Yeniçağ gazetesinin sorularına verdiğim yanıtlar

Yeniçağ gazetesinin sorularına verdiğim yanıtlar

İran’a yönelik Amerikan ambargosuyla ilgili olarak Yeniçağ gazetesinin sorularına verdiğim yanıtlar aşağıda özetlenmiştir:

Türkiye’nin güvenlik, siyasal, ekonomik çıkarlarını engelleyen ambargoların hangileri olduğunun belirlenmesi gerekiyor. Bunların kaldırılması için neler yapılabilir, bunları düşünmemiz gerek. Yoksa, ABD’nin İran’a koyduğu ambargodan Türkiye bir süreliğine muaf (bağışık) kaldı diye sevinmek bence çok yerinde değil. Bir bütün olarak bakalım. Şu anda Türkiye’yi etkileyen ambargolar nelerdir? Soydaşlarımızın oluşturduğu KKTC’yi etkileyen ambargolar hangileridir, nasıl kaldırılır bunlara kafa yormamız lazım.

İran’a yönelik ambargo Orta Doğu’daki dengeleri ister istemez etkileyecektir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken kimi konular var. Öbür ülkelerin tepkileri ne olacak? İran’ın bu ambargoları telafi etme olanakları ne olacak? Avrupalılar da bu ambargolara karşı olduklarına göre İran’ın bu sıkıntısını hafifletecek önlemler alabilirler mi? Şunu da unutmamalıyız ki, BM’de alınan bir ambargo kararı olmadıkça ülkelerin tek tek aldıkları ambargo kararlarının etkisi sınırlı oluyor. Ambargoyu koyan devlete de olumsuz etkisi oluyor. Türkiye’nin de buradan ders çıkartması gerekiyor.

ABD’nin ve Avrupalıların özellikle KKTC’ye uyguladıkları ambargolar çok önemli.

Spor ambargosu bile uyguluyorlar. Ekonomik, ticari, ulaşım buna benzer ambargolar var. Bunları gündeme getirmek gerekiyor. Bunlara yeterince tepki göstermedik.

Kıbrıs’la bağlantılı olarak AB’nin Türkiye ile müzakere başlıklarından sekizine ambargo koydu. Fransa 5 maddeye ambargo koymuştu, sonra geri çekti, Kıbrıs Rum Kesimi 6 müzakere başlığına ambargo koydu. O bakımdan ambargoya karşı çıkarken tepkimizi İran ambargosuyla sınırı tutmak doğru değil. Bunların hepsini bizim masaya yatırmamız gerek.”

Saygılar, sevgiler, 13.11.18

Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. / Halk Sağlığı Uzmanı,
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,

ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

AKP, TTB’den ve Türkiye’den Ne İstiyor??
Okumak ve okutmak için üstünde veya bunu ⇒ tıklayın..

  • Erdoğan, Atatürk yontularına ve düşüncelerine saldırıları neden net olarak kınamıyor??
  • DİB Başkanı yerine biz utanıyoruz.. Başkan Türk’e karşı, Yunan yandaşı mı yoksa?!
  • Erdoğan, 2019 aylığında %26 artışı kaldırmalı, en az %10 indirim yapmalı,
    enflasyonla topyekun mücadelede halka örnek olmalı! Ya da çalışanlara aynı zam!
  • Bir de, olağanüstü yetkileri varken TBMM’de bile, kendisine “soru” sorulamamasını demokratik hukuk devleti ile bağdaştırmak olanaklı mı? Erdoğan neden korkuyor-kaçıyor?

REJİM TIKANMIŞTIR!
Başlıklı makalemizi okumak için üstünde tıklayınız..

