ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Haziran 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Haziran 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

GAF
Erdoğan seçim öncesi konuşmasında  “Pazar günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yenileme seçimi var. Bu seçimde İstanbul halkı, iki adaydan birine karar verecek. Bir tarafta Cumhur İttifakı’nın, yani terör örgütleri zihniyetinin destek verdiği Cumhur İttifakı.” dedi.
“Gaf” mı diyelim, “söyletene bak” mı?…

DESTEK
31 Mart 2019 yerel seçiminde “beka” diye orasını burasını yırtanlar, terörist başının kardeşini devlet televizyonuna çıkardı. Yetmedi, Öcalan’dan mektup getirtip Kürt kökenli vatandaşların Yıldırım’a oy vermesi için çağrı yaptırdı.

Anlaşılıyor ki; RTE’nin dili sürçmemiş, gaf yapmamış. Ne yapacağını açıklamış…

MİLLİYETÇİ
Adı “milliyetçi” olan partinin başkanı ve iktidarın koltuk değneği, terörist başından mesaj alınmasını eleştireceğine eleştirenleri cumhur ittifakını parçalamaya çalışmakla suçladı.
Zavallı…

EN MİLLİYETÇİ
İstanbul seçimi bitince hele de 2023 seçimi öncesinde en milliyetçi söylemler kimden gelecek?
Şüphe var mı?
Öcalan’ı öne süren AKP ve değneklerinden…

YERLİ
Terörist başı Öcalan’dan mesaj getiren doçent bozuntusu, günümüzün Ali Kemal’i, bölücü Apo’nun yerli ve milli olduğunu söyledi.
Cumhur ittifakı gibi…

FETÖCÜLER
Ergenekon’da PKK’nın iki numarası Şemdin Sakık askerlere karşı gizli tanık yapıldı. “FETÖ’cüler yaptı” dendi.
Terör örgütünün başı yazılı mesajla, kardeşi görsel olarak devlet televizyonlarından Türk halkıyla buluşturuldu.
FETÖ ile fark? …

BÖLÜNME
Vatan P. Gen. Bşk. Perinçek, APO/HDP açıklamalarını “PKK’nın bölünmesi” olarak değerlendirdi.

  1. Seçimden yalnızca iki gün önceydi,
  2. Mesaj ve itiraz yalnızca seçime yönelikti,
  3. Mesajın alınması/verilmesi yasa dışıydı,
  4. Posta görevlisi APO’nun, bölücülüğün, PKK’nın reklamını yaptı, Türk milleti ile alay etti,
  5. PKK/Kandil 1999’da bile Öcalan’ı dinlemedi, silah bırakmadı, tam çekilmedi,
  6. Perinçek akıllı ve ileri görüşlüdür, bunları bilir; bir hesabı vardır…

SİSİ
Halkın gözünden düşürmek için İmamoğlu’na “darbeci Sisi” de dendi.
Den/meseydi/sizlik…

OLGUNLUK
TRT programında RTE’ye, Milli görüşçü bir grubun “Yıldırım’a verilen her oy bir kurşundur” sözü soruldu, “Siyasi olgunluktan yoksunluk” dedi.
Sunucular kurşunların İmamoğlu’na atılacağını söyleyince “Çok doğru ifade” dedi.
Ne olgunluk, ne olgunluk!…

VALİ
Cumhuriyet karşıtlığı ile tanınan ve İmamoğlu’nu VİP’ten geçirtmeyerek olay çıkmasını sağlayan Ordu Valisi’nin konutunda aşçı olarak ihale verdiği şirketin adamını çalıştırdığı açıklandı..
Gaz çıkartmak için arkanın sağlam olması gerekir…

AÇIK
Bütçe açık beklentisinin % 82’5’i ilk 5 ayda gerçekleşti.
Burası çok önemli!…

KÖTÜ
Ekonomik verilerde kötüye gidiş sürüyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Damat “En kötü geride kaldı” demişti.
En kötünün kötüsü de varmış?…

VAHDETTİN
RTE, İstanbul seçimlerini Vahdettin Köşkü’nden izledi. İlk yenilgiyi orada öğrendi.
Gidişi benzemesin…

KAYBETTİRENLER;

  1. AKP/RTE’nin kırıcı/hakaretamiz dili,
  2. Yolsuzluk, kayırmacılık, israf,
  3. 31 Mart seçiminde yapılan haksızlık,
  4. Halkın aldatılması,
  5. Halkın ayrıştırılması,
  6. Pontus, Rum, Sisi çamurları,
  7. APO’dan medet umulması,
  8. Neşirvan Barzani ziyareti,
  9. AKP adayının yetersizliği…

ALDATILDI
RTE şimdi ne der?
“Aldatıldım, ben ilk seçimin sonucunu kabul etmiştim”

ÖMER HAYYAM’dan

Meyhanede kendini bilenler bulunur;
Bilmeyeni ayırmak da kolay olur.
Yıkılsın bilgisizlik yuvası medrese;
Oradan kendini bilip de çıkan hiç yoktur.

