Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Yasal Bilirkişi

ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

“2018’de Neler Yaptık?” başlıklı yıllık muhasebe yazımızı okumak için tıklayın..
*****
Aydın Din Bilgisi öğretmeni Cemil KILIÇ‘ın açığa alınması apaçık bir dinci – faşist baskıdır. Yobaz, İslam gerçeklerinin konuşulmasını engelleyerek sömürüsünü sürdürme telaşında.
Ne mümkün! AKP=RTE‘nin rengi giderek  kirli yeşil; 2023 öncesi son durak neresi acaba?!
*****
Erdoğan, Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın Ethem Sancak & Katar ortaklığı BMC’ye bedelsiz devri için “özelleştirme de değildir” derken, Resmi Gazete’de yayımlanan fabrikanın ihale usulü özelleştirme kapsamına alınması kararını imzaladığını unuttu. Erdoğan, ihale için teklif alınmadan “Dev güçlü bir firmadır” diyerek BMC’yi işaret etti. Altında Erdoğan’ın imzası bulunan Resmi Gazetenin 481” no’lu kararda “… Milli savunma sanayinde ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanmasının sağlanması ile fabrikanın işletme verimliliğinin artırılması ve yeni iş/üretim imkanları oluşturmaya yönelik yatırımların özel sektör tarafından yapılması amacıyla; Özelleştirme kapsam ve programına alınmasına,

  • Özelleştirme uygulamasının, işletme hakkının verilmesi yöntemiyle gerçekleşmesi ve…”

İşte “TEK ADAM” yetkisi bunun için alındı.. Peş keş, gene ve ihalesiz olarak yandaşa, milyarlarca dolarlık ve gözünün içine baka baka, aptal – salak… yerine kona kona, halkı aldatmak için.. ve TBMM’de bile tek bir soru sorulamamak üzere dokunulamaz! Bu talan böyle sürdürülemez, Türkiye artık doğranıyor, AKP’liler suça ortak! (Cumhuriyet, manşet, 14.1.19)

Sahte seçmen skandalı büyüyor!
Bir daireye 1108 seçmen kaydedilmiş

HDP Siirt mv. M. D. Beştaş ve Batman mv. M. R. Tiryaki, Diyarbakır’da seçim güvenliğiyle ilgili açıklama yaptı. Tiryaki, “Iğdır’da en çok 108 kişinin kalabileceği Polis Evi’nde 374 kişi kaydedilmiş” derken, Beştaş da “Hakkari’de bir dairede 1108 seçmen kaydedilmiş.” dedi.
(Cumhuriyet, 14.9.19)

31 Mart 2019 yerel seçimlerine giderken sandık seçmen listelerinde saptanan akıl almaz boyuttaki hileler utanç vericidir. Bu tablodan doğrudan AKP iktidarı ve başındaki TEK ADAM ile YSK birlikte sorumludur. Bir açıklama yapmalı ve askı süresini uzatmalı. Muhalefet öncelikle bu soruna odaklanmalı! Din sömürüsünü temel politik araç yapan AKP dürüst olmalı!

Zafer Temoçin,
Cumhuriyet, 16.01.2019

  • İstanbul BŞB Başkanlığına aday olmak için TBMM Başkanlığından istifa etmeyen, açık siyaset etiği – demokrasi ilkesi – anayasa kuralını çiğneyen Binali bey “Hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz..” buyurmuş (basın, 06.01.19). Binali bey, Etik ve Hukuk kavramlarının tanımını kısa birer tümce ile yapabilir mi; ikisinin farkını 3-5 sözcükle anlatabilir mi? Ne günlere kaldık!? Üstelik sokaktaki gariban, bu tuhaf sözü “hikmetli” bile bulabilir!?! Vah Türkiye’m vah, vah.. B. Yıldırım 2 konumdan birini derhal bırakmalı. Bu sorun seçimlerin iptaline dek gider.. Dev bir karmaşa ve çözülene dek fiili durum. AKP buna mı oynuyor? Müslüman bunca ahlak dışı işi, kul hakkı yemeyi.. nasıl içine sindiriyor?
  • Anayasa md. 94/son    : “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.” Anayasa çok açık.. “..üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine.. katılamazlar.” deniyor. Partisinden Belediye Başkanı adayı olmak siyasi faaliyetin ta kendisidir. AKP’nin İstanbul belediye başkanı adayı olan, halen TBMM Başkanı Binali Yıldırım ve O’nu bu koşullarda aday gösteren, üstelik konuyu soran gazetecilere “..istifasına gerek yok.. dersinizi iyi çalışmamışsınız..” diye yüksek perdeden azarlayan Erdoğan, açıkça Anayasayı ihlal suçu işlemektedirler. Demokratik gelenekleri yerle bir etmektedirler. Post ve iktidar kavgası bu denli karartıyor mu gözlerini insanların?
  • Yazık değil mi ülkeye ve yüzyılların hukuk geleneklerine?? Ya YSK‘ya ne demeli? 1 yıllık görev süresi uzatmasının diyeti, böylesi açık TAM KANUNSUZLUK‘a göz yummak olabilir mi? Hukuk etiği nerede?!
  • Yıldırım’ın ya TBMM Bakanlığı düşmüştür ya da belediye başkanlığı adaylığı geçersizdir. İkisi birlikte hukuksal olarak olanaksızdır, gün olur yasal yaptırımı da bulunur.
  • “Devlet hukuka dayanmazsa, insanı köleleştirmeye yönelir, hızla yaşlanır (progeria) ve ölümcül “Devlet Yetmezliği” hastalığına yakalanır. Böyle bir devleti ayakta tutabilecek biricik güç artık “kaba güçtür.” Prof. Dr. iur Sami SELÇUK (Yargıtay eski başkanı) okumak için tıklayın

