Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   https://www.facebook.com/profsaltik,
twitter : @profsaltik   CV_Ahmet_SALTIK_web

    Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır..

TELE-1 TV’ye desteğimizi açıklıyor ve Türkiye’nin aydınlık insanlarını destek vermeye çağırıyoruz. Sayın Merdan Yanardağ yönetimindeki bu yurtsever TV kanalına Türkiye’nin gerçek anlamda gereksinimi var. Tele1’e 3 yöntemle destek olabilirsiniz:
1. Kitap kampanyası : 0212 955 0404’ü arayın, tele1kitap.com adresini ziyaret edin.
2. İş Bankası havalesi; alıcı Merdan Yanardağ, IBAN: TR32 0006 4000 0011 0391 2117 82     Şube Hesap No: 1039 – 1211782   Swift/BIC Kodu: ISBKTRIS (Yurt dışından havale)
(NOT: Açıklama kısmına “izleyici sponsorluğu” yazmanızı önemle rica ediyoruz.)
3. Yurt dışından destek olmak için Kitle fonlama sitesi Patreon hesabımızı kullanabilirsiniz.
https://www.patreon.com/tele1comtr
Haydi o halde.. Gericiliğe ve Cumhuriyet düşmanlığına inat, Tele1 ile dayanışmaya!
********
Son günlerde “birden bire” hikmetli biçimde (!) Atatürk’e sahip çıkmaya başlayan AKP’li CB Erdoğan, “7060 sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” u
Resmi Gazetede yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderdi (17.11.2017). Bu yasa açıkça Anayasa’nın Laiklik ile ilgili maddelerine, başta 2, 24 ve 174. maddelere ay-kır-rı!
*****
Yandaki posterin konusu ŞEHİR HASTANELERİ TALANI konulu görsel konferansımızın yansılarını izlemek için lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2017/11/01/sehir-hastaneleri-talani-konferansimiz/
*****
Sayın Deniz Baykal’a içten şifa diliyoruz…
Diren Baykal, ülkenin sana hala gereksinimi var!
17.11.17; iyi haberler.. bilinci açık, oturabiliyor, kısa tümceler kurabiliyor, “Neşet Ertaş kimdir?” sorusunu “Bozkırın tezenesi..” diye yanıtlayabiliyor!..
*****
Ö l ü m   O r u c u n d a   255’inci   g ü n                    :

NURİYE GÜLMEN’i KURBAN ETMEYELİM!
Nuriye ölümün soğuk kıyısında! 11 Mart 2017’den beri (20.11.17)! Yargılama tutuksuz sürsün. Nuriye ölmeden, kalıcı engelli olmadan ACİL BARIŞÇI GİRİŞİM istiyoruz iktidardan. Aksi halde kaçınılmaz sondan kesin sorumlu olacaklar. (16.6.2017) Okumak için tıklayın : Eyyy AKP! Nuriye ve Semih’in Kul Hakkını Çok Çiğnediniz : Huzur-u Mahşerde Sizi Yüce Tanrı Bile Asla Bağışlamayacak! 

