Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalanan

ATATURK_Gercek_InsanAhmet_Saltik_portresiProf. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Cebeci / Ankara
Atatürkçü Düşünce Derneği 2004-6 Genel Başkan Yard.
www.ahmetsaltik.net,   profsaltik@gmail.com
https://www.facebook.com/profsaltik,   twitter : @profsaltik
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır..
*****
“Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu tip yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı’yı batırdığı için yasakladık. Çok değil yüzyıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki, bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayalım ki
o gün geldiğinde
 her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.”
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK (17.12.1927, Ankara)
*****

ANITKABİR’E YAPILAN ÇOCUK PARKI
DERHAL KALDIRILMALIDIR!

Displaying Anıtkabir.png

Anıtkabir’e bir kargo şirketi tarafından çocuk parkı yapılmasını Ulu Önder Atatürk’ün
manevi kişiliğine yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendiriyor ve şiddetle kınıyoruz.
AKP’nin geçmiş dönem politikalarının devamı olan bu uygulama, siyasi iktidarın
Türk ulusuna Atatürk’ü unutturarak, ulusal kimliği yok etme amacının bir parçasıdır.
Atatürk ve laiklik karşıtı olduğunu kezlerce belgelenmiş olan AKP, bu çirkin uygulamalarla, Atatürk’ün ulusun kalbindeki yerini yok edemeyeceğini asla unutmamalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, bağımsızlık onurumuzun mimarı, emperyalizmi dize getiren tek ve eşsiz komutan, eşsiz devlet adamı, eşsiz kahraman, mazlum halkların ışığı
Büyük Önderimiz’in manevi kişiliğini incitenler, milyonların ve gelecek kuşakların
manevi dünyasında hak ettikleri yeri alacaklardır.  Anıtkabir’deki bu saygısızlığa imza atanlar derhal soruşturmalı ve o park oradan derhal kaldırılmalıdır.
Onbinlerce yurtsever öğretmenin ve eğitim çalışanlarının güç verdiği, her geçen gün katlanarak büyüyen Eğitim-İş, Atatürk’ün manevi kişiliğiyle ilgili olarak gösterdiği özel duyarlıkla, üzerine düşen sorumlulukların gereğini, sarsılmaz bir kararlılıkla yerine getirmeyi sürdürecektir.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
******
Kilis'e bir roket mermisi daha atıldı

Kilis’li AKP’ye 1 Kasım 2015 genel seçiminde % 49,18 oranında oy verdi..
Gaziantep ise %61,6! AKP’nin teşekkürü böyle olmalı !?
*****

OHAL KHK’leri “Sivil Ölüm” mü Demek?

Doç. Dr. KEREM ALTIPARMAK
Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fak. – Mülkiye
İstanbul – BİA Haber Merkezi 06 Eylül 2016

KHK’larda listeleme usulü kamu görevinden çıkarma anayasanın 2. maddesinde düzenlenen cumhuriyetin temel ilkelerinin ağır ihlaline vücut vermektedir. 1 Eylül Perşembe günü Resmi Gazetede yayımlanan 672 Sayılı Olağanüstü Hal (OHAL) kanun hükmünde kararnamesi (KHK) ile kamu hizmetinden çıkarılan kamu görevlisi sayısı toplamda 50 bini geçti. Bu sayının çok daha artacağına dair iddialar da var. Bu kadar insan gerçekten darbe girişimiyle ilgili midir, ya da Gülen Cemaati’ne dahil midir bilmemiz mümkün değil. Bununla birlikte, hiçbir ilgisi olmadığından emin olduklarımız var, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden atılan meslektaşlarım[1] gibi. Öte yandan, ilgisi olmadığını söyleyenlerin de aksi kanıtlanana kadar masum olduğunu varsaymak durumundayız şüphesiz. Tabii bir de Gülen Cemaati’nden olmakla birlikte, kusurluluğu ileri sürülemeyenler vardır ki tahminimiz sayıları çokça olmalı.

Bir ceza yargılamasının olmaması idari yöntemle kamu görevinden çıkarmaya tek başına engel değil, bunu biliyoruz. Ama bu kamu görevinden çıkarma işleminin hiçbir usule tabii olmaksızın, sınırsız bir şekilde, listelerle yapılabileceği anlamına da gelmiyor. Bu işlemin sınırlarının ne olacağına dair sürekli sorular geliyor. Soruyu basitleştirirsek, herkes şunu soruyor: Bundan sonra ne olacak? Bu soruyu da ikiye ayırmak lazım aslında:

a. Kamu görevinden çıkarma işlemiyle ilgili ne yapılacak?
b. Bu insanlar, bir daha kamu görevine giremeyecekse ne yiyip içecekler, bunun çıkış yolu yok mu?

