Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil 
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır..

Hoş geldin “erken” (?!) seçim.. Hem de 16 ay önce.. (Göremeyenlere..) Türkiye, Demokrasinin – Hukuk Devletinin.. elde kalan kırıntısı ile bile, üstelik 18 aydır OHAL altında, AKP = Erdoğan tarafından yö-ne-ti-le-mi-yor! Ülke öyle kötü “yönetildi” (!?) ki, duvara dayandık.. Bundan sonrası,3 Kasım 2019’da başlayacak MUTLAK TEK ADAM REJİMİNİN öne alınması zorunluğudur; daha çok faşizmdir; başka da bir şey değil!..
*****
AŞI REDDİ TEHLİKELİ BOYUTA ULAŞTI! 
ERDOĞAN’a AÇIK ÇAĞRI  :

Anayasa Mahkemesinin zorunlu aşının “hak ihlali olduğu” kararının üzerinden 2,5 yıl geçti aşı reddi tırmanıyor, geçen yıl 23 bini aştı! Sağlık Bakanlığınca 2,5 yılda tek maddelik bir yasal dü-zenlemenin neden yapıl(a)madığı ciddi bir soru ve sorundur. Söylemler, devletin yüksek tepele-rinin buna karşı olduğu yönündedir!??! Erdoğan, bu sorunun ivedilikle çözümü için ne dü-şündüğünü kamuoyuna hemen açıklamak zorundadır. Kabul edilemeyecek biçimde, 2,5 yıl gi-bi çooooooook uzun sürede tek maddelik yasal düzenleme yapıl(a)mamış olması; duyumları, Erdoğan’ın buna engel olduğu savını güçlendirmektedir. Durum böyle değilse, hemen bu gün çözüm yoluna konmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tarih önünde açık çağrımız ve konunun uzmanı olarak ciddi – kritik uyarımızdır. Seçim sürecinde bu ivedi sorun gözden kaçmamalıdır!

Aşı reddinin yaygınlaşmasından doğacak salgınların ve bu salgınlarda ölecek- engelli kalacak masum çocukların sorumlusu doğrudan Erdoğan olacaktır!

Böylesine ağır bir insanlık suçu işlemek istenmiyorsa, gerekli yasal düzenlemenin önü hemen açılmalı ve Sağlık Bakanlığı yaygın aşılama görevini eksiksiz yerine getirmelidir. (http://ahmetsaltik.net/2018/04/15/asi-candir-hayat-kurtarir-saglik-bakanligini-asilama-konusunda-goreve-davet-ediyoruz/)
=================================================
AKP = RTE’nin OHAL KHK’lerini POLİTİK İSTİSMARI SÜRDÜRÜLEMEZ!

16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur

ABD – Batı emperyalizminin mazlum Suriye’de kanlı kışkırtma ve saldırıya son vermesini diliyoruz. Türkiye’nin çatışmalarda taraf olmadan en üst dü-zeyde barışçı katkı yapmasını istiyoruz. Suriye’nin vurulmasını onaylayan AKP’yi esefle karşılıyoruzkardeş ve müslüman Suriye’ye tam bir emperya-list ağız hatta işbirlikçi düşman tutum kabul edilemez. Bu AKP yerli ve milli olabilir mi? Mart 2011’den bu yana hatalı Suriye politikası sürüyor!? Tabandan tepki gelince 180 derece çark ile bu kez ABD’ye çatıyor Erdoğan; biraz ciddiyet lütfen!

Tele1’e Destek Çağrısı : Kampanyaya destek için 0212 963 2525‘ü
arayabilirsiniz. Ayrıntılar için tıklayın : Tele1’e_Destek_Cagrisi
=======================================

Çin, ABD +AB + Japonya + Hindistan toplamından daha çok yenilenebilir (380 GW) temiz enerji; güneş, rüzgâr, hidro-elektrik…) üretiyor. Prof. Dr. D. Ali ERCAN
https://www.facebook.com/ali.ercan

AKKUYU_NGS_Lisanslari_hukuka_aykiri_Turkiye_Barolar_Birligi

AKP Şeker fabrikalarını, halk ile inatlaşarak, milyonları karşısına alarak satıyor.. “Halkın gücünden başka güç tanımam” diye posterler asılı her yerde; ama ayaktaki – sokaktaki milyonlarca insanın haklı ve yerli – milli  itirazı hiçe sayı-lıyor. İşte AKP’nin gerçek yüzü! Okumak için tıklayın.. AKP’yi by baldıran zehi-rini içmeye zorlayan ne? Şeker Fabrikaları ve Kanal İstanbul neyin rüşveti?

