“Yalan terörü” nasıl önlenir?

authorİBRAHİM Ö. KABOĞLU

Kamuoyunu yaz boyu oyalamak için gündemde tuttukları iki konu: Sosyal medya ve seçim barajı düzenlemesi. Anayasa ise, yüzüncü yıl sopası olarak kullanılacak görünüyor; ne pahasına olursa olsun iktidarı sürdürebilmek için.

Covid-19 ölümleri 200-300’lerde seyretse de, İdlib’den şehit haberi gelmeyen gün olmasa da, seçim barajı ve sosyal medya, AKP-MHP gündemi.

Oysa Covid-19’un neden olduğu kitlesel yıkımları onarıcı ‘sağlık ve eğitimle ilgili, toplumsal ve çevresel sorunlar’ bütününde yasal düzenlemeler ivedi; TBMM’nin öncelikli gündemi bunlar olmalı aslında. AKP ve MHP ise seçim barajı (tuzaklar ayrı bir yazı konusu) ile demokratik siyaset görüntüsü vermek istiyor; sosyal medya yasakları ile demokratik muhalefeti bastırmayı meşrulaştırıcı bir araca sahip olmak istiyor. Yani AKP-MHP’ye özgü gündem, seçime yönelik…

Yalan terörü” ile meşrulaştırılmak istenen sosyal medya yasa önerisini özgürlükler hukuku tekniği yönüyle ayrıca ele alacağım. Bu yazı ise, “resmi yalan” üzerine.

Öncelikle, geçen yılki düzenlemeye değinmek, yasama özensizliği ve savurganlığı açısından önemli: İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 7253 sayılı Kanun (29.7.20)

Öneri, Dijital Mecralar Komisyonu yerine, alelacele Adalet Komisyonu’nda görüşüldü. İçerikle ilgili sakıncaların düzeltilmesine ilişkin öneriler, AKP-MHP ikilisince reddedildi. (Konuyla ilgili yazım: “Sanal” çeşitlilik: medya/demokrasi/yasa, BirGün, 30 Temmuz 2020).

“Unutulma hakkı”nı isteyenler, “lekelenmeme hakkı” sorusu karşısında suspus oldular, lekeleme failleri olarak.

7253 sayılı yasa üzerine Anayasa Mahkemesi kararı beklenirken, yeni öneri ile geçen yılki sakınca yaratan kimi düzenlemeleri düzeltme vaatleri var.

HANGİ YALAN?

Şimdi ise “yalan terörü” diyorlar; bu kez kendilerine “hangi yalan?” sorusu yöneltilmeli.

Onlar, “Saray’da şatafat var, harcama hovardalığı yapılıyor; Saray, yalan üretim merkezine dönüştü” vb sözleri “yalan terörü” olarak niteleyerek savcıları, demokrasi ve özgürlük savunucuları üzerine salacaklar…

Bu nedenle, demokrasi ve özgürlük savunucuları, “resmi yalanlar”ı gündeme getirmeli. Nedir bunlar? Sadece iki örnek: Hayır ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS) yalanları.

“HAYIR TERÖRÜ”

Anayasa değişikliğine karşı çıkanlar, ‘terörist’likle suçlandı; OHAL KHK’leri yoluyla Türkiye, “sivil ölüler ülkesi” yapıldı. Resmi yalan beyanlar ve işlemler, yönetim politikası haline getirildi.

Sadece son başbakanın söz ve işlemlerinden:

OHAL’de referandum olmaz (Ekim 2016).

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifimiz ve gerekçesi ilişikte sunulmuştur. (Aralık 2016)

Kurunun yanında yaş da yanıyor… KHK ek listelerinde kimlerin adının yer aldığını basından haberdar oluyoruz. Komisyon kurduk; hocalar gurur sorunu yapmasın ve başvursun. (Şubat 2017)

Anayasa oy oranını 70 günde, 31’den 51’e çıkardık. (Haziran 2017).

