Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.

19_Mayis’in_125._Yilina_Armagan_Emperyalizm_Turkiye’den_Ne_Istiyor_VIYANA_konf.
*****
Şampiyon GALATASARAY! Gönülden kutluyoruz.. Ülkemizde tüm spor etkinlikleri centilmence geçsin ve seyirciler, oyuncular, hakemler.. spor ahlakına – etiğine saygılı olsun!
Asla şiddet yer almasın, hak eden kazansın! Siyasetçiler de spora kesinkes burnunu sokmasın!
*****

  • Türkiye RTE’den kurtulmadıkça bu yangına çare yok.. Ölümcül hastayız ve nedeni AKP RTE’nin akıl dışı, asla yerli ve milli olmayan politikalarıdır!
  • Erdoğan Londra’da, çökerttiği ekonomiyi kurtarmak için küresel patronlarla görüştü. Enflasyon yangına dönüştü. Olağanüstü bir aşamaya gelindi; zincirleme gelişmelerle akut ve çok ağır bir bunalıma girilebilir; ÖDEME GÜÇLÜĞÜ! İvedi ve epey (bu yıl en az 240 milyar $!), sıcak – nakit döviz gerek! Peki Batı’ya verilen bedel – ödün – söz.. ne karşılığında? Yine mi gizli anlaşmalar? Hem de gidici AKP=RTE ile!? Örn. Kıbrıs’ta garantörlükten vazgeçme, askerin çekilmesi, Doğu Akdeniz MEB (münhasır ekonomik bölge) haklarımız, yeniden AÇILIM!
    AKP=RTE neden suskun ve eylemsiz!? 2002 ayarlarına dönüş!? 11.02.2018’de yazmıştık:
    Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış : Politik Plastron Patlamak Üzere!
    ****
    Cengiz Çandar, AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a verdiği destek konusunda,
  • Zalim olma kapasitelerini fark etmedim. Akıl almaz derecede yalancı olabileceklerini aklıma getirmedim.” dedi.. / AS: Kendine bir akıl hocası tutmaya ne buyurursun Bay Çandar!??
    Ayrıca; farelerin batan gemiyi terk etme zamanı geldi galiba.. sizi gidi uyanıklar!

ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınmasını protesto eden Filistinlilere ateş açıldı. 60+ kişi yaşamını yitirdi, 2700+ yaralı var. ABD destekli Siyonist vahşeti şiddetle kınıyoruz.  Uluslararası hukuk ayaklar altında ve kırım sorumlusu Trump’a NOBEL Barış ödülü verilmesi önerilebiliyor!? BM-GK derhal etkin önlem almalı ve soykırımı durdurmalıdır! İsrail ve sorumlular Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmalıdır Filistin hükümetinin dava açmasıyla! Kudüs, İsrail’in başkenti olarak BM tarafından tanınmamalı, İsrail’e BM yaptırımı konmalı, Gazze’ye ivedi BM Barış gücü yollanıp can-mal güvenliği sağlanmalı, insanlık suçu İsrail kuşatması kaldırılarak kapsamlı insani yardım yapılmalıdır.

Abdullatif Sener 2012’de CNN Türk’te katıldığı bir programda, “İsrail, Kudüs’ü başkent ilan edecek ve buna en çok Erdoğan yardım edecek. Başkent ilan edildiği gün de en çok o meydan okuyacak..” demisti.
*****
SANA OY VERMEYECEĞİM!

Türkiye, Demokrasinin – Hukuk Devletinin elde kalan kırıntısı ile bile, üstelik 21 aydır OHAL altında, AKP = RTE tarafından yö-ne-ti-le-mi-yor! Ülke öyle kötü “yönetildi” (!?) ki, duvara dayandık. Bundan sonrası, 3 Kasım 2019’da başlayacak MUTLAK TEK ADAM REJİMİNİ öne alma zorunluğu; daha çok sömürüdür, daha koyu dinci faşizmdir; başka hiçbir şey değil! Ama başaramayacaklar, halkımız gereğini yapacak! AKP Fetret devri kapanıyor!..


CHP lideri Kılıçdaroğlu (grup toplantısı, 08.05.2018):
Aile boyu devleti soyan adam yolsuzlukla mücadele eder mi?

6 Cumhurbaşkanı adayına -çok yorulan, bıktıran ve ülkeyi batıran RTE dışında-, çok eşitsiz bir yarışma da olsa başarı dili-yoruz. Böyle bir dışlama yapmak istemez-dik ama AKP = RTE aynaya bakabilir mi acaba?? 15,5 yılda tek 1 fabrika kurdu mu? Hep sattı. Artık TAMAM  Erdoğan, tamam mı?! Çok SI-KIL-DIK çoook! 16 yıl yeter, artık bırak; ülke yangın yeri!

  • Akşener (Edremit 18.3.2018): Açılan çu-kurları sizin çocuklarınız mı kapattı? 726 şehit verdik yanlış politikalarınız yüzün-den!” (AS: Afrin operasyonunda ayrıca 52 şehidimiz var. 778 vatan evladı hangi yanlış AKP politikalarına kurban edildi?? Hesabını kim verecek? Sizin çocuklarınız para verip askerlik yapmadı! Fakir-fukara şehit-gazi oldu. Ya şehit cenazelerindeki timsah gözyaşları!? Çıldırtıyor halkı!
  • Şehit-gazi Mehmetçiklerin çocuklarının eğitimine katkı için Mehmetçik yazıp 2582’ye SMS ile 10 TL bağış yapabilirsiniz.

CHP lideri, Erdoğan'a meydan okuduKılıçdaroğlu, “FETÖ‘nün siyasi ayağını or-taya çıkarmamak için OHAL’i sürdürüyor-lar. FETÖ’nün 1 numaralı siyasi ayağı, Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zattır. Atatürk, Erbakan, Özal yapmış, bir kişi ‘intikam için satacağım’ diyor (şeker fabrikalarını). Kılıçdaroğlu, RTE’ye ‘Bu mil-let senden bıktı. 7/24 konuşuyorsun’ dedi..

14 Şeker Fabrikası inatla-teslimiyetle satıldı; “küresel misyon” (IMF’ye verilen niyet mektubu) yerine getirildi.. CB adayları İnce\ Aksener vd., Yeniden devletleştireceğiz! diyor\ demeli..