– EKONOMİDEKİ ÇÖKÜNTÜ SERMAYEYE DEV RANTLARLA SAKLANIYOR!

2018 Bütçesinin Sefaleti..
EKONOMİ DE, ZAMAN DA TÜKENDİ..

CHP lideri, Erdoğan'a meydan okudu

Kılıçdaroğlu, “FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkarma-mak için OHAL’i sürdürüyorlar.. FETÖ’nün bir nu-maralı siyasi ayağı, Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zattır. Atatürk, Erbakan, Özal yapmış, bir kişi ‘intikam için satacağım’ diyor. Şeker fabrikala-rının özelleştirilmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, RTE’ye Bu millet  senden bıktı.. 7/24 konuşuyorsun’ dedi.

13 Mart 2018’de Halk TV’de Nişasta Bazlı Şeker sorununu bir kez daha anlattık.
8 Mart 2018’de Halk TV’de Nişasta Bazlı Şeker ve Halk Sağlığı konusunu işledik.
youtube erişkeleri  : https://youtu.be/DH5POLayYIM?t=6    https://youtu.be/3ddTIm4MKLo?t=2853

NİŞASTA BAZLI ŞEKER ve HALK SAĞLIĞI
ŞEKER FABRİKALARI   Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri

İYİ Parti Gn. Bşk. M. Akşener (Edremit 18.3.2018): Açılan çukurları sizin çocuklarınız mı kapattı? 726 şehit verdik sizin yanlış politikalarınız yüzünden!” (AS: Afrin operasyonunda ayrıca 52 şehidimiz 778 vatan evladı hangi yanlış AKP politikalarına kurban verildi?? Hesabını kim verecek??!)
  • Şehit-Gazi Mehmetçiklerimizin çocuklarının eğitimine katkı için Mehmetçik yazıp 2582’ye SMS atarak 10 lira bağışta bulunabilirsiniz.
    ******
    The FORBES: Türkiye’de 2017 sonunda dolar milyarderi kayıtlı 40+ elit var! Sayı artıyor? “1 Dolar milyarderi=1 milyon yoksullanetli denklemi hala geçerli! Peki sonra AKP=RTE? Masallara devam. 2017’de %7,4 büyümüşüz ama ulusal gelir ve kişi başına gelir Dolar olarak düştü nasılsa!? Ekonomiden sorumlu Başbakan Yrd. M. Şimşek’in “dövizle borçlanmayın” uyarısına bile Erdoğan’ın tahammülü yok.. haşladı “Mr. Simsek”i!?? Ekonomiyi / her şeyi en iyi Erdoğan biliyor!? Aklımızla, Ekonomi bilimiyle ve halkla alay eden AKP; bunun sonu yok !?
  • Ülkenin ateş hattında yandığı bile görül(e)miyor ise bu tablonun –tıbbi– adı nedir?

Sevgi ve saygı ile. 20 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net

Önceki yazılarımızdan      :
2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve bu yıl içinde sitemizde yayınladığımız 58 makalenin listesine ve erişkelerine (linklerine) ulaşmak için tıklayın: 
http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/

Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayayaSitemizde yayınlanan
AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

TTB’nin aşı konusunda hazırladığı yasa değişikliği önerisi TBMM’ye sunuldu

TTB’nin aşı konusunda hazırladığı yasa değişikliği önerisi TBMM’ye sunuldu

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) giderek artan aşı reddine karşı sağlık çalışanlarına ve halka çocukluk dönemi aşılarının önemini hatırlatmak ve zorunlu aşı yasasının bir an önce çıkarılması için Sağlık Bakanlığı’nı harekete geçirmek amacıyla 5 Nisan’da başlattığı “Aşı Candır” kampanyası kapsamında hazırladığı yasa değişikliği önerisi TBMM’ye sunuldu.

TTB Merkez Konseyi, “Aşı Candır” kampanyası kapsamındaki gelişmeleri basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. 20 Nisan 2018 tarihinde TTB’de gerçekleştirilen basın toplantısına, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Sezai Berber, TTB Merkez Konseyi üyeleri Dr. Selma Güngör, Dr. Şeyhmus Gökalp, Prof. Dr. Taner Gören ve Dr. Yaşar Ulutaş katıldılar. Basın toplantısına milletvekilleri Dr. Ali Şeker, Dr. Niyazi Nefi Kara ve Dr. Behçet Yıldırım da destek verdi.

