ALTMIŞSEKİZ’İN DEVRİMCİ KÜLTÜRÜ VE DENİZLER…

Mustafa Hüsnü Bozkurt kimdir? - Yeni Akit

ADD Genel Başkan adayı
Dr. Hüsnü Bozkurt
ve arkadaşları

Yine bir 6 Mayıs’tayız. Yine yüreğimizde derin ve hiç bitmeyecek bir sızı. Yine boğazımızda bir demir yumruk…

Deniz Gezmiş,
Yusuf Aslan ve
Hüseyin İnan’ın

idamlarının üzerinden tam 49 yıl geçmiş.

Biz onlara kısaca “Denizler” diyoruz. Denizler sadece bu üç kahraman gençten ibaret değil. 12 Mart faşist darbesi sürecinde katledilen, işkence gören, hapislerde çürüyen, geleceği karartılan yüzbinlerce genç. Onlar artık yetmişli yaşlarını sürse de yürekleri halâ gümbür gümbür….

Altmışsekiz Devrimci hareketi deyince aklımıza Denizler, Denizler deyince de Bindokuzyüzaltmışsekizin devrimci ruhu ve kültürü geliyor. Bizim için Altmışsekiz yalnızca boykotlar, üniversite işgalleri değil. Gecekondu yıkımlarında yıkıma uğrayan yoksul halkın yardımına koşan, grevdeki, direnişteki işçilerin yanında yer alan, toprak işgalleri yapan topraksız köylünün yanında, tütün üreticisinin mitinginde, geçit vermez Zap suyuna köprü yapılırken, özel okullara karşı yürüyüşte, Samsun’dan Ankara’ya en önde Türk Bayrağı ile bağımsızlık yürüyüşünde ve zihnimizden hiç silinmeyecek “TAM BAĞIMSIZ VE GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE” sloganı ile devrimci bir kültür…

Akşam yiyecek yemeği olmasa bile elinden kitap düşmeyen, bir tartışmada adı geçen kitabı okumadığının farkına vardığında bunu bir eksiklik olarak görüp utanç duyan, Sinematek’te devrimci filmler getirip izledikten sonra tartışan, Beethoven’i de, Şekspir’i de Nazım’ı da, Yahya Kemal’i de, Garcia Lorca’yı da, Brecht’i de bilen, Aşık Mahzuni Şerif’i de, Aşık İhsani’yi de, Müzeyyen Senar’ı da Mercedes Sosa’yı da, Joan Baez’i de dinleyen, saz çalıp türküler söyleyen, gerektiğinde öfkelenip gerektiğinde ağız dolusu kahkahalar atan ve korkmadan gülümseyerek idam sehpasına yürüyen bir kuşak Altmışsekizliler

Cebindeki son parasını arkadaşlarıyla paylaşan, yoksul öğrenci yurdunda ya da evindeki tencerenin dibini birlikte sıyıran, kazağını, gömleğini, postalını, parkasını hatta iç çamaşırını gönül rahatlığı ile paylaşan, değil şimdiki gibi cep telefonu, güçlükle bulunan ankesörlü telefonda dakikalarca çevir sesi bekleyerek ulaştığı arkadaşlarının zor durumda olduğunu öğrenince yardımına koşan, pilli radyosuyla Vietnam savaşındaki son durumu izleyip, yüreği Bolivya dağlarında çarpışan Che ile atan bir kültür. Arkadaşını satmak şöyle dursun, onlardan en küçük bir şeyi gizlemeyi ayıp sayan, aldıkları öğrenci kredisinden artırdıkları üç kuruşu ailelerine gönderen bir yiğit kuşak….

Bu kuşağın devrimci kültürü öylesine etkin oldu ki, kendilerinden çok sonra doğan kuşaklar bile bu devrimci kültürü sürdürmeyi bir onur saydılar. Dahası Altmışsekiz devrimci mücadelesinin yanından bile geçmemiş olanlar, daha sonraki kuşakları kandırabilmek için “ben Paris’teyken” diye başlayan yazılarında şarap markası muhabbetinin yanında 1968 eylemlerinde Fransız polisine kaldırım taşı fırlattıklarını anlatarak Altmışsekizliliği sermaye edindiler.

