Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Yasal Bilirkişi

ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

POST-MODERN İŞGAL ALTIN DAKİ ÜLKEMİZ, AKP = RTE ve KURTULUŞ

  • Hasankeyf, Munzur, Cerattepe, Ünye, Kaz Dağları, Salda Gölü ve daha nice doğa harikası yerlerimiz sizin babanızın malı değil! Bu ülkenin ortak tabiat varlıkları. Çekin ellerinizi oralardan. Torunlarınızın yüzüne bakacak yüzünüz olsun… Neden hatadan dön(e)miyorsunuz? Emperyalime tutsaklık neden?!

Görüntünün olası içeriği: dağ, açık hava, doğa ve su

  • Ülkemizin pek çok yerinde, asla rastlantı ya da kaza olarak açıklanamayacak yangınlar yaşanıyor..
  • Bu saldırıların – sabotajların mutlaka ve hızla engellenmesi gerek.
  • İktidar = RTE bu yakıcı sorunun ne denli ayırdında, bilemiyoruz.
  • Ancak kamuoyuna gerçekler açıklanmalı ve halkın da desteği ile, adeta seferberlik düzeyinde önlemler hızla alınmalıdır.
  • İktidarın suskunluğu, eylemsizliği ve TESLİMİYETİ asla kabul edilemez..
  • Ülkemizde haraç – mezat satılmadık, yerli – yabancı yandaş sermayeye peş keş çekilmedik iktisadi kamu kurum – kuruluşu kalmadı. Yine de borca boğulduk özellikle son 17+ yılda AKP iktidarı ile.
  • Şimdi Türkiye’nin doğal yer üstü ve yer altı kaynakları, ormanları, madenleri, suları, kıyıları talan edilerek, gelecek kuşakların yaşam hakkı çalınarak sözde yeni kaynaklar yaratmaya çalışıyor AKP.
  • Böyle giderse çok yakında Türkiye yaşanılır bir ülke olmaktan çıkacak.
  • Türkiye sıcak işgal altında olsaydı, bunca ağır zarara – yıkıma uğrar mıydı!?
  • CHP, erken seçimin zamanı olmadığını söylüyor… Tersine, ACİLEN ERKEN SEÇİM zorunludur bu iktidardan bir an önce kurtulmak için..

Anayasa md. 103/2’ye göre TARAFSIZ kalacağına yemin eden bir Cumhurbaşkanı, nasıl aynı zamanda partili olabilir?!
Erdoğan ivedilikle AKP Genel Başkanlığını bırakmalıdır; yapılan, açıkça Anayasayı çiğneme suçudur!
*****
Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı
TBMM’den hızla yasa çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır; salgın riski var!

(Zafer Temuçin, Cumhuriyet 18.8.19)

AKP’nin PKK-Kürdistan İKİYÜZLÜLÜĞÜ
Tarihsel birer belge olan 28 fotoğrafı görmek için lütfen tıklayınız.

AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi ses ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI

AKP içi uzantılara dokunmak yok ama her yere, başta TSK, bitmeyen FETÖ operasyonları.. Niye!? Ulusal ordu yerine majestelerinin ordusu mu hedef!?
*****

17 Ağustos 2019 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1(Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 18.8.2019)

  • TÜİK: Temmuz 2019 aylık enflasyonu %1,36.. Erdoğan müjde veriyor, enflasyonun düştüğünü görecekmişiz.. Kim yükseltti? Ekonomiye tuzaklar kuruluyormuş, kim kuruyor? Bu paranoid yaklaşımlarla sorunlar çözülebilir mi? Halkı nereye dek kandırabileceğinizi sanıyorsunuz? 1 aylık Temmuz enflasyonu gelişmiş ülkelerde 1 yılda ancak oluyor.. Enflasyon kitlesel hırsızlıktır.
  • Açık işsiz saysı 4,2 milyonu geçti.. Damat Bakan kutuplarda gezide mi, araziye mi çekildi? Milyonlarca işsiz yaratan bir iktidar görevde kalamaz!
  • TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?
  • 19 Ağustos 2013’te, 6 yıl önce AKP yönetiminde Türkiye’nin 2023’te dünyada ilk 10 ekonomi arasına giremeyeceğini matematik öngörüyle yazmıştık. Bir kez daha okunmasını dileriz. Yine 2 seçenek var  Ya olağanüstü çapsızlar ya da halkı kandırmak için apaçık ve utanmadan yalan söylüyorlar. Hangisi?!