HALK KAZANDI, HAK KAZANDI

HALK KAZANDI, HAK KAZANDI

Mustafa AYDINLI

31 Mart 2019 yerel seçimlerin de, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul BŞB Başkanlığını kazanması üzerine, bu sitede “Barış dili kazandı” diye yazmıştık (03 Nisan 2019; http://ahmetsaltik.net/2019/04/03/baris-dili-kazandi/). Mazbatanın geri alınarak seçimlerin yenilenmesi üzerine de, yapılacak yeni seçimin bir “vicdan seçimi” olacağını belirtmiştik (02 Haziran 2019, http://ahmetsaltik.net/2019/06/02/vicdan-secimi/). Devamındaki makalemizde ise İstanbul’un Türkiye’nin özeti olduğunu açıklamıştık.

İstanbul BŞB Başkanlığı seçiminin yenilenmesini dayatan Cumhur İttifakı büyük bir hezimete uğramıştır. İstanbul BŞB Başkanlığı seçimi, “tek adam rejimi“ne karşı, bir demokrasi referandumuna; bu topraklarda yaşayan insanların bir vicdan muhasebesine dönüşmüştür. Ceberrut tek parti devleti çökmüş, milli irade kazanmıştır.

Saygın hukukçuların belirttiği gibi, yok hükmünde olan 16 Nisan 2017 halkoylaması (referandumu) tam anlamıyla tartışmalı duruma gelmiştir. Atı alanın Üsküdar’a geçemeyeceği anlaşılmıştır. Rejimin değiş(tiril)mesine neden olan yok hükmündeki söz konusu hileli (1,5 milyon dolayında mühürsüz zarf ve oy pusulası ile sonuç tam tersi değiştirildiğinden) halkoylamasından beri, ülke her alanda freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gitmektedir. Ekonomi çökmüş, yoksulluk artık diz boyunu çoktan geçmiş, şirketler peş peşe konkordato ilan ediyor… Halk soğana, hayvanlarımız samana muhtaç olmuştur.

Ülkemizde ölçüsüz bir talan; tarikatlar, cemaatler, yandaşlar kanalıyla, halkımızın kutsal inançları sömürülerek, Allah ile kul arasına girilerek en sefil biçimde sürdürülmektedir. “Partimize oy verirseniz cennete giderseniz” gibi akıllara durgunluk veren propagandaları bile, iktidar partisi AKP’nin eski Bakanları düzeyinde derin şaşkınlıkla gözlemledik..

Seçim sürecinde akıl almaz bir kampanya yürütüldü. Halka parmak sallandı. Halk tehdit edildi. Kendi dışındakilere “Zillet İttifakı” dendi dendi. Barış söylemi unutuldu, kendi dışındakilere herkese terörist dendi. Rakibine “oyları çaldılar” gibi aslı astarı olmayan iftiralar atıldı. Hem aday B. Yıldırım hem de AKP’li CB Erdoğan bu iftiraya sarıldılar. Oysa yönlendirilen – baskı altında tutulan YSK bile iptal gerekçesinde “oy çalınması” konusuna değinmedi. Çünkü böyle bir şey yoktu ama yalan öylesine büyük söylenmeliydi ki, bir süre sonra söylenen / söyletenler de inanmalıydı. Nitekim hiçbir kanıt gösteremeyince bu kez “siyaseten çalma” gibi bir zırva ile karşılaşıldı. Gerçekten zırva tevil götürmüyordu.. İftira atmak da serbest.. hem de tarafsızlığını Anayasaya karşın ayaklar altına alan bir Cumhurbaşkanı tarafından..

Oysa şaibeli halkoylamasına dayalı Anayasa değişikliği ile CB’na partisinden istifa etme yükümü kaldırıldı ama CB yemininde Anayasada “tarafsız olma” yükümü yerli yerinde.. Bu ne ucube rejimdir ki, Devletin birliğini temsil eden ve başı olan kimse, bir kentin belediye başkanlığı seçimlerinde Devlet olanaklarıyla apaçık ve aşağılayıcı propaganda yaparak partisinin adayına oy istemek için çok sayıda miting ve TV programları yapabilmiştir. Bu denli çarpıcı örnekleri Dünya demokrasi tarihinde görmek olanaklı değildir ve gerçekte AKP rejimi Anayasal meşruluk sınırlarının çooooooook  uzağına ve epeydir savrulnuş bulunmaktadır.

