Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Erinç YeldanErinç Yeldan
03 Mart 2021, Cumhuriyet

 

Türkiye’nin milli geliri (gayri safi yurtiçi hasılası – GSYH) 2020 yılını ortalama %1.8’lik büyümeyle kapattı. Milli gelirdeki artışa karşın, Türk Lirası’ndaki aşınmayla birlikte kişi başına gelirimiz 8.599 dolara geriledi. Bu rakam 2009’da gerçekleşen 8.980 dolarlık kişi başına gelirin altında; yani bireysel olarak 2009 krizi düzeyini yeniden yaşamaktayız.

Milli geliri sürükleyen harcama bileşenlerine baktığımızda, gene özel ve tüketim harcamalarının başat olduğu gözleniyor. Özel tüketim harcamaları %8.2, kamunun tüketim harcamaları ise % 6.6 oranında genişlemiş. Bunlar yanında sabit sermaye yatırımlarında da %10.3’lük bir artış yaşanmış durumda. Yatırım harcamalarındaki bu hızlı ivmelenmeye karşın, sabit sermaye yatırımlarının hacmi, 2018 düzeyinin hâlâ % 6.5 gerisinde. Dolayısıyla, Türkiye’nin çoğunlukla belirsizlik ve güvensizlik ortamına bağlı olarak 2018’in üçüncü çeyreğinden başlayarak 2020’nin ortasına değin yaşamış olduğu peş peşe yedi çeyrek dönemlik daralmanın olumsuz etkileri daha henüz telafi edilmiş değil.

Milli gelirin üretimi açısından ise sektörler arasında sert ayrışmaların yaşanmakta olduğu gözlenmekte. Finans kesimi %21.4; bilgi ve iletişim sektörü %13.7 oranında ivmelenirken, idari ve destek faaliyetleri % 5.2, hizmetler sektörü %4.3, inşaat ise %3.5 oranında daralma göstermiş. Pandeminin ulusal ekonomide yarattığı farklı koşullara dayalı olarak sektörlerin bu biçimde ayrışması, iktisat yazınında artık K-tipi büyüme olarak adlandırılmakta. Türkiye’nin deneyimi de bu konuda tipik bir örneği sergilemekte.

Yaşanan büyümenin esas olarak parasal genişleme ve aşırı kredi sunumuna dayanmakta olduğu sıkça dile getirilen bir gözlem. Bu tür büyümenin sonuçları biliniyor: Birincisi (borçla ivmelendirilen) talep artışıyla sürüklenmekte olduğu için enflasyonist baskılar yaratmakta; ikinci olarak da yapısal dönüşümler ve teknolojik ilerleme ile desteklenmediği sürece istihdam artışları son derece cılız (hatta negatif) olmakta. Nitekim eski DPT ve Merkez Bankası uzmanı Zafer Yükseler, 2020 yılı boyunca GSYH % 1.8 artış göstermesine karşın, istihdamın %4.5, fiili çalışan sayısının ise %10.3 azalmış olduğu bilgisini paylaşmaktadır. Zafer Yükseler’in vurgusunu sektörel düzeyde irdelediğimizde de anomali derinleşmektedir. Örneğin imalat sanayii sektörünün yıl boyunca %2.1 genişlemesine karşın, sanayi istihdamı 2019’un eşdeğer dönemine görece 89 bin kişilik kayıp yaşamış; ortalamanın çok üstünde daralma gösteren (%3.5) inşaatta ise istihdam 101 bin kişi artmıştır!

2020 yılı toplamı boyunca istihdam kaybı resmi istatistiklere göre 1 milyon 103 bin kişidir. Parasal genişleme ve borçlandırma üzerinden gerçekleşen milli gelir artışı istihdamda yaşanan tahribatı önleyememiştir. Bunun ötesinde, TÜİK tarafından paylaşılan resmi veriler, 2020 boyunca istihdam kayıplarının erkeklerde 531 bin, kadınlarda ise 572 bin kişi olduğunu dile getirmektedir.

