Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. / Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

Güncel makalemizi okumak için tıklayınız 20 Ekim 2018’e Güncel Notlar..
****
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı”  nedeniyle, Pembe Köşk olarak bilinen  İSMET İNÖNÜ EVİ
27 Ekim – 02 Aralık 2018 arasında her gün 10.00-12.00  ve 13.00-17.00 arasında okullarımızın ve halkımızın ziyaretine ücretsiz olarak açılacaktır. / Özden Toker İNÖNÜ
*****
Andımızın okunmasını engelleyen yönetmelik Danıştay’da iptal edilince AKP çıldırdı. Hani siz “yerli ve milli” idiniz?! Bu andın neresi batıyor size? Çünkü siz “Millet – Ulus” değil “Ümmet – tebaa” peşindesiniz. MEB ise kararın kesinleşmediğini söylüyor!? Bu Bakanlığın hukuk danışmanları süs müdür? İdare hukukunun en temel ilkelerindendir; bu idari yargı kararı ile söz konusu Yönetmelik değişikliği, tüm sonuçlarıyla hukuk dünyasından kalkmıştır. İdare “derhal” 30 günü bekle(t)meden kararın gereği olarak okullarda Andımızın okunmasını başlatmak zo-run-da-dır. 8. Daire kararına karşı İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyize gidilebilir ancak temyiz kesinleşene dek 8. Daire kararı yürürlüktedir ve herkesi bağlar (Anayasa md. 138/son: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”) Daha fazlası için : http://ahmetsaltik.net/2018/10/20/1933-tarihli-andimiz/, makalenin altındaki hukuksal irdelememiz..)

  • ANDIMIZ’ın yazarı saygın hekim meslektaşımız, yiğit Kuvayı Milliyeci, Cumhuriyetin efsane Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’i şükran ve minnetle anıyoruz. O asla bir kafatasçı değil Antropolojik araştırmaları DTCF’de başlatandır. Medrese kafalı Darülfünunu iyi ki kapatmış, yerine modern İstanbul Üniversitesini açmıştır. Tıp eğitimini birkaç kez kesip cephelerde vatan ve milleti için savaşmıştır. 35 yaşlarında veremden öldüğünde cebinden 5 TL para çıkmıştır!
    *****
  • AKP hala, 2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğimiz safsatası ile halkı / kendini kandırıyor.
    19.10.2018 günü İzmir’de konuşmasında Erdoğan, ilk 10 ekonomi içine girme hedefinden zerrece caymadıklarını söyleyebildi! Bereket bu kez “2023’te” demedi.. Ne zaman, belirsiz! Eğer 2023’te bu hedefe erişilecekse (!), son verilerle (https://www.investopedia.com/insights/worlds-top-economies/) 1,65 Tr $ ulusal geliri olan Kanada’nın önümüzdeki 4-5 yılda aşılması gerek. İlk 20 ülke (G-20) önümüzdeki 5 yılda olağan tempoyla büyümeyi sürdürürse (“ceteris paribus“) , Kanada 2,43 Tr $’a erişecek. Türkiye 2018 sonunda 700 milyar $ GSMH sağlarsa ne ala! (2017 sonu 856 Bn $ idi) Türkiye’nin ulusal gelirinin 5 yıl içinde 2,43 Tr $’ı aşması için ardarda 5 yıl %30 büyümesi gerekiyor. Bunun tarihte örneği var mı? Bundan böyle, “balık kavağa çıkarsa” yerine “Türkiye 2023’te ilk 10’a girerse” demeli. Yıl sonunda G-20’den düşeceğiz! Yazıklar olsun AKP yönetimine = her şeyi talanına, yalanına ve seçmenleri dahil tüm suç ortaklarına!
    ****
  • Cemal Kaşıkçı S. Arabistan İstanbul Başkonsolosluğunda vahşice öldürüldü. Uluslararası hukuka göre olağan koşullarda orası S. Arabistan toprağı sayılır. Ancak bu diplomatik dokunulmazlık statüsü suç işlenmesine izin vermez. Orada, geçelim “ağır cezalık tasarlanmış cinayeti“, insanlığa karşı suç işlenmiştir.
  • Ağır cezayı gerektiren suçüstü durumlarında devlet başkanlarının bile dokunulmazlığı kalkar ve kolluk önleyici – ölçülü müdahalede bulunur; bu evrensel bir hukuk kuralıdır. İşlenen cinayet aynı zamanda Türkiye’nin egemenliğindeki topraklardadır. Türkiye gevelemeyi bırakmalı ve bu çağ dışı krallık rejimine Nota vererek kınamalı, protesto etmeli ve ilgililerin ülkemizde yargılanmasına başlamalıdır. Gerekirse kaçan Başkonsolosun yargılanmak üzere iadesi ya da kendi ülkesinde saydamlıkla yargılanması istenmelidir. Türkiye ve uluslararası toplum top gezdirmeyi bırakmalı, BM Güvenlik Konseyi bu katil devlete etkili yaptırım uygulamalı, ambargo koymalı, sorunu Uluslararası Ceza Mahkemesine taşımalıdır.
  • Ama sefil kapitalizm çıkarlarına tutsak. Trump, birkaç yüz milyar dolarlık müşterisinden (purchaser) söz ederek durumu idare etmeye, Macron ziyaretini erteleyerek (sahi gündemde miydi!) geçiştirmeye bakıyor. Almanya, İngiltere’den tık yok.. Aman petrol, yaman petrol!
  • Türkiye, topraklarında insan öldürülen, can güvenliğinin bulunmadığı bir ülke olamaz. AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi için ”Cemal Kaşıkçı olayının ortaya çıkarılması namus borcumuzdur.” buyurdu. Anayasa’nın 2. maddesinde ülkemizin “insan haklarına dayalı” olduğu yazılı. Haydi AKP, görelim! Gündem değişimi çok iyi geldi sanırız.
    *****
    (Çizim : Behiç Ak, Cumhuriyet, 23.10.18)