Ülkemizdeki Altmışsekiz devrimci hareketi başlangıç tarihi olarak dünyadaki 1968 hareketi olarak eş zamanlı olsa bile, talepleri (AS: istemleri) ve hedefleri çok farklı idi. Yurtdışındakilerin talepleri arasında üniversite reformu da vardı, Ama onlar cinsel özgürlük, kız – erkek karma öğrenci yurtları, uyuşturucu serbestliği gibi taleplerde de bulunuyorlardı. Oysa bizim Altmışsekizlilerimizin yüreği yoksullarla birlikte Bağımsız Türkiye ideali için atıyor bu ideal yalnızca sözde kalmayıp,

  • ABD 6. Filosunun erlerini Dolmabahçe rıhtımında denize döküyordu.

Yurtdışındaki 1968 hareketinin talepleri, bizim gibi ülkelerin sömürüsünden gelen payları “isyancılarla” paylaşarak bastırıldı. Pek çoğu konformizmin batağında boğuldu. Az gelişmiş ülkelerdeki mücadeleyi desteklemenin yerini, bu ülkeleri aşağılamak, yönetmek düşüncesi aldı. 1968 hareketini Avrupa’daki en ünlü ismi olan Daniel Con Bendit’in ülkemiz ve Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili sözleri, tam da sömürge valisi sözleridir. 1968 hareketi için utanç kaynağıdır.

İçinden dönekler, işbirlikçiler, yandaş ve yalakalar çıksa da Altmışsekizlilik, yurtsever Türk gençliğine yol göstermeye devam edecek.

  • Altmışsekizin Devrimci Kültürü yaşayacak.

Tıpkı 49 yıl önce idam sehpasına

  • “Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye”

diyerek korkmadan yürüyen

Deniz gezmiş,
Yusuf Aslan,
Hüseyin İnan’ın

yaşamaya devam ettiği gibi…

6 Mayıs 1972 günü aramızdan çekilip alınan “Üç Fidan’ı” 49 yıl sonra saygıyla anıyoruz.

DENİZ GEZMİŞ VE DEVRİM

GÜNGÖR BERK
ADD Fethiye Şb. Eski Bşk.
Onlar 20’li yaşlarındaydılar…

27 Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra demokratik düzene 1961 Anayasası yapılarak devam edilmişti.

  • Bir çağdaşlaşma belgesi olan 1961 Anayasası ile sosyal devlet dönemi başlamıştı.

1961 Anayasası geniş bireysel ve toplumsal haklar, özgürlükler getirmişti. Bu ortamda toplumu ileriye taşıyacak siyasal partiler ve demokratik kitle örgütleri de hızla yerlerini almıştı. “Bilimsel Sosyalizm” gün yüzüne çıkmış ve siyasal bir parti olarak “emperyalizme karşı” örgütlenmişti. Toplum ve insanlar çağdaş bir Türkiye için uyanmaya başlıyordu.

Türkiye İşçi Partisi, işçi sınıfı öncülüğünde ve parlamenter sistem içinde iktidara gelmeyi amaçlayan sosyalist bir parti olarak kurulmuştu. Tüzüğünde: “Türkiye İşçi Partisi, Türkiye İşçi Sınıfının ve onun tarihsel ve bilime dayanan demokratik öncülüğü etrafında toplanmış, onunla kader birliğinin bilinç ve mutluluğuna varmış bütün emekçi sınıf ve tabakaların kanun yolundan iktidara yürüyen demokratik, bağımsız, sosyalist örgütüdür” deniyordu.

Dönemin özgürlük ortamında “az gelişmiş” ülkelerin hızlı kalkınma modelleri de tartışmaya açılmıştı. “Türkiye’nin Düzeni”ni sorgulayan aydınların üzerinde birleştiği ve sosyal adalet içinde uygulamaya konulacak bir “planlı devletçilik” modelini benimseyen “zinde kuvvetler” siyasal iktidar arayışına başlamıştı.