16 Ocak 2019 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1(Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 16.01.2019)

AKP’nin hedefler tutuyor (!) İşsizlik tam gaz yükseliyor…

Türkiye genelinde 15+ yaşta işsiz sayısı 2018 Ekim döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 501 bin artışla 3 788 000 kişi oldu. İşsizlik oranı 1,3 artışla %11,6. (Basın, 15.1.2019)
2018 bütçesi 72,6 milyar TL açık verdi.. 65 milyar TL öngörülüyordu. Gelirin %10 fazlası! Vergi vermeyenler açığın nedeni ve devlete borç vererek finansörü (!); yaşasın kapitalizm!

Sevgi ve saygı ile. 16 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net
CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
*****

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi

Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim 
“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 16 Ocak 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 16 Ocak 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

GÜVENCE
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, K. Irak’ta Erdoğan’ın PYD/YPG konusunda taahhütte bulunduğunu açıkladı. ”O da bunu anlıyor” dedi.
Biz neye güvenelim?..

BORÇ
Süper ligde borcu olamayan dört takım var. İkisi, Başakşehir ve Kasımpaşa.
Padişahım çok yaşa…

KORKUTMA
Aczimendi Müslüm Gündüz, Siyasi iktidar Allah Razı olsun, muktedir davranıyor, ciddi davranıyor. O da bir kişi zaten, onun korkusundan bir şeyler oluyor.” diyor.
AKP muhaliflerinden biri söylese savcılar görev başındaydı

FAŞİST
RTE, “Bir bira içseydi” diyen Yılmaz Özdil’i ve “Mozart dinlemesi iyi olur” diyen Rutkay Aziz’i kendisini bu konularda zorlayan faşistler olarak ilan etti.
Müslüm ne demişti?..

TBMM
Mecliste vekiller sürekli kavga ediyor.
İşlevsizilikten…

OPERASYON
Gün geçmiyor ki TSK’dan birileri FETÖ’den tutuklanmasın.
6 yıl geçti tutuklaya tutuklaya bitirilemedi.
TSK bitince rahatlarlar…

SEÇİM
İBB Bşk. adayı Binali Bey, “Seçim siyasi faaliyet değil” dedi.
Adam senelerin siyasetçisi ve TBMM Başkanı.  Anayasayı ondan iyi kaç kişi bilir?  Anayasa 2. Kısım 4. Bölüm md. 67. Seçme ve seçilme için “siyasi hak” diyor.
Düzeltin şu Anayasadaki yanlışı…

HESAP
Binali Yıldırım Meclisteki internet hesabından İBB propagandası yapmaya başladı.
Siyasi ve tarafsız  makamdan siyaset dışı taraflı makam için çalışıyor…

YSK
Binali Bey, “ istifa ile ilgili yasal sorun varsa karar merci YSK’dır” dedi.
Sonuç garanti…

MIZIKÇI
Binali Bey, “Herkes istifa etsin ben de edeyim” diyor. Yasa herkesin istifasını istemiyor ki.
İlkokul çağında, yenileceğimizi anlayınca böyle mızıkçılık yapardık…

KAVAKÇI
RTE, Merve’nin 20 yaşındaki kızı Mariam’ı Cumhurbaşkanlığı danışmanı yapmış.
Kavakçı ailesi cumhurbaşkanlığından sebeplenir halde.
Uzun uzun kavaklar, dökülüyor kaynaklar…

ENFLASYON
MKE, mermi fiyatlarında %8.5 indirim yaparak et fiyatların dolayısıyla enflasyonun düşeceğini değerlendirmiş.
Cinayet enflasyonuna katkı…

ZEYTİN
HTŞ terör grubu İdlib’de TSK’nın 13 kontrol noktasından 12’sinin bulunduğu bölgeyi ele geçirdi.
Zeytin’in dalı yetmedi…

LİNÇ
MÜ İlahiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Mustafa Öztürk’e yönelik linç kampanyası sürüyor.
Tarikat-cemaat dokunana böyle, dokunmayan siyasette önde…

PARA
Ah şu para yok mu, şu kapitalizm yok mu neler yaptırır;

  1. Gözüne kestirdiği her yere saray yaptırır,
  2. Çevre tanımaz hale getirir saray için ormanlara kıydırır,
  3. Sedirde oturan adamı altın varaklı koltuktan aşağısına oturtamaz,
  4. Eş, dost, yandaş, yalaka sebeplensin diye memleketin-milletin varlıklarını çar-çur ettirir,
  5. Saymakla bitmez, gözü doymaz hale getirir…