4. duruşma, 17.11.2017: Savcı, Nuriye Gülmen’in ‘Örgüt üyeliği’nden Semih Özakça’nın ise ‘Örgüte yardım’ suçundan cezalandırılmasını istedi. OHAL KHK’si ile 09 Kasım 2016’da kamu görevinden çıkarılan ve işlerine dönmek amacıyla açlık grevine başlayan Gülmen ve Özakça “silahlı terör örgütüne üye olmak”,
“terör örgütü propagandası yapmak” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet” suçlarından yargılanıyor. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Cezavi salonunda görülen davanın 4. duruşmasına, ev hapsi kararı verilen tutuksuz sanık Semih Özakça geldi, tutuklu sanık Nuriye Gülmen ile tedavi gördüğü Numune Hastanesinin tutuklu odasından SEGBİS aracılığıyla bağlantı kuruldu. Duruşmayı bazı CHP’li milletvekilleri de izledi.
Gülmen : “Kendilerine destek olup ceza alan, cezaevlerine giren, gözaltına alınan Türkiye’nin dört bir yanındaki insanlara teşekkür ediyorum. İnsanlar açlığımızı paylaştılar. Yanımızda olan halkımıza yürekten teşekkür ediyorum. Terör demagojilerine inanmayıp bizim için birşeyler yapan herkese teşekkür ediyorum. En başından beri mahkemeye keyfi olarak getirilmedim. Mahkemelere katılmak istediğim halde..” Davanın 4. duruşmasında ifade verebilen Gülmen, “Başından beri mahkemeye keyfi olarak getirilmedim. Numune Hastanesinde çok sağlıksız koşullarda kalıyorum. Odada sürekli ışık yanıyor. Açlık grevindeki bir insan olmasam bile bu ışık altında uyuyamam. Çok kapsamlı savunma hazırladım. Ancak önce Nuriye Gülmen kimdir, neden açlık grevine başladı, bunu anlatmak istiyorum. Bugün 254. gün!… AKP iktidarı beni işimden atamaz. Ben ondan hesap soruyorum. Sadece işimi istiyorum. Hesap soruyorum. Ben ona hesap sorarım o değil. Bu meşrulukla Yüksel’deyim. Bu meşruluğa inananlar Yüksel’ deydiler. Selçuk Üniversitesi hatasını anlayıp beni işe geri alacak. Biz haklı olduğumuz için oradayız, bütün yolları tükettik her şeyi kullandık. İşimizi geri istiyoruz. Haklı olduğumuz için oradayız…”
AHİM KARARINI UYGULAYIN
“Hapishanede açık görüş yapma hakkım var. Burada demir parmaklıkların ardında ailem ile gardiyanların karar verdiği kadar görüşebiliyorum. 15 dakika belki. Avukatlarım ile avukat görüşünü koridorda öbür tutsakların, gardiyanların yanında yapmak zorunda kalıyorum. Dışarıda iken bizimle birlikte olan, bizimle ilgilenen hekimlerimiz vardı. Onlara kendimizi anlatabilmiştik, hasta doktor güven ilişkisini kurmuştuk. AİHM karar verdi, kendi doktorlarının görmesine izin verin diye. Ben dilekçe verdim, doktorlarım dilekçe verdi. Ama AİHM kararına ve onca dilekçeye rağmen beni hala kendi doktorlarım ile görüştürmediler…
Benim kaçma şüphem yok, şuradan iki adım tuvalete gidebiliyorum sadece. Ne diyerek beni hala burada tutacaksınız? Semih’i basından izlediğim kadarıyla tahliye sonrasında çok daha iyi görünüyor. Çünkü sevdiklerinin yanında. Tarih direnenleri, bizi yazacak. Ancak sizi de yazacak. Kimse ölmek istemez, biz ölmek için açlık grevi yapmıyoruz. Ancak karşımızda bizi ısrarla öldürmek isteyenler var. Bu olmak zorunda değil. Beni tahliye etmenizi istiyorum…
Onca saldırıya rağmen orada hala benim savunmanlığımı yapan avukatlarıma sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Sayıları önemli değil, ben onların çok olduğunu biliyorum..”
Nuriye annesi, babası ve kızkardeşi Beyza’ya sevgilerini ileterek beyanını bitirdi.
MAHKEME BAŞKANI: SİZİ BURAYA GETİRMEYEN BİZ DEĞİLİZ….
dedi ve Nuriye Gülmen’in tutukluluğunu sürdürme kararı verildi! (basın, 17.11.2017)
*****
Masum Nuriye ölürse gerçek katili kim olacak, belli. Çare; HEMEN İŞE İADE, HEMENAyrıntıları ve ağır-kritik tıbbi durumu okumak için 4 yazıyı tıklayın lütfen.. AÇLIK GREVLERİ ÜSTÜNE..  NURİYE GÜLMEN VE SEMİH ÖZAKÇA’YI YİTİRİYORUZ!!!
Ayrıntılar için tıklayın: Uyarı üstüne uyarı… Dünya ‘DUR’ diyor.
****
Ankara Konur Sokak’ta İnsanlık Anıtı çevresinde sürdürülen abartılı polis önlemleri bizi üzüyor. Türkiye’nin saygınlığına ciddi gölge düşürüyor. Yersiz, tuhaf, hatta komik.. lütfen ölçülü olalım. Ama Ankara Valiliği, hemen her türlü eylem yasağını OHAL gerekçesiyle 3 ay daha uzattı!??


