ÇARŞAMA İĞNELERİ – 01 Mayıs 2019

ÇARŞAMA İĞNELERİ – 01 Mayıs 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

  • Haftanın tüm iğneleri emeğe değer vermeyen ve emeği sömürenlere…

DAYI/AMCA
AKP teşkilatlarının “Osman dayı/amca” diye sahiplendikleri ve el öpme yarışına girdikleri saldırgan hırsızlıktan hükümlü çıktı.
Bana dayını/amcanı söyle sana ne mal olduğunu söyleyeyim…

YİĞİT
AKP Ankara İl Başkanı Özcan, linç girişimcisi için “Yiğidimizi yedirtmeyiz” dedi.
Tezekten terazinin boktan olur kefesi…

TOPAL
İBŞB Meclisinde “ Uyuşturucu ile mücadele komisyonu “ kurulmasını Cumhur İttifakı engelledi. Topal ördek uygulaması başlatıldı.
Belediye topal, ördeğin ayağına taş atanlar beyin körü…

İTTİFAK
Bahçeli “Türkiye ittifakı” na karşı çıktı.
Avantalar bölüşülecek korkusu…

SERBEST
Yumruk atan AKP Amcası
bir gün geçmeden serbest kaldı.
Adam kalem tutamaz, tweet atamaz, fikir üretemez, AKP’ye karşı olamaz.
Bu denli makul gerekçe varken tutuklu mu kalsaydı…

İDDİA
Anadolu Ajansı, Mustafa amca haberini, “Kılıçdaroğlu’na yumruk attığı iddia edilen” diye verdi. Tarihimizde kişi masumiyetine bu ölçüde saygılı bir kurum ve habere rastlanmamıştır.
Seçim gecesi (31 Mart 2019) Binali Yıldırım’ın yitirdiğini anlayınca da yayından çekilerek benzer bir duyarlılık sergilemişlerdi…

ETS TUR
Cumhuriyet yazarlarından Musa Kart ve Hakan Kara, ETS Tur ile yaptıkları telefon görüşmeleri nedeniyle FETÖ’den sorgulanan şirkete destek olmaktan mahkum edildiler.
Tur yöneticileri, soruşturma geçirmediklerini açıkladılar.
Şirketin sahibi de AKP hükümetinin Turizm Bakanı.
Kuzu derenin suyunu bulandırmış…

TANIK
Sözcü Gazetesi davasında tanıklardan biri de Hüseyin Gülerce.
Ergenekon’da da TSK’ya karşı, PKK’nın 2 numarası Şemdin Sakık tanıklık yapmıştı.
Yargı, aynı tasla aynı hamamda yıkanıyor…

FETÖCÜ
FETÖ’ye karşı en etkili mücadele eden emniyetçilerden Sabri Uzun
FETÖ’cülükle suçlandı ve tutuklandı.
File tavşan olduğunu kabul ettirmişler…

VİCDAN
AYM Eski Başkanı Haşim Kılıç, “Ne yazık ki önce ‘ahlak ve maneviyat’ diye iktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralları bıraktılar ne de ahlak bıraktılar” diyerek AKP’yi eleştirdi. Kılıç’ı ne söyletti :
Görevini tam yapmanın vicdan huzuru mu?
Güce boyun eğerek görevini layıkıyla yapamamanın vicdan rahatsızlığı mı?

İNAT
RTE, bir yandan Türkiye ittifakından söz edip toplumsal uzlaşıdan yanaymış gibi görünmeye çalışırken, öte yandan Kılıçdaroğlu’na sataşarak gündemi saptırmaya devam ediyor. Son olarak, “Şehit ailesi de törene katılmasını istemedi” diyerek şehit babasının kameralar karşısında söylediklerinin aksini dile getirdi.
İnadı inat, yalan kat kat…

ATATÜRKÇÜLÜK
Yunan asıllı softa İngiliz’in konferans sırasında Atatürk’e hakaret etmesi ve İslam Topluluğu denen güruhun alkışlaması üzerine Boğaziçi ADK önderliğindeki öğrenciler toplu halde protestoda bulundu.
İçimizde…

ÇÖKÜŞ
RTE, “Türkiye’nin dışlandığı F-35 projesi tamamen çöker”
Biz neymişiz be abi!…

DUA
Alanya Müftülüğü, trafik kazasında ölen Çek futbolcu Saral için okunan duaların “Müslüman olmadığı için“ faydasının olmayacağını açıkladı.
Sizin gibilerin hangi duası kime fayda sağlar?…

SAĞDUYUNUN BİRLİKTELİĞİ

SAĞDUYUNUN BİRLİKTELİĞİ

Suay Karaman

AKP ile MHP, 31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlere “Sağduyunun Birlikteliği, Cumhur İttifakı” sloganıyla giriyorlar. Sağduyu, “doğru, akla uygun kararlar verme yeteneği” olarak tanımlanmaktadır. Ancak; sağduyunun birlikteliğine soyunanların birbirine söyledikleri ağır sözler unutulmamıştır. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 4 Şubat 2014’te grup toplantısında şunları söylemişti:

“Başbakan ve hükümetinin telefon dinlemeleriyle ilgili kanun değişikliği hazırlığı, bulaştıkları rüşvet ve yolsuzluk iddialarını örtme sinsiliğine hizmet etmektedir… Türk milleti Erdoğan’ın nefret saçan dilinden, politikalarından tiksinme noktasına gelmiştir. Tüm hesaplarını iktidardan hiç gitmemek uğruna yapmıştır. Ayakkabı kutuları dolarlarla dolsun diye oy vermedi vatandaşımız… Başbakan milli iradeyi dolandırmıştır. Hükümet suça batmış, her yanı kapkara kesilmiştir. Bu kadar karaya bürünmüş bir iktidar daha görülmemiştir. Türkiye hırsızların koltuklarda oturduğu günleri yaşamaktadır.” 