Ya Anayasa yalanları? Ne dendi ve ne oldu? Sadece üç örnek:

Koalisyona gerek kalmayacak ve TBMM özerk olacak:

  • Cumhur İttifakı, TBMM’ye takılan ‘ters kelepçe’ gibi.

Erkler ayrılığı sağlanacak: Yasamayı talimatla yöneten yürütme, yargıyı dualar eşliğinde güdülüyor.

Hızlı karar alınacak: hiç karar alınmıyor; karar düzeneği de yok.

Sonuç: Hepsinin tam tersi oldu…

Özetle, anayasal görev + yetki + sorumluluk gerekleri kötüye kullanılarak resmi yalanlar” eşliğinde her şey kirletildi/lekelendi: bilgi/yasa/anayasa/hukuk/ahlak ve ülke.

Şu halde ne yapmalı?

“CBHS AYRACI KAPATILMADAN…”

CBHS olarak adı bile yanıltıcı olan ‘Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme’ (PBYDBY) ayracı kapatılmadan “yalan terörü” sürecek. Neden? Çünkü

  • resmi yalanlar eşliğinde kurulan CBHS, ancak yenileriyle sürdürülebilir.

Ülkenin geleceği adına CHP-HDP-İYİ Parti eleştirilerini ve yapıcı önerilerini hep geri çeviren AKP-MHP ikilisi, bir süre sonra ‘yanılmışız, düzelteceğiz’ nakaratı ile atağa geçiyor:

Anayasa: 4 yıl önce büyük yalanlarla OHAL ortamında dayattıkları değişiklik yerine şimdi yenisi için yenilerini üretiyor.

Sosyal medya: Geçen yıl, geçmiş ittifaklarını ‘unutturmak’ için dayattıkları düzenlemeyi bu kez, ‘yalan terörü’ ile meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Şu halde yapılması gereken; “yalan üzerine kurulu” PBYDBY yerine demokratik hukuk devletini inşa hedefine kilitlenmek.

Kısacası; “yalan terörü”, ancak CBHS ayracı kapatıldığı zaman sona erer.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen
Cumhuriyet, 12 Temmuz 2021

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki genel seçimlerde “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olacağına dair CHP’nin içinden gelen bazı açıklamalar, doğal olarak tepkiyle karşılandı.

Birincisi, “Millet İttifakı”nın adayının kim olacağına CHP tek başına karar veremez. Bu karar “Millet İttifakı”nın diğer unsurlarıyla birlikte karara bağlanır.

İkincisi, CHP, “Millet İttifakı”na bir aday adayını önerse de bu aday adayının kim olacağına CHP Genel Başkanı ve onun yakın çevresinde kendi siyasi kariyerinin derdine düşen birkaç kişi karar veremez. Bu karar partinin tabanının, seçmeninin, üyelerinin beklentileri dikkate alınarak verilebilir. Aksi halde CHP’lilerin tamamı böyle bir aday adayına sahip çıkmaz.

Üçüncüsü, “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayının, cumhurbaşkanı seçilebilecek birisi olması gerekir. Söz konusu adayın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için de geçerli olan sisteme ve mevcut siyasi koşullara göre, her siyasi partiden oy alabilecek birisinin olması gerekir.
***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in de “Cumhur İttifakı”nın adayı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında seçilme olasılıkları son derece zayıftır.

Akşener’in, HDP tabanından ve CHP tabanının bir kesiminden oy alması çok güçtür. Kılıçdaroğlu ise 11 yıl önce genel başkan seçildiğinden beri girdiği tüm genel ve yerel seçimleri kaybetmiş bir liderdir.

CHP’nin son yerel seçimde bazı illeri AKP’nin elinden almış olması, tüm Türkiye için bir genelleme yapılmasına olanak tanımaz. Bu genellemeyi yapanlar, Türkiye’nin sosyolojik gerçeklerinden tamamıyla kopuk bir biçimde, çok ciddi hesaplama hatası yapmaktadırlar.