Aşı reddindeki artışı endişe ile karşılıyoruz

Prof. Dr. Raşit Tükel, burada yaptığı konuşmada, çocuklarına aşı yaptırmayı reddeden aile sayısının son 7 yılda yüzde 125 arttığına dikkat çekerek, sayısının daha da artması durumunda salgın hastalıkların ortaya çıkabileceği uyarısının yapıldığını hatırlattı. Hekimler olarak bu durumu endişe ile karşıladıklarını belirten Tükel, dünyada her yıl aşılama sayesinde 2 milyondan fazla çocuğun hayatının kurtarıldığı ve eğer dünyadaki tüm çocuklar aşılanabilse, 1.5 milyondan fazla çocuğun daha hayatının kurtarılabileceği yönündeki verileri aktardı.

Aşılarla ilgili kanıtlanmış hiçbir ciddi yan etki yoktur

Aşıların son derece etkin ve güvenilir olduğunun birçok bilimsel çalışma ile kanıtlandığını belirten Tükel, “Aşılarla ilgili kanıtlanmış hiçbir ciddi yan etkinin olmadığının altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Aşı yapılması, kişinin ya da ebeveyninin; bilimsellikten uzak, kanıtlanmamış bilgiler ve yanlış inançlar doğrultusunda aldığı keyfi kararlarına bırakılmamalıdır. Toplum sağlığı açısından ileride bu kararların geriye dönüşü olmayan sorunlara neden olabileceği unutulmamalıdır” diye konuştu.

TTB’nin yasa önerileri TBMM’ye sunuldu

Anayasa Mahkemesi’nin 26 Ekim 2016 tarihinde mevcut yasalar doğrultusunda çocuk felci dışındaki aşıların zorunlu tutulamayacağı yönünde bir karar aldığını hatırlatan Tükel, bu kararın aşılama konusunda yasal bir düzenleme yapılmasının gerekliliğini ortaya koyduğunu söyledi. TTB olarak Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda konuyla ilgili değişiklik önerileri hazırladıklarını belirten Tükel, TTB’nin bu değişiklik önerilerinin CHP’li hekim milletvekillerince 16 Nisan 2018 tarihinde TBMM’ye sunulduğu bilgisini aktardı.

Sağlık Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz

Prof. Dr. Raşit Tükel, toplumda giderek artan aşı karşıtlığı ve bu konuda yürütülen tartışmalar karşısında Sağlık Bakanlığı’nın suskunluğunu sürdürmesinin ve aşılama konusunda halen gerekli düzenlemeyi yapmamasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Bakanlıktan topluma güçlü mesajlar vererek aşılanmayı teşvik etmesinin ve yasal düzenlemeleri bir an önce yapmasının beklendiğini belirten Tükel, “Aşılama konusunda mevzuattaki belirsizliklerin sona erdirilmesi için, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılmasına yönelik yasa taslağı önerilerimizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyor; bu konudaki yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması için Sağlık Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz” diye konuştu.

Aşılamanın önemine ilişkin çalışmalarımız sürecek

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Yaşar Ulutaş da 5-24 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülen “Aşı Candır” kampanyası kapsamında yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verdi. Ulutaş, 24-30 Nisan tarihlerinin Dünya Aşı Haftası olduğunu belirterek, yasal düzenlemelerin bu hafta içinde çıkabilmesi için kampanyayı erken başlattıklarını söyledi. Bu sürede TTB web sayfası üzerinde ayrı bir Aşı sayfası oluşturulduğunu, 1. Basamak Sağlık Çalışanlarına Yönelik Aşı Rehberi’nin yayımlandığını, Anne ve Babalar İçin Aşı Broşürü yayımlandığını, afişler, videolar ve basın açıklamalarıyla aşının önemine vurgu yapan çalışmalar yürütüldüğünü, yasa teklifinin hem TBMM’ye hem de Sağlık Bakanlığı’na iletildiğini aktardı.

Kızamık aşısı olmadığı için ölen çocuklar anısına 13 balon uçuruldu

Basın toplantısının ardından TTB Merkez Konseyi üyeleri ve milletvekillerince, dünyada sadece kızamık aşısının yapılmaması dolayısıyla her saat 13 çocuğun yaşamını yitirdiğine dikkat çekilerek, sembolik olarak 13 adet sarı, beyaz ve siyah renkli balon gökyüzüne uçuruldu.