HİLE
RTE, seçim için bazı yörelere kaydırma yapılmasından şikayetçi oldu.
Dikkat! “Düzeltme yapıldı” gerekçesiyle bazı yörelerde seçmen artışına hazırlıklı olun…

KAZA
Gebze-Florya arasında deneme sürüşü yapan trenler çarpıştı.
Büyük kaza öncesi deneme…

LOZAN
Fener Rum Patrikhanesi, Ukrayna kilisesini Rusya’dan ayırarak kendine bağladı.
AKP iktidarı Lozan’da koca bir delik daha açtı…

TOPUKLU
Ankara Sincan Akşemsettin İlkokulu Müdürü kadın öğretmenlere “günah olduğu” gerekçesiyle topuklu ayakkabıyı yasakladı.
AKP’nin Cumhurbaşkanı RTE derhal müdahale eder, çünkü yaşam biçimine müdahaleye kesinlikle karşıdır!..

FABRİKA
RTE, Adapazarı As. Fab. nın özelleştirilmediğini, 25 yıllığına devredildiğini açıkladı.
Önceki özelleştirmelerde de benzer laflar edildi.
Gaz alma. Madem elinden almıyorsun, yatırımı doğrudan MSB’ye yapsana.

İLAHİYATÇI
Yeni Akit’in hedef gösterdiği, Atatürkçü ilahiyatçı öğretmen Mustafa Cemil Kılıç görevden alındı.
Yobazlık zirve döneminde, MEB emirlerinde…

UYUM
Damat Bakan Albayrak, bütçe açığının yılbaşındaki 72.1 milyar hedefi ile uyumlu olarak 72.6 milyar TL olduğunu açıkladı.
Bu ne uyum azizim, pes!…

==========================================
Dostlar,

Dün (15.1.19) sitemizin manşetinde Sakarya tank palet fabrikasının AKP yandaşlarına peş keş çekilmesi için aşağıdakileri yazmıştık :

Erdoğan, Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın Ethem Sancak & Katar ortaklığı BMC’ye bedelsiz devri için “özelleştirme de değildir” derken, Resmi Gazete’de yayımlanan fabrikanın ihale usulü özelleştirme kapsamına alınması kararını imzaladığını unuttu. Erdoğan, ihale için teklif alınmadan “Dev güçlü bir firmadır” diyerek BMC’yi işaret etti. Altında Erdoğan’ın imzası bulunan Resmi Gazetenin 481” no’lu kararda “… Milli savunma sanayinde ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanmasının sağlanması ile fabrikanın işletme verimliliğinin artırılması ve yeni iş/üretim imkanları oluşturmaya yönelik yatırımların özel sektör tarafından yapılması amacıyla; Özelleştirme kapsam ve programına alınmasına,

  • Özelleştirme uygulamasının, işletme hakkının verilmesi yöntemiyle gerçekleşmesi ve…”

İşte “TEK ADAM” yetkisi bunun için alındı.. Peş keş, gene ve ihalesiz olarak yandaşa, milyarlarca dolarlık ve gözünün içine baka baka, aptal – salak… yerine kona kona, halkı aldatmak için.. ve TBMM’de bile tek bir soru sorulamamak üzere dokunulamaz! Bu talan böyle sürdürülemez, Türkiye artık doğranıyor, AKP’liler suça ortak! (Cumhuriyet, manşet, 14.1.19)

****

Ülkemizde dinci AKP döneminde artık tuz kokuyor..
Ne ahlak, ne din, ne vicdan, ne Allah korkusu…
Hepsi vız geliyor…

Pekiiii; eyyyy AKP’li olan – olmayan mütedeyyin Müslümanlar; bu kokuşmanın sonu nereye varır?

Bir tek İlahiyat hocası, bir tek tarikat mollası, bir tek namuslu – vicdanlı Diyanet yetkilisi kalmadı mı bu ülkede? Yer yarıldı da topu yerin dibine mi girdiler??

Aydın Din Bilgisi öğretmeni Cemil KILIÇ‘ın açığa alınması apaçık bir dinci – faşist baskı değil mi?!

Yobaz, İslam gerçeklerinin konuşulmasını engelleyerek sömürüsünü sürdürme telaşında.

Ne mümkün! AKP = RTE‘nin rengi giderek kirli yeşil.. 2023 öncesi son durak neresi acaba?!

Sevgi  ve saygı ile. 16 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

Kavakçı meselesi bildiğiniz gibi değil

Kavakçı meselesi bildiğiniz gibi değil

Barış Terkoğlu
Cumhuriyet
, 14.01.2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Artık açıkça sormalıyız: Kimileri türbanını gözümüzü örtmek için mi kullanıyor? Ne yazık, Merve Kavakçı meselesinde sürekli örtüyü tartışmaktan altındakini göremiyoruz. 
Kendisi Malezya’ya Büyükelçi oldu. İki kızı Mariam ve Fatma Gülham’ın Cumhurbaşkanı danışmanı olduğunu geçen hafta öğrendik. Kardeşi Ravza Kavakçı’nın AKP’de milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı olduğunu biliyoruz. Onun kızı Erva Kan’ın da Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nde Proje Direktörlüğü yaptığından yeni haberimiz oldu. Yetmemiş, Ravza Kavakçı’nın eşi Osman Kan geçen aylarda Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü olmuştu. Saymakla bitmiyor, halen Dallas’ta yaşayan diğer kardeş Elif Kavakçı da Emine Erdoğan’ın moda danışmanlığını yapıyor.