Efendiler, yazık ettiniz bu ülkeye ve halka. yazık.. Hem de çooook yazık.. “Kötülük toplumu” olduk.. Ülkede her gün acı, yürek yakan olayların ardı arkası kesilmiyor.. Toplu ölümler, kazalar, cinayetler, intiharlar, çocuğa – kadına özellikle olmak üzere şiddetin her türlüsü, masum çocuklara bile cinsel istismar, yolsuzluklar, kanyollarında (karayollarında!) telef olan insanlarımız, boşanmalar, okullarda masum çocuk ölümleri…

İYİ YÖNETİLEN” bir toplumda bunca acı ve gözyaşı, kan dökme olabilir mi?? Bu hazin tablodan 16 yıldır Türkiye’yi tek başına sürükleyen – süründüren (yöneten!?) AKP iktidarı kesin ve mutlak olarak sorumludur. Hele hele 24 Haziran seçiminden sonra bu sorumluluk son derece net ve o ölçüde de ağırdır.. Erdoğan ve AKP akilleri bir kez daha takkelerini önlerine koyup bir vicdan muhasebesi yapmalıdırlar, hem de hiiç gecikmeden..

Damat Bakan Albayrak, aba altından sopa ile %10 indirim zorlamasıyla enflasyonla mücadele edileceğini (!?) duyurdu. Demek ki Padişah fermanı böyle. Çok yalın bir önerimiz var: El kesesinden babayiğitlik yapmak yerine KDV’yi yarılayın! Bir yiğitlik yapın; yarısı sizden, yarısı bizden. Kamu eliyle yüksek vergiler doğrudan enflasyon nedenidir; enflasyon da düşer KDV’yi azaltırsanız. Vergi gelirlerindeki azalmayı israftan kaçarak, makul tasarrufla dengeleyebilirsiniz.. Bir de memur – işçi zamlarını öne alın, yıl sonunu beklemeyin. İnsanlar
harcama yapabilsin ki üretim çarkları da dönsün, STAGFLASYON (yüksek enflasyona karşın durgunluk!) riski de kapıda! Elektrik – doğal gaz – akaryakıt zamları bekletilemiyor nedense (kutsal serbest piyasa!) ama milyonlarca dar gelirli aylarca bekletiliyor zam için. AKP‘nin adaleti bu işte. Kalkınması da kalmadı adaleti de, misyonunu tamamladı, tükeniyor. Kendi zengin ettiklerine SERVET VERGİSİ koyabilir mi AKP? Ya da yoksul halka mı yıkıyor yarattığı bunalımın bedelini.. Yanıt net değil mi??