Türkiye İşçi Partisi 1961- 1971 yıllarında işçi, köylü ve aydınların umudu oldu, 1965 seçimlerinde parlamentoya girdi, başarılı muhalefet yaptı. Türkiye İşçi Partisi’ne göre: Türkiye’nin önündeki devrim “Sosyalist Devrim”di. Feodal kalıntılara karşı yapılacak demokratik ve emperyalizme karşı yapılacak ulusal mücadele sosyalizm için verilecek mücadeleden ayrı düşünülemezdi.

Ama ülkenin “geri bıraktırılmışlığı”, sivil – asker aydın kesimde hızlı kalkınma modeli arayışları, seçim sisteminin değiştirilmesiyle getirilen engeller, sosyalist bir partinin yaşatılmasındaki zorluklar, parti içinde öne çıkan muhalefet ise ufuktaki bir Sosyalist Devrim’in, iktidar umudunun azalmasına neden oldu.

Türkiye İşçi Partisi içindeki muhalefete göre: Türkiye’nin önündeki devrim aşaması “Sosyalist Devrim” değildi. İlk aşama, Sosyalist Devrim’in koşullarını hazırlayacak olan “Milli Demokratik Devrim”di. Milli Demokratik Devrim tamamlandıktan sonra Sosyalist Devrim aşamasına geçilecekti.

Altmışlı yıllar antiemperyalizm ve tam bağımsızlık bilincinin yüceldiği, işçi ve öğrencilerin “halktan yana çağdaş bir düzen özlemiyle” ayağa kalktığı ve tek yol olan devrime koştuğu, “gerçekten tam bağımsız Türkiye”nin yaratılacağı umut edilen yıllardır. İşçinin yanı sıra gençlik de sosyalizmden etkilenmiş ve önemli ölçüde siyasal hareketlerin içinde yer almıştır.

Üniversitelerde lider olarak Deniz Gezmiş’in öne çıktığı boykot ve işgaller… Amerika Altıncı Filosu askerlerinin denize dökülmesi… Hakları peşindeki işçilerin yaygın grevleri… Toplum polisiyle çatışmalar… Peş peşe gözaltı ve tutuklamalar… Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü… Dünya gençliğinin özgür bir dünya için 1968 kalkışması… 1969 Kanlı Pazarı

Deniz Gezmiş on sekiz yaşını tamamladığında, genel seçimler ertesinde, 11 Ekim 1965’te, Türkiye İşçi Partisi Üsküdar Şubesi üyesi olmuştu. Ertesi yıl da ilçe yönetim kuruluna seçilerek ilçe sekreterliği görevini üstlenmişti. 30.07.1967 günü yapılan Üsküdar ilçe kongresinde, işçi olmayan kesimden, il delegeliğine seçilmişti.

Türkiye İşçi Partisi’nin gençlik eylemlerine partili gençlerin katılımını engellemeye çalışması, solcu – sağcı öğrenci çatışmasına dönüşen eylemlerde kan dökülmesi, yaklaşmakta olan 12 Mart 1971 faşist darbesinin ayak seslerinin duyulmaya başlaması Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını parti mücadelesi döneminin aşıldığı düşüncesinde birleştirecektir. Sonunda sosyalist parti bırakılacak ve “Devrimci Öğrenci Birliği” kurulacaktır. Ama düşünce ayrılıkları kısa sürede yol ayrılıklarını, yol ayrılıkları ayrı örgütlenmeleri, silahlı mücadeleyi doğuracaktır.

Deniz Gezmiş ve devrimci arkadaşlarının bundan sonraki koşusu “Tam Bağımsız Türkiye için, Amerikan emperyalizmine karşı, Milli Kurtuluş Mücadelesidir”. Kısa süren bu mücadele faşist 12 Mart asker darbesi ile son bulacak, yükselen toplumsal gelişmenin de önü kesilecektir. Onurlu ve cesur duruşlarından geri adım atmayan Deniz Gezmiş ve devrimci gençler Kızıldere’de, Nurhak dağlarında, idam sehpalarında ölümle buluşacaktır.

Mare Nostrum’u ozanımız Can Yücel yazdı:

En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
En hızlısıydı hepimizin
En önce göğüsledi ipi…”

Bitmeyen bağımsızlık kavgasında, çağdaş bir Türkiye için ölümü göze almış bu devrimci kuşak, Deniz Gezmiş’in adında yaşamaya devam ediyor.