Son olarak milli gelir istatistiklerinde hep en son sıraya atılan ve ekonomi gündemimizde de çoğunlukla pek söz konusu edilmeyen -hatta deyim yerindeyse örtbas edilen- bir diğer veri setiyle yazımızı tamamlayalım:

Milli gelirin bölüşümü 

TÜİK verileri, ücretlilere yapılan işgücü ödemeleri 2020 yılında yalnızca %9.6 artmışken, net işletme artığının (toplam kârların) %20.2 arttığını paylaşmakta. (Toplam ortalama enflasyonun %13.5; -emekçileri daha yakından ilgilendiren- gıda fiyatlarındaki enflasyonun ise %21 olduğunu hatırlayalım.) Böylelikle, işgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı geçen yıl %34.8 iken bu oran 2020 yılında %33’e gerilemiş; net işletme artığının payı ise %47.5’ten %49.4’e yükselmiştir.

Tipik bir istihdam-dostu olmayan büyüme öyküsü…

3 Mart Devrim Yasaları

3 Mart Devrim Yasaları

Alev Coşkun
Alev Coşkun
03 Mart 2021, Cumhuriyet

 

Bu gün, en önemli devrim yasalarının Meclis’te kabul edilişinin 97. yıldönümüdür. 3 Mart 1924’te ‘Türk Aydınlanma Devrimi’nin üç temel yasası kabul edildi.

Kısa bir toplu bakış yapalım. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi’nden sonra başlayan Milli Mücadele 4 yıl sürdü ve 9 Eylül 1922’de zaferle sonuçlandı. Zaferden 52 gün sonra, 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırıldı. Yaklaşık 700 yıllık padişahlık ve saltanat, tarihin köşesine gönderildi.

Zaferden bir yıl sonra, 29 Ekim 1923, Cumhuriyetin ilan günüdür. Cumhuriyet ilan edilmişti ama halifelik kurumu yaşıyordu. Halifelik yaşadığına göre Türkiye Cumhuriyeti bir din devleti mi olacaktı?

DİN DEVLETİ YIKILIYOR

3 Mart 1924’te devrim niteliğindeki yasalar kabul edilmeseydi, Cumhuriyet sadece bir biçimden öteye gidemezdi, içi kof ve boş bir merasim Cumhuriyeti olurdu. 3 Mart 1924’te kabul edilen yasalar, Atatürk Cumhuriyeti’ne ruh, anlam ve içerik kazandırmıştır. Bu 3 yasanın kabul edilmesi ile din devleti yıkılıyor, devletin teokratik yapısı çöküyor ve Cumhuriyet’in laik yapısının kuruluşu aşamasına geçiliyordu.

ÜÇ TASARI

Bu 3 tarihi yasa tasarısını Meclis’e sunan milletvekillerini burada bir kez daha analım:

1. Urfa milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının tasarısı: Halifeliğin kaldırılması ile Osmanoğulları soyundan olanların Türkiye dışına çıkarılması.
2. Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi ve 57 arkadaşının tasarısı: Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Genelkurmay Başkanlığı’nın kaldırılması.
3. Saruhan (Manisa) Milletvekili Vasıf Çınar ve 57 arkadaşının tasarısı: Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği Yasası).

Kuşkusuz bunların içinde en önemlisi, halifeliği kaldıran yasadır. Bu 3 yasa tasarısını imzalayanlar arasında: İsmet İnönü, Yunus Nadi, Mazhar Müfit Kansu, Mahmut Esat Bozkurt, Kılıç Ali, Celal Nuri İleri, Vasıf Çınar, Recep Peker, Ağaoğlu Ahmet, Cevad Abbas, Hacım Muhittin Çarıklı, Refik Koraltan, Ruşen Eşref Ünaydın ve Tunalı Hilmi gibi Kuvayı Milliyeciler vardı.

ATATÜRK’ÜN HALİFE OLMASI İSTENİYOR

Halifeliğin kaldırılmaması için çok etkin çalışmalar vardı. Meclis üyesi din bilginlerinden Antalya milletvekili Rasih Hoca (Kaplan), Kızılay kurulu adına görevli olarak Hindistan ve Mısır’a gitmiş ve bu uzun gezisinden yeni dönmüştü. Rasih Hoca, gittiği ülkelerde Müslüman halkın Atatürk’ün halife olmasını istediğini ve bu isteğin Atatürk’e ulaştırılması için kendisini de vekil tayin ettiklerini Atatürk’e bildirdi. Bu kapsamdaki öneriler yurtiçinden ve Atatürk’ün eski arkadaşlarından da ısrarla geliyordu.

