Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. / Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.


Güncel makalelerimiz

– AKP = ERDOĞAN, “1 $ = 6,5 TL” İKEN BİLE NEDEN HALA ULUSAL BİRLİĞE SARIL(A)MIYOR?
– 7 AYDA %30 DEV
ALÜASYON NE GETİRİR – NE GÖTÜRÜR?
– TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?

– TÜRKİYE DAĞILMA TEHDİDİ ALTINDAYKEN CHP’nin TARİHSEL VEBALİ
– AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

ATATÜRK, 1 $ = 1,26 TL olarak bıraktı 1938’de. Erdoğan 2002 sonunda 1 $ = 1,61 TL’den aldı, 1 $ 6 TL’yi aştı. Gerekçe hep aynı ve hazır : “Dış güçler!” Reçete de şablon : “Bizim Allahımız var..” Bu mide bulandıran hamaset nereye dek? Bu halk elbet uyanacak ama ne zaman? Siyaset etiği en başta halka doğruları söylemeyi, dürüstlüğü gerektirmiyor mu? AKP bu kurallardan bağışık mı (muaf mı)??

Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi.. 7 TL’nin altına “inen” Dolar sevindiriyor mu!!?? 5 TL felaket olur derken 6 TL’ye bayram mı edeceğiz? Ne var ki, Standard and Poors dün (18.8.18) Türkiye raporunda hem kredi (borç alabilme yeterliği!) notunu düşürdü hem de 2018 sonu $ kurunu  6.90 TL olarak kestirdi!

  • Emekçilerin ücretlerinde, yıl sonu beklenmeden enflasyonun altında kalmamak üzere hemen iyileştirme (zam!) yapılmalıdır. 
  • On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu çöküşten masum Halk değil onlar sorumlu.

AKP = Erdoğan her şeyin yolunda olduğunu, hiiiiiç endişe etmememiz gerektiğini söyleyip duruyor madem…

Bu arada AKP müritlerinin ”epey” yastık altı döviz – altın stoku olduğunu izliyoruz.. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi? 

MB rezervleri 96-98 milyar dolar eriyerek kritik 30 milyar doların altına indi – indirildi! Kısa vadeli borçlar bile MB döviz rezervlerini çok aşıyorDalgalı kura karşın epeydir ertelenen DEVALÜASYON FİİLEN ve HIZLICA ya-pıl-dı, yapılmakta.. Tam bir yangın! Ülke alev alev.. Tek sorumlusu kesin olarak AKP = RTE!

  • Bayram geldi çattı, TBMM toplanmadı.. AKP sorunların tartışılmasını ve halkın gerçekleri öğrenmesini istemiyor. TBMM’ye saygısı olsa böyle yapar mıydı? Göstermelik Meclis, baskı altında yargı ve tam bir Erdoğan mutlakiyeti! Demokratik Cumhuriyet sizlere ömür.. 
  • Çengel soru                                 : Türkiye’ye yüksek oranlı fiili devalüasyon, bu -ortak- senaryo ile mi dayatılıyor yoksa?? Ya da AKP, zorunlu kaldığı vahşi devalüasyonu bu yapay krizle mi maskeliyor?!

Çare     : Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmeli. Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm önerileri üretmelidirler. Seçim öncesi Demokrasi İttifakı sürdürülmelidir. CHP adına İnce değil, Parti yetkilileri konuşmalıdır.

  • Ne var ki, AKP = Erdoğan‘ın bir yandan iç kamuoyunda mağduru ve dikleneni oynarken, öbür yandan gerçekten dik durabilmek için etekleri boş ve eli serbest mi? Hiç sanmıyoruz! Zarrab, Halk Bankası, Deniz Feneri davası, basına açıklanmayan ancak CIA, MOSSAD, BND, MI6, KGB vd. istihbarat örgütlerinin portföylerindeki dosyalar… nedeniyle bagaj dopdolu.. Bu da ulusal onurun ve çıkarların korunmasında büyük-aşılamaz (?) başlıca handikap ne yazık ki. ABD’nin küçük bir salvosuyla yerlere serilen ekonomi sağlıklı mıydı?
* ABD, AKP kendisiyle kirli pazarlık yapıyorsa, bunu dünya kamuoyuna açıklamalıdır.

