Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. / Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.


Güncel makalelerimiz

– AKP = ERDOĞAN, “1 $ = 6,5 TL” İKEN BİLE NEDEN HALA ULUSAL BİRLİĞE SARIL(A)MIYOR?
– 7 AYDA %30 DEV
ALÜASYON NE GETİRİR – NE GÖTÜRÜR?
– TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?

– TÜRKİYE DAĞILMA TEHDİDİ ALTINDAYKEN CHP’nin TARİHSEL VEBALİ
– AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

Dolar 6.09, Euro 6.91 ve Sterlin 7.75 TL! (Döviz satış aynı sırayla 6,57 – 7,45 ve 8,36 TL!)
Ya da tersine 1 TL; 16 Dolar Cent’e,  14 Euro Cent’e ve 13 penny’ye düş-tü / düşürüldü! Kahredici devalüasyon 2018 başından beri %82, son 1 yılda %94! ATATÜRK, 1 $ = 1,26 TL olarak bıraktı 1938’de. Erdoğan 2002 sonunda 1 $ = 1,61 TL’den aldı, 1 $ = 7 TL’ye dayandı. Gerekçe hep aynı ve hazır : “Dış güçler!” Reçete de şablon : “Bizim Allahımız var..” Bu mide bulandıran siyaset nereye dek? Bu halk elbet uyanacak ama ne zaman?

Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi.. 7 TL’nin altına “inen” Dolar sevindiriyor mu!!??

1923-2002 arasında 80 yılda toplam 130 milyar $ dış borç alınmışken; AKP 16 yılda 330 milyar $ dış borcu neden aldı? Hangi üretken yatırıma harcadı döviz kazanmak için?  Bu harcamaların Sayıştay denetim raporları nerede? Kamu İhale Yasası 187 kez neden değiştirildi? Döviz ve hatta kur farkı ve Hazine Garantisi ile iş yaptırılan ve halkın sırtından karunlar gibi zengin edilen, kirli siyaseti  finanse eden… yandaş müteahhitler şimdi neredeler? Toplam 460 milyar $ dış borç çevrilemediği için değil mi başımıza gelenler temelde?? Erdoğan onlardan neden yurt dışı dövizlerini getirmelerini istemiyor da garip – gurebanın kara gün dostu döviz – altın birikimine hamaset yaparak göz koyuyor?? Niçinn??

ABD tehdidi ile AKP tarafından rehin alınmak

“..Neo-liberalizm böyledir; bizler olayların devletler arasında gerçekleştiğini sansak da perde arkasından süreci yönetir ve cebinizi boşaltmak pahasına servetine servet katarak bir sonraki avına doğru yönelir. Finansal serbestleşme ile içeri sızar, tüm bünyeyi sarabilmek için ilk günlerdeki düşük faiz/ kur ikilisiyle hayali refaha neden olur ve nihayetinde tüm ülkeyi kendisine teslim edecek halde çökertecek bir Erdoğan’ı mutlaka bulur…” (Gazete Duvar, Mustafa Murat Kubilay, 13.08.2018)

  • Yükselen Döviz değil; ağır hasta ve ağır borçlu – dışa bağımlı ve yolsuzluklarla boğulan, Batı ile kendi aklınca kirli pazarlıklar yapmaya yeltenen yoz bir ekonominin parası TL eriyor! Dinci iktidar hala “bizim Allahımız var” diye sayıklamakta, kitleleri ve kendini kandırmayı sürdürmekte. Damat  hamamda, terliyor..

    MB rezervleri 96-98 milyar dolar eriyerek kritik 30 milyar doların altına indi – indirildi! Kısa vadeli borçlar bile MB döviz rezervlerini çok aşıyorDalgalı kura karşın epeydir ertelenen DEVALÜASYON FİİLEN ve HIZLICA ya-pıl-dı, yapılmakta.. Tam bir yangın! Ülke alev alev.. Tek sorumlusu kesin olarak AKP = RTE!

  • TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Meclisi olağanüstü toplantıya çağırmalıdır genel görüşme için (Anayasa md. 93). Yeryüzünde parası = saygınlığı = geleceği ile böylesine acımasızca oynanan bir başka ülke yoktur! AKP = Erdoğan bu yıkımdan 1. derece sorumludur ve TBMM böylesi zamanlarda ülkeye kol kanat germeyip ne zaman işe yarayacak? Tatilin sırası mı? Muhalefet de bu isteği yükseltmeli, 120 vekil (1/5) ile çağrı yapmalıdır (Anayasa md.93). Genel görüşme bitmeden tatile dönülmemelidir. 600 vekile onca aylığı – yolluğu niye ödüyoruz? ABD bizim 4 katı nüfusumuza sahip ve üstelik 2 kanatlı Kongrede 438 + 100 = 538 Kongre üyesi var.

  • Çalışanların – emeklilerin ücretlerinde hızla iyileştirme yapılmak zorunda.. On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu çöküşten masum Halk değil onlar sorumlu.

  • Çengel soru                                 : Türkiye’ye yüksek oranlı fiili devalüasyon, bu -ortak- senaryo ile mi dayatılıyor yoksa?? Ya da AKP, zorunlu kaldığı vahşi devalüasyonu bu yapay krizle mi maskeliyor?!

Çare     : Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmeli.
Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm önerileri üretmelidirler. Seçim öncesi Demokrasi İttifakı sürdürülmelidir. CHP adına İnce değil, Parti yetkilileri konuşmalıdır.

  • Ne var ki, AKP = Erdoğan‘ın bir yandan iç kamuoyunda mağduru ve dikleneni oynarken, öbür yandan gerçekten dik durabilmek için etekleri boş ve eli serbest mi? Hiç sanmıyoruz! Zarrab, Halk Bankası, Deniz Feneri davası, basına açıklanmayan ancak CIA, MOSSAD, BND, MI6, KGB vd. istihbarat örgütlerinin portföylerindeki dosyalar… nedeniyle bagaj dopdolu.. Bu da ulusal onurun ve çıkarların korunmasında büyük-aşılamaz (?) başlıca handikap ne yazık ki.
* ABD, AKP kendisiyle kirli pazarlık yapıyorsa, bunu dünya kamuoyuna açıklamalıdır.