10 Kasım 2018 günü verdiğimiz “100 üncü Yıla 5 Kala” başlıklı konferans yansılarımızı izlemek için lütfen tıklayınız

10 Kasım 2018 günü Anıtkabir’i ziyaret edenler 1,5 milyonu geçerek tüm zamanların rekorunu kırdı sanıyoruz. Biz gece 21:00 dolayında orada idik ve insanlar “hala” dalga dalga Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu eşsiz öncü – devrimci Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘e saygılarını sunmak üzere gelmekteydi. Vefalı Türk Ulusuna teşekkür ederiz. Türkiye sahipsiz değildir; milyonlar Cumhuriyete kol kanat germektedir. Herkes bu gerçeği böylece bilmeli ve kabul etmeli. Politik psikolojik ağırlık Cumhuriyetçilerde.. AKP’liler – AKP’ciler dikkate almalı; Cumhuriyete saldırmayı bırakmalı!


(Cumhuriyet, Behiç Ak, 15.11.18)

15 Kasım 2018 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1
(Emre Ulaş, Yeniçağ, 15.11.18)

Basic Philosophy of Medicine & Health Services..  
please click on..
(Phase I, Lecture slides for International Medical School of Ankara University..)
****
Cumhuriyet Ä°MECESÄ°29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” nedeniyle, Pembe Köşk olarak bilinen  İSMET İNÖNÜ EVİ27 Ekim – 02 Aralık 2018 arasında her gün 10.00-12.00  ve 13.00-17.00 arasında okullarımızın ve halkımızın ziyaretine ücretsiz olarak açılacaktır.
Özden Toker İNÖNÜ
****
Erdoğan
ANDIMIZA karşıt çıkışı özellikle yükseltiyor… 3 amacı var :
1- Danıştay’a gözdağı vererek İdari Dava Daireleri Kurulunda görüşülecek olan Milli Eğitim Bakanlığı temyiz davasını etkilemek istiyor; davranışı açıkça Anayasaya aykırı! (md. 138/2)
2- Erdoğan ayrıca, AKP’nin akıldışı politikaları ile yaratılan, Ülkemizi – Ulusumuzu YAKAN – YIKAN EKONOMİK BUNALIMI mutlaka kamuoyu gündeminden düşürmek istiyor..
3. olarak Erdoğan, yaklaşan yerel seçimlerde MHP ile olası sorunlar nedeniyle hem HDP’ye göz kırparak flört öneriyor, hem de HDP tabanından oy devşirmek istiyor.. HDP net tutum alır mı?

Andımızdaki “Türk’üm” sözcüğü, birilerine batıyor ve gerekçe komik; ‘Bu ülkede yalnızca Türk yokmuş.’ Yüce önder Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir” tanımını anlayamayan boş kafalar; bu ülke halkı Arap değil, neden ezan Arapça okunuyor?! Fransa’da, İngiltere’de, ABD’de, Almanya’da… salt Fransız – İngiliz – Amerikan – Alman mı var; yoksa bu ülkelerde yaşayan tüüüüüüm etnisitelerin ortak yurttaşlık üst kimliği mi var?? Örneğin, neden Cezayir kökenli bir Müslüman “ben Fransızım” diyebiliyor? Hepsi asimile edildi de tek bizim Kürtçüler mi en uyanık kaldı!? Kürt kardeşlerimiz Kürt kökenli Türk’türKürtlerimiz, emperyalizmin maşası Kürt ağalarının feodal sömürüsünden, önce Uluslaşarak kurtulacak.. Etnik milliyetçilik tuzağına düşmeyecek; herkese demokrasi ve insan hakları; şu ya da bu etnisiteye değil.. eşit yurttaşlık değil YURTTAŞLARIN EŞİTLİĞİ!
*****
* TEK ADAM’ın ilk 100 günü tam bir fiyasko!
Elektirik 5 kez, doğal gaz 4 kez zamlandı. 100 liralık ücret, enflasyon canavarı ile 70 liraya indirildi. Resmi işsiz sayısı 6 milyonu aştı.. asrın liderinin 100 günlük saltanatında. Şimdi sıra, bu açık çıplak gerçekleri yazıp hesap sormak isteyenleri türlü biçimlerde susturmakta.
AKP zengin ettiklerine = dinci rantiyeye SERVET VERGİSİ koyabilir mi AKP?
Ya da yoksul halka mı yıkıyor yarattığı bunalımın ağır bedelini! Yanıt çok net değil mi
ey halkımız?! Vergilerin 2/3’ü adaletsiz – acımasız dolaylı vergi!

