Aşırı ilgi çekme merakı bir hastalık mıdır?

Aşırı ilgi çekme merakı bir hastalık mıdır?

Dr. Bill Gordon
Psychology Today

Çeviren: M. Birol Güger (Cumhuriyet, 12.1.20)

Bütün insanların ilgiye gereksinimi vardır. Öyle ki, ilgi görmeden ve göstermeden sağlıklı bir iletişim geliştirmek neredeyse olanaksızdır. Dikkat çekmek, yaşam içinde sergilediğimiz girişimler için son derece gereklidir ve kriz anlarında işlevi daha da önemli duruma gelir. Bu nedenle, yeterince dikkat çekememek yaşam niteliğini ve sürekliliğini tehdit eder duruma gelebilir. Bu nedenle, insanların uygun ölçülerde sosyal ilgiyi üzerine çekme istekleri anlaşılabilir. Ancak aşırı ilgi çekme meraklıları bu güdülerini, duygusal çaresizlikleri tarafından yönlendirilen sağlıksız boyutlarda tatmin etmek istemektedirler.

Aşırı ilgi çekme eğilimi bir karakter kusuru değildir. Bu aksine, insan beyninin, yaşamın erken dönemlerinde “ihmal edilme” nedeniyle oluşmuş gelişimsel travmaya verdiği tepkidir. Örneğin yeni doğanlar, yaşamda kalmak için annelerinin ilgisini çekmeye son derece bağımlıdır. Çocuğun erken gelişim sırasında gereksinimleri ne denli ihmal edilirse, yaşamda kalma ve güvenlik duygularını aynı oranda dikkat çekme ile özdeşleştirir. Karşılığında da hangi ölçüde dikkat çekmesi gerektiğine ilişkin bir inanç sistemi geliştirir.

Bu merak nasıl gelişir?

Beyin, ilgi eksikliğini tehlikeli olarak tanımlar ve ona doğal bir refleksle, beyindeki duygusal tepkilerin oluşumunda öncül role sahip olan amigdala bölgesinde oluşan bir tehdit unsuru olarak yaklaşır. Aslında, tıpkı bir “mikro anne” örneği “şunu yapma, bunu yap; şuraya git, oraya gitme” diyen ön singulat korteks (ÖSK) (1) bu duruma müdahale edebilir. Zira ÖSK, beynin amigdala harekete geçtiğinde serbest kalan kortikal (2) düşünme bölümündedir. Ancak ÖSK söz konusu yönetim etkinliğini gerçekleştirmek için serotonin hormonuna gereksinim duyar.

Bu tür temel sorunlara sahip insanlar, genellikle aşırı stres altındadır. Sürekli devam eden aşırı stres, serotonin varlığını sınırlar. Erken dönemde ilgi eksikliği ayrıca, beynin hipotalamus (3) bölümünde yeniden şekillenmeye yol açar. Bu genellikle hipotalamusunuzun daha küçük olduğu; serotonin ve öbür nörokimyasallar için daha az reseptöre sahip olduğunuz anlamına gelir. Bunun sonucu olarak da ÖSK’nize sevk edilecek askerler olsa bile, savaşacakları bir saha bulunmayabilir.

Dram bağımlılığı ile ilişkisi

Aradaki ilişkiyi şu şekilde özetleyebiliriz: Dram ilgi çeker ve ilgi çekmesinin yanı sıra hipofiz bezi (4) ve hipotalamusun, ağrı kesici ve haz verici bir bileşik olan endorfin (5) salgılamasına neden olur. Eroin ve öbür kimi uyuşturucular, insanlara yaşattıkları bakımından bu etkiyi taklit eder. Dram duygusu sonucu endorfin salgılanması, daha çok ilgiye gereksinim duyma yolundaki endişelerinizi hafifletir. Dram, beyinde afyon maddesinden elde edilen ilaçlar ile aynı mekanizmaları kullandığından, insanlar kolayca dram bağımlısı olabilir. Herhangi bir bağımlılık gibi, dram bağımlılığı da aynı nörokimyasal etkiyi elde etmek için her kezinde dozu artırdığınız türden bir tolerans oluşturur. Dram bağımlılığında da, aynı heyecanı elde etmek için her kezinde daha yüksek bir doza gereksiniminiz vardır.

