“Güçlendirilmiş parlamenter sistem”

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” ve “sivil anayasa”, Anayasa tartışma ve atışmalarında en çok kullanılması muhtemel iki kavram.

Demokratik muhalefet partileri, güçlendirilmiş parlamenter sistem (GPS) üzerine çalışmalarını yürütürken, anayasa sayfasını 16 Nisan 2017’de kapattıklarını sürekli vurgulayan Cumhur İttifakı, “sivil anayasa” sloganı ile gündeme katıldı.

“Sivil anayasa” da, öyle: yaklaşık yüzyıldır yapılan siyasal anayasa ve sosyal anayasa ayrımına çevresel anayasa kavramı eklenmiş olsa da anayasalar, “toplumsal sözleşme” temelinde doğaları gereği sivil metinler.

KAĞIT ÜSTÜNDE BIRAKMAK…

Öncelikle, şu ana çelişki kayda değer: “sivil anayasa” sloganı sahipleri, 2017’de kendi koydukları hükümler dahil, Anayasa’yı sürekli çiğniyor. Anayasa Mahkemesi gibi Cumhuriyet’in temel organlarını kaldırmayı önerebiliyor.

Bu ana çelişki, haliyle, tutarlılık ve samimiyet sorununu gündeme getiriyor. Yürürlükteki Anayasa ihlalini sistematik hale getiren Cumhur İttifakı, “sivil anayasa” ile ne yapacak? İşte üçü:

>> GPS yolunda oluşacak ittifakın önünü kesmek, perdelemek ve çelmelemek.

>> Tek kişi yönetimini daha da pekiştirmek için Anayasa’yı , “keyfi yönetim aracı” haline getirmek.

>> Türkiye Cumhuriyeti’ni sadece kâğıt üstende kalan bir kavrama indirgemek.

AMACA GİDEN YÖNTEM

Şefe biat kültürüne dayalı bir toplum oluşturmak amacıyla bilgi kirliliği yaratmak, kavramları çarpıtmak ve demokrasi yanlılarını sindirmek.

Sözüm ona “sivil anayasa” savunucuları, parlamenter rejimin geriye gidiş olduğu cehaletini sergileyebiliyor.

Oysa, olmayan “kabine toplantıları” bile, en kötü parlamenter rejimin, bugünkü tek kişi fiili yönetiminden daha iyi olduğunun bir göstergesi.

O denli keyfi bir yönetim ki, Covid-19 önlemleri konusunda Bilim Kurulu önerilerini bile karartabiliyor.

Özetle, özgürlük ve haklar, Anayasa güvencesi altında olsa da, erkler tek kişide birleştiği için, devlet erkleri, varlık nedenlerini yadsıyarak özgürlükleri boğmakla meşgul.

  • CHP’nin, “128 Milyar dolar nerede?” afişlerini bile TOMA’lar eşliğinde toplatan bir yönetim, halka ne yapmaz?

Nitekim Bilim Kurulu önerilerini hiçe sayarak, kitlesel ölümleri seyretme havasında.

DEMOKRATİKLEŞTİRİLEN TBMM

Bu karanlık tablo karşısında, demokratik rejime dönüş çalışmalarında şu üç hususa dikkat etmek gerekir:

Bugünü iyi tanımlamak: Değinildiği üzere, Anayasal düzlemde demokratik olmadığı gibi, uygulamada, fiili ve keyfi öğeler ağır basıyor.

Başta CHP gelmek üzere, muhalefet partilerinin aradığı, aslında “demokratik hukuk devleti”nin parlamenter rejim ekseninde yeniden inşasıdır. Bu nedenle, Anayasa değişikliğini “rejim/sistem” arayışına indirgemeksizin hedefi, demokratik anayasa olarak koyma gereği var.

