkilerinde tarikatların dediği yapılır hale getirilmiş, eğitim sistemi 4+4+4 projesi ile imam hatipleştirilmiş ve çocukların geleceği ile oynanmış hatta Devletin dönüştürülmeye çalışıldığı, iktidara imamlık eden Başbakan tarafından açıkça ifade edilebilmiştir.

Her konuda derin bir bilgiye ve deneyime sahip olduğunu sanan, bununla kalmayıp
her dediğinin doğru olduğuna inanan ve inanılmasını bekleyen bir Başbakanın yönetimindeki iktidarla; Ülkenin dış politikası çökmüş, tarihsel gerçekler yok sayılmış, tarihe ve Türk milletine ihanet edilerek Ermenilerden özür dilenmiş, Kıbrıs gözden çıkartılarak Kıbrıs Rum Kesimi için yapılan devlet tanımı fiilen kabul edilmiş,
dinci terör örgütlerine verilen destekle Suriye’nin iç işlerine müdahale ettiğimiz
dünyada sorgulanır duruma gelmiştir. Bugün de, Irak’ ta 3 ayrı devlet kurulması için oynanan senaryonun baş oyuncularından biri olmaya adayız! Bunun ülkemize, insanımıza getireceği fatura gözardı edilebilmektedir. Özetle, sıfır sorunlu dış politika iddiası ile çıkılan yolda, sorunsuz komşu bırakılmamış, sınır güvenliğimiz delik deşik olmuş, dış politikamız uluslar arası düzlemde saygınlığını yitirmiştir.

Yine bu 12 yılda, usulsüz telefon dinlemeleri olağanlaştırılmış, savcılar polis merkezlerinde iddianame hazırlar duruma gelmiş, polis terörü biber gazı ile yasallaştırılmış, onlarca insanımız polisin kullandığı orantısız güç sonucu ölmüş, yaralanmış, hak arama özgürlüğü yok edilmiş, Anayasal güvence altına alınmış olan gösteri ve protesto yürüyüşü hakkı, kendini tek yetkili sayan Başbakanın iki dudağı arasına sıkıştırılmış, korku insanların bilinçaltına yerleştirilmeye çalışılmıştır.

Yine bu dönemde tüm varlıklarımız haraç mezat satılmış, ülke talan edilmiş,
yeni zenginler ve bunların paraları ile oluşturulan “havuz”dan beslenen yandaş bir medya yaratılmış, halkın beyni yıkanmaya ve yapılan yolsuzluklar perdelenmeye çalışılmıştır.

Kısacası başta Başbakan olmak üzere bu iktidar eliyle son 12 yılda Atatürk ve kurduğu laik, demokratik bir sosyal hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi yok etmek için yoğun
ve programlı bir çalışma yürütülmüş, ülke bölünmeye ve bir Ortaçağ diktatörlüğüne dönüştürülmeye çalışılmıştır.

Bütün bu nedenlerle; Cumhuriyet’in kurucu ilkelerinin bu gün de hala geçerli ve ülkenin sorunlarını çözmeye yol gösterici olduğuna inanan Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, 12 yıldır yürüttüğü bu politikalarla Cumhuriyet yıkıcılığı yapan bir zihniyetin gösterdiği adaya karşı durmayı öncelikli bir görev sayıyoruz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ,
TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KİTLE ÖRGÜTÜDÜR

GÜCÜNÜ ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİNE SADIK HALKIMIZDAN ALAN DERNEĞİMİZ, HİÇBİR SİYASAL PARTİNİN ARKA BAHÇESİ DEĞİLDİR.
TÜM SİYASAL PARTİLERİN ÜZERİNDE, ANCAK SİYASETİ YAKINDAN İZLEYEN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNİ, HALKIMIZIN GÜVEN VE İLGİYLE İZLEDİĞİNİ BİLİYOR VE BU SORUMLULUKLA SÜRECİ SAĞLIKLI OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ.

19.06.2014 TARİHLİ BASIN AÇIKLAMAMIZDA; CUMHURBAŞKANI ADAYLARININ BELİRLENMESİ SÜRECİNDE SİYASAL PARTİLERİN ADD’nin GÖRÜŞLERİNİ ALMAMIŞ OLMASININ SON DERECE DÜŞÜNDÜRÜCÜ ve ÜZÜCÜ OLDUĞU
DİLE GETİRİLMİŞ ve SÜRECİN DOĞAL BİR PARÇASI OLARAK CUMHURBAŞKANI ADAYI KONUSUNDAKİ BEKLENTİLERİMİZ KAMUOYU ile PAYLAŞILMIŞTIR.

ADD; TOPLUMDA RAHATLAMAYI SAĞLAYAMAYAN BU SÜRECİN SORUMLULARI OLARAK MECLİS’teki MİLLETVEKİLLERİNİ GÖRMEKTEDİR.
ÇÜNKÜ ADAYLIK ANCAK TBMM DIŞINDAKİ %10 OY TOPLAMINA SAHİP
SİYASAL PARTİLERİN VEYA 20 MİLLETVEKİLİNİN ÖNERİSİYLE OLANAKLIDIR.

BU NEDENLE MECLİSTEKİ SİYASAL PARTİLERE YENİDEN SESLENİYORUZ:

HENÜZ CUMHURBAŞKANLIĞINA ADAY OLAN ADLARIN KONUŞULDUĞU
BU AŞAMADA YETKİ ve GÖREVİNİZİN GEREĞİNİ YERİNE GETİREREK
YENİ ADAYLAR BELİRLEYİN ve TÜRK HALKINI, KAMUOYUNU RAHATLATIN.

BU TOPLUMDA ATATÜRK’ün KOLTUĞUNA OTURMAYI HAK EDEN
YÜZLERCE, BİNLERCE ADAY ÇIKARTABİLECEK BİR POTANSİYEL OLDUĞUNU BİLİYORUZ.

Kamuoyunun dikkatine sunarız. 28.6.2014

Tansel ÇÖLAŞAN
ADD Genel Başkanı

**************************************

Not      : Metinde gözden kaçan onlarca maddi yazım yanlışı ve yer yer içerik hataları tarafımızdan düzeltilmiştir. Birkaç yerde, onlarca virgülle birbirinden ayrılan koca koca paragraflık tümceler “nokta” lanarak, anlama hiç dokunmadan, görece daha kısa tümcelere dönüştürülmüştür. ADD Genel Merkezinden bu tür önemli metinleri
daha da büyük özenle hazırlaması ve Dil Devrimine uygun arı Türkçe kullanması doğal olarak beklenmektedir. Metnin tarafımızdan düzeltilMEmiş özgün biçimi
pdf olarak aşağıda verilmektedir :

Cumhurbaskani_secimleri_hk.

Ahmet Saltık, 30.6.14