Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS

Ankara Üniv. Tıp Fak. / Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

Şarbon Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Şarbon sorunu ile ilgili makalelerimizi okumak için lütfen tıklayınız.

2018 Türkiyesi’nde Şarbon Karantinası

İdlib sorunu: TAHRAN DORUĞUNDA ERDOĞAN’ın TÜKENİŞİ
======================================================

Prof. Faik Öztrak : Ülke borç batağında!

  • AKP döneminde, cari açık, dış borç ve şirketlerin net döviz borcu hızla arttı.
  • Dış borçlar 2002’den sonra ilk kez gelirimizin yarısını geçti.
  • Devlet, reel sektörün ve vatandaşların iç ve dış borçlarının toplamı ilk kez ülkenin toplam gelirini aştı.
  • Rezerv kısa vadeli borca yetmiyor.
  • Merkez Bankası’nın net rezervi yalnızca 30 milyar $!

Tümünü ve bizim katkımızı okumak için tıklayınız..
Basın açıklaması kaydı : https://youtu.be/o79QkGOnaT4 
**************
Abdüllatif Şener@senerabdullatif

2 milyon Yemenli çocuk açlıktan kemikleri çıkmış, ölümü bekliyor! Yemen’e zırnık vermeyen Katar Emiri, Erdoğan’a 500 milyon dolarlık süper lüks uçak hediye ediyor. Erdoğan’sa “Ey Emir! Yemen’de çocuklar açlıktan ölüyor, bağışı oraya yap” demiyor. Müslüman(!) dediğin böyle olur! (
*****
Varsayalım ki hediye edildi.. Böylesine pahalı bir hediyeyi kabul etmek etik dışıdır. Uluslararası hukukta yeri yoktur. Kamu görevlileri maddi bedeli yüksek hediye alırsa bu rüşvettir! Katar’a bir biçimde, örtülü olarak bedeli ödenecektir bu uçağın. Bu nasıl bir ruh halidir? Aşırı lükse, gösterişe, şatafata tutsak kişilik yapısı normal sayılabilir mi? Bu anormal ‘hediye’ (!) iade edilmeli ve AKP kamuoyundan özür dilemelidir; durum çok utanılasıdır.

  • Emekçilerin ücretlerinde, yıl sonu beklenmeden enflasyonun altında kalmamak üzere hemen iyileştirme (zam!) yapılmalıdır. 
  • On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli dinci rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu çöküşten masum Halk değil, iktidar ve onlar sorumlu.
  • %50 yoksullaştırıldık bu operasyonla; cebimizdeki 2 TL’den 1’i kalleşçe çalındı!

Ülke alev alev.. Tek sorumlusu kesin olarak AKP = RTE! Ekonomik savaş halka masal.. Dış politikada izlenen bilinçli gerginlik, halkın dikkatini dağıtma amaçlı bir yandan.. AKP = RTE Suriye’de ateşle oynuyor. İçerideki krizi maskelemek için ülkeyi savaşa sürüklemeyin!

  • Rusya: Muhaliflerle cihatçıları ayırmak Türkiye’nin görevi ! Putin’den 15 Ekim’e dek süre!
    Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi, İdlib’de cihatçıları ılımlı muhaliflerden ayırma sorumluluğunun Türkiye’ye ait olduğunu söyledi. (Cumhuriyet internet, 11.9.18)
  • Suriye’nin dolayısıyla Türkiye’nin toprak bütünlüğü ABD’nin maşası olmakla değil, Tahran-Moskova-Ankara eksenine Şam ve Bağdat’ı da katmaya bağlı! 

Çare                           : Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmeli. Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm önerileri üretmeli. Seçim öncesi Demokrasi İttifakı sürmeli. CHP adına İnce değil, Parti yetkilileri konuşmalı. Hazine, şirketlerin – bankaların borcunu asla üstlenmemeli! Ama pek çok yandaş şirketin dış borçlarına kur farkı dahil Hazine garantisi verdiniz!?! Örn. Şehir hastaneleri talanı! İyi yönetim bu mu?
Brunson krizi yaratılmasa idi, birkaç ay sonra ekonomi gene dibe vuracaktı. Sorumlu sizsiniz!
=================================

18 Eylül 2018 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1(Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 18.9.18)

Bizim de üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği’nin MÜLKİYE İKTİSADİ VE SOSYAL
ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (MİSAM) tarafından hazırlanan “2018 YILI DÖVİZ KURU KRİZİ’NE İLİŞKİN GÖRÜŞ” başlıklı önemli raporunu okumak için üstünde tıklayınız (8 syf).