  • Aklımızla, Ekonomiyle, halkla alay eden AKP=RTE; bunun sonu yok!? 26+ milyon nüfus (3 kişiden 1’i!) yoksul (TÜİK), asgari ücret açlık sınırının altında, enflasyon-işsizlik-faiz 2 haneli!? Çok ağır borçlar nasıl döndürülecek? AKP=RTE ile iflas eşiğindeyiz, Osmanlı Düyun-u Umumiyesi kapıda mı? Bu yıl 240 milyar $ sıcak para gerek, nerden bulunacak?
  • Kaldır OHAL’i, israfa son ver, yolsuzlukları yargıya taşı, sırtımızdan in; kamu öncülü-ğünde planlı karma ekonomiyle üretime hız ver, eğitimi bilimselleştir… döviz düşer!
  • Bu Dolar yangını “kurgu” mu yoksa !? 2015 Haziran – Kasım arası halkı birden azan (!) kan ve terörle korkutarak teslim alma gibi bu kez ekonomik terör ile diz çökertme mi!?
  • Erdoğan; “Haddini bil! Biz zaten bunları dehledik. Artık onlara üyeliğimiz falan da yok. Ama onlar rahat durmuyor.” dedi. Erdoğan ya işleyişi hiç bilmiyor ya da açıkça halkı kandırıyor! Bu uluslararası kurumlar sizin dışınızda derecelendirme yapar ve küresel sermaye de buna bakar! “Biz zaten bunları dehledik.” sözleri bir AKP=RTE klasiği olmalı; biz utanıyoruz sizin yerinize! Ama tıpış tıpış Kraliçe’nin – İngiltere’nin – küresel sermaye baronlarının ayağına gittiniz!??
  • TRT halkın vergisi-elektrik faturası kesintileriyle salt AKP=RTE’ye çalışıyor; bu suçtur YSK!
  • Tele1’e_Destek_Cagrisi  Destek için 0212 963 2525’i arayabilirsiniz. Ayrıntılar için tıklayın..

Sevgi ve saygı ile. 21 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

20 yıl önce ADD Edirne Şb. Bşk. iken FETÖ için yaptığımız uyarı:
Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, 
acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

Önceki yazılarımızdan               :
ŞEHİR HASTANELERİ TALANI : Ulusal Kanal : https://youtu.be/-m6zrV8_Cqg
Nişasta Bazlı Şeker sorunu :
youtube : https://youtu.be/DH5POLayYIM?t=6   https://youtu.be/3ddTIm4MKLo?t=2853

NİŞASTA BAZLI ŞEKER ve HALK SAĞLIĞI       ŞEKER FABRİKALARI   
Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınladığımız 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için : http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/
YUNUS’un MİSTİK MATEMATİĞİ…
Sehir_hast._Hastanelerimizi_kapatmayin_Bayazit_Ilhan
SEHIR_HASTANELERİ_TALANI_07.03.2018
https://youtu.be/ezlEbMful6c  (konuşmamızın bir bölümü)
NÜKLEER SANTRAL DAYATMASININ HAZİN İÇYÜZÜ
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ÜZERİNDEN NE YAPILMAK İSTENİYOR??
ERDOĞAN 2019 SONRASINI DAVUL ÇALARAK İLAN EDİYOR!
AKP = ERDOĞAN’ın DIŞ POLİTİKA – ASKERİ OPERASYONLARA MAHKUMİYETİ!
ÇOCUKLARINA TECAVÜZ EDEN %95’i MÜSLÜMAN BİR TOPLUM
AKP = RTE’nin OHAL KHK’lerini POLİTİK İSTİSMARI SÜRDÜRÜLEMEZ!
16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur
DİNCİ – KİNCİ NESİLLER YETİŞTİRECEK EĞİTİMİ HALKIMIZ REDDECEKTİR!
– R.T. Erdoğan Diyarbakır’da, tarih 1 Nisan 2017 : “Türk demiyorum, millet diyorum..”

Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayayaSitemizde yayınlanan
AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

ATATÜRK GİBİ OLMAK

ATATÜRK GİBİ OLMAK

  • “Atatürk gibi olmak için 40 kütüphane dolusu kitap okumak gerek”

Prof. Dr. Süleyman Çelik

Atatürk’ün kuşağı daha doğmadan, Osmanlı İmparatorluğu dağılma sürecine girmişti. Çocukluklarından beri “vatan elde gidiyor” sözlerini duyan ve askeri okulda, kendilerine sürekli “birinci görevlerinin vatanı kurtarmak olduğu” öğretilen Atatürk ve arkadaşları okullarını bitirince, Vatanı kurtarmaktan başka bir şey düşünmeksizin görevlerine koştular ve kendilerini mücadelenin içinde buldular. Gittikleri yerlerde savaş yoksa bile ya bir isyan ya da bir ayaklanma vardı.

Büyük çoğunluğu evlenmeyi aklına getirmedi. Çünkü insan kendi canını düşünmeyebilir, ama eşini ve çocuklarını düşünmek zorunda kalır. Böyle bir sorun edinmek istemediler.  Örneğin, Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen 7 askerinden beşi (M. Kemal Atatürk, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele), yaşları 40 dolayında olmasına karşın hala evlenememişlerdi. Evli olan İsmet İnönü ile Fevzi Çakmak ise 30 yaşını geçtikten sonra, ailelerinin zoruyla evlenmiş, ancak eşlerinin yanında 15 gün bile kalamadan cepheye koşmuşlardı.

Hepsi vatanseverdi ve görevlerini canları pahasına büyük bir özveriyle yapıyorlardı, ama Atatürk onlardan farklıydı. Fark, Atatürk’ün onlardan daha çok okumuş ve dolayısıyla daha bilgili olmasından ileri geliyordu. Üstelik o, Lloyd George’un deyimiyle, “dünyaya yüz yılda bir nadiren gelen bir dahi” idi. O, diğerleri gibi yalnız verilen görevleri yapmıyor, bir yandan da dünyanın ve Osmanlı’nın genel durumunu değerlendiriyor ve çıkış yolu bulmaya çalışıyordu.

Çocuk yaşta başlayan okuma alışkanlığı, bir tutkuya dönüştü ve ölene dek sürdü. Cephede bile yanında kitap taşıyor ve ateş hattında okumak için zaman yaratıyordu. Çanakkale muharebelerinin en kızgın döneminde Madam Corinne’e yazdığı mektupta, “savaşın sıkıntılarından kendisini bir an olsun uzaklaştıracak romanlar göndermesini” istiyordu. Yeni bir devlet kurdu, Cumhurbaşkanı olarak yaşadığı 15 yılda birçok devrimler, reformlar gerçekleştirdi; yapılanları halka anlatmak için sürekli  yurt gezileri yaptı. Bu denli yoğun işi arasında okumayı hiç bırakmadı. Gezilere giderken, her zaman yanında 1-2 sandık kitap taşırdı. Aynı zamanda bir yazardı ve ilk kitabını 27 yaşında yayımlamıştı.

Cumhuriyet’ten sonra, yaptıklarını övüp kendisine yalakalık yapanlara güler ve dostlarına işin sırrını açıklardı: “çocukluğumdan beri elime geçen 2 kuruştan biri ile kitap almasaydım, yaptıklarımın hiçbirini başaramazdım.”