  • Doları düşürdük” diye halkla / aklımızla alay etmek yerine; acımasız ve orantısız, halkı yakan ama sermayeyi kollayan elektirik – doğalgaz zamlarını kısmen geri alın..

Sevgi ve saygı ile. 15 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

  • SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) eğitimimizi tamamladık (10.08.18).
    Tez savunması pp yansıları için tıklayın AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
    Tezi kitaplaştıracağız, kapsamlı özetini önümüzdeki günlerde sitemizde paylaşacağız.
    Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli!

Önceki yazılarımızdan                              :

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/ 

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim 
“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

 

DOKTORLAR..

DOKTORLAR..

Ataol BEHRAMOĞLU
Cumhuriyet
, 14.08.18

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Doktor (ya da hekim), pek çok anlam ve çağrışım içeren bir sözcük… 
Hepimizin, herkesin yaşamının bir döneminde bir doktor, doktorlar vardır.. 
Onlar en çok gereksinim duyduğumuz, yaşamlarımızı emanet ettiğimiz, tanılarını ve önerilerini can kulağıyla dinlediğimiz bir mesleğin mensuplarıdır. 
Bir toplulukta bir doktorun bulunuşu güven kaynağıdır. 
Herhangi bir yerde, örneğin bir uçak yolculuğunda, aramızda bir doktor var mı denildiğinde, herkes bir kahramanın, bir kurtarıcının ortaya çıkmasını bekler gibi dikkat kesilir… 
Zorlu, çileli, uzun süreli bir eğitim sonrasında doktor titrini kazanan kişi, insanların en çok gereksinim duyduğu, en çok çaba ve özveri gerektiren bir mesleğe adım atmış demektir. 
Onun artık gecesi ve gündüzü birbirine karışacak; her an, her zaman, her yerde, her koşulda, mesleğini insanların hizmetine sunmak üzere denebilir ki hazır olda bekleyecektir… 
Bunları yalnızca genel geçer bilgiler olarak değil, çocukluğumdan bugünlere, kişisel deneyimlerimin, gözlemlerimin sonucu olarak da söylüyorum. 
Her meslek alanında olduğu gibi bu alanda da mesleğin hakkını veremeyen, gereklerini yeterince yerine getirmeyen kişiler mutlaka vardır ve olacaktır. 
Fakat doktorluk alanında bunun ben, başka bütün mesleklere oranla, en küçük sayıda olacağından kuşku duymuyorum. 
Çünkü doktorluk mesleği, ona layık olmamayı en az kaldırabilecek mesleklerin en başında gelmektedir…
***
Her yerde olduğu gibi yakın zamanlara dek bizde de gereken saygıyı gören bu meslek, günümüz siyasal iktidarı döneminde horlanmakta, aşağılanmakta, değersizleştirilmek istenmekte ve mensupları, ne bizim tarihimizin ne de bütün insanlık tarihinin hiçbir döneminde görülmüş ölçüde saldırı ve cinayetlerin hedefi olmaktadır. 
Böyleyken, siyasal yönetimin hiçbir kademesinden bu vahim yozlaşma ve cürüm ortamıyla ilgili bir kaygı ve kınama sözü duyulmamakta, önlem alınacağına ilişkin bir girişim görülmemektedir. 
Tam tersine, bu siyasal iktidar, en saygın bir meslek kuruluşu olan Türk Tabipleri Birliği yöneticilerine karşı bu yıl Ocak ayında, söz konusu olan bir suç örgütüymüşçesine barbarca bir saldırıda bulunmuş, yükselen tepki üzerine geri adım atmak zorunda kalmıştır. 
Aslında artık var olmayan, göstermelik TBMM’nin ilgili komisyonunda, geçen hafta iktidar partisi temsilcilerinin oylarıyla kabul edilen bir yasa önerisinin 5. maddesi ise, doktorluk mesleğinin bu iktidarın elinde nasıl bir oyuncağa dönüştürülmek istendiğinin son bir örneğidir… 
Maddenin içeriği özetle, Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden çıkarılan doktorların, kamuyla bağlantılı hiçbir kurumda çalışamayacağı, yazdıkları raporların da adli ve idari geçerliliği olamayacağıdır.
***
OHAL resmen sona erdi. 
Kanun hükmünde kararnamelerin nasıl keyfi, insan haklarını tanımaz uygulamalara yol açtığı sayısız örnekle gözler önünde. 
Buna karşın her yaştan binlerce hekimin nice emek ve umutla elde ettiği, nice emek ve özveriyle sürdürdüğü meslekleri; kanun hükmünde kararname denilen, ne olduğu, nasıl kotarıldığı belirsiz ucube bir yasa taslağı ve uygulamasıyla ellerinden alınmış ve alınmaktadır. 
25 yıldır acil tıp uzmanı olarak çalışan bir doktor, kendisini kimin terörist olarak suçladığını bilmediğini, kamudaki işinden atıldıktan sonra özel hastanede bulduğu işini de kaybetmekten korktuğunu söylüyor. 
Aynı ucubenin mağduru bir başka doktor, özel hastanelerin de kendilerine iş vermekten çekindiğini belirtiyor. 