Kılıçdaroğlu, CHP ve HDP tabanının çoğunluğunun oyunu alsa da İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti tabanından, yani muhafazakâr merkez sağ seçmenden çok ciddi fireler ve kayıplar verir.

Söz konusu siyasi partilerin yapılan kamuoyu araştırmalarına göre ortaya çıkan oy oranlarını toplayarak bir karar vermek de büyük bir hatadır. Bu hesabı yapanlar çok ciddi bir yanılgı içindedirler. Çünkü bu kamuoyu araştırmalarında seçmene hangi siyasi partiye oy vereceği sorulmaktadır, hangi cumhurbaşkanı adayına oy verileceği sorulmamaktadır. Hangi olası cumhurbaşkanı adayına oy verileceğinin sorulduğu araştırmaların hiçbirisinde, Kılıçdaroğlu ve Akşener, Erdoğan’dan fazla oy almamaktadır.
***
Kamuoyu araştırmalarına göre, Erdoğan’dan fazla oy alan olası aday adayları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tır. Ancak bu iki adayın içinde de farklı araştırmaların ortalaması alındığında, İmamoğlu önde görünmektedir. İmamoğlu her siyasi partiden oy alabilen bir olası adayken, Yavaş’ın HDP tabanından oy alabilmesi konusunda sıkıntı yaşanmaktadır.

İmamoğlu’nun aday olmasıyla ilgili en büyük zorluk ise İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde çoğunluğun AKP’de olması, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmak için istifa etmesi durumunda, İstanbul Belediyesi’nin, bir veya iki yıl için AKP’ye geçeceği gerçeğidir.

Ancak bu durumda da “Türkiye’nin geleceği, İstanbul’daki yerel yönetimden daha önemlidir” düşüncesiyle, İstanbul bir süre için, bir sonraki seçimde yeniden geri alınmak üzere, AKP’ye teslim edilebilir, kötülerin iyisi yönünde bir tercih yapılabilir.

İmamoğlu ve Yavaş, ideal adaylar olmasa da geçerli olan siyasi sistem ve mevcut sosyolojik gerçekler dikkate alındığında, onların adaylığı konusunda da yine kötülerin iyisi yönünde bir tercih yapılabilir. Sonuçta onların yöneteceği bir hükümetin, AKP iktidarından daha kötü olamayacağı kesindir.

Bu arada zaman içinde, İmamoğlu ve Yavaş dışında başka olası adaylar da elbette ortaya çıkabilir ve onlar da kamuoyu araştırma kurumları tarafından araştırmalara dahil edilebilirler.

AKP’yi yenmek için önce egoları yenmek gerekir!

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Mayıs 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE


SORUMLU

Susurluk Komisyonu’nda yer alan AKP’li eski vekil Hayrettin Dilekcan, Peker olayı ile ilgili olarak, ”demokratik ülkelerde böyle durumlarda bakanın görevi bırakması gerektiğini” söyledi.

Sorumlu Soylu istifa ederse “her şeyden sorumlu” ne yapacak?..

PİSLİK

Bakan Soylu, Sedat Peker’in bir gazetecinin aracılık yaptığı iddialarına karşılık, “Hangi siyasetçiye ayda 10 bin dolar gönderiyorsa hesabını ondan sorsun” dedi.

Bu kirli bilgiye sahip olan Bakan yargıya taşımamışsa kendi de kirlenmemiş midir?…

KÜRK

AKP’li vekilin kız kardeşinin rektör olduğu Malatya Üniversitesi’nde, yıllarca İngilizce sınavlarından 65 puan alamayan araştırma görevlisi Emrah Ağın, İngilizce kitaba bir bölüm yazarak doçent oldu.

Ye AKP kürkü ye…

ÖZGÜRLÜK

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş’a yönelik sahte senet suçlamalarında bulunan ve ‘resmi belgede sahtecilik’, ‘şantaj’ ve ‘özel hayatın gizliliğini ihlal etmek’ suçlarından dolayı kesinleşmiş hapis cezası olduğu gerekçesiyle tutuklanan Necmettin Kesgin’in AKP ve MHP’nin çıkardığı af paketinden yararlanarak, tahliye edildiği öne sürüldü.