Manastır Askeri Lisesi’nde okuduğu kitaplardan politik bilinç kazanmaya başladı. Fakat Abdülhamid sansürü yüzünden, Türkçe kaynak yok denecek kadar azdı. İstediği kitapları okuyabilmek için Fransızcasını geliştirmeye ve bu dile hakim olmaya karar verdi. Bu amaçla gönüllü Katolik rahiplerin işlettiği yerel bir misyoner okulunda dersler aldı. Yaz tatillerinde gittiği Selanik’te de Fransız Hıristiyan Frerlerin açtığı dil kursuna devam etti ve zamanla bu dili rahatça okuyabilecek kadar öğrendi.

Genellikle Jön Türkler tarafından yurda sokulan Voltaire, Rousseau, Auguste Comte, Montesquieu, Descartes gibi Fransız filozoflarının eserlerini okuyarak Fransız Devrimi ve dolayısıyla Aydınlanma düşüncesiyle tanıştı. Fransız ve Amerikan Yurttaş Hakları Bildirgelerini öğrendi. Atatürk, Manastır’da Avrupa Uygarlığını hazırlayan Aydınlanma felsefesini ve rasyonel düşünceyi benimsemiş, ulusal egemenlikten yana, monarşi karşıtı bir devrimci olarak İstanbul’a, Harbiye’ye geldi.

Dünyada, Büyük Prusyalı askeri kuramcı Carl von Clausewitz’den sonra gelen askeri kuramcı kabul edilen Colmar von der Goltz’un, daha sonra Osmalıca’ya da çevrilecek olan, ‘Das volk in Waffen  (Ordu Millet) adlı ünlü kitabının 1891’de yapılmış Fransızca çevirisini de askeri lise öğrencisi iken satın alarak okudu. İyi bir komutan olabilmek için iyi bir lider olmak gerektiği tezini öne süren ve politika-savaş ilişkilerini işleyen Goltz, Atatürk’ü çok etkiledi. Okul günlüklerinde kitabına sık sık gönderme yaptığı görülür. 1909’da İmparatorluğa görevli olarak yeniden geldiğinde, ondan “büyük bilgin ve düşünür” şeklinde saygıyla söz ettiği, görülecektir. Daha sonra Clausewitz’in, “Savaşın İdaresinde Temel İlkeler” kitabının Türkçe çevirisi yayımlandı ve Atatürk bu kitabı da okudu. Böylece Harbiye’ye başladığında yalnız politik değil, aynı zamanda bilinçli bir asker olmuştu.

Yabancıların kapitülasyonlara dayanarak dokunulmazlık kazanmaları ve Beyoğlu’nu adeta özerk bir bölge haline getirmelerinin bir yararı olmuştu. Abdülhamid’in yurda girmesine izin vermediği yayınlar, sansürsüz olarak yabancıların özel posta servisleri aracılığı ile getiriliyor ve Beyoğlu’ndaki kitapçılarda, bazıları el altından, bazıları açıktan satılıyordu. Genç Türkler de yayınlarını bu yolla gönderiyorlardı. Bunu keşfeden Mustafa Kemal’in en çok uğradığı yer Beyoğlu’ndaki kitapçılar oldu. Harp Okulu’nun Beyoğlu tarafında olması da işini kolaylaştırmıştı. Hafta sonu iznine çıktığında doğru kitapçılara gidiyor, Fransızca gazeteleri okuyor, yeni kitaplar satın alıyordu. Artık Fransızcasını iyice ilerletmişti. Şimdi daha iyi anlayarak ve daha derinine inerek inceleyebiliyordu.

Mustafa Kemal ayrıca, Harp Okulunda üç yıl Almanca öğrenimi gördü. Almancasını da kitap okuyacak derecede ilerletti. Daha sonra Almanca yazılmış askerlikle ilgili bir kitabın Türkçeye çevirisini de yapacaktı. Le Matin ve Le Petit Parisien en çok okuduğu gazetelerdi. Gazeteler, günceli yakalamak, yurt içi ve dışındaki gelişmeleri öğrenmek, böylece ufkunu genişletmek için kolay erişilebilen bir kaynak işlevi gördü. Türkçe gazeteleri de okumaya başladı ve iyi bir gazete okuru oldu. Gazetecilik o kadar hoşuna gitti ki, okulda arkadaşlarıyla elle yazılmış bir gazete çıkarmaya karar verdiler. Doğal olarak bu işi gizli yapacaklardı. Oysa gazete çıkarmak değil, okulda ders kitapları dışında kitap ve gazete okumak bile yasaktı. Mustafa Kemal kitap ve gazeteleri, herkes uyuduktan sonra gizli bir köşe bulur ve orada loş ışık altında okurdu.

Tarih doktorası da yapmış olan Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir, Atatürk’ün kitap sevgisiyle ilgili ilginç belgeler bulmuştur: “Mesleğim dolayısıyla Londra, Paris, Roma ve Viyana Büyükelçiliklerimizin eski arşivleri elimden geçti. Bu arşivlerde, Tanzimat döneminden günümüze kadar pek çok değerli belge vardır. Belgeler arasında, zamanın Osmanlı ve Türk devlet adamlarıyla ilgili çeşitli yazışmalar da vardır. Bu yazışmalar arasında bir nokta özellikle dikkat çekicidir. O da şudur: Atatürk, yurt dışından sürekli olarak kitap sipariş etmiştir. Yurt dışından kitap sipariş eden tek Türk devlet adamı Atatürk olmuştur. Atatürk’ten başka bir padişahın, sadrazamın, cumhurbaşkanının ya da başka bir devlet adamının kitap sipariş ettiğini gösteren herhangi bir belgeye rastlamadım. İngiltere’den tavus kuşu yumurtası bile sipariş etmiş padişahlar gördüm. Ama kitap sipariş eden tek devlet adamı Atatürk olmuştur. Faturalar kitaplarla birlikte gönderilir ve paraları da kendi özel bütçesinden ödenir.

Atatürk’ün sipariş edip getirttiği kitapların bir bölümü, bugün Atatürk’ün özel kitaplığı kataloğunda görülmemektedir. Bu katalogda toplam 4289 kitap görünmektedir. Kayıp kitapları da hesaba katınca bu liste belki bir kat daha artabilecektir. Bu kitaplar üzerinde yapılan şöyle bir inceleme, insanı büsbütün şaşırtmaktadır. Atatürk, sipariş edip getirttiği kitapların hemen hepsini incelemiş, okumuştur. Kitapların üzerlerinde onun çeşitli notları, işaretleri bulunmaktadır.  Atatürk’ün kendine özgü okuma alışkanlığı vardır. Okurken önemli gördüğü yerlerin altını çizer, sayfa kenarlarına notlar alır, ünlem, soru işareti, dikkat gibi özel işaretler koyar. Bu şekilde, eleştirel bakış açısıyla okuduğu gibi uygulamada yararlanacağı konuları da belirlediği anlaşılmaktadır. Atatürk’ün okuduğu  kitaplardan 3997’si üzerinde bir araştırma yapılmış; altını çizdiği satırlarla, sayfa kenarlarına düştüğü notları bir araya getirildiğinde 500’er sayfalık 24 cilt kitap oluşmuştur.