Dışişleri (Çavuşoğlu), Hazine (damat Albayrak) ve Erdoğan’dan olmadık (!) sükunet görüyoruz. DEVALÜASYON operasyonu son 1 yılda %90’a yaklaşarak tamamlanmış olmalı ki; ABD de “yumuşak” adım atıyor. Gün olur bu oyunların içyüzü ortaya konur. Adına hukukta – siyaset biliminde hatta sokakta ne denir, malum.. Ama biz yazarsak “suç” olur!? Dolayısıyla “DURDURUN BU YANGINI!!” feryadının çok anlamsız olduğunu bilmek bizi kahrediyor. Muhalefet, bu can alıcı sorunu tüm boyutlarıyla gündeme taşımalı, kanıt bulup açıklamalı!

  • Küresel sistem, Türkiye’yi “tek elden” yönetmek istemekte ve gereği yapıldı. Bakanlar Kurulu = Türkiye Anonim Şirketi Yönetim Kurulu; CEO : İmparator Başkan R.T. Erdoğan.. 
  • Türkiye’de Siyasal İslam, Batı desteğinde içerideki işbirlikçiler ve seçim oyunlarıyla, cebren ve hile ile iktidar olmuştur. Dinci rejim ve rantı uğruna ülkenin geleceği tehdit altındadır.
  • Bu bir küresel politik kara deliktir ve oyuncularını, başta Erdoğan = AKP’yi yutacaktır. devamı…
  • Türkiye bu “lanetli parantezi” de kıracak. Tarihin tekerleği asla geri dönmeyecek! Mart 2019’da yerel seçim var öne çekilmezse. Bu anomalili rejim 21. yy’da yürütülemez!

Kılıçdaroğlu’ndan kritik açıklama (SPUTNİK, 27.7.18)    :

  • “..Mümkün değil çünkü işler bildiğiniz gibi değil, çok büyük bir kumpas var. Muharrem İnce’yi partinin başına getirmek isteyen derin devlet!
    Ben buna asla müsaade etmeyeceğim.”

  • CHP bu geçici ve çok zor süreçte ülkemize öncü – motor olmak zorunda. Hızla toparlanmalı ve silkinmeli, iç çekişmeleri bırakıp, Kılıçdaroğlu’na vefa ile, Truva atlarını tasfiye ederek..  
  • 6 Ok” un büyülü rotasına girmeli, orada toplanmalı yeniden!
  • Her şey Türkiye için, insanımız için – insanlık için ve yolumuz AYDINLIK! 
  • Ülkenin rejimi 2 yy geriye savruldu; kimi CHP’lilerde hala kurultay hırsı.. Sorun “kişi”de mi, programda mı? Reçete belli : KURTULUŞ KATIKSIZ “6 OK” !
  • Enis Berberoğlu Saray’ın siyasi tutuklusu. Eren Erdem de öyle. Bize göre de Yargıtay 17. Ceza Dairesi büyük bir hukuk sınavıyla yüz yüzedir. Prof. Kemal Gözler’in makalesi çıkış yolunu aydınlatıyor : YARGITAY’IN ENİS BERBEROĞLU KARARI ama hala karar yok!
  • Herkes anlamalı ki artık; hukuk salt bir normlar yığını (mevzuat hazretleri!) değildir;
    her somut durumda ADALETİ gerçekleştirmek başlıca ereği – işlevi – yükümü, tanımı gereği ve hatta varlık nedenidir! Devr-i AKP’de ve ve zamanede Türkiye’de bile, tüm zorluğuna karşın!
    =================================
    Dostlar;


    SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans 
    (master) eğitimimizi tamamladık (10 Ağustos 2018). Tezimiz oybirliği ile başarılı bulundu. Savunmada kullandığımız yansıları ilginize sunuyoruz. Tezi kitaplaştıracağız, kapsamlı bir özetini önümüzdeki günlerde sitemizde paylaşacağız.. Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu daha net görmeli artık!? Bundan böyle, halkımızın sağlığını, tıpta Halk Sağlığı (Koruyucu Hekimlik) gibi çileli bir dalı seçmiş bir hekim olmanın ağır yükü yanı sıra, hukuk alanında da savunmaya çalışacağız. Direnmek ve Aydınlanma kavgasını aşk ile, bilim ile sürdürmeli!
    AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018 

Sevgi ve saygı ile. 16 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

Önceki yazılarımızdan                              :

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/ 

– KANAL İSTANBUL SATRANCI
– SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?
– Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor.. 
– SEÇİM MATEMATİĞİ A-NORMALDİR; AKIL DIŞI BİR KURGU – SONUÇ MUDUR? 
– Erdoğan gerçekte “topal ördek” tir..
– Aydin’in_acul_saati_ile_Homo_Sapiens’in_politik_matürasyon_saati

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Ağustos 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Ağustos 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

MAĞLUP
WP yazarı Martin O’Brien,”Erdoğan ekonomik savaşı kaybetti “yazdı.
Eyyy O’Brien sen kim oluyorsun! Senin kıratın kaç? Seviyene göre konuş.
Bi kere Erdoğan kaybetmez.
Türkiye kaybeder…

ŞÜKÜR
CB Yardımcısı Fuat OKTAY, Ordu’daki sel felaketiyle ilgili, “Hasar medyadaki algı boyutundan elhamdülillah daha alt seviyede”
Elhamdülillah böyle CB yardımcısı var da felaketi küçük algılıyoruz…

DOLAR
Eski Başbakan B. Yıldırım, ”Dolsa ne fark eder dolmasa ne fark eder” demişti.
RTE’de “Dolar molar bizim yolumuzu kesemez” dedi.
Dolar ne dedi?…

ALLAHIMIZ
RTE, ”Onların doları varsa bizim de Allahımız var”

  • Allah sadece bizim iktidarın Allah’ı mıdır?
  • Allah bizim parayı korur mu?
  • RTE Allahlık mıdır?
  • Bu söz söylendiği gün Ordu’yu sel aldı. Allahımız kimi cezalandırdı?