8 Nisan 2014’te MHP grup toplantısında Bahçeli’nin konuşması şöyleydi:

Türklüğü reddeden, T.C.’yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkârcıdan Türkiye Cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, olamayacaktır. Kısacası iki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz!”

24 Haziran 2014’te MHP grup toplantısında Bahçeli’nin konuşması şöyleydi:

İsrail’e petrol akıtan, peşmergeye para kazandıran, IŞİD’e munis davranan, komşu coğrafyalarda Türkiye’nin caydırıcılığını hezimete çeviren Başbakan’ın Türkmenleri kaderine terk etmesi günahlarına yeni bir halka ekleyecektir. Bu nankörlük, bu Türk düşmanlığı Başbakan’ı gölge gibi takip edecek, ayağına dolanacaktır.”

3 Şubat 2015’te parti grubunda konuşan Devlet Bahçeli şunları söylemişti;

“Namus ve şeref üzerine yemin eden Erdoğan namustan ne anlamakta, şereften ne çıkarmaktadır? Tarafsızlık kozasını yırtıp gözünü kan bürümüş gibi AKP adına oy talep eden Erdoğan, ruh heybesinden düşürdüğü namus ve şeref kristallerini arayıp da bulamayan biri olarak hatırlanacaktır. Şeref gibi derdi olmayanın Türkiye’nin şerefini korumaktan bahsetmesi beyhudedir. Erdoğan, partimiz için üst akla çalışıyorlar sözünü aydınlatmazsa bu iddiasını ispatlamazsa namerttir. Üst aklın kucağında yıllar geçiren Erdoğan söylediği sözleri ispatlamazsa müfteridir.” 

Bahçeli, 2 Haziran 2015’te Elazığ mitinginde şunları söylemişti;

Türkiye koyu bir karanlıkta, kör bir çıkmazdadır. Sizler işsiz ve yoksulken, Ankara’da bir avuç imtiyazlı ve sonradan görme, hazineyi hortumlamakta, kaçak saraylarda yaşamaktadır. Sizler darlık ve yokluk çekerken, AKP milli servet ve kaynakları zimmetine geçirmektedir. Ekonomiyi ithalata bağlayan, kaçakçılığı teşvik eden, sıcak paracıları, faiz, rant ve silah lobilerini memnun eden AKP’nin, sizleri dert ettiği yoktur.” 

3 Haziran 2015’te Kahramanmaraş mitinginde Bahçeli’nin, Tayyip Erdoğan için söyledikleri belleklerdedir:

“Her gün bize sövüyor, her gün yalan söylüyor. Peki kimdir bu gafil? Kendisine Cumhurbaşkanı diyen 17-25 Erdoğan; be hey densiz, be hey kanun tanımaz, ahlak bilmez! Sen Cumhurbaşkanısın, sen devletin başısın! Ne geziyorsun meydanlarda? Bizimle ne uğraşıyorsun? Erdoğan oyundur, yalandır, aldatmadır, komplodur, tuzaktır, riyadır, ihanettir. Biz zalim Esad’a çok şükür ‘kardeşim’ demedik, ailecek tatile çıkmadık. Hele hele Kandil’in yolunu hiç bilmedik. Kandil’in tavizsiz havarisi, Ermeni hısmı, Türklüğün yaşayan düşmanısın!” 

14 Haziran 2015’te partisinin il ve belediye başkanlarıyla bir araya gelen Bahçeli’nin sözleri şöyleydi;

“AKP-MHP koalisyonu olur ama şartlarımız var. AKP ile koalisyon kurmamızı istiyorlar. 17-25 Aralık yolsuzluk olaylarını nereye koyacağız? Meydanlarda hırsızlardan hesap soracağız dedik. Hırsızları nereye koyacağız? Bilal’in içinde olacağı sıfırlanan paraların hesabını sormayacak mıyız?” 

22 Şubat 2014’te Sivas mitinginde Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli için şunları söylemişti: “O zürriyet sahibi değil. Ne anlar çoluktan çocuktan. Ne anlar?” 

Tayyip Erdoğan 24 Haziran 2014’te AKP grubunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

  • “Bu sabah yaptığı konuşmaya bakıyorsunuz Bahçeli’nin, aman yarabbi; baştan aşağı, yine ifade ediyorum bu kürsüden ağzından salyalar akıyor. 16-17 yıldır partinin başındasın geldiğin yer ortada. Ben MHP’li kardeşlerime hep sesleniyorum. MHP’yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bugün yine iftiralarla dolu, yolsuzluklar şu bu filan. Kalkıp evladıma hazine arazilerinin tahsisinden bahsediyor. Terör örgütünün başıyla aynı sofraya oturup oturmamaktan bahsediyor. Ey Bahçeli, bunları ispat edemezsen sen alçaksın, adisin.”