Gülen’e uzlaşma teklifi 
Konu Merve Kavakçı olunca, kimileri Meclis’ten kovulan ve ABD’de yaşamak zorunda bırakılan bir portre çiziyor. Oysa Kavakçı, bu hikâye için fazla Amerikalı. 
Tarih: 18 Nisan 2018. 
Merve Kavakçı’nın babası Yusuf Ziya Kavakçı, Akit gazetesine Fethullah Gülen olsam
başlıklı bir yazı kaleme aldı. “Bence bu teşkilat aslî hizmetine dönmeli ve saf ve temiz mensuplarının güzel duygularına bağlanmalıdır” diyen Kavakçı, Gülen’e de bir tavsiyede bulunuyordu: 

“Türkiye’ye köyüne dönmelidir. Zaten kaç yıl daha yaşar ki insan. Bildiğini de anlatır, teşkilata sadece eğitim ve öğretim hizmetinde olmalarını emreder ve bir de dünya çapında güçlü bir İslam âlimleri yetiştirme ve İslam araştırma merkezi ve üniversiteyi kurar. Bu merkez ve üniversite dünyada benzeri olmayan bir kalitede müessese olur.”
Kavakçı, Gülen’e bir tür çözüm süreci öneriyor, “Türkiye’ye dönünce ve iktidar ile iyi münasebetlerini tesis edince, eminim, ona muamele de iyileşecek” ifadelerini kullanıyordu. 

Darbenin üzerinden 2 yıl geçtikten sonra yazılan bu yazı, tepkilerin ardından Akit tarafından apar topar yayından kaldırıldı. Başka biri yazsa soluğu Silivri’de almıştı. Gülen ise kendisine uzatılan eli görüyor ve ertesi gün Pensilvanya’dan “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur” yanıtını veriyordu.

‘ABD resmi İslam sözcüsü’
Yusuf Ziya Kavakçı’nın “Fethullah Gülen olma hayali” tesadüf değil. 

Zira ömrünün büyük bölümünü ABD’de geçiren Kavakçı, ABD’li İslam” anlayışının temsilcilerinden biriydi. Benim yorumum değil, kendisini Akit’teki künyesinde ABD Devlet Bakanlığı Resmi İslam Sözcüsü olarak tanıttı. Anlattığına göre Kuzey Teksas İslam Derneği kurucusuydu, Dallas Merkez Camii’nde imamlık yapıyordu. Türkiye’de Müslümanların zulüm gördüğünü savunan Kavakçı, ABD’nin İslamı himaye ettiğini anlatıyordu. Tesadüf mü, kızı TBMM’yi karıştırırken, o Teksas Parlamentosu açılışında Tanrı’nın ABD’yi koruması için dua ediyordu.

FE – TÖ liderinin fotoğrafları yayımlanıyor da, 2008 yılının nisan ayında ABD’yi ziyaret eden Papa 16. Benedict’in Kavakçı ile buluştuğu unutuluyor. Ya da ISNA (Kuzey Amerika İslam Toplumu) ilişkilerinden kimse söz etmiyor. 

  • Özetle, türban hepimizin gözüne perde oluyor da günlerdir “Merve Kavakçı’nın akrabaları” diye tartışıyoruz.

Yanlış söylüyoruz. Doğrusu “Yusuf Ziya Kavakçı’nın kızları ve torunları” olacak. Ya da Ilımlı İslamcılığın Türkiye’deki çocukları
Meselenin aslını göremediğimiz için Merve Kavakçı’nın vekilliğinin düşme nedenini de tartışamıyoruz. 16 Mayıs 1999 tarihli Resmi Gazete’de yazıyor. Kavakçı, 5 Mart 1999 tarihinde, yani henüz milletvekili seçilmeden, Türk Devletine bildirimde bulunmadan “Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarları için çalışacağına” yemin ederek ABD vatandaşı olmuştu. Vekilliği de vatandaşlığıyla düşmüştü. 2 yıl önce yeniden Türk vatandaşı olup ardından büyükelçi yapılana kadar, durum bundan ibaretti. 
Bu aralıkta Merve Kavakçı’nın ABD faaliyetlerine bakın. Erdoğan “Kendi ülkesini yurt dışındaki birtakım güçlere şikâyet eden, ihbar edenlerle mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” diyor ya… Kavakçı, ABD’de tam da bunu yaptı. “Türkiye ve İsrail’de Müslümanlara işkence edenlerin tavırlarını değiştirmeye çalışıyoruz” diyen Kavakçı, Gülen’e referans olan eski CIA’cı Graham Fuller’le bile yan yana geliyordu.
1988’de evlendiği Ahmed Abushanab da 1999’da evlendiği Bekir Yıldırım da ABD vatandaşıydı. Hatta Türkiye ile ilgileri de yoktu. Yani Kavakçı’nın “ABD’ye mecburiyetten gittiği” zorlama duruyor. Belki Türkiye’ye görevlendirmeyle gelmiştir!

