TELE1’de Mustafa Balbay ile Programımız

Dostlar,

05 Temmuz 2020 Pazar günü,
Bu gün; saat
16:00 -16:45 arasında

TELE1’de Sn. Mustafa BALBAY’a konuk olacağız.

İlgi ve bilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 05 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Siyaset Bilimci – Kamu Yönetimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Koronavirüs zararına Euro varlık vergisi çözümü

Koronavirüs zararına Euro varlık vergisi çözümü

Nedim TÜRKMEN / SÖZCÜ, 04.07.2020

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Dünya koronavirüs ile ilgili olarak ilk dalgayı atlatmış olmasına rağmen ilk dalga boyunca yapılan harcamalar nedeniyle artan bütçe açığını kapatmak için çeşitli yöntemler aranmaktadır. Kaliforniya Üniv., Berkeley ve London School of Economics’teki Camille Landais, Gabriel Zucman ve Emmanuel Saez kaleme aldıkları “Adaletsizliğin zaferi” isimli makalede; Covid-19 salgınının neden olduğu bütçe açıklarını karşılamak için, zengin vergi mükelleflerinin servetlerine en az %1 oranında geçici bir varlık vergisi getirilmesini teklif ettiler. En zengin Avrupalıların varlıklarına getirilecek %1 ile %3 arasındaki vergi oranlarının, önümüzdeki 10 yıl içinde Avrupa’nın gayri safi yurt içi hasılasını %10’dan çok artırabileceği öngörüsünü paylaştılar.

BAKANLAR TOPLANDI

AB ülkelerinden bir grup Maliye Bakanı, 7 Nisan’da bir araya gelerek “Eurobonds” veya ülkelerin yükü kendilerinin üstlenmesini önlemek için, ortaklaşa borçları görüşmek üzere toplandılar. Yetkililer, 2007-2009 Avrupa Birliği’ndeki ülkeler arasında suçlamalara ve toparlanmayı engelleyen vergi artışlarına neden olan mali krizinden kaynaklanan çöküşün tekrarından kaçınmayı umuyor. Zucman, Saez ve Landais müşterek olarak tutulan borcun doğru yaklaşım olduğunu belirterek ancak bunu ödemek için AB’nin gelirlerinin daha fazlasını biriktirdikçe, artan devlet kredilerinden yararlanacak olan en zengin bireyler için kıta çapında bir vergi çıkarılması gerektiğini söylüyorlar.

“Bu tasarruflar kriz sırasında gelirlerini kaybedenlere yardımcı olarak, yeni kamu borcunu finanse ediyor.”

Kamu borcundaki büyük artış, büyük bir özel, kişisel servetin yaratılması anlamına gelir,

krizden sonra kişilerin özel servetinden kamu borcunun geri ödenmesine katkıda bulunmasını istemek doğal görünüyor.

UYGULAMA BAŞARILI OLAMIYOR

Servet vergileri, insanlar ekonomik eşitsizliğe odaklanmaya devam ettikçe, ekonomi politikası çevrelerinin yanı sıra siyasette de sıcak bir konu olarak gündeme gelmektedir. Ancak konunun Avrupa’da içi dolu bir tarihi var. Birçok AB ülkesi son on yılda servet vergisi düzenlemiştir.

Ama vergi idaresi, vergi kaçırma ve yönetimdeki diğer zorluklarla uğraştıkça, neredeyse hepsi yürürlükten kaldırılmıştır. Fikri eleştirenler, Avrupa başarısızlıklarına işaret ederken, destekçiler; yeni bilgi paylaşımı ve küresel vergi uygulama çabalarının yanı sıra, daha iyi tasarlanmış politikaların, bu kaderi bu sefer yeniden yazabileceğini söylüyor. Vatandaşlıklarından feragat eden veya çeşitli ulusal servet vergilerinin altına düşmemek için fiziksel olarak taşınan vergi mükellefleri de dâhil olmak üzere, Zucman, Saez ve Landais; vergi kaçırma olaylarıyla ilgili geçmiş tecrübelerden ve AB’nin neden bu servet vergisi önerisini, sendika çapında bir politika olarak kabul etmesi gerektiğinden bahsediyor. Bu uygulamanın, AB misyonuyla da uyuşacağını söylüyorlar.