1 Haziran 2015 ‘te Erzurum mitinginde konuşan Erdoğan şunları söylemişti:

  • “MHP lideri Bahçeli’nin ‘Cumhurbaşkanı İmralı’yla görüştü’ iddiasında bulunduğunu söyleyerek bu iddiasını ispat etmekle mükellef olduğunu, ispat etmezsen alçaksın, namertsin, müfterisin.”

19 Ağustos 2015’te yaptığı konuşma şöyleydi:

  • “Siyaset, işi gücü bırakıp Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla, ailesiyle uğraşmak değildir. Kalkıp benim evladıma, ismiyle ‘Bilal’i ver, iktidarı al’. Bu ne çirkin yaklaşımdır, sen ne biçim siyasetçisin? Eğer oğlumun yaptığı bir yanlış, yolsuzluk varsa buna hesabını soracak olan yargıdır, sen kimsin? Sen benim evladımla ilgili iktidar bağlantısını nasıl kurarsın, nasıl böyle bir hakareti, saygısızlığı yaparsın? Ama evladı olmayanların böyle bir saygısızlığı yapmasından daha başka bir şey de olmaz. Bunlar aile, evlat nedir bilmez.”
    *****

Sağduyunun birlikteliğine soyunanların, bu sözlerin ardından birlikteliğe nasıl ve ne için soyunduklarını açıklamaları gerekir. 19 Haziran 2018’de katıldığı bir TV programında Bahçeli şöyle demişti:

  • “Geçmişte ne söylemişsem onun arkasında olduğumu söylüyorum. Bir yönetimdeki aksaklıkları, yanlışlıkları söylemek muhalefetin görevidir. Dün öyle söyledin diye bugün onları inkâr ederek bugünkü Cumhur ittifakında hepimiz kanka olacak halimiz yok.”

17 Mart 2019’da İzmir mitinginde Erdoğan, Bahçeli için “Türk siyasetinin son yıllardaki en dirayetli siyasetçisi” ifadesini kullandı. 

Geçmişte söylediklerinin arkasında olduğunu söyleyen Bahçeli, bugün ya ne yaptığının farkında değildir ya da verilen görevleri yerine getirmektedir. Birine “alçaksın, şerefsizsin” diyeceksiniz; o da size “alçaksın, adisin, namertsin” diyecek ve bu sözlerin ardından ittifak kuracaksınız. Bu ikilinin kurduğu Cumhur ittifakının neye aracılık ettiğini özümsemek gerekiyor. Böyle bir ittifak, sağduyunun birlikteliği olamaz. 

Toplumun iktidara ve muhalefete olan güveninin bittiği yerdeyiz. Yerel seçimlerde AKP ve MHP seçmenlerinin, bunları düşünerek oylarını vermeleri gerekir

Ülkemiz üzerinde oynanan bu oyunların;
– ancak tam bağımsızlıktan
– ve emperyalizm karşıtlığından yana olanların

örgütlü işbirliğiyle aşılabileceğinin bilincinde olmalıyız.

31 MART SEÇİM TAHMİNİ

Rifat Serdaroğlu

31 MART SEÇİM TAHMİNİ

Demokratik ülkelerde seçim tahmini yapmak bize göre çok daha kolaydır. Çünkü;
-Demokrasi ve Demokratik Kurumlar yerleşmiş, işler durumdadır.
-Kuvvetler Ayrılığı İlkesi mevcuttur, çalışmaktadır.
-Hukuk, bağımsız ve tarafsızdır. Kimse hukuka emir veremez.
-Parti Başkanları, siyaseti zenginleşme aracı değil, halka hizmet olarak görür.
-Toplum örgütlüdür. Sivil Toplum Kuruluşları, kendi konularında çok etkindir.
-Basın hürdür. İktidarlar basın kuruluşlarına baskı yapamaz.
-Kamuoyu, yolsuzluklara ve kamu kaynaklarının usulsüz kullanılmasına karşı çok hassastır.
-Halk, iktidardan korkmaz ve düşüncesini açıkça söyler.
-Oy kaydırmaya müsait SEÇSİS sistemi, kullanılmaz.
-Oy sayımı, dökümü, listelenmesi şeffaf olarak yapılır. Hile olmaz…

Böyle demokratik ülkelerde gerek anket firmalarının gerekse kişilerin tahmin yapması ve doğruya yakın sonuçlar elde etmesi mümkündür.

Türkiye’de şu an, yukarıdaki on maddede sıraladığımız ilkelerden hangisi var? Duyamadım! Hiçbiri mi? Doğru tahmin ettiniz.
Demokrasinin olmazsa olmazı olan şartların hiçbiri bizde mevcut değil.

Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, seçimleri doğru ve şeffaf gerçekleştirmekle görevli resmi kurumlar, koltukları uğruna hem meslektaşlarını hem de mesleki onurlarını satmazlar.

Resmi Seçim Kurumları, oylar kullanılırken kanuna aykırı düzenleme yapıp, oy çalınmasına izin vermezler.

Devletin Resmi Kurumlarının başındakiler, iktidar partisinin değil, devletin memuru gibi hareket edip, taraf tutmazlar. Kişiliklerini bir koltuk için satmazlar.

Hiçbir ibadethaneyi, seçim ofisi gibi kullanmazlar. Buna öncelikle din adamları karşı çıkar.

Üstelik, devletin parasının, uçaklarının, adamlarının utanmadan ahlaksızca kullanılmasına izin vermezler.