Mesele sadece sülale değil

Türban gözümüze perde oldu diyorum ya, Kavakçı’nın Ağustos 2000’de bir otel suitinde Şeyh Nâzım Kıbrısi’nin dizinin dibindeki mahcup duruşunu tartışıyoruz. Ama MİT ve Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında Şeyh Nâzım’ın ajan olduğunun yazdığını, müridinin hem de Malezya gibi özel seçilmiş bir ülkeye nasıl elçi yapıldığını konuşamıyoruz. 
Kardeşi Ravza Kavakçı vekil olunca “cihadın mübarek olsun” diye seslenmesine İslamcılar vuruluyor. “Türbanlı vekilliğin cihatla ne ilgisi var” diyemiyor. 
ABD’nin sapkın İslamcısı Elijah Muhammed için Merve Kavakçı, Akit’te 12 Eylül 2008’de şu satırları yazmıştı: “Daha sonraları peygamberlik benzeri bir statü iddiasına soyunmuş olmasına rağmen, Elijah Muhammed’in Amerika’da İslamın yayılmasına hizmeti göz ardı edilemez.” 

Türbana bakan İslamcılar, “Hazreti Muhammed’den sonra kendisini peygamber ilan eden biri nasıl İslama hizmet eder” sorgulamasını yapamıyor. 
Öyle görülüyor ki Kavakçılar’ın devlete yerleşmesi bir sülale ihyasından ibaret değil.

  • Türkiye’de siyasal İslamcılık aslına rücu ediyor.

========================================

Dostlar,

Başarılı gazeteci – yazar Barış Terkoğlu‘nun bu önemli yazısı ile bir kez daha, gerçekte “İslam olan değil” ama öyle görünüp halkımızı aldatarak ve de yoksullaştırarak çıkar ortaklığına alet ederek “İslamcı olan“, eşdeğer terimle “İslamı çirkin politikalarına alet eden” AKP’nin bağlantılarını ve içyüzünü çırılçıplak görüyoruz.

Bir de dün Trump’ın cik iletisi (tweet) ile Türkler Kürtleri vurursa Türkiye ekonomisini perişan edeceğine (!) ilişkin saçmalamasına bakalım..

Yerel seçimler yaklaşırken Atlantik ötesinin gerçek müttefikinin Türkiye değil, iktidara getirdiği kadrolar olduğu bir kez daha anlaşılıyor ve zor duruma düşen “ortaklara” (!) uzaklardan destek çıkmak gerekiyor her zaman olduğu gibi. Tam da söz dalaşına girmenin ve kamuoyunu meşgul etmenin zamanı.. 3 koldan Trump’a verdi veriştirdi AKP ve ardından Erdoğan telefonla görüştü basında izlediğimize göre..

Bu gün ayın 15’i oldu ve 3,5 milyon dolayında kamu görevlisi aylıklarını aldı. Gerçek enflasyon %40’lardan aşağı değilken yarısı gibi gösterilen, 1 kg yeşil biberin 12 TL olduğu…. 1 Temmuz – 31 Aralık 2018 arası önce enflasyonu yaşayarak yoksullaştırılan, ardından da %10 zamla aptal yerine konan ve yaratılan krizin faturası omuzlarına yüklenen milyonlarca emekçi ve aileleri bu dertlerini konuşmak yerine, AKP = RTE‘nin Trump’a dayılanma (!) söylemlerini konuşarak ezilmişliklerini sarmalasınlar değil mi!?

Gene cambaza baktırılacak ve kayıkçı kavgaları ile, Suriye’ye operasyon masalları ile, inanılmaz ve muazzam ölçekte sandık seçmen listeleri oyunlarıyla… 31 Mart’a dek demokrasicilik oynayacak ve sandıklar açıldıktan birkaç saat sonra türlü oyunlarla bir kez daha AKP’nin yengisine (!) (galibiyetine) teslim edileceğiz öyle mi??

Bu lanetli oyun artık bozulmalı..
Sandık seçmen listeleri, parmak boyama dahil tüm güvenlik önlemleri net olarak alınmadıkça 31 Mart seçimleri bir aptal tuzağı değil mi??

Muhalefet köktenci önlemleri hızla düşünmeli.. Seçimlere girmemek dahil..

Sevgi ve saygı ile. 15 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

‘Toplumsal ruh sağlığı’

‘Toplumsal ruh sağlığı’

Cumhuriyet, 14.01.2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Geçen günlerde sıra dışı bir gelişme yaşandı. MHP, toplumsal ruh sağlığı yasa önerisini Meclis’e verdi.
Bireyciliğin, “Her koyun kendi bacağından asılır” deyişindeki gibi çok aşırı bir noktaya taşındığı günümüz Türkiyesi’nde, ruh sağlığı bağlamında da olsa toplumsallığın gündeme getirilmesi çok önemli ve olumludur. Bu nedenle de konu enine-boyuna tartışılmalıdır.