Ülkemizi tüketen ve kendisi de tükenen AKP = RTE’nin
seçeneği bu partinin eski kurucuları – kurmayları olamaz! Ulusumuz aklını başına alacak ve Cumhuriyetin temel değerlerine bağlı ve başarılı olan MİLLET İTTİFAKI dayanışmasını daha da güçlendirerek ilk erken genel seçimde iktidara taşıyacaktır. 

Sevgi, saygı ve sonsuz acı ile. 18 Ağustos 2019, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net
CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil

*****
Önceki yazılarımızdan                                               :
LOZAN DELİNMEKTEDİR! KİMMİŞ EKÜMENİK ???
TÜRKLERDEN GİZLENEN “GERÇEK OSMANLI” TARİHİ

Kuresel_Aclik_Felaketi_AUTF_30.4.19
Dünya Sağlık Örgütü : SAĞLIK HAKTIR! Herkese, her yerde sağlık!
https://www.who.int/campaigns/world-health-day/world-health-day-2019 
ERMENİ SOYKIRIMI : EMPERYALİST İFTİRA! (85 yansılık konf.) tıklayınız..
İKLİM felaketi.. ürkütücü yansılar için tıklayınız..
DİKAAAT! KüreselleşTİRmeciler Sağlık Hakkını Bile Kamudan Gasp Etmekte!
SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) Tez savunmamızın pp yansıları için tıklayın AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
AŞI REDDİ : ETİK BUNUN NERESİNDE?? tıklayınız..
Sağlık Hukuku Tezimize dayalı 3 bildirimizin tam metni ve yansıları için  tıklayın
Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli
AŞI REDDİNİN SAĞLIK HUKUKU BOYUTU” (35 yansı pdf, tıklayınız..)
AKP = ERDOĞAN’ın KENDİNDEN BAŞKA DÜŞMANA GEREKSİNİMİ YOK! tıklayın
AKP’ye “nafile” öneriler.tıklayın
2018 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 76  makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2019/01/01/2018de-neler-yaptik/
AKP Hekimlerden, TTB’den ve Türkiye’den Ne İstiyor??
SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?
TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?
AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

Yasal Bilirkişilik yetkimizle, özellikle  Sağlık Hukuku davalarında yetkili bilirkişilik yapabileceğimiz gibi, “Uzman görüşü” de yazabiliriz.. Adalete katkı keyif ve sorumluluk..

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi

Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim 
“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

ÜLKENİN CİĞERLERİNİ SÖKME TEŞVİĞİ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne demişti; “Biz İstanbul’a ihanet ettik, bunda benim de payım var..” O denli doğru söylediniz ki sayın Cumhurbaşkanı, tarife benim sözcük hazinem yetersiz kalıyor. Yalnızca İstanbul’a mı, öbür illeri ayırdınız mı? Ülkemizin öbür illeri ve bölgeleri ayrıcalıklı mı? İstanbul’un suçu ne tek başına? Ben bir anımsatma yapsam, acaba ülkenin büyük bölümü kapsama alanına giriyor olabilir mi?

Örneğin kaç belediye başkanını –istifaya zorlayarak– görevden aldınız? Bunların suçları neydi? Görevden aldığınıza göre suçlu olmalılar. O halde cezaları nerede? Hukukta bir kural vardır; Suçsuz ceza olmaz! Cezasız kalan suç??.. Bilgisizliğimi hoşgörün,  istifa ettirerek görevden aldığınız belediye başkanlarının olduğu illerde de ihanet olabilir mi? Yine soralım; 1. derecede sit alanı, Salda Gölü’nün başında Azrail nöbet tutuyor, burada da böyle bir belirti var mı?