  • Türkiye’de Siyasal İslam, Batı desteğinde içerideki işbirlikçiler ve seçim oyunlarıyla, cebren ve hile ile iktidar olmuştur. Dinci rejim ve rantı uğruna ülkenin geleceği tehdit altındadır.
  • Bu bir küresel politik kara deliktir ve oyuncularını, başta Erdoğan = AKP’yi yutacaktır. devamı…
  • Türkiye bu “lanetli parantezi” de kıracak. Tarihin tekerleği asla geri dönmeyecek! Mart 2019’da yerel seçim var öne çekilmezse. Bu anomalili rejim 21. yy’da yürütülemez!
  • CHP bu geçici ve çok zor süreçte ülkemize öncü – motor olmak zorunda. Hızla toparlanmalı ve silkinmeli, iç çekişmeleri bırakıp, Kılıçdaroğlu’na vefa ile, Truva atlarını tasfiye ederek..  
  • 6 Ok” un büyülü rotasına girmeli, orada toplanmalı yeniden!
  • Her şey Türkiye için, insanımız için – insanlık için ve yolumuz AYDINLIK! 
  • Ülkenin rejimi 2 yy geriye savruldu; kimi CHP’lilerde hala kurultay hırsı.. Sorun “kişi”de mi, programda mı? Reçete belli : KURTULUŞ KATIKSIZ “6 OK” !
  • Enis Berberoğlu Saray’ın siyasi tutuklusu. Eren Erdem de öyle. Bize göre de Yargıtay 17. Ceza Dairesi büyük bir hukuk sınavıyla yüz yüzedir. Prof. Kemal Gözler’in makalesi çıkış yolunu aydınlatıyor : YARGITAY’IN ENİS BERBEROĞLU KARARI ama hala karar yok!
  • Herkes anlamalı ki artık; hukuk salt bir normlar yığını (mevzuat hazretleri!) değildir; her somut durumda ADALETİ gerçekleştirmek başlıca ereği – işlevi – yükümü, tanımı gereği ve hatta varlık nedenidir! Devr-i AKP’de ve ve zamanede Türkiye’de bile, tüm zorluğuna karşın!
    =================================
    Dostlar;


    SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans 
    (master) eğitimimizi tamamladık (10 Ağustos 2018). Tezimiz oybirliği ile başarılı bulundu. Savunmada kullandığımız yansıları ilginize sunuyoruz. Tezi kitaplaştıracağız, kapsamlı bir özetini önümüzdeki günlerde sitemizde paylaşacağız.. Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu daha net görmeli artık!? Bundan böyle, halkımızın sağlığını, tıpta Halk Sağlığı (Koruyucu Hekimlik) gibi çileli bir dalı seçmiş bir hekim olmanın ağır yükü yanı sıra, hukuk alanında da savunmaya çalışacağız. Direnmek ve Aydınlanma kavgasını aşk ile, bilim ile sürdürmeli!
    AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018 

Sevgi ve saygı ile. 19 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

Önceki yazılarımızdan                              :

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/ 

– KANAL İSTANBUL SATRANCI
– SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?
– Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor.. 
– SEÇİM MATEMATİĞİ A-NORMALDİR; AKIL DIŞI BİR KURGU – SONUÇ MUDUR? 
– Erdoğan gerçekte “topal ördek” tir..
– Aydin’in_acul_saati_ile_Homo_Sapiens’in_politik_matürasyon_saati

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

Korkut Boratav: Normali Erdoğan’ın IMF’ye gitmesi

Korkut Boratav:
Normali Erdoğan’ın IMF’ye gitmesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İktisatçı Korkut Boratav, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın IMF’ye başvurması gerektiğini söyledi. Boratav, “Normali IMF’ye gitmektir, siyaseten de bunun altından kalkabilir. Bankaların batışına göz yummamak için IMF’ye gidecek. Bunun alternatifinin olduğunu sanmıyorum.” dedi. (Gazete Duvar, 10.8.18)

DUVAR – İktisatçısı Prof. Dr. Korkut Boratav, Türkiye’nin ödemeler dengesi krizi yaşadığını bunun bir finansal krize dönmemesi ve banka iflaslarının önlenmesi için IMF programının makul seçenek olduğunu söyledi.

Boratav, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük bir finansal çöküntüye rağmen IMF’nin kapısına gitmemesi halinde bile, “İktidarda kalmasını önleyecek bir mekanizma yok.

  • Türkiye faşizme geçmiştir” diye konuştu.

Deutsche Welle Türkçe’den Aslı Işık’ın, Boratav’la yaptığı söyleşi şöyle:

‘CARİ AÇIK FİNANSMANINDA 238 MİLYAR DOLARA
İHTİYAÇ VAR’

Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumun iktisadi tanımını yapar mısınız? Bu bir döviz krizi mi, finansal kriz mı yoksa ödemeler dengesi krizi midir?

Bir terim ile tanımlanmak istiyorsa esas olarak ödemeler dengesinden kaynaklanan bir krizdir. Dünya sisteminin yükselen ekonomiler denilen blokunun uluslararası sermaye hareketlerine bağımlılığının yarattığı sorunlardan biri, metropolden çevre ekonomilerine dönük sermaye hareketlerinde ani bir yavaşlama, durma ya da çıkış olursa bu, kriz yaratıcı şoklara neden oluyor. 1997 Asya krizi tipiktir. Türkiye ekonomisi buna benzeyen 4 krizden (1994, 1998-9, 2001 ve 2008-9) geçti. Aynı sorunla şimdi de karşı karşıyayız.