23 Ekim 2018 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1
(Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 23.10..18)

  • %10 indirim baskısı enflasyonu yılın son 2 ayında yapay – zorlama düşük gösterme ve ücretli zamlarını aşağıda tutma hesabını aklımıza getiriyor.. Trump – ABD ile taktik ateşkes de!

Cari açık 51 milyar 125 milyon dolar! (2017 Eylül – 2018 Eylül)

Dış borç toplam 467 milyar $! 1923’ten 2002’ye dek 80 yılda toplam dış borç 130 milyar dolardı. AKP 16 yılda 467 milyar dolara çıkardı. TL olarak reel sektör kredileri 970 milyar, hane halkı 575 milyar ve kamu 605 milyar TL borçlu; toplam 2 trilyon 140 milyar TL. Son 1 yılda döviz kurları ve faizde yaşananların içyüzü nedir? Alınan bu muazzam borç, 15 yılda 337; yılda ortalama 22,5 milyar $ ne için kullanıldı? Betona gömüldü, dinci rantiyeye aktarıldı, seçmen tabanına politik rüşvet verildi, üretken yatırıma yönlendirilmedi, ülke özelleştirme vb. ile yağmalandı – talan edildi.. kaynaklar bitti. AKP geldiğinde 15 olan Dolar milyarderi sayısı salt İstanbul’da 44’ü buldu (yalnız 2017’de 8 yeni yandaş Dolar milyarderi yaratıldı; ulusal servet el değiştirdi, İstanbul dünyada 12.!) Şimdi ne olacak? Düyun-u Umumiye mi, Kapitülasyonlar mı, Kıbrıs’ta garantörlükten çekilme mi, apaçık – kopkoyu faşizm mi, yeni SEVR mi, hangisi?!

Makalemiz için tıklayın :
REİS, 16 YILLIK VAHŞİ TALANI TERSİNE ÇEVİRMEYE MECBUR ve MAHKUM!
*****
Balıkesir SEKA, neden ve kimler tarafından, mahkeme kararı ve Anayasa çiğnenerek

51 milyon $ paha biçilen tesis, 1 milyon 100 bin dolara Albayrak’lara satıldı..

ATATÜRK ve SEKA” başlıklı yazıyı Sn. Av. Erdem Akyüz dostumuzun imzasıyla okumak için lütfen tıklayınız.. 
*****
Emekçilerin ücretlerinde, yıl sonu beklenmeden, HE-MEN enflasyonun altında kalmamak üzere hemen iyileştirme (zam!) yapılmalıdır. 2018, 15 Kasım’da %20 zam, bekletmeden!

  • On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli dinci rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu TALAN ve çöküşten masum Halk değil, iktidar ve onlar sorumlu.
  • %50 yoksullaştırıldık bu DEVALÜASYONDUR; cebimizdeki 2 TL’den 1’i kalleşçe çalındı!
*****

Çare                           : Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmeli. Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm üretmeli. Seçim öncesi Demokrasi İttifakı sürmeli. CHP adına M. İnce değil, Parti yetkilileri konuşmalı. Hazine, yandaş şirketlerin – bankaların borcunu asla üstlenmemeli! Ama pek çok yandaş şirketin dış borçlarına kur farkı dahil Hazine garantisi verdiniz! Örn. Şehir hastaneleri talanı! Müslümanın adil ve hak yemeyen yönetimi bu mu? Şimdi de Hazine arsaları satılıyor; batan geminin malları mı?