Herkes acil olarak, birinci sorunun cevabını aramaya başladı. Buna ilişkin, daha detaylı bir cevabı somut olarak daha sonra vereceğiz. Ancak şimdilik çok dokunulmayan ikinci soruya; yani bu insanlar hayatlarının kalan 20 ila 60 yılında ne yapacak sorusuna cevap vermeye çalışacağım bu yazıda. Konuyu netleştirmek için görevden çıkarma kararıyla ilgili birkaç hususu netleştirmek gerekiyor:

1.Kamu hizmetinden çıkarma yaptırımı bir OHAL KHK’si ile yapıldı. Bununla birlikte, yaptırımın Olağanüstü Hal’le sınırlı olmadığı açık. 672 Sayılı KHK’nin 2. maddesinin 2. fıkrası bu kişiler hakkında “bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler” diyor.
2.Aşağıda örneği verilecek Doğu Avrupa ülkeleri örneklerinden farklı olarak, bu karar alınırken yürütülmüş adil bir idari soruşturma süreci söz konusu değil. Kamu hizmetinden çıkarılan bazı kişiler, daha önce açığa alınmış ve bazılarının savunması istenmişse de biliyoruz ki hiç bildirim yapılmadan görevden çıkarılanlar mevcut.
3.Her ne kadar yaptırım sadece kamu hizmetinden çıkarmaya ilişkinse de birçok kişinin sonrasında hiçbir iş bulamayacağı açık. Örneğin, üniversitede teorik alanlarda çalışan öğretim üyelerinin üniversite dışında iş bulması çoğu zaman imkansızdır. Ya da bir hukukçunun avukatlık da kamu hizmeti sayıldığı için özel büro açması da mümkün olmazsa, hayatının kalan kısmını işsiz olarak tamamlaması gerekebilir. Bunun dışında, kamu hizmetinden çıkarılan kişilerin adları açık bir şekilde yayımlandığı için bir çeşit damgalanmanın olduğu da ortada. Daha sonra çıkarılacak olası idari ve hukuki engellerin yanında salt bu durumun bile KHK’lar yoluyla işten çıkarılanlar için ciddi bir istihdam engeli yaratacağını öngörmek güç değil.

“HUKUKSUZ TASFİYE EDİLEN KAMU GÖREVLİLERİ GÖREVE
İADE EDİLMELİ”

Ebedi işsizlik ya da sivil ölüm
Kamu hizmetinden yanlışlıkla çıkarılan sadece bir kişinin var olduğunu düşünelim. O kişi, mesleği gereği özel alanda istihdam edilemiyor olsun. Ya da “FETÖ”cü damgası yediği için özel sektörün bu kişiyi istihdam etmekten kaçındığını düşünelim. Bu kişinin, hiçbir süre ve konu sınırı olmaksızın yoksulluğa mahkum olması kabul edilebilir mi? Ya da, hükümet sözcüsü gibi davranan Cem Küçük’ün aylardır büyük keyifle ifade ettiği gibi insanlar “sivil ölüm”e mahkum edilebilir mi? OHAL bittiğinde, bu kişilerin anayasa ve uluslararası sözleşmelerde korunan hakları hala güvence altında olacağına göre bu sorunun cevabını anayasanın 13. maddesine göre vermemiz gerekir. 13. maddeye göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Darbeyle somut hiçbir ilişkisi kurulamamış olan bir kişinin, ömür boyu tüm ekonomik ve sosyal haklarından ve bunun doğal sonucu olarak medeni haklarından mahrum bırakılmasının
bu hakların özüne dokunduğuna şüphe olmasa gerektir. Bu nedenle, hükümete yakın yazarların
çok sevdiği “sivil ölüm” kavramının, hakkın özüne dokunduğu ve insan hakları hukuku açısından kabul göremeyeceği açıktır. Böyle bir önlemin ölçülü olmayacağı da açıktır. OHAL kalktıktan sonra, yapılacak değerlendirme OHAL ölçütlerine değil olağan dönem ölçütlerine göre yapılır. Somutlaştırmak gerekirse; on sene sonra kamu görevine giremeyen bir kişi AİHM’e başvursa, AİHM değerlendirmesini o günün geçerli koşullarına göre verir, 10 yıl önce alınan olağanüstü kararına göre değil. Bununla birlikte, OHAL’in on yıllarca devam etmesi halinde bile durumun farklı olmaması gerekir, çünkü OHAL’de de temel hakların nasıl sınırlandırılacağı anayasanın 15. maddesinde sayılmıştır:

“Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyladurumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.” Maddeden görülebileceği üzere; olağanüstü halde hak kısıtlamasının da iki önemli sınırı vardır:

a. milletlerarası hukuka aykırı olmama,
b. durumun gerektirdiği ölçüde olma.
……………..
…………….. (AS : makale toplam 11 sayfa, tümünü okumak için erişke aşağıda..)
Sonuç

KHK’larda listeleme usulü kamu görevinden çıkarma, anayasanın 2. maddesinde düzenlenen Cumhuriyetin temel ilkelerinin ağır ihlaline vücut vermektedir. Bununla birlikte,

Türkiye uluslararası hukukun da koruduğu evrensel ilkelere aykırı,
insanları “sivil ölüm”e mahkum eden bu pratiği ilelebet devam ettiremez.

Siyasi olarak bu yoldan dönülmezse,
önünde sonunda bu uygulama hukuken geri dönmeye mahkumdur.

Ne var ki, bu geri dönüş beraberinde haksız bir şekilde devlete yerleşen, vatandaşlara yönelik şiddet eylemlerine başvuranların da aklanmasına yol açacaktır. Bu nedenle, siyasi iktidarın acilen hukuk dışı yöntemler yerine, Halkın hakikati bilme hakkına saygı gösteren şeffaf ve adil soruşturmalar yoluyla temizleme yoluna yönelmesi gerekir. Yoksa sadece onbinlerce insan haksızlığa uğramayacak, FETÖ’yle mücadele de yalan olacak.
=====================================
Değerli site okurlarımız,

Sayın Doç. Dr. Kerem ALTIPARMAK‘ın tarihsel değerdeki bu makalesi dolu dolu 11 A4 sayfası.. Çoğu uluslararası olmak üzere 29 sıkı kaynakçaya dayalı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki eğitimimiz sırasında (2011-16) yakından tanıma olanağı bulduğumuz bu çok değerli ve genç bilim insanı, ağırlıklı olarak İNSAN HAKLARI HUKUKU çalışmakta. Alanında ödülleri olan son derece birikimli ve yetenekli bir akademisyen. Makalenin başlangıçından bir bölüm ve sonucu sunduk.. Tümünü okumak için lütfen tıklar mısınız??
ohal_khkleri_sivil_olum_mu_demek

Sevgi ve saygı ile. 09 Eylül 2016, Datça
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net  profsaltik@gmail.com

=============================
Not : Aşağıdaki yazımız 30 Aralık 2013 günü web sitemize konmuştu..
Bakılmasını dileriz. 
Bu kitabın 36 sayfa (1/3) özet metni için : 
SAİD NURSİ, FETHULLAH GÜLEN VE LAİK SEMPATİZANLARI

2016 yılının ilk 6 ayında bu sitede yer alan 42 AYDINLANMA makalemize
şu erişkeden ulaşabilirsiniz : 
2016 Yılı İlk 6 Ay Aydınlanma Makalelerimiz

Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

Dostlar,
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’den mezun olduk..
(Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü).. 
Taaa 1979’da Hacettepe Tıp’ta ihtisas yaparken kaydolmuştuk.. Yaşam bizi Ankara dışına itti uzun yıllar. 2011 affı ile kayıt yaptırdık onyıllar sonra.. Bundan böyle, ülkemizin bize sağladığı Mülkiye eğitiminin ağır sorumluluğu da boynumuzda olacak. Hem Tıbbiyeli hem de Mülkiyeli olmanın ağır yükümlülüğü ile, bu siteden AYDINLANMA çabamızı sürdüreceğiz.. Yüce Önder Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün aydınlık yolunda ilerleyeceğiz.. Başta Türkiye’miz olmak üzere, bize fırsat ve emek veren tüm kişi ve kurumlara ödenmez bir şükran ve borçla.. 01 Ağustos 2016, Ankara

Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayaya

Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

ATATURK_SENI_ANLIYORUZ_VE_TUM_INSANLIGA_ANLATACAGIZ

Dil Derneği’nin 15. Olağan Genel Kurulu 24 Eylül 2016 günü.. çağrı ve izlence

Dil_dernegi_logo

Dil Derneği’nin 15. Olağan Genel Kurulu
24 Eylül 2016 günü.. çağrı ve izlence

Dostlar,  

Bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği’nden çağrı ve duyuru var..
15. genel kurul 24 Eylül 2016 Cumartesi günü Ankara’da.. Türk Hukuk Kurumu’nda, saat 11:00’de başlayacak.. Yıllarca çok değerli hizmetler veren Sn. Sevgi Özel de bir liste yapıyor sanırız. Yeni bir çalışma takımı, adayların / nöbetçilerin tanıtımı ve 2 yıllık izlenceyi de
Hülya Küçükaras dostumuz yollamış sağolsun. Ekte pdf olarak sunuyoruz :

Dil_Dernegi_2016-18_aday_tanitimi_ve_izlence

Büyük ATATÜRK’ün DİL DEVRM’ni sürdürmeye çabalayan bu önemli ve
saygın derneğe destek olmak boynumuzun borcudur.