CHP’ye çamur atanlara suç işleme özgürlüğü…

AŞI

Ukrayna Parlamentosu’nda yapılan oylamayla, vatandaşlar için yeterli miktarda Kovid-19 aşısı bulamayan Sağlık Bakanı Maksim Stepanov’un işine son verildi.

Ayıp etmişler. Çözüm mü yok?

Mayıs sonunda bulur, yaz aylarında bulur, sonbaharda bulur, bu yıl sonuna kadar bulur, gelecek bahar garanti…

AŞILAMA

Sağlık Bakanı Koca, aşı olursa aşılama yapacak kapasitemizin olduğunu açıkladı.

Tıpta ne kadar ileri gittiğimizi öğrenmiş olduk!..

GÜVEN

Bakan Koca, kameralar önünde Prof. Uğur Şahin’e;

  • Cek caklı olmasın, somut tarih ver…Senin ağzından duysunlar.

Açıklaması:

Ben hep cek-cak dedim… Artık kimse bana inanmıyor…

CEZA

Maltepe’de, 23 yaşındaki kadına bir restoranda cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan eski CHP Maltepe İlçe Başkan Yardımcısı U.K. “nitelikli cinsel saldırı” ile “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından toplam 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Darısı Kur’an kursları ile cemaat yurtlarındakiler başta tüm tacizci ve tecavüzcülere…

ACİZ

Sedat Peker’in evinin aranması konusunda İçişleri Bakanı Soylu,”.. Kimsenin karısına bir şey yapılmadı. Türk polisi ne yapacağını iyi bilir. Karısının iç çamaşırına sığınan acizler.” dedi.

Bakanın sözleri ne kadar soylu, güçlü ve seviyeli bir kişi olduğunu gösteriyor…

İNTİHAL

Doktora tezinde intihal yaptığı ortaya çıkan Almanya Aile Bakanı istifa etmiş.

O hooo, intihalden de istifa edilir mi? Sahte diploma ile neler olunuyor!..

DEZENFEKTAN

Kendi Bakanlığına yüksek fiyattan dezenfektan satan Ruhsar Pekcan hakkında Meclis araştırması açılması istemi Cumhur İttifakı’nın oyları ile reddedildi.

Zaten RTE de kendisine şükranlarını sunmuştu.

Böyle başa böyle Bakan…

MÜJDE

RTE, 19 Mayıs akşamı televizyonda, Akdeniz’den petrol ve gaz bulunma müjdesi gelebileceğini, dünyanın bizi kıskandığını söyledi.

Ertesi sabah akaryakıta son dönemin en büyük zammı geldi.

Nasıl kıskanmasınlar! Böyle bir zammı hiçbir ülke yapamaz…

SORMA

AKP’li iki Bakana, ”AK Parti ismi şaibelerle anılan Süleyman Soylu’dan daha mı küçük?” sorusunu soran AA Muhabiri Musab Turan işinden atıldı.

Muhabirin soru sorabilir mi?..

MÜFTÜ

Akçakoca Müftüsü Şaban Soytekinoğlu, Selanik göçmenleri için “Yüzde 90’ı Sabetayist. Aslında Müslüman değil” dedi ve Gezi Olaylarıyla bağlantı kurdu. Ali Koç’un göstericilere otelini açtığını anımsattı.

Irkçı, yobaz, cahil birinden Müslüman olsa ne, olmasa ne?..

BAKAN

Aile Bakanı Derya Hanım, salgın döneminde kadına yönelik şiddetteki artışın “tolere edilebilir” oranda olduğunu söyledi.

Bakan koltuğunda birinin işini bilmemesi tolere edilemez!…

HAYIR

Sedat Peker, Binali oğlu Erkam Yıldırım’ın uyuşturucu işlerini organize etmek için Venezuella’ya gittiğini söyledi.