ŞİKAYET
AKP’li Karasu  Belediye meclisi üyeleri AKP’li Belediye Başkanı İspiroğlu’nu yolsuzluk iddiası ile şikayet etti.
Hırsızlığı, yolsuzluğu kabul etmeyen AKP’liler de mi var? Yoksa paylaşımda bir sorun mu var?…

YETMEZ
Diyanet daha şimdiden ek bütçe istedi.
Alışmış. Bir yüzü kapkara…

KÖS
ABD’ye giden heyet döndü.
Dolar dönmedi…

BEYİNSİZ
AKP K.Maraş milletvekili Celalaalettin Güvenç
“Yarab, içimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri cezalandırma” diye mesaj attı.
Adam samimi…Amin…

FARZ
Yalova Üniversitesi’nden Doç Dr. Ebubekir Sifil, “Elindeki dolarları bozdurup TL’ye çevirmek farz-ı aynıdır”
Peygamberimiz de Dolar bozdururdu…

KAZANÇ
Yiğit Bulut, dövizden TL’ye dönenlerin 1-4 yıl arasında kar edeceğini söyledi.
“Dolar 4 TL olacak diyenlere verip veriştirmişti. İyi bilir bu işi…

PARTİ
AKP Ortahisar İlçe Başkanlığı, İl Gençlik Spor Müdürlüğü binasında toplantı yaptı.
İmam-cemaat…

GÖBEK
RTE, NYT’daki makalesinde, “ABD aynı çizgide devam ederse Türkiye kendi göbeğini kendisi kesecektir.” yazdı.
Göbek kime bağlıymış?…

Uzmanlar anlatıyor: Krize yol açan temel nedenler nelerdi?

Uzmanlar anlatıyor:
Krize yol açan temel nedenler nelerdi?

(AS: Oldukça kapsamlı bir inceleme.. Yaşanan ekonomik yangını anlamak için özen ve sabırla okunmasını öneririz.. 15.08.2018)
İktidar, kur fırtınasıyla ilgili savaş vurgusu yapsa da Cumhuriyet’e konuşan uzmanlara göre sorunun temeli, görmezden gelinen ekonomi politikaları. (Cumhuriyet, 13.08.2018)

İktisatçı Prof. Dr. Aziz Konukman, yaşanılan ekonomik krizin ABD ile gerilimden öncesiyle de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Gazetemizin sorularını yanıtlayan Konukman, “Karşılıkları düşürme adımı bile dolar 7 lirayı geçtikten sonra yapıldı. Dolar 5 lira olduğu zaman adım atılsaydı işler belki bu noktaya gelmeyecekti” dedi.
İktidarın kurlardaki yükselişi Amerika ile krize bağlamasını eleştiren Konukman, “Kriz çıkmadan önce her şey yolunda mıydı, dış mihraklar yok muydu? Yapı kırılgan, cari açık kronik halde, ithal girdilere bağımlılık arttı. Üretebilmek için önceki yıllara göre daha fazla ithal girdi kullanmak gerekiyor artık. Spekülatif ataklar işi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Dışa bağımlılık ekonomiyi spekülatif ataklara açık hale getirdi” diye konuştu. Konukman şöyle devam etti: “İkincisi bir ‘yönetme’ meselesi var. Malesef bu kadrolar yetersiz.”

Kendileri övünüyordu

Türkiye’nin 2002-2007 arasında sıcak parayla ‘müthiş’ büyüdüğünü vurgulayan Konukman, “O zaman potansiyel büyüme %5 olmasına rağmen Türkiye %7 büyüdü. Bunu Korkut Boratav hoca ‘Lale Devri’ olarak adlandırmıştı. Bu büyüme sıcak para etkisiyle gerçekleşti. O zaman ‘Onlar dolar sahibi bizim Allahımız var’ denmiyordu. Bununla övünülüyordu. Şimdi neden birden düşman ilan edildiler?” dedi.

Kriz alıp başını gidiyorsa, oyunun kuralları içinde yapılabilecek şeyin politika faizini yükseltmek olduğunu vurgulayan Konukman, bunun yerine son Merkez Bankası toplantısında faizin sabit tutularak adeta piyasalarla kavga edildiğini aktardı. Para politikası araçlarının tam zamanında uygulanırsa etkili olabileceğine işaret eden Konukman, “Zamanında müdahale edemediler. Yapmaları gerekenleri yapmıyorlar ama yapıyormuş gibi gözüken açıklamalar yapıyorlar ya da belgeler sunuyorlar. 100 günlük eylem planı gibi” dedi ve şöyle devam etti:

“Normal şartlarda hükümet programı açıklanır, arkasından eylem planı açıklanır. Bunca zamandır hep böyle olmuştur ve olması gereken bu. Ortada hükümet programı olmadığı için bir bütçelendirme yok, yatırım programı yok salt vaatler var. Orta Vadeli Plan’ın en geç eylülün ilk haftası açıklanması gerek. 11. Kalkınma Planı 15 Temmuz’da açıklanacaktı, halen bir ses yok. Önümüzü göremiyoruz, öngörü sorunu var diyorsanız acilen bir anti-kriz programı hazırlayın. Tasarruf programı vs. gibi.”

Faturası yine halka

Aziz Konukman, faturanın yine geniş halk yığınları ve emekçilere çıkacağını vurgulayarak krizin temel nedenlerini ‘

  • ithal girdi bağımlılığı ve
  • ‘gerçek ekonomik programların ortada olmayışı’ olarak sıraladı..

    Enerji dışındaki girdilerde yerli ürünlerden faydalanma şansı olduğuna vurgu yapan Konukman, “Dışa bağımlılık spekülatif ataklara açık hale getiriyor. Bunu aşmak için ithal ikameci yeni bir model gerekiyor” değerlendirmesi yaptı.
    *****

Krizin, ABD geriliminden çok ekonomideki yapısal sorunlardan kaynaklandığını belirten ekonomist Barış Soydan, yurttaşlara nasıl yansıyacağını anlattı: Zam, vergi, işsizlik

-TL’deki sert düşüşün nedenleri sizce neler? Krizin tarifini yapabilir misiniz?