Türkiye’ye 2002’den beri “Çalıyorlar ama çalışıyorlar”, “Her gelen çalıyor, bunlar ise besmele ile çalıyor” gibi hiçbir ahlaklı toplumda göremeyeceğiniz, ahlak dışı bir anlayışı aşıladılar.

“Bir Türk Dünyaya bedeldir” sözü belki savaşta, güreşte, kurnazlıkta geçerli olabilir ama Türk Milleti kadar, otoriteye şartsız itaat eden ve teslim olan bir toplum yoktur. Konuşmayı, itiraz etmeyi, yapamazsın demeyi, haklarını korumayı bilmez, korkar!

Örneğin;
Hiçbir demokratik ülkede şunu duyamazsınız. Yanlışlıkla duyarsanız, bilin ki o adam akıl hastanesinden kaçmıştır.

  • “İktidardan hiç memnun değilim. Donumuza kadar aldı. Bir adet kabak
    2,25 TL. Bir kilo biber 20 TL. Borç içindeyim. Hiçbir ümidim kalmadı.
    Ama yine de oyumu iktidara vereceğim! Çünkü adam kabadayı kardeşim. Görmüyon mu? Dünyaya kafa tutuyo!”

Şimdi alın o hür dünyadaki anket firmasını da Türkiye’de bir çalışma yaptırın!
Tüm bu olumsuz şartlara ve ne kadar oy çalınacağını bilmememize rağmen,
M. Günal Ölçer dostumun yaptığı bir çalışmadan yararlanarak size bazı rakamlar verebilirim;

AKP 2014 Yerel Seçim sonucuna göre, 30 Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki
30 milyon 650 bin kişiyi belediyeler yoluyla kontrol ediyordu.
31 Mart 2019 da bu sayı 17 milyon kişi civarına düşecek.

  • Yani AKP, kesin olarak oy kaybedecek

MHP 2014 Yerel Seçim sonucu, 3 milyon 840 bin kişinin yaşadığı şehirleri kontrol ediyordu. (30 BŞB)
2019’da bu sayı 1 milyon kişiye düşecek.

  • Yani, MHP de kesin olarak oy kaybedecek…

Cumhur İttifakının bu oy kaybı ne CHP’nin ne de İYİ Partinin eseridir.
Kimse kendine pay çıkarmaya kalkmasın!
Cumhur İttifakının oy kaybetmesinin başlıca sebepleri;
Türk Milletini küçümsemeleri, Türk Milletine sürekli yalan söylemeleri, devletimizin kurucularına hakaret etmeleri, boğazlarına kadar yolsuzluğa batmaları, ekonomiyi duvara dayamaları, insanlarımızı geçinemez hale getirmeleri, Türk Devletinin itibarını yerle bir etmeleridir.
AKP ve MHP un çuvalı gibidirler. Vurdukça bunlardan toz çıkar. Eğer muhalefet bu güne kadar görevini yapsaydı, Türkiye bu ikiliden çoktan kurtulurdu, çoktan.

Neyse, sıkıntı yok. Çoban Ateşi Hareketi gelir, bu ikiliyi layık oldukları yere sürer…

Sağlık ve başarı dileklerimle 28 Mart 2019

TÜRKİYE’de SEÇİM ve GEÇİM SORUNLARI

TÜRKİYE’de SEÇİM ve GEÇİM SORUNLARI

Ertan URUNGA
(E) Askeri Yargıç

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

31 Mart’ta yapılacak olan Yerel Seçimlere sayılı günler kala, AKP Genel Başkanı RTE’nin her vesileyle “Pazara kadar değil, İnşallah mezara kadar” diyerek, duacısı olduğu Cumhur İttifakı’nın, 31.01.2019 tarihinde il ve ilçe adaylarını belirleyip, törenlerle tanıtımını yapmıştır. Anamuhalefet partisinin ise yine işi ağırdan alıp uzun uğraşlardan sonra, ancak 10.02.2019’da 12 maddelik Seçim Bildirgesi ile birlikte kesin adaylarını açıklayabildiği görülmüştür.

Adayların tanıtımında görülen bu manzara karşısında, mütedeyyin halkımızın da her ikisine koca bir “MAŞALLAH” çekip; yerel seçimlerde işi Allah’a havale etmekten başka yapacağı bir şey kalmamıştır. Öyle ya, gönlündeki şövalye -attan düşmekle özürlü olsa da- herkesten önce atına binip kılıcını savurarak, rakiplerine meydan okuması yetmiştir müritlerine…

Oysa bugün, devlet işlerinin ‘İnşallah ve Maşallah’ ile doğru yürüyeceğini sanan, devlet aklından yoksun aymazlara; artık bedevi Arap toplumlarında bile rastlanmamaktadır. Ancak bizdeki aymazların, her seçimde atı alıp Üsküdar’a geçmeyi becerdikleri gibi halkı din ile Allah ile aldatmak söz konusu olduğunda da El-hak üstlerine yoktur hani!

Bu durumda, amaca ulaşmak için her şeyin mubah (dince günah sayılmayan işler) olduğuna inandırılıp kavrama yetisi köreltilen dindar halkımıza; aklın ve bilimsel düşüncenin erdemini anlatmakta yaşanan açmazların başat nedeninin de bu olduğunu bilmeyen kalmamıştır artık!