Sevgi ve saygı ile. 23 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

  • SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) eğitimimizi tamamladık (10.08.18).
    Tez savunması pp yansıları için tıklayın  AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
    Tezi kitaplaştıracağız, kapsamlı özetini önümüzdeki günlerde sitemizde paylaşacağız.
    Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli!

Önceki yazılarımızdan                              :

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/ 

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

VAHDETTİN, ATATÜRK’Ü SAMSUN’A VATANI KURTARMASI İÇİN Mİ YOLLADI?

VAHDETTİN, ATATÜRK’Ü SAMSUN’A VATANI KURTARMASI İÇİN Mİ YOLLADI?

Konk yazar : MUSTAFA SOLAK, TARİHÇİ-YAZAR

Tarih ders kitaplarında cumhuriyet tarihimiz çarpıtılıyor. 12. Sınıf T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabının 62. sayfasında “Vahdettin, Atatürk’ü Samsun’a vatanı kurtarması için mi yolladı” tezinde bulunanların iddiasını güçlendirircesine Atatürk’ün Falih Rıfkı Atay’a Samsun’a çıkmadan önce padişah ile yaptığı konuşma aktarılmıştır. Falih Rıfkı Atay’ın 20 Mayıs 1930’da Milliyet, gazetesinde yazdığı yazı ders kitabında “Mustafa Kemal Paşa anlatıyor” başlığı altında şu şekilde yer almıştır:

“Yıldız Sarayı’nın ufak bir odasında Vahdettin’le diz dize denecek kadar yakın oturduk. O’nun sağında hemen dirseğini uzatarak dayandığı bir masa üstünde bir kitap vardı. Odanın Boğaz’a doğru açık penceresinden gördüğümüz manzara şu idi: Yan yana demirlemiş birkaç sıra zırhlı. Cephe topları sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuştu. Söze Vahdettin başladı:

-Paşa, Paşa, şimdiye kadar devletimize çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne basarak,

– Tarihe geçmiştir. O zaman masa üstündeki kitabın tarih kitabı olduğunu öğrendim. Soğukkanlılık ve dikkatle dinliyordum.

– Bunları unut, dedi. Şimdi yapacağın hizmet, şimdiye kadar yaptıklarından mühim olabilir. İstersen devleti kurtarabilirsin.

– Hakkımdaki teveccühünüze teşekkür ederim. Memleketi kurtarmak için elimden geleni yapacağıma şüphe etmeyiniz.”[1]

Metnin sonunda da öğrenciye şöyle bir ödev veriliyor:

“Okuma parçasını inceleyip Sultan Vahdettin’in Millî Mücadele’ye bakışını değerlendiriniz.”

Bu metinden sonra öğrenci padişahın, Atatürk’ü milli mücadeleyi başlatması, vatanı kurtarması için yolladığını düşünür.

  • Oysaki Atatürk, İngiltere Mondros Ateşkes Anlaşması’nın 7. maddesi uyarınca Karadeniz’i işgal etmesin diye bölgedeki silahlı Türk direnişçilerine engel olunması için yollanmıştı.

Önceki ders kitabında bu şekilde anlatılıyordu ama çıkarıldı. Hatta Atatürk’ün vatanın kurtarılması için padişah ve hükümetten fayda olmadığından dolayı Şişli’deki evinde, ülkemizin kurtuluşu ile ilgili olarak güvendiği arkadaşlarıyla toplantılar düzenlediğine, İstanbul emperyalist işgal altında olduğundan buradan bir an önce ayrılması gerektiğine ilişkin cümleler kaldırıldı.

Önceki ders kitabında Atatürk’ün Samsun’a çıkış gerekçeleri şöyle verilmişti:

Mustafa Kemal Paşa, Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalanmasından sonra Osmanlı Hükûmetinin çağrısı üzerine İstanbul’a geldi (13 Kasım 1918). Burada bir süre kendisine resmî görev verilmedi. Mustafa Kemal Paşa, bu süre içinde ülkeyi ve devleti kurtarma yollarını araştırdı. Bir dizi görüşmede bulundu.