Bilal Şimşir’in bulduğu bir belge çok ilginç; “Atatürk’ün hastalığı 1 Nisan 1938’de resmen açıklanmıştır. Hasta yatağında yatarken Le Monde gazetesinde Maya tarihi ile ilgili yeni bir kitap haberi okur. Paris Elçiliği’ne hemen bir yazı yazdırır: ‘Libraire Oriantale Paul Gauthner-12 rue Vavain, Paris VI- kitabevi tarafından yayımlanmakta olan, Dechiffrement de l’Ecriture Maya et Traduction de leurs codices (par Dr. Werner Wolf), isimli kitaptan bir adet, faturasıyla birlikte, gönderilmesini…’ 13 Nisan tarihinde Paris Elçiliğinden verilen yanıtta, bu kitabın basımının henüz tamamlanmamış olduğu ve matbaadan çıkar çıkmaz derhal gönderileceği’ bildirilir. Bu belge hakkında Bilal Şimşir, şöyle der: “Bu belgeler insana hüzün veriyor. Atatürk hasta haliyle, yeni yayınları izlemeye çalışmaktadır. O kadar ki daha basımı bitmemiş kitapları bile öğrenmekte ve sipariş etmektedir. Hem de ta Maya uygarlığına dahi ilgi duymaktadır. Araştırma, inceleme, okuma tutkusu, kitap sevgisi engindi Atatürk’ün. Ne yazık ki bu son kitabı okuyup incelemeye ömrü yetmemiştir.”

Atatürk’ün okuduğu kitapların sayısı, ölümünden sonra tereke yargıçlığınca tutulan kayıtlara göre 7333 adettir. Bu sayıya değişik kütüphanelerden alıp okuduktan sonra iade ettiği kitaplar dahil değildir. Ayrıca Selanik düşman eline geçtikten sonra, annesi ve kız kardeşi, öbür eşyaları olduğu gibi kitapları da bırakıp kaçmışlardır. Ki cepheden cepheye koştuğu için sabit bir evi olmayan Atatürk, günlük kullandığı eşyaları dışındaki eşyaları ile birlikte kitaplarını da Selanik’teki evlerinde tutuyordu. Bu şekilde okuduğu kitap sayısının 10 binin çok üzerinde olduğu düşünülmektedir.

  • Yeryüzünde neredeyse hiçbir asker, hiçbir devlet adamı ve hiçbir devrimci, bu derece derin bir entelektüel birikime sahip değildir.

İşte Atatürk ile Kurtuluş Savaşı’nda kader birliği yaptığı asker ve sivil arkadaşları arasındaki fark bundan ileri gelmektedir. Atatürk, ünlü eseri Nutuk’ta der ki,

  • “Milli Mücadeleye birlikte başladığımız yolculardan bazıları, ulusal yaşamın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet yasalarına kadar uzayan gelişmeleri, kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırlarını aştıkça bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır, (M. K. Atatürk, Nutuk, c.1,s.16).

Okuma engelli olmaları nedeniyle, günümüzde de “kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırları” yetersiz olan kifayetsiz muhterisler Atatürk’e düşman olmakta ve ‘kurbağanın boğaya öykünmesi gibi’ ona öykünmeye çalışmaktadırlar.

Ulusal Kurtuluşumuzun başlangıcı olan 19 Mayıs 1919’un 99. Yıldönümünde Yüce Atatürk’ü minnet ve şükranla anarken bunları düşündüm.

Bayramınız kutlu olsun…

Kaynaklar     :
Andrew Mango, Atatürk- Modern Türkiye’nin Kurucusu, Remzi Kitabevi
George W. Gawrych, Genç Atatürk- Osmanlı subayından Türk devlet adamına
Lord Kinross, Atatürk- Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar.
Turgut Özakman, Diriliş- Çanakkale 1915, Bilgi Yayınevi.
Sinan Meydan, Akl-ı Kemal- Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Cilt.1, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2012.
Recep Cengiz (ed.), Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, 24 cilt, Anıtkabir Derneği yayını, Ankara, 2001
Bilal Şimşir, Atatürk’ün Kitap Sevgisi, in: Atatürk Dönemi- İncelemeler, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, Ankara, 2006, s. 260-261.
====================================================

Sevgili dostumuz Prof. Süleyman Çelik hocamızı “bunları düşündüğü” ve de yazdığı için şükranla selamlıyoruz..
O’ndan ve değerli yazılarından öğrenmeyi sürdürmek istiyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

DÜNÜN 150’LİKLERİNİ UNUTTUK! YA BUGÜNKÜLERİ?

DÜNÜN 150’LİKLERİNİ UNUTTUK!
YA BUGÜNKÜLERİ?