Binali Yıldırım, Erkan’ın hayır işleri için (test kiti ve maske dağıtımı) gittiğini açıkladı.

  1. Hayırların en hayırlısı Venezüella’ya yapılandır.
  2. En hayırlıdan daha hayırlısı limanda peynir yükleyenlere yapılan hayırdır.
  3. Hayırdır inşallah…

HABER-TÜRK

24 Mayıs akşamı İçişleri Bakanı Soylu Haber Türk TV’ye gazetecilerin sorularını yanıtlamak için çıktı, solo yaptı.

Yayıncı, sorulara  yanıt verilmemesine karşın “zamanımız doldu” diyerek programı kapattı.

Zamanı dolan kanal oturumu tekrar yayınladı.

İşini bilenler diyarı…

SORUYORUM :

128 Milyar dolar nerede?

Sarıklı amiralin soruşturması kaç yıl sürecek?

Cumhur İttifakı, yolsuzluğu ortaya çıkan Bakan Pekcan ile ilgili meclis araştırması açılmasını neden engelledi?

Kedi – köpek kavgasında bile çıkıp konuşan RTE, Türkiye’deki pislikleri ortaya saçan ve dünyanın konuştuğu Peker açıklamalarına karşı neden konuşamıyor?..

TBMM’nin 101. yılında kimin bekası?

(Azınlık bilinci olmadan çoğunluk olunamaz)

Hükümet bulunmadığı halde, güçbirliği/koalisyon (Cumhur İttifakı) yapanlar, Devleti yönetmekten çok, demokratik muhalefeti dağıtmakla meşgul. Beka telaşı hayli yoğun.

HÜKÜMET YOK, AMA KOALİSYON VAR

Devleti temsil ve yürütme yetkilerini tek başına elinde tutan kişinin, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenleme yetkisi de var. Dahası, Anayasa ile bağdaşmasa da, parti genel başkanlığı yoluyla vekillerine yasama çalışmaları için talimat vermesi de söz konusu.

  • Ne var ki, gerekmediği halde, AKP-MHP ittifakı, TBMM’ye vurulmuş bir ters kelepçe etkisi yaratıyor.
Araştırma önergelerinde MHP yok; AKP ise, sadece muhalefet etmek için söz alıyor. Her ikisi, en yaşamsal sorunlarda bile “hayır” diyor. “Evet” oyunun yaptırımı ihraç.

‘TORBA’ MECLİSİ

27. yasama dönemi yasalarının çoğu torba; 2021’de kabul edilen yasaların –Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması dışında- hepsi torba yasa şeklinde.

Bakanlıklarda ve Saray’da hazırlanan teklifleri imzalayan vekillerin sadece bir-ikisi komisyona uğruyor. Komisyon üyeleri genellikle konuşmuyor; önerinin bir oturumda ve birkaç saat içinde oylanması için sabırsızlanıyor; erteletebilmek için kimi zaman sözden çok yumruk daha etkili.

Genel Kurul’da da, AKP-MHP, en az söz ile yetiniyor. Yasa önerileri üzerine esas çaba gösteren CHP-HDP ve İYİ P.

Yoğun çabanın karşılığı, çok sınırlı alanda uzlaşarak Anayasa ve hukukun genel ilkelerine, kamu yararına ve akla aykırı olan yasaklayıcı kimi ögeleri, öneri metninden çıkarmak veya erteletmek oluyor. Demokratik açıdan; Cumhur İttifakı, müzakere sürecini elden geldiğince kilitlemeye çalıştığı için TBMM’de muhalefet hakkının kullanımı çok sınırlı kalıyor.