Atatürk, bu önerilere verdiği yanıtta, bunun gerçeklere ters düştüğünü, başka devlet yönetimlerinin altında yaşayan Müslüman halkın Halifenin buyruklarını ve yasaklarını yerine getirme olanaklarına sahip olmadığını belirtiyordu. Atatürk, kendimizi dünyanın egemeni sanmak gibi düşüncelerin, Türk ulusunu felaketlere sürüklediğini ve artık dünyada ulusalcılığa dayanan yönetim biçimlerinin geçerli olduğuna işaret ediyordu.

İNGİLİZLERİN HALİFELİK ISRARI

O tarihte İngilizler, Halifeliğin korunmasını kendi çıkarlarına uygun buluyor, Hindistan ve Pakistan’daki sömürgelerinde yaşayan Müslümanları “Halife”nin kutsal gücünü kullanarak yönlendirebilmeyi tasarlıyordu. TBMM’den seçilecek bir Halife, şu ya da bu biçimde İngiliz politikasının etkisi içine alınabilirdi. İngiltere bu konuda girişimler yaptı. Ağa Han ile Emir Ali’yi devreye soktu.

ŞERİYE VE EVKAF BAKANLIĞI’NIN KALDIRILIŞI

Halifeliğin kaldırılışı ne derece önemli ise Şeriye ve Evkaf Bakanlığı’nın kaldırılışı da o derece önemlidir. Çünkü Şeriye Vekâleti, hükümetin yapacağı işlerin ve alacağı kararların şeriat hükümlerine yani kutsal din kitabının söylem ve yargılarına uyup uymadığını denetliyordu. Bu bakanlığın kaldırılması da önemli bir gelişmedir.

DİNE DAYALI EĞİTİME SON

Eğitim Birliği Yasası da kuşkusuz en temel ve en önemli bir devrim yasasıdır. Mahalle mektepleri ve medreseler yalnızca “Şer’i bilimlerin” okutulduğu birer dinsel öğretim kurumuydu. Medreselerde şeriat öğretilirdi. Köhneleşmiş bir sistemdi.

EĞİTİMDE BÖLÜNMÜŞLÜK KALKTI

Eğitimin birleştirilmesi yasası ile elde edilen sonuçlar şöyle özetlenebilir:

1. Eğitimdeki medrese, okul, yabancı okul diye adlandırılan ve birbirine zıt kökler ve amaçlara sahip olan, üçlü bölünmüşlük ortadan kaldırılmıştır.
2. Laik ilkelere dayalı eğitim sisteminin yolu açılmıştır.
3. Cumhuriyet kuşaklarının dine dayalı ümmetçilik esasına göre değil de bilimsel temellere bağlı olarak yetiştirilmesinin sağlanması, ulusal yararlarla ve çıkarlarla bağdaşmayan yabancı etkilerden uzaklaştırılması ve ulusal kültür birliğinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.

Atatürk, Halifeliğin kaldırılışı kadar Eğitim Birliği’nin kurulmasına da çok önem vermiştir. Bu konuda Atatürk şöyle diyor:

  • “Dünya uygarlık ailesinde saygın bir yer sahibi olmak isteyen Türk ulusu, evlatlarına vereceği eğitimi, mektep ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki tür kuruma teslim etmeye hâlâ katlanabilir mi? Eğitimi birleştirmedikçe aynı düşüncede, aynı anlayışta bireylerden oluşan bir ulus yapmaya olanak aramak, olmayacak bir şeyle uğraşmak olmaz mıydı?”

Bu nedenle bu yasanın uygulanmasına geçildiğinde, bir yurt gezisinde Rize’de kendisinin önüne çıkarak medreselerin yeniden açılmasını isteyen iki hocaya Atatürk şöyle yanıt verdi:

“Şimdiye kadar geri kalmamızda en büyük etkenin ne olduğunu biliniz… Hayır, medreseler artık açılmayacaktır. (Belleten, 18.09.1924, 211, s.1169; Ş. Turan, age. s.70)

ULUS DEVLETİN ZAFERİ

Bu 3 devrim yasası, Cumhuriyet rejimi ve Aydınlanma devrimleri açısından son derece önemlidir. Halifeliğin kaldırılmasını gerçekleştiren yasanın gerekçesinde de belirtildiği gibi Halifeliğin kaldırılışı devletin tepesindeki iki başlılığı ortadan kaldırıyordu. Din devleti niteliği terk ediliyordu.