Sert düşüşün akut ve yapısal olmak üzere iki nedeni var. Akut neden, ABD ile yaşanan Rahip Brunson Krizi. Kronik nedenler ise cari açık ve enflasyon. Türkiye’nin cari açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı %6.5 dolayında. Bu oranın %5’in üzerine çıkması tüm dünyada kriz habercisi olarak değerlendirilir. Cari açığı yurt dışından aldığımız borçla finanse ettiğimizi bilmeyen yok. Bunun üzerine özel sektörün meşhur 337 milyar dolarlık borcunu ekleyin… Yapısal sorunlar olmasa Rahip Brunson krizi tek başına TL’nin bu kadar düşmesine neden olmazdı. Demek ki sorun, cari açık ve enflasyon. Cari açık ve enflasyonun arkasında ise ekonominin aşırı ısınması var. Biliyorsunuz, araba motoru aşırı hararet yapınca su kaynatır. Ekonomi hararet yapınca iç talep ve ithalat patladı. İthalat patlayınca da cari açık hızla büyür. Peki ekonomi nereden aşırı ısındı? Çünkü 2017 Referandumu öncesinde dağıtılan KGF kredileri ve açıklanan vergi indirimleri, talebi ateşledi… Merkez Bankası’nın enflasyondaki artışı kompanse edici faiz artırımlarına gitmekten kaçınması da, tüm bunların üzerine tuz biber ekti. Faiz artmayınca yabancı yatırımcı enflasyon nedeniyle Türk tahvillerinden zarar etmeye başladı. Rahip Brunson Krizi, spekülatif atak için fırsat kollayan uluslararası sermayenin aradığı ortamı yarattı.

-Bundan sonra Türkiye ekonomisini ne bekliyor? Kısa ve orta vadede hangi adımlar atılmalı?

Akut sorunun, yani Rahip Brunson Krizi’nin çözüleceğini umut ediyorum. Veya umut etmek istiyorum, diyelim. Eğer akut sorun çözülürse yapısal sorunlarla baş başa kalırız. Cari açık ve enflasyonu indirmek için ekonomiyi “soğutmak” gerekiyor. Ekonomiyi soğutmak, vergi indirimlerini kaldırmak ve kamu harcamalarını kısmak demek. Harcamaları kısmanın yolu Kanal İstanbul gibi büyük projelerin askıya alınmasından ve maalesef yeni vergiler salınmasından geçer. Bu arada eğitime, sağlığa yapılan harcamaların kısılacağını da söylemek zorundayız. Yani “IMF’siz IMF programı”, ya da fiyakalı ismiyle “istikrar programı” gelip kapıya dayanır. İktidar yerel seçim arefesinde bunu göze alabilir mi? Bence zor. Baz senaryoda akut sorun çözülür, kronik sorunlar devam eder. İyimser senaryoda hem akut sorun çözülür, hem de iktidar yapısal sorunlar olan cari açık ve enflasyonu çözmeye yönelik adımlar atar. Kötümser senaryoda ise ne yapısal sorunlar ne de Rahip Brunson ile ilgili adım atılır…

-Piyasalardaki dalgalanma ne kadar sürebilir, öngörülerinizi paylaşır mısınız?

Rahip Brunson Krizi sürdükçe dalgalanma ve spekülatif atak sürecek gibi görünüyor. Neyse ki, bayram herkese nefes alma fırsatı verecektir.

-Geçen hafta liradaki değer kaybından Avrupa ve ABD borsaları da etkilendi. Krizin bulaşıcılığı konusunda fikirlerinizi alabilir miyim?

Bu daha derin bir mesele. Amerika 2008 Krizi’nin 1929 benzeri bir buhrana dönüşmesini engellemek için düşük faiz, ucuz para politikası izlemişti. Şimdi faizleri kademeli şekilde artırarak bu politikayı bitiriyor. Ucuz para döneminde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen ülkelere akan sıcak paranın bir kısma eve geri dönüyor. Dolayısıyla salt Türkiye değil tüm gelişen ülkeler diken üzerinde.

-5. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ile ilgili açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Almanya’nın Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenmemesi gerektiğiyle ilgili açıklaması, AB ile Amerika’nın bakış farklılıklarını yansıtıyor. Biliyorsunuz Rusya konusunda da AB ile ABD arasında siyaset farklılıkları var; bilhassa Almanya, Rusya ile daha ılımlı ilişkiden yana.

-Peki TL’deki değer kaybının yurttaşa yansıması ne olur?

Zamlar, yeni vergiler ve işsizlik şeklinde yansıma olur. Özellikle ithal ürünlerin fiyatlarının çılgın seviyelere yükseleceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Artık herkesin cebinde iPhone’n son modelini göremeyeceğiz. İşsizlikte ani ve hızlı artışlar yaşanması da kaçınılmaz görünüyor.

Eğer kurda geri çekilme olmazsa, enflasyonun %30’lara dayanacağını söyleyebiliriz. Yılbaşında özel sektör zamları ortalama %10 civarındaydı. Demek ki, reel ücretlerde yalnızca bir yılda %10-20 arasında erime olacak. Yıl sonunda şirketlerin krizi ve ekonomi
genelindeki olası eksi büyümeyi bahane göstererek enflasyonun etkisini giderici zamlardan kaçınacaklarını tahmin ediyorum. Yani reel ücretlerdeki erimenin etkisi önümüzdeki döneme yayılacak. Bu sürecin sendikal mücadeleyi ateşlemek gibi bir yan etkisi olacaktır…

‘Kimse bilmediği sularda yüzmesin’