Sevgi ve saygı ile. 18 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

  • SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) eğitimimizi tamamladık (10.08.18). Tez savunması pp yansıları için tıklayın  AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
    Tezi kitaplaştıracağız, kapsamlı özetini önümüzdeki günlerde sitemizde paylaşacağız. Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli!

Önceki yazılarımızdan                              :

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/ 

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

Ekonomik krizi ve dünyayı soğutacak bir tarım mümkün

Ekonomik krizi ve dünyayı soğutacak bir tarım mümkün

Prof. Dr. Tayfun Özkaya
Prof. Dr. Tayfun Özkaya

YURT Gazetesi, 07.09.2018

KARŞI karşıya olduğumuz ekonomik sorunlar çok açık. Döviz gelirlerimiz giderlerimizden az. Üretimi destekleyecek bir politika izlenmediğinden ülke içi tasarruflar yetersiz. Bu nedenlerle uzun yıllardır devlet ve şirketler yurt dışından borç alıyor. Borçlarımız birikti ve ödenmediği takdirde yeni borçlar bulmak zorlaşıyor. Öte yandan devlet bütçesi açık veriyor. Fiyat artışları hızlandı. Türk lirası değersizleşiyor. Artan döviz kurları, fiyat artışlarını hızlandırıyor. Çünkü üretilen, ihraç edilen ürünlerin hammaddeleri de ithal. Tarım da bu sorunlara katkı veriyor. Tarımsal üretim yapmak için ithalat yapmak gerekiyor. Uygulanan endüstriyel tarım (yoğun kimyasal gübre ve sentetik tarım ilaçları, mazot, şirket tohumları, aşırı su ve ağır makinelere dayalı tarım) büyük ölçüde ithalata dayanıyor.

Tarımda kullanılan mazot ve tarım kimyasalları bir yandan küresel iklim değişikliğine yol açarken öbür yandan ithalata dayalı olduğundan döviz kıtlığına katkıda bulunuyor. Bu tarım sistemi toprakları, suyu kirlettiği gibi insan sağlığı açısından da yoğun zararlara neden oluyor. Kısacası uygulanan endüstriyel tarım sistemi hem ekonomik krizi şiddetlendiriyor, hem de dünyanın ısınmasına yol açıyor. Uygulanan tarım ve ekonomi politikaları çiftçi ve tüketicilerin sömürülmesine yol açıyor. Çoğunluğun çok alıştığı bu tarım sistemi ve tarım politikaları artık sürdürülebilir değil.

  • Agro ekolojik bir tarım sistemine ve gıda egemenliğine dayalı bir tarım politikasına geçmek gerekiyor.

Agro ekoloji, ekolojik bir tarım demektir. Yalnızca organik tarıma indirgenemez. Agro ekoloji dünyada hızla yayılmaktadır. Büyük başarılar elde edilmiştir. Verim düşüşü değil artışı söz konusudur. Dünya köylü, çiftçi, balıkçı ve göçerlerinin örgütü Via Campesina agro ekolojiyi savunmaktadır. Birleşmiş Milletlerin Gıda ve Tarım Örgütü olan FAO agro ekolojiyi kabul etmek zorunda kalmıştır. Hatta bu yaklaşımı yozlaştırmak için büyük tarım tekelleri bile agro ekolojiyi benimsemiş görünmeyi tercih etmektedirler.

Türkiye ekonomik bir krizin yakınlarında dolaşmaktadır. Kriz anları ülkelere yaratıcı çözümlere açılmak için fırsatlar da verir. Agro ekolojik sistem, tarım kimyasallarını çok büyük ölçüde sıfırlamaktadır. Sentetik tarım ilaçları yerine yerel tohum, kardeş bitkiler, nöbetleşme, ev yapımı ekolojik tarım ilaçları gibi birçok teknik ve araç kullanılmaktadır. Kimyasal gübre yerine ise; hayvansal gübre, yeşil gübre, kırmızı solucan gübresi, komposto, kardeş bitkiler vb. birçok yöntem kullanılacaktır. Azaltılmış veya sıfırlanmış toprak işleme ile mazot ve makine kullanımı kısılacaktır. Böyle bir tarım sistemi tarımsal üretimde kullanılan ithale dayalı girdileri gereksiz hale getirecek ve döviz tasarruf edilmesine yol açacaktır.