Uluslararası sermaye hareketlerinin Türkiye’ye ye dönük bölümü Mart’tan itibaren aniden yavaşlamaya başladı. Mart-Mayıs arası yabancı sermaye girişi bir önceki yılın aynı dönemine göre % 66 oranında azaldı: 16,3 milyar dolarlık yabancı sermaye girişi bu üç ayda 5,6 milyar dolara indi. Bu doğal olarak döviz piyasalarına yansıyacak. Ekonominin dış yapısal kırılganlığı o derece yoğunlaşmıştır ki, şirketlerin ve onlarla bağlantılı olarak bankaların dış borçlarının ve ekonominin bir yıllık cari açığının finansmanında astronomik bir dış kaynak gereksinimi doğmuştur. Şu halde, 238 milyar dolara ihtiyacı var. Fazla dikkat çekmeyen IMF’nin nisanda yayınlanan raporunda, söz ettiğim şok henüz algılanmazken, IMF bu tespitleri yumuşak bir üslupla yapmıştı. Bunun sonucu bir ödemeler dengesi krizi finansal krize yol açacak mı? Finansal kriz, kredilerin döndürülememesinden kaynaklanan şirket iflaslarının bankalara yansımasından kaynaklanan bir krizdir. Buna doğru gidiyoruz.

‘CUMHURBAŞKANI FİNANS KAPİTALİN KURALLARINI İŞİNE GELİNCE UYGULUYOR’

Mevcut durumun finansal krize evrilmesi mi yoksa buradan durgunluk ya da küçülme ile çıkış mı daha muhtemel görünüyor?

Darbe girişiminin ardından seçim atmosferine girilmesi durumu vahimleştiren tetikleyici unsur oldu. Ekonominin dış kırılganlıklarıyla uyumlu olmayan kamu maliyesi ve kredi pompalamasından kaynaklanan bir genişleme oldu. Cari açığın ve enflasyonun tırmanmasıyla bu ivmenin sürdürülemeyeceği ortaya çıktı. Uluslararası piyasalar, serinlemeye geçiş bekliyor. İlk kritik gösterge faizlerin yukarı çekilmesidir. Faizler hızla yukarı çekilirse, 238 milyar dolarlık dış kaynak gereksinimi bir ölçüde krediler pahalandırılarak ve yüksek getiri beklentisi ile sıcak para girmeye başlayabilir. Mayısta bu bekleniyordu fakat Cumhurbaşkanı sistematik olarak faizlerin düşmesine (AS: yükselmesine!) karşı. Bunun iki gerekçesi olabilir. Kendisi kahramanca iç kamuoyuna hitap ediyorum. Büyümeciyim, inançlarım ve ekonomi mantığımın gereği faiz düşmanıyım ve bunda ısrar edeceğim diyor. İkincisi, benim beslediğim ve beni besleyen ana sektör en çok döviz borçlusu sektörlerden biri olan inşaattır. Bunu yaşatmak için faizleri düşük, dövizi de ucuz tutmak istiyor. İktisaden bunu yapması mümkün değil ama ısrar ediyor.

Uluslararası finans çevrelerine “faiz enflasyonun sebebidir” demek mümin bir Hristiyan’a İsa’nın yaşamadığını iddia etmek kadar zındıklıktır. Cumhurbaşkanı finans kapitalin kurallarını işine gelince uyguluyor, gelmeyince uygulamıyor. Türkiye 2007-2009 arası iki yıllık küçülme döneminde dahi 40 milyar $ cari açık vermiştir. Bundan önceki dönemlerde durgunlaştığı her yıl cari fazla veren ekonomi, 0 büyümede dahi cari açık veriyorsa, uluslararası finans kurallarına karşı çıkacak gücün, yeteneğin yoktur. Cezalandırılırsın. Bir ödemeler dengesi sorunu, finansal krize dönüşür.

‘FAİZ % 25’E ÇIKSAYDI MESELE FRENLENİRDİ’

Eylül’de açıklanacak Orta Vadeli Program (OVP) derde deva olur mu? Hükümetin döviz şoku karşısındaki sessizliğini neye yoruyorsunuz?

Bütün bu şoka rağmen, Cumhurbaşkanlığı’nı Erdoğan kazandı. Süper ekonomi bakanı damat oldu. Damat, G-20’ye giderken, “Merkez Bankası şimdiye kadar görmediğiniz şekilde etkin olacak” dedi. Finansçıların beklentisi etkinlik sözcüğü değil, “bağımsızlıktı.” Merkez, 15,9’luk enflasyona rağmen faizi değiştirmedi. Faizleri % 25’e çıkarsa sorunun önemli bir boyutu frenlenirdi. Döviz oralarda istikrar sağlayacak, Türkiye yine döviz şokunu yiyecek ve durgunluğa girecek ama sıcak para, Türkiye yeterince ucuzladı diyerek, gelecekti. Dış finansman yükünün bir bölümü sıcak para girişiyle sağlanabilir ama faiz yüksektir, ister istemez ekonomi frenlenmeye mahkumdur. Bunu yapmadı, son şok da oradan geldi.