Deyim yerinde ise, zorla ve ak gaspıyla yeniletilen seçimde halk adeta MEŞRU SAVUNMA ile iktidara çok şiddetli bir tokat atmıştır.. “Öyle 13-14 bin oy farkıyla BŞB Başkanı olunmaz..” diyen AKP Genel Başkanı Erdoğan’a halk, “al sana 807 bin oy farkı, yeter mi!? demiştir adeta. Tabii anlayana.. Öte yandan 1994’te İstanbul BŞB Başkanlığı seçimini, sol oyların bölünmesi nedeniyle ancak %24 oyla kazanabildiğini Erdoğan unutmuş görünmekte, unutturmaya çabalamaktadır. İmamoğlu Erdoğan gibi %24 oyla değil, iktidarın tüm baskılarına karşın %54 oyla kazanmıştır. İktidarın bu tabloyu çok iyi ve doğru okuması her şeyden önce kendi yararınadır.

Bu süreçte Anamuhalefet CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimi bile kurgulanarak yapılmış, yalan bildirim ve kamera hileleri ile Ordu Valisine hakaret edildiği tezgahlanmış, bir kez olsun barış ve sevgi dili kullanılmamıştır. Halka bir tebessüm çok görülmüştür. Devletin seçim yenilemekle ettiği masraf bir yana, halk tatil programı yapamaz olmuş, gidenler geri dönmek gibi yeni bir zaman ve ekonomik giderle baş başa kalmıştır. Seçim öncesi ve seçim günü kent içi ulaşım seçenekleri bir ölçüde iptal edilmiş, Hatay – İstanbul sabah uçağı ertelenmiş….. insanlar Erzincan’dan İstanbul’a otobüsle ayakta gelmişlerdir!

İktidarın gözü öylesine kararmıştır ki, bu topraklarda yaşayan insanların vicdanlarını, haklıdan yana olma, masumdan – mazlumdan – mağdurdan yana olma asilliğini, geleneğini görememişlerdir. Göremiyorlar ki; bu halk, tehdide, şantaja, yalana, dolana, talana boyun eğmez ve eğmeyecektir! İstanbul’da erişilen demokrasi zaferi için en en uygun açıklama budur.

Seçim sonuçları, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilke ve ideallerinden sapmanın ülkeyi ne duruma düşürdüğünü halkın gördüğü buna verdiği tepkisel yanıt olarak okunmalıdır.
Artık Türkiye’de ucube Tek Adam Rejimini dayatma ve sürdürme olanağı kalmamıştır!
Erdoğan ve AKP’si 2 kez topal ördek konumundadır. Zaten TBMM’de salt çoğunluğu yoktur, şimdi de stepnesi parti ile birlikte toplam %45 oy alabilmiştir İstanbul BŞB Başkanlığı seçiminde. İstanbul Türkiye’yi çok iyi temsil edebilecek bir örnektir. AKP = RTE halk desteğini byük oranda yitirmiştir.

  • Artık sıra, “yeniden parlamenter demokrasi” isteminin yüksek sesle dile getirilmesindedir.. Cumhur İttifakı karşısında Millet İttifakı birliğini güçlendirerek sürdürmeli; yeni süreci ustalıkla yönetmelidir.

23 Haziran’da yenilenen seçim sonuçları; İstanbul’a ihanet edenlere, bu ihanetlerini itiraf ve sorumluluklarını Erdoğan’ın ağzından kabul edenlere İstanbul halkının, örneğin şimdilik ortaya dökülebilen 847 milyon TL’lik alın terinin yandaşlara, tarikat – cemaatlara – mahdum vakıflarına, bankamatik AKP üyelerine… talan edilmesine artık izin verilmeyeceğinin kararlılığıdır.

Bu sonucun alınmasında başta akıl, hukuk ve demokrasi dışı politikalarıyla AKP – MHP; sonra da tersine çabalarla CHP, HDP, İYİ PARTİ, SP ve pek çok toplum kesiminin katkısı vardır. Bu bir toplumsal savunma refleksidir. “Beka sorunumuz var” diye halkı tuzaklamaya kalkanların, bölücü örgütün başı ile flörte – pazarlığa girişmesi ve HDP oylarını tarafsız kalmaya çağırmaya yeltenmesi başlı başına bir fiyaskodur ve suç-tur! MHP’nin ise bu girişimlere sessiz kalıp sonra boşu boşuna esip – gürlemesi, gerçekte bir kez daha Bahçeli misyonunu içyüzünü sergilemiştir.