Var olan tarım politikası aynı zamanda tarım ürünleri ithaline de dayanıyor. Bunun nedeni ülkemizin gıda egemenliğine sahip olmamasıdır. Döviz kuru arttığı için ithal edilen tarım ürünleri pahalılığı arttırıyor.

  • Ürünler kooperatifler aracılığı ile çiftçiden tüketiciye doğrudan ulaştırılabilse çiftçinin eline daha iyi fiyat geçeceğinden üretimi artıracak, tüketici ise daha ucuza bu ürünleri elde edeceğinden enflasyon kısıtlanacaktır.

Kısacası agro ekolojik tarım sistemine geçtiğimizde üretim için ithale dayalı girdiler ya hiç kullanılmayacak ya da bazı girdiler (mazot gibi) daha az kullanılacaktır. Bu hem çiftçinin maliyetini düşürecek hem de döviz darboğazının azalmasına katkı verecektir. Tarım ürünleri ithalini zorlaştırdığımızda ve kooperatifleri destekleyerek çiftçi eline geçen fiyatları artıracak biçimde daha etkili tarım destekleri yaptığımızda, bunlar dış ticaret açığını kapatma yönünde etki edecektir. İhraç ettiğimiz ve zehirlerle yüklü olmayan tarım ürünlerimizin ise birim fiyatları artacağı için tarım bir de bu yönden dış ticaret açığının kapanmasına katkı verecektir. Daha derin düşünürsek temiz ve besleyici ürünleri tüketen halkımız daha az hasta olacak bu da beşeri ilaç ve tıp cihazları ithalatını düşürecektir.

Türkiye zaman yitirmeden
– agro ekolojik tarıma geçmeli,
– gıda egemenliğini sağlayacak bir ekonomi ve tarım politikasını benimsemelidir.

Şimdi başlarsak beş altı yılda durumumuz oldukça düzelecektir.
===================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sayın Prof. Dr. Tayfun Özkaya gerçek bir yurtsever ve çok nitelikli bir Tarım Ekonomisi uzmanıdır Ege Üniv. Ziraat Fakültesinde. YURT Gazetesinde, uzmanlık alanında  düzenli teknik makaleler yazmaktadır. Ancak çok anlaşılır, dur bir dille..

Kendisine ülkemize önemli bilimsel katkıları için teşekkür borçluyuz..

Sevgi ve saygı ile. 18 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İlahiyat fakülteleri, medreseler ve bilim: Nereye?

İlahiyat fakülteleri, medreseler ve bilim: Nereye?

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 16.9.18

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Diyanet’in başına getirilen ilahiyat profesörü unvanı olan Ali Er­baş, Bitlis’te diyor ki: “Medre­seler ile akademik bilim birlikte hareket etmeli”.. Bitlis’in bir medreseler kenti olduğunu da söylüyor. Bölge insanının ihtiyacına göre davranılması gerektiğini belirtiyor; kime? Bitlis’te varlığını duy­duğumuz Bitlis Eren Üniversitesi (Med­reseler ve erenler diyarı ya!) rektörüne.. 
Çıkarsama yapmak her zaman doğ­ru olmasa da, buradan bir vazife çı­kar: Oradaki ihtiyaç erenler yetiştirmek ve o halde bunun için de “Üniversite ile medreseler birlikte hareket etmeli”…
Böylece Diyanet yeni bir görev edin­di demek: Medrese – üniversite (akade­mik ilim!) birliği…
Erbaş, çağımızda anlaşılması zor şeyler de söylemiş: “Yani medrese aka­demiden, akademi de medreseden is­tifade etsin. Bu şekilde ilmi faaliyetle­re adım atılmış olsun!”
Medrese “ilmi faaliyetlere” girecek, belki de “ilmi faaliyetleri” yönlendire­cek… Yani bilimsel etkinliklerin nasıl yapılması gerektiği konusunda yol gös­terici olacak. 
Kuşkusuz medresecilerin de “ilim”den öğreneceği şeyler var diye düşünüyor olabilir, böyle rasyonel mi düşünecek, bilimin eleştirel bakışını mı edinecek, belki de bugüne kadar üni­versitelerimizde bilimsel başarımı dü­şük buldukları için medreseciler ara­sından dünya çapında keşifler yapacak elemanlar çıkacak!