Eskisine dönüş algısını önlemek için parlamenter rejim/sistem yerine “güçlendirilmiş parlamenter sistem” deyimi kullanılıyor olsa da çekinmeden parlamenter rejim/sistem diyebilmeli; zira, hangi sıfatla kullanılırsa kullanılsın, rejim/sistem tasarımı, demokratik hukuk devleti ekseninde anlamlandırılmalı.

Doğal olarak birbiriyle yarışma halinde olan demokratik muhalefet partileri, demokratik hukuk devleti anayasal ortak paydaları ve hedefinde birleşmeli.

Bunun için, öncelikle anayasal denge ve denetim düzenekleri somut biçimde ortaya konulmalı;

Sonra, hesap verebilir bir hükümet düzenekleri somutlaştırılmalı;

Nihayet, yasama-yürütme-yargı erklerinin her birinin kendi görev ve yetkilerini kullanmasına elverişli bir yapısal düzenleme açıklığa kavuşturulmalı.

Bu çerçevede TBMM, demokratikleştirilebildiği ölçüde güçlü olur ve görevlerini özerk bir biçimde yerine getirir. Hükümet istikrarı için, kurulması kolay ve düşürülmesi zor düzenleme, aklileştirilmiş veya güçlendirilmiş parlamenter rejim çerçevesinde düşünülmeli; yargı ise, mutlaka bağımsız olmalıdır. Bunları sürekli tartışmalıyız.

Köy Enstitüleri, bir mektup ve fotoğrafın hikâyesi

Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı - 24SaatGazetesi

Erdal ATICI
KÖY ENSTİTÜLERİ VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI BAŞKANI

Cumhuriyet, 17 Nisan 2021

Türk eğitim tarihinin en önemli fotoğraflarından biridir bu fotoğraf. Aynı zamanda Cumhuriyetin eğitime, özellikle de kızların eğitimine verdiği önemin belgelerinden biridir.

Yer: Hasanoğlan Köy Enstitüsü

Köy Enstitülerinin kurucuları, Cumhurbaşkanı İnönü, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, Enstitünün idare binasının önünde oturmuşlar, kız öğrencilerden biri onlara şiir okuyor, hepsi dikkatle dinliyor…

Yüzleri aydınlık ve umutlu…

Bu fotoğraf Köy Enstitülerinin arkasındaki çelik gibi sağlam iradenin fotoğrafıdır bir bakıma…

Bu belleğimize kazınan ve çok yerde karşılaştığımız fotoğrafın izini sürüyordum kaç zamandır. Fotoğrafı kimin çektiği belli değildi, kız öğrenci kimdi, merak ediyordum.

Köy Enstitüleri ile ilgili fotoğrafların birçoğunu Tonguç kendi fotoğraf makinesiyle (o makine İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı’nda sergilenmektedir) çekmiştir. O nedenle, kendi yoktur fotoğraflarda. Bir de Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğretmenlerinden Mustafa Güneri’nin fotoğrafları anlatır bize Enstitülerdeki destansı çalışmaları…

Bu fotoğrafın onlara ait olmadığını saptamıştım.

Geçtiğimiz günlerde, Hasanoğlan Köy Enstitüsü çıkışlı, Aşır Ergin Bölük’ten bir mektup aldım. Bölük, mektubunda önce Avanos’a bağlı Genezin (Özkonak) köyünden Eğitmen Cemal Bölük’ün oğlu olduğunu, kendisinden başka üç kardeşinin de (Meliha, Faruk, Mustafa) Köy Enstitülerinden mezun olduğunu anlatıyor. Sonra da Enstitüye girişinden ve öğrenciliğinden söz ediyordu.