‘BANKALARIN BATIŞINA GÖZ YUMMAMAK İÇİN IMF’YE GİDECEK’

Türkiye’nin önündeki seçenekler neler?

Cumhurbaşkanı, önümüzdeki yerel seçimlerde büyük kentlerin yönetimini ele geçirmek istiyorsa, şu andaki söylemini yerel seçimlere kadar sürdürebilir. Ortada bir söylem meselesi var. Krize gidiyoruz ama henüz bunun sosyal yansımaları 2001’deki kadar sert değil. 2009’daki yerel seçimler 3 aylık büyümenin % 14 gerilediği dönemdeydi ve AKP 5 puan kaybetti. Bu riski göze alıyor mu? İnatlaşmayı devam ettirirse, ekonomi o türden bir küçülmeye sürüklenebilir. Şimşek olsaydı, hızlı bir faiz ayarlamasıyla birlikte, dövizi dalgalanmaya bırakıp, şirketlerdeki daralma ve iflasları göze alıp, bankalara yansımasını önlemeyi önerirdi. Bankalara yansımasının önlenmesinin ana yöntemi IMF programıdır. IMF, 2000’de banka borçlarının hazine garantisine alınmasını uygulattı. Yunanistan’da aynı şeyi uyguladılar. IMF doktrininde bu mümkündür. IMF kredisi banka borçlarının ödenmesine tahsis edilir, devlet kemer sıkar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu seçeneğe razı olur mu?

Siyasete ve medyaya hakim olan Cumhurbaşkanı ve kadrosu bu büyük teslimiyeti, bir zafer şeklinde de Türkiye kamuoyuna sunabilir. Belki de muvaffak olur. Bankalara da sirayet eden bir büyük finansal çöküntüyü siyaseten kaldırabilir mi? Önünde bir engel olmayacak ki. Normali IMF’ye gitmektir, siyaseten de bunun altından kalkabilir. Bankaların batışına göz yummamak için IMF’ye gidecek. Bunun alternatifinin olduğunu sanmıyorum.

Büyük finansal çöküntüye rağmen IMF’nin kapısına gitmezse iktidarda kalmasını önleyecek bir mekanizma yok.

  • Türkiye faşizme geçmiştir. Faşizm kalıcıdır.
  • Halk sürünecek, dine, imana daha fazla sarılacak. Cemaatler eliyle, dayanmaya çalışacak. Halkın direnme gücü yoktur.

IMF seçeneği makuldür, şirketler batar. Bankalar kalır. Şirketlerin batması Cumhurbaşkanı’nın özel problemidir. IMF seçeneği altında Kanal İstanbul gibi büyük yatırım projeleri kalkar. Başlamış olanların şartları gözden geçirilir.

‘KAMU HARCAMALARININ MİLLİ GELİRİN % 2’Sİ KADAR AZALTILMASI İSTENİYOR’

Türk bankaların Avrupalı bankalardan büyük ölçüde sendikasyon kullandıkları biliniyor. Bankaların içine düştüğü ödeme sıkıntısı Avrupa’ya da yansır mı?

Avrupa’nın çürük takıma borç vermemesi gerektiğini bilmesi gerekirdi. Çürük takıma borç verirse sineye çeker. Serbest ekonominin ana kurallarından biridir, borç veren riski göze alır ve zararı sineye çeker. Avrupa bankalarını kurtaracak olan, Türkiye’nin IMF’ye gidip, banka borçlarının Hazine tarafından devralınmasıdır. Bu olmazsa, zararı çekecekler.

Hükümet, özel sektör borçlarını üstlenmeyebilir mi?

Türkiye’nin kamu borcu göstergeleri Maastricht kriterlerinin altında fakat IMF’nin “sistemin arızalı bölgesinden kaynaklanan krizi düzeltme yükümlülüğü kamuya da yansır” diye katı bir ilkesi var. Nisan raporunda, kamu açığının % 1,5’a çıktığı bunun 2019 veya 20’de artı % 0,5’e çıkarılmasını istiyor. Bu, kamu harcamalarının milli gelirin % 2’si oranında aşağı çekilmesi demektir. Bu da ekonominin en az % 3 oranında küçülmesi demektir.

  • Özel sektörün yamukluğundan kaynaklanan krizin düzeltilme yükü son tahlilde kamuya yansıdığı ölçüde, kamu hesaplarının Maastricht kriterlerinin aşağısında olması Türkiye’yi kurtarmayacak.

‘ARJANTİN RADİKAL SEÇENEĞİ SEÇTİ, ÇÜNKÜ CARİ AÇIK VERMİYORDU’

Krizi frenleyecek bir etken var mı?

