RÜZGARA KARŞI TÜKÜRENİN.. 

RÜZGARA KARŞI TÜKÜRENİN.. 

Zahide Uçar ile ilgili görsel sonucu

Zahide Uçar
z_eucar@yahoo.com.tr

Bir söz vardır; ‘Rüzgara karşı tükürülmez’. Ya da; ‘Rüzgara karşı işenmez.’ Neden? Çünkü rüzgara karşı yaptıklarınız dönüp suratınıza yapışır da ondan.

-Türk Ordusu’nun Barış Pınarı Harekatı ibretlik sonuçlar doğurdu. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Akıncı; ‘1974’te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce diyalog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir’ yorumu yaptı.

Akıncı AKP siyasetinin doğurduğu bir kişidir. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin kahraman lideri rahmetli Rauf Denktaş’a yapmadıklarını bırakmadılar. Denktaş’ı Kıbrıs’ı Rum adası haline getirecek Annan planına evet demeye zorladılar. Denktaş’ı çözümsüzlük üretmekle suçladılar. Türkiye’de bulunduğu zamanlarda yaptığı açıklamalardan rahatsız olup; ‘Git kendi ülkende konuş’ diyen AKP’nin Genel Başkanıydı. Ülkende konuş dedikleri Denktaş, AB ülkelerinin soykırım iftira ve yaptırım kararlarına karşılık Türkiye adına Avrupa’da mücadele etti. Denktaş’a eziyetleri bununla da bitmedi. Ergenekon kumpasına dahil etmeye kalktılar, Denktaş niyet edenlere meydan okudu. O dönem AKP Genel Başkanı’nın Akıncı’nın bir başka akıldaşı Talat ile telefon konuşması yayınlandı. O konuşmada Talat’a Denktaş’ı kast ederek; ‘O kişiye fazla şey yapma. O’nun işi zaten bitti’ bağlamında sözler söylüyordu.  Kısacası, Denktaş’ı kahrından öldürdüler. Akıncı AKP politikasının bir sonucudur. Bugün şiddetle eleştirdikleri, hatta örtülü olarak tehdit ettikleri Akıncı, AKP’nin Kıbrıs Konusunda izlediği yanlış politikanın sonucudur. Şimdi kendi eserlerini beğenmiyorlar.

-Suudi Arabistan, BAE, Filistin, Kuveyt, Irak, Mısır ve diğerleri… Müslüman devlet dedikleri devletler, Barış Pınarı Harekatı’nı kınadı. Biz şaşırmadık da, ümmetin lideri(!) çok öfkeli. Ben ise filmi geri sardım. Tahtı ile birlikte otele gelen Suudi Kralı’nın ayağına otele giden dönemin C. Başkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan geldi aklıma. Kral’ın sandıkla getirdiği hediyelerinin akıbeti de meçhule yazılmıştı … Kral için devlet gelenekleri ayakaltına alındı. Yetmedi, Kral ölünce ÜÇ GÜN yas ilan ettiler. Bayrağımız Türk Düşmanı Kral için yarıya indirildi. O dönem AKP Genel Başkanı, ‘köpeklerine Arap adı verdiler’ diyerek Türk Milletini Suud’a ihbar ediyordu. Şimdi şaşırmış gibi yapıyorlar. Oysa 17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız büyük depremde dünya yardıma koşarken Suudi Arabistan ortada yoktu. Çok eleştirilince günler sonra zoraki bir şeyler gevelediler.

Filistin… Siyasal İslamcıların siyaset malzemesi olarak kullandığı bir ülke… Türk Dünyasının acılarına sırtını dönüp, Türk Milletine dayattıkları ülke… Onlar da Barış Pınarı Harekatı’nı kınadı iyi mi? Biz şaşırmadık. Çünkü dün ihanet edenin, bugün de ihanet edeceğini biliriz. İsrail ile aynı tarafta yer aldı diyorlar. Bu ilk değil ki… Bir konsolosumuz anlatmıştı. Bölge ülkeleri ile yapılan bir panelde Konsolosumuz, ‘Osmanlı sonrası Ortadoğu kargaşadan kurtulamadı’ deyince 2 ülke itiraz edip, tepki gösteriyor. Biri İsrail, öbürü Filistin… Konsolosumuz çok şaşırdığını söylemişti.

İşte bu yüzden, önyargısız tarih bilgisine sahip olmak çok önemlidir. Tarih bilgisi bağışıklık sistemidir. Tarih bilginiz ne denli zenginse, bağışıklık sisteminiz o ölçüde güçlüdür. Yoksa köksüz bir ot gibi savrulursunuz. En ufak rüzgarda bile sökülüp gidersiniz.