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda yapılması önerilen ve TBMM’ye sunulan teklif için tıklayınız.

Türk Ceza Kanunu’nda yapılması önerilen ve TBMM’ye sunulan teklif için tıklayınız.

Basın açıklamasının tam metni için tıklayınız.

===================================================

Meslek örgütümüze teşekkür borçluyuz…

Sevgi ve saygı ile. 20 Nisan 2018, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Yatırım ‘stratejimiz’ üzerine

Yatırım ‘stratejimiz’ üzerine

Erinç Yeldan
Cumhuriyet, 11 Nisan 2018

Bu satırların ardından, Ankara Üniversitesi SBF emekli öğretim üyesi ve 21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu (http://21in ciyuzyilicinplanlama.org/) Başkanı Prof. Dr. Bilsay Kuruç Hoca’nın çok değerli öneri ve uyarıları oldu. Bilsay Hoca, Türkiye’nin dış borçlanmaya dayalı olan ve nihayetinde döviz yükümlülüklerini artırmakla sonuçlanan inşaata dayalı, dar ufuklu yatırım önceliklerinin sadece yerli burjuvazinin değil, aynı zamanda uluslararası sermayenin de küresel ölçekteki stratejik birikim tercihlerini yansıtmakta olduğunu vurguladı.

Bilsay Hoca önerilerinde, Türkiye’nin izlemekte olduğu sermaye yatırımı ve üretim biçimlerinin, nihayetinde Türkiye’nin uluslararası yeni işbölümündetaşeronlaştırılmış bir sanayi ve buna bağlı olarak istihdam edilen enformalleştirilmiş ucuz işgücü deposu ve bir ithalat cenneti olarak eklemlenme projesinin bir sonucu olduğunu özellikle aktarmaktaydı.

Bu yazımızda bu vurgulardan hareketle iki (resmi) veri setini sizlerle paylaşmak arzusundayım. Birincisi yerli sermayenin döviz dengesi ile ilgili: finans dışı şirketler kesiminin uluslararası net yatırım pozisyonu. T.C. Merkez Bankası verilerine göre (bankacılık dışı) finansal olmayan şirketlerin döviz varlıkları ile yükümlülükleri arasındaki farkı veren net yatırım pozisyonu, son on bir sene içerisinde net 250 milyar dolarlık bir bozulma göstermiş durumda. Söz konusu “denge” 2017 itibarıyla eksi 450 milyar dolara ulaşmış. Aşağıdaki grafik son on bir yılda bu bozulmanın seyrini izliyor ve bankacılık dışı (reel sektör) şirketlerin nasıl da uluslararası sermayenin kaprislerine bağımlı konuma sergilendiğini belgeliyor.

[Haber görseli]

Bunu izleyen tabloda da Türkiye’nin son on yılda stratejik yatırım kararlarını değerlendirelim. (kamu artı özel, toplam) Sabit sermaye yatırımlarının seyri bize Türkiye’nin imalat sanayiine yönelik yatırımlarını hızla geriletmiş olduğunu (2006’da yüzde 38.7’den 2015’te yüzde 27.5’e) ve aradaki farkın inşaat ve hizmetler sektörlerinde yoğunlaştığını gösteriyor.

Kalkınma iktisadı yazınında daha çok gelişmiş ve sanayileşmesini tamamlamışülkelerde gözlenmekte olan bu olgu, Türkiye benzeri yeni sanayileşme çabası içerisinde olması gereken ülkeler açısından olgunlaşmamış sanayisizleşme sorunu olarak değerlendiriliyor.

[Haber görseli]

Bu hafta başında açıklanan “yeni” yatırım teşvik paketinin de bu yapıyı değiştirmekten uzak olduğunu; ve sadece yerli ve uluslararası sermaye şirketlerinin Türkiye pazarında yaşadıkları tıkanmayı kamu kaynaklarını devreye sokarak aşma çabasından ibaret kalacağını vurgulamakla yetinelim.

SURİYE’de NE OLDU??

SURİYE’de NE OLDU??

Türker Ertürk
E. Amiral, Araştırmacı–
Yazar
 http://www.turkererturk.com.tr/suriyede-ne-oldu/

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Geçtiğimiz Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece beklenen oldu ve ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail, Suriye’ye saldırdı. İngiltere ve Fransa’nın bu saldırıdaki rolleri sembolikti. İsrail ise saldırıya; istihbarat, elektronik harp ve siber güç desteği verdi. Ancak, Fransa’yı bundan sonra Suriye konusunda daha aktif göreceğiz. Suriye ile olan tarihi bağları ve AB’nin lider ülkelerinden biri olması nedeniyle ABD onu bu işe bulaştırdı. Yalnız kalmamak ve AB’yi de işin içine çekebilmek için!