Şu anda krizin ağırlaşmasını frenleyebilecek bir etken var. Mart-Mayıs aylarında 6,5 milyar $ kayıt dışı sermaye girmiş. Geçen yılın aynı aylarında 3,8 milyar $ kayıt dışı para çıkışı var. 10 milyarı aşkın bir kaynak aktarımı var. Acaba Cumhurbaşkanı’nın bizim bilmediğimiz bir güvencesi var; kendisine borçlu olan sermaye sistemine vergi mi kesiyor, paralarınızı sisteme sokun mu diyor? 2009 krizinde 12 aylık dönemde yine böyle bir şey yaşanmıştı. Bu da bir belirsizlik.

Hükümet, seçeneklerden biri olarak sermaye hareketlerinin kısıtlanması, borçların konsolidasyonu ve ithal ikamesi politikasına geri dönebilir mi?

Bunun bir örneğini Arjantin 2002’de dış borçlarını külliyen askıya alarak yaptı. Bunu uygulamak için sermaye hareketlerini denetledi. Döviz hesaplarından çekişi sınırladılar. Şirketlerin dövizle borçlanması önlendi. Devletin dış borçlarının üçte birinin yapılandırılması müzakere edilir. Büyürken ödeyeceğim, küçülürken ödemem dersin. Bunun için ekonominin dış dengesini, ithalatını ihracatı ile sınırlamak lazım. Bu da halk sınıflarının yoksullaşması demek. Bu yoksullaşmayı sermaye sınıfına yüklemen lazım. Adamlar batarken, ister istemez devlet kamulaştırmak zorunda kalacak. Bir sürü insan işsiz kalacak. Arjantin radikal seçeneği seçti çünkü halk ayaklanmıştı.

Bu yoksullaşmanın maliyetini halk tek başına nasıl üstlenecek!

  • Burjuvaziden servet vergisi ile ortak olmasını isteyeceksin.

Bu çok zor bir seçenek. Bankalar büyük ihtimalle kamulaştırılacak. Alacağını TL’ye çevirip, kuru da enflasyona bağlayabilir. Türk bankalarından alacakların hepsi TL’ye çevrilebilir. Bu bir pazarlık gücü ve ihtimal dahilindedir. Tarih boyunca bu borçlar zaman zaman ödenmemiştir. Yunanistan bunun sınırına geldi. Maliyeti de AB’den değil Euro’dan çıkmaktı. Bunun sonunda Türkiye, planlamaya geçecek. Bütün mesele dünyada yalnız kalır. O zaman kendine yeni hakiki ortaklar bulabilirsin. Bu seçenek dünyaya meydan okunma seçeneğidir. Arjantin o güçteydi çünkü cari açık vermiyordu. Bu politikaları uyguladığı tüm yıllarda cari açık vermedi. O nedenle dış borçları ödememenin maliyeti ağır olmadı. Bu, 1998 ve 2001’de yapılabilirdi. Arjantin bu yolu seçtiğinde Türkiye’nin bu kadar ithalat bağımlılığı yoktu.

==============================================
Dostlar,

Korkut hocamızın sözünün üstüne söz söylemek haddimiz değil..
Ancak kısa birkaç değinmemiz hoşgörülsün lütfen :

Haydi bakalım AKP… yürü de endamını görelim…

Unutulmasın; AKP’nin 3 Kasım 2002 seçimi öncesi 3 temel vaadi, ”3 Y” ile savaşımdı..

1. Yoksulluk
2. Yolsuzluklar
3. Yasaklar

Tam da tersini yaparak iktidarda kalmaya çabalıyor AKP..
Gerçekte ise Siyasal olarak intihar ediyor açıkçası..
Eh bunca ”şan” da (!) AKP’ye yakışır..
Yeni AKP sözcüsü Ömer Çelik, ”istikşafi” açıklamalarla bizi ekonomik çöküşle nasıl mücadele edileceğine ilişkin aydınlatır!

Sevgi ve saygı ile. 19 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Neoemperyalizm ve İslam

Neoemperyalizm ve İslam

Emre Kongar
Cumhuriyet, 17.8.18

Erdoğan/AKP yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan, Avrupa Birliği’nin de dolaylı desteğiyle iktidara getirildi. 