Salt
Cumhuriyet‘ten 4 gazeteci hala tutuklu yargılanıyor. Durum ürkünç! Devr-i AKP’de 170’i aşkın gazeteci mesleğini değil casusuluk, muhalefet.. vs. yapıyor nedense.. hapis cezası elbette hak (!) …. 386  gün oldu…

Sevgi ve saygı ile. 20.11.2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net 

Önceki yazılarımızdan       :
Yüce İnsan ve Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü Niçin Anıyoruz?
ŞEHİR HASTANELERİ TALANI Konferansımız
95. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI
CHP’nin Adalet Kurultayı : Çevre Adaleti ve AKP’nin 2.5 Milyar Hayalet Ağacı!
DİNCİ – KİNCİ NESİLLER YETİŞTİRECEK EĞİTİMİ HALKIMIZ REDDECEKTİR!
Cemahiriye-i Sultaniye-i Türkiye
MİLLİ EĞİTİMDE DİNCİ – ŞERİATÇI MÜFREDAT GERİ ÇEKİLSİN
MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!

Nurzen_Amuran’dan_ODATV_icin_sorular (Şehir hastaneleri soygunu üzerine…)
R.T. Erdoğan Diyarbakır’da, tarih 1 Nisan 2017 : “Türk demiyorum, millet diyorum..”
16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur
SARAY’DA_TUTSAK_ERDOGAN’A_YARDIM_ETMELI00
ERDOĞAN’ın 3. ABDÜLHAMİTLEŞMESİNE “NE YAZIK Kİ” (!) ZAMANIN RUHU ELVERMİYOR

Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayaya

Sitemizde yer alan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

Taşeron işçilik ve bütçe

Taşeron işçilik ve bütçe

Çiğdem Toker
Cumhuriyet
, 21.11.2017
Ekim 2017 ayı gelir ve gider rakamları açıklandı. Böylece 2017’ye ilişkin 10 aylık toplu veriler de çıkmış oldu. Ocak-ekim dönemine ilişkin rakamlara bakmadan önce, geçen cumartesi CHP Emek Büroları’nın düzenlediği Taşeron İşçilik Çalıştayı’ndan bir not aktaralım. Sonuç bildirgesinde kamuda çalışan taşeron işçilerin ayrımsız ve koşulsuz kadroya geçirilmesi ilk madde olarak kaleme alındı.

Tam da bu noktada altını çizelim:

  • OHAL’in çözüm şöyle dursun, bütün memleket meselelerini ağırlaştırması bir yana. 

Temel sosyal haklardan yoksun, güvencesiz istihdamın yaygın uygulaması olan taşeronluk kamuda zaten bilinçli bir politik tercih olarak sürdürülmekte. Bütçenin, her daim yönetenlerin kaynakları dağıtma konusunda tercihler demeti olduğu gerçeğini hatırlarsak, taşeron işçiliğin neden yaygınlık ve süreklilik kazandığı daha berrak görülür herhalde. 30 yıl önce devletin küçülmesi sloganıyla takdim edilen özelleştirme uygulamalarıyla fikri temeli de atılan taşeronluk, AKP iktidarlarının bütçe ve personel politika tercihlerinin vazgeçilmez bir enstrümanına dönüşmüştür. 
Bütçedeki hizmet alımları ve müteahhitlik giderlerinin trendleri, bu gerçeği bize anlatan açılardan biridir. Özellikle temizlik ve güvenlik hizmet alım giderlerinde yükselen grafikler, kamuda taşeronluğun AKP’nin esaslı bir tercihi olduğunu, gayet net gösterir. 
 
Müteahhide 10 ayda 25 milyar
Bütçede “müteahhitlik gideri” başlığıyla yapılan harcamalar: 
-Ekim ayında 3.7 milyar TL: 
10 aylık toplam ise yaklaşık 25.7 milyon TL olmuş. Bu kalemdeki artış, 2016 bütçesiyle kıyaslandığında iyi görülüyor. Geçen yıl ocak-ekim döneminde müteahhitlik giderlerine 19.9 milyar TL harcanmıştı. 
Bir önceki yıla göre 5.8 milyar TL daha fazla yapılan müteahhitlik harcaması, inşaat odaklı büyüme stratejisinden, davetli ihaleler portföyüne kadar kritik alanlarda fikir veriyor. Zaten müteahhitlik harcamalarının 8.3 milyar TL’si yol yapımına (büyük bölümünün davetli olduğunu anımsatalım) gitmiş. Yılbaşından bu yana, hizmet binaları için yapılan müteahhitlik ödemesi ise 6.3 milyar TL’ye ulaşmış. Sadece ekim ayında kamunun hizmet binaları için ödediğimiz vergiler 1.1 milyar TL’ye yakın. 
İşte kelimenin tam anlamıyla “büyük” devlet olmak budur. Büyük devlet biraz da büyük bina demektir çünkü bizde. 
 
