KURBAN BAYRAMI

Suay Karaman

1400 yıl önceki İslami yaşam biçimini, bugün her yönüyle yaygınlaştırmak isteyen anlayış, laik devlet ilkesi ile çatışmaktadır. Bugün ortaçağ karanlığına dönmek isteyenlerle, çağdaş uygarlıktan yana olanlar arasında süregelen bir çatışma söz konusudur. Atatürk ilke ve devrimlerini, özellikle laikliği kavrayamayan küçük beyinler, günümüzde toplumu din ile kandırarak, karanlığa doğru sürüklemektedirler.

İşin özü, dini yaşanılan çağa göre yorumlamak gerekir. 1982 yılında Müslüman olan Fransız siyasetçi ve yazar Roger Garaudy (1913-2012), İslam dini için şöyle bir yorum yapmıştır:

  • “İslam’ın özü ile o özden yola çıkarak o günün koşullarına göre üretilmiş çözümleri birbirine karıştırmamak gerekir. Ben 1400 yıl öncesinin koşulları içinde konulmuş kurallara uymak için dinimi değiştirmedim. O özü beğendiğim için Müslüman oldum. 1400 yıl öncesinin koşullarına getirilmiş olan çözümleri dahice buluyorum. Ama onların bugün de uygulanmasını savunmayı da aptalca buluyorum.”

Yaşadıkları çağa ayak uyduramayan bazı ilahiyatçılar İslam dinine göre kurbanın, Tanrı’ya yaklaşmak ve rızasına ermek niyetiyle kesilen hayvan olduğunu savunurlar. Bu ilahiyatçılara göre kurban kavramı, çok genel bir adanmışlığı, Tanrı için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını ifade etmektedir. Ancak yaşadıkları çağa uygun düşünen ve kendilerini geliştiren bazı ilahiyatçılar ise, Kuran ayetlerinin hatalı yorumu sonucunda böyle bir uygulamanın yapıldığını, bunun ise tümüyle yanlış olduğunu ileri sürerek, İslam dininde “hayvan kesmek” gibi bir ibadet olmadığını bildirmektedirler.

Çağdaş ilahiyatçılar, Arapça dualar eşliğinde sürdürülen hayvan katliamının, Muhammed Peygamber’in yaşamı boyunca hiç yapılmayan bir uygulama olması nedeniyle din dışı olduğu konusunda fikir birliği içindedirler.

  • Geçmişten gelen bir gelenek olan kurban kesimi, dinsel bir gereklilik değildir.

Gündelik yaşamın dinsel kurallara göre yönlendirilmesi, laiklik ilkesinin çiğnenmesini doğurmaktadır.

Kurban kesmek bir ibadet olarak değil, yoksulun et yemesi olarak düşünülen sosyal yardımlaşmanın bir türü olarak algılanmalıdır. Ancak bu sosyal yardımlaşma unutulmuştur. Yaşadığımız bu çağda kurban kesimleri, hayvanlara işkence anlamına gelmektedir ve bazen katliama dönüşmektedir. Kurban bayramlarında, hayvanlara eziyet ile her türden kötü davranış görülmektedir. Bu nedenle

  • .. kurban bayramı, yüreğinde sevgi taşıyan insanlar için sıkıntılı bir süreç olarak algılanmaktadır.

Türkiye’de Kurban Bayramlarında çok sayıda hayvan kesilmektedir. 2020 yılı verilerine göre ülkemizde yaklaşık üç milyon küçükbaş, bir milyon büyükbaş hayvan kurban edilmiştir. Ülkemizin tarihinde ilk olarak 2010 yılında, daha sonra 2011, 2017, 2018 yıllarında kurbanlık amaçlı hayvan dışalımı (ithalatı) yapılmış ve bu dışalımlara yaklaşık 4 milyar Dolar ödenmiştir. Ülkemiz, kurbanını bile yurtdışından alacak duruma getirilmiştir. Türkiye’yi her alanda dışa bağımlı duruma getiren yanlış politikalar, bugünkü sıkıntılı günlerin ve ekonomik krizin nedenidir. Bu şekilde Kurban Bayramı kutlamanın da mantığı yoktur.

Bayram özünde sevgidir, dostluktur, saygıdır.

Bayram doğayı ve vatanını sevmektir, ulusal değerlerimize sahip çıkmaktır.

Ormanlarına, denizlerine, kıyılarına, topraklarına, doğal güzelliklerine, kadınlarına, çocuklarına, insanlarına, laik cumhuriyetine ve eşsiz liderimiz Atatürk’e sahip çıkamayan bir toplumda bayram kutlamak da ilginçtir.