Düşünün ki, büyükçe bir bina ve birisi “yangın vaaaaar!” diye bağırıyor. Herkes çıkış kapısına koşuyor. Türk halkı bu iktidardan kurtulmak, yangından kaçarcasına “kurtuluş kapısı” aramaktadır ve çözümü bulmuştur : Bütün demokrat – cumhuriyetçi kesimlerin elbirliği!

Bu sonucun alınmasında “T.C.” simgesinin pek çok kamu kurumlardan kaldırılmasının, Andımızım Danıştay kararına karşın okunma yasağının sürdürülmesinin, hukuk tanımayan OHAL KHK’ları ile toplumda yaşanan ölçüsüz dramların, bir bütün olarak Cumhuriyetin kurucu değerlerine savaş açılmasının, ekonomiyi çökertmenin de elbette belirgin payı var. Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü gibi 2 ulusal kahramana “İki ayyaş” nitelemesi densizlikleri, “Lozan hezimettir” zırvaları, “Doksan yıllık reklam arası” saçmalıkları…. unutulmadı.

Türk halkı sağduyusu ile kendisini kuşatan tehlikeyi görmüş, ve olağan tepkisiyle toplumsal bir AKP = RTE’ye red ittifakı oluşturmuştur.

“Tek adam rejimi”ne karşı isyan iradesi sandığa yansımıştır.
Sonuçta halk kazanmıştır, taşlar yerine oturmuş, hak kazanmıştır.

  • Türkiye hızla normalleşecek, bağırsaklarını temizleyecek ve bu AKP fetret devri parantezi kapatılacaktır. 

İSTANBUL SEÇİMLERİ

İSTANBUL SEÇİMLERİ

Mustafa AYDINLI

İstanbul BŞB Başkanlığı seçimi çoğu kesimlerin belirttiği gibi artık bir yerel seçim olmaktan çıkıp, Türkiye’de bir demokrasi mücadelesine dönüşmüştür. Gereksiz ve haksız bir seçimdir. Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçim, YSK marifeti ile 18 gün sonra mazbatası elinden alınarak hakkı gasp edilmiştir. YSK, yaklaşık 250 sayfalık gerekçeli kararında kayda değer gerekçe bulamamış, bulduğu gerekçeyi de yine kendisi çürütmüştür. 23 Haziran seçimlerinin yenilenmesinin hukuksal, vicdani, insani.. hiçbir açıklaması yoktur.

23 Haziran seçimlerine doğru toplumsal vicdan ayağa kalkmış; AKP bırakın kendi dışındaki siyasal güçleri, kendi tabanındaki akıl – vicdan, etik değerler sahibi koşullanmamış, hatta ılımlı (mütedeyyin) pek çok insana söz dinletememektedir. Ülkede, kestirilenin çok üstünde bir İmamoğlu rüzgarı esmekte, hatta fırtınaya dönüşmektedir. Cumhur İttifakı, İmamoğlu’nun kesin kazanacağının ayak seslerini duymaya başladı. Bu nedenle, Partili Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan İstanbulu’un 39 ilçesinde yapacağı mitingleri iptal ediyor. Bahçeli ise, İstanbul’a sermeyi tasarladığı  mitili her nedense, bir türlü ser(e)meden geri topladı.

Hele hele 17 Haziran 2019 gecesi E. İmamoğlu – B. Yıldırım T tartışması sonrası…

Bunun anlamı; seçim yitirilirse, yitiren AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, Binali Yıldırım olacak. Ardından, şu aralar en ön saflarda AKP propagandası yapan İçişleri Bakanı S.S. olacak. Böylece büyük gücün saygınlığı (itibarı) güya sarsılmayacak gibisinden akıl / ayak oyunları.

Anlaşılıyor ki; İstanbul BŞBB seçimini kazanmak için her yol mübah! İmralı sakinine durup dururken verilen olanaklar, Binali beyin Diyarbakır turu ve Kürt kökenli yurttaşa vıcık vıcık yaklaşımı, Irak Kürdistanı’na Dışişleri Bakanını yollama, her adımı takiyye ve AKP = RTE propagandasına bulanmış 19 Mayıs Samsun çıkarmaları da yaraya merhem olmayacak. İktidar çok geniş toplum kesimleri katında güvenilirliğini, içtenliğini yitirmiştir. Her yerden eli boş dönüyor. 17. yılında AKP iktidarı, aynı ırmakta ve aynı suda 2. kez yıkanmaya çalışıyor. Kadim Herakleitos’un uyarısı ile “Aynı nehirde 2. kez yıkanamazsın”; nafile çaba AKP=RTE‘den.