Ekonomide Tehlike Çanları

Ne var ki bu seçimlerin, dinsel etmenlerden daha çok son birkaç aydan beri başgösteren ve ABD Başkanı Trump’ın, devlet etiği ve geleneğiyle asla bağdaşmayan Türkiye Kürtlere saldırırsa, Türkiye’yi ekonomik olarak mahvederiz sözlerinden sonra giderek yükselen bir eğilime giren Ekonomik Krizin gölgesinde kalacağı anlaşılmaktadır. Nitekim öteden beri çeşitli yol ve yöntemlerle uyutulan, ancak bütün çabalara karşın derin uykusundan uyanması önlenemeyen Enflasyon canavarı, bu kez son yıllarda görülmeyen bir hızla yoksul ve dar gelirli aileler başta olmak üzere, tüm toplumu bir ahtapot gibi sarıp sarmalamaya başlamıştır.

Bugün bilisiz ve duyarsız yöneticilerin elinde 470 milyar Dolar barca batırılan, Cumhuriyetin kazanımı olan ulusal öz kaynakları da özelleştirme adı altında, haraç-mezat satılarak tüketilen Türkiye’nin; bütün uyarılara karşın inatla sürdürülen tüketim ekonomisiyle üretiminin dibe vurup işsizliğin tavan yapması yüzünden, dış borçlarının faizlerini bile ödeyemeyeceği bir duruma düşmesine karşın, yaklaşan tehlike çanlarının ayırdına varıl(a)madığı görülmektedir.

Bunun sonucu olarak da bırakınız enflasyon canavarının hortlamasını bir yana, 1958’de Bayar- Menderes ikilisinin devr-i iktidarında olduğu gibi “Devletin iflası demek olan MORATORYUM (vadesi dolan borçlarını yasayla ertelemesi) ilanına bile gidilebileceği ve yine IMF’nin kapısının çalınacağı, hatta bu konuda görüşmelere de başlandığı kimi uzmanlarca dile getirilmektedir. Bu vahim durumun, devletin tepelerinde “Domates, Biber, Patlıcan Terörü” diye hafife alınması ve Tanzim Satış Mağazaları gibi yeterli etkinliği olmayan palyatif (geçici) önlemlerle giderilemeyeceği için, mutfaktaki yangının da artarak süreceği anlaşılmaktadır.

Seçimler Baştan Kara

YSK’nun açıkladığı seçim takvimine göre 01.01.2019’da başlayan yerel seçim süreci ile birlikte, bu seçimlerde de yolsuzluk yapılacağına ilişkin sav ve belgelerin, her seçim öncesi olduğu gibi mutada inkiyaden ortalıkta dolaşmaya başladığı görülmüştür. Örneğin boş arazilerde, tapuda kayıtlı olmayan bina, daire ve konutlar için sahte seçmen listeleri düzenlendiğinden tutun da kimi mahalle, ilçe ve illerdeki hayali seçmen sayısının, bu yerlerdeki insan nüfusunu bile aştığına; hatta bu yüzden kimi ilçelerin girişlerindeki nüfus tabelalarının değiştirilip sayının şişirildiğine ve YSK’nun da seçmen sayısının yaklaşık iki katına yetecek oy pusulası bastırdığına dek, çeşitli savların sosyal ve genel medyada günlerce yer aldığı bilinmektedir.

Bu nesnel olgulara kaşın, Anayasanın 79/2. maddesinde belirtildiği gibi seçimlerin düzen ve güven içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapmak ve yaptırmak; seçim konularına ilişkin bütün yolsuzlukları, yakınma ve itirazları kesin karara bağlamakla görevli olan YSK’unca; seçimlerde uygulanan SEÇSİS (Seçim Bilişim Sistemi)’nin, dışarıdan gelebilecek yolsuzluklara açık ve seçim güvenliği için sakıncalı olduğu gözetilerek; parmak boyası da dahil kimi ek önlemlerin ivedilikle alınması beklenirken; “Yapılan incelemede sahte/hayali seçmen tespit edilemediği, haberlerde algı operasyonu yapıldığına” ilişkin açıklamalar da adil ve güvenli bir seçime hasret Türk toplumu arasında oluşan haklı kuşkuları gidermeye yetmemiştir.

Yetmemiştir, çünkü bu açıklamayı yapan ve geçen yıl rejim değişikliğiyle sonuçlanan kuşkulu halkoylaması sırasında, yasanın açık hükmüne aykırı olarak mühürsüz oy pusulalarını geçerli sayan YSK’nun, Başkanı da dahil altı üyesi ile ilgili olarak; seçimlere üç ay kala hiç beklenmeyen ve kamuoyunca ‘Skandal’ olarak nitelendirilen yasal bir düzenleme yapılmıştır.

Anayasaya Aykırı Yasa

Öyle ki 28.12.2018’de RG’de yayımlanan 7159 sayılı Torba Yasanın 10. maddesi ile 7062 sayılı YSK Yasasının geçici 1. maddesine eklenen, Kurul üyelerinden; 2019 yılında görevi sona ereceklerin yerine 2020 yılı Ocak ayında, ..yenileme seçimi yapılır.hükmü ile Başkan ve üyelerin –deneyimli oldukları gerekçesiyle- görev süreleri bir yıl uzatılmıştır.