Füze gibi tırmanış
Ülkemizde kaç medrese faaliyette, resmi rakam var mı bilmiyorum. Med­reseler yasak değil mi, diyeceksiniz. Di­yeceksiniz ki yaşam yasa, yasak dinle­miyor.. Eğer öyleyse bu durum bizlere de iktidarın yasaklarını dinlememe hak­kı veriyor demektir. Ama delinecek ya­salara karar verecek olan, iktidar gü­cü tabii ki.
Medreseci Ali Erbaş Bey’in üniversite – medrese işbirliği, yeni dönemin işare­ti mi bilemem.
Ama ülkemizde “modern medreseler”in üniversite ile bütünleş­mesi, son 12 yıldır büyük bir hızla sü­rüyor: İlahiyat fakülteleri! Ve giderek ar­tırılan kontenjanları.. İlahiyat fakültele­ri AKP iktidarı ve liderinin en çok iftihar edecekleri yerler olabilir. Üniversitele­rin hiçbir bölümüne bu kadar büyük ya­tırım yapılmamış, hiçbir bölümü bunun onda biri kadar bile geliştirilmemiştir.
Şu artışa bakın:
1991 > 8
1992 >18
1994 > 21
2006 > 23
2012 > 42
2013 > 70
2014 > 75
2015 > 78
2017 > 100
2018 > 105
Sanıyorum 17 bin kadar da toplam öğrenci kontenjanları var. Öğrenci kon­tenjan sayısı 1997’de 3288; 2010: 6 bin; 2011: 8 bin. 2012: 12.540, 2017: 14.538. 
Erbaş: İmam hatip öğrenci sayımız 60 binden 1.5 milyona yaklaştı (mezun).

Yetmez, ama devam!
Önceki Diyanetçi Görmez 2015’te şöyle diyordu: “Son 10 yılda 40-50 ila­hiyat fakültesi açıldı. Bu ilahiyat fakül­telerinin hepsiniDiyanet personelikur­du. Kimse bunu bilmiyor. Doktora ya­pan arkadaşlarımızın hepsini biz bura­lara hoca olarak verdik. Şu anda her bi­ri o üniversitelerde ana bilim dalı başka­nı… Olmamız gereken yerde miyiz, de­ğiliz. Daha iyi yerlerde olmalıyız.” 80’i aşkın üniversitede cami yaptıklarını da ekliyordu. 
2018’de 5 tane daha ilahiyat fakültesi açıldığını okuyorum.
Bu personelin ulvi görevlerinin ne ol­duğunu, 18 Mart Üniversitesi’nden bir Yard. Doç. unvanlı, aşağıya doğru sar­kan kara sakallıdan şöyle öğreniyor­duk bu yıl: 

  • “Çanakkale ve Bursa’da genelev ola­rak kullanılan camiler var. Ahır olarak kullanılan camiler var.” 

Utanmazca ve rezilce ekliyordu da: 
“Lozan anlaşması da ikinci bir Sevr anlaşmasıydı..”
***

Peki bu kadar imam hatip mezunu ne olacak? Üniversite diplomalı olarak, imam hatip okullarında hızla ve hemen öğretmen oluyorlar. 60 bin daha eksik­leri varmış. Garantili iş.
Ayrıca devlete alınırken ne mezunu sorusu önemli: İlahiyat olunca akan su­lar duruyor.
Türkiye’nin bilime, bilimsel araştır­maya desteğiyle imam hatiplere, ila­hiyatlara desteğini birileri karşılaştırır herhalde.. 
Bir yazı daha gelecek: Medrese Osmanlı’yı batırdı, sıra Türkiye’de mi?
======================================
Dostlar,

Sn. Orhan Bursalı’nın bu makalesi önemlidir, hem de çok önemlidir.
Erdoğan, 2018-2019 Eğitim-Öğretim Yılı’nın başlaması nedeniyle yayımladığı iletide aşağıdaki tümceyi kurdu : 

  • Erdoğan: Eğitimde tarihi değişimlere hazırlanıyoruz

Birkaç yıl önce de bir açıklamasında eğitimde sıranın “müfredat” a geldiğini söylemişti ve hemen ardından 4+4+4  kepazeliğine sürüklenmişti Türkiye. Hem de TBMM’de CHP milletvekillerine tekme – tokat, kameralar önünde şiddet uygulayarak gece yarısından sonra bu yasa çıkarılmıştı. Bu yıl, karma eğitime darbe vurulmak isteniyor.