Hizmet alımlarına 20.5 milyar 
Yazının girişinde söz ettiğimiz taşeron işçilik meselesi, bütçedeki hizmet alımları kalemiyle yakından ilişkili. 
Ocak-ekim dönemi bu kalemde yapılan harcamalar 20.5 milyar TL’ye ulaşmış. Söz konusu bütçe gideri başlığı, 12 ayrı kalemden oluşuyor. Hizmet alımlarındaki aslan payı, müşavir firma ve kişilere yapılan ödemelere ait. Bu kalem için bütçeden yapılan harcama yaklaşık 14.2 milyar TL. (Müşavir firma ve kişilerin kimler olduğu bütçede yazmıyor.)
On ayda: Temizlik hizmeti alım giderleri: 2.4 milyar TL.
Özel güvenlik hizmeti alım giderleri : 
1.4 milyar TL’yi geçmiş.
Bu kadar rakam yeter.
Bakalım yıl başından önce çıkarma sözü verilen taşeron işçilik meselesi nasıl çözülecek? Hizmet alımları için yapılan harcamalar, kamu emekçilerine güvenceli istihdam olarak dönebilecek mi?

TTB COP23 toplantısına katıldı

TTB, COP23 toplantısına katıldı

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 23.Taraflar Konferansı (Conference of Parties, COP23) 6-17 Kasım 2017 tarihlerinde Fiji’nin başkanlığında Almanya’nın ev sahipliğinde Bonn’da gerçekleştirildi.

COP23’e Sağlık ve Çevre Birliği’nin (Health and Environmental Alliance, HEAL) daveti üzerine 10-14 Kasım tarihlerinde Türk Tabipleri Birliği (TTB) temsilcisi olarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala katıldı. Pala, hem konuşmacı olduğu ve Türkiye Pavilyonunda gerçekleştirilen panelde, hem de başta Dünya Sağlık Örgütü tarafından düzenlenen etkinlikler olmak üzere katıldığı oturumlarda TTB’nin hava kirliliği ve iklim değişikliğine ilişkin görüş ve önerilerini uluslararası toplumla paylaştı. Pala, toplantılarda TTB’nin önerilerini şöyle sıraladı:

1.      Türkiye’de yeni kömürlü termik santraller yapılmamalı,
2.      Tüm ülkelerde hava kirliliği sınır değeri olarak Dünya Sağlık Örgütü hava kalitesi rehberlerinde yer alan sınır değerlerin kullanılması benimsenmeli,
3.      Endüstriyel tesislerin kurulmasına karar verilemeden önce sağlık etki değerlendirmesi (SED) yapılması zorunlu tutulmalıdır.

Pala’nın HEAL tarafından 11 Kasım günü düzenlenen “Energy Policies and Public Health in Turkey” adlı panelde “Energy policy and public health: An assessment for Turkey” başlığıyla yaptığı sunum için lütfen tıklayınız :

http://www.ttb.org.tr/userfiles/files/Energy%20policy%20and%20public%20health.pdf
=============================
Dostlar,

Küresel ısınma ve ona ikincil iklim değişikliği ile türev sonuçları son derece ağırdır ve insanlığın son zamanlardaki en önemli sorunları arasında belki de başında gelmektedir.

Ve de sorun İVEDİ boyutlara tırmanmış, ALARM verir düzeydedir.

Önceki yıl sitemizde şu yazıya yer vermiştik (üstünde tıklayarak okuyabilirsiniz) :

COP 21;
Küresel İklim Değişikliği için bir umut mu?

Küresel Isınma – İklim Değişikliği.. Aşırı Sıcaklarla Nasıl Başetmeli?” konulu bir söyleşiyi de TRT Kent Radyo-Ankara (Fatih Şahin ile) 09 Ağustos 2017’de yapmıştık.

COP-23 Bonn toplantısı son fırsatlardan biridir. Etkin sonuçlara varılması yaşamsal önemdedir.