-Bugün Trump’ın Erdoğan’a gönderdiği bir mektuptan söz ediliyor. Hakaret dolu, aşağılık bir dille yazılmış. Erdoğan’ı PKK’nın sorumlusu ile masaya oturmaya davet ediyor. Şaşırtıcı mı? Değil. Yılmaz Polat’ın anlatımıyla; ‘CİA’nın Pençesinde açılım’ yapmadılar mı? Öcalan ile Anayasa yapmaya kalkmadılar mı? Öcalan’ın verdiği listeyle asker tutuklamadılar mı? Türk Devletine Habur’da diz çöktürmediler mi? Bütün bu rezilliğe razı olmuş bir siyaset var karşımızda. O zillete razı olursanız, her türlü zillet önünüze gelmeye devam eder. Sarı öküz değil, öküz sürüsünü feda ettiniz. Ne uğruna? Saltanat ve iktidarda kalabilmek uğruna… Günlerdir Türkiye’yi tehdit edip aşağılayan Trump’a hak ettiği yanıt verilmedi. Mektubu çöpe attık diyorlar. Milletlerarası ilişkide böyle bir usul var mı?

Verilmesi gereken yanıt, ABD üslerini kapatmaktır. Gerisi hikaye…

Sahi, ABD’de yaşayan Burak Erdoğan için durum nedir?

Ben gene geçmişe döneceğim. ABD Ordusu’nun 04 Temmuz 2003’te Türk Özel Kuvvetleri askerlerinin başına çuval geçirmesini hatırlıyorum. Dönemin Başbakanı Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bu olaya sessiz kaldı. Erdoğan protesto NOTASI verecek misiniz sorusuna karşılık, ‘Bakın, nota dediğiniz konu müzik notası değildir. Aklınıza esince nota verilmez’ dedi. Türk Milleti bu acıyı hiç unutmadı. Oysa Azerbaycan, ülkesine Ermeni bir sanatçıyı almadı diye Azebaycan’a nota vermişlerdi…

Çuval rezaletinden üç yıl sonra Ergenekon kumpası başladı. Kumpas asıl hedef olan askere yöneldi. En aşağılık iftiralarla Türk Askeri derdest edildi. Bu sürecin sonucunda CIA aparatı Fetö ve uyuyan ajanları Ordunun kılcal damarlarına kadar yayıldı. Ordunun ve devletin sırları dış düşmana servis edildi. En acısı neydi biliyor musunuz? 

CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’in 2003’te 1 Mart Teskeresinin reddedilmesinden 25 gün sonra 26 Mart’ta Utah Üniversite’sinde verdiği ‘Felaket ile Flört: Türkiye, Irak ve ABD’ adlı konferansta, AKP lideriyle anlaşarak ‘Türk Ordusu’nu çok sıkı bir kafese kapattıklarını’ söylemesiydi.(1)

Bu söyleşi basında çıktığında AKP tarafından tekzip edilmedi. Üç maymunu oynamayı tercih ettiler. Kendilerine Beyzbol sopası gösteren Obama’ya telefonda; ‘Sesini özledim’ diyen AKP Genel Başkanı’nı hiç unutmayacağım. ABD’nin Irak işgali sırasında ABD askerlerinden çok Türk TIR sürücülerinin öldürülmesini hiç unutmadığım gibi…

-Bugün Barış Pınarı Harekatı’na destek veren ülkeler yalnızca Türk Dünyası, Türklerin ülkeleridir. Ve benim zihnim gene gerilere gidiyor. AKP’nin Ermeni açılımı geliyor aklıma… Türk düşmanı, Karabağ katillerinin ülkesi Ermenistan açılımı…14 Ekim 2009 tarihinde Bursa’da oynanan Türkiye-Ermenistan maçından önce Atatürk Stadyumu’na girişlerde Azerbaycan Bayraklarının içeri sokulmayıp çöp kutusuna atılmasını hatırlıyorum. Ergenekon Kumpasından önce Azerbaycan’dan Kadın vekiller ülkemize gelirdi. Milli söylemleri AKP’nin yönetimini rahatsız etmiş olmalı ki, onlara da adres olarak kendi ülkelerini gösterdiler iyi mi?