#6mayıs darağacında 3 #fidan #denizgezmiş Sen Ölmedin Deniz… Mavi sularında geleceğe yelken açacak özgür bireyler için ölümsüzleştin…

(Not: Fotoğraf tarafımızdan eklenmiştir… Ahmet Saltık)

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 5 Mayıs 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
Em. Tümg.

DURUŞ

RTE’nin, Biden’ın “soykırım” suçlamasına yanıtından cümleler:

  • Türkiye olarak tüm samimiyetimizle, ABD ile de AB ile de eşit ve adil şartlarda birlikte çalışmak, beraber yol yürümek istiyoruz.
  • İki ülke ilişkilerini zehirleyen konuları bir kenara bırakarak bundan sonrasına yönelik nasıl adımlar atacağız, buna bakmamız gerekiyor.

Biden bu ağır ifadelerin altından kalkamaz!

Vakıfbank (AS: Halk Bank?) Davasındaki rüşvetçileri bile açıklayamaz…

BAKAN

Ticaret Bakanlığı’na bağlı Gümrükler Genel Müdürlüğü Özel Bürosu’ndan gönderilen uyarıda, o günlerde adı bilinmeyen bir iş kadını olan Ruhsar Pekcan’ ın “Emine Erdoğan‘ın yakınıyım” diyerek, vergi ödemeksizin eşya ithali teşebbüsünde bulunacağı bildirilmiş ve müteyakkız (uyanık) olunması istenmişti. Bu uyarıdan 20 ay sonra Pekcan bakan oldu.

Kimse uyanmadan işleri YÜRÜTSÜN diye…

TAKDİR

Hakkında etik dışı, görevi kötüye kullanmaya yönelik bin bir usulsüzlük ortaya konan Eski Ticaret Bakanı Pekcan’a sahip çıkan RTE kendisine şükranlarını sundu.

Böylesi kabul görüyormuş…

BİTMEZ

Emekli memurların bayram ikramiyesine 100 TL. zam yapılacağı açıklandı.

Sevinçten şaşırdım. A-101’deyim…

BÜYÜK

Sedat Peker, görüştüğü devlet büyüklerinin Nisan 2021’de durumun düzeleceğini ve yurda çağrılacağını söylediklerini açıkladı.

Devlet büyüklerimiz ne kadar duyarlı! Her sade vatandaşın sorunu ile ilgileniyorlar.

TGB de özlemiştir. Dönse bir fotoğraf çekilseler…

SALGIN

İBB Medya İlişkileri Koordinatörü Şükrü Küçükşahin, covid-19 nedeniyle kaybettiği kardeşinin ölüm raporunda “Bulaşıcı olmayan hastalık (doğal ölüm)” yazmasına tepki gösterdi.

  • Bahçeli’ye sor, “beka” der,
  • Bakan Koca’ya sor, “devletin saygınlığı” der,
  • RTE’ye sor “bozgunculuk yapma” der,
  • Raporu verenlere sor “sizin iyiliğiniz için” der.

Esas salgın; yalan, dolan…

KÖTÜ

RTE, kapanma dönemi için “En kötü ihtimalle Türkiye’deyim” dedi.

Kötülük kime?…

BAŞARISIZ

Ekonomik Araştırmalar Forumu (EAF)’na göre Türkiye son on yılda enflasyonda en başarısız ülke.

Uzmanlık alanı ekonomi olup on yıldır (AS: 20 yıldır!) yöneten kim?…

EYLEM

Cumhurbaşkanı RTE, İnsan Hakları Eylem Planı (2021-2023) ile ilgili genelge yayınladı.

Eyvah yeni tutuklamalar, kelepçeler geliyor!..

GÖRÜNTÜ

Emniyet Genel Müdürlüğü, görevdeki polislerin görüntülerini ve seslerini kaydedilmesini yasaklayan bir genelge yayımladı.

Polisimizi rahat bırakın!…

ÖZEL

İçişleri Bakanı Soylu, polislerin görev sırasında fotoğraflarının çekilmesinin özel hayata müdahale olduğunu söyledi.

Cop ve tabanca cinsel organ oluyor bu durumda…
(AS: Kamusal görev sırasında “özel hayat” nasıl birlikte olabiliyor???