Bayram, bu olgulara sahip insanlarımız için olmalıdır.
(Azim ve Karar, 19 Temmuz 2021)
========================================
Bizim eklememiz aşağıda..

Dr. Ahmet Saltık
20 Temmuz 2021

102 emekli Amiral’den Yüce Türk Milletine

102 emekli Amiral, son dönemde gündeme gelen “tekkedeki amiral“,
Montrö’nün tartışmaya açılması” ve Atatürk
ilke ve devrimleri konusunda açıklama yaptı


(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kamuoyuna yapılan 103 imzalı açıklamada şöyle denildi :

Yüce Türk Milletine,

Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.

Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.

Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir.

  • Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif bile edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.

Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz. Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.

Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir. Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız.

04 Nisan 2021
Deniz Şehitlerimizi anarak Saygıyla duyururuz.”

KATILAN EMEKLİ AMİRALLER

1. E. Amiral Ergun MENGİ                               2. E. Amiral Alaettin SEVİM
3. E. Amiral Nazif ÖZDAĞDEVİREN             4. E. Amiral Işık BİREN
5. E. Amiral Ahmet ŞENOL                              6. E. Amiral Hasan HOŞGİT
7. E. Amiral Vedat ERSİN                                 8. E. Amiral Metin AÇIMUZ
9. E. Amiral Atilla KEZEK                              10.E. Amiral Nurhan KAHYAOĞLU
11.E.Amiral Önder ÇELEBİ                            12.E.Amiral Metin POYRAZLAR
13.E.Amiral Mücahit ŞİŞLİOĞLU                  14.E.Amiral Engin BAYKAL
15.E.Amiral Hüseyin ÇİFTÇİ                          16.E.Amiral Atilla KIYAT
17.E.Amiral Vehbi ALPMAN                          18.E.Amiral Celal PARLAKOĞLU
19.E.Amiral Mustafa Ekmel ÖZDENGİL        20.E.Amiral Serdar DÜLGER
21.E.Amiral Abdullah METE                           22.E.Amiral Ertan DEMİRTAŞ
23.E Amiral Orhun ÖZDEMİR                        24.E.Amiral Ersin GÜLER
25.E.Amiral Nadir KINAY                               26.E.Amiral Hüseyin HOŞGİT
27.E Amiral İlker GÜVEN                               28.E.Amiral Baha EREN
29.E.Amiral Abdullah GAVREMOĞLU          30.E.Amiral Şükrü BOZOĞLU
31.E.Amiral Hakan ERCAN                            32.E.Amiral Mesut ÖZEL
33.E.Amiral Taner EZGÜ                                 34.E.Amiral İbrahim AKIN
35.E.Amiral Ömer AKDAĞLI                         36.E.Amiral Mehmet OTUZBİROĞLU
37.E.Amiral Taner BALKIŞ                             38.E.Amiral İzzet ARTUNÇ
39.E.Amiral Hakan ERAYDIN                        40.E.Amiral Mehmet Ali ÇINAR
41.E.Amiral Deniz DAĞLILAR                      42.E.Amiral Yalçın ERTUNA
43.E.Amiral Türker ERTÜRK                         44.E.Amiral Aydın CANEL
45.E.Amiral Sami ÖRGÜÇ                             46.E.Amiral Yalçın KAVUKÇUOĞLU
47.E.Amiral Nazım ÇUBUKÇU                     48.E.Amiral Ahmet AKSOY
49.E.Amiral Can ERENOĞLU                       50.E.Amiral Doğan HACİPOĞLU
51.E.Amiral Abdullah AKGÜL                       52.E.Amiral Aziz ÖZTÜRK
53.E.Amiral A. Serdar AKINSEL                   53.E.Amiral İlker GÜVEN
54.E.Amiral Mustafa İPTEŞ                           55.E.Amiral Caner BENER
56.E.Amiral Nejat BERKSUN                       57.E.Amiral Kadir SAĞDIÇ
58.E.Amiral Tayfun TANSAN                       59.E.Amiral İskender YILDIRIM
60.E.Amiral Ali Yüksel ÖNEL                       61.E.Amiral Uğur YİĞİT
62.E.Amiral Mustafa ÖZBEY                        63.E.Amiral Cem GÜRDENİZ
64.E.Amiral Bülent BOSTANOĞLU             65.E.Amiral Murat BİLGEL
66.E.Amiral Cengiz ALPÖZÜ                       67.E.Amiral Serdar Okan KIRÇİÇEK
68.E.Amiral Tufan MİMİR                            69.E.Amiral Turgut TUFAN
70.E.Amiral Turhan ÖZER                            71.E.Amiral Alper TEZEREN
72.E.Amiral Mustafa ÜLTANUR                  73.E.Amiral Ruhsar SÜMER
74.E.Amiral Cemal ÜREN                            75.E.Amiral Gündüz Alp DEMİRUS
76.E.Amiral Deniz CORA                             77.E.Amiral Gürkan İNAN
78.E.Amiral Atilla TONGUÇ                        79.E.Amiral Mustafa KARASABUN
80.E.Amiral Erol YÜKSEL                           81.E.Amiral Özbek GÜRGÜN
82.E.Amiral Bülent OLCAY                         83.E.Amiral Nejat GÜLDİKEN
84.E.Amiral Turgay ERDAĞ                        85.E.Amiral İsmail TAYLAN
86.E.Amiral Aydın GÜRÜL                          87.E.Amiral Raif NALDEMİR
88.E.Amiral Numan ALANSAL                   89.E.Amiral Tanzar DİNÇER
90.E.Amiral Erol ADAYENER                     91.E.Amiral Haluk Sayın
92.E.Amiral Ferhat FERHANOĞLU            93.E.Amiral Mehmet Ali ÖZGÜVEN
94.E.Amiral Ali Sadi ÜNSAL                       95.E.Amiral Doğan DENİZMEN
96.E.Amiral Taner AKKAYA                        97.E.Amiral Necati KURT
98.E.Amiral Tayfun URAZ                           99.E.Amiral Engin HEPER
100.E. Amiral Hayati Bilgiç                        101.E. Amiral Hasan Nihat DOĞAN
102.E. Amiral Ömer Bayram ÇETİN
==========================================
Dostlar,