11 Eylül 2001’deki İkiz Kuleler saldırısından sonra, “AntiAmerikancı” görünen, ama aslında, Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği’ne karşı, ABD tarafından desteklenen, güçlendirilen ve kullanılan Radikal İslama karşı, “Ilımlı İslam” adı verilen “Neoemperyalizmle barışık İslam”ın, “Demokratik Rejimle” uzlaşabileceği ve ABD kontrolündeki Neoemperyalist dünya düzenine destek vereceği düşünüldü. 
Çünkü özellikle Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da, laik nitelikli otoriter rejimler, ABD’den bağımsız ve ona karşı tarafsız hatta düşmanca bir politika sergiliyor, ülkelerindeki, ABD’ce desteklenen, Siyasal İslamcı muhalefeti de bastırıyorlardı. 
Aslında Siyasal İslama ve Turancılık başta olmak üzere Irkçı Milliyetçiliğe ABD tarafından verilen büyük destek, Soğuk Savaş zamanında, Sovyetler Birliği’ni çökertmek için başlatılmıştı. Siyasal, ideolojik ve kültürel plandaki bu destek, Sovyetler’in Afganistan’ı işgaline karşı El Kaide’nin silahlı direnişine dönüştürülüp zafere ulaşınca, çok daha kurumsal bir nitelik kazandı. 
Sovyetler çökünce ABD’nin İslama ve Irkçı Milliyetçiliğe yaptığı kültürel ve siyasal yatırımlar elbette yok olmadı; çeşitli örgütlenmeler, ilişkiler ve politikalar çerçevesinde devam etti: 
Balkanlar ve Kafkaslar kana boyandı, yeni savaşlar çıktı AS: çıkarıldı!), yeni devletler kuruldu ve bu arada El Kaide, Ortadoğu’daki Filistin-İsrail savaşı dolayısıyla ABD’ye saldırdı. 
ABD buna karşılık, “Arap Baharı” adı altında, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki laik ama otoriter rejimleri, “Ilımlı İslam” adına çökertmeye başladı.
Fakat kısa zamanda, zaten temelde yanlış olan ABD’nin bu “Ilımlı İslam” projesinin iflas ettiği görüldü
“Ilımlı ya da Amerikancı İslam”ın Demokrasi ile bağdaşmadığı, sadece “Radikal Siyasal İslam”a yataklık ettiği anlaşıldı. 
ABD’nin “Ilımlı, Amerikancı İslam Projesini”, örneğin Suudi Arabistan gibi “Totaliter bir İslami Rejimde” değil de, zaten “Demokratik ve Laik Sosyal bir Hukuk Devleti” olan Türkiye’de uygulamaya koyması ve rejimi Demokrasiye doğru ileriye değil, Demokrasiden geriye doğru yönlendirmesi de projenin yanlışlığının ve ABD’nin öngörüsüzlüğünün bir kanıtıydı.
***
Uzun lafın kısası, Erdoğan/AKP iktidarı Antiemperyalist bir politika filan izleyemez
Çünkü zaten onların desteğiyle iktidara gelmiştir ve onlarla uzlaşarak iktidarını sürdürmektedir. 
ABD üsleri tıkır tıkır çalışırken, milyarlarca dolarlık uçak ve silah alımları devam ederken, birkaç milyon dolarlık iPhone, elektronik eşya ve öteberi ithalatının vergisini artırarak faturayı tüketiciye kesip kendisine kaynak yaratan önlemlerle Antiemperyalizm olmaz. 

  • NEOEMPERYALİZME VE YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİNE “HAYIR”… 

    YAŞASIN DEMOKRATİK CUMHURİYET!

Kaçınılmazın hızlandırılması

Kaçınılmazın hızlandırılması

sol.org, 14/08/2018
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

 

Bu ülkenin bağımsız iktisatçıları, uzunca bir süredir, mevcut iktisat politikalarının sonucunun kaçınılamaz bir iktisadi kriz olduğunu yazıp çiziyorlar. Ekonomide bu yılın sonlarından itibaren küçülme eğiliminin başlayabileceğine dair işaretler de, meşhur rahip hikâyesinin tahripkâr etkilerinden önce alınmaya başlanmıştı. Dünyanın en kırılgan beşlisinin uzunca süredir en kırılganı olmak demek, en ufak esintiden nem kapabilmek demekti zaten. Ekonomi yönetiminde dış finans çevrelerine güven vermeyen değişiklikler bile böylesine nem kapışlarına müsait bir zemin hazırlamak demekti. Hikmetinden sual olunamayan otokratın bunun farkında bile olmadığı son yönetim yapılanmasıyla bir kez daha açığa çıkmaktaydı. (Damad-ı Hazreti Şehriyarî’nin içi boş bir ‘yeni ekonomik model’ sunuşu sırasında TL’nin baş aşağı gitmesinin de gösterdiği gibi…). Kaldı ki, uzunca bir süredir biriken kriz tohumların yoğunluğunun bu defa 2009’un “teğet geçtiği” düşünülüp hafife alınan krizinden çok farklı olacağına dair bir teşhis birliğine de varılamadığı anlaşılmaktaydı.