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)
Türkiye akşam yediğini daha sabaha varmadan unutan insanların yaşadığı bir ülke… belki de salt bu yüzden insanların başına gelmedik şey kalmıyor! Olayların ve aktörlerin dikkat çekici ortak özelliği ise büyük benzerlikler taşıması. Eğer öyle olmasaydı başımızda bu denli belalar dolaşmazdı. O nedenle bugünü anlamak ya da birilerinin “beka sorunu” diye gözümüzü korkutmaya çalıştığı şeylerin süreklilik arz etmesini anlamak ancak dünü iyi bilmekle mümkündür. Bu nedenle, Türk Milletinin her bireyinin bilmesi gereken dönemlerden biri de 30 Ekim 1918 ile 29 Ekim 1923 arasında olup biteni bilmektir.
Bu dönemin en önemli hadiselerinden biri; “150’likler” diye isimlendirilen ve emperyalist dış düşmanlarla işbirliğine giden yerli işbirlikçilerin bir yasa ile yurt dışına çıkartılmalarıdır. Anlayacağınız bunlar, milletlerine ve devletlerine ihanet etmiş olan “hain”lerdir. İç ve dış düşmanlarla boğuşarak, milletin varlığını ve bağımsızlığını tescil eden Mustafa Kemal Atatürk ve TBMM, Lozan Anlaşması ile bu anlaşmanın imza tarihi itibarı ile bir “genel af”fa zorlanmıştır. Ancak uzun pazarlıklar sonucu bu anlaşmaya 150 kişilik bir istisna maddesi koydurmayı başarmışlardır. Çünkü iç ihanet her zaman olduğu gibi dış güçlerin himayesi altındadır.
İhanet asla 150 kişi ile sınırlı değildir. TBMM tutanakları okunursa görülecektir ki; binlerce kişi bu süreçte vatanlarına ihanet etmiş ve hatta masum insanların kanına girmişlerdir. Yani FETÖ olayı ilk değildir ve biz gerçeklerle yüzleşmediğimiz takdirde son olmayacaktır.
O dönem, yapılan görüşmeler sonucu binlerce işbirlikçi hain belirlenmiş ancak dış güçlerin Lozan’da dayatması üzerine bu sayı 600’e oradan 300’e ve sonunda Anlaşma gereği 150 kişiye indirilmiştir. Yani sanmayınız ki; ülkenize ihanet eden yalnızca bu 150 kişidir!
Hatta İstiklal Mahkemesi Başkanı Topçu İhsan Bey “…müsamaha hisleri devam ettikçe; kim vatanperver, kim bugünkü şartlar içinde münhasıran kendini düşünmüş, kim ihanet etmiş tarih bunu tespit edemeyecek…” diyerek endişelerini dile getirmiştir. Topçu İhsan Beyin endişelerinin ne denli haklı olduğu sonraki süreçte başımıza gelenlerden anlıyoruz.
150 kişiyi adlandırmak istemiyorum. Onları araştırıp bulabilirsiniz. Değinmek istediğim konu; bu ülkede yaşayan bir bölüm insanın ihanete yatkınlığı, bunların gizlenmesi ve dünün emperyalistleri bugünün küreselcileri tarafından sürekli koruma altında tutulmalarıdır. Dün de bunlar İngilizin altınları ile yaşamış, Yunan hükümranlığında sefa sürmüş, Avrupa’da keyif yapmışlardır. Ancak kullanılma nedenleri ve süreleri bitince maddi destek sona ermiş ve sefalete sürüklenmişlerdir. Bugünküler de, er veya geç aynı akibete (sona) uğrayacaklardır. Acır mıyım böylelerine? Asla! Milletine ve devletine ihanet edenler iki cihanda da sürünsünler diye beddua eder geçerim…
Bu 150’liklerin her birinin ihanetleri ayrı ayrı mercek altına alınmalı ve halkımız tarafından bilinmelidir. Bunları bilince çok şaşıracak ve hayrete düşeceksiniz… Bu ihanette kutsallarımızın ve inançlarımızın kullanıldığını görmek sizi çok üzecektir. Hele zorda iken başta din kardeşliğiolmak üzere insani nedenlerle ekmeğimizi bölüştüğümüz, yer ve yurt sahibi yaptıklarımızın ihanetleri sizin yüreğinizi daha da acıtacaktır. Onun için günümüzü bir de bu çerçeveden görmeye çalışın. Zaten dünkü hainlerin yetiştirmeleri içimizde yaşıyorve 150’likleri biliyoruz ama esas çoğunluğu oluşturan bu hainlerin kim olduğunu bile duymadık. Sanki gizli bir el onları unutturdu hatta itibarlı (saygın) bir duruma getirmiş bile olabilir.
Devlet kin tutmaz, affeder, hoş görürdiyorlar… ama bu Devlet için geçerli bir şey olmalıdır. Buna karşılık millet unutmamalı ve ihanet karşısında sürekli gereğini yapmalıdır. Doğallıkla, ihaneti biliyorsa ve hainleri tanımışsa!!! Bunları Hasan Tahsin‘in kişiliğinde 15 Mayıs 1919 günü başlayan Yunan İşgali ile birlikte toprağa düşen yüz binlerce masum Türk insanı için yazıyorum… Ruhları şad olsun. Bana sorarsanız 1918-1923 arasında karşı karşıya kaldığımız ve 150’liklerle anımsadığımız ihanet, bu topraklarda sürüyor…
Eğer öyle olmasaydı Filistin‘de kan akmazdı, Filistin konuşulurken Kerkük unutturulmazdı, Kırım‘ın Ruslarca işgaline sessiz kalınmazdı, Doğu Türkistan’daki Türk asimilasyonuna susulmazdı, şehit kanları ile sulanmış Kıbrıs‘ın terkine kılıf aranmazdı, Ege’deki Türk AdalarıYunan çizmesi ile çiğnenmezdi, Balkan ve Avrupa Türklüğü kaderine terk edilmezdi, mazlum ve mağdur Müslüman terörle özdeşleştirilmezdi…
* Göreceksiniz sırası ile gidip bizi 30 Ekim 1918 şartlarına taşıyacaklar!
Biraz tarih okusak olayları ve aktörleri tanıyacak, başımıza gelecek olanları anlayacağız… Anlayacağınız o ki; aramızda nice 150’lik yaşıyor… Bunu bile bilseniz, önlem almak için yeter!
Özcan PEHLİVANOĞLU
===============================================
Dostlar,

Sayın Özcan Pehlivanoğlu‘nun yukarıdaki yazısı ve uyarısı son derece yerindedir.

Tarih tekerrürden ibarettir” dile basmakalıp (klişe) bir söz vardır.

Oysa gerçek bu denli yüzeysel olmayıp bu yalınkat basmakalıplığın ötesindedir.

Benzer koşullar benzer sonuçlar üretir.

Dolayısıyla koşullar değişirse tarihin yinelenmesi (tekerrürü) bilimsel olarak olanaksızdır. Öyleyse “dün” ü eytişimsel (diyalektik) tarih yöntemiyle öğrenmek; “gün”ü bu çıkarım ve geleceğin gerekleri doğrultusunda tasarlamak,, tarihsel yinelenmeyi olanaksız kılacaktır.

“Dün” ü iyi öğrenmek, “bugün” e bilimsel akılla bağlamak ve geleceği bu 2 kaldıraçla yordamaya çalışmak.. İnsan aklına yakışan budur ve Devlet’te de elbet bu “akıl” egemen olmalıdır.. Genelde Ulusal Eğitim, özelde Tarih eğitimi bu eksende verilmelidir halka.

Sevgi ve saygı ile. 21 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ATATÜRK’ÜN DOĞUM GÜNÜ: “19 MAYIS” 

ATATÜRK’ÜN DOĞUM GÜNÜ:
“19 MAYIS” 

Konuk yazar : Şahap Osman ARAS, (E) Alb.
Tarihçi Yazar (2018-İZMİR)

Gazi M. Kemal ATATÜRK yaşamı boyunca bütün dünyanın hayranlığını kazanmış; O’nun önderliğinde kurulan TÜRKİYE CUMHURİYETİ az zamanda Ortadoğu ve Balkanların en güçlü, en saygın devleti olmuştur. ATATÜRK, Başkomutanlık ve Devlet Başkanlığı süresince hiçbir yurtdışı gezisine gitmediği halde; birçok yabancı devlet adamı Türkiye’ye gelerek, O’nun bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak istemişlerdir. Hepsinin adlarını sıralamaya sayfalar yetmez. Bu nedenle (ziyaret tarihlerine göre) yalnızca devlet başkanlarının adlarını sıralamakla yetineceğiz: “Afganistan Kralı” Emanullah Han, “Irak Kralı” Faysal, “Yugoslavya Kralı 1′,nci Aleksandr”, “İran Şahı” Rıza Pehlevi, “Büyük Britanya (İngiltere) Kralı” 8’inci Edward, “Ürdün Kralı” Abdullah ve “Romanya Kralı” 2’inci Karol. 