Bu açıklamayı biz de bütünüyle paylaşıyoruz..
126 emekli büyükelçinin basın açıklaması gibi..
(126 emekli Büyükelçimizin KAMUOYUNA DUYURUSU – Prof. Dr. Ahmet SALTIK)

Bu metni web sitemizde yayınladık. Hukuk dışı hiçbir yön göremediğimiz gibi; tersine, Anayasa’dan kaynaklanan Cumhuriyete sahip çıkma hak, yetki ve sorumluluğumuzun gereğini yerine getirdiğimizi düşünüyoruz.

Anayasanın, metne dahil olan BAŞLANGIÇ bölümünün son tümcesi aynen aşağıdadır :

“TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Dolayısıyla bu açıklama Anayasanın yüklediği bir yurttaşlık görevinin kaçınılmaz gereğidir.

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

ÇAĞRI

ÇAĞRI

Rifat Serdaroglu

Dünyanın hiçbir yerinde, üzerinde irili ufaklı bu kadar çok devletin kurulup tarih olduğu ikinci bir coğrafya yoktur.

İnsanların ilk kez toplu yaşama geçip, şehirler kurdukları Mezopotamya
(İki nehir arasındaki bölge demektir, Dicle-Fırat) Anadolu toprağıdır.

Anadolu, ilk tarımın yapıldığı “Bereketli Hilal’in” bir parçasıdır.
Sümerler, Hitit, Frig, Lidya, Babil, Akad, Asur, Elam, Truva, Efes, Milet, Urartu, Selüsidler, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı bu topraklarda yaşamış ve Anadolu hepsini bitirmiştir.

Bu topraklarda yaşamanın çok zor olduğunu, yöneticilerin “Tarihi ve Bölge insanını” çok iyi tanımaları gerektiğini, bu iki unsur iyi kullanılmazsa, geri tepen silah gibi yönetenleri vurduğunu daha önceki yazılarımda belirtmiştim.

Osmanlı Devlet’ini yıkan emperyalist devletler, Anadolu’nun tamamını yutmak istediler fakat tarihi ve insanımızı çok iyi tanıyan Büyük Atatürk buna engel olup, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu ve bu oyunu bozdu!

Türk Devleti 98 yıldır, her türlü engele – oyuna, iç ihanetlere, dış müdahalelere, darbelere rağmen ayakta kalmayı ve dünyanın saygın devletlerinden biri olmayı başardı.
2021 yılının Ocak ayını yaşadığımız bu günlerde, 19 yıllık İhvancı AKP ve dış destekli ortakları, Türk Devletini çok tehlikeli bir konuma getirdiler.

Bugün Laik Cumhuriyet, demokrasi, sosyal hukuk devleti, özgürlüklerimiz ciddi tehdit altındadır.
Türk Ordusu ve Türk Yargısı, AKP tarafından çok ağır operasyonlara tabi tutulup, devletimiz şeriat devletine dönüştürülmek istenmektedir.
Türk Milletinden maaş alan dinamik kurumlar felç edilmiş ve sadece gelişmeleri izleyerek ölümü bekler haldedir.
Anadolu, son Türk Devletini de yutmak üzeredir!