İkinci önemli sonuç, dinsel bir kurum olan halifeliğin tasfiyesi, diğer bir deyişle ortadan kaldırılışıyla kurulan yeni Cumhuriyetin laikleşmesi yolunda çok önemli ve temel bir adım atılmış oluyordu. Halifeye sadakat ve kulluk yerine artık ulus devlete bağlılık ve vatandaşlık önem kazanıyordu.

DİN DEVLETİNE KARŞI ULUS DEVLETİ

Prof. Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı önemli yapıtında bu olayı “din devleti” görüşüne karşı “ulus devleti” görüşünün zaferi olarak nitelemektedir. Bu zafer bir kez kazanılınca “çağdaşlaşma yolunda belli bir doğrultuda birbiri arkasından gelecek bir dizi reformun kapısı da açılmış oluyordu.” (Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları, s.521)

TÖRPÜLENME VE GERİYE DÖNÜŞ

3 Mart yasalarının 97. yıldönümünde kuşkusuz çok yakıcı bir soru vardır. Bu üç önemli devrimde geriye gidiş yok mu? Bu sayfada Sayın Prof. Dr. Necla Arat’ın yazısında ileriye sürdüğü sorunlar önemlidir. Çok partili döneme girişimizle birlikte, din kurumunun kutsal alanından yararlanmak için ödünler verildiği ortadadır.

  • Özellikle son yıllarda Atatürk’ün ‘Aydınlanma Devrimleri’ne karşı sistematik bir saldırı gerçekleştirildiği de açıktır.

TEZ-ANTİTEZ

Ancak bu saldırı, sosyolojik olarak karşı hareketleri de yarattı. Bugün özellikle genç kesimde bir dip dalgasının geliştiğini, Atatürk’e bağlı bir genç kesimin giderek güçlendiğini kabul etmeliyiz.

Unutmayalım; toplumsal gelişme durdurulamaz, 21. yüzyılda toplumsal gelişmenin gücüne de karşı durulamaz.

  • Hiçbir güç, toplumu temel gelişme çizgisinin tersine yönlendiremez. Akan bir ırmak geriye döndürülemez.

Halifeler, padişahçılar, 1950’den bugüne 70 yılda, ‘Aydınlanma Devrimleri’ne karşı tam bir zafer sağlayamadılar. Aslında, Atatürk ve ‘Aydınlanma Devrimleri’ni durdurmak hatta ters çevirmek isteyenler yenilmişlerdir.

  • Atatürkçülerin görevi, çağdaş uygarlık hedefine ödün vermeden, sapmadan, yalpalamadan yürümektir.
  • Koşullar ne olursa olsun, Atatürk’ün ‘Aydınlanma Devrimleri’ savunulacak, onun önüne konulan engeller aşılacaktır.

Kuvayı Milliyeciler ölmez, Atatürkçüler tükenmez.

“Devrim Yasaları”mızdan Geriye Ne Kaldı?

“Devrim Yasaları”mızdan Geriye Ne Kaldı?

Prof. Dr. Necla ARAT

KADIN ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ BAŞKANI
03 Mart 2021, Cumhuriyet

  • “Biz, İslama göre hareket edeceğiz. Hayatımızın merkezine dinin hükümlerini yerleştireceğiz”
    R.T. Erdoğan, (8 Aralık 2019)

***
Kadın Araştırmaları Derneği, her yıl 3 Mart günü “3 Devrim” yasamızı anımsatmak, özellikle de genç kuşaklara bu yasaların demokrasi için önemini anlatmak görevini gönüllü olarak yerine getirmeye çalışıyor. Ama “3 Devrim” yasamızın 97. yıldönümünde bugün artık çok üzülerek “Devrim Yasalarımızdan geriye ne kaldı?” diye soruyoruz.

Çünkü yaklaşık 20 yıllık AKP iktidarında Öğretim Birliği konusunda, laiklik ilkesinde ve Diyanet İşleri Başkanlığı özelinde öyle ödünler verildi, öyle yaralar açıldı ki şimdi kamuoyuna

  • “Tehlikenin büyüklüğünü görmezlikten gelemezsiniz, zira eğitim sistemimiz ve çocuklarımız üzerinden yeni bir rejim oluşturulmaya çalışılıyor” uyarısını yapıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı, “2017 Vizyon Belgesi”nde okul duvarlarının ayetlerle, hadislerle donatılmasını, bahçeleri uygun olan imam hatip okullarına cami yapılmasını istemişti. Bu süreç içinde ülkemizin tüm illerinde anayasanın laiklik ilkesine ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı uygulamalara tanık olduk.