ATATURK_dil_devrimi

 

 

 

 

Sevgi ve saygı ile.
24 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

*****

Dil Derneği Üyesi Sayın Ahmet Saltık,
Dil Derneği’nin 15. Olağan Genel Kurulu 24 Eylül 2016 Cumartesi günü yapılacaktır.
Demokratik hakkımızı kullanarak yeni bir yönetim yapılanması amacıyla tasarladığımız iki yıllık (2016-2018 dönemi) çalışma izlencesiyle dernek organlarına adayız.
Ekli çalışma izlencesini iyi dileklerimizle görüş ve değerlendirmelerinize sunarız.
Saygılarımızla.

Dil Derneği’nin 15. Olağan Seçimli Genel Kurulu : 24 Eylül 2016 – Ankara

logo

Dil Derneği Üyesi
Sayın Ahmet Saltık,

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır…)

Dil Derneği’nin 15. Olağan Genel Kurulu 24 Eylül 2016 Cumartesi günü saat 11.00’de Ankara’da Türk Hukuk Kurumu salonunda (Adakale Sok No. 28 Yenişehir) yapılacaktır.

Dil Devriminin kurumu olan Derneğimiz, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun işlevini üstlenmenin ve sürdürmenin sorumluluğunu taşımaktadır. Bu nedenle öncelikle bilimsel, ekinsel ve sanatsal çalışmalara ağırlık vermek; yazın dünyamızı kucaklamak; çocuklar, gençler, öğretmenler ve akademisyenlere yönelmek, eğitim kesimiyle sıkı işbirliğini sağlamak zorundadır.

Bu önemli ve onurlu görevi, Dil Derneği üyelerinin değerli deneyimlerini, bilgi birikimlerini derneğimizin her alandaki çalışma ve etkinliklerine katarak gerçekleştirme kararlılığıyla ve aşağıdaki ereklerle dernek organlarına aday oluyoruz.

1)     Danışma Kurulu, Eşgüdüm Kurulu, asıl ve yedek üyeleriyle bir bütün olan Yönetim, Denetleme ve Onur Kurullarıyla öznellikten arınmış, bilgi paylaşımının sürekli kılındığı kurumsal yapı oluşturulacaktır.

2)     Sözlük Kolu ile Terim Kolu, etkin ve üretken işleyişleriyle dil alanında birer yetke olduklarını kanıtlayacaktır.

3)     Dil Bayramlarımız bilimcilerin, sanatçıların, ülkenin dört bir yanından dilseverin buluştuğu Ulusal Dil Kurultayı düzenlenerek kutlanacaktır.

4)     Süreli yayınlarımız, düşünsel etki yaratacak önemli tartışmalara, kavramsal çözümlemelere öncülük ederek dil alanının başvuru kaynakları olacaktır.

5)     Her düzeydeki okulla, üniversitelerle işbirliği yapılarak gelecek kuşaklara dil bilinci aşılayacak, dilimizin özleşmesi ve Türkçenin doğru kullanımını özendirecek ortak etkinlikler düzenlenecektir.

6)     Cumhuriyet kazanımlarını koruyup yüceltmeyi amaç edinmiş kurum ve kuruluşlarla güçbirliği yapılacaktır.

7)     Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu özerktir, özgürdür! Dil Derneği de kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmalarda, işbirliklerinde bağımsızlığını koruyacak, herhangi bir siyasal yapılanmanın yönlendirmesi ya da koruyuculuğunu kabul etmeyecektir.

 

Yürütülecek işleri sorumlulukları paylaşarak, hep birlikte çalışarak yerine getirme anlayışıyla oluşturduğumuz ekteki Dil Derneği 2016-2018 Çalışma İzlencesini genel kurulumuzda bir arada olmak dileğiyle görüş ve değerlendirmelerinize sunarız.