TÜRK

Müzik korolarından ‘Türk’ adının kaldırılmasına yönelik karara imza atan Güzel Sanatlar Genel Müdürü Murat Salim Tokaç görevden alındı.

Kimler kimler silinir gider, TÜRK silinmez…

TRAKTÖR

Kayseri BŞB Başkanı, ilçe ziraat odalarına traktör dağıttı. Başkanı AKP’li olmayan ilçeye vermedi.

Ak buğday, ak arpa, ak gübre…

ENFLASYON

Türkiye İstatistik Kurumu, Nisan ayına ilişkin enflasyon verilerini açıkladı. Tüketici fiyatları, aylık bazda (AS: olarak) % 1.68 arttı. Yıllık enflasyon % 16.2’den 17.14’e yükseldi.

Yok canııım, bi yanlışlık vardır. Nerede fiyat artışı, kim görmüş?  Cehape yalanı bunlar…

YAĞMA

İBB AKP’li başkan döneminde; Cumhurbaşkanlığı’na 480, AKP Genel Merkezi’ne 8, AKP İl Başkanlığı’na 62, Irak Devlet Başkanı’na 6, TBMM Başkanlığı’na 54, Okçular Vakfı’na 4, TÜGVA’ya da 5 araç tahsis etmiş.

Valilik soruşturmaya izin vermiyor. AKP’nin valisi olmuş yağma kalkanı

DİNDAR

Eski Ayasofya imamı, Marmara Üniv. İlahiyatçısı Boynukalın,

Merak etmeyin ey güruh, haram (!) ettiğiniz vergilerinizden bana düşen hisseden hepinize kaliteli pamuk aldım, artık helal edersiniz, ne yapayım

Bu adam Müslümansa…

DARBECİ

Sisi’nin darbe ile iktidara gelmesi nedeniyle bozulan ilişkiler tekrar düzeltiliyor. Mısır’a Dışişleri Bakan Yardımcısı başkanlığında  resmi heyet gönderildi..

Madem böyle olacaktı, neden tükürülmüştü?…

SAYGI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istemi üzerine, Fatih’in türbesini ziyareti sırasında ellerini arkada bağladığı için İmamoğlu hakkında “saygısızlık” gerekçesiyle ön inceleme başlatılmış.

Yapmayın beyler, adam parmağını kimsenin GÖZÜNE sokmamış..

Halit Çelenk Ödülü DİSK Tarihi kitabına verildi

Ülkemizin önde gelen hukuk insanlarından ve insan hakları savunucularından Av. Halit Çelenk anısına oluşturulan Halit Çelenk Hukuk Ödülü, editörlüğünü Aziz Çelik‘in yaptığı ve DİSK tarafından yayımlanan DİSK Tarihi Kuruluş Direniş Varoluş (1967-1975) kitabına verildi.

Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Korkut Boratav, Dr. Öğr. Üyesi İlker Kılıç, Av. Erşen Şansal, Av. Başar Yaltı, Av. Barış Aybay, Serpil Çelenk Güvenç, Ali Rıza Aydın ve Av. Özlem Şen Abay‘dan oluşan Seçici Kurul 2021 Halit Çelenk Hukuk ödülünü DİSK Tarihi kitabına vermeyi kararlaştırdı.

Yaşamda ve hukukta devrimci duruşun, adaletsizliğe karşı mücadelenin sim­gelerinden olan Halit Çelenk’in hukuk mücadelesi ve eserleri doğrul­tusunda, toplumsal ilişkiler ile hukuk arasında bağlantı kuran yayın, tez veya diğer eserler üretilmesini teşvik etmek amacıyla 2015 yılında oluşturulan Halit Çelenk Ödülü bu yıl 7. kez verilmiş oldu.

Seçici Kurul tarafından yapılan açıklamada “Değerlendirme sürecini tamamlayan Ödül Seçici Kurulu, 2021 YILI HALİT ÇELENK HUKUK ÖDÜLÜNÜ DİSK Araştırma Merkezi tarafından yayına hazırlanan ve Editörlüğünü Aziz Çelik’in yaptığı “DİSK TARİHİ Kuruluş-Direniş-Varoluş, 1. Cilt (1967-1975)” isimli kitaba vermiştir” denildi.