DİNDAR NESİL HAMLELERİ

“Devrim Yasaları”na aykırı çalışmalara okul öncesinden başlandı.

  • Okullar, üstlerine vazife olmadığı halde, Diyanet’in, dini vakıf ve derneklerle müftülüklerin çalışma alanı haline getirildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı, okullarda vaiz bulundurma sürecini başlattı.

Sözde “gönüllü eğiticiler”, okullarda, yurtlarda, halk eğitim merkezlerinde gezi, konferans, yarışma, müsamere, sempozyum adı altında her türlü çalışmayı sürdürdüler.

İktidar, yetiştirmeyi amaçladığı “Dindar nesil” için yeni hamleler de planladı. Milli Eğitim müdürlükleri ve il müftülükleri, din dersleri yasal olarak 4. sınıfta başladığı halde, imzaladıkları protokoller ile bu dersleri “Kuran Kursu Eğitim Programı” adı altında 4 yaş dilimine dek indirdi ve anaokulunda eğitim gören çocuklara haftada 6 saat dini eğitim verileceği belirtildi.

DEVLET ELİYLE DİNSELLEŞTİRME

Vakıflar, dernekler, öğrencileri “Değerler Eğitimi” adı altında sınıftan, yatılı okullarda etütten alıp akın akın cami ve türbe ziyaretlerine götürdü.

  • Öğretmen ve öğrenciler, resmi yazı ile sabah namazına çağrıldı.

Kaymakam ve müftülerle “sabah namazı buluşmaları” düzenlendi. Ayrıca bütün okullarda “mescit” açılması zorunlu hale getirilip namaz kılanlar, kılmayanlar ayrımı yapılmaya başlandı.

Kısacası, çocuklara zihinsel, fiziksel ve pedagojik açıdan zarar verecek olan bir “dinselleştirme” politikası devlet eliyle yürütüldü.

  • Türkiye’de 4-6 yaş arasındaki çocuklara Kuran kursu olarak hizmet veren 1552 sübyan mektebinde 51 bin 357 çocuk eğitim görüyor. (Merdiven altı Kuran kurslarının sayısını bilmiyoruz)

Soyut kavramları henüz gelişmemiş bu yaş grubundaki çocuklara Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan protokol ile verilen bu kurslar, çocuk haklarını da hiçe saymakta.

  • Devletin okullarında küçük yaştaki kız çocuklara “Türban takma” partileri düzenleniyor.

Küçücük kızlar “Şükür ki kapandım”, “Haydi sen de kapan” pankartları taşıyorlar. Bazı okullarda ise “müsamere” adı altında sözde “Değerlerimiz anlatılıyor” denilerek 3-6 yaş kız çocuklarının başları kapatılıp onlara erkek çocukların ayakları yıkattırılıyor.

SİSTEMATİK DÖNÜŞÜM

Bazı okullarda karma eğitim fiilen ortadan kalkmış durumda. Pek çok okulda da öğrenciler, “öğretmen yok” gerekçesiyle “seçmeli ders” olarak dini içerikli dersleri almaya zorlanıyor. İşsiz/atanmayan 400 bin öğretmen varken mahalle imamlarına “ücretli öğretmen” adı altında ders verdiriliyor. Bu arada, Diyanet’te görevli 5 bin kişinin öğretmenliğe geçtiği açıklanıyor.

500 bini aşkın öğrencinin barındığı Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun yurtlarında Diyanet’in görev verdiği rehberler çalışıyor. Diyanet, ilk kez 2016’da 43 ilde 83 personel ile pilot proje olarak Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurtlarda “Manevi Rehberlik” uygulaması başlatmıştı. Bu uygulama daha sonraki yıllarda Diyanet ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın imzaladığı protokol ile tüm illere yayıldı. Artık imam hatip mezunları da “Manevi Rehber” olabiliyor.

  • Daha yüzlercesini sayabileceğimiz bu örnekler, “Devrim Yasaları”mızın ne kadar ağır yara aldığını göstermekte.