Aşır Bölük, köyünden 5 arkadaşıyla birlikte 10 Ağustos 1940 tarihinde Kayseri Pazarören Köy Enstitüsü’ne kayıt yaptırıyor. İkinci sınıftayken, yeni kurulmakta olan Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne 20 kişilik bir ekiple katılıyorlar. Pazarörenliler adına bir bina yapıp teslim ediyorlar. Ödül olarak, Eskişehir, Balıkesir, Savaştepe Köy Enstitülerine bir gezi yapıyorlar. Bu arada, Hasanoğlan’da öbür Enstitülerden gelen ekiplerden, türkü, şarkı, halk oyunları öğrenip, Pazarören’e döndüklerinde bir eğlenti düzenleyip öğrendiklerini sergiliyorlar.

BELGE NİTELİĞİNDE MEKTUP

Bugün Nevşehir’e bağlı Özkonak, o zamanlar Kırşehir’e bağlı. Hasanoğlan Köy Enstitüsü açılınca, Pazarören’de okuyan Kırşehirliler, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne aktarılıyor. Aşır Bölük de 3. sınıfta Hasanoğlan’a geliyor…

Aşır Bölük mektubunda önce fotoğraf makinesini nasıl aldığını, sonra da o fotoğrafı nasıl çektiğini anlatıyor:

“1942 yılı, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde okul eğitim amaçlı tüfekle atış yaptırdı. Bu atışta 800 öğrenci içinde 3 mermide hedefe atışla 11-12-12 vurdum ve birinci seçildim. O zaman okul bana törenle bir Agfa fotoğraf makinesi hediye etti. Arkadaşların resmini çekerdim. Bu arada Abdullah Özkucur Ağabeyimin de çok resmini çektim. Yine 1942 yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç geldiler, kız kardeşim Meliha Bölük öğrenci, konuklara okumak için bir şiir yazmış, o şiirini okurken, ben de o anın resmini çekme şansı buldum.

Şiirinin bir bölümü şöyleydi:

‘Atamız geliyor hele bir bakın
Yolunda engeller gelmesin sakın,
Atamız geliyor ileri akın,
Ulu önderimize gidelim.’

İnönü, bir çam fidanını göstererek bana menşeini sordu. ‘Barajdan geldi efendim’ dedim.”

Aşır Bölük bundan sonra o fotoğrafın birçok yerde kullanılmasından duyduğu mutluluğu da dile getiriyor ve “Enstitüler, on yıl daha devam etseydi memleketin çehresi değişirdi” diyor.

Bugün Marmaris’te yaşayan Aşır Bölük’ün bu güzel ve belge niteliğini taşıyan mektubunu aldıktan sonra kendisini telefonla aradım. 94 yaşında olan bu değerli öğretmenimizden fotoğraftaki kız öğrencinin, kız kardeşi Meliha Bölük’ün de hayatta olduğunu öğrendim.

Geçtiğimiz hafta O’nu da aradım. Bugün 90’lı yaşlarında olan Meliha öğretmenimizden o günün, (şiiri okuduğunda 13 yaşındaymış) anısını dinledim.

AYDINLANMA SAVAŞÇILARI

Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde 1942-1947 yılları arasında öğrencilik yaptığını, o şiirlerin çocukça şeyler olduğunu, daha sonraları da şiir yazdığını, ama kitap olarak toplamadığını, o gün okul müdürü Hürrem Arman’ın gelen konuklara şiir okumasını önerdiğini, mutlulukla kabul ettiğini söyledi…

“O kadar yakın davrandılar ki hiç yabancılık çekmedim. Dikkatle dinlediler ve beni tebrik ettiler. Gurur duydum yalnızca… O yılın 17 Nisan törenlerinde Hasanoğlan Köy Enstitüsü orta kısım adına da bir şiir okumuştum, yine törende İnönü, Yücel ve Tonguç Baba vardı.”

Hem Meliha hem de Aşır öğretmenlerimiz ilerleyen yaşlarına karşın, enstitülerde yaşadıklarını hiç unutmamışlar. Köy Enstitülerinin kuruluşunun 81. yılını kutladığımız bugünlerde biz de enstitüleri ve enstitülerin her aşamasında katkı koyan iş kahramanlarını, aydınlanma savaşçılarını hiç unutmayalım, unutturmayalım

Tercihini yap…

Zafer Arapkirli
Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 16 Nisan 2021

 

Yok öyle ikili oynamak.