Akademik Destek Ödülü bu yıl iki eser arasında paylaştırılmıştır. Söz konusu eserler; Burak Yücekaya’ya ait “Hukukun Piyasalaşma Uğrağı Olarak Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri ve Arabuluculuk Kurumu” konulu yüksek lisans tezi, Melike Orçin’e ait Avrupa İnsan Hakları Hukuku ve Türk Hukukunda Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya ile İletişim Kurma Hakkı” konulu yüksek lisans tezidir. Seçici Kurul Teşvik Ödülü bir esere verilmiştir. Söz konusu eser; Volkan Bora Uğur’a ait  “Sanatın Mülkiyeti”  konulu makaledir.

Halit Çelenk Hukuk Ödülleri Seçici ve Düzenleyici Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre “ödül töreni bu sene içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle zoom üzerinden online olarak 6 Mayıs’ta davetliler ile gerçekleştirilecektir.”

Halit Çelenk (1921-2011)
Halit Çelenk (1921-2011) Yaşam öyküsü için tıklayınız

Halit Çelenk haksızlığa uğrayan, ezilen, sömürülen, işkence gören, tutuklanan, yargılanan işçilerin, öğrencilerin, gençlerin, aydınların, sanatçıların, parti, sendika ve dernek yöneticilerinin davalarına baktı. DİSK davasının avukatları arasında da yer alan Halit Çelenk, aralarında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve arkadaşlarının yargılandığı dava ile TÖS, TİP, TÖB-DER, Barış Derneği ve Aydınlar dilekçesi davalarının da olduğu neredeyse Türkiye’deki bütün büyük hak ihlalleri davasında demokrasi, hukuku ve insan haklarını savundu. Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS’ün hukuk danışmanlığına getirildi. Sendikanın Anayasal varlığı ortadan kalkıncaya dek bu görevini sürdürdü. Daha sonra TÖS’ün devamı olan Tüm Eğitim ve Öğretim Emekçileri Birleşme ve Dayanışma Derneği TÖB-DER’in hukuk danışmanlığını yaptı. 1921 yılında doğan Çelenk 2011 yılında yaşamını yitirdi.

DİSK Tarihi Kuruluş-Direniş-Varoluş 1967-1975 adını taşıyan DİSK Tarihi kitabının 1. cildi DİSK’in mücadele ve deneyim hafızasını bugünlere ve yarınlara taşıma amacıyla hazırlandı. Kitap, DİSK’in yarım yüzyılı aşkın mücadelesin ve deneyimini birincil kaynaklara dayalı olarak kapsamlı ve nesnel biçimde ele almayı hedefledi. DİSK-AR tarafından hazırlanan kitabın editörlüğünü Aziz Çelik, yayın danışmanlığını ise Can Şafak ve Ergün İşeri yaptı. DİSK öncesi işçi sınıfı hareketine iliş-kin gelişmelerin de yer aldığı 1. Cilt, 1967-1975 dönemini kapsıyor.

Çalışmalarına 2016 Eylül ayında başlanan ve özgün arşiv kaynaklarından, belge, yayın ve fotoğraftan yararlanılarak hazırlan kitap büyük boy ve 704 sayfadan oluşuyor. Kitabın araştırma ve arşiv çalışmaları Deniz Beyazbulut, Zeynep Kandaz ve Meliha Kaplan tarafından yürütüldü. Süreyya Algül, Zafer Aydın, Aziz Çelik, M. Hakan Koçak, Can Şafak, Melih Biçer, Kıvanç Eliaçık, Ece Göktürk, Tevfik Güneş, Ergün İşeri ve Necdet Okcan kitaba yazar olarak katkıda bulundular. Kitabın tasarımı ise DİSK İletişim Dairesi uzmanı Can Kaya tarafından yapıldı.