-Yunan karşısında bile biz Türkler suçlandık. Erdoğan;

‘Faşizan bir tutumla azınlıkları gönderip iyi mi yaptık?‘ dedi. Buna karşılık Yunan Başbakanı; ‘Tarihi bir itiraf’ açıklaması yaptı. Oysa mübadele denilen şey, karşılıklıdır. Yunanistan’da yaşayan Türkler de Türkiye’ye gönderildi. Ayrıca Yunanistan’ın yok ettiği yüz binleri bulan Türk katliamının sanırım bir kıymeti yoktu(!)..Şimdi Yunan Türkiye’ye savaş açma çığlıkları atıyor iyi mi? Ege’de Türk adalarımızı hibe ettikleri Yunan… 

AKP’nin Suriye Politikası ABD’nin BOP’ne hizmet etmiştir. Şimdi Türk Askeri Suriye’de AKP’nin yanlış Amerikancı Suriye politikasının Ülkemize verdiği zararı en aza indirmeye çalışıyor. Peki AKP ne yapıyor? Bizim askerimiz, bizim evlatlarımız üzerinden siyasal rant elde etmeye çalışıyor. Harekat kararı için yalnızca AKP’lilerle toplanıp muhalefeti dışlıyor. Ötekileştirici yaklaşım aynen devam ediyor. Zannedersiniz ki, harekata katılan asker bütün milletin askeri değil, sadece AKP’lilerin çocukları… Cehalet işte budur. Dışarıya karşı ülke bütünlüğünü sağlayamayan bir yapının ciddiye alınmayacağını anlamaktan aciz zavallı bir siyaset(sizlik)…

  • Türkiye’nin çıkarı Suriye rejimiyle birlikte hareket etmeyi gerektiriyor.

Suriye Devleti ile birlikte yapılmayan harekat, askeri olarak kazanılsa da (askerimizden kuşkumuz yok), siyaseten kadük kalmaya mahkumdur. İstediğimiz sonucu alamayız. Öncelikle bu gerçeği belirtmek zorundayız.

***
AKP iktidara gelir gelmez bir yasa çıkardı. Devlete karşı işlenen suçları, hükümete karşı işlenen suçlar olarak değiştirdiler. O süreçte Baykal ve CHP uyudu. Şimdi devlete saydıranlar ceza almıyor. Hakkında dava açılmıyor. Hükümeti eleştirenler derdest ediliyor.

Kendini devletin üzerinde gören bir kafa, o ülkeye bir menfaat sağlayabilir mi?

Devlet olmasa hükümet olur mu? Gücünü devletten değil de, başka mecralardan almaya kalkan bir akla kim saygı duyar?

İşte Trump denen soytarı bu cesareti AKP’nin 17 yıllık gayri milli politikasından cesaret alarak o mektubu yazabildi. ABD ile bir olup Türk Ordusu’nu kafeslersen, kendi Ordunun onurunu korumaz, koruyamazsan, devletin geleneklerini, kuruluşunu, Kurtuluş Savaşını, kurucu liderini aşağılarsan,

ARTIK KENDİ ONURUNU KORUYABİLMEN MÜMKÜN DEĞİLDİR!

17 yıldır rüzgara karşı tükürdünüz. Şimdi hepsi suratınıza yapışıyor. Olan da bizim koskoca ülkemize oluyor. Ders almayı bilene bundan daha büyük ders olur mu?

NOT   : Bizler ülkemiz için hep doğruları yazdık. Sizler bu eleştirileri düşmanlık olarak algıladınız. Yalakalarınızın, iktidarınızdan yemlenen asalakların bütün yanlışlarınızı alkışlamasını dostluk sandınız. Az kaldı, devran döndüğünde gemiyi ilk onlar terk edecek, ilk önce onlar satacaktır.

Bu sözümü de bir yere not edin!.

(1)Kaynak Yeniçağ: Türk Ordusu’nu kafesledik

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 17 Ekim 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 17 Ekim 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

İŞGALCİ
Trump, Türkiye’nin Suriye’ye harekatını işgal olarak değerlendirdi.
Gayrı meşru harekatın piri ülkenin kaçık liderinden, meşru harekatı doğru değerlendirmesini beklemiyorduk……

KALKAN
 “Dinimizin hükümleri açısından tek sorun kadının direksiyonun başında yanında mahremi yokken 90 km’den hızlı araç kullanmasıdır.” diyen Nurettin Yıldız hakkında yapılan şikayeti savcılık soruşturmaya gerek görmedi.
Fırat Kalkanı bitti, “yobaz kalkanı” başladı…

KİTAP
Milli Kütüphane’nin Hurdasan’a verdiği 147 ton kitap, kilosu 15-50 kuruştan satıldı.
Kitaba verdiğimiz değer kadar değerli bir halkız…

HUKUK
Hukukta reforma hazırlanan Türkiye’de 19 Hukuk Fakültesinin dekanı hukukçu değil.
Gu-guuuk!…

İLİM
Osmangazi Belediyesi, AKP’lilerin kurucusu ve yöneticisi olduğu İlim Yayma Vakfı’na öğrenci yurdu inşa edecek. Belediye kasasından toplam 5 milyon 982 bin lira harcanacak.
İlim diye yobazlık yayanlarla, belediyeleri soyanların örnek işbirliği…