Bu koşulların üzerine gelen dış politika sürtüşmeleri, kaçınılmazı hızlandırıcı ve hatta şiddetlendirici etkilerde bulundu. Ekonominin zayıflığının, yapısal sorunlarının, giderek büyüyen dışa bağımlılığının (yüksek dış borçlar, yüksek cari açıklar) getirdiği kısıtların farkında olmayan veya bunları daha önce kolayca aşmış (kolayca dış kaynak temin edebilmiş) olmanın rehavetinden kurtulamayan, gerçeklerden büyük ölçüde kopmuş bir zevatın bir de rehine politikalarıüzerinden pazarlık yapmaya girişmesi işin tuzu biberi oldu. Ekonomi koşar adım bir kur-faiz-enflasyon sarmalına girdi. TL’deki değer kaybı hepsinin önüne geçti ve panik ataklarla birlikte günlük rekor kayıplarla erimeye başladı. TCMB’nın dün (13 Ağustos Pazartesi) piyasaya yerli ve yabancı para mevduat karşılıklarının azaltılması üzerinden enjekte ettiği 6 milyar $ + 10 milyar TL (toplamda 7,5 milyar $) likidite bile, gün içinde emilip bitirildi ve tekrar günün başlangıç seviyelerine dönüldü.

TCMB’nın son –boşa çıkan- müdahalesinin de gösterdiği gibi, yönetim artık krize karşı uygun iktisat politikası araçlarına sahip olamadığı bir dönemi başlatmış bulunmaktaydı. Üstelik TL yatırımlarından (devlet tahvili, hisse senedi, mevduat) çıkıp döviz satın alarak Türkiye’den çıkmak isteyen yabancılar olsun, açık pozisyonlarını kapatabilmek için döviz talebini artıran özel sektör firmaları olsun, bankalardan hem döviz hem TL mevduat hesaplarını çekerek yastık altı döviz tutmaya yönelen panikteki tasarruf sahipleri olsun, herkes piyasaların fonlanmasını büyük bir açgözlülükle beklemekteydi. Demek ki uluslararası finans kapitalin iştahlarını doyurmak üzere atılacak adımlar, ekonominin müdahale araçlarının (bu arada döviz rezervlerinin) bütünüyle tüketilmesinden başka işe yaramayacaktı.

***

Şimdi burada bir başka saptamanın yapılmasına ihtiyaç var. İktidar cenahı, bu krizde zerre kadar sorumluluk üstlenmek istemiyor. Bunun böyle olacağını, krizin dış mahreçli bir saldırıya bağlı olarak açıklanacağını daha önceki yazılarımızda esasen öngörmüştük. Bunda şaşılacak bir yan yok. Dolayısıyla rahip Brunson olayı olmasaydı benzer bir olayın yaratılarak bahane edilmesi veya daha genel ve soyut bir “manüplasyon” imasının topluma dayatılması beklenebilirdi. Ama burada daha da aşırıya kaçmış bir psikopatik sorun var:

  • Dış saldırı gerekçesi yerine ekonominin kötü yönetiminden dem vurulmasını “vatan hainliği” ile özdeş tutmaya yönelen bir paranoya, bir otokratik tahammülsüzlük durumu var.

Bunun yol açtığı faşist baskılamalara mı yanarsınız, yoksa

  • krize doğru teşhis konulmasının zorbalıkla engellenmesi

ne mi? Düşünebiliyor musunuz, rejimin bir numarası dövize hücum eden sanayicileri uyarırken “Gerekirse B ve C Planlarını devreye sokarız” diye tehdit ediyor, bundan haklı olarak nem kapan piyasa oyuncuları dövizi tekrar zıplatınca, Twitter yorumcuları okkanın altına sokulmak isteniyor. Bu paranoya hali, toplumun krize milliyetçi hamasetle direnmeye zorlanması, gerçekten trajikomik bir durum. Bu durumda,

  • Türkiye ekonomisinin bütün AKP döneminde sadece dış kaynaklarla döndürülüyor olmasının, bunun yarattığı dışa bağımlılığının artık bağımsız dış politikaları mümkün kılamadığının açığa çıkmış olmasının, buna benzer bütün sorun alanlarının artık açıkça tartışılamayacağı açık faşizm koşullarına geçiliyor demektir.

***
Bu dayatmalara siyasi hareketlerden olumlu yanıtlar gelmesi de gecikmedi doğrusu. Sabık “millet ittifakı”nın iki partisi, şimdiden iktidarla beraber olduklarını, Türkiye’ye karşı dış ekonomik saldırıyı birlikte püskürtmeye hazır olduklarını belirttiler. CHP ise, krize karşı birtakım önerileri 13 madde halinde sunarak, bunların sahiplenilmesi halinde iktidara destek vermeye hazır olduğunu belirtti. Her durumda, krizin iktidarın hatalı iktisat politikaları ve tükenmiş bir büyüme modelinde ısrar etmesi yüzünden çıkmış olduğuna yeterli vurgu yapmaktan kaçınmak ve dış gerginliklerde ABD’ye çatmayı tercih etmek olarak tanımlanabilecek edilgen duruşuna devam etti. Tıpkı 15 Temmuz 2015 darbe girişiminde en büyük sorumluluğu doğduran doğruya iktidarın taşıdığını ilk günden büyük bir suçlamaya dönüştüremediği gibi, şimdi de iktidarın öfkesinin kendi üzerine yönelmesinden ve kitlelere günah keçisi olarak sunulmaktan dehşetli ürktüğünü belli eder tarzda yan yollara başvurmaktaydı. (Gene de iktidarın hışmından tam kurtulamasa da!..)