Hem ele güne karşı bu ülkenin bir “demokrasi” olduğunu söyleyeceksin hem de ağzını açanın ağzının ortasına adeta bir kürekle vurur gibi baskıcı bir politika izleyeceksin.

Hem “siyasi partiler demokrasinin ve siyasetin vazgeçilmez unsurlarıdır” şiarını benimsemiş rolü oynayacaksın hem de iktidara yönelik en ufak bir eleştiriyi, en ufak bir itirazı veya sorgulamayı hazmedemeyecek ve emrindeki kolluk gücü ile sana karşı yükselen her sesi bastırmaya çalışacaksın.

Baksana, ana muhalefet partisinin sorduğu haklı ve masum bir soruya bile tahammül edemiyorsun. 128 milyar dolarlık Merkez Bankası döviz rezervinin nereye gittiğini hâlâ izah edemediğin, her sorulduğunda farklı bir yanıt verdiğin yetmiyormuş gibi bu soruyu topluma mal etmek anlamına gelen bir afiş – pankart kampanyasına bile zor kullanarak müdahale ediyorsun. Memleketin dört bir yanında CHP binalarına neredeyse askeri birlikleri, tankı, topu, F-16’ları sevk etmediğin kaldı.

Bir de komik gerekçe… “Cumhurbaşkanına hakaret.”

Bu topraklar, bu kadar komik bir “afişe el koyma gerekçesi” görmedi, bugüne dek.

Vatandaş sizi niye seçti? Bu ülkeyi doğru yönetin, bu ülkenin parasını, kaynaklarını doğru kullanın, har vurup harman savurmayın diye seçti.

Anahtarları size niye emanet etti? Tüyü bitmemiş yetimin bir “kör kuruşunu” dahi, israf etmeyin diye.

Siz ise tek bir kuruşun bile hesabını inandırıcı biçimde vermeniz gerekirken, tam 128 milyar dolarlık bir döviz rezervini, sanki sıradan bir “muhasebe işlem kalemiymiş” gibi “önemsiz kılmaya, unutturmaya ve hatta soranı suçlu duruma düşürmeye” çalışarak, tarihi bir sorumsuzluğa imza atıyorsunuz.

Yok öyle yağma!

O para babanızdan size miras kalmış, amcanızın tarlasında yetiştirdiğiniz veya ninenizin gelinlik çeyiz sandığından size devrolmuş bir para değil. Milletin varlığı, milletin değeri, alın teri, emek, vergiler ve benzeri kaynaklardan oluşmuş bir fondur. “Size ne? Harcadıysam harcadım. Sattıysam sattım. Aldıysam aldım. Karışamazsınız. Kafama göre takılırım” diyebileceğiniz bir iş değil.

  • Demokrasi, yönetmek üzere “koltuk-makam-mühür-anahtar” teslim edilenlerin hesap vermek zorunda oldukları bir rejimin adıdır.

Bir karar vereceksiniz o zaman. Ya hesabı vereceksiniz. Ya da “Biz batırdık” deyip çıkıp gideceksiniz. Sandığı ortaya koyup milletin, yeniden hakemliğine başvuracaksınız. Millet de bu işi ehline teslim edecek.

Pandemiyi yönetemeyip 4 milyonun üzerinde insanın göz göre göre hastalanmasına, bir yılda günde ortalama 87 kişinin ölümüne sebebiyet vereceksin. Milletin parasını lüks otomobillere, saraylara, şatafata, şaşaaya, yandaş müteahhit semirtmeye harcayıp yeterli aşı temin edemeyeceksin. Çalışanlara ve ticari yaşama destek olabilecek miktarda paranın suyunu çekmesine neden olacak politikalar izleyeceksin.