Dramı bir ilaç olarak kullanmak da iyi hissettirir ve bu yüzden de dram ödüllendirici niteliktedir. Ödül, beynin mutluluk ilacı olan dopamin (6) kullanır. Dopamin, ödül almak için daha çok dopamin salarak çalışır.

Tedavi edilebilir mi?

Aşırı ilgi çekme merakı tedavi edilebilir mi? Hayır, beyninizin temel bağlantılarını değiştiremezsiniz. Erken yaşam travmalarının etkilerini tümden silmek olanaklı değildir. Ancak bu yönetilebilir bir durumdur. Bu eğilime sahip bireyler için tavsiyem;

  • dürüst ve siz duymak istemeseniz bile size gerçeği söyleyecek birilerini bulmanız.

Bu kişiye, herhangi bir durumu, yorumlama şeklinizin duygusal bağlamda aşırı olup olmadığını sorabilirsiniz.

Temel stres düzeyinizi azaltmak için yaratıcılığınıza başvurun. Meditasyon ve yoga yapın.

Bir hareketi hangi sıklıkla yinelerseniz, nöronlarınız da o denli verimli bir biçimde ortak hareket sergileyecektir. Bu şekilde, ilgili davranışın yaşam programınıza adapte olması (AS: uyum sağlaması) daha kolay duruma gelecektir.

Kaynaklar

(1) Ön singulat korteks: Beyinde duyguların ve duygusal davranışların düzenlendiği alan.
(2) Kortikal: Beynin üst bölgesinde yer alan yoğun sinir tabakasına korteks (beyin zarı) adı verilir. Kortikal, korteksle ilişkili olan anlamına gelir.
(3) Hipotalamus: Beyin tabanında bulunan ve hormon salınımına yardımcı olan bölgedir.
(4) Hipofiz bezi: Beyin tabanında bulunan Sella Turcica (Türk Eyeri) adı verilen kemik yapının içinde bulunur. Hormon salınımlarını düzenler.
(5) Endorfin: Ağrıyan dokularda ağrının azalması için üretilen hormonlara verilen isimdir.
(6) Dopamin: Beyin tarafından salgılanan ve bireyin duygusal tepkilerinin ve eylemlerinin denetiminde kritik rol oynayan bir kimyasaldır.
(7) Ventral striatum: Beynin, ödül mekanizmalarını içinde bulunduran bölgesidir.

Montrö’nün bilinmeyen hikâyesi ve değeri

Montrö’nün bilinmeyen hikâyesi ve değeri

Image result for Süha Umar Büyükelçi

Süha Umar
Büyükelçi (E)
Cumhuriyet 17.01.2020

Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin tartışmaya açılmasına ve kısmen de olsa kaybedilmesine yol açabilecek bir adımdır.

  • Kanal İstanbul’un Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açması ise kaçınılmazdır. 

Şu Kanal İstanbul nelere kadir! Türkiye Cumhuriyeti’nin en gizemli sayfalarından birini tarihin karanlıklarından alıp getirdi ve gündemin başköşesine oturttu. Gün geçmiyor ki yazılı ve görsel basında her meslekten, her kesimden bir “Montrö uzmanı!” konuşmasın. Eh bu kadar bilen olunca, “bir bilene soralım” demek kimin aklına gelecek? Kimsenin tekerine çomak sokmak istemem ama “bu kargaşada ben de bir çift laf edeyim” dedim. Neden mi? Montrö’nün tüm tarihçesini, üstelik bire bir Dışişleri Bakanlığı’nın telgraflarına dayanarak araştırıp, yazmış bir kişi olarak, bunun belki bir işe yarayacağını düşündüğüm için.*

Montrö herhangi bir uluslararası sözleşme değildir.

  • Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkesinin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerindeki mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Tartışmaya açılırsa, Türkiye’nin “Türk Boğazları” olarak bilinen, İstanbul-Çanakkale Boğazları ve Marmara Denizi üzerindeki egemenliği tartışmaya açılacaktır.