İktidar mensupları; siz İmamoğlu’nun resmen kazandığı seçimi YSK marifeti ile gaspettiniz. İstanbul BŞB başkanlığı seçimini ne pahasına olursa olsun geri almak istiyorsunuz. Muazzam kent rantından yoksun bir siyasal ortamı içinize sindiremiyorsunuz, prestij sorunu yapıyorsunuz.
Ama geçen yıl doğrudan “Reis”in ağzından itirafla bu kente “ihanet” ettiğinizi söylediniz. İhanet ettiğinizi en yetkili ağızdan itiraf ettiğiniz, 25 yıldır yöntegeldiğiniz kenti gene yönetmeye  adaysınız! Kimle? En ağır toplarınızdan biri, TBMM Başkanlığı koltuğundan söküp aldığınız Binali Yıldırım’la! Kim Binali Yıldırım? Daha önce İzmir BŞB başkanlığına da aday yapılmış, İzmirli o makama yaraşır (layık) görmemiş. %49,5 oyla seçim kazanan Prof. Davutoğlu’nun elinden başbakanlık, Reis’in politik operasyonu ile alınarak, “sadık” B. Yıldırım’a altın tepside sunulmuştur. Tek özelliği ‘düşük profilli ve sadık olması’dır. Biat etmesi = koşulsuz – sorgusuz itaatidir. Düşük profilli sadık, İzmir’e başkan yapılmamışken İstanbul’a, nasıl başkan olabilir?

Daha önce, İstanbul’un seçilmiş BŞB başkanı, AKP’li Kadir Topbaş’tı, neden Erdoğan’ın apaçık zorlamasıyla istifa ettirildi? 5 yılı dolmadan, neden!? Halk bunu sorgulamayacak mı? Suçu – FETÖ bağlantısı varsa neden yargılan(a)madı ve hukuksal yaptırımını görmedi? Balıkesir, Bursa, Niğde ve Ankara’da yaptınız benzer operasyonu.. Ne şiş yansın ne kebap öyle mi?

23 Haziran 2019’da boşu boşuna yenilenecek olan İstanbul BŞBB seçimleri için en ön saflarda cansiperane çalışan AKP’li İçişleri Balanı SS’in birkaç yıl önce Demokrat Parti Genel Başkanı iken söylediklerinden bir bölümüne kulak verelim :

  • “Yaklaşık 4 yıldır, 5 yıldır nereye köprü yapacakları belli ama bekliyorlar. Mesele İstanbul’un trafik sıkışıklığını çözmek değil rantı kapmak, arazileri toplamak, kendi ceplerini doldurmak. Buna birilerinin dur demesi lazım. Buna kim dur diyecek?… İdaresiyle birlikte AKP’yi AKP’nin bir problem alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Belediyelerdeki kayırmacılıklarını, yandaş kollamalarını, yolsuzluklarını ve kendi çekirdek kadrolarıyla ortaya koymuş oldukları ilişki ağlarını her birimiz biliyoruz… AKP Türkiye’yi getirip bir bombanın üzerine oturtmuştur. Değerli arkadaşlarım bu bomba patlayacaktır. Ve bu bombadan Türk milleti zarar görecektir. Bu milletin inançları zarar görecektir, bu milletin ekmeği zarar görecektir...Türkiye AKP’yi taşıyamıyor, AKP de Türkiye’yi taşıyamıyor. AKP şımardıkça şımarmıştır. Milletin kendilerine verdiği desteğin sonsuz bir destek olduğunu zannetmektedirler ve Türkiye’yi gerdikçe germektedirler… Biraz önce de söyledim bir bombanın üzerinde oturuyoruz ve bu bombanın pimi de ne yaptığını bilmeyen iktidarın yani hükümet partisinin elinde.”
    ***
    Biz de aynen, siyasal transferci libero Süleyman Soylu gibi düşünüyoruz.
    Herkesi sözünün arkasında durmaya çağırıyoruz.