Mitolojiye göre tanrıların tanrısı Zeus, Kazdağlarının doruğunda Troia Savaşlarını izliyordu. İlk güzellik yarışması Kazdağlarında yapılmıştır. Kainat güzeli Afrodit birinci gelmiştir. Kazdağları da Afrodit kadar güzel değil mi? Kazdağları yalnızca doğal durumu ile değil, kültürel yönüyle de dünyanın ilgisini çekmektedir. Ayrıca Kazdağlarının sahibi insanlardan önce tavşanlar, tilkiler, kuşlar, sincaplar, geyikler, kaplumbağalar, kelebekler, uğur böcekleri ve ağaçlar değil midir? Binlerce ton siyanür zehiri dökülerek katledilen on binlerce ağaç ve canlı, bozulan ekolojik denge, gene kapsama alanı dışında mı kalıyor? Niçin??!

Biz, “yaş kesen, baş keser” olarak bilirdik, İktidarınız bunu “yaş kesen, hoş keser” e dönüştürdü. Doğaya karşı bu acımasızlığınız nedendir? Çevresi boğum boğum yeşil, halka halka, rengarenk Uzungöl yok artık! Çevresine betondan kelepçe vuruldu. Burada da bir ihanet belirtisi, hatta sonucu var mı? Kim sorumlu?

Mardin’in en güzel üzüm bağları ve zeytinlikleri alev alev yanıyor.
Şirince’de ağaç katliamı başladı, başlayacak (mermer ocakları için), Matematik Köyü yakınlarında.
Aydın’da kurulu jeotermal santrallerin incirleri, zeytinlikleri, çocukları, kadınları, erkekleri, yaşlıları hasta ettiğini biliyor muyduk? Ülkede kanser oranının hızla artmasını neye bağlıyorsunuz?
Şimdi Munzur’un en verimli su kaynaklarında sıra, o da yok edilmek üzere. Altın ve mermer ya da dolayısıyla RANT, kapitalizmin tapıncı kâr  uğruna… Dünya var olalı beri, insanlar o altını ve mermeri çıkarmadan yaşadı ama susuz ve havasız ne denli yaşayabilir? Buna ne diyeceğiz?

Karadeniz’de çeşit çeşit kuşların sesleri, suların şırıltısı esen rüzgarın uğultusu ile bir senfoni oluşturuyordu. HES’lerle o suları kuruttunuz. O kuşları susturdunuz. O doğal müzikal koro yok şimdi!

Dalaman’da çıkan yangında, Bakanlık emriyle yangın söndürme uçakları kullanılmadı. Binlerce ağaç yandı. Milyonlarca börtü böcek yandı, yok oldu. Arılar öldü, evet evet arılar öldü. Arılar ölürse doğal yaşam da ölür, bunu biliyor muyduk? Yangından geriye geyiklerin boynuzları ile kaplumbağaların kabukları kaldı! Peki, bunun gerçek adı ne? Son zamanlarda sıklaşan bu vb. “yangınlar“ salt fiziksel, olağan, rastlantısal doğa olayları mı? Fıtrat mı yoksa??!

Ulusal – uluslararası ölçekte sabotaj, kasıt, yeni 2B arazileri yaratma.. dürtüleri ardalanda gerçek belirleyiciler olmasın! O zaman Devletin istihbaratı gerçeği ortaya koyacak, güvenlik güçleri önlem alacak ve kamuoyu da adeta seferberlik ruhu ile dayanışma amacıyla aydınlatılmayacak mı?

Yeni din ve yeni tanrı “Rant“ hazretleri midir??

Kuzey Ormanları, Akkuyu, Hasankeyf, Eskişehir, Alpu Ovası, Yatağan, Marmaris Okluk Koyu, Aydın, Manisa, Arhavi…. yakınlarında Selçuk-Şirince kasabası var, say say bitiremiyoruz doğa katliamlarını. Geçmişte bu boyutta yıkıcı olaylar yaşanmadı ülkemize. Nedir hikmeti bu uğursuzlukların??? TEK ADAM rejiminizin bu ağır tabloya tanısı nendir?? Hangi çözümler önerilmektedir ve hangi önlemler alınmıştır, alınacaktır? Rejimin kalbi TBMM uzuuuun mu uzun tatillerde.. Meclis incelemesi yok, araştırması yok, soruşturması yok, yaptırım gücü yok…

TEK ADAM REJİMİ ile devasa sorunları olan ülkemiz çaresizlik içinde kıvranmakta.. 21. yy’da dünyada örneği olmayan ve Türkiye’ye asla yakışmayan bu ucube rejim hem çok ağır sorunların nedeni hem de haliyle çözemeyeni!