En önemli dayanak

  • Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve sonuçta Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi bir sürecin tekrarlanmaması için en önemli dayanağımız, kozumuzdur.

Tartışmaya açılırsa, geçmişin İngiltere-Rusya çekişmesi, bu kez ABD-Rusya Federasyonu arasında yaşanacaktır. Bugünün dünyasında, bugünün Türkiye’si, bu çekişmeden Montrö ayarında bir güvence belgesi ve konumu ile çıkamaz.

  • Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, istemeden, savaşan taraflardan birinin yanında savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Nitekim II. Dünya Savaşı’nda bu niteliğini ve yararını kanıtlamıştır. Montrö tartışmaya açılırsa Türkiye, altından kalkamayacağı yükümlülükler üstlenmek ve günü geldiğinde istemediği bir savaşa girmek tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

Saflıktan öte olur

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir.

Rusya, 1936’nın koşullarında ve o zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle, güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir.

  • Montrö tartışmaya açıldığı takdirde, bugünün dünyasında Rusya Federasyonu’nun bunu kabul edeceğini düşünmek ürkütücü bir aymazlıktır.

Bugün dünyanın en saldırgan ve “Önce ABD” diyen ülkesi, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmak, en azından kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamak için akla gelmeyecek yollara başvurmakta, bahaneler yaratmaya, maraza çıkarmaya çalışmaktadır.

  • Montrö tartışmaya açılacak olursa, Türkiye’nin ABD’nin önünde durabileceğini düşünmek ancak masal dünyasında yaşayanlara özgü bir saflıktır.

1936’da, Montrö’ye gitmeden, sözleşme taslağı üzerinde görüşbirliğine vardığımız Rusya, konferans görüşmeleri sırasında bu tutumunu değiştirmiş ve Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesini engellemeye; Sözleşme’ye, Boğazları Türkiye ile Rusya’nın birlikte savunmalarını sağlayacak hükümler konmasına çalışmıştır. O zaman, “önce Türkiye’nin güvenliği” diyen ve bunu sağlayacak yeni bir sözleşme taslağı sunarak, Rusya’nın önüne dikilen İngiltere’nin bugün yerini alan ABD’nin, İngiltere gibi davranacağını beklemek gerçekçi değildir.

Atatürk tartıştırmadı!

Montrö Sözleşmesi’nin imzasını takiben Rusya, Sözleşme ile alamadıklarını alabilmek, Boğazlarda diğer devletlerden daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras** buna yanaşmamışlardır. Gerekçe olarak, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığını göstermişler ama daha da önemlisi, böyle bir ikili anlaşmanın Montrö’yü tartışmaya açacağını ve Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceğini değerlendirmişlerdir.

Montrö ile Boğazların ve Marmara Denizi’nin egemenliğinin mutlak biçimde Türkiye’ye bırakılmış olması, Boğazlar üzerinde asırlara dayanan iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiş olan Rusya için de, Montrö’yü Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören ABD için de büyük rahatsızlık konusudur. Montrö tartışmaya açılacak olursa bu iki ülke önce bu rahatsızlıklarından kurtulmak isteyeceklerdir.

Yaşamsal sorun olur

İşte bu nedenlerledir ki;

  • Montreux Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması,
    Türkiye için yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik sorunudur.

Buna kendi elimizle yol açılması ise ulusça akıl tutulmasına uğradığımıza işaret eder.

  • Montrö’nün tartışmaya açılması, Türkiye’nin İstanbul – Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin tartışmaya açılmasına ve kısmen de olsa kaybedilmesine yol açabilecek bir adımdır.
  • Kanal İstanbul’un Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açması ise kaçınılmazdır. 

Bütün bunları bilmeyenlerin, öğrenmeyi de reddedenlerin, “Montrö de neymiş ya. Biz onu da düşündük. Önce bir bakmak lazım. Türkiye Montrö ile ne kazanmış ne kaybetmiş” demelerine ise şaşırmamak gerek.