Ancak önümüzdeki yerel seçimler için kurgulanarak uygulanmasına da başlanan bu hükmün, devlet ciddiyetinden yoksun keyfi ve yersiz gerekçelere dayalı olması bir yana, yürürlükteki AY’nın 67. maddesinin son fıkrasındaki Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz. kuralına mutlak aykırı olduğu için, üç ay sonra yapılacak bir seçimde uygulanması da asla olası değildir.

Çünkü Anayasanın anılan emredici kuralına karşın, yasama organının; seçim yasaları içinde yer aldığına kuşku bulunmayan 7062 sayılı YSK Yasasının bir maddesinde Anayasaya açıkça aykırı olan bir yasa ile değişiklik yapması durumunda, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanmış olur ki; bu da AY’nın 6/3 maddesinde yazılı Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz kuralına olduğu ölçüde, yine AY’nın 11. maddesinde yer alan “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” içerikli buyruğuna da mutlak aykırı bulunduğu yadsınamaz.

Bu nedenle, YSK’nun görev süresi dolan başkan ve üyelerinin katılımı ile aldığı ve alacağı bütün kararların, seçimlerden sonra siyasal parti ya da adaylardan birinin yüksek mahkemeye başvuruda bulunması durumunda, yok hükmünde sayılabileceğini de şimdiden söyleyebiliriz.

Öte yandan AKP’li TBMM Başkanının da Anayasanın 94/son maddesi ile Siyasal Partiler Yasası’nın  24/2 maddesinin açık hükmüne göre, “..üyesi bulunduğu siyasi partinin Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine -görevinden istifa etmeden- katılamayacağı” açıkça belirtildiği halde, istifaya  gerek duymadan İstanbul BŞB başkanlığına aday olup faaliyetlerde bulunması, yapılan eleştiriler üzerine de sanki ülkede kendine özgü başka bir hukuk düzeni varmış gibi ‘Seçimler siyasal faaliyet sayılmaz, Hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz’ şeklinde ve ancak ulemaların fetvalarına yaraşan bir gerekçeye sığınarak, aday listelerinin YSK’ya verilmesinin son günü istifa etmekle, çağdaş ve laik hukuk düzenini tanımadığını göstermiştir.

Partili CB ve Beka Sorunu

Yaşanan hukuksuzluklar yalnızca bunlarla sınırlı olmayıp Anayasanın 104. maddesinde yazılı, “Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk ulusunun birliğini temsil eder.” buyruğunun doğal bir sonucu olarak, Cumhurbaşkanının artık siyasal bir partinin genel başkanı hatta üyesi bile olamayacağı halde, devletin bütün olanaklarını da kullanarak partisinin propaganda etkinliklerine katılmasının; hukuksal ve etik değerlere olduğu ölçüde, seçim hukukunun Eşitlik, Adalet, Güven ilkelerine de mutlak aykırı düştüğüne kuşku yoktur.

Kaldı ki, Anayasanın 103. maddesinde yazılı CB andına göre; ..Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına, ..Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağına büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda namusu ve şerefi üzerine ant içen CB’nın; görevi süresince yaptığı tüm işlerde hangi ilkelere bağlı kaldığı, hangi değerleri koruyup yücelttiği ve hangi görevi yansızlıkla yerine getirdiğini sorgulayıp gereğini yapmak da  her yurttaşın anayasal hakkıdır elbet. Bunları gereği gibi yap(a)madığı ve istifa da etmediği takdirde, çözüm yeri seçim sandığıdır.

Ancak devleti yönetenlerin, başka bir amaçla bilerek ve isteyerek yükümlülüklerinin aksine davranması durumunda, meşruluğunu da yitirmiş olacağı ve işte ancak o zaman devletin bekası tehlikeye düşeceği için egemenliğin gerçek sahibi olan her ulusun direnme hakkının doğacağı, dünyanın çağdaş ülkelerince de kabul edildiği; demokratik ve laik Anayasal devlet düzeninin de esas olarak bu temel ilkeler üzerine kurulduğunu da burada belirtmek isteriz.

SON SÖZ’ü, eşsiz öngörüsü ile zor günlerimizde yolumuzu aydınlatan yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’e bırakıyoruz:

  • Kendi kişisel çıkarları için yabancılarla işbirliğine giren ve gücünü halktan almayan küçük bir azınlığın dışındaki tüm güçler; aralarındaki etnik, dinsel ve siyasal ayrımları erteleyerek, ulusal kurtuluş mücadelesi yolunda birleşmelidirler.
    ==============================================
    Dostlar,

Sayın (E) Askeri Yargıç Ertan URUNGA‘nın son derece yetkin makalesi herkese yol göstermekte. Özelikle iktidar partisine ve başındaki Erdoğan’a.

AKP = ERDOĞAN’ın KENDİNDEN BAŞKA DÜŞMANA GEREKSİNİMİ YOK!

17 yıllık tek başına iktidarın siyaset biliminde ve tarihte yerini bulan kaçınılmaz – doğal sonuçlarını AKP = Erdoğan örneğinde tipik olarak görüyor ve izliyoruz.

Güç sarhoşluğu ve türevi yanlışlar birbirini izliyor.. üstelik yapılan hatalar çok belirgin (major)!