“Avrupa düzeyinde bir vergi, Covid salgını ile mücadelede Avrupa dayanışmasının somut bir dayanışma örneği olacaktır. Bu bencil, ulusal ve kişisel çıkarlara dayanan tezatların üstesinden gelecektir ve Avrupa’nın gerçekten herkes için çalışabileceği duygusuna katkıda bulunacaktır.” tespiti yapıyorlar.

YA TÜRKİYE?

Avrupa Birliği dışında, Amerika Birleşik Devletleri‘nde de Covid-19’la ilgili ortaya çıkan harcamaların finansmanı için Varlık Vergisi önerileri tartışılırken, Rusya Devlet Başkanı Putin, Varlık Vergisi alınmasına ilişkin olarak tasarıyı Meclis’e sundu bile. Türkiye, Covid-19 sürecinde vatandaşına karşılıksız en az yardım yapan, hatta IBAN numarası ile vatandaşından para toplayan bir ülke olduğundan olsa gerek, Varlık Vergisi’nin V’sinden bile söz edilmiyor. TÜİK’in açıkladığı “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” verilerine göre; 2018’de Türkiye’de “son %20” olarak adlandırılan en zengin kesim, gelirin %47.6’sını alıyor. “4. %20” kesim gelirin %20.9’unu alırken en ortada yer alan “3. % 20” grubu gelirin %14.8’ini alıyor. “2. %20”nin payı %10.6 iken, en yoksul kesim olan “ilk %20”nin aldığı miktar toplam gelirin %6.1’i. Buna göre Türkiye’de en yoksul %40’lik kesime toplam gelirden düşen pay salt %17.

Varlık Vergisi şimdi değilse ne zaman?

===================================

Dostlar,

23 Mart 2020 günü HALK TV’de Korona Salgını konuşmak üzere Sn. Ufuk Söylemez’in yönettiği programa katılmıştık. Sn. Söylemez’in “.. finansman için bir yardım kampanyası mı yapılsa??” yolundaki söylemine karşı çıkmış ve ülkemizde gelir dağılımının olağanüstü bozuk / adaletsiz olduğunu, örn. ulusal gelirin yarıya yakının nüfusun en varsıl (zengin) 1/5’i tarafından gasp edildiğini vurgulamıştık. İç içe olmak üzere yoksulluğun, işsizliğin, bölgeler arası gelişme farklarının uçurum düzeyinde olduğunu da belirtmiştik. Devamla, AKP’nin 18 yılı bulan tek başına iktidarının ürünü olarak ülkemizde sermayenin önemli ölçüde el değiştirdiğini, “Yeşil sermaye” nin neredeyse her yıl 1 Dolar milyarderi ürettiğini,

“lanetli denklem 1 Dolar milyarderi = 1 milyon yoksul”!

olgusunun ülkemizde ne yazık ki geçerli olduğunu… vurgulayarak; yoksullaştırılmış halktan “iane” (yardım) için el açan Devlet yerine, özellikle kendisinin yarattığı Dolar milyarderlerinden gönüllü destek istenmesinin çok daha “adil” olacağını belirtmiştik.. Havuz medyasını örnekleyerek, bir medya gurubunun iktidar yanlısı olarak devşirilmesi sırasında bu iktidar zenginlerinden yaklaşık 100’er milyon Dolar istendiğini anımsatmıştık. Sonrasında ise, devasa kamu ihalelerinin adeta abonesi olan bu 5-6 yandaş sermaye gurubu, elbette, “pek doğal olarak” (!) bu cömertliklerinin karşılığını misliyle almışlardı.