Onümüzdeki birkaç on yılda Türkiye’de tahıl üretiminin bu yüzden %20 dolayında düşeceği kestirilmektedir. Türkiye geçen yıl 3,5  milyon yon buğday dışalımı yaptı. Nüfusunun ekmek gereksinimi bile karşılayamayan, dışa son derece bağımlı bir ülke durumuna geldik. Üstelik dev dış açıklar vererek.. Türkiye COP-23 kararlarına uyarken, nüfus artış hızını mutlaka frenlemelidir.

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Başka yolu kalmamıştır..
    Son derece tasarruflu yaşayarak enerji tüketimini düşürmek
    Ve yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimine ağrılık vermek… başlıca çözüm yolları..

Konunun kritik derecede önemi nedeniyle bu uluslararası toplantıya önem vererek “Küresel Isınma – İklim Değişikliği” konulu toplantıya katılan ve sorunun Halk Sağlığına olumsuz etkilerini sunan meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’ne ve saygın meslektaşımız Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya teşekkür ediyoruz. Dr. Pala’nın sunumunun yansılarının özenle incelenmesini öneririz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Devletçilik niçin önemli ve gerekli? 

Devletçilik niçin önemli ve gerekli? 

Yıldırım Koç

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kemalist Devrim‘in en önemli dayanaklarından biri, 1937 yılında Anayasaya da eklenen devletçiliktir. Ne yazık ki, Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP geleneğinden gelen birçok kişi, Kemalizm’in bu temel ilkesinden koptu ve yıllardır emperyalistlerin ülkemize dayattığı özelleştirmeleri savunuyor. Devletçilik yalnızca devletin kimi fabrikalara, demiryollarına, limanlara, elektrik santrallarına sahip olması değildir. Kemalist Devrim’in üç temel amacı;

– bir milli devletin kurulması,
– Osmanlı’dan devralınan halktan Türk milletinin yaratılması ve
– insanların kulluktan kurtarılarak özgür yurttaşlar haline getirilmesidir.

Tarihteki demokratik devrimlerin çoğunda bu üç temel amaç vardır. Devletçilik, bu üç amaç açısından da yaşamsal önemdedir.

MİLLİ DEVLET İÇİN DEVLETÇİLİK

Emperyalizme karşı mücadele ancak güçlü devletlerle başarıya ulaşabilir. Amaç, halkın desteğini alabilecek biçimde faaliyet gösteren güçlü bir devletin yaratılmasıdır. Emperyalizmin genel politikası, ülkeleri küçücük ve zayıf devletçiklere bölmek ve böylece onlar üzerindeki baskı ve sömürüsünü sürdürebilmektir. Devlet düşmanlığı anarşistlerin genel özelliğidir.

Bir devletin güçlü olabilmesinin önkoşullarından biri güçlü bir ekonomiye sahip olmasıdır. Devletçiliğin bir ögesi, Planlamadır. Devlet, ekonomiyi demokratik bir biçimde ve ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda planlayacaktır.

  • Planlı ekonomi olmadan güçlü bir devlet ve ülke yaratamazsınız.

Güçlü devletin diğer bir önkoşulu, ekonominin belirli sektörlerinin devletin denetimi altında olmasıdır. Ülkenin stratejik kaynakları devletin denetiminde olmalıdır. Özellikle enerji gibi önemli bir sektörde devletin egemenliği, siyasal bağımsızlık açısından zorunludur. Halkın temel gereksinimlerinin devlet tarafından sübvansiyonlu olarak sağlanması da temel amaçlardan biri olmalıdır.

  • Devletin elinde ekonomiye güçlü müdahale araçlarının bulunmaması durumunda, emperyalist güçlerin ekonomi alanındaki saldırıları bir ülkeyi göçertebilir.Ayrıca, özel sektörün de devlet tarafından yönlendirilmesi esastır.

TÜRK MİLLETİ İÇİN DEVLETÇİLİK

Devletçilik yalnızca fabrikaların veya demiryollarının mülkiyetiyle sınırlı olarak anlaşılmamalıdır.

  • Sağlıkta devletçilik, halkı birbirine bağlayan en önemli bağdır.
    Devlet tarafından merkezi bir yapı içinde sunulan nitelikli ve parasız sağlık hizmeti, ülkemizin farklı bölgelerindeki insanların kaynaştırılması açısından en önemli araçtır.
  • Sağlık hizmetleri merkezi devletin denetiminin dışına çıkarsa, bölücülüğün en kolay yayılacağı bir ortam doğar.