  • Siyasal yönetimin doktorluğa ve doktora karşı açtığı savaşım giderek daha da vahimleşmektedir. 

Tıp eğitimi ve doktorluk mesleği ağır darbeler almış ve almaktadır. 
8 Kasım tarihli gazetemizin ilk sayfasında Hekimlerin Çığlığıüst başlığı yer alıyor. 
Bu çığlığa kulak vererek Türk Tabipleri Birliği öncülüğündeki direniş eylemlerine destek olmak, varlığını ve özgürlüğünü demokrasiye borçlu bütün kişi ve kurumların acil görevidir.
================================

Dostlar,

Teşekkürler değerli dostumuz Prof. Ataol Behramoğlu’na..
Bu utanç verici saldırıların artık durması gerekiyor..
AKP iktidarı saçmalıklarına son vermeli ve ülkeyi akılcı (rasyonel) yönetmeye geçmeli

  • Meslek örgütümüz TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği) ve hukuksuz biçimde mağdur edilen hekim meslektaşlarımızın yanında ve arkasındayız.

Hukuk devletinde, suçu kanıtlanana dek herkes masumdur, buna hukukta, insan hakları öğretisinde (doktrininde) “masumluk – masumiyet karinesi” denir ve evrensel bir temel ceza, insan hakları ve Anayasa hukuku kurallarındandır.

Anayasa md. 38/3 : Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

OHAL döneminde çoğu sağlıksız KHK’lar ile mağdur edilen – işten atılan yüz bini aşkın kamu görevlisinden kabaca 1/10’u ancak görevlerine dönebilmiştir. Kurulan Komisyon kaplumbağa hızıyla ilerle(yebil)mektedir. Oysa geç kalan adalet, adalet değildir! Bu OHAL başvurularını inceleme komisyonu, AHİM’e başvurunun önünü kesmiştir. O halde sayısı hala yüz bin dolayında olan bu dosyaların hızla ve fakat mutlaka ADİL BİÇİMDE – HUKUKA SAYGI ve BAĞLILIK ile sonlandırılması zorunludur. Ancak bunun ardından insanlar yönetsel (idari) yargıda hak arayabilecektir..