19 MAYIS 1881”

Yukarıda sıralanan konuklar arasında, Kral 8’inci Edward’ın ziyareti önemlidir. Çünkü, o tarihte İngiltere, “toprakları üzerinde güneşin batmadığı” bir dünya İmparatorluğu idi… ATATÜRK konuğunu, 4 Eylül 1936 günü, İstanbul/Tophane rıhtımında karşıladı. Kral, gördüğü konukseverlikten çok mutlu olarak, ülkemizden ayrıldı. Bu dostluğu sürekli kılmak için de; Londra’ya dönünce Dışişleri Bakanına talimat vererek, ATATÜRK’ün doğum tarihini sordurdu. Böylece, O’na her doğum gününde kutlama mesajları göndererek, dostluğu pekiştirmek istiyordu. 12 Kasım 1936 tarihinde, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın imzasıyla verilen yanıtta, doğum günü “19 Mayıs 1881” olarak bildirildi. Aslında, ATATÜRK’ün doğum günü, net olarak kayıtlı değildir. Ancak, İngiltere’ye verilen bu yanıt, O’nun yaşamındaki en önemli tarihin 19 MAYIS 1919 olduğunu kanıtlamaktadır.

ATATÜRK, bu ziyaretten iki yıl sonra, 10 Kasım 1938’de Hakkın rahmetine kavuştu. O’nun sonsuzluğa göçüşü, salt Türk Ulusunu değil, bütün dünyayı ayağa kaldırdı. Cenazesi 19 Kasım günü Yavuz Zırhlısı ile İstanbul’dan İzmit’e, sonra da demiryoluyla Ankara’ya getirilerek, Etnografya Müzesindeki geçici kabrine kondu. 15 yıl sonra da, 10 Kasım 1953 günü, Anıt-Kabir’e nakledildi. Sağlığında olduğu gibi, cenazesine gösterilen ilgi de, dünya çapında ve muhteşemdi (görkemliydi). Cenaze törenine pek çok asker ve devlet adamı katıldı. Ancak, en anlamlısı, Fransız Generali Gourrot’un katılımı idi…

  • Sağ kolunu 1915 yılında Çanakkale Savaşında yitiren Fransız General Gourrot (Guro); ANKARA’ya koşup geliyor ve
  • “Seni selamlamak için bir kolum daha var” diyerek, Gazi M. Kemal ATATÜRK’ün cenazesini gözyaşları içinde selamlıyordu.

EBEDÎ BAŞKOMUTANIMIZ GAZİ M. KEMÂL ATATÜRK’ü RAHMETLE, HÜRMETLE, MİNNETLE ANIYORUZ..
==================================================

Değerli dostumuz, Tarihçi – Yazar, (E) Alb. Şahap Osman Aras beyefendiyi, bu duygu yüklü tarihsel-belgesel yazısı için şükranla selamlıyoruz…

Sevgi ve saygı ile. 21 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TORBA YASA TASARISININ SGK’YA GETİRECEĞİ MALİ YÜK

YENİ  KANUN TASARISININ  KAMU MALİYESİ  ve SGK’YA GETİRECEĞİ MALİ YÜK ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Konuk yazar : Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır ayrıca yazıda irdelenen tasarı 7143 sayı ile 18.5.18 günü Resmi Gazetede yayımlanarak yasalaştırılmıştır..)

I-TASARI NE GETİRİYOR

AKP iktidarınca  24 Haziran seçimleri öncesinde  hazırlanmış   kanun tasarılarından olan  30.04. 2018 gün  ve 1/944 sayılı,  “Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı”  Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek kabul edilmiştir. Tasarının bu hafta içinde  genel kurul gündemine  girmesi ve  yasa haline getirilmesi beklenmektedir. Kanun Tasarısı geniş kapsamlı olup “ torba yasa” tekniğine göre hazırlanmıştır. “İmar affı” vb. çok değişik konuları da içermektedir.

Özellikli olarak 31.03.2018 tarihi itibarıyla kamu idarelerince tahsili gereken vergiler/vergi cezaları, idari para cezaları, SGK prim alacakları ve cezaları ve  diğer kamu alacaklarına yeniden yapılandırmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu nedenle vergi affı tasarısı niteliği ağır basmaktadır. Yeniden yapılandırma sırasında kesinleşmiş vergi asılları ve cezalarının tamamı, alacak aslına bağlı olmayan cezaların (Trafik idari para cezası vb.) ise %50’si tahsil edilecektir. Bu sözü edilen kamu alacakları için idareler tarafından tahakkuk ettirilmiş olan gecikme faizi, gecikme zammı ve gecikme cezaları alacaklarının tahsilinden vazgeçilecek, bunun yerine (Yİ- ÜFE) esas alınarak belirlenecek tutar tahsil edilecektir. Daha önceki yapılandırma uygulamalarında olduğu gibi borçlulara iki ayda bir ödenmek üzere 6-18 arasında değişen taksit olanağı getirilmiştir.

2010/965 sayılı B.K.K. belirlenmiş ve 19.10.2010 tarihinden itibaren uygulamada olan aylık gecikme zammı oranı (% 1,4), Yİ-ÜFE’ye  göre yüksek olduğu için yapılandırma işlemi borçlulara kısmi bir avantaj sağlamaktadır.[1] Bu suretle süresinde ödenmeyen kamu alacaklarına önce yıllık %16,8 oranında gecikme zammı tatbik edilmekte ve sıklıkla yapılan yapılandırma sırasında da  gecikme zammı yerine daha düşük oranlı  Yİ-ÜFE uygulanmaktadır. Görünüşte borçlulara ek olanak sağlanmış olmaktadır.

İktidar partisinin kamu alacaklarının yapılandırılması uygulamasını çok sevdiği görülmektedir. Cumhuriyet yönetimi döneminde çıkarılmış olan toplam 34 adet vergi affı niteliğindeki yasalardan[2] 6 adedi AKP iktidarları döneminde yasalaştırılmıştır. Söz konusu tasarısının yasalaşması halinde AKP döneminde iki yılda bir vergi affı yasası çıkarılmış olacaktır. Nitekim son vergi affı olan 18.05.2017 gün  7020 sayılı Yasanın kabul edilişinden bu yana henüz  bir yıl bile geçmemiştir. Seçimler öncesi çıkarılacak olan bu yasanın Devlete maliyetinin 24 milyar TL olduğu ifade edilmektedir. [3]

Tasarıya ilişkin Başbakan Binali Yıldırım tarafından yapılmış açıklamalar,  yazılı/görsel medyada  “müjdeli”  haber olarak  değerlendirilmiş  ve  “İktidar seçim öncesi kesenin ağzını açtı!” başlığı ile yer almıştır.