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, kurdaki hareketlilikle ilgili, “Geldiğimiz seviyeler ekonomik temellerle açıklanmaya müsait değil. Saldırı niteliğinde fiyatlar oluştu” dedi.
Yurttaşa da tavsiyede bulunan Bali, kimse bilmediği sularda yüzmesin. Dolarda, Avroyla, borcu, alacağı, geliri projekte edilmiş herhangi bir şeyi olmayan kişinin dövizle işi olmamalıdır. Aşağı yukarı da 24-25 senemi bu işlerle geçirmişim. Bugüne dek 1 Dolar bile tasarruf amaçlı alımım olmadı. Bu gün de olmadı, dün de olmadı, önceki gün de olmadı. Nedeni şu: Benim gelirim TL. Şunu tavsiye ederim sadece; ihracatçıysanız, ithalatçıysanız, turizmciyseniz, işiniz varsa gücünüz varsa, Ayşe Teyze’nin ne işi var dövizle? Mudilere önerim böyle zor bir dönemde fırsatçı yaklaşım içinde olmamalı. İşlerini güçlerini doğru düzgün yaparak kendi gelirleriyle, aynı para cinsiyle yürütmeleri” dedi. Adnan Bali, NTV ve Bloomberg HT’de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Eylem zamanı

Zor günlerden geçiyoruz. Spekülatif ataklarla karşı karşıyayız. Bu yaşanan olaylar normal piyasa dinamikleriyle açıklanacak bir şey değil, bu karşılıklı aynen ifade edildiği gibi bir ekonomik savaş. Biz böyle bir atağı öngörebilmeli, çabuk aksiyon göstermeliyiz.

-Şu an artık söylem değil eylem zamanı. Piyasa, yeterli aksiyon alınmama halini cezalandırıyor.

-Şu an yaşanan kur artışı karlılıkları azalttığı gibi risk ağırlıklı varlıkları arttırıyor. Sermaye yeterliliklerimizi yönetmek açısından iyi hareket edeceğiz.

-Ben kur atağını ekonomik verilerle izah edemiyorum. Reel sektörün çevrilmeyecek borcu yok.

-Faiz iyi bir şey değil. Kararlar alırken teknik çerçevesinin siyasi çerçeveden ayrı olarak kendi kurallarıyla yürüdüğünün hissedilmesi lazım.

11.5 milyar liralık ek yük

Enerji Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, Türkiye-ABD geriliminin enerji ekonomisine yansımaları ile ilgili, Doların Temmuz başından beri 4.6 TL’den 6.4 TL düzeyine yükseldiğini vurguladı.

Kumbaroğlu, “Son 45 günlük zaman dilimini ele aldığımızda TL %40 değer yitirince Türkiye’nin enerji ithalat faturası da TL bazında %40 arttı. Türkiye’nin ayda ortalama 4.6 milyar metreküp doğalgaz, 2.1 milyon ton ham petrol ve 1.2 milyon ton akaryakıt ithal ediyor. Bu veriler bugünkü piyasa fiyatlarından aylık 3 milyar Doları aşan bir enerji ithalat faturasına karşılık geliyor. Bugünkü kurlardan hesaplandığında, son 45 günde enerji ithalatının faturası TL’nin değer yitirmesi nedeniyle 11.5 milyar TL artmış durumda. Rusya ile 16.8 milyar Dolar, İran ile de 4.2 milyar Dolar ticaret açığımız var. Salt iki ülkeye baktığımızda enerji kaynaklı ithalat nedeniyle 21 milyar Dolarlık ticaret açığımız söz konusu. Döviz kurundaki artış bu açığı TL bazında katlamakta. Bunun ülkemizde enerji fiyatlarını artırması kaçınılmaz. Irak ve Doğu Akdeniz’de hem ABD hem de İsrail ile karşılıklı kazanabileceğimiz bir işbirliği için geç değil” ifadesini kullandı.

DİSK: Emekçi alacaklı

DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu, yaptığı değerlendirmede, “Bir borç krizi olarak karşımıza çıkan ekonomik krizin, işsizlik ve yoksullaşma olarak işçi sınıfına fatura edilmesine izin vermeyeceğiz Borç %1’in borcudur. %99 bunu neden ödesin?” dedi. Çerkezoğlu değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

-Türkiye ekonomisi, tehlikeli bir “döviz krizi” ve “borç krizi” ile karşı karşıyadır. Ancak döviz ve borç krizi olarak başlayan kriz kısa sürede ekonominin öbür alanlarına enflasyon, durgunluk, işsizlik ve yoksulluk olarak yansıyacak.  Büyük oranda dövizle borçlanmış şirketlerin iflas haberleri bir süredir gelmeye başlamıştı. Krizin ekonominin öbür alanlarında da bir domino etkisi yaratması tehlikesi her geçen gün büyüyor.

-Köklü yapısal nedenleri olan kriz, demokratik siyasetin, hukukun, toplumsal barışın da krize girdiği bir ortamda şiddetleniyor.

-Enflasyonun, işsizliğin, döviz kurunun ve faizlerin eş anlı yükseldiği bir kriz ortamında, ülkeyi yönetenler henüz krizin çözümü için bir eylem planı duyurmadı.

Reel ücretler eriyecek

Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik’e göre kriz işçilerin, ücretlilerin alım gücünü düşürerek yoksullaşmalarına yol açıyor. Kurlardaki sert yükselişin fiyatlara yansımasının kaçınılmaz olduğunu, enflasyondaki tırmanışın bunu gösterdiğini dile getiren Çelik, “Toplu iş sözleşmeli az sayıdaki işçi dışında fiyat artışlarının ücretlere yansıması zor görünüyor. Bunun anlamı işçi ücretlerinin reel olarak gerilemesi olacaktır. Kriz koşullarında, işsizlik baskısı nedeniyle ücret artış talebinin de güçlü olamayacağı düşünülecek olursa reel ücretlerde ciddi bir düşüş yaşanabilir.” dedi.

Özellikle döviz borçlusu şirketler ve ithalata dayalı sektörler başta olmak üzere daralma ve kapanmaların söz konusu olacağını vurgulayan Çelik, “Ekonomideki durgunluk hem yeni iş yaratma olanaklarını azaltabilir hem de ciddi bir işsizlik dalgasına yol açabilir. İşçilerin krizden korunması için başta asgari ücret olmak üzere bütün ücretlerin enflasyon artışına göre revize edilmesi gerekiyor.

Krizle kemer sıkarak değil alım gücünü destekleyen politikalarla krizle mücadele edilmeli” diye konuştu.