İşte bu nedenle, kabul edilişlerinin 97. yılında “‘Devrim Yasaları’mızdan geriye ne kaldı?” diye soruyoruz.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 3 Mart 2021

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 3 Mart 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ÖNGÖRÜ

Sağlık Bakanı Koca, İstanbul’da katıldığı cenaze törenine ilişkin, kalabalık için özür diledi ve ”Mesafenin ortadan kalkabileceğini öngörmedim, benim kusurum” dedi.

Özür dilemesi takdire değer bir incelik.
Bir yıldır her akşam vatandaşlara telkinde bulunan bir kişinin öngörüsüzlüğü ise ibretlik…

İNAT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kanal İstanbul projesini inadına yapacağız” dedi.
Hiişşşt çocuklar inatlaşmayın!…

YUVA
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’ne ilişkin 2019 yılı Sayıştay raporuna göre;

–      27 kişinin birbiri arasında akrabalık bağı bulunduğu görülmüştür,
–      195 kadronun her birine sadece bir kişi başvurmuştur,
–      Şube müdürü ve üstü düzeyinde 16 göreve sınavsız alım yapılmıştır vb…

Bilim yuvaları oldu torpil yuvası…

VESAYET

Kemalist vesayet sisteminin tamamen tasfiye edilmesi için Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersleri sadece üniversitelerden değil ilkokul, ortaokul ve liselerden de kaldırılmalıdır” diyen İlahiyatçı Prof. Ömer Özyılmaz

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyeliğine atandı.

Tencere kapak …

KOKUŞMA

Hatay AKP Gençlik Kolları’nın 11 Şubat’ta düzenlediği kongresinde sazlı sözlü, davullu zurnalı düğün havasında eğlence yapıldığı ortaya çıktı.

Balık baştan kokar…

İŞGAL

MSB Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, uluslararası anlaşmalara göre Türkiye’ye ait olan Limoniye Adası’nda beş aydır Yunan bayrağının dalgalandığını söyledi.

Sonra bakarlar…

İNTİHAR

2017-2019 yılları arasında geçinemediği gerekçesiyle intihar eden kişi sayısı %38 arttı.

Uzmanlık alanı ekonomi? Kimdir o?…

CAMBAZ

AKP Kayseri  Milletvekili İsmail Tamer, “Artık asgari ücretlinin evinin önünde arabası mevcut”

AKP Kayseri Milletvekili Hülya Nergis, “Artık ev ve araba almak zor değil”

Türk-İş‘in araştırmasına göre, mutfak maliyeti aylık %2.53, yıllık %20.44 arttı.
Açlık sınırı 2719, yoksulluk sınırı 8856 TL’ye çıktı.
2021 için belirlenen asgari ücret 2825 TL.

Cambaz kim?

NATO

Deva Partisi kurucularından emekli Binbaşı Metin Gürcan, NATO’ya tepki gösteren, NATO’dan çıkılmasını isteyen emekli general ve büyükelçiler için Mickey Mouse (Miki Fare) benzetmesi yaptı.

Bağımlı pisi pisi…

ADALET

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, 2007-2012 arasında savcılara rüşvet verdiği gerekçesiyle 2 yılı ertelenmiş olarak 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Gün ola harman ola…

İTİBAR

Geçen yıl 17 milyar zarar açıklayan, tüm personelin maaşlarından zorla %50’ye varan indirim yapan THY, yöneticiler için yeni araç ihalesine çıktı.

Ayranı yok içmeye, abrayla gider uçmaya…

YÜKSELİŞ

RTE, “Türkiye, inşallah salgın sonrası dönemin dünyada yükselen yıldızı olacaktır.”

Fazla yükselip görüş dışı kalmasak…

KADI

Suriye, topraklarına saldırdığı gerekçesiyle ABD’yi BM’e şikayet etti.
Ananı belleyen kadı, kimi kime şikayet ediyorsun?…

TEHDİT

Demirtaş, barış-demokratik çözüm öneren mektup yazmış.
PKK vatandaşlarımızı şehit etmeden önce yazsaydı teklif olurdu,
Sonra yazınca tehdit olur…

YOL

Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde, sağlık memuru Yusuf A. 16 yaşındaki oğlunu Allah yolunda kurban ettiğini iddia ederek ensesini kesip ağır yaraladı.