Ancak bilindiği üzere ortada  açılacak “kese”, kullanılabilecek ek bir kaynak bulunmamaktadır. Muhalefet partilerince dile getirilmekte olan “demek ki kaynak varmış” söylemleri de gerçeği tam yansıtmamaktadır. Zira 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi  65,9 milyar TL net borçlanma ile denkleştirilmiştir. 2017 yılı sonu itibarıyla. merkezi yönetimin brüt iç/dış borç stoku  876,4 milyar TL ulaşmıştır.[4]  2018 yılında  faiz ödemeleri için 71,7 milyar TL ödenek konulmuştur. Tahmin edilen faiz dışı fazlalık ise sadece 5,8 milyar TL’dir. (AS: AKP borç ana parası ödemelerini öteliyor!)

Diğer yandan 2018 Yılı merkezi yönetim bütçesinde öngörülememiş olan (beklenenin üzerinde gelir artışı ile ek kaynak sağlanması vb.) olumlu bir gelişmeden söz etme olanağı yoktur. Çünkü bütçenin 2018 yılı Ocak-Mart döneminde 20,4 milyar TL açık verdiği bilinmektedir.[5]

Seçim ekonomisi bağlamında getirildiği belli Kanun Tasarısının kamu maliyesini olumsuz etkileyeceği, mevcut/öngörülen bütçe açığını daha da artıracağı açıktır.

Bu yazımızda Kanun Tasarısıyla getirilmek istenen düzenlemelerden Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ilgilendiren yanları üzerinde özellikle durulmakta; önemi nedeniyle SGK temek alınarak sosyal güvenlik alanında oluşturacağı (kalıcı nitelikli) olumsuzlara dikkat çekilecektir. 

II- TASARI  SGK’YA NE GETİRİYOR?

 A- Tasarı SGK’nın Temel/Asli Geliri Olan Prim Alacaklarını Azaltan Dolaysıyla SGK Bütçe Açıklarında Artışlara Yol Açacak Düzenlemeler Getirmektedir.

Kanun Tasarısıyla 31.03.2018 tarihi itibarıyla tahakkuk ettiği halde ödenmemiş olan:

– SGK prim alacakları, gecikme cezalarına,
– İnşaatlardan kaynaklanan eksik işçilik tutarlarına,
– İdari para cezalarına… yapılandırma olanağı getirilmiştir.

  • Borçlu olan ve borçlarını yapılandıran Bağ-Kur’lu (4/1-b) sigortalılara Genel Sağlık Sigortasından (GSS) yararlanma hakkı getirilmektedir.
  • Bağ-Kur’lu sigortalıların ödenmemiş sosyal güvenlik destek prim borç ve cezaları silinmektedir.
  • Gelir testine başvurmamış olanların GSS primleri başvuru tarihinden itibaren tahakkuk ettirilecektir.
  • GSS prim borcu olanların borç asıllarını ödemeleri halinde gecikme cezaları kaldırılmaktadır.
  • Bağ-Kur’lu (köy/mahalle muhtarları dahil) ve tarımda kendi adına çalışan sigortalılara durdurulmuş sigortalılık sürelerinin ihya edilebilmesi olanağı sağlanmıştır. Ayrıca bu sigortalılardan 31.05.2018 itibarıyla prim borcu olanlara sigortalılığını durdurma/ yeniden başlatma/yeniden ihya etme gibi fırsatlar verilmektedir.
  • Önceki yapılandırmalardan yararlanmış olanlara kalan borçlarının tümünü ödeyecek olanlara bazı kolaylıklar getirilmiştir. İşverenler ve 3. kişilerin;  iş kazası, meslek hastalığı, malullük, ölüm vb. fiiller nedeniyle SGK’ya ödemekle yükümlü oldukları her türlü borçlarının belirtilen sürede ödenmesi halinde kolaylıklar getirilmiştir.
  • SGK tarafından yersiz/fazla ödenen aylıkların belirlenen sürelerde geri ödenmesi halinde kolaylıklar getirilmiştir.
  • 1.06.2018 tarihinden itibaren ilk kez Bağ-Kur kapsamında sigortalı olacak, 18-29 yaşlarındaki gelir vergisi mükellefi genç girişimcilerin, sigorta primlerinin bir yıl süreyle Hazine tarafından karşılanması esası getirilmiştir.

Yukarıda belirtilen düzenlemelerin birlikte değerlendirildiğinde,  Tasarının yasalaşarak yürürlüğe halinde SGK’nın  2017 yıl için 24,4 milyar TL olan bütçe açığının daha da artacağı, SGK’nın kendi öz kaynakları ile giderlerini karşılamasının olanaksız hale geleceği, aktüeryal dengenin daha fazla bozulacağı anlaşılmaktadır.

B- Tasarı Merkezi Yönetim Bütçesi Giderlerini Artırıcı Hükümler Getirmektedir.

620 bin kişiye ödenmekte olan 65 yaş aylığı %90 oranında artırılmaktadır.
Kanun Tasarısı ile 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun uyarınca 65 yaş aylığı almakta olanların aylıkları % 90 oranında artırılarak yaklaşık 500 TL’ye yükseltilmesi öngörülmüştür. Öngörülen artışlar bir yıllık dönemde, merkezi yönetim bütçesine (4.387-2. 332) x ( 0,108550) x 1.04x 620.019= 1,7 milyar TL mali yük getirmektedir.

11,2 milyon emekliye bayram ikramiyesi ödenecektir.
Kanun Tasarısı ile 5510 sayılı Kanuna ek madde eklenmesi ile SGK tarafından gelir ve aylık ödemesi yapılanlara Ramazan ve Kurban bayramlarında 1.000’er TL bayram ikramiyesi ödemesi yapılması öngörülmüştür.

Bayram ikramiyeleri bir yıllık dönemde yaklaşık olarak (1000 +1000) x 11.252.307= 22,5 milyar TL mali yük getirmektedir.

65 yaş aylığı ve bayram ikramiyelerinin bir yıllık toplam tutarları olan 24,2 milyar TL’nin merkezi yönetim bütçesi cari transferler tertibinden SGK’ya ödenmesi gerekmektedir. Bu rakam tek başına 2018 yılı için öngörülmüş olan bütçe açığını % 37 oranında artıracak büyüklüktedir. Bu tür cari transferler sonucu merkezi yönetim bütçesinden yatırıma, mal/hizmet alımlarına gitmesi gereken kaynakların azaldığı, SGK bütçesinin merkezi yönetim bütçesi aleyhine büyüdüğü görülmektedir.