İstanbul’da kaldığı zaman diliminde Şişli’deki evinde, ülkemizin kurtuluşu ile ilgili olarak güvendiği arkadaşlarıyla toplantılar düzenledi. Bu toplantılarda vatanı işgalden kurtarmak için kendi fikirlerini anlattı. Ancak İstanbul işgalci devletlerin sıkı denetimi altında bulunduğundan, burada bir şey yapmak olanaklı değildi. Sonunda etkin bir savaşın Anadolu’da yapılabileceğini anlayarak Anadolu’ya geçiş yollarını aramaya başladı. Bu dönemde Yunanların kışkırtmasıyla özellikle Trabzon ve Samsun’da bir Rum Pontus Devleti kurulması çalışmaları yapılıyordu.

Ancak ABD Başkanı Wilson’un Birinci Dünya Savaşı’na girerken ortaya koyduğu kimi ilkeler vardı. Buna göre, burada bir devlet kurulması için en az beş yıl geçmesi ve bu beş yılın sonunda yapılacak halk oylamasında Rumların çoğunlukta olması gerekmekteydi. Fakat bu bölgede Türkler çoğunluktaydı ve beş yıl içinde de Rumların Türklerden fazla olmasına olanak yoktu. Bu yüzden Rumlar silahlı çeteler kurarak Türklere karşı büyük saldırılar düzenlediler. Bu saldırılarla Türkleri bölgeden göçe zorlayarak çoğunluğa ulaşmayı amaçlamaktaydılar. Bu duruma karşılık bölgede yaşayan Türkler, silahlanarak kendilerini savunmaya başladılar. Silahlı direnişin, kendi planlarını altüst ettiğini gören Yunanistan, Rumların isteği üzerine İngiltere’ye başvurdu. Samsun ve Trabzon bölgesindeki Rumların, Türkler tarafından saldırıya uğradığını ileri sürdü ve saldırıların durdurulmasını istedi. İngiltere, durumu araştırmadan Osmanlı Hükûmeti’ne bir nota vererek bu bölgedeki silahlı Türk direnişçilerine engel olunmasını istedi. Aksi hâlde Mondros Ateşkes Anlaşması’nın 7. maddesi uyarınca bölgeyi işgal edeceğini bildirdi. Osmanlı Hükûmeti, Samsun ve çevresindeki karışıklığı önlemek için bu görevi Mustafa Kemal Paşa’ya önerdi. Böylelikle Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’dan uzaklaştırarak onun gizli çalışmalarını da önleyebilecekti.”[2]

Yeni ders kitabında ise bu ifadeler kaldırılarak Atatürk’ün Samsun’a gönderiliş gerekçelerinden; bölgedeki Türk direnişçilere engel olması, İstanbul’dan uzaklaştırılarak milli mücadeleyi örgütlenmesinin önlenmek istenmesi amaçları gözden uzak tutuldu.

Görüldüğü gibi devrim tarihimiz çarpıtılarak padişah – halife ekseninde bir tarih kurgulanıyor ve Atatürk önemsizleştiriliyor. Bu gidiş, Atatürk’ün Vahdettin’in emirlerine karşı çıktığı yönündeki tarih tezlerinin de daha çok gündeme getirilmesine neden olacaktır.

Yerel seçimlerin de gündeme girdiği ortamda vaatlerden çok toplumu kutuplaştıran bu eğitim sistemine karşı gelerek halkı kazanabiliriz. Kutuplaşmayı bitiren, milleti birleştiren daha çok oy alacaktır. Bu bakımdan, ders kitaplarındaki bu duruma karşı imza masaları açarak, etkili panellere halkı aydınlatarak tehlikeye dikkat çektiğimiz gibi seçim çalışması da yapmış oluruz. Değerlendirmenize sunarım. Ben de bu husustaki çalışmalarınıza katkı sunarım.