ÇOĞUNLUK OLMAK İÇİN…

Muhalefet ne yapmalı? Öncelikle şu bilince varmalı: “Azınlık bilincine sahip olmadan, çoğunluk olunamaz

Hükümet bulunmadığı halde kurulan iktidar ittifakı karşısındaki partilerin araştırma önergeleri ve yasa önerileri görüşmelerinde ortak eksende buluşan CHP-HDP-İYİ P. (Saadet P. / Türkiye İşçi P. ve Demokrat Parti dahil), demokratik muhalefet olarak adlandırılabilir.

Komisyon ve genel kurul ekseninde yasa yapım sürecinin her aşamasına ve araştırma önergesi görüşmelerine tam kadro olarak katılmak durumunda olan demokratik muhalefet, gündem konularını dikkatle ve özenli bir biçimde izleme görev ve sorumluluğunda.

23 NİSAN BİLİNCİ VE 16 NİSAN DERSİ

  • Büyük Millet Meclisi’nin 97. Kuruluş yıldönümüne 7 gün kala (AS: 16 Nisan 2017 Halkoylaması) yapılan halkoylaması, 23 Nisan 1920’ye karşı darbe niteliği de taşımakta:

Kurul halinde siyasal karar alma düzeneklerinin elenmesi ve parti başkanlığı yoluyla çok unvanlı tek kişide toplandığı yönetimin dayatılması.

  • Kısaca, 16 Nisan 2017 oylaması, 23 Nisan 1920 kuruluş iradesinin kurumlarını ya kaldırdı ya da tek kişi yönetiminin güdümüne soktu. Bu ise, Cumhuriyet’in bekası” sorununu beraberinde getirdi.

24 Haziran 2018 seçimleri ve “parti başkanı yoluyla kurulan tek kişi yönetim tekeli”, üç yıllık uygulamasında, “Cumhur İttifakı bekası”nı öne çıkardı.

  • İttifakın sürekli gündemi, demokratik toplum ve demokratik siyaset üzerinde sürekli baskı kurmak.

Düşünsel ve toplu özgürlükler üzerinde sallandırılan Anayasa dışı “iktidar kılıcı”, demokratik toplum yapısını tasfiye ve demokratik muhalefeti, gerçek dışı söylem ve ahlak dışı yöntemlerle dağıtma amacıyla kullanılıyor.

Bu ortam ve koşullarda demokratik muhalefet partileri, ikincil konuları bir yana iterek, yasama çalışmalarında daha görünür bir ittifak yapabildiği ölçüde, demokratik hukuk devleti ereğinde bir anayasası değişikliği ortak yol haritasını belirleyebilir.

  • Eğer 23 Nisan bilincini ve 16 Nisan dersini öne çıkaramaz ise, Cumhuriyet’in bekasına değil, sadece Cumhur İttifakı’nın bekasına katkı sunmuş olur.

Çocuklar ve gençler, TBMM çalışmalarını çok yakından izlemeniz dileğiyle Ulusal Egemenlik Bayramınızı kutluyorum.

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem”

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” ve “sivil anayasa”, Anayasa tartışma ve atışmalarında en çok kullanılması muhtemel iki kavram.

Demokratik muhalefet partileri, güçlendirilmiş parlamenter sistem (GPS) üzerine çalışmalarını yürütürken, anayasa sayfasını 16 Nisan 2017’de kapattıklarını sürekli vurgulayan Cumhur İttifakı, “sivil anayasa” sloganı ile gündeme katıldı.

“Sivil anayasa” da, öyle: yaklaşık yüzyıldır yapılan siyasal anayasa ve sosyal anayasa ayrımına çevresel anayasa kavramı eklenmiş olsa da anayasalar, “toplumsal sözleşme” temelinde doğaları gereği sivil metinler.

KAĞIT ÜSTÜNDE BIRAKMAK…

Öncelikle, şu ana çelişki kayda değer: “sivil anayasa” sloganı sahipleri, 2017’de kendi koydukları hükümler dahil, Anayasa’yı sürekli çiğniyor. Anayasa Mahkemesi gibi Cumhuriyet’in temel organlarını kaldırmayı önerebiliyor.