Kanadalı Alamos Gold şirketi Türkiye’yi kandırdı mı? Yoksa dolandırdı mı? Çıkarılacak altının yalnızca %4’ü bize bırakılıyor. Yetmiyor, bir de bu şirkete teşvik kredisi 865 milyon TL sunmuşuz. Buyrun yalanlayın yalanlayabiliyorsanız. Ülkenin ciğerlerini sökme teşviği! Böylesi bir bezirgan pazarı dünyanın neresinde var??

Yarın bir kez daha “kandırıldım“ mı diyeceksiniz??! Kuzum siz, ha bire kandırılmak için mi oradasınız?? Bu ne mene bir söylemdir ki, gözünün içine bakaaaa bakaaaa “82 milyon“ salak – aptal – geri zekalı…. varsayılmaktadır!?

Kanada bayrağı akçaağaç yaprağıdır, %46’sı ormanlarla kaplı bir yeşil denizdir bu devasa ülke. Orada tek bir ağacı bile kafanıza göre kesemezsiniz. Ormanlarını gözleri gibi koruyorlar. Hatta bayraklaştırarak simgeleştirmişler. Oysa ülkemizde ormanlarımızı vahşice katlediyorlar. İşte Batı emperyalizmi böylesine ikiyüzlü iken, bizim gözümüzü iyice, iyice açmamız gerekmez mi?

Sonuç olarak                       :

  • Bu iktidar döneminde Doların yeşili, doğanın yeşilini tutsak almıştır.
    Tutsak işlemi yapılmakla kalsa bari; ülkemizin doğası, meydan okurcasına ve dönüşümsüz biçimde talan edilerek, peş keş çekilerek yok edilmektedir.
  • Bu meydan okuyucu politika sürdürülemez bir dayatmadır Türk ulusuna karşı..
  • Ve öyle sanıyoruz ki; iktidarın meşruluğu sorunu doğuracak kertede vahimdir!

EMEKÇİNİN ALINTERİ, YALAKALIĞIN DEĞİL MÜCADELENİN HAMMADDESİDİR!

EMEKÇİNİN ALINTERİ, YALAKALIĞIN DEĞİL MÜCADELENİN HAMMADDESİDİR!

Kamu emekçisinin Toplu İş Sözleşmesi hakkı için yetkili konfederasyon Türk-İş ve hükümetin kurduğu pazarlık masası, işçi sınıfı için ortaya çıkan hezimet kadar skandallarıyla da ibretlik olmuştur.
Bilindiği üzere; kamu işçisi için % 15 zam istemiyle masaya oturan Türk-İş, isteminin neredeyse yarısına, % 8 zamma razı olarak masadan kalkmıştır. Ancak daha vahimi, masanın sonucunu açıklamak için yapılan toplantıda, Türk-İş Genel Başkanı Ergun Atalay‘ın, mikrofonun açık olduğunu unutarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a fısıldadığı o sözler olmuştur.  Atalay’ın Bakan Selçuk’a mahcup bir ifadeyle “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle” demesi ve Bakan’ın da bu sözün üstüne memnun bir ifadeyle kafasını sallaması, emekçinin alınterine nasıl ihanet edildiğinin kanıtı olmuştur.
Halihazırda aynı basın toplantısında Bakan’ın “Bizi en ilgilendiren şey, kamunun genel yararı. Mali ve sosyal dengeleri korumaya dikkat ettik. Bunları göz önünde bulundurarak işçi sendikalarımızla uzlaşı ve anlayış içinde geçmişteki gibi hareket ettik” ifadelerini kullanması, karanlık tabloyu daha da anlaşılır kılmıştır. Yani AKP’li siyasetçilerin neredeyse hepsinin liyakatı bir yana atarak kamuya doldurdukları akrabalarının aldığı 3’er 4’er maaşla bozulmayan kamudaki “mali ve sosyal dengeler”, sıra kamu emekçisinin hakkına gelince birden hassaslaşmıştır!