*Montrö ve Savaş Öncesi Yıllar. Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi yayını. 1973. Kitabın Montrö bölümü tarafımdan yazılmıştır.

**Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başvekil, Aras Dışişleri Bakanı ve Montrö Türk Heyeti Başkanı’dır.

RAHŞAN ECEVİT Yaşama Veda Etti..

RAHŞAN ECEVİT Yaşama Veda Etti..

Ömürlerini hiçbir çıkar gözetmeden, Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarının izinde, bu ülkenin aydınlık, laik ve demokratik geleceği için tükettiler.

Bizlere politikacı ve devlet adamlığının nasıl olunacağını öğrettiler.

Rahşan Ecevit devlet mezarlığına defnedilecek

Eski Başbakan Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit, yarın devlet mezarlığında Bülent Ecevit’in yanına defnedilecek.

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in eşi ve Demokratik Sol Parti’nin (DSP) Kurucu Genel Başkanı Rahşan Ecevit’in cenaze töreni belli oldu. Ecevit, yarın devlet mezarlığında Bülent Ecevit’in yanına defnedilecek. Rahşan Ecevit, dün Ankara’da tedavi gördüğü hastanede, yaşamını yitirmişti.

“BÜLENT ECEVİT’İN YANINA DEFNEDİLMEK İSTERDİ”

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Rahşan Ecevit’in yanına defnedilmeyi istediğini söyledi. Aksakal, “Bülent Ecevit ve Rahşan Ecevit bir sevgi timsaliydi. Türk siyasetine sevgiyi aşılayan iki insandı. Toprakta da birlikte yatmayı arzu ederlerdi. Bülent Ecevit rahmetli olduğunda özel bir mezar yeri hazırlanmıştı. Ancak sayın Başbakanımızın Devlet Mezarlığı’na defnedilmesi öngörülmüştü. Biz de sayın Cumhurbaşkanımıza Rahşan Ecevit’in bu son arzusunu ilettik. Aynı yerde yatabilmeleri için kendilerinden önemle destek bekliyoruz. Bu bir insani yaklaşımdır. Bu bir Bakanlar Kurulu kararı gerektiriyor. Eğer uygun görülürse ki uygun görülmesini arzu ediyoruz” diye konuşmuştu.

CHP’Lİ ÖZKOÇ: 5 SİYASİ PARTİ ORTAK YASA TEKLİFİ HAZIRLIYOR

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in Devlet Mezarlığı’na defni için Mecliste grubu bulunan 5 siyasi partinin ortak yasa teklifi hazırladığını bildirdi.

Özkoç, yaptığı yazılı açıklamada, “Meclisteki tüm siyasi partilerin grup başkanvekilleri bir araya geldik. Yaptığımız görüşme neticesinde Sayın Rahşan Ecevit’in Devlet Mezarlığı’na defnine ilişkin 5 grubun ortak yasa teklifi sunmasını kararlaştırdık.” değerlendirmesinde bulundu.

Özkoç, Rahşan Ecevit’in defninin yarın gerçekleşeceğini, yasa teklifinin ise Meclisin ilk Genel Kurul toplantısında yasalaşacağını belirtti.

Meclisteki siyasi partilerin grup başkanvekilleriyle görüşme gerçekleştirdiklerini ve durumun hassasiyetini göz önüne alarak bir çözüm bulmaya çalıştıklarını vurgulayan Özkoç, “Rahşan Ecevit’i yitirmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, hepimizin başı sağolsun. Rahşan Ecevit’in son dileğini, vasiyetini yerine getirebilmek için Meclisteki tüm siyasi partilerin grup başkanvekilleri bir araya geldik. Yaptığımız görüşme sonunda Sayın Rahşan Ecevit’in Devlet Mezarlığı’na defnine ilişkin 5 grubun ortak yasa teklifi sunmasını kararlaştırdık. Teklif, bugün Meclis Başkanlığına sunuluyor. Defin, yarın gerçekleşecek. Meclis Genel Kurulu da ilk oturumda kanun teklifini, yasal hale getirecek.” ifadelerini kullandı.