“3 Y : Yoksulluk / Yasaklar / Yolsuzluklar” ile savaşmak üzere 3 Kasım 2002’de, 2001 ağır ekonomik bunalımı ile MHP’nin dağıttığı iktidar yerine erken seçimle hükümete gelen AKP, tam da tersini gerçekleştirdi ülkemizde.. Örneğin, korona salgını sırasında doğan çok ağır ekonomik yüke karşın; yatmadığımız şehir hastaneleri, kullanmadığımız köprü, havaalanı, geçit vb. için üstelik Döviz olarak milyarlarca TL ödemeyi, AKP iktidarı “büyük bir sadakatla” sürdürmekte! Patronlara dokun(a)mayan AKP, emekçinin kara gün güvencesi kıdem tazminatını hiç etmeye uğraşmakta.. Enflasyon rakamları TÜİK tarafından gülünecek düzeyde “düşük” ilan edilerek (işsizlik de!) emekçiye ücret zamları eritilmekte.. Dar gelirli kesimlere üst katmanlardan gerçek anlamda gelir aktararak gelirin yeniden dağıtımı üzerinden böylesi bunalım dönemlerinde gelir dağılımını iyileştirme politikaları güdülmesi son derece akıllıca fırsatlar iken, üstelik böylesi politikalarla ulusal gelirin orta erimde büyümesinin sağlanması olanaklı iken; AKP iktidarı asla böylesi yönelimler göstermedi.. Ülkenin her yerinde hala “vicdanlı” yurttaştan Erdoğan’ın çağrısıyla IBAN numaralarına para istenmekte!?

Bu bir turnusol kağıdı idi ve AKP iktidarı bir kez daha haktan ve yoksuldan / emekçiden yana asla değil ama kesinkes sermayeden / zenginden / yandaştan yana olduğunu göstere göstere gösterdi.. Dileriz yurdum insanları artık uyanır ve bu tabloyu görürler.. Hala uyumayı sürdürürlerse, KORONA SALGINI da benzer nedenlerle hala denetim altına alın(a)madığından / böyle giderse alın(a)mayacağından, ayrıca canlarıyla da bedel ödemeyi sürdürecekler.. Üstelik nedenini de anlamadan.. Çok yazık çoookkk…

Not    : Sakarya – Hendek’teki patlama ve iş cinayetleri yüreğimizi yakıyor. Yine yandaş bir patron.. Sakarya MÜSİAD Başkanının fabrikası ve şaibeli, sabıkalı.. 8 yıldır güvenlik yönetmeliklerinin bir türlü uygulamaya konmadığı, daha önce de birkaç kez benzer patlamaların olaylandığı bir uğursuz işyeri..

Sevgi ve saygı ile. 05 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı / Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Dislike

Dislike

Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 03 Temmuz 2020

Aslında uzun süredir, ve hatta benim gibiler için başından beri içinde bulunduğumuz bir dönemi, bir mevsimi ve belki de bir “çağı” tanımlıyor bu “dislike” sözcüğü. Sosyal medya kullanıcılarının aşina oldukları ama o kitlenin içinde bulunmayanların da haber gündemi sayesinde mecburen öğrendikleri bu sözcük, İngilizce’de “beğenmemek” ya da “hoşlanmamak, hazzetmemek, nefret etmek, antipatik bulmak” gibi anlamlarda kullanılıyor.

Bir de “deep-rooted dislike” derecesi var ki, “derin nefret” anlamına geliyor. Ama bu “aşırılık” içeren versiyonu henüz sosyal medyaya gelmedi.

Bir de “ikon”u var bu sevimsiz tabirin: Baş parmağı aşağı doğru gösterip “indirmek” anlamında veya “in oradan aşağı” gibilerden de terbiyesiz ve edepsiz bir çağrı içeriyor denebilir.

Son günlerin bu en moda tabirinden hareketle, gelin bugün bu köşede farklı bir şey yapalım ve biraz İngilizce dersi çalışalım. Bir nevi “Kamu Hizmeti – Spotu” olarak kısa bir İngilizce tabirler kursu açalım. “Dislike” benzeri genellikle “dis” ile başlayan başka İngilizce sözcükleri de öğrenelim.

Günlük hayatta lazım olur belki.

Discontent: Dargın, hoşnutsuz, gayri memnun, küskün.

Distaste: Tiksinme, iğrenme, ilgisizlik, hoşlanmamak.

Disfavour: Gözünden düşmek, aleyhinde olmak, onaylamayan bir gözle bakmak.

Disapproval: Onaylamama ifadesi,

Disapprobation: Tensip etmemek, uygun bulmama hali.

Disesteem: Saymamak, hürmet etmemek, hiçe saymak, değer vermemek, itibar göstermemek.

Disrelish: Tiksinmek, iğrenmek, hoşlanmamak, beğenmemek.

Disdain: Küçümsemek, hor görmek, tepeden bakmak, tenezzül etmemek, hakir görmek, dudak bükmek, tepeden ve kibirle bakmak.

Detestation: Nefret, iğrenme, tiksinme.