ARAP
Barış Pınarı Harekatı’nı “kabul edilemez” bulduğunu ilan eden ilk uluslararası kuruluşlardan biri Arap Birliği oldu!
Tarihteki onca ihanete karşın hala; “Müslümanlık birleştirici unsurdur” diye düşünen ve savunanlar anlar mı bilmem ama benim için; ne Şam’ın şekeri, ne Arabın yüzü…

FİLİSTİN
Uluslararası her alanda, her konuda destek verdiğimiz Filistin de Barış Pınarı Harekatı’nda Macaristan’ın tavrını sergileyemedi..
Arap /Müslüman Brütüs…

TEHDİT
Hollanda Türkiye’ye silah ihracatını askıya aldı. İspanya harekatı durdurmazsak İncirlik’teki Patriotlar’ı çekeceğini açıkladı.
Yapmayanın!…

AKINTI
KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, “1974’te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce diyalog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir.” sözlerini kullandı.
Burun akıntısı…
(A. Saltık : Tümüyle onaylamasak da Akıncı’nın sözlerinde gerçek payı var bize göre..)

SATIŞ
CNN internet sitesinde PYD’li teröristlerin, “Bizim insanlarımızı koruma gayretiniz yok, başka birilerinin de gelip bizi korumasını istemiyorsunuz. Bizi sattınız, bu etik değil.” dediğini yazdı.
ABD dünyanın tüccarı, olağandır…

SAYGI
Ünlü müzisyenlerin tek tek konser iptal ettiği günlerde AKP Ümraniye İlçe Başkanı Mahmut Eminmollaoğlu ve öbür AKP’liler bir pide salonunun açılışını yaptı.
Özünde milli ruh olmayınca…

GÖRÜŞME
RTE, medya mensuplarına, “Bizim kalkıp teröristlerle masaya oturmak gibi, Allah göstermesin kendimizi inkar edecek halimiz söz konusu değildir.” dedi.
Biz senin ne hallerini biliriz…

GÖBEK
RTE,  harekat için, “Kendi göbeğimizi kendimiz keseriz.” diyor.
Türkiye’ye meydan okuyan Trump’a tek kelime yanıt vermediği gibi Kasım’da ayağına gidiyor.
Makas yalama kesmiyor, göbek bağı sündükçe sünüyor…

BÖLÜCÜ
Dinci Akit’in yazarı Vehbi Kara, Barış Pınarı’na yurt dışından gösterilen tepkilerle ilgili olarak; Sabetay Yahudilerinden meydana gelen hariciye mensupları, bırakın Türkiye’yi savunmayı; aleyhimizde yapılan çalışmalara destek olmaktadırlar.” diye yazdı.
Dincinin bölücüsü…

CHP
CHP Mileltvekili Sezgin Tanrıkulu, “Barış Pınarı Harekatı”nın Kürtlere karşı yapıldığını açıkladı.
CHP’deki Truva atı…

İŞSİZ
15 yaş ve üstündekilerde işsizlik geçen yıla göre 1 milyon 65 bin kişi arttı.
Damat Bakan işe almaya bir başlasın, komşu ülkelerde bile işsiz kalmaz…

SİYASET
AKP/RTE iktidarının başarılı siyaseti sayesinde hukuken haklı olduğumuz “Barış Pınarı “ harekatımız altı kıtadan kınama, protesto ve yaptırım kararları aldı.
Antarktika’dan ses çıkmadı. Penguenlerin devleti yok mu?…
****
ÖMER HAYYAM’DAN

İnsanlık yaratılalı olgun kişiler
Bulduklarıyla yetinip dert çekmediler.
Birbirine girdi gözü doymayanlarsa;
Çok isteme kaderden başın derde girer…

Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Yasal Bilirkişi

ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

Dünya Gıda Günü – 16 Ekim 2019; gerçekler..



http://www.fao.org/3/ca5268en/ca5268en.
pdf, 16.9.19
******
Artık gerçekleri görün ve emperyalistlerin eş başkanlığını yapmaktan vazgeçin..

Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ    : Türkiye Cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşıyor. 4 kriz iç içe geçmiş durumda. Devlet krizi, milli birlik krizi, ekonomik kriz ve Suriyeli sığınmacılar krizi. Bu çok boyutlu kriz ağırlaşmaya devam ediyor. Devlet mekanizması, tek adam rejimi tarafından liyakatsizlik batağına ve eylemsizliğe sürüklenmiş durumda. Bakanlıklar çalışmıyor. Kimse sorumluluk almıyor. Saray bürokrasisi her şeye karışıyor. Öte yandan Erdoğan’ın gerilim ve düşmanlaştırmaya dayalı siyasal stratejisi toplumu kamplara ayırmış durumda. Ancak Erdoğan artık istediği kadar sert kamplaşma yaratamıyor. Türk milleti düşmanlaşmanın yarattığı tehlikeyi fark etti. Bir tek milli birlik krizi derinleşmiyor. Ekonomik kriz derinleşmeye devam ediyor. 2020, 2019’dan daha zor geçecek. Üretim düşmeye, işsizlik artmaya devam ediyor. Ekonomi yönetimi üretimi artıracak, israfı durduracak hiçbir projeyi gerçekleştiremedi. Art arda açıklanan ekonomik paketlerin hiçbiri başarılı olamadı. Ve Türkiye için en büyük tehdit olan Suriyeli, Afgan, Pakistanlı, Iraklı, İranlı sığınmacıların toplam sayısı 7 milyona  ulaştı. Bu nüfusumuzun % 8.5’u demek. Sığınmacılar hem yaşadığımız ekonomik krizi ağırlaştırıyor hem Türkiye’nin milli güvenliğini Türkiye’yi iç savaş ve parçalanmaya sürükleyecek ölçülerde tehdit ediyor…. Başkanlık sistemi krizi ağırlaştırdı ve hızlandırdı… AKP krizi ağırlaştıran politikalarında ısrar ediyor.  Bundan dolayı 2002’den bu yana en dip noktaya doğru oyları hızla kayıyor. (Yazının tümünü okumak için lütfen tıklayınız; https://odatv.com/umit-ozdag-odatvye-konustu-erdogan-herhalde-saka-yapiyor-15091948.html)
****
2011’den bu yana Suriye’nin parçalanması planında ABD-AB’nin yanında yer alan AKP = Erdoğan, ardışık ağır diplomatik hataların bedelini milyarlarca $ yitikle ve daha pek çok bedelle ülkemize ödetirken, perde arkasında şaşırtan, ürküten, korkutan gelişmeler yaşanıyor. Erdoğan, Esat ile derhal görüşmeli, el sıkışmalı ve işbirliği yapmalı, başka hiç bir yolu yok! BM toplantısı için gittiği ABD’de Trump RTE ile görüşmedi! “Kasım’da gel… ” dedi, oyalıyor. ABD hala stratejik müttefik mi? Dünyayı karşımıza alarak başarılı olma olanağı yok; hamasete son verilip tez elden ATATÜRK dönemi dış politikaya dönülmeli. Artık 5 yıldır giderim (tazminat) ödemelerini alamayan Soma iççilerinin hukuk dışı engellenen yürüyüşlerini konuş(a)mıyoruz. Belimizi büken yoksullaştırmayı, dayanılmaz yaşam pahalılığını, ağır ekonomik bunalımı… ve daha peeeek çok şeyi konuş(a)mıyoruz.. AKP = RTE bundan ala ne isteyebilirdi ki ? Dolayısıyla bu operasyon gerçekte kime ve neye hizmet ediyor acaba??
*****
AKP’nin PKK-Kürdistan İKİYÜZLÜLÜĞÜ
– Tarihsel birer belge olan 28 fotoğrafı görmek için lütfen tıklayınız.
“Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak, çatışma da olacak, savaş da olacak..” mı acaba?? HDP’ye çağrıdır, makalemizi okuyunuz..
HDP çok akıllı olmalı; PKK ile tüm ilişkisini kesmeli! Millet ittifakı dağılmamalı, güçlenip sürmeli. İYİ Parti de sıkı durmalı, oltaya takılmamalı.
POST-MODERN İŞGAL ALTIN DAKİ ÜLKEMİZ, AKP = RTE ve KURTULUŞ
****
MEDİKAL EPİDEMİYOLOJİ çeviri kitabımız Palme yayınevince basıldı. Tıklayın wbe_konan_onsoz_19.9.19
******
– Eğitim’de Tarikat ve Medrese Gerçeği : 1 Milyon Öğrenci Tarikatların Elinde, Prof. Dr. Esergül Balcı

TBMM’den hızla yasa çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır; salgın riski hızla büyüyor..!
Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı

  • AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi ses ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI AKP içi uzantılara dokunmak yok ama her yere, başta TSK, bitmeyen FETÖ operasyonları.. Niye!? Ulusal ordu yerine majestelerinin ordusu mu hedef?! Ya korunan yandaşlar??
  • AKP = Erdoğan‘ın durdurulamayan, durdurulamayacak olan çöküşüdür izlediğimiz. 2023’e kalmaz kanımızca. Tüm topal ördek iktidarları gibi.. Muhalefetin ustalığına ve halka önderliğine bağlı.. Elbette, hemen her alanda nal toplayan iktidar blokunun kaçınılmaz hatalarına da.. HDP’nin kriminalize edilmesi politikasına dikkat! Millet İttifakını dağıtma hedefli AKP politikaları. HDP, PKK ile ilişkisini kesin olarak kesip bu oyunu bozmalı! İYİ Parti’nin bu doğrultudaki çağrısı çok yerinde..