Dondurmacı

Dondurmacı

Selçuk Erez
Cumhuriyet
, 09.08.2018
Çocuk dondurmacıya girdi. Kuyrukta beş kişi vardı. Çilekli, vişneli, limonlu, böğürtlenli, antepfıstıklı, bademli ve vanilyalılara bakarak ve ağzı sulanarak beş kişinin kocaman külahlar dolusu dondurmalar alıp gitmelerini bekledi.
– Ne istiyorsun?
Bir yirmilik uzattı.
– İki top vanilyalı.
– Kaç yaşındasın?
– On üç.
– Bugün çocuk günü değil!
– Ne demek?
– Evet, yeni kararname ile çocuklar sadece cumaları, milli ve dini bayramlarda yiyebilecekler artık.
– Babam alsa da bana verse.
– Suçtur. Cezası var. Babanı sevmiyor musun?
– Çok seviyorum ama biz ne yaptık ki yiyemiyoruz?
Çocuğun arkasında bekleyenlerden biri sordu:
– Satışı neden böyle kısıtlanıyor?
Ekonomik sıkıntı var. Belki ithalatı kısıtlamak, döviz kaybını azaltmak istiyorlar.
– Yarın cuma. Bugün alsa da parasını yarın verse olur mu?
– Biz yarın da satamayacağız.
– Neden?
– “Çocuklara dondurma satma belgesi” olan satıcımız henüz yok da ondan.
– Bu belge nasıl alınıyor?
– Bakanlığın yetki verdiği yerlerde on günlük kurslar açılıyor. Askerliğini yapmış olman, terörle ilgili incelemelerden temiz çıkman gibi şeyler de gerekli. Para verip kaydoluyorsun.
– Çıngırak çalıp Maraş dondurması satanlar için de mi geçerli?
– Yakında onlar da kapsam içine alınacaklarmış.
– Ya abi, sen beni bu dükkânda işe alsana. Günde bir külaha sabahtan akşama kadar çalışırım.
Dondurmacı çocuğa acımaya başladı. Kuyruktakilerin de içi burkuldu.
– Ne yapabilirsin?
– Mutfakta tabak, bardak yıkarım.
– Dur be… Elektrikler sık kesiliyor, dondurmalar eriyor. Elinde yelpaze bekleyecek, elektrik gidince dondurmaları yelpazeleyeceksin. Tamamsa yarın sabah sekizde burada ol!
– Oldu abi.
Çocuk giderken işe alındığı, bundan böyle her gün bir külah dondurma yiyebileceği için mutluydu; televizyonda Ekonomi Bakanı dünyanın bizi ne çok kıskandığını a…

Demokrasi, Diktatörlük ve Brunson Krizi

Demokrasi, Diktatörlük ve Brunson Krizi

(AS: Bizim kısa katkımız ve bağlantılı bir makalemiz yazının altındadır..)