Gerekçesi sağlam!
Yasa önerisi, önemli bir yasal ve kurumsal boşluğu doldurarak, ruh sağlığı hizmeti alanlarla bu hizmeti verenlerin çıkarlarını dengeli bir biçimde korumayı amaçlıyor.
Konu ile ilgili tüm dernek ve meslek örgütlerinin katılımıyla hazırlanmış olması, önerinin bu amacı gerçekleştireceğini güvence altına alan en güçlü yönüdür.
Her kentte bir Ruh Sağlığı İzlem ve Denetim Kurulu oluşturulmasını öngören öneri, ruh sağlığı ile ilgili tedavi gören kişilerin ilaçlara ücretsiz olarak erişebileceğini; on sekiz yaşının altındaki herkesin ruh sağlığı hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanabileceğini; bir kişiye ruhsal sorunu nedeniyle güvenlik tedbiri uygulanması gerektiğinde, bunun bu konuda eğitim alan kolluk güçleri tarafından yerine getirileceğini ve kişiye uygulanacak tedavi süreciyle ilgili bilgilendirme yapılacağını ve bu konuda onay alınacağını öngörüyor.
Öneri, çoğu Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası örgütlerin güvenilir sayısal verileriyle gerekçelendiriliyor.

  • Ülkemizde her altı kişiden birinde tanı konacak düzeyde ruhsal hastalık bulunduğu

ve bunların ancak %14’ünün bir uzmana başvurabildiği; son on yılda, %27’si kadın olmak üzere yaklaşık 29 bin intihar olayı saptandığı; intihar edenlerin %34’ünün 15-29 yaş diliminden oluştuğu; yine son beş yılda anti-depresan ilaç kullanımının %56 arttığı, önerinin dayandığı ana noktalardır.
Kuşkusuz bu gerekçeler toplumsal ruh sağlığının ne kadar bozuk olduğunu kanıtlıyor. Ancak bu gerekçeler birer sonuçtur; peki, ya gerçek nedenler?

Neden bozuk?
Toplumsal ruh sağlığının bozukluğu kanımca şu üç ana nedene dayanıyor:

1. Özgürlük ve hukuk yoksunluğu,
2. Eşitsizlik ve
3. İşsizlik. 

Bu ülkede, yıllardır, özellikle 12 Eylül 2010’da yapılan anayasa değişikliğinden sonra, tarafsız ve bağımsız yargı artık yok.

  • Yargı Başkan’a bağımlı olduğundan, başta düşünce ve örgütlenme olmak üzere hak ve özgürlükler de iyice işlemez ve kullanılamaz duruma düşüyor.
  • Özellikle de basın yayın, bilimsel çalışma ve sendikal hak ve özgürlüklerin yokluğu, toplumu tam anlamıyla bunaltıyor.

Dahası, böyle bir ortamda bu ülkede, gelişmiş demokrasi var; yargı bağımsız ve tarafsızdır yalanlarıyla, sabah akşam insanların akıllarıyla alay edilmesi, akılla açıklanamaz!

Hiç unutulmasın ve unutturulmasın                   :

  • Dokuz yaşında kızların evlenebileceğine dair fetva verilen bir ülkedir burası!

İnsan değil, mal gibi görülen dokuz yaşının gelini, yirmili yaşlarında artık büyükannedir; ama, yine de dayak yer! Bunu hangi akıl kaldırabilir?

Çocukluğu, önce taciz ve tecavüzlerle yüz yüze getiren, sonra da evliliğe dönüştüren böyle bir anlayışın geçerli olduğu bir toplumsal yapıda ruh mu kalır ki onun sağlığı olsun! 

Ve işsizlik

Bu ülkenin yönetimi, 15-24 yaş diliminde, çoğunluğu kadın ve önemli bir bölümü de üniversite mezunu olmak üzere, piyasada geçerli ücret karşılığı çalışmak isteyen her 5 kişiden 1’ine, sana iş yok diyor.

Bin kişinin alınacağı, üstelik geçici bir iş için 55 bin kişi başvuruyor!

Diğer taraftan bir yüksek yargı organı başkanının çocuğu örneğinde olduğu gibi, kimileri kolayca işe alınıyor ve sonrasında da bürokraside hızla yükseliyor.

Sahi, şu Kavakçı ailesinin bilmem kaçıncı kuşaktan bilmem kaçıncı kişisinin Başkan’ın başdanışmanı ya da danışmanı yapılması, toplumu, özellikle de işsiz gençleri çıldırtmak için değilse, nasıl açıklanabilir? 

Toplumsal ruh sağlığının gerçek nedenleriyle tartışılmasını AKP iktidarı kuşkusuz isteyemez. Yine de bu konu;
– çoğu düşünen insanını ya delirten
– ya öldüren
ya da yurt dışına kaçırtan

bu toplumun gündeminden hiç düşmemelidir.
==============================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Yakup Kepenek, Köy Enstitülerinin son dönem “büyülü ortamı” nda yetişmiş bir İktisat / Ekonomi hocasıdır. ODTÜ Ekonomi Bölümünden emeklidir. “Türkiye Ekonomisi” adlı klasik yapıtı 30’a yakın baskı yapmıştır.
Kepenek hoca CHP’de milletvekilliği ve parti yönetiminde etkin görevler üstlenmiştir.
Cumhuriyet‘te haftalık yazılarını keyifle ve hep ama hep çok şey öğrenerek okuyoruz.