Öncelikle, bu saldırıyı kınıyorum ve lanetliyorum. Bu saldırının en ufak bir haklı gerekçesi yoktur. Saldırganlar tarafından kamuoyuna sunulan “kimyasal silah saldırısı” bahanesi tamamen uyduruktur. Savaşı kazanma aşamasında olan Suriye Yönetimi, kimyasal silah saldırısının kırmızı çizgi olduğunu bile bile niçin kullansın ki!

İnsanlığından Şüphe Ederim

Hiç kuşku yok ki; kimyasal silah saldırısının arkasında; Suriye’ye müdahale edilmesini isteyen güçler ve taşeronlar var. Ortadoğu bölgesinin karışmasından, yangının büyümesinden ve istikrarsızlığın artmasından yana olanlar saldırıyı destekliyor. Saldırgan ülkeleri bir dereceye kadar anlayabiliyorum. Çünkü insanlıklarını ayaklar altına alıyor olsalar da bu saldırıdan çıkarları var. Ama bu işten hiçbir çıkarları olmadığı izleyen aşamalarda yaşamsal düzeyde zarar görecekleri halde destekleyenlerin zekâsından, aklıseliminden, sağduyusundan ve insanlığından şüphe ederim.

Eğer masum insanları katlettiği için bir ülkeye çağdaş dünya tarafından müdahale edilecekse; o ülkenin, Yemen’de katliamlar yapan Suudi Arabistan olması lazımdı! Aynen, tam 7 yıl önce Suriye’de vekâlet savaşı başladığında köşemizde yazdığımız ve ekranlarda anlattığımız gibi; “22 Arap ülkesi arasında demokrasi ve insan hakları kriterleri (AS: ölçütleri) açısından en iyi durumda olan Suriye’de, en kötü durumda olan Suudi Arabistan’la işbirliği yapılarak, rejim değişikliği yapılmaya çalışılmaktadır.”

İslam’ın İtibarını Kurtardılar

Saadet Partisi’ni Suriye konusundaki doğru duruşu ve daha önce de yanlış ittifak içinde yer almaması ile İslam’ın yaşadığımız topraklarda iktidarın her geçen gün aşındırdığı itibarını kurtardığı için kutlarım. Umarım, bu duruşları uzun soluklu olur!

Evet, Suriye’ye yapılan müdahaleden iki gün önce “Müdahalenin Eli Kulağında” başlıklı köşe yazımızda ne analiz yaptıysak, üç aşağı beş yukarı gerçekleşti. Bir okurum şöyle yazmış; “Geçen haftadan bugünü yazmışsınız. Ne yazmışsanız, tek tek hepsi oldu!..”

Esas Hedef; İran ve Rusya

Söylediğimiz gibi; müdahalenin hedefi Beşar Esad değildi. Cerrahi ve mahdut hedefli bir saldırıydı. Suriye’deki İran ve Rus güçlerine bizzat saldırılmamasına rağmen, esas hedef İran ve Rusya idi! Bu saldırı aynı zamanda; İran’a karşı ekonomik, siyasi ve askeri alanda başlatılacak yeni adımların ilk kilometre taşıydı. Önümüzdeki günlerde ABD Başkanı Trump’ın İran’la olan nükleer anlaşmayı iptal edeceği artık kesin gibi! Hedef; İran’ın Suriye başta olmak üzere artan etkinliğini azaltmak, onu köşeye sıkıştırmak ve müdahaleye gerekçe oluşturabilecek hataya zorlamaktır.

Suriye’ye yönelik müdahalenin mahdut hedefli olarak gelişmesinde ve İran’a yönelik müdahaleye kadar gidebilecek sertleşmenin engellenmesinde, ABD Savunma Bakanı James Mattis önemli bir faktör. Mattis görevden alınırsa veya görevi bırakmak zorunda kalırsa; bu bölgemiz için iyi bir haber olmayacak!

Müdahale Hedeflerine Ulaştı mı?