[1] Akif Çevik, Gül Koç, Koray Şerbetçi, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 12, T.C. MEB Devlet Kitapları, Ankara, 2018, s.62. Ders kitabını şu bağlantıdan indirebilirsiniz:  http://www.eba.gov.tr/ekitap?icerik-id=7272.
[2] Mahmut Ürküt, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 11, Ata Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 61-62. Ders kitabını şu bağlantıdan indirebilirsiniz:http://www.eba.gov.tr/ekitap?icerik-id=4554.

“YERLİ VE MİLLİ” ÇÖKÜŞ 

“YERLİ VE MİLLİ” ÇÖKÜŞ 

Suay Karaman

Konuk yazar :
Suay Karaman

Osmanlı Devleti, özellikle 1850’li yıllardan sonra ekonomik olarak büyük bir çöküntü içine girdi ve bu durum karşısında borç aldığı ülkelerin yaptırımlarıyla sarsılmaya başladı. Bazılarının ulu hakan dediği 2. Abdülhamit döneminde 20 Aralık 1881’de, Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını denetlemek için Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi kurulmuştu. Birçok gelirini bu kuruluşa bırakan Osmanlı Devleti, hem ekonomik, hem de siyasal olarak büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldı.

“Dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz” diye göz boyayarak 16 yıldır ülkeyi yöneten siyasal iktidar, bütün uyarılara karşın, sonunda ekonomik iflasa sürüklendi. “Yerli ve milli” sözünü unutarak, ekonominin yönetimini McKinsey adlı ABD’li bir kuruluşa teslim etti. McKinsey, bağımsız bir kuruluş değildir, uluslararası tekellerin aygıtıdır, ABD’dir, IMF’dir. Gelinen durumun Düyun-u Umumiye’den de farkı yoktur.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından yapılan seçimlerde Turgut Özal’ın seçim kampanyasını hazırlayan, konuşmalarından, giysilerine ve gözlüklerine dek tüm imajını McKinsey firması organize etmiştir. 1985-87 arasında Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na tam üyelik başvurusunun danışmanı olan McKinsey firması, 14 Nisan 1987 tarihli başvurunun altına imzasını atmıştır. 2001 yılındaki ekonomik krizde kurtarıcı olarak çağrılan Kemal Derviş, çöken bankacılık sistemimizi düzeltmek için McKinsey firmasını ülkemize davet etmiştir.

Ulusal egemenliğe ilişkin bir yetki, uluslararası bir şirkete aktarılmaktadır.

Anayasanın 160. maddesine göre ülkemizde kamunun harcamalarını, gelir ve giderlerini Sayıştay denetler. Ancak son yıllarda Sayıştay etkisizleştirilerek yetkileri azaltıldı. Sürekli “yerli ve milli” olmakla övünen siyasi iktidarın, “yerli ve milli” olmaktan ne anladığı, McKinsey ile bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Adında IMF geçmese de McKinsey’in görevi, Türkiye’ye bir IMF programı uygulatmaktır. Ülkemize borç veren kapitalist ülkelerin alacaklarının tahsilini güvence altına almaktır. Varlık Fonundaki değerlerimizin elden çıkarılmasını sağlamaktır. Emekçilere ve emeklilere daha çok kemer sıktırılarak, iyice yoksullaştırmaktır. Yoksa McKinsey, günde 1.8 milyon TL harcanan kaçak sarayın tasarrufa gitmesi için önlem almayacaktır. “Örtülü ödeneği kısın, yeni saraylar yapmayın, makam araçlarını ve uçaklarını satın” gibi önerilerde bulunmayacaktır. Üstelik zor durumda olan ekonomimiz, bu yabancı firmaya dolar üzerinden yüklü miktarda ücret ödeyecektir.

McKinsey’e yapılan eleştiriler için Hazine ve Maliye Bakanı damat; “yapılan yorumlar cehaletten değilse, ihanettir” demişti. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 6 Ekim 2018’de partisinin Kızılcahamam’daki toplantısında, McKinsey ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bütün Bakan arkadaşlarıma ‘bunlardan fikri danışmanlık hizmeti de almayacaksınız’ dedim. Hiç gerek yok, biz bize yeteriz.” Bu durumda ihanet içinde olanlar kimdir diye sormak gerekir.