Prof. Örsan Öymen‘in FELSEFE yazıları ayrı bir keyif ve kazanç.

Prof. Ataol Behramoğlu‘nun her yazısı bir edebiyatta ustalık ürünü..

Cumhuriyet‘in öbür yazarları da birbirinden değerli..
Çok ama çooook nitelikli bir kadro bir arada..

Barış Terkoğlu’nun Cumhuriyet‘te yer alan (14.01.2019) “Kavakçı Meselesi Bildiğiniz Gibi Değil” başlıklı makalesinin okunmasını dileriz.. (Birazdan sitemize koyacağız..)

Türkiye’nin çok ama çooooook zor bir zaman diliminde, AKP’nin akıl dışı – güdümlü ve dinciliği utanmazca siyasete alet eden politikaları ile duvara dayandığı bir dönemde Cumhuriyet bir kale..

Sesine – sözüne kulak verilmeli..
En başta da AKP yönetimi ve AKP’liler..
Ülkeyi daha da gerip kutuplaştırmadan.. artık duvara dayandık.
Daha çok zorlama ülkemizi iç çatışma eşiğine sürüklüyor..
Tıp Fakültesinde “Toplumsal Ruh Sağlığı” derslerini lisans ve lisansüstü düzeyde veren bir akademisyen hekim olarak ağır bir profesyonel tablo görüyor ve sorunluluk duyumsuyoruz. Ülkemizi bu ağır tabloya sürükleyen AKP iktidarını açıkça sorumlu tutuyoruz.
Derin bir endişe ve kaygı içindeyiz.
Ülkemizin “Ruh Sağlığı Yasası” na gereksinimi vardır.
Ancak sorunların çözümünü köklerinde aramak koşuluyla.. sonuçları ile boğuşarak değil..
* Bilmem TEHLİKENİN AYRIRDINDA MISINIZ??
Sevgi ve saygı ile. 14 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Eğitimin durumu

Eğitimin durumu

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet
, 14.01.19
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Eğitim, insanın fiilen var olan durumunu korumayı değil, insanın potansiyelini ortaya çıkartmayı, insanın kendisini geliştirmesini amaçlayan bir alandır. Eğitimin geri kaldığı bir ülkede, toplumsal bir ilerlemenin ve gelişmenin gerçekleşmesi de olanaksızdır. 
Türkiye’de eğitimin sorunları o kadar çoktur ki ve bu sorunlar yıllar içinde o kadar birikmiştir ki, bunları ayrıntılı bir biçimde ortaya koyabilmek için 30 ciltlik bir ansiklopedi yazılsa, bu eser eğitimin sorunlarını aktarmak için yine yetersiz kalır. 
Yine de ana maddeler halinde eğitimin sorunlarından bazıları az ve öz bir biçimde şu şekilde ortaya konabilir: 
1) Eğitimin İmam Hatip okulları, Kuran kursları, İlahiyat fakülteleri, “4+4+4” modeli ve zorunlu din dersi üzerinden dinselleşmesi, doğa bilimi, sosyal bilim, matematik, felsefe, sanat ve dil alanındaki eğitimin yaygın bir biçimde gelişmesine darbe vurmuştur. 
2) Pedagoji, yani eğitim bilimi, ülkede en fazla ihmal edilen alanlardan birisi haline gelmiştir. Eğitimin bilimi yapılmadan nitelikli bir eğitim modeli oluşturmak olanaklı değildir. Üniversitelerde eğitim bilimleri fakültelerinin niceliği de niteliği de yeterli değildir.
3) Ülkede ilköğretim ve lise için öğretmen yetiştirmek konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Nitelikli öğretmenlerin sayısı giderek azalmaktadır. Öğretmen yetiştiren öğretmen okullarının geçmişte kapatılması da nitelikli öğretmen yetişmesini engellemiştir. Öğretmenlerin çoğunluğu, hem alanlarıyla ilgili bilgi eksikliğine, hem de dersi ve konuları anlatma yöntemleri konusunda eksikliklere sahiptirler. 
4) İlköğretim ve lise ders kitapları ve metinleri analitik, sistematik, anlaşılır ve sade bir biçimde yazılmamıştır, kavramaya yönelik değil ezberlemeye yönelik yazılmıştır. Bu kitaplarda ve metinlerde birçok karmaşık anlatım tarzı, tutarsızlık ve bilgi hatası bulunmaktadır. Kitapların ve metinlerin birçoğu alanında yetkin kişiler tarafından yazılmamıştır. 
5) İlköğretim ve lise bağlamında devlet okulları nitelik kaybına uğramıştır ve nitelikli eğitim, sayıları sınırlı olan ve paralı olan bazı özel okullara havale edilmiştir. Bu nedenle gelir düzeyi düşük ve orta seviyede olan toplum kesimi nitelikli eğitim hakkından yararlanamamaktadır. Bu kesim Türkiye’nin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. 
6) Analitik, sorgulayıcı ve yaratıcı düşünceyi teşvik eden felsefe dersi lisede sadece iki yıl zorunlu ders olarak okutulmaktadır ve bu ders kavramaya değil ezberlemeye yönelik verilmektedir. Öte yanda dogmatizmi teşvik eden din dersi ilköğretimden itibaren her yıl zorunlu ders olarak verilmektedir
7) Teknolojinin gelişmesi eğitimin gelişmesine yol açacağına, eğitimin gerilemesine yol açmıştır. Teknolojinin bir araç olmaktan çıkıp bir amaca dönüşmesi ve öğrencilerdeki teknoloji bağımlılığı, öğrencilerin okuma, yazma, anlama, sorgulama, tartışma, araştırma ve yaratıcı düşünme potansiyeline darbe vurmuştur.
8) Üniversitelerin birçoğunda, matematik, fizik, kimya, biyoloji, astronomi, felsefe, antropoloji, tarih, siyaset bilimi gibi temel bilimler ihmal edilmektedir ve desteklenmemektedir; üniversitelerin birçoğu “arz-talep” yaklaşımıyla meslek yüksekokullarına dönüşmektedir. 
9) 12 Eylül askeri darbesiyle iktidara gelen yönetimin kurduğu Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) üniversitelerin özerkliğini ortadan kaldırmıştır, eğitimin merkezi bir odaktan standart bir şablon altına alınmasına ve üniversitelerin hükümetlerin kontrolü altına girmesine yol açmıştır