Saygılarımızla. 18.09.2016

Bilgi için: Günay Güner: gunayguner@gmail.com * Hülya Küçükarashk@ada.net.tr
* Işık Kansu: ikkansu@gmail.com

dil_dernegi_2016-18_izlencesi

======================================

Dostlar,

Büyük Atatürk‘ün en kritik işlevli 2 kurumu olan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, Yüce Önderin vasiyeti çiğnenerek 12 Eylül 1980 darbesini yapanlarca devlet dairesine dönüştürülerek çalış(a)maz duruma düşürüldü. Dil Derneği, Atatürk’ümüzün kalıtı (mirası) olan Türk Dil Kurumu‘nun işlevini omuzlamak için kuruldu. Son derece sınırlı olanaklarıyla büyük çabalar sergiledi ve ürünler verdi günümüze dek. Kurucularına ve emektarlarına şükranımız büyük.. Atatürk‘ün bu 2 Kurumun yaşaması için İş Bankası hisselerinin bir bölümünün gelirlerini resmen vasiyet ettiğini biliyoruz.. Ancak hukuk ayaklar altında ve 12 Eylül’ün pek çok kalıntısı 1982 Anayasası kezlerce (17 kez!) değiştirilerek, 113 kez madde değişikliği yapılarak bambaşka bir Anayasaya dönüştürüldüğü halde, bu 2 kadim kuruma eski statüsünün verilmesi sağlanmadı.. AKP – RTE zaten 14 yıldır bu bağlamda kılını kıpırdatmadığı gibi, Anayasada öngörülen Atatürk Kültür Dil Tarih Yüksek Kurumu‘nun çalışmalarını bile desteklemedi!

Önümüzdeki “mini” anayasa paketinde haliyle yok..
“Yeni anayasa” heveslilerinin hiçbir taslağında ne yazık ki yok!

Dolayısıyla DİL DERNEĞİ‘ni omuzlamak gene yurtsever devrimcilere kalıyor..

Sayın Başkan Sevgi Özel ve çalışma arkadaşları sanırız 7-8 dönemdir görevdeler (14-16 yıl)..
Sağolsunlar büyük ve anlamlı emekleri oldu.. Şükran borçluyuz 1 tuğla koyana bile! Sn. Başkan Özel, 25 Nisan 2013 günü Dernekte bizden bir konferans rica etmiş ve “DEVLET ve DİL” konulu bu konuşmayı yapma olanağı bulmuştuk.

Bize gelen e-iletiden anlıyoruz ki, bu kez bir liste (ve program!) daha var yukarıda sunulan.. Tüm adaylara başarı diliyoruz.. Bizi telefonla arayarak “Onur Kuruluna” adaylık öneren Sn. Özel’e teşekkür ederiz. Yine telefonla ve e-ileti ile adaylık çalışmalarını duyuran Sn. Hülya Küçükaras‘a da teşekkür ederiz.

24 Eylül 2016 Cumartesi günü saat 11:00’de Türk Hukuk Kurumu‘nda buluşmayı diliyoruz..

atanin_turkce_hk-_soylemi

Sevgi ve saygı ile.
24 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil : Abdülhamid