Örneğin “Millet ittifakı”nı kapkara zeminde zillet – illet – terörist… vb. biçimde suçlamak hangi akla hizmettir? Erdoğan, bu akıl almaz cik iletisini (tweet’i) bilerek mi yayınlamıştır? Danışmanlar hazırladı ise, bu ağır ve bağışlanmaz “irrasyonalite” danışmanlar ordusunun genelinde de egemen midir? Bu son sorunun yanıtı “evet” ise ülkemizin yönetimi için asıl “beka” sorunu bu yüzden var demektir!? Yanıt “hayır” ise, 2 ucu _oklu değnek örneği, böylesine halkı bölücü hatta düşmanlaştırıcı, giderek iç çatışma tohumlayıcı bir siyaset niçin izlenebilir??

Beka sorunu masalı” halkı “aptal” yerine koymak değil midir? 17 yıldır ülkemizi tek başına yönetenler neden “beka sorunu” içine sürüklemiştir Türkiye’yi? Ortalama yurttaş bu soruyu sormaktadır doğallıkla.. Ayrıca 31 Mart 2019’da yapılacak olan genel değil yerel seçimdir. AKP – MHP koalisyonunun yerel seçimlerde yenilmesi neden Türkiye için beka sorunu yaratsın ki?! Erdoğan, CB olarak, Padişahlarda bile olmayan yetkilerle iktidarda, TBMM’de ortağı MHP ile salt çoğunluğa sahip.. Genel seçimler olağan koşullarda 2023 Haziranında.. Daha 4+ yıl var.

İktidarda tam bir ürkü (panik) egemen.. Olağan demokratik rejimlerde seçim kazanmak ve yitirmek eşdeğer olgunlukla karşılanır. Geldiğiniz gibi gidersiniz.. Demirel kezlerce “gitmiş” ve “gelmişti”.. İslamcı AKP, halkın dinsel değerlerini en utanç verici biçimde siyasete alet eden iktidar, neden seçim yitirmekten bunca anormal derecede korkmaktadır?

Bu kritik sorunun 2 yanıtı vardır :

  1. İktidar partisi çoooooooooooooooooooook suç işlemiştir ve bunun yargıda hesabını vermekten ödü patlamaktadır; bu yüzden asıl beka sorunu kendileri içindir..
  2. İktidar partisi “hala” asıl hedefi olan “Türkiye İslam Cumhuriyeti” ni eylemli (fiili) olarak ve resmen ilan edememiştir, oysa 2023 hedefi gerçekte bu amaca dönüktür, “kutsal misyon” = cihad henüz tamamlan(a)mamıştır; yerel seçimde “ciddi – ağır” bir yenilgi erken genel seçimi tetikleyebilir ve orada da büyük “risk” söz konusudur…

Ne var ki; baştan sona ağır ve ciddi yanlışlarla dolu ekonomi politikalarının kibir ve kör inatla, dahası ülkeyi –belki de bilerek çökertme pahasına!?– dayatılmasının kaçınılmaz (deterministik) sonuçları alev alev bir ekonomi, çevrilemeyen borçlar, katlanılmaz yaşam pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, özekıyımlar (intiharlar), dışa göçler, üretimsizlik, devlet bakkallığı (!), 1 kişilik işe 6 bini aşkın başvuru, açım aç!” diye kameralar önünde haykıran anneler, öğrencisizlikten kapatılan imam-hatip liseleri, Erdoğan’ın Erzurum mitinginde yaşanan açık hüsran… Tüm bunların elbette ağır politik bir faturası ve olağan koşullarda sandığa yansıması olacaktır..

AKP = Erdoğan gemileri yakmış görünüyor!?..

Bir yerel seçim için ülkenin 90 yıllık muazzam birikimi, barışı, esenliği, birliği, demokrasisi, hukuku, ekonomisi, bilim-sanatı, dış ilişkileri… geleceği nasıl hoyratça feda edilebilir?

Bu anormal ve kabul edilemez politika, belirtilen 2 nedenle esas olarak sürdürülebilir de değildir! Önümüzdeki 4 haftada, çok tehlikeli düzeye tırmandırılan gerilimin mutlaka düşürülmesi gereklidir. Bu, AKP = Erdoğan başta, herkesin yararına olacaktır.

  • AKP = Erdoğan mutlaka ama mutlaka ve de hızla sağduyuya dönmelidir;
  • tersi, tükeniş ve giderek yok oluşu hızlandırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
  • Asla unutulmasın; baki olan Türkiye’dir; her iktidar gibi AKP = Erdoğan iktidarı da fanidir.

Sevgi ve saygı ile. 03 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SON UYARI

SON UYARI

Rifat SERDAROĞLU
11.01.2019

31 Mart Yerel Seçimlerinde Cumhur İttifakı tarafından 
HİLE yapılacak diye 25 Aralık 2018’de uyarmıştım.
CHP ve İYİ Parti bu uyarıyı hiç dikkate almadılar. Sanki görevleri değilmiş gibi!

CHP’nin Genel Başkanı, Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, CHP’nin Yüksek Seçim Kurulundaki temsilcisi olan kişi, bu ihmalin baş sorumlularıdır.
Bu üç kişi ya seçim işlerinden hiç ama hiç anlamıyor ya da üzülerek söylüyorum, ihanete varacak büyük bir yanlışın içindeler.
Başka türlü bir nitelemede bulunmak mümkün değil.
CHP üyesi, Veri Madenciliği konusunda dünya çapında uzmanlar, bu üç kişiyi defalarca uyardılar. Oy hırsızlığını önleyecek sunumlarını yaptılar.
Parti Meclisinde anlattılar. Gönüllü yapılmak istenen bu hizmet için bile ilgisiz kaldılar, sanki CHP adına değil de Saray adına çalışıyorlar hissini uyandırdılar!