Türkiye artık bu çağ dışı AKP dayatmalarından çok yoruldu.
Ancak AKP = Erdoğan’ın durmaya hiç niyeti yok.. “Durmak yoook, yola devam”, tabanla arasında adeta şifreli ama herkesin anlamını bildiği bir slogana dönüştürüldü.

Ancak hem çağın hem de Türkiye’nin artık daha ötesine dayancı (tahammülü) yok.

Peki ne olacak?? AKP = Erdoğan politikalarıyla kurgulu (planlı) olarak İki düşman kampa ayrılmış halk arasında çatışmanın dozu, yöntemi, araçları… değişecek demektir.

Dilimiz varmıyor söylemeye ama bu tablo, bu kışkırtıcı pervasız dayatma, insanların yaşam biçimlerinin artık özüne dokunma.. Türkiye’de kanlı bir iç savaşa dek uzanabilir. AKP = Erdoğan ve danışmanları bu potansiyel, yakın ve açık tehlikeyi görmüyorlar mı İlle riskin gerçekleşmesi, sıcak çatışma mı çıkması yaşansın.. bu mu isteniyor!? Böylesi bir yangının AKP = Erdoğan’a ne yararı olabilir?

Eğer birtakım “danışmanlar” (!?) böylesi bir tehlikeye işaret etmeden dayatmacı politikaların yaşamın her alanında kadife eldivenli demir yumrukla – TEK ADAMIN mutlak gücü fırsat olarak değerlendirilerek önerilmekte ise, ateş çemberi daha da daralmış demektir.

Her nerede kaldı ise sağduyu, akl-ı selim, AKP akilleri eliyle mutlaka devreye girmeli ve bu korkunç irrasyonalite sarmalından Türkiye hızla kurtarılmalıdır.

Sabır da, dayanç da, tolerans da, Türkiye’nin yedekleri ve birikimi de., stratejik geleceği de… tükenmek / tüketilmek üzeredir.

Bir bütün olarak sistem, daha çok kaldıramayacağı bir kaotik negatif enerji ile yüklenmiştir. 1-2  adım ötesi muazzam bir denetimsiz sosyo-politik çöküştür ve sonuçlarını öngörmek olanaksızdır.

Sevgi ve saygı ile. 17 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Uçağın da saraylısı…

Uçağın da saraylısı…

Tuncay MOLLAVEİSOĞLU
tuncaytm@gmail.com 
16 Eylül 2018, Yeniçağ Gazetesi 

Danimarka’dan arpa ithal ediyoruz… Meksika’dan, Arjantin’den kuru fasulye… Üzüm İran ve Şili’den geliyor, pirinç Rusya’dan. 

Ekonomideki son ileri atılım sütün Amerikan ineklerinden sağılması üzerineydi!..
*
AKP’nin çöküş ekonomisi Türk parasını pula çevirdi! Alım gücü yerlerde sürünüyor. Geçim derdi yerini, açlık ve yetersiz beslenmeye bırakıyor! Ancak memleketi yönetenlerin böyle bir gündemi yok… alım gücü vatandaşa düştü tabii… itibardan asla tasarruf etmeyen Saray’a “uçan saray”yakışırdı!

Yatak odası çift kişilik, banyo, toplantı odası, 7 salon… içinde hastanesi de var; bulut manzaralı… Millete Dolar yaktıran akıl, yarım milyar dolarlık uçağı ekledi filosuna… Bakın filo diyorum… bu kaçıncı uçak unuttuk… isterse butik bir havayolu şirketi kurabilir.

CHP’li vekil Gaye (AS: Gamze olacak) Taşçıer uçan sarayın izini sürmüş; “Bu uçak satın mı alındı yoksa hediye mi?” tartışmasına girmiş. Uçağı satmakla yükümlü firmanın “satıldı” bilgisine ulaşmış. Oysa yandaşlar “hediye” diyorlardı… Satıldı ise “nasıl alındı?” Hediye ise “ne karşılığı?”
*
Vatandaş havalar soğuyacak diye karalar bağlamış! Doğal gaz parasına yetişmek için bankalardan kredi çekmeye çalışanlar var! Bu yoksullar; bir dönem “orta gelir grubunda” dediğimiz okumuş, meslek sahibi olmuş insanlar! Aile geçindirmeye çalışan annelerin, babaların gelirleri ile birlikte yaşamları da eriyor. Geleceğe ilişkin umutlar, başta gençlerde olmak üzere sıfırın altında seyrediyor.