DİSK Tarihi kitabı bu bağlantıyı veya aşağıdaki görseli tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

SOYKIRIM DEDİKLERİ…

Ertan URUNGA
Emekli Yargıç Albay
e.urunga@yahoo.com.tr 

Antalya, 05.05.2021

Değerli okurlar,
  • Hani şu sözde Emeni Soykırımı dedikleri var ya,
  • aslında Emperyalist devletler tarafından uydurulan ve tarihe yamanmak istenen büyük bir yalandan ibarettir.
Tıpkı Ermenilerin Büyük ihanetine, yine kendilerinin uydurduğu Büyük Felaket (Meds Yeghern) dedikleri gibi… Bu yüzden biz de bu soykırıma özde değil, “sözde” diyerek, tarihsel gerçeği anlatmak istiyoruz kısaca…
Sözde Ermeni Soykırımı            : 1915 yılında yaşanan Osmanlı – Rus savaşı sırasında, Ermenilerin Ruslarla bir olup Osmanlı ordusunu arkadan vurmaları, sınır köylerinde yağma ve katliamlar yapmaları nedeniyle, isyancı Ermeni çeteleri hakkında, Osmanlı hanedanlığına karşı yapılan bir devrimle 1908 yılında iktidara gelen İttihat ve Terakki hükümetince Tehcir (zorunlu göç) Kararı verildiği, bugün herkesçe kabul edilen tarihsel ve nesnel gerçekler olup buna kimsenin bir itirazı da yoktur.
Ancak sonradan, Emperyalist devletlerin plan ve kışkırtmaları sonucu; savaş kurallarının gerekli kıldığı zorunlu ve haklı nedenlerle alınan Tehcir Kararının uygulanması sırasında Ermenilere soykırım yapıldığı yalanı, 1948 Yılı Aralık ayında Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Suçluların Cezalandırılması Sözleşmesi‘nin 12. 01.1951 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa ve ABD’de adı duyulmaya başlayan Ermeni kopuntuları (diasporası) tarafından, 1960’lı Yıllarda ortaya atılmış ve halen de bir dogma gibi dünyaya dayatılmıştır.
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti devletini yıllardan beri töhmet altında bırakan, ancak tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan bu savlara karşı, Emperyalist ve tarihsel bir yalan olduğu konusunda, Osmanlı ve yabancı devlet arşivlerinde birçok belge, doküman, bilimsel yayın, fotoğraf gibi nesnel ve AİHM Kararları gibi hukuksal kanıtların bulunduğu ve Türkiye’de arşivlerin herkese açık olduğu da bilinmektedir. Ancak Emperyalistlerin derdi, gerçekleri ortaya çıkarmak değil; bugün de olduğu gibi Türkiye’nin sıkıntılı günlerinde bu yalanı allayıp pullayarak, çıkarları doğrultunda kullanmaktır.
Kaçaznuni’nin Raporu
Nitekim Ermenistan’ın ilk Başbakanı ve Taşnak Partisi / Taşnaksutyun’un kurucu lideri de olan Ohannes KAÇAZNUNİ, Türk ulusunun Kurtuluş savaşını kazanmasından sonra 1923 yılı Nisan ayında partisinin Bükreş’de düzenlediği Ermeni Konferansına, bizzat kendisi tarafından hazırlanan bir Rapor sunmuştur.
Tarihsel gerçeklerle örtüşen bu Raporunda, özetle; savaş koşullarının yaşandığı 1914 – 1923 yılları arasındaki sancılı süreçte meydana gelen üzücü olaylar yüzünden Tehcir kararının alınmasına tümüyle kendilerinin neden olduğunu, dönemin Emperyalist devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya)’nın “Denizden Denize Ermenistan” projesine aldanarak, Ruslarla bir olup Osmanlı ordusunu arkadan vurduklarını, Taşnakları denetimsiz olarak silahlandırıp sınır köylerinde yağma ve katliamlar yaptıklarını, savaş koşullarında alınan Tehcir kararının amacına uygun olduğunu, istilacı devletlere karşı savaşan Türklerin savunma içgüdüsü ile hareket ettiğini övülesi bir dürüstlükle itiraf ettikten sonra da “Taşnak hükümetinin yaşamına son vermesinden başka, artık yapacak bir şeyi kalmamıştır” diyerek, soykırım konusunda son noktayı daha o zaman koymuştur zaten.