Ne idüğü belirsiz 15 Temmuz olayından sonra AKP ülkeyi tar-u mar etmiştir.
Gün olur her şey açığa çıkar.. Bunun için uğraşmak ve zorluklara direnmek gerekir..
Hekimler bu bilinç ve örgütlülüğe sahiptir..

  • Unutulmasın;
  • TIBBİYE (1827) – HARBİYE (1834) – MÜLKİYE (1859) bu ülkenin sacayağıdır..

Bu kadim kurumlara Donkişotça saldıranların kılıçları er ya da geç kırılmıştır

Tarihe bakınız, kolaylıkla göreceksiniz..
Biz, üstelik, bu 3 şapkadan 2’sine birden sahip bir Tıbbiyeli – Mülkiyeli olarak uyarıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 14 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

‘Makyavelizm ve Türkiye’

Toplumların kendilerini ezen, çağdışı (teokratik, totaliter…) iktidarları değiştirmek için başlattığı haklı isyanlar tarihte yerini almıştır. Ancak bir de kişisel tatmin için iktidarı ele geçirmeyi hedefleyenler vardır. Böyleleri toplumu kendine benzetmek, aynı dinsel inanç ve geleneğin sürdürülmesini ister. Tek tip düşünen ve yaşayan bir toplum yaratmaya yönelik tüm devlet gücünü sonuna dek kullanır. Bunun için de yalan, baskı ve korku atmosferini toplumun üzerine örter. 
Demokrasi ve eleştiriyi asla kabul etmeyenlerin fikir babasının Machiavelli olduğu söylenir. Aslında onun da bir fikir babası vardır: Sicilya Kralı Agathoktles. Bu kral (MÖ 361- MÖ 289), siyasal iktidar olmak için sürekli yalan söyleyen, halkını ezen, türlü dolaplar çeviren biridir. İşte Machiavelli de onun ardılıdır. 
Machiavelli (1469-1527), iktidar sahiplerinin bir tiyatrocu gibi rol yapmalarını önerir. Sahneyi meclise, halkını da koyun sürüsüne benzetir. Hatipliği ise demagojiye dönüştürür. Güçlü insanlara ve devletlere karşı yumuşak huylu olmayı öğütler. İnsanlara bilmek istediklerini değil, duymak istediklerini söyleyin, der. Kısacası bir toplumu yozlaştırarak, gericiliğe ve suskunluğa iteler. Tıpkı Oblomov gibi, tembellik içinde yaşamalarını ister.

En önemli güç 
Günümüzde ise bir toplumun etkisizleştirilmesinde yararlanılan en önemli güç, medyadır. Sözgelimi, Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels’in (1897- 1945) şu sözleri size hangi siyasi iktidarı anımsatıyor? 

  • Hatalı olduğunuzu asla kabul etmeyin.
  • Her şeyin suçlusu olarak daima bir rakibinizi suçlayın.
  • Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk yaratayım.
  • Sürekli yalan söyleyin ve başkalarını karalayın.
  • Halkın sizi eleştirmesini engellemek için onu boş şeylerle meşgul edin.
    ***
    Bunların içinde 16 yıllık AKP iktidarını çağrıştıran ne çok örnek var değil mi?
    Hepsini sıralamaya kalksak, inanın kitaplara sığmaz. Yine de bazılarını anımsayalım:
     

    – Emevi Camisi’nde namaz kılacaktık sözde.
    – Bir dolar, bir lira olacaktı. Sonucu biliyorsunuz.
    – Döviz kurları karşısında Türk Lirası’nın değer yitirmesinden sonra gelen zamlar, sürekli artan fiyatlar…
    – Seçimlerde elektrik trafolarına giren hain kediler…
    – Çuvallar içinde kaçırılan oy pusulaları
    -Sürekli aldatıldık diye günah çıkarmalar…
    – Ne istedin de vermedikten sonra hain ilan edilenler…
    – Sözde mahkemelerle, Türk Ordusu’nun onurlu askerlerinin hapislerde çürütülmeleri…
    – İğneden ipliğe dek her şeyin ithal edilmesi…
    – Hepsi bir yana, ülkemizde, güvenebileceğimiz bir adalet var mıdır? 