Özkoç, merhume Ecevit için yarın öğle namazının ardından Kocatepe Camisi’nde cenaze namazı kılınacağını, daha sonra da Devlet Mezarlığı’nda toprağa verileceğini kaydetti.

Öte yandan TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, Rahşan Ecevit’in cenazesinin defniyle ilgili “vasiyetinin yerine getirilmesi” için parti gruplarıyla gereken görüşmeleri yaptığı öğrenildi.

ERDOĞAN’DAN TAZİYE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in vefatı dolayısıyla DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ile telefon görüşmesi yaparak taziyelerini bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Rahşan Ecevit’e Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileklerini iletti.

HALICI AÇIKLADI

Rahşan Ecevit ve Bülent Ecevit Bilim, Kültür ve Sanat Vakfı Başkan Yardımcısı Emrehan Halıcı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rahşan Ecevit’in vefatının ardından taziye dileklerini ilettiğini ve Devlet Mezarlığı’na gömülmesi konusunda bir sorun kalmadığını bildirdiğini söyledi.

Halıcı, taziyelerin kabul edildiği vakıf binasında düzenlediği basın toplantısında, Rahşan Ecevit’in eşi eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in yanına defnedilmesinin, hem vakfın hem de tüm Ecevit’i sevenlerinin isteği olduğunu söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki talebini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilettiğini belirten Halıcı, “Hem olumlu bir bilgi sayın Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Hem de sayın Cumhurbaşkanımız biraz önce aradı ve Rahşan Ecevit için taziyelerini iletti ve TBMM Grup Başkanvekillerinin bugün Meclis’te bir araya gelerek bu konuda bir temenni kararı alacaklarını ve Devlet Mezarlığı’na sayın Rahşan Ecevit’in gömülmesi için herhangi bir sorun kalmadığını bize iletti” diye konuştu.

Bu gelişmenin bütün Ecevit sevenleri çok mutlu ettiğini vurgulayan Halıcı, “Müteşekkiriz. Bütün Ecevit dostlarının, Ecevit’i seven herkesin tekrar başı sağ olsun diyoruz.” ifadesini kullandı.

Halıcı, cenaze töreninin büyük ihtimalle yarın yapılacağını, programa ilişkin detayların gün içinde açıklanacağını kaydetti. Öte yandan vakfa gelen DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, eski DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ile Rahşan Ecevit’i sevenler, Emrehan Halıcı’ya taziye dileklerini iletti.

BAHÇELİ DE ARADI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de Halıcı’yı arayarak başsağlığı dileğini ilettiği öğrenildi. (Cumhuriyet, 18.01.2020)
***

Işıklar içinde olsunlar.. öyledirler de..

Sevgi ve saygı ile. 18 Ocak 2020, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK 
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

İKTİDAR TARAFINA GEÇMEK

İKTİDAR TARAFINA GEÇMEK

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com 16.01.2020

Yüz dolayında belediye başkanı, partilerinden istifa ederek AKP’ye geçecekmiş. Bunlardan ilk beşine yeni rozetlerini taktılar bile.

Ne denli talihsiz bir zamanlama.

Tam da AKP’nin sonu görünmüşken.

İktidar ne yapsın? Ayakta kalabilmek için her yola başvuracak. Kimi belediye başkanlarını görevden alarak yerlerine kayyım atayacak, kimini çeşitli vaatlerle partisinden istifa ettirerek kendi partisine kaydedecek. Muhalif belediyelerin kaynaklarını keserek onları çalıştırmayacak.

Siyasal yaşamımızda ilk kez karşılaşılan bir şey değil. Sayıları az değildir: İktidar mensupları için ağza alınmaz hücumları yapan kimileri, bir sabah bakmışsın ki iktidar partisine geçmiş.

Bunun siyasal ahlakla en ufak bil ilgisi yok. Siyaseti halk için değil, kendi çıkarı için yaptıkları gün gibi açık.

Siyaset kurumu bunların yüzünden her gün ağır yaralar alıyor, halk kitlelerin gözünde gitgide saygınlık yitiriyor.