İki hafta öncesine kadar bu ülkede kimse adını duymamıştı; 1 Ağustos’ta iki bakanımız sayesinde bu adı hepimiz öğrendik. Magnitsky Yasası uyarınca, ABD, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında yaptırım kararı almıştı. ABD’ye girmeleri ve bu ülkenin finans kurumlarını kullanmaları yasaklanıyor ve -eğer varsa- Amerika’daki varlıklarına el konuluyordu.
Neydi bu Magnitsky Yasası? Ve hangi amaçla çıkarılmıştı?
Yasaya adı verilen Sergei Magnitsky Rus vatandaşı bir hukukçuydu ve vergi alanında uzmanlaşmıştı. Büyük bir vergi kaçakçılığına adı karıştığı için hapse mahkûm olmuş, fakat 2009 yılında Rusya’da hapisteyken dövülerek öldürülmüştü. Amerika doğumlu iş adamı bir dostu olayı ABD’ye taşıdı; Kongre’de lobi yaptı ve üç yıl sonra da Magnitsky’nin öldürülmesinden sorumlu olanlara karşı yaptırımı öngören bir yasa çıkmasını sağladı. 2016’da ise bu iki taraflı yasa genelleştiriliyor (Global Magnitsky Act) ve “insan hakları ihlali” bağlamında her ülkede uygulanabilir hale geliyordu. Nitekim Obama’nın imzasıyla 2016 Aralık ayında yürürlüğe giren yasa birçok ülke (bazı Latin Amerika ülkeleri, Sırbistan, Pakistan vb.) vatandaşlarına karşı da uygulandı. Ne var ki 1 Ağustos kararıyla ilk kez bir NATO ülkesinde, üstelik bakanlar düzeyinde uygulanıyordu.
***
Beyaz Saray sözcüsüne göre Gül ve Soylu, aslında masum bir din adamı olan Andrew Brunson’un tutuklanmasında rol oynadıkları, yani ciddi bir “hak ihlali”nde bulundukları için yaptırımlara hedef olmuşlardı. Zaten Erdoğan da ABD otoritelerine hitaben “verin bizim papazı, alın sizin papazı!” diyerek davanın siyasi niteliğini ortaya koymuştu. Türkiye’de devam eden davada ise, rahip, casusluk ve terör (FETÖ, PKK) yandaşlığı ile suçlanıyordu. Buna karşı itirazlar da Trump’ın bir tweeti ile başladı ve giderek tehdide dönüştü. ABD Başkanı tweetinde “O casussa, ben daha büyük casusum” demiş ve bu “iyi aile babası”nın bir an önce evine dönmesi gerektiğini söylemişti. Sonra Başkan Yardımcısı Pence devreye girdi ve gerginlik giderek tırmandı. Brunson’un tutuklu halinin ev hapsine çevrilmesi durumu değiştirmedi ve sonunda yaptırımlar geldi.
***
Bu onur kırıcı uygulamaya karşı Türkiye’de ilgili bakanların ve Cumhurbaşkanı’nın tepkileri ne oldu?
İlgili bakanların ilk tepkileri ABD’de hiçbir mal varlıklarının ya da banka hesaplarının bulunmadığını açıklamak olmuştu. Anlaşılan, yaptırımlarda en önemli gördükleri nokta buydu. Sanki ABD Hazine Bakanlığı hiçbir pratik değeri olmayan, anlamsız bir karar almıştı. Üç günlük sükûttan sonra Erdoğan da benzer bir tepki sergiledi. “Men dakka, dukka” (çalma başkalarının kapısını; çalarlar kapını!) dedi ve Amerikalı adalet ve içişleri bakanlarının Türkiye’deki (aslında mevcut olmayan) mal varlıklarına el konuldu. Ortada bu bakanlara “insan hakları” konusunda bir suçlama yoktu ve bu kararın neden bir “kısas” teşkil edeceği anlaşılmıyordu. Yine de piyasalar bu tepkiyi kendi mantıkları içinde değerlendirdiler ve izleyen günlerde Türk lirası dolara karşı görülmemiş bir hızla değer kaybetmeye başladı. Aslında piyasa tamamen Brunson’dan yanaydı; zaten rahibin tutukluluk hali ev hapsine çevrilince de borsa yükselmiş, Türk lirasının değeri hızla artmıştı.
***
Yurt ve dünyadaki gelişmeleri ana hatlarıyla da olsa izleyenler için bütün bu gelişmelerde şaşılacak bir taraf yoktu. Türkiye ekonomisi çoktandır gelişmekte olan ülkeler arasında en kırılganlar arasında, çoğu kez de ilk sırada yer alıyordu. AKP döneminde Türkiye’ye giren ve iktidarın durmadan övündüğü yatırımlara kaynak teşkil eden yüzlerce milyar dolarlık yabancı sermaye bu ülkeye yüksek faizler sayesinde girmişti. Şimdi, Trump’ın himayeci politikasıyla trend aksi yöne dönerken, bütün suçu “faiz lobi”lerine yüklemenin ve “yastık altı” varlıklara bel bağlamanın bir anlamı yoktu. Bu tavır, bir zamanlar Menderes’in enflasyonu önlemek için “muhtekir tüccarlar”a savaş açması ve Milli Korunma Kanunu’nu yürürlüğe koyması gibi iktisat dışı önlemleri anımsatıyordu. O yıllarda piyasa kanunları zabıta önlemlerine karşı ağır basınca Menderes bu kez de siyasi baskı yöntemlerine başvurmuş ve bu da sonunu hazırlamıştı. Günümüzde ise eski senaryonun farklı bir uluslararası konjonktürde sahnelenmesine özenilir gibi bir tavra tanık oluyoruz. İki kutuplu dünyanın çökmesinden sonra başlayan diplomasi satrancında, AKP medyası Erdoğan’ı “uluslararası bir lider” kalibresi içinde sunuyor ve ülkede gerçekçi temellerden yoksun bir dış politika, iç politikanın aracı haline getiriliyor. Böylece Erdoğan kağıt üzerinde müttefik olan batılı ülkelere yer yer hakarete varan eleştiriler yöneltiyor; milli gururu okşuyor ve alkışlanıyor. Buna karşılık batılı devlet adamları, anlaşmalarla çizilmiş kırmızı çizgiler aşılmadıkça, gelişmeleri öfkeyle, fakat sessizce izliyor, somut bir tepki göstermiyorlar. Örneğin ABD’de bir basın toplantısında Beyaz Saray sözcüsüne Amerika’ya atılacak “Osmanlı tokadı” sorulduğunda, gülmüş ve “biz politikamızı belirlerken bu gibi beyanları hiç dikkate almıyoruz” şeklinde yanıt vermişti. Oysa Evanjelist rahibin, bekledikleri gibi, bir türlü serbest bırakılmaması somut bir olaydı ve sonunda tepki de somut oldu. Hedef olarak da, iki bakanın ötesinde, Erdoğan seçilmişti. Nihayet ,Türkiye’de iç ve dış siyasetin başlıca mimarı kendisiydi.
***
Peki, şimdi ne olacak? Türkiye ne gibi olasılıklarla karşı karşıya bulunuyor? ABD yaptırımlarına şeklen de olsa yanıt verildi; zevahir kurtarıldı; peki, çöken Türk lirası nasıl kurtarılacak?
Bir konuda ABD’nin açık ve kararlı bir tutum içinde olduğu görülüyor. Trump’ın ifadesiyle ”mükemmel bir Hıristiyan, aile babası ve harika bir insan” olan Brunson serbest bırakılmadıkça yaptırımların kalkmayacağı; aksine yeni yaptırımların da gelebileceği anlaşılıyor. Bu koşullarda Amerika’ya heyet üzerine heyet göndererek “müzakereler”de bulunmak durumu kurtarabilir mi? Bu hiç de olası görünmüyor. Nitekim büyük umutlar bağlanan 9 kişilik heyetimiz Washington’dan eli boş döndü. Şimdi gözler Erdoğan’da; çözüm bütün bu gelişmelerin mimarı olan Cumhurbaşkanının dudakları arasında ve o da Goliath’a karşı bu eşitsiz savaşında tüm politikasının inkârı anlamına gelecek dramatik bir seçimle karşı karşıya bulunuyor.
***
Aslında temel sorun Türkiye’de siyaset dili ile ekonomik uygulama arasındaki ayrışmadan doğuyor. Ülke ekonomisi uluslararası sermayeye mutlak bir şekilde bağlı bulunurken, tek siyasi otorite haline gelen Erdoğan kapitalist metropollere meydan okuyor ve bir “mazlum ülkeler lideri” diliyle konuşuyor. Buna uygun olarak da diplomasi alanında özgürce davranıyor ve işine gelmeyince dış ittifakları yok sayıyor.
Reel dünyada somut dayanakları olmayan bu politika ile nereye kadar gidilebilirdi?
Partizan bir liberalizm ile demagojik bir popülizmi bir arada yürütmeye çalışan bir politikanın bugün artık sınırlarına gelmiş bulunuyoruz.

  • İktisadi kriz, siyasi bir krize dönüşme potansiyeli taşır ve muhalefet de iç kavgalar içinde bocalarken, iktisadi muhalefetin ön plana çıkacağı ve iktidarı sarsacağı günlere yaklaşır gibiyiz.