Hükümet ne şanslı ki, bu kıymeti hükümetten menkul “hassasiyetleri”, adına konuştuğu emekçilerden daha önemli bulan Türk-İş imdadına yetişmiş ve “işi uzatmadan” kendi tabiriyle “bağlamıştır”.

TÜRK-İŞ TABANI ÖRGÜTE SAHİP ÇIKMALIDIR

Buradan sesleniyoruz: “Bağladığınız” tek şey kendi bileğinizdeki prangadır ve bunun anahtarını seve seve Saray’a vermiş bulunmaktasınız! O koltuklarda sendika ağalığı yapmak, sarı sendikacılığın yeni markası olmak için değil, size güvenmiş bulunan emekçilerin haklarını savunmak için oturmaktasınız. Bu rezil davranışınızla, hem koltuklarınızı değersizleştirmiş, hem de Türkiye İşçi Sınıfı’na ihanet etmiş oldunuz.

Emekçinin durumu ortadayken Anlaşmaya göre; ücreti 3500 liranın altında olan işçiye yalnızca 150 TL iyileştirme, tüm işçilere ise bu yıl ilk 6 ayı için % 8, ikinci 6 ayı için %4, 2020’nin ilk ve ikinci 6 ayı için % 3’er ve enflasyon farkı oranında zam yapılacaktır. Yani en temel tüketim maddeleri-nin bile son bir yılda % yüze yakın zamlandığı ülkemizde, kamu emekçisinin payına yine sefalet düşecektir. Hükümetin dalga geçer gibi  pinpon topuna göre belirlediği enflasyon oranının gerçeği yansıtmadığını bile söyleyemeyen, koltuğunu her değerden daha kıymetli bulan, işçinin emeğini üç kuruşa Saray’a satan Türk-İş Genel Başkanı derhal istifa etmelidir!
İşçi sınıflarının mücadelesi öğretmiştir ki “özgürlük ve adalet önündeki en büyük engel, gönüllü kölelerdir.” Seve seve bu sistemin muktedirlerine köle olmuş, emekçinin alınterinin kutsallığını unutmuş bir isimden işçi temsilcisi değil, ancak  patron yardımcısı olur.
Kamu işçilerini masada satan zihniyetin benzerini memurlar geçmiş yıllarda yaşamış,  genel başkanları mecliste koltuk alırken, halefleri buçukların bağışlanmasına razı olarak imza atmışlardır.
Kısa bir süre sonra sona erecek memurlara yönelik toplu sözleşmede aynı oyunu oynayacaklara da Türk-İş başkanına da en büyük dersi emekçiler vermek zorundadır. Aksi halde ilk olmayanın tekerrürü (AS: yinelemesi), kalıcılığı kaçınılmazdır.
(http://www.egitimis.org.tr/guncel/sendika-haberleri/emekcinin-alinteri-yalakaligin-degil-mucadelenin-hammaddesidir-3149/#.XVh8y-MzZ1s)

MERKEZ YÖNETİM KURULU

1999 – 2019 İstanbul

1999 – 2019 İstanbul

Prof. Dr. Murat Balamir ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Murat Balamir
ODTÜ Mimarlık Fak. 
Şehir ve Bölge Planlaması Bl.
Cumhuriyet,
17 Ağustos 2019

Büyük yıkımın yaşandığı 1999 yılı ve “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” haykırışları 20 yıl geride kalırken, yerini “her şey çok güzel olacak” umudu sardı. Ancak

İstanbul bugün depreme ve iklim değişikliğinin getirdiği tehlikelere karşı 1999 yılına göre çok daha korunmasız.

  • Depremde karşılaşılacak yıkımın, hayal edilenlerin çok ötesinde bir kıyamet senaryosu oluşturduğunu uzmanlar açıklıyor.