Bir de tek tek değil, parti olarak, bulundukları konumu terk edip hükümetin yanına kapağı atanlar var.

BUNU DA GÖRMEK VARMIŞ!

TV ekranlarında ibretle görüyoruz ki, uzun süredir hükümete en ağır hücumları yapan ve tek devrimci partinin kendileri olduğunu söyleyenlerin sözcüleri, hükümetin yanında saf tutmuş. Sağda üç, solda üç tartışmacı… Sağdakiler, AKP, MHP sözcüleri. Yanlarında yeni peydah olmuş biri daha var. “Biz üçümüz aynı cephedeyiz. Bizi birbirimizden ayıramazsınız” diyor. Öbür sırada oturanlara hükümetin diliyle yanıtlar yetiştirmeye çalışıyor. Demokrasiyi savunan Millet İttifakı’nı oluşturanları Amerika’nın projesi, terör destekçisi olarak suçluyor.

İzleyiciler şaşkınlık içinde. Onların 50 yıllık muhalif lideri için “Ne yapmak istiyor bu adam?” diye birbirlerine soruyorlar. Geçmişte O’ndan hoşlanan da vardı, hoşlanmayan da. Sözlerine kulak kabartanlar bulunurdu. Şimdi hepsi hayretler içinde. Bütün bir sol ve demokratlarla köprüleri atmış olan bu hareketin, bundan sonra nereye evrileceği merak ediliyor. Olur da, politikada bu denli zikzaklar olur mu?

Bu uzun yolda ara duraklar da var ama özetle belirtmek gerekirse, proletarya diktatörlüğünden Atatürkçülüğe, orada da mekân tutamayıp Tayyip Erdoğan’ın yanına! Türkiye’nin şimdiye dek gördüğü en gerici, en şoven ve savaşçı, kamu kaynaklarını talan eden, saltanat sevdalısı bir iktidarın yanına onları hangi rüzgâr atmış olabilir?

Kimileri bunu, her dönemde ilgiyi üzerinde toplamak isteyen bir serüvencilik olarak yorumluyor ki haklı olabilirler. Bir arkadaş, dünya siyaset tarihinde bunun birçok örneği olduğunu söylüyor. Benim aklıma da İtalya ve Alman tarihinden örnekler geliyor. Azılı milliyetçilik, azınlıklara düşmanlık ve savaş sevdası konusundaki üsluplar (AS: biçemler) benzerlik gösteriyor.

  • Partinin içi giderek boşalıyor.

Eski yandaş ve üyelerin çoğu eylemsiz duruma gelmiş. Bir bölümü resmen istifa etmiş. Ne gazetesine ne televizyonuna adam dayanıyor!

Ne gam, parti artık eski kitlelerinden ve devrimci demokrat çevrelerden oy alma umudunu çoktan yitirmiş. Şimdi, ortağı olduğu iktidara bel bağlamış.

Umudu artık sağ-milliyetçi-rantiyeci kesimde.

Demek bunları da görmek varmış!

 

 

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Ocak 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Ocak 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

SAPIK
Düzce’nin Kaynaşlı İlçesi Belediye Başkanı MHP’li Şahin, kadın milli takımın zaferinden sonra “açılıp saçılacaksın, kendini teşhir edeceksin sonra da Tokyo’ya gidiyoruz diye sevineceksin. Dünya şampiyonu olsan ne yazar?” dedi.

Kadını yalnızca cinsel obje olarak gören sapık böyle olur,
Belediye başkanı değil  cumhurbaşkanı olsa bu yobazı kim okur ?…

EVLİLİK
RTE, medyanın evlilik dışı yaşamı özendirdiğini söyledi.
Medyanın çoğunluğu kimin emrinde?…

KAR
AKP Genel Sekreteri Fatih Şahin, AKP dönemine ait bir fotoğraf üzerinden Mansur Yavaş’ın karla mücadelede sınıfta kaldığını yazdı.
Beyni kardan üşümüş…

VİCDAN
Eşinin yüzüne asit atan adama 13 yıl hapis verilmesini az bulan RTE, “Kanun maddesine değil vicdanınıza uyun” diyerek yargıya çağrıda bulundu.
Hukuktan anlamayanın diyeceği budur,
Adamın vicdanı gemiyi gemicik görmeye yatkınsa ne olur?..