Abdülhamid

portresi_kisa_kollu

Yılmaz Özdil
SÖZCÜ
, 22.9.16

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Atatürk’ün mareşal üniformalı tablosunu depoya kaldırtan TBMM başkanı ismail kahraman, Dolmabahçe Sarayı’nda padişah Abdülhamid’i anma sempozyumu düzenledi. “Ne yazık ki tarihi ve kültürel miras bilinmiyor, özellikle gençler bilmiyor, unutturuluyor, hükümdarımız Abdülhamid’e vefa borcumuz var..” dedi. Bence de öyle. Mesela, bu topraklardaki ilk “rakı” fabrikası Abdülhamid döneminde kuruldu. Şahsen büyük vefa borcum var.
*
(Kendini yeni osmanlı filan zanneden ismail kahramangiller, rakının 19 Mayıs 1919’da icat edildiğini zanneder ama… İlk rakı fabrikası Cumhuriyet’ten 22 yıl önce kuruldu. Hem de bizzat Abdülhamid’in başmabeyincisi Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından Tekirdağ’da kuruldu. Padişahın isteği, şeyhülislam’ın onayıyla kuruldu. O dönemin en meşhur markaları, Deniz Kızı Rakısı ve Üzüm Kızı Rakısı’ydı. Deniz Kızı Rakısı’nın asıl ismi Tenedos Rakısı’ydı ama, etiketinde güzeller güzeli bir deniz kızı resmi olduğu için, ahalimiz Deniz Kızı Rakısı diyordu. Abdülhamid döneminde üretilen tüm rakı markalarının etiketinde, kız resimleri kullanılıyordu.)
*
Peki, bu topraklardaki ilk “bira” fabrikası kimin döneminde kuruldu? Gene Abdülhamid döneminde kuruldu. Gel de vefa borcu hissetme birader.
(Cumhuriyet’i kuranlara “ayyaş” diyorlar ama… Abdülhamid döneminde, yılda 10 milyon litre bira tüketiliyordu. Cumhuriyet bu rakama, yani Osmanlı’nın içtiği kadar biraya, anca 1940’lı yıllarda ulaşabildi. Henüz bira fabrikası kurulmadan önce, övünmek gibi olmasın, Osmanlı’da ilk birahane İzmir’de açıldı. Birahanelerin açılma iznini veren de, Abdülhamid’in babası Abdülmecid’ti.)
*
Osmanlı’nın ilk “şampanya” fabrikası da Abdülhamid döneminde kuruldu. Resmi, mühürlü evrak var, Abdülhamid’in izniyle kuruldu.
(Abdülhamid şampanya fabrikası kurdurduğunda, elitler kurdu denilen Cumhuriyet’in kurulmasına 30 yıl vardı. Şampanya fabrikasını, usevi Alatini kardeşler kurdu. Abdülhamid hazretleri, bu Alatini kardeşleri madalyayla ödüllendirdi, kendi elleriyle, bir değil, iki değil, üç defa “Mecidi Nişanı” taktı. Musevi Alatini kardeşlerle öylesine cankuştu ki, tahttan indirilip Selanik’e gönderildiğinde, üç sene boyunca, Alatini ailesine ait Alatini Köşkü’nde kaldı.)
*
Abdülhamid efendimiz, rakı, bira ve şampanya fabrikası kurdurdu ama, kendisi “rom” tercih ederdi. Bizzat torunu Osman Ertuğrul televizyonda anlattı: “Dedem rom içerdi, babama söylerdi, bak ben bunu içiyorum, çünkü bu yasak değil, Kuran’a bak, orada şarap diyor, şekerden yapılanın bahsi geçmiyor derdi.”

Acayip “sigara” içerdi Abdülhamid… Birini yakar, birini söndürür, vapur gibi tüttürürdü. Saraydaki işi sadece sigara sarmak olan özel ustalar vardı. Kızlarının hatıralarında yazıyor, sürgüne giderken, bavullara en önce sigara paketleri doldurulmuştu.

(Türk tütünüyle yapılan Amerikan sigarası Ateshian’ın tiryakisiydi. Chicago’da üretilen bu sigara, New York, Boston ve San Fransisco’nun yanı sıra İstanbul ve Kahire’de satılıyordu. Hatta, Ateshian firması, 1900’lerin başında Amerikan gazetelerine verdiği reklamlarda “Türk sultanı Abdülhamid’in içtiği sigarayı için” sloganını kullanıyordu. Bu reklamlarda “haremde, oryantal giysiler içinde sigara içen, saçı açık, hatta göbeği görünen, seksapel bir kadın” resmi kullanılıyordu. Paketi 25 cent’ti.)
*
Abdülhamid’in en önemli tarihi ve kültürel miraslarından biri ise…
Bu topraklardaki ilk “kerhane”yi açtırmasıydı.

(Fuhuş elbette vardı, şehre yayılmasını önlemek, denetim altına alabilmek için, varlıklarını ticarethane olarak sürdürmelerini sağladı. Acem’in hanesi, Alaycı Kadri’nin hanesi, Keseci Hürmüz’ün hanesi, Langa Fatma’nın hanesi gibi evler vardı, zaptiye rüşvet alıyor, göz yumuyordu. Abdülhamid buna son verdi. İstanbul Karaköy’deki Zürefa Sokak’ı hizmete açtırdı. Bugün hayvan zannedip zürafa sokak diyorlar, aslında zürefa’dır, Osmanlıcadır, lezbiyen anlamına gelir. Kendini muhafazakar zannedenler inanmakta güçlük çekecektir ama, bu topraklar kerhane kültürünün kurumsallaşmasını Abdülhamid’e borçludur.)
*
Ha bu arada… Binlerce yurtseveri Fizan’a Yemen’e sürgün etmiş, zindanlarda boğdurmuş, hafiyeleriyle jurnallerle 33 sene kan kusturmuş, Mısır’ı Tunus’u Kıbrıs’ı Sırbistan’ı Karadağ’ı Romanya’yı, toplam 1.5 milyon kilometrekare toprağı kaybetmiş, tarihçilerin bileceği iştir… Ben kendi payıma, vefa borcumuzu ödemek için “hayırlı” faaliyetlerini yazıyorum!
*
Dolayısıyla… “Gençlerimiz tarihi ve kültürel mirası bilmiyor, kendisine vefa borcumuz var” diyerek, Abdülhamid’i parlatmaya çalışan ismail kahraman’ı hakikaten tebrik ediyorum. Padişahımızın doğumgünü vesilesiyle düzenlenen sempozyuma, eskort kızlar çağırıp, şampanya ve rom servisi yaparsanız dört dörtlük olur yani… Ben bile iki duble atmaya gelirim gari.
(http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/abdulhamid-1404040/, 22.9.16)

======================================

Dostlar,

Tek sözcükle, çoook değerli araştırmacı gazeteci – yazar Sayın Yılmaz ÖZDİL’e “BRAVO” diyoruz.