16 Ekim 2019 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1(Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 16.10.2019)

  • Kurulacak ilk Ulusal İktidar eliyle Türkiye, restorasyon dönemine girecektir.

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 17 Ekim 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı (AÜTF)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net
CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil

*****
Önceki yazılarımızdan                                               :
ANAYASA MAHKEMESİNİN BARIŞ AKADEMİSYENLERİ İÇİN VERDİĞİ HAK İHLALİ KARARININ HUKUKSAL İRDELEMESİ
LOZAN DELİNMEKTEDİR! KİMMİŞ EKÜMENİK ???
TÜRKLERDEN GİZLENEN “GERÇEK OSMANLI” TARİHİ

Kuresel_Aclik_Felaketi_AUTF_30.4.19
Dünya Sağlık Örgütü : SAĞLIK HAKTIR! Herkese, her yerde sağlık!
https://www.who.int/campaigns/world-health-day/world-health-day-2019 
ERMENİ SOYKIRIMI : EMPERYALİST İFTİRA! (85 yansılık konf.) tıklayınız..
İKLİM felaketi.. ürkütücü yansılar için tıklayınız..
DİKAAAT! KüreselleşTİRmeciler Sağlık Hakkını Bile Kamudan Gasp Etmekte!
SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) Tez savunmamızın pp yansıları için tıklayın AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
AŞI REDDİ : ETİK BUNUN NERESİNDE?? tıklayınız..
Sağlık Hukuku Tezimize dayalı 3 bildirimizin tam metni ve yansıları için  tıklayın
Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli
AŞI REDDİNİN SAĞLIK HUKUKU BOYUTU” (35 yansı pdf, tıklayınız..)
2018 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 76  makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2019/01/01/2018de-neler-yaptik/
SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?
TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?

Yasal Bilirkişilik yetkimizle, özellikle  Sağlık Hukuku davalarında yetkili bilirkişilik yapabileceğimiz gibi, “Uzman görüşü” de yazabiliriz. Adalete katkı keyif ve sorumluluk..

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi : Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_ konferans_makale…_kayitlarina_erisim 

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

Dünya Gıda Günü ve ‘sıfır açlık’ çağrısı

Dünya Gıda Günü ve ‘sıfır açlık’ çağrısı


Prof. Dr. Murat ARSLAN

İstanbul Veteriner Hekimler OdasıYönetim Kurulu Başkanı
Cumhuriyet, 16.10.19

  • Küresel güçler, artan dünya nüfusunu ve açlık tehlikesini bahane ederek endüstriyel tarımı kuralsız ve acımasız bir şekilde dayatmışlardır.

Dünya Gıda Günü bu yıl Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluşunun 74. yıldönümünde kutlanacaktır. Her yıl bir tema ile kutlanan günün bu yılki teması “sıfır açlık” olarak belirlenmiş ve bu amaca ulaşmak için eylemlerin artırılmasına yönelik çağrıda bulunulmuştur.

FAO’un küresel bir açlık ve sağlık sorununu işaret ederek dikkat çektiği konular değerlendirildiğinde, özet olarak giderek azalan ürün çeşitliliğine ve işlenmiş gıda, et ve öbür ürünlerin tüketiminde görülen artışa dikkat çekilmektedir. FAO’nun bu belirlemeleri çok doğru olmakla birlikte eksikleri bulunmaktadır. Yani azalan ve bozulan bitkisel ve hayvansal gıdaların sebepleri ya da sorumluları konusuna hiç girilmemiştir. Yalnızca yorum yapılırken “Tarımsal üretimden işlemeye ve perakende satışa kadar, gıda sistemlerimizin şu anki işleyişinde tahıllar gibi ana tarım ürünlerine öncelik verildiğinden, taze ve yerel gıdalar için yeterli alan kalmamaktadır. Gıda üretimindeki artış, iklim değişikliğiyle de birleştiğinde biyolojik çeşitliliğin hızlı bir şekilde yitirilmesine neden olmaktadır.” denilmektedir.