Disgruntlement: Gücenme, dargınlık, kırgınlık, küskünlük hali.

Disagreement: Uyuşmazlık, ihtilaf, fikir ayrılığı, mübayenet, çekişme, uygunsuzluk hali.

Disclosure: İfşa etmek, açığa vurmak, gizliliğini kaldırmak.

Disanvantage: Dezavantaj, zarar, ziyan, sakınca, engel, mahzur, aleyhte bir durum.

Disembark: Bir vasıtadan inmek, bir yükü boşaltmak

Çok mu “Dis” bir yazı oldu?

Peki. Burada keselim.

İyi tarafından bakınca: Bir dolu yabancı sözcük öğrendiniz.

Kötü tarafından bakın: Bugünün gençleri, yabancı dilleri bizden daha kolay öğreniyor ve “patır patır, çatır çatır” kullanmaktan çekinmiyor. Bizim kuşak biraz daha (nasıl desem?) diplomatik davranırdı.

Şimdiki kuşak “Dis dis” çakıveriyor.

Bizden söylemesi.

Kızıştırarak olmaz

İşler yolunda gitmeyince sorunları çözmek yerine, yeni sorunlar yaratmak ve hatta sorunların nedeni olmayan kesimlerle yani toplumun çoğunluğu ile kavgaya girişmek, hiç de akıllı bir yöntem değil. Ama maalesef, tarih bize gösteriyor ki baskıcı rejimlerin yapabileceği tek şey, başvurabileceği tek yöntem bu.

Dışarı ile kavga et. İçeri ile kavga et. Hatta kendi içinde (istediğin kadar üzerini örtmeye çalış – duyuluyor) kavga et.

Eğitimli, birikimli, donanımlı ve en önemlisi de örgütlü herkesle kavga et. Meslek örgütlerini karşına al. Onların yönetimine kendi görüşünde olmayan ve sevmediğin, dünyaya farklı bakan insanlar seçiliyor diye oraları dağıtmaya, parçalamaya, bölmeye çalış. Avukatı yerlerde sürükle. Doktoru soruşturmalarda sürükle, mühendise parmak salla, öğretmene sopa göster.

Medyanın neredeyse yüzde 95’ini ele geçirmene ve kendine bağlamayı başarmana rağmen, geri kalan yüzde 5’in tek bir satırına, tek bir sözcüğüne, tek bir saniyesine bile tahammül gösterme. Gazeteleri ilan-reklam geliri üzerinden kapanmaya zorla. TV ve radyolara ceza üstüne ceza yağdır. Lisans iptaline götüren yolu aç. RTÜK, Basın İlan Kurumu ve basın savcılıkları üzerinden sürekli sopa, satır, kırbaç salla.

Gazetecilerin hapse atılmaları için sürekli bir kulp bulmaya ve onların bir gün yargı sonucu beraat edecek olsalar bile mümkün olduğu kadar tutuklu kalmaları için uğraş ve tutukluluğu (yani hukuksuzluğu) ceza haline getir.

Sosyal medyayı sen de başkaları da özgürce kullanabildiği ve bunun ülkeye bir zararı değil yararı olduğu halde, orada “senin istediğini yazmayana” bir başka deyişle “yeşil top olmayı reddedene” nefret besle. Üç beş tane (her cenahtan) ahlaksızı bahane ederek, hırsla “kapatma” tehdidinde bulun.

İşçinin, emekçinin tarihi kazanımlarını, emeklilik haklarını, kıdem tazminatlarını filan elinden almaya çalış.

Durup durup “Ayasofya hadisesi” benzeri, uluslararası alanda başımızı fena halde belaya sokacak mevzular icat (evet – kapanmış bir dosyayı yeniden yeniden yeniden açmak, sorun icat etmektir) et.

Sonuç: Dislike…

E, ama olmuyor işte.

Dedeleri-nineleri, babaları-anneleri sussa (ki susmuyorlar artık), bebeler ellerinde Dislike” pankartları ile çıkıveriyorlar ortaya. Hem de öyle bir yerlerden çıkıveriyorlar ki üzerlerine gaz da sıkamıyorsun orada. Plastik mermi işlemiyor o ortamda. Copu vurdun mu kendi ekranını kırıverirsin maazallah.

E, ne yapacaksın?