Bu arada, daha ziyade uzun vadeli önerilerden oluşan ve pek çoğunun AKP düzeninde artık yeri olmayan 13 tavsiyenin esas olarak liyakati, denetimi, ihale düzeninin ıslahını, bütçe disiplinini ve vergi adaletini, akılcı sıcak para yönetimini, TCMB bağımsızlığını, israfla mücadeleyi öne çıkarmak gibi alanları kapsadığını gördük. Ama acil bir anti-kriz program önerisi bunlar arasında bulunmuyordu. Koşullar dayatsa bile özel sektörün dış borçlarının devlet tarafından üstlenilmesinin reddedilmesi gerektiği bunlar arasında yoktu. IMF olsun olmasın

  • krizin yükünün geniş emekçi kitlelere bindirilmesine şiddetle karşı çıkılacağı,

bu yükün sermaye sınıfına taşıtılması için ne gibi öneriler geliştirileceği tavsiye listesinde yer almıyordu. Bunlara bir de maliye politikalarında mali kural uygulaması önerisi de sonradan ekleniyordu ki, IMF’den daha fazlası beklenemezdi.

Esasen 13 önerinin yapıldığı tanıtımda CHP Genel Başkanı ile yanında duran iki etkili MYK üyesinin bürokratik geçmişlerine bakıldığında, Kemal Derviş programına olan yakınlıkları göze çarpmaktaydı. CHP’nin “yeni” ekonomi kadrolaşması, demek ki, sistem içi çözümlerin bir milim dışına çıkmamak üzere şekillendirilmişti.
=====================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Oğuz Oyan çok yetkin ve şok da kıdemli bir iktisatçıdır.
Türkiye’nin birikiminden yararlanmak yerine, AKP’nin 1 numaralı sorumlusu olduğu ekonomik çöküntüye doğru tanı konmasının savcılıklar eliyle engellenmeye yeltenilmesi ve toplumun hamasetle boğularak algı yönetimine tabi tutulması dehşet vericidir. Açık faşizm demektir lamı – cimi olmaksızın.

3 noktanın altını biz de ısrarla çizelim :

1. .. yönetim artık krize karşı uygun iktisat politikası araçlarına sahip değil..
Ankara’nın tüm direklerine binlerce Erdoğan posteri asıp içi boş bir sloganla ”millet bir hedef bir” nereye varılacağı sanılıyor? Ciddi bir israf değil midir bu??
Hangi uygar demokratik ülkede böylesine bir komedi  görülebilir?  TBMM neden adeta felç edilmiştir?
2. özel sektörün dış borcu asla devlet tarafından üstlenilmemelidir.
3. ekonomik çöküntünün faturasının halk yığınlarına ödetilmesini şiddetle reddediyoruz.

Muhalefetin bu politika önermelerini yükseltmesini istiyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 19 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

S&P yılsonu beklentisi: En az % 20 yoksullaşma!

S&P yılsonu beklentisi:
En az % 20 yoksullaşma!

Türkiye kredi notunu düşüren S&P, 2019’da ekonomide daralma bekliyor. 2018 yılsonu kestirimlerine göre Dolar/TL 6,90, kişi başı GSYH de % 20 azalıyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s Türkiye ile ilgili kredi not kararını açıklamış, Türkiye’nin yabancı para cinsinden kredi notunu BB-‘den B+’ya düşürmüş, görünümü “durağan” olarak teyit etmişti.

S&P’den yapılan açıklamada, Türkiye ekonomisinin 2019 yılında daralmasının beklendiği belirtilirken 2018 yılsonu beklentileri de paylaşıldı. Buna göre 2018 yılsonu Dolar/TL 6,90, GSYH 688 milyar $ olarak kstirlildi. Kişi başı GSYH 8 400 Dolara gerilerken (2017 yılında 10 597 Dolardı), işsizlik %10,5, yılsonu enflasyonu %15,9, bütçe açığı %3, cari açık da %5,6 olarak öngörülüyor. (sol.org.tr, 18.8.18)
======================
Dostlar,

Yaşadığımız ekonomik yangın ve onu izleyecek çöküntü henüz tüm boyutlarıyla yansımış değil. Önümüz kış ve doğa gaz, elektrik fiyatları daha şimdiden dayanılmaz düzeyde.

Geçen yıl 10 597 $ olan kişi başına ortalama ulusal gelirin 2200 $ gerileyerek 8400 $ dolayına düşmesi halka nasıl anlatılacak, çok merak ediyoruz.. Birkaç yıl önce ulusla gelir hesaplama yöntemi ile oynanarak, 10 bin doların altına inen kişi başına gelir 12 bin dolara yükseltilmişti.

Bu rakamla G20’den kesin olarak düşüyoruz..

Yaşasın AKP iktidarı!

Sevgi ve saygı ile. 18 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com