    Buraya dek olanları hep yaşıyoruz, biliyoruz. Peki, halkımızın, yaşadığı sorunlara olan duyarsızlığını nasıl açıklayacağız? Ne diyordu J. Goebbels:
     

  • “Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk yaratayım.” Ülkemizde, kitap okuma oranı, ulusal dergi ve gazete tirajları, Batılı ülkelere göre çok düşüktür. Yani okumayan, öğrenmeyen, merak etmeyen bir toplumuz. Bunun üzerine bir de eğitimli insandan korkan sözde üniversite hocalarını düşünün. Son yıllarda toplum olarak resmen uyuşturulduk, diyebiliriz.

Kadın ölümleri 
Medyanın çok büyük bir bölümü AKP tarafından dönüştürülmüş bir durumda yayın yapıyor. Medya, halkımıza iktidarın yanlışlarını göstermek yerine, her yaptıklarını alkışlayarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Televizyonların karşısında uyduruk dizileri izleyen, yanlı haberlerle, hükümete olan bağlılığını koruyan sanal bir kitle yaratıldı.
Sanki yapay bir zekâ, herkesi kontrol ediyor. 

Ülkenin neresinden baksanız sorunlar çığ gibi karşımızda duruyor. Çocuk istismarları…
Kadın ölümleri… Eğitimi imam hatiplere dönüştürme planları…
Atatürk’ü unutturma çabaları…
Tüm bunlar belleklerde kalmasın diye, medyanın dikkatleri başka yöne çekme çabaları
halen sürüyor.

  • AKP, eline geçirdiği medya gücüyle, toplumu dönüştürüyor, uykuda yaşatıyor.

Kendisine soru sorulmasını ve eleştirilmeyi asla istemiyor, AKP. Soru sormayalım ama bu gerçekleri ne yapacağız? Ensar Vakfı’nda yaşanan sapıklığı unutabilir miyiz?
Peki, Soma faciası?
Bavullarla kara paraların İsviçre’ye ve bazı Ortadoğu ülkelerine götürülmelerine ne demeliyiz?

Bir siyasi iktidarı halkın gözünde, hatalarını göstermek istiyorsanız, onların para trafiğini takip edeceksiniz. Paranın gelişi-gidişi, nerelerde ve kimlerle bağlantı sağlandığını belgeleyeceksiniz. Bu yapılmazsa ülkeyi daha da zor günler bekliyor. Yalan üzerine kurulu bir iktidar,
adaleti de tekeline aldığında bunun adı totaliter rejim olur. 

Muhalefet ve özgür basının bu konuda göstereceği çabalar çok önemlidir.
Yeterince güçlü ve etkin bir muhalefeti / aydınları / sanatçıları / gençleri olmayan bir toplumun ezilmesi kaçınılmazdır. 

Yazımızı bilge Konfüçyüs’ün şu sözleriyle bitirelim:

  • Adaleti anlamayan adaletsiz olur.
  • Yalan söyleyenler, doğru söyleyenlere inanmazlar.  

Tufan Erbarıştıran
Cumhuriyet
, 14.11.18

TTB : Bu yasa teklifi çalışma barışını bozar

TTB: Bu yasa teklifi çalışma barışını bozar

Hepiniz gibi bizler de Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Tabip Odaları ile diğer meslek kuruluşları o günden beri teyakkuz halinde bu torba yasanın geri çekilmesi için mücadele ediyoruz. Bu amaçla nöbetler tutuyor, meydanlarda bildiriler dağıtıyor, TBMM’de grubu bulunan siyasi parti temsilcileriyle görüşüyor ve düzenli basın açıklamaları yaparak kamuoyunu aydınlatıyoruz. Bu yazıda, bu yasa teklifi getireceği belli başlı tehlike ve anayasaya aykırılıklara değinilecektir. Yasa teklifi, Türk Tabipleri Birliği ve öbür meslek kuruluşlarının görüşü alınmadan hazırlanan bir tekliftir. Birçok yönüyle evrensel insan haklarına ve anayasaya aykırılıklar içermektedir