TBMM Başkanı Bay Kahraman, açılış konuşmasında bir şiir okudu ve 2. Abdülhamit’e

“… istibdadına hasret kaldık…” dedi!

Bay Kahraman ayrıca şunu söylemeliydi :

2. Abdülhamit, 1876’da ilan edilen 1. Meşrutiyet ile açılan Meclis-i Mebusan’ı 2 yıl geçmeden Osmanlı – Rus savaşını gerekçe yaparak kapattı ve 1909’da İttihat ve Terakki tarafından 2. kez Meşrutiyet (Hürriyet) ilan edilene dek 33 yıl koyu bir istibdat ile halka kan kusturdu..  Oysa Büyük ATATÜRK, İngilizlerin İstanbul’u işgalinin ardından 16 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan’ın kapatılıp dağıtılmasından, vekilerin hapis ve sürgününden sonra 40 gün geçmeden Ankara’da 23 Nisan 1920’de 1. TBMM’yi açtı olağanüstü güçlüklerle ve ölüm kalım savaşını bu Meclis ile yürüttü sonuna dek.

Ülkemizin gençlerine bu gerçek de öğretilmeli değil mi Kahraman Başkan!?

Oysa senin Başkanı olduğun TBMM, ülkemiz OHAL altında inlerken devre dışı ve tatil adı altında adeta sürgünde.. RTE başkanlığında 28 kişilik bir oligark kümesi = gerçekte tek adam RTE, ülkemizi demir yumrukla – OHAL Kararnameleriyle, anayasayı açıkça ve pervasızca çiğneyerek başkalaştırmakta ve TBMM İçtüzüğü gereği (md. 128) 30 gün içinde Mecliste görüşülmesi gereken bu Kararnameler hala görüşülmedi.. 1 Ekim’de TBMM sürgün tatilinden dönecek ama atı alan Üsküdar’a geçmiş olacak.. Kahraman Başkan’ın hükmü bu kadar… Zalim bir despot padişahın 174. doğumgününü kutlamak gibi tuhaf işler buluyor kendine Abdülhamit’in istibdadını özleyen zat.. Eee başkanı olduğu TBMM tatil edilince, oyalanıyor işte.

Zavallı Türkiyem!…

Sevgi ve saygı ile.
24 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“Fethullahçı Yapılanma ve Sağlık” Panel Duyurusu

Ankara Tabip Odası

“Fethullahçı Yapılanma ve Sağlık” Panel Duyurusu

Değerli Meslektaşımız;

15 Temmuz darbe girişiminden sonra kamu kurumlarında ve çeşitli vakıf üniversitelerinde “Fethullahçı Terör Örgütü/PDY” ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle çok sayıda kişi açığa alındı ve kamu görevinden men edildi.

Kurumlar açısından son derece yıpratıcı ve tehlikeli olan bu süreç, kamuda görevlendirmelerde liyakat ve hakkaniyet dışında bir ölçüt olmaması gerektiğini bir kez daha göstermiştir.

Liyakat dışı yollardan kadrolaşmaların en çok zarar verdiği sağlık sektöründe böyle bir sürecin tekrar etmemesi amacıyla Ankara Tabip Odası olarak

  • “Fethullahçı Yapılanma ve Sağlık”

başlığıyla bir panel düzenlenmesi planlanmıştır. Panelimizde Gülen Cemaati ve benzeri örgütlerin devlet kurumlarında ve sağlık sektöründe örgütlenme biçimleri ve mücadele yolları masaya yatırılacaktır.

28 Eylül 2016 günü Türk Tabipleri Birliği’nde gerçekleştirilecek olan toplantıya katılımınızı bekleriz.

Saygılarımızla.

Ankara Tabip Odası

Yer      : Türk Tabipleri Birliği Toplantı Salonu
Tarih   : 28 Eylül 2016 Çarşamba, saat 18:00
Adres  : Şehit Daniş Tunalıgil Sok. GMK Bulv. No:2 Kat:4 Maltepe-Ankara
Afiş için tıklayınız
Web sitesine yönlendirme

===========================================

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Türk Tabipleri Birliği‘ne bu girişimleri için teşekkür ederiz.