Şubat ayında Kartal’da kendiliğinden çöken yapıda yirmiden fazla can kaybedildi. Kurtarma ve enkaz kaldırma işleri çevre yönetimlerden katılan yardımlara karşın haftalar sürdü. İstanbul’da buna benzer on binlerce yapı ise belki sabırla depremi bekleyecek. Bunların çoğunda zemin ve bodrum katlarında atölyeler bulunur. Gelişigüzel elektrik donanımları, yanıcı, patlayıcı, zehirli stokları vardır. Olmayan özellikleri ise, yangın söndürme ya da kaçış olanakları ve havalandırma sistemleridir. Üst katlar kalabalıktır. Hanımlar, genç kızlar alt katta ya da komşudaki atölyelerde ömür geçirirler. İşsizlik ve pahalılık ortamında yaşam mücadelesi verilir. Kimsenin güvenlik konularını düşünecek ufku ve fırsatı yoktur. Sanayi yapılarının durumu daha da güvenilmez koşullar gösterir.

  • Marmara fayının 7 şiddetinde bir sarsıntı yaratması, iyimser uzman kestirimleri ile İstanbul’da 60-100 bin yapının yıkılması ve belki 2 milyondan çok can yitiğidir.

Yolların kapanması, elektrik kesintileri, yangınlar, tehlikeli maddelerin ve bulaşıcıların yayılması, tüm üretim, ulaşım, iletişimin, acil yardım hizmetlerinin devre dışı kalması kaçınılmazdır.

  • Salgın, yağma gibi olayların önüne geçilmesi, enkaz kaldırma, altyapıyı yeniden işletme, barındırma işleri belki yıllar sürecek uğraşlardır.

Olayın gece ve kış aylarında gerçekleşmesi durumunda sonuçlar daha da ağırdır.

Kırılgan ekonomide İstanbul’un devreden çıkması, Türkiye’nin felç olması demektir. Gerçek beka sorunu budur.

Deprem sonrasını sorun olmaktan çıkarmanın yolu, deprem öncesinde kapsamlı bir acil durum planı hazırlamak ve etkili risk azaltma projeleri uygulamaktır. 
İstanbul, risk azaltma yaklaşımına en çok gereksinme duyulan bir mega kenttir. 
Bu, birkaç uzmanla yürütülen bir çalışma değil, katılımlı bir seferberliktir. Katılımlı bir karar ortamı için yönetim temsilcilerinin yanı sıra üniversiteler, STK birimleri, iş ve sanayi çevreleri, medya ve ilgili kesimlerin temsil edildiği “platformlar” oluşturulması ve sorumluluğun ortaklaştırılması hedeflenir.

İstanbul’a ihanet 
Deprem tehlikesi, çoğunluğun aklına “toplanma alanları” kıtlığını getiriyor. Bu alanlar artırılınca sorunun çözüleceği varsayımı yerleşmiş görünüyor. Gerçekte, acil durum planı hazırlama strateji ve bilgisinden yoksunuz. Risk azaltma çalışmalarıyla ise henüz hiç tanışılmadı. Yirmi yıllık dönem boyunca bu çalışmaların toplumun her kesimini harekete geçirecek yöntemler ve katılımlı kararlarla bir seferberliğe dönüştürülmemiş olması büyük kayıptır. Oysa risk azaltma projeleri İstanbul Deprem Master Planı kapsamında tanımlanmıştı (2003). Kaybettiğimiz yirmi yıl boyunca bu projelerin hemen hepsi tamamlanmış ve toplumda bir risk kültürünün filizlenmesi sağlanmış olabilirdi. İstanbul’a bir ihanet varsa, bunların uygulanmamış olmasıdır. 
Bir başka saplantı, deprem tehlikesinin yalnızca yapıları ilgilendirdiği anlayışıdır. Oysa kentsel “sakınım” çalışmalarının kapsamı, kentte çok yönlü ve etkileşimli mekânsal, fiziki, sosyal ve ekonomik sistemleri ilgilendirir. Bu nedenle yalnızca “yapı güçlendirme” ya da “dönüşüm” projeleri risk azaltmada yeterli olmaz. Risk azaltmanın asıl yöntemi, yerel toplulukları ve farklı toplum kesimlerinin katılım ve katkılarını sağlayacak çok sayıda özendirici proje geliştirmektir. Yasa gereği, deprem sonrasında afet yönetiminden sorumlu olan otorite yalnızca valiliklerdir. Risk azaltma çabası ise toplum katılımını sağlama hünerine sahip belediyelerindir. Ancak bu yaklaşımla, “her şey daha güvenli olacak”.