Soldan sağa: Dislike

Yukarıdan aşağı: Discontent

Çaprazlama: Distaste

Önün, arkan, sağın, solun: Disestee

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 1 Temmuz 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 1 Temmuz 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Haftanın tüm iğneleri, gazetecilik mesleğini yaptıkları için tutuklanan ve hüküm giymediği halde tecrit edilenlerde sorumluğu olanlara…

TAKSİ

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin altı bin taksi kiralama teklifi UKOME kararıyla kabul edilmeyerek komisyona havale edildi.

Vatandaşın iyi hizmet alması değil, taksi plakasından kazanç sağlanması bakımından iyi olmuş…

ATIŞ

Nagehan Alçı, Barolara kayıt şartı dünyada sadece Türkiye’de iddiasını ortaya attı.

Atar…

BENZETME

Zonguldak Pusula  Gazetesi sahibi Ali Rıza Tığ, Kız Meslek Teknik Lisesi’ne genelev benzetmesi yaptı.

Benzetme yetenek ister…

ÖZGÜRLÜK

Almanya İçişleri Bakanı Seehofer, Tageszeitung gazetesinde polislere yönelik aşağılayıcı ifadelere yer veren gazeteci hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Basın özgürlüğü ile ilgili yoğun tartışmalar ve kendisine yönelik sert tepkilerin ardından geri adım attı. Alman Bakan Türkiye’yi nasıl kıskanmasın, gazeteci şimdi içerdeydi…

BEYİN

E. Tümg. Ahmet Yavuz’a birisi ”az beyinli” demiş.

O’nun beyninin azından pek çok beyinsize yetecek kadar beyin çıkar da artar…

EŞLİK

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin,

  • Türkiye’de kadınların %70’i de yoktu, hiçbir mesleği olamıyordu, üniversiteye gidemiyordu, milletvekili bile olamıyordu. Önemli bazı isimlerin eşi bile olamıyordunuz, dedi.

Ben de anımsıyorum, önemli kişiler AKP’den önce bekardı, ya da eşleri kadın değildi…

SUÇLU

Bülent Arınç FETÖ konusunda;

  • Eğer bizi aldatmışlarsa, bizi yanıltmışlarsa bu suç bizim değil. Biz bu faaliyetleri sezseydik kafalarını ezerdik, dedi.

Devlet adamlığı bahane üretme yeri değildir…

ŞEHİT

Kocaeli Devlet Hastanesi’nde çalışan bir şoför tartıştığı şehit kardeşine, ”Benim için mi şehit oldu?” demiş.

Elbette onun için değil, vatanını milletini sevenler için şehit oldu…

GÖLGE

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, Ankara’ya sokulmayan baro başkanlarının yanına bir gün sonra gitti. Baro başkanları da ona arkalarını dönerek,”gölge etme” dediler.

Işığı kesersen ..öt görürsün…

OY

Erdoğan’ın YKS’ye girecek adaylarla yaptığı canlı yayına öğrenciler ‘OY MOY YOK SİZE’ yorumları yağdırınca yayın yoruma kapatıldı.

Yağcılığa açık, eleştiriye kapalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi…

BEĞEN/ME

Erdoğan’ın gençlere yönelik videosuna 11 bin beğeni gelirken 114 bin beğenmeme (dislike) geldi.

Uçak inişte…

EKONOMİ

Dünyanın 4. Büyük ekonomisi olan Almanya’da nüfusun %45’i hiçbir dine inanmıyor.

RTE İslam ekonomisi ile ilk 10’a gireceğimizi açıklamıştı.

Ekonomi dinle kandırılmıyor…

EBUBEKİR

Ülke TV’de 50 kişinin öldürülme tehdidine 10 gün sessiz kalan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ‘ın Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit hakkındaki sözleri üzerin gece yarısı soruşturma başlattığını açıkladı.

Sahibini sesi…

SAYGI

Kurtuluş Savaşı’nın unutulmaz kahramanlarından Albay Reşat Çiğiltepe‘nin adının verildiği Mamak’taki ortaokula Milli Eğitim Vakfı’na bağışta bulunan Turhan Polat’ın ismi verildi.

Tarihine, atalarına saygısı olmayan MEB’lığından ne bekleyebiliriz?…

GERÇEK

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Türkiye ile anlaşmazlıkları konusunda “Askeri bir çözüm yoluna gitmek Kıbrıs Helenizminin sonu olur” dedi.