 

 

 

 

 

ÇARŞAMA İĞNELERİ – 01 Mayıs 2019

ÇARŞAMA İĞNELERİ – 01 Mayıs 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

  • Haftanın tüm iğneleri emeğe değer vermeyen ve emeği sömürenlere…

DAYI/AMCA
AKP teşkilatlarının “Osman dayı/amca” diye sahiplendikleri ve el öpme yarışına girdikleri saldırgan hırsızlıktan hükümlü çıktı.
Bana dayını/amcanı söyle sana ne mal olduğunu söyleyeyim…

YİĞİT
AKP Ankara İl Başkanı Özcan, linç girişimcisi için “Yiğidimizi yedirtmeyiz” dedi.
Tezekten terazinin boktan olur kefesi…

TOPAL
İBŞB Meclisinde “ Uyuşturucu ile mücadele komisyonu “ kurulmasını Cumhur İttifakı engelledi. Topal ördek uygulaması başlatıldı.
Belediye topal, ördeğin ayağına taş atanlar beyin körü…

İTTİFAK
Bahçeli “Türkiye ittifakı” na karşı çıktı.
Avantalar bölüşülecek korkusu…

SERBEST
Yumruk atan AKP Amcası
bir gün geçmeden serbest kaldı.
Adam kalem tutamaz, tweet atamaz, fikir üretemez, AKP’ye karşı olamaz.
Bu denli makul gerekçe varken tutuklu mu kalsaydı…

İDDİA
Anadolu Ajansı, Mustafa amca haberini, “Kılıçdaroğlu’na yumruk attığı iddia edilen” diye verdi. Tarihimizde kişi masumiyetine bu ölçüde saygılı bir kurum ve habere rastlanmamıştır.
Seçim gecesi (31 Mart 2019) Binali Yıldırım’ın yitirdiğini anlayınca da yayından çekilerek benzer bir duyarlılık sergilemişlerdi…

ETS TUR
Cumhuriyet yazarlarından Musa Kart ve Hakan Kara, ETS Tur ile yaptıkları telefon görüşmeleri nedeniyle FETÖ’den sorgulanan şirkete destek olmaktan mahkum edildiler.
Tur yöneticileri, soruşturma geçirmediklerini açıkladılar.
Şirketin sahibi de AKP hükümetinin Turizm Bakanı.
Kuzu derenin suyunu bulandırmış…

TANIK
Sözcü Gazetesi davasında tanıklardan biri de Hüseyin Gülerce.
Ergenekon’da da TSK’ya karşı, PKK’nın 2 numarası Şemdin Sakık tanıklık yapmıştı.
Yargı, aynı tasla aynı hamamda yıkanıyor…

FETÖCÜ
FETÖ’ye karşı en etkili mücadele eden emniyetçilerden Sabri Uzun
FETÖ’cülükle suçlandı ve tutuklandı.
File tavşan olduğunu kabul ettirmişler…

VİCDAN
AYM Eski Başkanı Haşim Kılıç, “Ne yazık ki önce ‘ahlak ve maneviyat’ diye iktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralları bıraktılar ne de ahlak bıraktılar” diyerek AKP’yi eleştirdi. Kılıç’ı ne söyletti :
Görevini tam yapmanın vicdan huzuru mu?
Güce boyun eğerek görevini layıkıyla yapamamanın vicdan rahatsızlığı mı?

İNAT
RTE, bir yandan Türkiye ittifakından söz edip toplumsal uzlaşıdan yanaymış gibi görünmeye çalışırken, öte yandan Kılıçdaroğlu’na sataşarak gündemi saptırmaya devam ediyor. Son olarak, “Şehit ailesi de törene katılmasını istemedi” diyerek şehit babasının kameralar karşısında söylediklerinin aksini dile getirdi.
İnadı inat, yalan kat kat…

ATATÜRKÇÜLÜK
Yunan asıllı softa İngiliz’in konferans sırasında Atatürk’e hakaret etmesi ve İslam Topluluğu denen güruhun alkışlaması üzerine Boğaziçi ADK önderliğindeki öğrenciler toplu halde protestoda bulundu.
İçimizde…

ÇÖKÜŞ
RTE, “Türkiye’nin dışlandığı F-35 projesi tamamen çöker”
Biz neymişiz be abi!…

DUA
Alanya Müftülüğü, trafik kazasında ölen Çek futbolcu Saral için okunan duaların “Müslüman olmadığı için“ faydasının olmayacağını açıkladı.
Sizin gibilerin hangi duası kime fayda sağlar?…