Suriye’ye yapılan müdahalenin diğer bir hedefi ise; Rusya ve onun bölgede artan itibarıydı. Müdahale öncesinde Rusya; çok sert açıklamalar yapmasına, karşılık vereceğini ifade etmesine, çizdiği kırmızı çizgiler aşılmasına rağmen kınamaktan öteye gidemedi, kırmızı çizgisini geriye çekmek ve sınırlandırmak zorunda kaldı. Hatta operasyondan sonra, krizin artması beklenirken, Rusya geri adım attı ve Dışişleri Bakanı Lavrov; “Her türlü diyaloğa hazırız” dedi. Yani Rusya, alttan alıyor ve itidalli davranıyor.

Müdahale askeri olarak hedeflerine ulaştı mı? Bu konuda her iki taraf farklı şeyler söylüyor. Ruslar “Çoğunu düşürdük” diyor, Amerikalılar ise “Füzelerimiz hedeflerini vurdu” diyor. Kim daha doğru söylüyor bilemem ama Amerikalıların zaten müdahaleden beklediği askeri bir hedef yoktu ki! Çünkü Suriye’nin yok edilecek kimyasal ve biyolojik silahları yoktu! Var olduğu iddiası, saldırmak için bahaneydi! Önemli olan; siyasi hedeflerdi!

Diğer Bir Hedef de Türkiye!

Haksız ve hukuksuz olan bu saldırıyı yapmış olmak, başlı başına müdahaleden beklenen siyasi hedeflerden biriydi. Bu saldırı ile ABD, hem aynı tür bahanelerle tekrar tekrar yapılabilecek diğer saldırıların önünü açıyor, hem de Suriye, İran, Rusya ve Türkiye’ye “Bölgeye müdahale etmek için gerekçeye ihtiyacım yok” mesajını vermeye çalışıyordu. Bu hareket, aynı zamanda “Suriye’de barış ancak benim liderliğimde olabilir” mesajını da vermeye yönelikti.

Suriye’ye yapılan müdahalenin hedeflerinden biri de Türkiye’yi Rusya ve İran bloğundan koparacak yol ayrımına doğru gitmeye zorlamaktı. Bu olabilir mi? Yakın zaman içinde göreceğiz.
***
Sedat Şenermen’in Nergiz Yayınlarından çıkan “Atatürk İslam ve Laiklik-Halifeliğin Kaldırılması-Cumhuriyet Döneminde Din Öğretimi ve Eğitimi” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. (20.04.2018)

======================================
Dostlar,

E. Amiral Ertürk dostumuza teşekkür ederiz.
FETÖ kumpaslarına, daha doğrusu bu ABD operasyonuna TSK içinde bile etkin önlem alınmayışına isyan edip görevinden istifa etmeseydi, Amiral Ertürk günümüzde belki de Deniz Kuvvetleri Komutanı idi.. Veya Devletimizin önemli katlarında askeri danışman idi. Devlet aklı da ekbette O’nun engin birikimini dikkate alırdı; belki de Suriye’de emperyalizmin taşeronluğuna soyunmazdı Türkiye!

Şimdiyse gırtlağına dek bu utancın içindedir, 7 yıldır yapmadığı gaf kalmamıştır ve hala tehlikeli – irrasyonel zikzaklar içindedir. Girilen batak doğrudan kendilerince de itiraf edilmekte ve AKP = Erdoğan Suriye ve Irak’tak gelişmeleri “tarihsel” olarak nitelemekte, olası ürkütücü belirsizliklere gönderme yapmaktadır korku ve hatta panik içinde..

17 yıl önce Irak’ın işgaline dönük operasyonda da kimyasal silah bahanesi sahnedeydi ve TBMM’de 1 Mart 2003 tezkeresi reddedilmişti. Erdoğan ve AKP’si ders almadı ve emperyalizmle ilişkilerini bizleri utandıracak biçimde sürdürdü. Gelinen yer tam bir skandaldır, bedeli maddi ve manevi çok ağırdır, giderimi (telafisi) yoktur! Yükselen haklı ulusal muhalefete iktidarın zerrece tahammülü yoktur ve “ezerek yolumuza devam edeceğiz..” buyurmaktadır Erdoğan! Bunun için ise 16. yılında tek başına iktidar, TBMM’de MHP ile 350/550 dolayında temsil, 18 aydır dayatılan OHAL…. yet-me-mek-te-dir her ne hikmet ise!