Acı ama…

İÇTEN

RTEnin eski danışmanı ve metin yazarı Aydın Ünal,

  • Her türlü çirkinliğini, yanlışını örtmek isteyen Kudüs’ten girip başörtüsünden çıkıyor. Her eleştiri, “hain”, “din düşmanı”, “siyonist”, “Fetöcü” yaftasıyla püskürtülüyor.

Kuldan utanılmıyor tamam da, Allah’tan da korkulmuyor, dedi.

İçeriden ve içten gelen ses…

VATAN

Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu ilk ziyaretini Aydın ilimize bağlı Eşek Adası’na yaptı. Türk jetleri ancak bir gün sonra ada üzerinde uçtu.

“Vatan savaşı” yapılır, vatan toprağı hariç…

DEVLET

İran, General Kasımi’nin öldürülmesi olayında  “cinayet ve terör” suçlamasıyla ABD Başkanı Donald Trump hakkında tutuklama kararı çıkardı.

Altı okkalık devlet…

KAYGI

Ekonomik durumun kaygı verici olduğunu söyleyen ve AKP’nin ilk beş yıldan sonraki uygulamalarını eleştiren Abdullah Gül’e, AKP’li M. Metiner, FETÖ’nün önünü açmakla suçlayarak, ”Asıl kaygı verici olan sensin sen!”dedi.

Beraber yürüdüler, beraber büyüdüler, beraber büyüttüler, çıkarlar çatıştı ayrı düştüler, döğüşmekteler…

ÇOKLU

Aydınlık, AKP’nin baroları bölmeyi içeren “çoklu baro” yasasını hazırlayan AKP Grup Başkanvekili Avukat Cahit Özkan’ın Abdullah Gül dönemindeki DDK raporundan yararlandığını belirterek “Çoklu baroda Gül izi “ yazdı.

Yasada ısrar eden Erdoğan, “fikrimiz iktidarda” diyen Vatan Partisi,

Anlayamadık kim kimden şikayetçi?…

DİKKAT

Bahçeli, Türköne ilgili ikinci açıklamasında,

  • Biz suçsuz demedik, beraatini istemedik. Dikkatlice yeniden yargılansın dedik, ifadelerini kullandı.

Herkes mi dikkatlice ikinci kez yargılanmalı, yoksa sadece eş-dost mu?..

OLASILIK

Milli Piyango’nun 20 gün arayla yapılan Sayısal çekilişinde çıkan beş numara birbirinin aynısı oldu. CHP’li vekil Yavuzyılmaz, “Bu 3.5 trilyonda bir ihtimal” dedi.

Şansı şansa bırakmazlar…

 

Maraş, Sivas ve Çorum’da Alevilere Karşı Soykırım Suçu İşlenmiştir.

Maraş, Sivas ve Çorum’da Alevilere Karşı Soykırım Suçu İşlenmiştir.

KIZILBAŞ ALEVİ SOYKIRIMI – SİVAS KATLİAMI -1- | hasan hüseyin beydil


Sefa Yürükel

Sosyal Antropolog ve Etnograf
Soykırımlar ve terörizm araştırmacısı

Uluslararası, BM 1948 Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesine Göre:

  • Maraş, Sivas ve Çorum’da Alevilere Karşı Soykırım Suçu İşlenmiştir. İşlenen suç katliam suçunu aşar. Bu hukuken sabittir. Bu konuda hukuken bir zaman aşımı olmaz ve yoktur.

12 Eylül öncesi ve sonrası Gladio (Kontrgerilla) tarafından, belli bir grubun menfati için, bir dini grubun hedef seçilerek (Alevilerin), planlı, propagandalı, icraatlı ve delilli olarak Alevileri kısmen ya da tamamen yok etmeye için gerçekleştirilen: Maraş, Sivas, Çorum’daki olaylar ve neticeler, Türkiye’nin de altında imzası olan BM 1948 Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesine göre bu durum hukuken ‘katliam’ suçunu aşan, bir soykırım suçudur! Bu suça göre zaman aşımı yoktur! Mağdurlar ve millet, hukuken bu durumun uluslararası soykırım yasasına göre yargılanması gerektiğini bilmediği için, olayı gerçekleştiren soykırımcı grubun üyeleri ve tetikçileri hakkında SOYKIRIM suçundan bir dava açılmamıştır. Devletin içindeki soykırımcı bu güç odakları ve üyeleri de bu konuda millet içindeki bilgisizlikten dolayı mevcut durumdan gayet memnundur!