YASAK
Mahmut Ülker, Ergün Poyraz’ın “ÜLKER” hakkında yazdığı kitabı yayımlanmadan yasaklattı.
İşte yargıda vicdan!…

CIMBIZ
Geçen yıl toplu iğne ve cımbız ithalatına 9.3 milyon $ ödemişiz.
AKP milli uçağı 2019’da uçurdu!. Milli otomobil de 2022’de yürüyecek.
Toplu iğne ile cımbız da 2023 hedefine girer…

FETÖCÜ
Zonguldaklı gazeteci Cevdet Akgün;
“AKP tarafından hakim yapılan Ereğli eski ilçe Başkanı Adem Öztürk, FETÖ’nün para kasası Bank Asya’nın iki avukatından birisi idi. Sınavsız hakim yapıldı. Kamuyu ilgilendiren bu meseleyi haber yaptık. Yaptığımız haber için cezaevine gidiyoruz.” diyerek cezaevine girdi.
Neymiş? RTE/AKP FETÖ ile mücadele ediyormuş!…

KAZ
Sanatçı Tuğçe Kazaz hazırladığı bir videoda, Kemalizm ile arasına mesafe koyamayan Allah ile arasına mesafe koyar” ifadesini kullandı.
Kaz az maz değil!..

YARIŞ
AKP’li Zeytinburnu Belediyesi, Cumhuriyet Koşusu’na 746 bin TL harcadı. Kenya’dan ve Etiyopya’dan sporcu getirtildi.
Cumhuriyete mi, savurganlığa mı koşturuyor?…

BİLGİLİ
RTE, TV programında; “Bir tarafta darbeci var, bir tarafta meşru hükümet var. Meşru hükümetle darbeci arasında arabulucu olunur mu?  Uluslararası hukuku bu adam (Kılıçdaroğlu) bilmiyor” dedi.
Üç gün sonra Putin geldi. Arabulucu oldu.
Biliyor!…

BÖLÜCÜ
CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, Selvi Kılıçdaroğlu, Dilek İmamoğlu ve Başak Demirtaş ile birlikte Selahattin Demirtaş’ın “Devran” isimli kitabındaki öykülerin Jülide Kural tarafından sahnelendiği okuma tiyatrosuna katıldı.
AKP’nin akili Kadir İnanır da oradaydı.
Demirtaş ve HDP bölücü değilse, katılanlar bölücü yalakası değildir…

GÜVENİLİR
Bahçeli, “CHP’ye güvenimiz yok!”
Kendisi en güvenilir kişiliktir de!…

BAŞKAN
Recep Tayyip Erdoğan, İsmailağa Cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu ve halefi olarak gösterilen Hasan Kılıç’ı ziyaret etti.
Feto boşuna FETÖ olmadı…

VEFA

Erdoğan, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı, ömrünü Kıbrıs davasına adamış merhum Denktaş’ı vefatının 8. yıl dönümünde saygı ve rahmetle yad ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Adamı neredeyse Türkiye’ye sokmayacaktı. Kimin devlet adamı olduğunu biraz geç anladı…

GÜNDOĞDU
Yandaş Star’ın saldırgan yazarı Ersoy Dede, Gündoğdu Marşı’nı DHKP-C (terör) marşı olarak niteledi.
Fikir değilse bağımsız,
Bağımsızlık marşı olur fikirsize çuvaldız…

KANAL
Yeğeninin Boğaz geçiş verileri ile Kanalın gerekli olduğunu açıklayan Ulaştırma Bakanı, bu kez de ”Bizim hesaplamalarımıza göre gemi geçişlerinden yılda beş milyon $ kazanacağız” dedi.

  1. Hesap bilmiyor,
  2. Geçiş yapacakları keriz zannediyor,
  3. Milleti salak yerine koyuyor,
  4. RTE istedi diye öyle diyor…