III- SGK BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİ

Kanun Tasarının merkezi yönetim/SGK bütçelerinde yol açacağı ek açıkları, SGK’nın prim alacakları/ öz gelirleri giderlerini karşılamasının giderek zorlaşacağının aktüeryal dengenin daha fazla bozulacağının somut olarak görülebilmesi için SGK’nın 2016 ve 2017 bütçe gerçekleşmeleri aşağıda tabloda gösterilmiştir.

                          Tablo:  2016, 2017 Yılları SGK  Bütçe Gerçekleşmeleri    (Milyar TL) 

  2016 2017
A-TOPLAM GELİRLER 256 288,3
       1-Prim Gelirleri 184,4    209
       2-Diğer Gelirler

[Devlet Katkısı, % 4 Ek Ödeme (vergi iadesi)  Transferi, Maliye Bakanlığı Adına Yapılmış Faturalı Ödemeler (2022 vb. kanunlara göre bağlanmış aylıklar, ikramiye ödemeleri) ve  SGK’nın diğer ödemeleri]

71,6    79,3
B- TOPLAM GİDERLER 276,5   312,7
1-SGK’dan Hane Halkına Yapılan Fayda Ödemeleri

    a)-Emekli Aylık Ödemeleri

(Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Aylıkları,% 4 Ek Ödemeler, İkramiyeler, 2022 s.k. göre bağlanmış aylıklar vb.)

     b)-Sağlık Giderleri (Tedavi, ilaç ve sağlık malzemesi giderleri)

201,4

 

 

 

68

229

 

 

 

77,7

   2-Diğer Giderler (Yönetim, yatırım) 7 6
C-GELİR-GİDER DENGESİ -20,6 -24,4

                 Küsuratlar yuvarlatılmıştır.
Kaynak: SGK 2016/ 2017 yıllarına ait faaliyet raporları.

SGK bütçesi 2016 yılında 20,6 milyar TL, 2017 yılında ise 24,4 milyar TL açık vermiştir
. Sadece bütçe açıklarının finansmanın sağlanması sosyal güvenlik/sigorta sorunlarının çözümlenmesi açısından yeterli olmadığı açıktır. Nitekim oluşan açıkların finansmanının yanı sıra; ek ödeme, faturalı ödemeler, Devlet katkısı ve Devletin sağladığı sigorta prim destekleri, ödeme gücü olmayanların GSS prim tutarları karşılığında merkezi yönetim bütçesinin cari transfer giderleri kaleminden[6], SGK’ya toplam olarak; 2016 yılında 108 milyar TL ve 2017 yılında  da 128,2 milyar TL[7] ödeme yapılmıştır.

SGK’ya yapılan ve her yıl artış gösterdiği bütçe transferlerinin merkezi yönetim bütçe giderleri içinde de önemli bir pay oluşturmaktadırMerkezi yönetim bütçesi toplam giderlerinin; 2016 yılında 18,3’ünün, 2017 yılında ise % 20’sinin, SGK’ya yapılmış olan transfer ödemeleri olduğu görülmektedir. Merkezi yönetim bütçesinden SGK’ya yapılan cari transferler elimine edilmek (düşülmek) suretiyle yapılacak bir karşılaştırmada ise SGK gider bütçesi toplamının, merkezi yönetim gider bütçesinin 2016 yılında %58’i 2017 yılında ise % 57,5’i oranında büyüklüğe eriştiği anlaşılmaktadır.

  • Merkezi yönetim bütçesi açısından en büyük “kara deliğin” SGK olduğu görülmektedir.[8]

Kara deliğin büyütülmesi değil, kapatılması/küçültülmesi; bu bağlamda üretime/yatırımlara ağırlık verilmesi gerektiği  açıktır.

Kaynaklar    :
[1] https://odatv.com/ara.php?t=E.%20M%C3%BClkiye%20Ba%C5%9Fm%C3%BCfetti%C5%9Fi%20Mahmut%20Esen 2
[2] http://www.alomaliye.com/2016/08/19/cumhuriyet-tarihimizde-cikartilan-vergi-aflari/
[3] http://www.turkdevrimi.com/bakanlar-kurulu-24-haziran-oncesi-kesenin-agzini-acti/544/
[4] Hazine Müsteşarlığı Kamu Finansmanı İstatistikleri. (https://www.hazine.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri
[5] http://www.bumko.gov.tr/Eklenti/11150,mart-2018-aylik-butce-gerceklesmeleri raporupdf.pdf?&_tag1=3CFECD9204C6A8256AB512C0E40E7D63E76510DF
[6] Sermaye birikimi hedeflemeyen ve cari nitelikli mal ve hizmet alımını finanse etmek amacıyla yapılan karşılıksız ödemeleri kapsamaktadır.
[7] Bu rakam SGK 2017 Faaliyet Raporundan alınmıştır. Muhasebat G. Md. kayıtlarına göre SGK’ya yapılmış bütçe tranferleri toplamı 133,5 milyar TL’dir.
[8] https://mahmutesen.wordpress.com/
================================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Mülkiye Başmüfettişi (E) Sn. Mahmut Esen, on yılların Mülkiye deneyimi ve birikimi ile kamu yönetimine – maliyesine ilişkin her biri bir rapor değerinde irdelemeler yapmakta ve cömertce paylaşarak bizleri aydınlatmakta, yol göstermektedir. Çalışmaların tümü bilimseldir, dolayısıyla kanıta dayalıdır.

Sayın Esen’in irdeleme yaptığı bu yazıdaki “Yasa Tasarısı” artık yasalaşmıştır; 7143 sayılı yasa! Resmi Gazete bilgileri aşağıdadır..

18 Mayıs 2018 CUMA Resmî Gazete Sayı : 30425
KANUN
VERGİ VE DİĞER BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI İLE
BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
İLİŞKİN KANUN
Kanun No. 7143                                                                                                         Kabul Tarihi: 11/5/2018

Dolayısıyla kamu yönetimi ve maliyesi açısından yukarıda sıralanan ağır yüklerin altına girilmiştir.. 24 Haziran 2018 çifte seçimleri salt Türkiye için değili belki daha fazlasıyla AKP = RTE için önem taşımakta, yaşamsal nitelik taşımaktadır. Popülist siyaset ülkemize çok ağır bedeller yüklemektedir.

Türkiye’nin hızla demokratik geleneklerini – kültürünü olgunlaştırması ve duygusal – fırsatçı itkiler (motifler) yerine Devlet yönetimi ağırbaşlılığı ve sorumluluğu ile “bilimsel akılcı” (rasyonel) bir hukuk güvencesi – öngörülebilirliği – istikrarı kurması zorunludur.

Sevgi ve saygı ile. 21 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com