Ama bu suçta zaman aşımı olmadığı için suçlu olan gerçek şahıslar tekrar yargılanabilir. Bunda hukuken bir engel yoktur. Bu konuda bilimsel bilirkişi raporları ile hukuka başvurulmalıdır ve uluslararası standartlara göre, ulusal ya da uluslararası yetkili bir mahkemede hukuki süreçler başlatılarak ve takip edilerek yargılama başlatılmalıdır. Soykırım hukukunda geç kalındı diye bir durum söz konusu değildir! Çünkü zaman aşımı maddeleri bu suç için geçerli değildir.

Bu soykırıma yönelik olaylar ve soykırımların failleri gerçekten soykırım mahkemesinde yargılandıkları zaman, aynı zamanda da ne amaçla, neden, nasıl, niçin, hangi metodlar kullanılarak, kimler tarafından (tek tek kişiler) soykırımın yapıldığı ortaya çıkartılacak ve Türkiye’nin yakın tarihindeki bu karanlık sayfa aydınlatılacaktır. Ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da bundan ders alıp, bu tür propaganda ve icraatlara karşı ön alacak bir mücadele gerçekleştirerek, bilinçli bir şekilde vatandaşlık görevlerini yerine getirmiş olacaklar, ilerde olası soykırımları da daha önceden önleyecekler ve bu tür soykırımcılar, insanları galeyana getirerek bir daha asla bu soykırımcı cürümlerini gerçekleştiremeyeceklerdir.

Türkiye artık bu gibi soykırımcı olayları bünyesinde bir daha yaşamayacaktır.
Yaralar kapanacak, aileler ve Aleviler rahatlayacaklardır. Türk vatandaşları arasına dini, ırki, etnik ve milli kökenden dolayı bir şüphe, düşmanlık, kin yayılamayacak, ayrımcılık, ırkçılık yapılamayacak ve bu kavramlar bir daha icraata dönüştürülüp enstrüman olarak soykırım için bir daha kullanılamayacak ve kardeşlik bu şekilde perçinlenecektir.

Bu konuda içtenlikli ve gerçekçi olunmalıdır. Bu konu hafızalardan asla silinmemiştir. Kimse ve hiçbir güç bu konuyu zamana yayarak unutturamaz. Hiçbir şey unutulmamıştır, unutulmamalıdır da. Yara hala kanamaktadır. Soykırıma uğrayan ailelerin ve Alevilerin olaylara ilişkin yargıları ve kanaatleri kendilerine haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluk yapıldığı konusunda değişmemiştir. Olaylara ilişkin oluşturulan mahkemelerdeki sonuçlar asla aileler, Aleviler ve millet açısından da gerçekte tatmin edici değildir. Olayların her yıl dönümünde ve soykırımdaki kurbanları anma günlerinde bu her geçen yıl yeniden tazelenmektedir ve yaralar hep gün yüzüne çıkmaktadır. Bu durumun bundan sonra da devam edeceği aşikardır.
Hiçbir şey kendiliğinden gelişmez ve değişmez.
Bu konuda ailelere, Alevilere, Sünnilere, Hıristiyanlara, Yahudilere, değişik etnik gruplara ve Devlete büyük bir sorumluluk düşmektedir.

Bir devlette barış içinde bir arada yaşamanın koşulu, insanı yaşatmak, ayrımcılık ve ırkçılık yapmamak, eşit davranmak, adaleti savunmak ve hukukun üstünlüğüne inanmak ve bunları icra etmek, vatandaşlık bilinci, duygusu, görevleri, hakları ve uygulamasıdır.
Milletin ortak paktı olan Anayasanın uygulanmasıdır. Bu bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye içinde mutlak bir gereklilik ve zorunluluktur. Bu aynı zamanda Türkiye’nin birliği, dirliği, istikrarı, gelişmesi, kalkınması ve geleceği için de olmazsa olmazıdır!

Not: Soykırım suçundan, Suçu işleyen gerçek kişiler yargılanır; Devletler değil!
Burada da kişiler yargılanacaktır.