Eğitimden sağlığa, hukuk sisteminden dış politikaya, ekonomiye kadar her şeyi berbat ederek kapkara bir tablonun altına imza atacaksın.

Ama kimse seni eleştirmeyecek ve ağzını açamayacak.

Yağma yok.

Eskilerin güzel bir laf vardı:

“Alan da kaçan mı?” diye..

Kimse bunları sormayacak ve istediğin gibi yönetip, istediğin gibi enkazın üzerinde oturup da bir şey olmamış, her şey yolundaymış gibi davranacaksın. Öyle mi? Bu millet izin vermez.

AMİRALLERE ZULÜM

Bu ülkenin bekasını, bu sınırların on yıllardır muhafazasını borçlu olduğumuz vatansever subaylara 10 yıl önce yapılan zulmün aynısı tekrarlandı. Yine adeta terör zanlısı ya da hırsız, soyguncu, yankesici, mafyacı gibi şafak vakitlerinde ev baskınları ile alınıp bir Emniyet nezarethanesinde kuru yataklarda 8 gün 8 gece boyunca cefa çektirilerek son gece sorgulanıp koşullu bırakıldılar.

“Suçları” neydi?

Montrö’nün “sorgulanmasını sorgulamak”.

TSK’de FETÖ benzeri cemaat-tarikat yapılanmalarından duyulan kaygıyı dile getirmek.

Toplasan ve üst üste koysan belki de yüzlerce yıla eşit bir tecrübe, bilgi ve birikim eseri olan bu görüşü, bir “terör eylemi, bir darbe girişimi gibi” damgalayıp yandaş ve besleme medyanın manşetlerinden, köşelerinden ateş ettirerek “kriminal” bir görüntü vererek bu sorudan kurtulamazsın.

Montrö’nün ilgası veya çekilmenin Türkiye’nin başına açacağı dertleri, dağdaki çobana sorsan anlatabilir size. Çünkü Mustafa Kemal ATATÜRK’ün fikri mirasından uzaklaşmanın faturasını çok ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz.

Emekli amirallere, bu ülkenin seçkin kahraman askerlerine yapmaya çalıştığınız zulmün, kendinize de bu ülkenin itibarına da bir şey kazandırmayacağını kavrayın artık.

Vatandaşa cop, tazyikli su, sopa, milletvekiline fezleke, emekli askere yakalama kararı, zindan, kelepçe, mahkeme vs.

Tuttuğunuz yolun yol olmadığını bu millet size sandıkta gösterecek.

Bir an önce koyun şu sandığı milletin önüne.

Bizim yükümüzü de kendi vicdani ve hukuki sorumluluk yükünüzü de hafifletmiş olursunuz.

Prof. Dr. Halil Çivi’den öğütler ve şiirler

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

GÜÇLÜ İKTİDAR NEMEKTİR?

Bir siyasal iktidarın gerçek gücü; sahip olduğu her türlü baskı ve şiddet araçlarının çokluğu, bu araçların birey ve toplum üzerinde hak ve hukuka aykırı olarak kullanılması ile değil; kendisine, yani iktidara karşıt (muhalif) olanların da tüm anayasal ve demokratik haklarını, din, vicdan ve fikir özgürlüklerini; ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel, sanatsal hak ve hukuklarını adilce koruyabilme kapasitesi ile ölçülür.
***

Gençler ve yüreği genç olanlar için VARAN 3 – SON.