Olayların en yakın tanığı olan Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı’nın özeleştirisi niteliğinde olan ve büyük önem taşıyan bu tarihsel Rapor, sonradan Ermeni arşiv ve kütüphanelerden toplatılıp imha edilmek suretiyle tarihin karanlıklarına gömülmek istenmiş olsa da bugün İngiliz ve Rus devlet arşivlerinde orijinalinin bulunduğunu ve 2008 Yılında da Kaynak Yayınlarınca “Taşnak Partisinin Yapacağı Bir Şey Yok” başlığı ile Rusça’dan çevrilip kitaplaştırılarak Türk ve dünya kamuoyunun bilgisine sunulduğunu da burada belirtelim.
Tarihe Gömecek Nitelikte
Bu durum karşısında, bırakınız onca nesnel ve hukuksal kanıtları bir yana; yalnızca bu Rapor bile, Ermeni kopuntularının bugüne dek bağnaz bir inatçılıkla sürdürdükleri soykırım savlarını çürütmeye yetecek ve Türk ulusunu ağır bir töhmet altında bırakan Emperyalist yalanları da sonsuza dek tarihe gömecek nitelikte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz elbet.
Ancak ne yazıktır ki Türkiye’de gelmiş geçmiş iktidarların, değerli diplomatlarımız ASALA Ermeni Terör Örgütü tarafından yabancı ülkelerde katledilirken bile, bu soruna gereken önemi vermeyip kayıtsız kaldıkları, hatta bugün olduğu gibi ulusal davalarda kör, sağır, dilsiz olup üç maymunları oynayan sığ ve bilisiz siyasacılar yüzünden ulusal davalarımızın sürüncemede kaldığı da bir gerçektir.
Gerçeklerle Yüzleşmek
Burada şunu da belirtelim ki; 1915 yılında meydana gelen ve Ermeniler kadar Türklerin de onulmaz acılar yaşadığı üzücü olaylar sırasında, ABD gibi Ermeni soykırımı yapıldığını kabul edip laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletini töhmet altında bırakan Birleşmiş Milletler üyesi Avrupa ülkeleri gerçeklerle yüzleşmek istiyorlarsa eğer; önce kendi tarihlerine bakmalı, Ermenilerin tarihini de ilk Başbakanı KAÇAZNUNİ’nin Raporundan öğrenmelidir.
Sonra da Türklerin tarihini öğrenmek için ilk Cumhurbaşkanı ATATÜRK‘ün ‘Nutuk‘ adlı eserini okumalı, dünyada kalıcı bir barışın, çağdaş ve adil bir yönetimin nasıl sağlandığını da öğrendikten sonra bir karar vermeleri doğru olacaktır bence.
Dünyada Barış İçin…
Aksi takdirde, ABD Başkanı Joe Biden’ın yaptığı gibi Büyük İhaneti, Büyük Felaket; Büyük Yalanı, Büyük Hakikat; Büyük Göçü de Büyük Soykırım diye, aldatırlar adamı da dilinizi yutarsınız. Burada şunu da belirtelim ki;

915 yılında Ermenilerin büyük bir felaket yaşadıkları doğrudur. Ancak bu ‘Büyük Felaket’in, soykırıma uğradıkları için değil; Ruslarla savaşan ve tebaası oldukları Osmanlıya karşı düşmanla bir olup kendi ordusunu arkadan vurması, başka bir deyişle ihanet etmesi nedeniyle başlarına geldiğini de

özellikle vurgulamak isteriz.
Bu nedenlerle, yurtta ve dünyada barıştan yana birçok yurtsever aydınımızın ve bir zamanlar Talat Paşa Komitesi gibi oluşumların yapmaya çalıştığı gibi büyük felaketin de sözde soykırımın da büyük bir yalan olduğunu, devlet ciddiyeti ve sorumluluğu ile yapılacak bir kampanya kapsamında ülkemiz yararına son gelişmeleri de derleyerek yeniden anlatmak gerekiyor dünyaya…
Ancak bunun için de her şeyden önce, yönetimin içinde mevcut olan ayrılıkçı ve bölücü etnik ve ümmetçi unsurlardan temizlenerek, kendisini yenileyip millileşmesi gerektiğine de kuşku yoktur.
Bunun yolunu da yurtsever, çağdaş Türk toplumu bulacaktır elbet!