Sağlık çalışanına karşı kasten suç işleyenlerin polis tarafından alıkonup savcılığa sevk edilmesi şeklindeki değişiklik, göz boyamanın ötesine gitmeyecektir. Önleyicilik içeriğinden yoksun, etkisiz bu düzenleme sağlık çalışanlarının şiddete karşı yıllardır çıkardığı çığlığa kulak tıkandığı izlenimi vermektedir. O yüzden 24. madde, şiddetin önlenmesine yönelik bir içerik taşımamaktadır. Çözüm, TTB’nin dünya örneklerinden yola çıkarak hazırladığı ve TBMM Başkanlığı’na sunduğu Sağlıkta Şiddet Yasası’nın bir an önce çıkarılmasıyla sağlanır. 
Bu madde, OHAL dönemi ürünü bir uygulamanın yasallaştırılarak kalıcı duruma getirilmesi girişimidir. 

Meslek örgütlerini işlevsiz kılan 11. ve 21. maddelerin içeriğine bakıldığında meslek örgütüne üyelik biçimsel ve işlevsiz hale getirilmektedir. 

Hastane başhekimi, öğretim elemanları ve diğer üniversite personeli ile en çok üç yıl süre ile sözleşme imzalayabilecektir. Bu düzenleme, anayasanın 130. maddesi uyarınca öğretim üyelerinin özlük hakkının, yetki ve sorumluluklarının yasa ile düzenleneceği ilkesine aykırıdır.

Aile hekimliği 
Aile hekimliği uygulamalarını yürütecek aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının çalışmaları 72 yaş olarak düzenlenmişti. Bu maddeyle yaş sınırı 65’e çekiliyor. Bu madde ile yaş ayrımcılığına dayalı bir düzenleme yapılmıştır. Bilindiği gibi özel sektörde bir yaş sınırı yoktur. Aile hekimlerinin işveren olabileceğine dair düzenleme ile Birinci Basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmeye çalışıldığı açıkça ortaya çıkmıştır. Yine aile hekimlerinin izinlerinin yıl içinde kullanılması zorunluluğu getirilmiştir. Aile hekimlerine tanınan yıllık kongre izinleri de 10 günden 5 güne indirilmiştir.

Saydam biçimde hazırlanmalı 
Bu yasa önerisi ile getirilen yeni düzenlemeler sağlık ortamında çalışma barışını bozmasının yanında Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yaptığı tahribatı ölümcül bir hale getirme niteliği taşıyor. O yüzden TTB, Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Eczacılar Birliği gibi meslek kuruluşlarını yakından ilgilendiren bu torba yasa alt komisyona geri çekilerek tüm paydaşlarla yeniden şeffaf biçimde hazırlanmalıdır. Türk Tabipleri Birliği 5 Kasım Pazartesi gününden başlayarak tasarıya karşı kamuoyu oluşturmak için ülke çapında protesto gösterilerine başlamıştır. Komisyonda gerek başkanımız gerek hukukçularımız karşı geldiğimiz noktaları TBMM Komisyon üyelerine anlatmaktadır.

Tabip Odalarında, meydanlarda nöbetler tutulup forumlar yapılarak halka propaganda çalışmaları yapılırken merkez metro istasyonlarında da bildiriler dağıtılmaya başlanmıştır.

Nöbet ve öbür eylemlerimiz, yasa tasarısı geri çekilene dek sürecektir.

Dr. ALİ ÖZYURT
TTB Yüksek Onur Kurulu Üyesi