TEK ADAM, mutlak bir egemenlik / sultanlık / otoriter – totaliter – mutlakiyetçi bir yönetim istemektedir 21. yy’ın şafağında, Türkiye’de.. Oysa Türkiye’de Mutlakiyet taaa 1876’da kaldırıldı ve mutlak egemen Halife Sultan – Padişah 2. Abdülhamit “meşruti” (şarta bağlı, conditional) yönetime bağlı kılındı. Direnen 2. Abdülhamit 1908’de tedip edilerek tahttan uzaklaştırıldı ve Meşrutiyet (Hürriyet!) 2. kez ilan edildi. Erdoğan ve AKP’si bu tarihsellikle engelli (malul) patolojik sevdadan vazgeçmek zorunda. Zamanın ruhu 3. Abdülhamit’e izin vermiyor.. Bunu yazdık bu sitede daha önce; tıklanarak okunmasını dileriz..

Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor..

Ayrıca Sarayda Tutsak Erdoğan’a Yardım Etmeli.. diye de yazdık..

Sevgi ve saygı ile.20 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Türker amiralimiz, güncel duru Türkçeyi kullanarak Atatürk’ün Dil Devrimi’ne sahip çıkma çağrılarımıza bir türlü yanıt ver(e)miyor.. Bildiğini okuyor. Merinde 2 katkı – anımsatma ile yetindik.. Müteakiben : Ardından ve Şüphe : Kuşku.. 

İç ve dış krizlerden önce baskın seçim

Cumhuriyet, 20 Nisan 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İktidarın işleri hızla kötüye gidiyordu ve bunu durduramayacaklarını bildikleri için zaman geçirmeden baskın seçime gitmeye mecbur kaldılar. 
24 Haziran’da seçim, Erdoğan-Bahçeli ittifakının menfaatı açısından mantıklı bir karardır. Bu olmasa ve seçimler takvime uygun olarak 3 Kasım 2019’da yapılsaydı, başta ekonominin olumsuz gidişatına ve sağ muhalefette İYİ Parti – SP ekseninde güçlenen ittifak dinamiklerine karşı alınacak her türden tedbirin maliyeti zaman geçtikçe katlanarak büyüyecekti… 
Bir kriz ortamında gidilecek yolun sonunda iktidar, bu ağır maliyetin baskısı altında kendiliğinden çökebilir ya da bu nedenle çökertilebilirdi. 
Şimdi ise iki ay sonra baskın seçim yaparak iktidarlarını menfi gidişatın tahripkâr sonuçlarından nispeten az maliyetle korumayı deneyecekler. Dikkat buyurunuz, vaziyeti baskın seçimle iyiye çevirebileceklerinden bahsetmiyorum. Bu iktidar kalırsa gidişatın yönü ve sonuçları değişmeyecek. 
Ayrıca, işlerin kötüye gittiğini biz iddia etmiyoruz, ittifakın ortakları söylüyor. 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçen salı partisinin Meclis grubunda, ortağı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la aralarındaki iş bölümü gereği yaptığı konuşmada, erken seçim çağrısını gerekçelendirmek için seçtiği sözcüklerin anlamı yeterince açıklayıcıydı:
Türkiye’nin sistem tartışmalarıyla boğulmak istendiği bugünkü şartlar altında, 3 Kasım 2019’a kadar istikrar ve denge halinde ulaşması her geçen gün zorlaşmaktadır.” 
Meali şu: Sistem krizi, ülkenin istikrar ve dengesini tehdit ediyor. 
Bahçeli, iktidarın OHAL’siz yapamadığı Türkiye’de yaşanan rejim bunalımının gittikçe ağırlaştığını bizzat anlatıyor. 
Hem de nasıl: 
Seçim sürecine giden yolda toplumsal, ekonomik ve siyasi dinamikleri etkileyen çok sayıda menfi faktör yeşermektedir.” 
Bahçeli, çok boyutlu ve karmaşık bir krizin uç vererek derinleşme yolunda olduğunu ifade etmek istiyor. Ne yapsın, daha fazlasını söylemeye dili varmıyor. 
Bu arada, Bahçeli’nin geçen salı günü 26 Ağustos’ta seçim istemesiyle, Erdoğan’ın önceki gün kendisiyle usulen yaptığı yarım saatlik görüşmeden sonra baskın seçim tarihini 24 Haziran olarak açıklaması, ortaklar arasındaki rol paylaşımı gereği sahnelenmiş bir siyasi tiyatro idi. 
Lakin bu tiyatroda “tuluat” da vardı. 
Misal, Bahçeli bir an önce seçim yapılmaz ise Erdoğan’la arasındaki ittifakın çatlayabileceğini ima etti: 
Türkiye’nin bekası açısından Cumhur İttifakı’yla hasıl olan milli mutabakatın titizlikle korunması, hedeflerine varması elzemdir.” 
MHP Genel Başkanı’nın erken seçim istemek için özel nedenleri olduğunu teslim etmek gerekli. Parti tabanından İYİ Parti’ye kaymaları önlemek ve bu maksatla 2002’den beri iktidar açlığı çeken MHP kadrolarını iktidarın nimetleriyle bir an önce doyurmaya başlamak için seçime ihtiyaç duyuyor. 
Diğer taraftan, konuşmasında bahsettiği “Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası ilişkileriyle bunların sosyal, siyasal ve askeri yansımalarının ve de uluslararası aktörler tarafından yönlendirilen denetimsiz göç trafiği”, seçimin öne alınması için neden bir gerekçe oluştursun ki? 
Öyle ya, baskın seçim olmazsa iktidar bu tehditlere karşı koyamayacak mı?
Ordu, istihbarat, Emniyet, yargı, medya, her şey iktidarın tam kontrolünde.