Ancak görünen o ki memleket; ister uçan banyolusu, ister 1000 odalısı olsun Saray’dan bakılınca farklı görünüyor!
***
“Aşırılık” Türk ve Arap zenginlerinde var!

Ağabeyi İtalya’nın en pahalı düğününü yapmış… Cemiyet yaşamının ünlü adlarındanmışlar… 

Roma’daki tarihi Bracciano Kalesi’nde evlenen Kerim Sengir’in, “ülke tarihinin en pahalı düğünü” unvanını kız kardeşi geride bıraktı. Düğünleri 5 milyon Euro’ya malı… Yasemin Sengir ve Yağız Sözmen çifti Versay Sarayı’nda dünya evine girdiler… Çift Fransa “tarihine” imza attı… olmuş… Allah mesut etsin… Bu parayı şimdi TL’ye falan çevirmeye kalkmayın. Benim gördüğüm “aşırılık” ve şatafatta Türk zenginlerin Araplarla yarışıyor olduğu…
*
Fotoğraflara bakınca bir anı canlandı gözümde… İstanbul’da ahlakı ve devlete bağlılığı ile dikkat çeken bir isim geldi aklıma; Kadir Boy… İstanbul Defterdarıydı. Vergi toplayabilmek için türlü çareler arar, projeler üretirdi. “Kambur hep yoksulun sırtında” derdi… O dönemin ünlü gece kulüplerine ekip gönderir, kapılara yanaşan süper lüks otomobillerin plakalarından sahiplerine ulaşırdı.

“Bir gecede servet harcayanlar acaba sıra vergiye gelince aynı cömertliği gösteriyor mu?” diye… Şöyle ifade edeyim; milyon dolarlık spor otomobillerin bile şirketlerde “ulaştırma aracı” olarak gösterilip vergiden düşüldüğü ortaya çıkmıştı. Bu tatlı genç çift ve ailesi üzerine alınmasın tabii… Onlar belki de vergi listelerinde en ön sıradadır. Söylemek istediğim; İstanbul’a magazin gündemine böyle bakacak bir Kadir Boy lazım…
***
Tilki kümese müdür olunca… Devletin tüm imkânları elindeydi. Seçmenin çoğunluğu onu destekliyordu. Meydanlarda “Emperyalizmle mücadele edeceğim, sizi yoksulluktan kurtaracağım” diyor ama arka kapıdan küresel şirketlerle el sıkışıyordu. Memlekette devlete ait ne varsa sattı. Her satışta bir yolsuzluk hikâyesi yazıldı. Kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar açığa çıktı. O ülkenin yöneticisi kanunlar çıkararak tüm gücü kendine bağlamaya kalkınca şu fıkra ortaya çıktı;

Kümese müdür aranıyormuş, Tilki başvurmuş… tam bir laf cambazı, hitabet ustasıymış. Tilki’yi çok sevmişler, ‘işe hemen başla ne kadar istiyorsun?’ demişler. Tilki’nin yanıtı; “gülmekten söyleyemiyorum…

Evet, siz anladınız… Arjantin’den söz ediyorum. Arjantin’in bir dönem devlet başkanı olan ve ülkeden kaçtığında 5 milyar dolar serveti ortaya çıkan usta Hatip’ten… Carlos Menem’i kümese müdür yapmışlar.
========================================
Teşekkürler değerli Tuncay Mollaveyisoğlu..

Sevgi ve saygı ile. 17 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

YÖNETİMDE KADININ ROLÜ VE ÖNEMİ

YÖNETİMDE KADININ ROLÜ VE ÖNEMİ

Konuk yazar : Mustafa AYDINLI

Geçmişten bugüne, ilkel toplumu bir yana bırakırsak, insanlık evriminin geçirdiği köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist toplum düzenlerinde kadının yönetimdeki yeri ve önemi tartışma konusu olmuştur. İlkel toplumda kadın tek başına belirleyici ve etkin güçtür. Kadın haklarının ilk zamanlarda çok daha önemli olduğunu görüyoruz. Şuradan anlıyoruz ki; ilk zamanlarda tüm ilahlar eril değil dişil, tanrıça! Üretim ilişkilerinin değişimi ve ilkel toplumun bağrında yetişen köleci toplumla birlikte kadının toplumdaki rolü ve önemi de değişmiştir.