Ne Aziz Türk Milleti, ne de Siyasi Partiler durumun ciddiyetinin farkında değildir.
Şeriat bildirileri şehirlerimizde dağıtılmakta, gazeteciler ve siyasetçiler sokak ortasında dövülmekte, toplumun belli bir kesimi silahlandırılmakta, ülke bir iç çatışmaya bilerek ve planlanarak götürülmekte, iktidardan tek ses bile çıkmamaktadır.
DOĞRU Parti olarak halkımızı uyandırmaya, direnmeye ve T.C. Devletine sahip çıkmaya gayret ediyoruz. Henüz istenen seviyeye gelinemedi!

Aziz Türk Milletine, muhalefet partilerine, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, üniversitelere, aydınlarımıza önümüzdeki günlerde DOĞRU Parti olarak önemli ve samimi bir çağrı yapacağız.
Çağrının tarihi ve zamanı kamuoyuna duyurulacaktır.

Bu çağrı yapılmadan önce şu konularda ittifak edebilmeliyiz.
-Türkiye’yi borca batırıp, dışa bağımlı kılan sistem ve bu sistemi yeniden borçlanma ile sürdürmeye çalışanlar, bugünkü ekonomik durumumuzun sorumlularıdır.

-Cehalet, görgüsüzlük, ahlaksızlık ve beceriksizlik, Türk Devletini güçsüz bırakmış ve Türkiye’nin elini, Mavi Vatan, Suriye, PYD/YPG/PKK, AB, ABD şantajlarına karşı zayıflatmıştır.

-Ne yazık ki, ülkemizi reformlarla kurtarmak eşiği çoktan geçilmiştir.
Atatürk ilke ve devrimlerinin Türk Devletine yeniden hakim olduğu, temelden bir yapılanma gerekmektedir.

İhvan ve Siyasi İslam temsilcisi AKP ve ortaklarıyla, Demokrasi ve Hukuk Birliği olarak bir hesaplaşma yaşanacaktır. Temennimiz bu hesaplaşmanın Anayasa, yasalar ve demokratik rejim içinde ve en kısa zamanda sandıkta yapılmasıdır.
Bu hesaplaşma gelecek nesillere bırakılamaz.

  • İkinci bir Kuvayı Milliye hareketi silahsız olarak mutlaka yapılacaktır.

Herkes tarafını belli etmek zorundadır!

Sağlık ve başarı dileklerimle 18 Ocak 2021
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

 BAYRAM İÇİN

 BAYRAM İÇİN

Suay Karaman

Suay Karaman 

Bugün bayram öncesi, yarın bayram; bayramınız kutlu olsun. Ramazan adı verilen otuz gün oruç tutma sürecinin ardından Ramazan Bayramı kutlanıyor. Ancak bu bayrama, 17 Mart 1981’den önce Şeker Bayramı adı veriliyordu.

Her yönüyle ülkemizi karanlığa sürükleyen 12 Eylül 1980 darbesinden altı ay sonra 17 Mart 1981’de kabul edilen 2429 sayılı “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Yasa” ile dinsel boyut öne çıkartılarak, şeker bayramı kavramı terk edilmiş ve bu bayramın adı, hicri takvimden hareketle ramazan bayramı yapılmıştır.

26 Aralık 1925’te çıkarılan 698 sayılı yasayla Miladi takvim kabul edildi ve 1 Ocak 1926’dan başlayarak Hicri takvimin kullanımına son verilerek, Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Miladi takvime göre genel tatil günleri belirlenirken, ramazan bayramı adı yerine iki haklı gerekçeyle şeker bayramı adı uygun bulunmuştur: Bu gerekçelerden biri, kullanımına son verilen bir takvim sistemindeki adın benimsenemezliği ilkesidir. Öbürü ise, tüm dinlere eşit uzaklıkta yaklaşan laik devletin, bu bayramı ulusal yaklaşımla yorumlama ilkesidir.

Otuz gün oruç tutma sürecinde iftar zamanında yapılan savurganlıkların, dinle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
– İnsan onuruyla bağdaşmayacak işlere bulaşanların,
– kadınlara ve çocuklara tecavüz edip öldürenlerin,
– hırsızlık yapanların,
– ulusal varlıklarımızı satanların,
– vatanlarını talan edenlerin
tuttukları orucun da, kıldıkları namazın da, yaptıkları şov kokan ibadetin de hiçbir değeri yoktur.