G Ü L Ü M

Gönlünden gönlüme sevgi akmıyor,
Neden yadlar gibi durursun gülüm.
Gözlerin gözüme mutlu bakmıyor,
Beni can evimden vurursun gülüm.
Xxx
Katlanamam, asla kırgın duramam,
Kör olurum, hiç bir şeyi göremem,
Senden başkasına gönül veremem,
Niçin beni bir yad görürsün gülüm.
Xxx
Yaşamla bağımın kaynağı sensin,
İçime o tatlı bakışın sinsin,
Gülsün o gül yüzün, dargınlık dinsin,
Neden günlerimiz kararsın gülüm.
Xxx
Yokluğun ateştir, yakar özümü,
Kıble bildim, sana döndüm yüzümü,
Senin sevgin ile açtım gözümü,
Niye konuşmazsın, susarsın gülüm.
Xxx
Ne güzeldir ceylan gibi bakışın,
Işık olup can evime akışın,
Sen zalim misin ki hele bir düşün,
Beni hiç düşünmez, üzersin gülüm.
Xxx
Sevgin sonsuza dek belleğimdedir,
Bir kusur ettiysem kulluğumdadır,
Kesilesi sivri dilliğimdedir,
İstersen dilimi kesersin gülüm.
Xxx
Sebepsiz dargınlık reva mı cana,
Dayanamam yokluğuna, açına,
Razıyım gitmeye darağacına,
Bağışlarsın ya da asarsın gülüm.
Xxx
Halil Çivi der ki bağışla gitsin,
Yürekler birleşsin, dargınlık bitsin,
Gönül bahçemizin bülbülü ötsün,
Niye hâla surat asarsın gülüm.
Xxx


14.12.1999. Nazilli / Aydın.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 14 Nisan 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

DARBECİ

RTE, “Bildiriyi küçümseyenler darbecidir”

Küçümsemiyorum. Önemsiyorum.

Öküzün altında buzağı arayanları küçümsüyorum…

POLAT

Değerli silah arkadaşım ve sevgili kardeşim rahmetli Soner Polat’ın eşi Sevim Polat Hanımefendi,  “Kardeşlerimizin yaşadığı mağduriyette Polat amiralin adının polemik konusu yapılmasını istemediğini” açıkladı.

Polat’ın adını reklam unsuru yapan, O’nu kardeşlerinin / silah arkadaşlarının karşısına koyan siyasi partililer utanır mı?…

BİRİNCİ

Salgındaki vaka sayısında Avrupa’da ve dünyada birinciyiz.

Nüfusa oranla en fazla tutuklu ve mahkûmiyet ile Avrupa’da birinci sıradayız.

Yalnızca Almanya değil tüm dünya bizi (tabii başarının gerçek sahibi AKP iktidarını) kıskanıyor…

ENFLASYON

Vatandaş enflasyonu %16 gösteren TÜİK’i çarşıya davet ediyor.

Boş çaba. Başvuru adresi Beştepe…

FİŞLEME

İçişleri Bakanı gece boyu çalıştı. Amirallerden ve yakınlarından CHP ile ilgisi olanlar tespit edildi. Hürriyet Gazetesi de üstüne atlayıp yayımladı.

Yargıtay’dan kişisel verileri alan kendini ajan,  haber yapan amiral gemisi sanmıştır…

KALIN

Görevden affını isteyerek üniversiteye dönen Ayasofya İmamı Boynukalın, ayrılış nedenlerinden birini amirallerin açıklamasına bağlayarak “Milli iradeye karşı pervasızca yayınlanan malum bildiriyle ilgili yorumlarda yalan yanlış kıyaslamalara gidilerek ‘Ayasofya imamı konuşuyor da biz niye konuşmayalım’ gibi hezeyanlara meydan vermemektir” dedi.

İncelme…

DİKTATÖR

İtalya Başbakanı Dragh“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupa Komisyon Başkanı Ursula’ya davranışına katılmıyorum. Bu diktatörlere açık sözlü olmalıyız ama aynı zamanda ülkelerimizin çıkarları için işbirliği yapmalıyız.” dedi

Seviyesiz adam. Mussolini’yi ne çabuk unuttun. Bu saygısızlığı Türk vatandaşı olarak kabul etmiyor, sahibine iade ediyorum.