SAĞDUYUNUN BİRLİKTELİĞİ

SAĞDUYUNUN BİRLİKTELİĞİ

Suay Karaman

AKP ile MHP, 31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlere “Sağduyunun Birlikteliği, Cumhur İttifakı” sloganıyla giriyorlar. Sağduyu, “doğru, akla uygun kararlar verme yeteneği” olarak tanımlanmaktadır. Ancak; sağduyunun birlikteliğine soyunanların birbirine söyledikleri ağır sözler unutulmamıştır. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 4 Şubat 2014’te grup toplantısında şunları söylemişti:

“Başbakan ve hükümetinin telefon dinlemeleriyle ilgili kanun değişikliği hazırlığı, bulaştıkları rüşvet ve yolsuzluk iddialarını örtme sinsiliğine hizmet etmektedir… Türk milleti Erdoğan’ın nefret saçan dilinden, politikalarından tiksinme noktasına gelmiştir. Tüm hesaplarını iktidardan hiç gitmemek uğruna yapmıştır. Ayakkabı kutuları dolarlarla dolsun diye oy vermedi vatandaşımız… Başbakan milli iradeyi dolandırmıştır. Hükümet suça batmış, her yanı kapkara kesilmiştir. Bu kadar karaya bürünmüş bir iktidar daha görülmemiştir. Türkiye hırsızların koltuklarda oturduğu günleri yaşamaktadır.” 

8 Nisan 2014’te MHP grup toplantısında Bahçeli’nin konuşması şöyleydi:

Türklüğü reddeden, T.C.’yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkârcıdan Türkiye Cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, olamayacaktır. Kısacası iki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz!”

24 Haziran 2014’te MHP grup toplantısında Bahçeli’nin konuşması şöyleydi:

İsrail’e petrol akıtan, peşmergeye para kazandıran, IŞİD’e munis davranan, komşu coğrafyalarda Türkiye’nin caydırıcılığını hezimete çeviren Başbakan’ın Türkmenleri kaderine terk etmesi günahlarına yeni bir halka ekleyecektir. Bu nankörlük, bu Türk düşmanlığı Başbakan’ı gölge gibi takip edecek, ayağına dolanacaktır.”

3 Şubat 2015’te parti grubunda konuşan Devlet Bahçeli şunları söylemişti;

“Namus ve şeref üzerine yemin eden Erdoğan namustan ne anlamakta, şereften ne çıkarmaktadır? Tarafsızlık kozasını yırtıp gözünü kan bürümüş gibi AKP adına oy talep eden Erdoğan, ruh heybesinden düşürdüğü namus ve şeref kristallerini arayıp da bulamayan biri olarak hatırlanacaktır. Şeref gibi derdi olmayanın Türkiye’nin şerefini korumaktan bahsetmesi beyhudedir. Erdoğan, partimiz için üst akla çalışıyorlar sözünü aydınlatmazsa bu iddiasını ispatlamazsa namerttir. Üst aklın kucağında yıllar geçiren Erdoğan söylediği sözleri ispatlamazsa müfteridir.” 

Bahçeli, 2 Haziran 2015’te Elazığ mitinginde şunları söylemişti;

Türkiye koyu bir karanlıkta, kör bir çıkmazdadır. Sizler işsiz ve yoksulken, Ankara’da bir avuç imtiyazlı ve sonradan görme, hazineyi hortumlamakta, kaçak saraylarda yaşamaktadır. Sizler darlık ve yokluk çekerken, AKP milli servet ve kaynakları zimmetine geçirmektedir. Ekonomiyi ithalata bağlayan, kaçakçılığı teşvik eden, sıcak paracıları, faiz, rant ve silah lobilerini memnun eden AKP’nin, sizleri dert ettiği yoktur.” 

3 Haziran 2015’te Kahramanmaraş mitinginde Bahçeli’nin, Tayyip Erdoğan için söyledikleri belleklerdedir:

“Her gün bize sövüyor, her gün yalan söylüyor. Peki kimdir bu gafil? Kendisine Cumhurbaşkanı diyen 17-25 Erdoğan; be hey densiz, be hey kanun tanımaz, ahlak bilmez! Sen Cumhurbaşkanısın, sen devletin başısın! Ne geziyorsun meydanlarda? Bizimle ne uğraşıyorsun? Erdoğan oyundur, yalandır, aldatmadır, komplodur, tuzaktır, riyadır, ihanettir. Biz zalim Esad’a çok şükür ‘kardeşim’ demedik, ailecek tatile çıkmadık. Hele hele Kandil’in yolunu hiç bilmedik. Kandil’in tavizsiz havarisi, Ermeni hısmı, Türklüğün yaşayan düşmanısın!” 