Bu ana çelişki, haliyle, tutarlılık ve samimiyet sorununu gündeme getiriyor. Yürürlükteki Anayasa ihlalini sistematik hale getiren Cumhur İttifakı, “sivil anayasa” ile ne yapacak? İşte üçü:

>> GPS yolunda oluşacak ittifakın önünü kesmek, perdelemek ve çelmelemek.

>> Tek kişi yönetimini daha da pekiştirmek için Anayasa’yı , “keyfi yönetim aracı” haline getirmek.

>> Türkiye Cumhuriyeti’ni sadece kâğıt üstende kalan bir kavrama indirgemek.

AMACA GİDEN YÖNTEM

Şefe biat kültürüne dayalı bir toplum oluşturmak amacıyla bilgi kirliliği yaratmak, kavramları çarpıtmak ve demokrasi yanlılarını sindirmek.

Sözüm ona “sivil anayasa” savunucuları, parlamenter rejimin geriye gidiş olduğu cehaletini sergileyebiliyor.

Oysa, olmayan “kabine toplantıları” bile, en kötü parlamenter rejimin, bugünkü tek kişi fiili yönetiminden daha iyi olduğunun bir göstergesi.

O denli keyfi bir yönetim ki, Covid-19 önlemleri konusunda Bilim Kurulu önerilerini bile karartabiliyor.

Özetle, özgürlük ve haklar, Anayasa güvencesi altında olsa da, erkler tek kişide birleştiği için, devlet erkleri, varlık nedenlerini yadsıyarak özgürlükleri boğmakla meşgul.

  • CHP’nin, “128 Milyar dolar nerede?” afişlerini bile TOMA’lar eşliğinde toplatan bir yönetim, halka ne yapmaz?

Nitekim Bilim Kurulu önerilerini hiçe sayarak, kitlesel ölümleri seyretme havasında.

DEMOKRATİKLEŞTİRİLEN TBMM

Bu karanlık tablo karşısında, demokratik rejime dönüş çalışmalarında şu üç hususa dikkat etmek gerekir:

Bugünü iyi tanımlamak: Değinildiği üzere, Anayasal düzlemde demokratik olmadığı gibi, uygulamada, fiili ve keyfi öğeler ağır basıyor.

Başta CHP gelmek üzere, muhalefet partilerinin aradığı, aslında “demokratik hukuk devleti”nin parlamenter rejim ekseninde yeniden inşasıdır. Bu nedenle, Anayasa değişikliğini “rejim/sistem” arayışına indirgemeksizin hedefi, demokratik anayasa olarak koyma gereği var.

Eskisine dönüş algısını önlemek için parlamenter rejim/sistem yerine “güçlendirilmiş parlamenter sistem” deyimi kullanılıyor olsa da çekinmeden parlamenter rejim/sistem diyebilmeli; zira, hangi sıfatla kullanılırsa kullanılsın, rejim/sistem tasarımı, demokratik hukuk devleti ekseninde anlamlandırılmalı.

Doğal olarak birbiriyle yarışma halinde olan demokratik muhalefet partileri, demokratik hukuk devleti anayasal ortak paydaları ve hedefinde birleşmeli.

Bunun için, öncelikle anayasal denge ve denetim düzenekleri somut biçimde ortaya konulmalı;

Sonra, hesap verebilir bir hükümet düzenekleri somutlaştırılmalı;

Nihayet, yasama-yürütme-yargı erklerinin her birinin kendi görev ve yetkilerini kullanmasına elverişli bir yapısal düzenleme açıklığa kavuşturulmalı.

Bu çerçevede TBMM, demokratikleştirilebildiği ölçüde güçlü olur ve görevlerini özerk bir biçimde yerine getirir. Hükümet istikrarı için, kurulması kolay ve düşürülmesi zor düzenleme, aklileştirilmiş veya güçlendirilmiş parlamenter rejim çerçevesinde düşünülmeli; yargı ise, mutlaka bağımsız olmalıdır. Bunları sürekli tartışmalıyız.