Güvenilmez ABD’yle güvenli bölge kurulur mu?

Güvenilmez ABD’yle güvenli bölge kurulur mu?

Barış Doster
Cumhuriyet, 17.8.19

Suriye’nin kuzeyinde kurulacak güvenli bölge konusunda ABD’yle pazarlıklar sürse de, Türkiye, en yetkili ağızlardan ABD’ye güvenmediğini dillendiriyor. Ülkemizi yönetenler, ABD’nin Türkiye’yi oyaladığı yönündeki endişelerini saklamıyorlar. Bizzat Dışişleri Bakanı, “Münbiç gibi olmasına, ABD’nin oyalamasına izin vermeyiz” diyor. Deneyimli komutanlar; güvenli bölge tanımı, güvenli bölgeye ilişkin beklentileri, PKK terör örgütü ve uzantılarına yönelik tutumları taban tabana zıt olan iki ülkenin güvenli bölge konusunda uzlaşmasının hayal olduğunu söylüyorlar. 
Bu noktada temel soru şu:

Türkiye, Suriye’nin bütünlüğünü, Suriye’yi bölmek isteyen ABD’yle mi sağlayacak; Suriye’nin bütünlüğünü savunan Suriye devletiyle mi?

PKK terör örgütü ve uzantılarına karşı çok haklı ve meşru bir mücadele yürüten Türkiye, bu terör örgütlerine “kara gücüm” diyen, onları Türkiye’ye karşı koruyan ABD’yle güvenli bölgenin derinliğine ilişkin kilometre hesabında uzlaşsa bile, esas meseleyi görmezden mi gelecek? 
Bu sorulara yanıt ararken, hiç uzağa gitmeden, yakın dönemin yakıcı gündem maddesi olan S-400 konusunda ABD’nin bize neler dediğini anımsayalım. Anımsayalım ki, bugün ve gelecekte karşılaşacağımız soruları yanıtlamak kolay olsun.

S- 400 pazarlıklarından ders alındı mı?
ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasını engelleyemeyince, önce Türkiye’yi F-35 savaş uçaklarının üretim sürecinden çıkardı. Hemen sonra, ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’nı (CAATSA) gündeme aldı. Ardından da Türkiye’ye, “S-400’leri aldın, bari aktif hale getirme” demeye başladı. Türkiye’yi ikna etmek için de vaatlerini sıraladı. 
S-400’leri aktif hale getirmezsen, serbest ticaret anlaşması yaparım; Obama döneminde satmadığım Patriot füzelerini satarım; seni yeniden F-35 savaş uçaklarının üretim sürecine dahil ederim. 
ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından olan, ülkenin müesses nizamıyla derin ilişkileri bilinen Atlantik Konseyi’nin üyesi, Rand Corporation uzmanı Hans Binnendijk ise daha ileri gidip dış politika, savunma ve güvenlik çevrelerinin etkili yayın organı Defence News için kaleme aldığı yazıda özetle şunları önerdi:

Türkiye, NATO’nun S-400 sisteminden yararlanmasını sağlayabilir. S- 400 sistemini kullanacak kadro, çokuluslu hale getirilebilir, NATO personelinin kullanımına açılabilir. F-35 savaş uçakları, S-400 radarına girdiğinde, S-400 sisteminin çalıştırılması yasaklanabilir. S-400 savunma sisteminin hem NATO savunma ağı hem F-35 savaş uçaklarının bilgisayarıyla bağı koparılabilir. Böylelikle, S- 400’ler daha etkisiz bir hava savunma sistemine dönüşür, fakat bu, Erdoğan’ın ödemek durumunda kalacağı fiyatın bir parçası olur. (“A last chance for Turkey? There could still be time to fix the S-400 issue”, www.defencenews.com; 29 Temmuz) 
Soru kısa ve acı. Türkiye, şimdiye dek pek çok konuda ABD’den yediği kazıkları unutup güvenli bölge konusunda ABD’ye nasıl güvenecek?