14 Haziran 2015’te partisinin il ve belediye başkanlarıyla bir araya gelen Bahçeli’nin sözleri şöyleydi;

“AKP-MHP koalisyonu olur ama şartlarımız var. AKP ile koalisyon kurmamızı istiyorlar. 17-25 Aralık yolsuzluk olaylarını nereye koyacağız? Meydanlarda hırsızlardan hesap soracağız dedik. Hırsızları nereye koyacağız? Bilal’in içinde olacağı sıfırlanan paraların hesabını sormayacak mıyız?” 

22 Şubat 2014’te Sivas mitinginde Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli için şunları söylemişti: “O zürriyet sahibi değil. Ne anlar çoluktan çocuktan. Ne anlar?” 

Tayyip Erdoğan 24 Haziran 2014’te AKP grubunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

  • “Bu sabah yaptığı konuşmaya bakıyorsunuz Bahçeli’nin, aman yarabbi; baştan aşağı, yine ifade ediyorum bu kürsüden ağzından salyalar akıyor. 16-17 yıldır partinin başındasın geldiğin yer ortada. Ben MHP’li kardeşlerime hep sesleniyorum. MHP’yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bugün yine iftiralarla dolu, yolsuzluklar şu bu filan. Kalkıp evladıma hazine arazilerinin tahsisinden bahsediyor. Terör örgütünün başıyla aynı sofraya oturup oturmamaktan bahsediyor. Ey Bahçeli, bunları ispat edemezsen sen alçaksın, adisin.”

1 Haziran 2015 ‘te Erzurum mitinginde konuşan Erdoğan şunları söylemişti:

  • “MHP lideri Bahçeli’nin ‘Cumhurbaşkanı İmralı’yla görüştü’ iddiasında bulunduğunu söyleyerek bu iddiasını ispat etmekle mükellef olduğunu, ispat etmezsen alçaksın, namertsin, müfterisin.”

19 Ağustos 2015’te yaptığı konuşma şöyleydi:

  • “Siyaset, işi gücü bırakıp Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla, ailesiyle uğraşmak değildir. Kalkıp benim evladıma, ismiyle ‘Bilal’i ver, iktidarı al’. Bu ne çirkin yaklaşımdır, sen ne biçim siyasetçisin? Eğer oğlumun yaptığı bir yanlış, yolsuzluk varsa buna hesabını soracak olan yargıdır, sen kimsin? Sen benim evladımla ilgili iktidar bağlantısını nasıl kurarsın, nasıl böyle bir hakareti, saygısızlığı yaparsın? Ama evladı olmayanların böyle bir saygısızlığı yapmasından daha başka bir şey de olmaz. Bunlar aile, evlat nedir bilmez.”
    *****

Sağduyunun birlikteliğine soyunanların, bu sözlerin ardından birlikteliğe nasıl ve ne için soyunduklarını açıklamaları gerekir. 19 Haziran 2018’de katıldığı bir TV programında Bahçeli şöyle demişti:

  • “Geçmişte ne söylemişsem onun arkasında olduğumu söylüyorum. Bir yönetimdeki aksaklıkları, yanlışlıkları söylemek muhalefetin görevidir. Dün öyle söyledin diye bugün onları inkâr ederek bugünkü Cumhur ittifakında hepimiz kanka olacak halimiz yok.”

17 Mart 2019’da İzmir mitinginde Erdoğan, Bahçeli için “Türk siyasetinin son yıllardaki en dirayetli siyasetçisi” ifadesini kullandı. 

Geçmişte söylediklerinin arkasında olduğunu söyleyen Bahçeli, bugün ya ne yaptığının farkında değildir ya da verilen görevleri yerine getirmektedir. Birine “alçaksın, şerefsizsin” diyeceksiniz; o da size “alçaksın, adisin, namertsin” diyecek ve bu sözlerin ardından ittifak kuracaksınız. Bu ikilinin kurduğu Cumhur ittifakının neye aracılık ettiğini özümsemek gerekiyor. Böyle bir ittifak, sağduyunun birlikteliği olamaz. 

Toplumun iktidara ve muhalefete olan güveninin bittiği yerdeyiz. Yerel seçimlerde AKP ve MHP seçmenlerinin, bunları düşünerek oylarını vermeleri gerekir

Ülkemiz üzerinde oynanan bu oyunların;
– ancak tam bağımsızlıktan
– ve emperyalizm karşıtlığından yana olanların

örgütlü işbirliğiyle aşılabileceğinin bilincinde olmalıyız.