Fransız Devrimine dek kadınlar aleyhine gelişim süreci devam etmiş, 1789 Devrimi de kadına değişim, iyileştirme konusunda tam olarak bekleneni verememiştir. Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte kadına seçme – seçilme hakkını verirken, Avrupa’dan, dahası dünyanın pek çok ülkesinden daha ileri bir tutum sergiledik. Bu gelişmişliğin Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile kıyaslanması bile söz konusu olamaz. Bu Devrimin adı kuşku yok, Mustafa Kemal mucizesidir. Ne yazık ki günümüzde bu hakları korumaktan bile yoksunuz.

1921 yılında kadın ve erkek öğretmenleri bir kongrede bir araya getiren Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver hakkında bir gensoru önergesi veriliyor ve uzun tartışmalardan sonra Tanrıöver istifa etmek zorunda kalıyor. 23 Kasım 1922’de kadınların milletvekilleri seçilmeleri hakkında verilen değişiklik üzerine Meclis’te tartışma çıkıyor, Mustafa Kemal “Türk kadınını mesaimizde müşterek kılmak, hayatımızı onunla yürütmek, Türk kadınını ilmi, içtimai hayatta erkeğe ortak, yardımcı yapmak lazımdır.” diyor.

Türkiye’de her ne denli sayıları az olsa da, dünya çapında yapılan araştırmalarda, kadın yöneticiyle çalışan kurumların daha yüksek başarım (performans) sergilediklerini görmekteyiz.

Araştırmalar sonucunda, yönetiminde kadın yönetici bulunduran kurumların kazanımları şöyle sıralanıyor : Büyük bir kurum olmanın işareti sayılıyor; çalışanlar, daha çok çaba (efor), daha iyi verim (performans) sergiliyor. Etkin bir önderlik oluşuyor. Müşteri hoşnutluğunda (memnuniyetinde) artış sağlanıyor. Kadınların erkeklere göre daha güçlü duygudaşlık (empati) kurma yeteneği, sorunları daha kısa sürede çözme olanağı sağlıyor.

KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Gülden Türktan’a göre kadınlar, iş dünyasında başarılı olmalarını şu özelliklerine borçlu :

*Takım (ekip) çalışmasına yatkınlık
*Duygusal zekâ (EQ)
*Duygudaşlık (Empati) yeteneği
*Çok yönlü düşünme olanağı.
*İletişim yeteneği

Erkek yöneticiler daha çok sonuç odaklı çalışırken, kadın yöneticilerin süreç odaklı oldukları değerlendirilirken, kadın ve erkek yöneticiler karşılaştırıldığında kadınların daha çok ayrıntı üzerinde durduklarını anlamak güç değildir.

Öte yandan Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahmut Özdevecioğlu (şimdi Profesör), “Erkeklerin otoriter tarzlarına karşın, kadınların insan odaklı ve destekleyici yönetim tarzları ön plana çıkıyor.’’ değerlendirmesini yapmaktadır (2004). (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/kadin-yoneticiler-daha-basarili-248802)

Kadınların yerel yönetimlerde yönetsel konumda bulunmaları ise yerel demokrasinin gerçekleştirilmesi, halkın yaşam alanlarına ilişkin sorunlarının belirlenmesi, çözüm seçenekleri üretilmesi ve uygulamaya konması ile yakından ilgilidir. Yerel yaşamda karşılaşılan sorunların ve gereksinimlerin birçoğu kadın ve aile yaşamını da ilgilendiriyor. Bu sorunların ve gereksinmelerin saptanması ve çözümünde kadınların da yoğun olarak yer alması gerekir. Ancak kadınların yerel yönetimlerde temsili yetersizdir.

Kadınların genel ve yerel yönetimde etkin konumlarda toplumsal cinsiyet (gender) eşitliği ve fırsat eşitliği bağlamında yer alması, toplumsal gelişme ve uygarlık açısından yadsınamayacak bir gerekliliktir. Unutulmasın, Anayasanın 10. maddesi yasalar önünde herkesin eşit olduğuna vurgu yapmakla birlikte her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Dahası, 41 ve 50. maddelerde, hakkaniyet temelli toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamada pozitif ayrımcılık bile öngörmektedir.

Türkiye uluslararası hukuk bağlamında taraf olduğu (Anayasa md. 90) CEDAW Sözleşmesi (Committee on the Elimination of Discrimination Against Women) olarak bilinen “Kadına karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi” ile de kendisini bağlamıştır.