Bizim Cumhurbaşkanımızın diğer devlet başkanlarına hitaplarını bir incele, nezaket öğren…

BAŞIBOZUK

Doğu Perinçek, “104 emekli amiral denen başıbozukların bildirisi Türk ordusunu hedef alıyor. Türk ordusu savaşıyor, savaşan orduya çamur atılıyor. ” dedi.

Başıbozuk dediklerinin peşinde az koşmamıştı (Anımsayamazsa S. Bolluk’a sorabilir).

Çamur savaşı uzmanları iş başında…

KİM?

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘nin alternatifi (AS: seçeneği) bulunmadığını ve Türkiye’nin bu Sözleşmeye uyum konusunda sorumlu bir yaklaşım sergileyeceğini umduklarını söyledi.

Rusya’yı amiraller mi konuşturdu?

Amirallere kan kin-kan kusan demokrasi kahramanları haydi gösterin tepkinizi…

DESTEK

Amirallerin açıklamasına bir destek de Putin’den geldi.

RTE ile görüşmesinde Putin, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanması için 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri uyarınca belirlenen Boğazlar rejiminin korunmasının önemini vurguladı.

Putin darbeyi destekliyor!…

İTFAİYE

Cumhurbaşkanlığı’ndan Rize’nin Çayeli Belediyesi’ne itfaiye hizmetleri için 750 bin lira hibe edildi. MHP’li Belediye Başkanı İsmail Hakkı Çiftçi bu parayla kendisine lüks makam aracı aldı ve üzerine “İtfaiye öncü aracı” yazdırdı.

Alavere, dalavere;  itfaiyeden perde…

REFORM

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD), MSB’nın “Amirallerin bildirisini kınadılar” açıklamasının yalan olduğunu açıkladı. Dernek incelenmeye alındı.

CHP’li belediyeler “128 milyar dolar nerede?” afişleri astı.

Belediyelere “cumhurbaşkanına hakaretten” soruşturma başlatıldı.

  1. Savcılar kayıp milyarlarla cumhurbaşkanını neden ilişkilendirdi? Sevdiklerinden ve korumak istediklerinden mi, tersi mi?
  2. AKP/RTE “yargı reformu” hazırlıyordu. Reform açıklanmadan uygulamaya mı geçildi?…

BOZUK

Kemalizm karşıtlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan “Düşünsenize, laiklik, ‘değiştirilmesi bile teklif edilemez‘ bir madde olarak yer alıyor bu ülkenin anayasasında. Laiklik bizi bozar.”

Yeteri kadar bozulmadığını sanıyor…

SÖKÜN!.

Yeni Şafak amirallerin rütbelerinin idari kararla sökülmesi konusunda inceleme yapıldığını yazdı. Mevcut uygulamada emekli askerlerin rütbeleri kesinleşmiş yargı kararı uyarınca sökülebiliyor.

Şahsım hükümetinin her türlü yetkisi olmalıdır. Vardır da.  Yargı gereksizdir…

AKİL

Hakan Ural, bir TV kanalında Kanal İstanbul’u destekleyen konuşmalar yaptı.

“Açılım” sürecinde de bazı sanatçılar “akil” olarak kullanılmıştı.

Modadır…

İHBAR

Çin’de, iktidardaki Çin Komünist Partisi’ni ve yöneticilerini eleştirenlerin bildirilmesi için özel ihbar hattı kurulmuş.

Bizimkiler neden yapmadı?

  1. Gerek yok, ihbarcılara her yol açık.
  2. O kadar çok eleştiri var ki hat yetişmez.
  3. Eleştirinin ne demek olduğu bilinmiyor…

YARGIÇLARIMIZ

Açıklama nedeniyle gözaltına alınan amirallerimizin hepsi serbest bırakıldı.

RTE/İktidar baskısına, Yargıtay’ın taraf olduğunu açıklamasına karşın, ANKARA’DA YARGIÇLAR VAR (Suç belirlenmeden gözaltına alan ve süreyi uzatanlar hariçtir)