  • Türkiye, eğitim alanında bu nedenlerden ötürü dünyanın en geri kalmış ülkelerinden birisi konumuna düşmüştür.
  • Bunun da ötesinde, eğitim sorunu çözülmediği içindir ki;
  • Türkiye’de ekonomi sorunu da, demokrasi sorunu da, laiklik sorunu da, kültür sorunu da, sanat sorunu da, bilim sorunu da çözülememektedir.

=======================================
Dostlar,

Felsefe profesörü Sayın Örsan K. Öymen birbirinden önemli ve nitelikli yazılar yazmakta. Hiçbir yazısını kaçırmamalı, paylaşıp okumalı ve üzerinde düşünerek – tartışarak çözümler üretmeliyiz.

Biz de benzer sorunları tıp eğitimcisi olarak gözlüyoruz.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce eğitim veriyor. Bu fakültede 15. yılımız bitmek üzere. Ülkemizin en parlak 2-3 bin öğrencisi arasından binde 1’lik dilime girerek geliyorlar. Ancak her geçen yıl öğrencilerin güdülenmelerinde (motivasyonlarında) düşme gözlüyoruz. Çerçevesini Sn.Öymen’in çizdiği bir eğitimden gelmekteler. Daha ilk yıldan kafasını “hasta ve tedavi” kavramlarıyla adeta zehirliyoruz. Okuma ödevi verilmesi, derste sunulanlar dışında kaynak okunması ve onlardan da sınavda sorumlu olmaya şiddetle karşı çıkıyorlar. Geribildirimlerinde “anlatılmayan yerden soru soruldu..” yakınması belirgin ve çok rahatsız edici. 6 yıllık zorlu Fakülte eğitimi bitince uzmanlık eğitimine hazırlanmak var.. Bir başka yarış ve çile. Çalışma koşulları çok ağır ve mesleksel doyum sağlamaktan giderek uzaklaşmakta.

Hekime yönelik şiddet daha şimdiden bezdirmiş durumda. Malpraktis korkusundan mahkemelerde sürünmek istemedikleri için en az riskli tıp dallarını tercih öne çıkıyor.

Oysa bu kavramların tam tersi düşünsel etkinliğin tam da merkezinde olmalı :

  • Sağlam insan ve sağlığı koruma..

Bu yıl 2018-19 ders yılında 15 bine yakın tıp öğrencisi alındı. Yüze yakın tıp fakültesi ile İngiltere’yi 2’ye katlıyoruz. Hekim enflasyonu artık ufkun ötesinde değili görme alanında. Küresel sermaye hekim emeğini ucuzlatma ve niteliksizleştererek güçsüzleştirme peşinde. Bu politik tercihin – dayatmanın ülkemiz – insanlık adına faturası çok ağır hatta dönüşümsüz olabilir.

Prof. Öymen’i hem kutluyor hem de çok değerli birikimini Cumhuriyet Gazetemiz üzerinden bizlerle paylaştığı için kendisine teşekkür ediyoruz.

Ülkemize, bir felsefe bilimcisi olarak yüreklilikle yol göstermeyi sürdürmesini diliyoruz.

Ülkemizin içine sokulduğu çok yönlü cenderenin rastlantı olduğunu düşünmüyoruz.

Yıkımın başlıca sorumlu AKP iktidarının 16 yılı aşan dinci takıntıları ve yetersizliğidir.
Çözüm de buradan başlamalı.. AKP’nin uslanacağı, durup – duracağı yok..

Halkımız gereğini demokratik yöntemlerle yapmak zorunda; tarihin diyalektiği çözümünü de barındırır ve üretir, üretecek.. Aydın sorumluluğu ile yığınlara neler olup bittiğini aktarmaya devam.. Sabırla, inatla..

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com