Hep aynı isimler
Oysa bu yorumun açıklaması “önceliği kâr olan uluslararası gıda firmaları getirisi yüksek birkaç ürüne yönelmekte, öbür ürünlerin yok olmasına neden olmaktadırlar” şeklinde daha gerçekçi durmaktadır. Gerçekten de günümüzdeki yemek alışkanlıkları hızla değişmekte ayaküstü atıştırılan birkaç besin çeşidini geçmemektedir. Bu besin maddelerinin üreten ve ya pazarlayan firmalara bakıldığında ise bütün dünya da aynı isimler karşınıza çıkmaktadır. Yani daha çok üretim daha fazla tüketim ve sonuç olarak daha fazla kâr her zaman öncelik olmaktadır. Oysa ki, ürün çeşitliliği sağlıklı beslenme ve çevrenin korunması açısından hayati önem taşımaktadır.
Küresel güçler, artan dünya nüfusunu ve açlık tehlikesini bahane ederek endüstriyel tarımı kuralsız ve acımasız bir şekilde dayatmışlardır. Farklı stratejilerle ülkelere dayatılan bu tarım sistemi gelenekseli, yereli hedef almış, binlerce yıllık üretim alışkanlıklarını hızlı bir şekilde tahrip etmiştir. Dayatılan bu politikaların getirdiği tehlikeleri ilk görenlerden biri ilk gıda uzmanlarından olan veteriner hekim Osman Nuri Koçtürk’tür. Koçtürk, zeytinyağı yerine soya yağını, süt yerine süt tozunu özendiren politikaların geleceği noktayı o günlerde görmüş ve her türlü baskıya karşın yetkilileri sürekli uyarmıştır. Ancak her türlü dirence karşı hazırlıklı olan uluslararası gıda kartelleri öyle görünüyor ki, kesintisiz planlarını uygulamaya devam etmektedirler. Bu durum tüm dünyada eşzamanlı sürmektedir.

Yöntem olarak, pazar olarak hedefledikleri ülkelerde yerli üreticilerin üretimi terk ederek göçe zorlanması, meraların amacı dışında kullanımına izin verilmesi, ithalat, yerel bitkisel ve hayvansal ürünlerin yok edilmesi ve sonrasında dışa bağımlı bir pazar oluşturulması klasiği kullanılmaktadır. Son on yıllardır benzer süreçler ülkemizde de yaşanmakta, geleneksel üretim kültürümüz daralmış, ithalat giderek yaygınlaşmıştır. Kırsaldan kente göç artmış, bunun sonucu olarak da özellikle büyük kentlerde sosyal, sağlık ve ekonomik sorunlar artmıştır. Sorunun çözümü için en etkili yol, merkezi hükümetin uzun soluklu tarım, hayvancılık ve gıda politikaları uygulamalarından geçmektedir. Vatandaşı sağlıklı ve yeterli gıdaya ulaştırmak anayasal olarak devletin ve uygulayıcı olarak da merkezi hükümetlerin görevi olmasına karşın halk ekmek, halk süt gibi kimi uygulamalarla yerel yönetimler de bu konuda inisiyatif almaya başlamışlardır. Yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik anlayışında son yıllarda hizmet çeşitliliği oluşmuş, temel altyapı, sosyal ve kültürel hizmetler yanında özellikle güvenilir ve yeterli gıdaya ulaşmada aracılık yapması vatandaşa dokunmanın en önemli yolu olmuştur. Bu refleks, artan gıda fiyatları ve güvenli gıda konusunda yaşanan sorunlar nedeniyle halkta önemli karşılık bulmaktadır. Yerel yönetimler bu işlevleriyle günümüzde kalkınma süreçlerinde de anahtar aktörler haline gelmişlerdir. Bu rolleri sayesinde yerel yönetimler bir yandan üretimin artmasına katkıda bulunarak yerli üreticiyi güçlendirmekte, bir yandan da kaynakların ve çevrenin korunmasına katkı sağlamaktadırr. Bu yönüyle bakıldığında merkezi otoritenin yerel yönetimlerle işbirliği yapmasının güvenli ve yeterli gıda konusunda elini güçlendireceği açıktır.

En stratejik konu
Sonuç olarak; yaşadığımız coğrafya hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi konusunda gerekli koşulları taşıyan avantajlı bir konuma sahiptir. Geleceğin en stratejik konusu olduğu değerlendirilen yeterli ve sağlıklı gıda konusunda, sürdürülebilir bir gıda politikası oluşturmaları, başta obesite olmak üzere, yaşattığı sosyal, sağlık ve ekonomik sorunlar konusunda önlemler alınması artık ertelenemez bir gerekliliktir. Dünya Gıda Günü ruhuna uygun olarak sıfır açlık ve sağlıklı gıda temini için tüm kurum ve kuruluşların eylem içinde olması toplumda önemli bir beklentidir. Bu çerçevede seçim sürecinde de sürekli dile getirilen vatandaşa yeterli ve ucuz gıda sağlanması konusunda yerel yönetimlerin inisiyatif alması için gereksinim varsa mevzuat ve kurum içi düzenlemeler geciktirilmeden yapılmalıdır.