Aslına bakılırsa dini, yaşanan çağa göre yorumlamak gerekir. 1982’de Müslüman olan Fransız siyasetçi ve yazar Roger Garaudy (1913-2012), İslam dini için şöyle bir yorum yapmıştır:

  • “İslam’ın özü ile o özden yola çıkarak o günün koşullarına göre üretilmiş çözümleri birbirine karıştırmamak gerekir. Ben 1400 yıl öncesinin koşulları içinde konulmuş kurallara uymak için dinimi değiştirmedim. O özü beğendiğim için Müslüman oldum. 1400 yıl öncesinin koşullarına getirilmiş olan çözümleri dahiyane buluyorum. Ama onların bugün de uygulanmasını savunmayı da aptalca buluyorum.”

Günümüzde 1400 yıl önceki İslami yaşam biçimini her boyutu ve yönüyle yaygınlaştırmak isteyen anlayış, laik devlet ilkesi ve ulusal dayanışma ile çatışmaktadır. Bugün ortaçağ karanlığına dönmek isteyenlere karşı ulus kimliğinin korunması ve yaşatılması gerekmektedir. Çünkü Atatürk ilke ve devrimleri, ulusallığın, ulusal kimliğin, ulusal dayanışma ve bütünleşmenin, ulusal değerlerle sağlanabileceği ilkesine dayalıdır.

Atatürk ilke ve devrimlerini, özellikle laikliği kavrayamayan ve din adına yolsuzluk yapan küçük beyinler, günümüzde toplumu kandırarak, hep karanlığa doğru gitmektedirler. Bunu önlemenin yolu bilinçli mücadele ile aydınlık için güçlerimizi birleştirmek ve eyleme geçmektir.

Bayramlarda bunları da düşünmeliyiz.

Bayram dostluktur, sevgidir, saygıdır, iyi niyettir.
Bayram doğayı sevmektir ve sevdiklerinle birlikte olmaktır.
Bayram sanattır, eğitimdir, adalettir.
Vatanını sevmektir bayram.
Bayram, alın teriyle yaşamını sürdürüp, ülkemize ve değerlerimize sahip çıkmaktır.

Mutlu bayramlar dilerim. (03.06.19)

Ankara’nın başkent yapılışının 95. yıldönümü kutlu olsun..

Ankara’nın başkent yapılışının 95. yıldönümü kutlu olsun..

ANKARA BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİDİR

Ulusumuzun yürüttüğü bağımsızlık ve özgürlük savaşının merkezinde yer alan Ankara, bu mücadelenin kazanılmasında konumu ve üstlendiği işlevle yaşamsal bir rol oynamıştır.

Yüce Meclisimizin aldığı kararla Ankara’nın başkent olması, yurttaşlarımızı çağdaş yaşamın değerleriyle buluşturan Cumhuriyet’in kuruluşu yolunda atılan önemli adımlardandır.

Cumhuriyet’in ilânıyla birlikte Atatürk ilke ve devrimleri ışığında gerçekleştirilen ve dünyada övgüyle karşılanan büyük devrimlerin başlatılmasına öncülük eden Ankara, başkent olmasının ardından çağdaş bir kentleşme sürecine girmiş, diğer kentlerimiz için de her yönden örnek oluşturmuştur.

Cumhuriyetin ilanının hemen ardından hayata geçirilen planlı kent uygulamasının en iyi örneklerinden biri olan Ankara, ne yazık ki 23 yıl boyunca Büyükşehir Belediyesini yöneten Gökçek dönemindeki rant planları nedeniyle hem tarihini hem de kimliğini kaybetmek üzeredir. Cumhuriyet döneminden bize hatıra olarak bırakılan alanlarda ve mekanlarda yürütülen tahribatlarla Ankara koskoca bir karmaşa şehrine dönüştürülmüştür.

Ankara’nın, kültürel kimliğinin ve tarihsel zenginliklerinin korunması, çevre değerlerine zarar verilmeden geliştirilmesi, yalnızca Ankaralıların değil tüm yurttaşlarımızın görev ve sorumluluğudur.

Ankara, sonsuza kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş başkenti olarak kalacak, öncü niteliğini korumayı gelecekte de sürdürecektir.

Bağımsızlığımızın, laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi Ankara’nın Başkent oluşunun 95. yıldönümünü kutluyoruz.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

======================================
EĞİTİM-İŞ‘e teşekkür ederiz…

Ankara’yı Türkiye’nin başkenti ilan eden Mustafa Kemal ve devrimci arkadaşlarına da…

Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Üyesi