Tam da bu noktada “yerli ve milli” burjuvazinin gözleri Erdoğan’a çevrilmiş durumda ve onlar da Erdoğan’ın Amerikalı rahibe bir “ihsan”da bulunmasını bekler gibi görünüyorlar. Brunson’un tutukluluk hali ev hapsine çevrildiği gün -borsa ve dolar göstergeleri tanıktır- bayram yapmamışlar mıydı? Bugün de -eğer ters bir tesir yapacağından çekinmeseler- Beştepe’ye bir “ricacılar heyeti” göndereceklerinden kimse kuşku duymamalıdır!
***
Aslında Türkiye’nin ABD ile ilişkileri Obama zamanında bozulmuştu ve bunun nedeni de Suriye politikasıydı. Obama da Erdoğan gibi Esad rejimine karşıydı; fakat 2013 Ağustos’unda bu ülkeye fiili müdahalede bulunmayacağını ilan etmişti. Oysa Esad’ın devrilmesini DAEŞ’in ezilmesinden de önemli gören AKP iktidarı, bu konuda Pentagon’la işbirliğine hazırdı. Türk planına göre Esad rejimi yıkılacak, yerine Müslüman Kardeşlerin de yer aldığı “demokratik” bir rejim gelecekti. Ne var ki Obama’nın açıklaması ile bu plan suya düşüyordu. Savunma Bakanı Robert Gates, durumu, “Bir üçüncü savaşa başlamadan önce, ilk iki savaşımızı (Irak ve Afganistan) bitirmemiz gerekmiyor mu?” diye açıklamıştı. Obama da aynı görüşteydi. AKP medyası Anti-Obama kampanyasını bu koşullarda başlattı. O sırada seçim kampanyasına koyu bir İslamofobi ile başlayan Trump, her şeye rağmen AKP çevrelerinde bir umut kapısı olarak görülüyordu.
***
Bu umut Trump seçildikten sonra daha da arttı. Seçim kampanyasında söylenenler önemli değildi; Erdoğan ile Trump başbaşa görüşecekler ve raylar yerine oturacaktı.
Ne yazık ki sabırsızlıkla beklenen görüşme ancak yirmi dakika sürdü ve umutlar da kısa sürede solmaya başladı. Trump, kendi ülkesinin muhafazakârlarını dahi ürküten faşist fikirler taşıyordu ve bunları uygulamaya çalışacağı da açıktı. Böylece, bugünlere Trump’ın tüm dünya demokratlarını karşısına alan kavgalarıyla geldik. Ve bunu da yoğun bir Esad nefreti ve Obama karşıtlığı içinde basireti bağlanan AKP iktidarı göremedi, ya da çıkar hesaplarıyla görmek istemedi.
***
Ne var ki Beştepe Trump’ı yine de bir kalemde silemezdi. Amerikalı Başkan’ın “otoriter lider”lere zaafı vardı ve “insan hakları” diye bir sorun tanımıyordu. Üstelik Erdoğan’a da, kısa görüşmeleri esnasında, “takdir duygularını” ve “sevgilerini” iletmek fırsatını bulmuştu. Kısaca umutlar solsa da tümüyle ortadan kalkmamıştı. Nitekim Erdoğan son krizde bile Trump’ı sorumlu görmüyor, Başkan’ın “oyuna getirildiğini” ileri sürüyordu. Aslında oyunu asıl tezgâhlayanlar belliydi. Yine de ABD ile ilişkiler hayatiydi ve düzelmeliydi; gerekirse Brunson hemen serbest bırakılabilir, onu çakma iddianamelerle hapse atanlar layığını bulur ve sonuç da bir yargı zaferi şeklinde sunulabilirdi. Bunun için de Beştepe’nin mutlak bir iktidara sahip olması gerekiyordu.
***
Trump’ın faşist fikirler taşıdığını ve salt Amerikan demokrasisi için değil, tüm dünya çapında bir tehdit oluşturduğunu yineleyelim. Buna karşı verilecek savaş da, elbette ki demokratik değerlerin dünya çapında savunulduğu bir savaş olacaktır. Ne var ki, son krizin de açıkça ortaya koyduğu gibi, Türkiye bu savaşa bir halk cephesi öncülüğünde değil, tutarsız ve temelsiz bir “büyüklük hülyası” ile sürüklenmiş bulunuyor. Ve tarih de bu koşullarda önümüze çıkan yol ağzında bizlere iki yön sunuyor :

  • Bunlardan birincisi, özgürlüğü ön plana çıkararak içeride ve dışarıda bir “demokratik cephe” anlayışı içinde hareket etmek;
  • İkincisi ise, dar sınıf çıkarlarına göre tanımlanmış “yerli ve milli değerler” etrafında kenetlenerek gerçeklerden kopmak ve asimetrik savaşın siyasi ve iktisadi sonuçlarına katlanmak..

    Birinci yol barış ve demokrasi yoludur ve ilk taşları katilleri, hırsızları, mafya liderlerini değil, düşüncelerinden ötürü hapsedilmiş yurtsevereleri haklarına kavuşturan bir yasa ile döşenecektir; ikinci yol ise keyfi önlem ve tutuklamaların devam ettiği, iktisadi krizin yoğunlaştığı bir “istibdat ve düyunu umumiye” yolu olup, bunun taşları da uygulanan baskı politikası, Abdülhamid özlemi ve övgüleriyle çoktandır döşenmektedir.

    Yine de iyice bilinmesinde yarar var ki;

  • bu ülkede laik cumhuriyet Vahdettin’den çok Abdülhamid’e karşı ilan edildi ve
  • artık Türkiye’nin II. Abdülhamid’den sonra bir de III. Abdülhamid’e tahammülü yoktur..
    =========================================
    Dostlar,

Tek sözcükle “müthiş” bir irdeleme üstad Prof. Dr. Taner Timur hocamızdan..
Beynine, yüreğine, ellerine sağlık..
Yazı zaten epey kapsamlı, biz uzatmayacağız ancak, sitemizde yayınladığımız konuyla bağlantılı bir makalemizi anımsatmak istiyoruz :

Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor..

Sevgi ve saygı ile. 14 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com