Muhtarlıklarda askıya çıkartılan Sandık Bölgesi Askı Listeleri ile Sandıkta oy kullanılırken imzaladığımız Sandık Seçmen Listeleri arasında büyük fark olacağını, AKP’nin bazı hassas yörelere, seçmen yüklemesi yapacağını, bu listelerin mutlaka tek-tek bilgisayar ortamında kontrol edilmesi gerektiğini ısrarla istemiştik.
Ayrıca listelerin kontrolü için verilen 33 saatlik sürenin çok az olduğunu, CHP’nin YSK Temsilcisinin, süre uzatım talebinde bulunmasının şart olduğunu belirtmiştik.
İstanbul-Ankara-İzmir’de bu güne kadar Belediye Başkan adayları belirlenmedi!
Aday belli olmayınca seçmen listelerini kim kontrol edecek? Belediye Başkan Adayı ile, aday yapılmayan İlçe örgütünün çalışması bir olabilir mi?
Ne bekliyorsunuz ki?
Listeler kesinleştikten sonra mı aday belirleyeceksiniz?
Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Akşener; Sizler partilerinizin mi yoksa Cumhur ittifakının mı Genel Başkanlarısınız, diye sorduk;
Duvardan ses geldi, bunlardan tık yok.

İYİ Parti, henüz parti olamadığı için, onların “Seçim güvenliği” gibi bir meseleleri yok! Onlar, kimin sırtına biner ve kendimizi nasıl seçtiririz telaşındalar.

HDP Eşbaşkanı Bektaş TBMM Genel Kurulunda feryat ediyor. Diyor ki;
“Bakın Şırnak’ta şu adresteki evde 625 seçmen yazılı. Bu hırsızlıktır. Engel olun! Aynı hırsızlık Siirt ilinde de var. Binlerce seçmen ilave edilmiş…”
AKP’liler “Amma kalabalık aile imiş” diye dalga geçiyorlar, utanmadan.

CHP İstanbul İl Başkanı, “Adalar İlçesinde 500 fazla seçmen yazılmış” diyor.
Hanımefendi; Adalar İlçesindeki fazla seçmeni mevcut Belediye Başkanınız belirledi. Siz mi buldunuz? Adalar İlçesindeki seçmen sayısı İstanbul seçmeninin binde biridir. Adalarda 11 bin, İstanbul’da 11 milyon seçmen var.
İstanbul genelini incelerseniz en az 250 bin civarında ekleme yapıldığını göreceksiniz. Niçin incelemiyorsunuz? Neden Genel Merkezinizi uyarmıyorsunuz? Hani diğer ilçelerdeki kontrol sonuçları? Siz İl Başkanlığını oyuncak mı zannediyorsunuz?

Kamuoyu araştırmalarına göre İstanbul’da 15 ilçede seçim 5-6 bin oyla kazanılacak veya kaybedilecek. Siz AKP’nin bu ilçelere seçmen eklemesi yaptığını görmüyor musunuz?

Aynı oyun İzmir’de oynanacak. İzmir Karşıyaka’da 250 bin civarında seçmen var. AKP’nin kazanması mümkün değil! Çünkü CHP %65-70 oy alıyor.
AKP kaybedeceği kesin olan Karşıyaka’dan 10-15 bin oyu Bakırçay Havzasındaki ilçelere aktarırsa, o ilçelerin hepsini kaybedeceksiniz!

İçinizden biri çıkıp şunları söylemedikçe;
Meraklanmayın Eyy Türk Milleti. Tüm kontroller tarafımızdan yapıldı.
Bu seçimde hile yapılmayacaktır. Kefili biziz
” sizleri Türk Milletinin iradesine sahip çıkamayan kişiler olarak damgalayacağız.
İnanın sizleri sokağa çıkamaz hale getiririz…

Sayın Kılıçdaroğlu, CHP’nin YSK üyeliğine atadığınız kişinin mal varlığını inceletmeniz, mümkün mü?

Sayın Genel Başkanlar, derhal şunlar yaptırmalısınız          :

-YSK; Listelerin kontrol sürelerini mutlaka uzatmalı!
-YSK; Oy kullanan seçmenlerin aynı parmaklarının çıkmaz boya ile boyanması kararı almalı!
-Oy sayımları, SEÇSİS denen şaibeli sistemle değil, elle sayılarak yapılmalı!

Bunlar olmadığı takdirde, tüm muhalefet partilerinin seçime katılmama kararı almanız şarttır.
Aksi olursa, sonucu belli bir seçimle Türk Milletinin demokrasiye olan inancını tamamen bitirirsiniz ve sorumlusu sizler olursunuz…

Not: Yarın 13.00’te Antalya Konyaaltı Nazım Hikmet Kongre Salonundayız.
Bekleriz. Pazartesi görüşmek üzere.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
========================================

Sayın Serdaroğlu,

Yüreğinize sağlık..
Uyarı ve feryadınıza katılıyoruz..

Öte yandan, YSK’ya CHP tarafından atanan üyeden söz ediyorsunuz..

Anayasa md. 79/4 aşağıdaki gibi :

“Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir.”
******
Ben anlayamadım YSK’da CHP üyesini???
Nasıl bir düzenleme ve statü bu??

Sevgi ve saygı ile. 11 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com