Yolunu şaşırandan geçilmiyor…

KRİTER

Devlet Bahçeli, “Bize göre S-400 konusunda başkasının servis ettiği kriterler değil, Ankara kriterleri geçerli olmalıdır. “ diyerek MSB Akar’ın Girit kriteri önerisine ters çıktı.

Bozuk saat bile günde iki kez zamanı doğru gösterir…

HAYAL

Yunan medyası yazmış,”Uzun menzilli havadan karaya füzeler gibi uygun mühimmat ile Türk topraklarının tümüne ve doğal ki stratejik hedeflerine saldırabilme imkanına sahip olacağız.”

İnsanlar hayali ile yaşar ama ülkeler gerçeklerle…

Fakirleştiren Büyüme!

Fakirleştiren Büyüme!

H. Ufuk Söylemez
02 Mart 2021

TÜİK dün 2020 yılında gayrı safi yurtiçi hasılanın (GSYH) bir önceki yıla göre %1,8 oranında arttığını açıkladı.
Tabii bu artış TL bazında ve nominal. Reel olarak ise, dolar bazında GSYH bir önceki yıl 760,7 milyar dolar seviyesinden 43,7 milyar dolar daha azalarak 2020 yılında 717 milyar dolara düştü.
Buna bağlı olarak da kişi başına düşen milli gelir (dolar bazında) 2019 yılında 9.127 dolardan, 2020 yılında 8.599 dolara gerilemiş oldu.
Yani kişi başına düşen milli gelir dolar bazında azaldı.
Bu rakam son 14 yılın en düşük seviyesine tekabül ediyor (AS : denk düşüyor) ne yazık ki.

YIL      Kişi Başına Milli Gelir
2010    10.560 dolar
2011    11.205
2012    11.588
2013    12.480
2014    12.112
2015    11.019
2016    10.883
2017    10.616
2018     9.693
2019     9.127
2020     8.599

Yukarıdaki tablodan da açıkça görüleceği üzere, Türkiye’de 2020 yılı itibariyle kişi başına düşen milli gelir, 2010 yılından bu yana geçen 11 yılın en kötüsü, en düşüğü olarak gerçekleşmiş durumda.
*
Kuşkusuz ki, bu fakirleşmenin ve ekonomik gerilemenin önde gelen sebeplerinden biri, Korona Virüs salgınıdır.
Ancak salgından önce de kişi başına milli gelir rakamları 2013 yılında gördüğü 12.480 dolar seviyesinden bu yana her yıl düzenli olarak geriliyordu.
Yani zaten 2019 yılı, önceki 10 yılın en düşük kişi başı milli geliriydi.
O zaman Korona Virüs salgının etkilerinden bahsetmek mümkün değildi elbette ki.
****

  • Türkiye yüksek dış ticaret açığı ve cari açık veriyor.
  • Borcunun milli gelire oranı yükseliyor.
  • Çift haneli enflasyon, çift haneli işsizlik ve çift haneli faizler ile gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında “kırılgan ve riskli” olarak, “yatırım yapılamaz” bir ekonomi görünümüne sürükleniyor.

Bu nedenle, Uluslararası CDS’leri (Kredi Risk primi) hala 300 dolayında. G. Kore’nin 24.31, Çin’in 32.88, Yunanistan’ın 78.10, Rusya’nın 87.18, Japonya’nın 15.20, Almanya’nın 10,20 düzeyinde CDS risk primine sahip oldukları dikkate alındığında, Türkiye’nin ne denli riskli bir ekonomi olarak algılandığı daha açık anlaşılıyor ne yazık ki.
*
“Amma da başarılıyız lobisi” bu TL bazında nominal büyüme rakamlarına bakarak, yine-yeniden algı yaratmaya çalışacak belki ama “güneş balçıkla sıvanmaz”. O nedenle yazımızın başlığını “Fakirleştiren Büyüme” olarak koyduk. Bu deyim esasında Hint asıllı bir iktisatçı olan “J. Bhagweti’ye ait.

“Fakirleştiren Büyüme (Immiserizing Growth) teorisine göre, fakir ya da gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik büyümenin, aslında bu ülkelerin zararına sonuçlanmasına da mal olabileceği” öne sürülüyor.
Neyse, bunu fazla da dert etmeyelim esasında, çünkü yakında aya gidip, uzayı fethedeceğiz…