Eğitimin devlet eliyle parasız olarak sağlanması, farklı köken ve inançlardan insanlardan bir millet oluşturmanın en önemli aracıdır.

Devlet fabrikaları ve öbür işletmeleri, farklı köken ve inançtan insanların ekmek ve hak mücadelesinde omuz omuza gelmelerini sağlar.

KULLUKTAN KURTULUŞ İÇİN DEVLETÇİLİK

Çağdışı toplumsal güçler ve emperyalizm, insanları tarikat şeyhlerinin, aşiret reislerinin, toprak ağalarının kulu yapmaya çalışmaktadır. Kadınları eve hapsederek erkeklerin kulu yapmaya yönelik girişimler de bu niteliktedir.

Devletçi anlayışla verilen eğitim, insanların çağdaş bilimlerle tanışmasını sağlar. Kamu kurum ve kuruluşları, özellikle kadınların istihdamına katkıda bulunarak, insanları çağdışı baskılardan kurtarır.

Devletçiliğe saldıranlar ve özelleştirmeyi savunanlar, burada kısaca özetlenen nedenlere bağlı olarak, gerçekte Kemalist Devrim’e saldırmaktadır.
==============================================
Dostlar,

SERMAYENİN SOPALI TAHSİLDARI YAPILAN DEVLET :
NEREYE DEK?

Sayın Yıldırım Koç arkadaşımızın bilgi birikimi ve yazı ustalığı tartışma dışıdır. Bu yazı da çok değerlidir. Mustafa Kemal Paşa özel sektöre ve sermayeye tümüyle karşıt değildi. Ancak kamu yararını kesin olarak üstün tutar ve bu ikilinin (özel sektör ve sermaye) halkın gönencine (refahına) katkıda bulunmasını kesin ön koşul, hatta araç sayardı. Ulusal Bağımsızlığımıza en küçük sakınca oluşturmaması için üstüne titrerdi. Bu yüzden HALKÇILIK ilkesini geliştirmiş, 6 Ok‘tan biri olarak Kemalist İdeolojinin temel direklerinden saymıştı.

Günümüzde özelleştirmenin sürüklendiği yer, siyasal iktidarların yerel – yabancı sermaye ile iğrenç bir işbirliğidir. Maşa iktidarlar mazlum milletlerin başına getirilmekte ve mide bulandıran post-modern yöntemlerle (sömürünün Küreselleştirilmesi!) iktidarlar, kendi halkının kaynaklarını, alın terini taşeronu oldukları sermaye çevrelerine rant olarak aktarmaktadırlar. Tabii bu arada “komisyon” larını da cebe indirmektedirler.

Bir anlamda Anarşist liberallerin dilekleri gerçekleşmiş, Devlet işlevsizleştirilmiş, yok hükmüne indirgenmiştir. Dahası, yerel – küresel sermaye ittifaklarının sefil maşasına dönüştürülerek halkının sırtında sopalı tahsildarlığa mahkum edilmiştir.

21. yy’ın şafağında İnsanlık, hala olgunlaşmış (matür) olmaktan çok uzaktır ve Küresel ağaları akılları (Rasyonalite) değil, Adam Smith’in hastalığı (en çok kâr) yönlendirmektedir. Ancak bu denli derin eşitsizliğin ve ölçüsüz sömürünün sürdürülebilirliği kalmamıştır. Sular ısınmaktadır. Yepyeni bir devrim ufuktadır.

  • Kapitalizm maksimum kârdan “makul kâr”a geçecek, terbiye olacak/edilecek, evcilleşecek, ahlaksızlığına son verilecektir! Bu öngörü deterministiktir (kaçınılmazdır)..

Ufku yak(ın)laştıracak olan, insanların deneme – yanılma ile çooook yavaş öğrenmek yerine bilimsel öngörü ile geleceği yordama yeteneğini geliştirmesidir. Bu da bir yandan somut olguları yaşayıp deneyimleyerek bir yandan da nitelikli – sorgulayan akılcı eğitimle gerçekleşebilecektir. Kapitalizm için bu tehlikenin panzehiri (antidotu) dinci eğitimle uyuşturma, kitleleri afyonlamadır.