Dileriz PKK – FETÖ/PDY ilişkileri de gündeme getirilir??

TTB’nin Batı maşası bölücü terör ve suç örgütü PKK karşısında net tutum alması gerek..

ATO Başkanına, ATO ve TTB’ye aşağıdaki e-iletiyi yolladık :

*****
Sevgili arkadaşlar,
Sevgili Vedat, (ATO Başkanı)

İyi yaptınız by paneli düzenlemekle.. PKK – FETO bağları da konuşulur dilerim..
TTB, kesin olarak PKK’ya destek anlamına gelebilecek en dolaylı davranıştan bile uzak durmalı. Emperyalizmin maşası kanlı bölücü örgütü tüm eylemleriyle kesinkes dışlamalı..

Halihazırdaki TTB politikasının sürdürülebilirliği yok ve örgütümüzün başına, korkarız,
endişe ederiz ki sorunlar açabilir.. Sözlerimiz hiç ama hiç yanlış anlaşılmasın..
Önü – arkası, iması, başkaca mesajı yok..
Yalın bir kaygı ve istenmeyen sonuçlardan sakınılması dileği..

*****

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Gizli savaşın yarattığı mecburiyetler!

Gizli savaşın yarattığı mecburiyetler!

portresi_profilden

Bülent ESİNOĞLU
bulentesinogluqgmail.com, 23.9.2016

Türkiye’nin mecburiyetlerini Türk halkı elbette anladı. Aslında Türk halkına bu mecburiyetleri anlatan da, Amerika ile yaşadığımız gizli savaş oldu.

Halkımız her şeyi anladı. ABD olgusu nefret noktasına geldi. AB üyeliğini,  kimse artık ağzına dahi almıyor. Hatta Şangay İşbirliği Örgütüne girmek isteyenlerin anketlerde %25 olduğu ortaya çıkıyor.

Eski en Amerikancılar bile, Amerikan karşıtlığı yapmaya başladılar.

Amerika ile çıkarlarımız Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, çatışma halindeydi. Artık tartışılan Gladio (FETO) değil, ABD’nin kendisidir.

Halkımızda oluşan bu Amerikan nefreti, geride kalan Amerikancıları eylemsiz kılıyor.

Barzanistan kurulurken de, Türkiye ile Amerika’nın çıkarları çatışma halindeydi, şimdi Suriye’yi bölmeye çalışırken de, Türkiye’yi böleceğinden, çıkarlarımız çatışma halindedir.

Bölgedeki Amerikan varlığı,  bölge ülkelerinin varlığı ile karşı karşıya olduğundan, Amerika’nın bölgeden çıkarılması gerekir.

İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Amerika’nın bölgeden çıkması; Amerika’nın sıradan bir devlet olması anlamına gelir. Dünya savaşı çıkartmanın dışında bir seçeneği kalmamış demektir.

Amerika ile süren bu gizli savaş, ya da vekiller üzerinden sürdürülen bu savaş, öninde sonunda, açık savaşa dönüşecektir.

  • Amerika hala Suriye ve Türkiye’yi bölmek üzere tuzak üzerine tuzak kuruyor.

ABD’nin Suriye’de uçuşa yasak bölge önerisi var.

Öneri; Suriye toprakları üzerinde, Suriye devletinin uçaklarına yasaklama getirmek istiyor. Bu şuna benziyor; Türkiye PKK ile mücadele ediyor, Türk devleti Türkiye toprakları üzerinde uçmasın…

  • Türkiye, Suriye’de Suriye devleti ve Rusya ile askeri işbirliği yapmadığı sürece, ABD Suriye’de kalmaya devam edecektir.  Ve bir havuç (petrol), bir sopa göstermeye devam edecektir.

Hükümet adına medyada fikir beyan edenler, ABD önerisi için dediler ki; sonunda Türkiye’nin teklifine geldiler.

Durun, hemen teklife balıklama atlamayın. Durum bu değil. Bu ABD teklifini kabul etmek, Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirir.

Amerika Suriye’de olduğu ve biz Suriye ve Rusya ile askeri işbirliğine açık bir şekilde gitmediğimiz sürece, böyle gelgitler olacaktır.

Zaten Amerika’nın teklifi ne Rusya ne de Suriye devletince kabul edilmedi. Türkiye de henüz resmi bir cevap vermedi.

=================================

Teşekkürler değerli dostumuz Bülent Esinoğlu..

Gerçekleri netlikle dile getirmeli..

Sevgi ve saygı ile.
23 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com