  • İktidarın daha fazla güçlenmesi imkânsız çünkü zaten Türkiye’de güç namına ne varsa iktidarın elinde. 

O zaman akla şu geliyor: Yukarıda Bahçeli’nin değindiği sorunlu alanlarda risklerin gerçekleşmesi bekleniyor olmalı… Mesela Suriye’de bazı istenmeyen çatışmalar ve İdlib’den bir göç dalgası… İşte, seçimler bu tehditler kuvveden fiile geçmeden, bir an önce yapılsın ve Erdoğan – Bahçeli ittifakı bu nedenlerden ötürü oy kaybetmesin isteniyor. 
Aynı hususlar önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, seçim tarihini ilan ettiği konuşmada da dile getirildi: 
Suriye ve Irak merkezli olarak tarihi önemdeki olayların belirsizlikleri aşmayı zorunlu hale getirmesi…” 
Türkiye’nin önündeki gündemin yoğunluğu, erken seçim kararının açıklanması ile ortaya çıkacak belirsizliğin bir an önce ortadan kaldırılmasını zorunlu kılması…” 
Suriye’deki gelişmeler…” 
Bu seçime bir baskın halinde gidilmesinin dış kaynaklı nedeni olduğu aşikâr: Suriye meselesi sandığa ittifakın aleyhinde yansımasın… 
Ayrıca, soralım: Hangi belirsizlik? 
16 Nisan 2017’deki şaibeli referandumda çok az farkla onaylanan bu yeni yönetim biçimi, bütün güç ve yetkiyi tek adamın elinde toplayıp, demokrasilerdeki denge ve denetimi olanaksız hale getirdiği ve keyfi yönetimin önüne set çeken kurumsal mekanizmaları etkisizleştirdiği için belirsizlik ve öngörülemezliğin bizatihi kaynağı değil mi?
=========================================
Dostlar,

Sayın Kadri Gürsel’in çözümlemesi çok yerinde sorgulamalara dayalı.
Yeterince derinlikli ve net.
Bir “küçük” (belki orta boy ya da önemli..) eleştirimiz var..
Bunca eski dille – Osmanlıca nasıl yazılabilir?
Hemen her sözcüğün güncel Türkçesi var.. Ayraç içinde koysak yazının okunması çok güçleşebilirdi, oylumu da 2’ye katlanabilirdi!

Şaka bir yana; “Erdoğan çooooooooooooooooooooooooooooook yorgun” görünmüyor mu TV’lerde? Tüm ağır makyaja ve dopinge karşın.. Gerçekten bu muazzam yüke dayanacak gücü var mı? Bilinen hastalıkları var, sürekli ilaç kullandığı basında yayınlandı. Erdoğan’ın açıkça “ben artık yokum” deme şansı yok gibi. Seçimi yitireceğini bile bile göze almış olabilir mi? “Ne yapalım, ben artık yokum” diyebilmek için tartışılmaz gerekçe elde etmek??

Bir seçenek daha : Ülke enkaz durumunda.. Bilerek seçimi yitirmek ve çöküntüyü CHP’nin kuracağı koalisyona bırakmak.. Ülke iyi kötü biraz toparlanınca ve bu süreçte CHP koalisyonu yıpranınca erken seçim için bastırmak ve yeniden iktidar..

Şeytan işte!?
Getiriyor insanın aklına.. Karşı taraf “peeeeeeeeeeeeeeek yaman” olunca..
Yazılmadı denmesin..

Sevgi ve saygı ile.20 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com