  • Karl Marks haksız mıdır kapitalizmin dini halkların afyonu olarak kullandığını vurgularken?! Yüzsüz sermaye ve sözcüleri bu söylemi utanmazca çarpıtarak Marks’ın “dine afyon dediği” çamuruna yönelmişlerdir. Marks’ın uyarısının gerçek anlamını kavrayamayacak zeka fukarası olmadıklarına göre geriye ne kalıyor?!

Emperyalistleşen – Küreselleşen kapitalizmin 2. kalleş silahı yoksullaşTIRmadır.. AÇ BIRAKMA pahasına üstelik! 2016 içinde 38 milyon AÇ İNSAN daha havuzdakilere eklenmiş ve toplam aç insan sayısı 800 milyonu geçmiştir. Dünyanın tüm aç insanlarını bir ülkede toplamak olanaklı olsaydı, Çin ve Hindistan’dan sonra dünyanın en kalabalık 3. ülkesi AÇLAR ÜLKESİ olacaktı!

İnsanın insanlaşma süreci yavaş da olsa, inişli – çıkışlı da olsa sürüyor, sürecek. Aç da kalsa, aç da bırakılsa.. Hatta “keskin” çelişkiler “uyanmasını” hızlandırabilecektir bile!

Ne mutlu, bu İNSANLAŞMA sürecine bir tuğla koyabilenlere..

Sevgi ve saygı ile. 20 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

‘IMF’ye 5 milyar dolar’ yalanı belgesiyle çürütüldü…

‘IMF’ye 5 milyar dolar’ yalanı belgesiyle çürütüldü…
‘Battı denilen Yunanistan bile listede var’

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında IMF’nin, Türkiye’den 5 milyar dolar borç istediğini, kendisinin de “verin” dediğini ve bunun ardından IMF’in borç istemekten vazgeçtiğini söyledi. Cem Toker, IMF’den yapılan açıklamada, 2008 kriz sonrası ek kaynak arttırım kararına Türkiye’den ‘moral’ destek verdiğini aktardı. (cumhuriyet.com.tr20 Kasım 2017)

[Haber görseli]

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “IMF’e borç kaldı mı kalmadı. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi. Arkadaşlara dedim ki verin. Baktılar ki Türkiye verebiliyor, vazgeçtiler.” dedi.

Erdoğan’ın konuşmasının ardından sosyal medya hesabı üzerinde açıklama yapan Cem Toker, “IMF’ye yazdım sordum, Türkiye’den borç istediniz mi? Resmi yanıt geldi… 2008 kriz sonrası ek kaynak artırım kararına Türkiye’den ‘moral’ destek verdi diyorlar. Kasım 2017 kaynak aktaranlar listesinde, Yunanistan bile var ama Türkiye görünmüyor.” paylaşımında bulundu. Cem Toker, paylaşımına IMF’ye yazdığı mektup ve yanıtı da ekledi.
==========================================
Dostlar,

Siyaset böylesine yozlaştırılınca aktörlerine neler neler yaptırıyor değil mi??
Birlikte batıyorlar gerçekte..
Oysa siyaset kurumu, taa Platon döneminde 2500 yıl kadar önce saygın bir kurum olarak tanımlandı. Platon;
Filozoflar – bilgeler kral olsunlar dedi.
Filozof kral – bilge kral mitosunu yarattı.
O güzelim politik metafor, özellikle gelişmekte olan – geri ülkelerde paramparça edildi..

Türkiye de ne yazık ki bu ülkeler arasında kaldı; Cumhuriyet düşmanları temel sorumlu!

Siyaset kurumu yaşamı güzelleştirmeye hizmet etmiyor ülkemizde;
tam tersine cehenneme dönüştürüyor.

Öyle ki, KüreselleşTİRmeciler = Yeni emperyalistler Devleti elimizden aldılar.

Devleti Halkın sırtında sopalı tahsildara indirgeyerek sömürülerini vahşice sürdürüyorlar.
Bu sefil – alçak rolü benimseyen / boyun eğen işbirlikçi siyasileri,
entrika dolu operasyonlarla iktidara taşıyorlar..

İnsanlığın bu kabul edilemez tuzakları hızla görmesi ve deli gömleğini yırtması gerek.

Aydınların kitlelere namuslu – bilimsel öncülüğü kesintisiz – kararlı – örgütlü sürmeli..

Elbette insanlık onuru / aklı ve bilim kazanacak.. Er ya da geç. er ya da geç..

Sevgi ve saygı ile. 20 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com