MÜFREDAT VE FETVALARDA MEDENİ KANUN KARŞITLIĞI

MÜFREDAT ve FETVALARDA
MEDENİ KANUN KARŞITLIĞI

Mustafa SOLAK
Tarihçi – yazar

Medeni Yasa; Ulus egemenliğini, laikliği, kadın-erkek eşitliğine dayalı bir aile birliği içermesi, yargıca takdir yetkisi tanıması, dilinin sadeliği gibi nedenlerle 17 Şubat 1926’da kabul edilir, 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girer.

Medeni Yasanın getirdiği önemli haklar

1) Resmi nikâh zorunlu hale getirildi.
2) Tek eşli evlilik zorunlu hale getirildi.
3) Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlandı.
4) Tek yanlı olarak erkeklerin olan boşanma hakkı eşit koşullarla kadınlara da tanındı.
5) Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanındı.
6) Patrikhane ve konsoloslukların yargı yetkileri sona erdi.
7) Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır duruma geldi.
8) Türkiye’de hukuk birliği sağlandı.

Müfredat, ders kitapları ve Diyanet’in fetvalarında da eşitlik ve kadın hakları konusunda geriye gidildi. Ders kitaplarında ve fetvalarda Medeni Yasaya ve bu kanunun kadın-erkek eşitliği, milli birliği sağlama amaçlarına aykırı şu anlatımlar yer almaktadır:

  1. Kocaya 4’e dek çok eşli olma hakkı.
  2. Anneleri ile zifafa girilmeyen üvey kızlarla evlenilebilir.
  3. Boşama yetkisi kocaya verilmiştir, koca yetkisini başkasına devredebilir.
  4. Boşama için kocanın mahkemeye gitmesine gerek yok, “boş ol” demesi yeterli.
  5. Boşamadığı halde kasten yanlış beyanda bulunan Maliki ve Hanbeli eşini boşamış sayılıyor.
  6. Zifaf gerçekleşmeden yapılan boşama geçerlidir.
  7. Kadını âdetli iken boşamak geçerli.
  8. Çocuk olmaması boşanma sebebi sayılıyor.
  9. Mirastan kız çocuklara, erkeğin yarısı kadar pay verilir.
  10. Evlatlık ile evlat edinen arasında mirasçılık ilişkisi yoktur
  11. Kadının “açmasına izin verilen avreti; yüzü, bilekleriyle birlikte elleridir”,
  12. Mezheplere göre avret yeri, farklı düzenlendi.
  13. Elbise, karşı cinsin dikkatini çekmemeliymiş.
  14. Mirasçı, farklı dinden ise mirastan pay alamaz.
  15. Kadına bakmak haram.
  16. Kürtaj “cinayettir” yaklaşımı var.
  17. Estetik yasak.
  18. Tekfir eden (dinden çıkan) erkekse Müslüman bir kadınla evlenemez.
  19. Dinini ve ahlakını beğendiğiniz dünürün oğluna kızınızı vermezseniz yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olurmuş.
  20. Kadın, eşinin sevmediği kimseleri evinize sokmamalı ve hoşlanmadığı kimselerle konuşmamalı imiş.
  21. ….

Milli birlik ve emperyalizme direnmek için mücadele edilmeli

Eğitimdeki ve fetvalardaki bu ifadelere karşı son 1,5 yıldır CKD ve Türk Kadınlar Birliği dışında çaba sarf edene rastlamadım. Kadının özgürlüğü erkeğin özgürlüğüdür. Erkeği önce ana yetiştirir. Dahası ülkemiz, ABD ile enstrümanları PKK ve FETÖ ile mücadele ederken milletin arasına ayrılık sokmak yanlıştır. Kadını erkeğiyle milli birlik halinde emperyalizme direnebiliriz. Mücadele edelim.

Kadın-erkek eşitliği için şunlar yapılabilir:

a. Müfredat ve ders kitapları kadın-erkek eşitliği yönünden incelenmeli ve cinsiyet eşitliğine uygunluğunun denetimi yapılmalı.
b. Kadınlara yönelik ayrımcılık içeren ifadeler müfredat ve ders kitaplarından çıkarılmalı.
c. Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimin tüm kademelerinde zorunlu ders olarak yer almalı.

NOT: Müfredat ve ders kitaplarındaki Medeni Kanun’a karşıtlığa ilişkin, “Gayrimilli Eğitim” ve “Diyanet’in Fetvaları” kitaplarım okunabilir. Daha da önemlisi mücadelede değerlendirelim.