Şimdi McKinsey ile yapılan sözleşmenin durumu da merak konusudur ve akıllara şu sorular gelmektedir: McKinsey ile sözleşme neden yapıldı ve neden vazgeçildi? McKinsey ile yapılan sözleşmenin tutarı ne kadardır? Sözleşmede tek yanlı fesih durumunda fesih işlemini gerçekleştiren tarafın ceza ödeyeceğine ilişkin bir hüküm var mıdır? Var ise bu cezanın tutarı nedir? Bu cezayı kimler ödeyecektir? Bu olayın siyasi bedeli ödenecek midir? Artan tepkiler nedeniyle “McKinsey ile sözleşme iptal edildi” denilerek, etkinlikler kamuoyundan gizli olarak yürütülebilir mi?

2013’te siyasal iktidarın hazırladığı 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı‘nda, 2018 yılında Dolar kurunun 1.97 TL olması öngörülüyordu. Ancak bugün Dolar 6 TL’dir. Enflasyon tek haneye inecekti ama bugün %20’lerin üstdedir. Ekonomik öngörülerde bu derece yanılan bu siyasal iktidar, güvenirliliğini yitirmiştir. Bu iktidarın en büyük şansı, etkili muhalefetin olmamasıdır. Bu çöküş hep birlikte hazırlanmıştır.

  • Bu çöküşten kurtulmanın yolu, Kemalizm’in Altı Oku’dur.

Şiir köşesi : Din-KÂR

Şiir köşesi….

Din-KÂR

Dinimizi yaşayamıyoruz dediler…
Sözde büyük davaları vardı,
Garip ve kimsesizlerin kimsesi olacaklardı,
Avrupa’ya, Amerika’ya pabuç bırakmayacaklardı…
Biz bu ülkenin zencileriyiz,
Ezileni ezenin elinden alacağız dediler.
Birileri inandı,
Bunları kurtarıcı sandı!!.
Başına taç, ülkeye baş yaptı.
Şimdi,
Çorbanın yağı, traktörün mazotu bitti.
Ambara fare, kovana ayı dadandı.
Dereleri el oldu.
Sendikası uçtu, hakları masal oldu.
Ekmeğinin peşinde işçiydi,
Yerin yüzlerce kat altında kaldı.
Kendinden sandıkları;
Güzel öldüler” dedi.
Dünyada ikinci,
Avrupa’da birinci sıraya yükseldi işçi ölümleri
Din din dediler,
Haçlı savaşlarına destek verdiler..
Din dedikleri şey sadece ambalaj çıktı…
Dinin içi boşaldı.
Yıkıntılar arasında;
Yalan, dolan, haram kaldı…
Tarlalar kıraç, bahçeler ota bastı.
Yaylalar, meralar;
Sığıra-koyuna-davara hasret kaldı!!.
Bakkallar mazi, doktorlar küçük esnaf,
Köprüler Deli Dumrul’a kaldı..
Öğretmenler, öğretme(!)ye geçiş yaptı.
Milletin çocuklarına İHL,
Kendi çocuklarına Amerikan koleji…
Millete Arap dayatması,
Kendileri Amerikan vatandaşı…
Çok eşlilik gibi(!),
Millete Türkiyelilik dayatması…
Kendi ülkemizde haraca kesildik,
Elektrik çalanların, hırsızların borcunu ödedik.
Namussuzlar baş tacı,
Namuslular namuslu olmaktan hükümlü…
Dilimizde kelepçe, kalemlerimiz kırık!!.
Kadın olmaktan hükümlü,
Çocuk olmaktan cezalı…
Gülmeyi unuttuk!!.
Sizdeniz dediler…
Millete borç, icra, yoksulluk,
Kendilerine,
Uçak filoları, saltanat araçları kaldı…
Vatandaşa haraç gibi vergi,
Yandaş müteahhide milyarlık vergi affı…
Sizdeniz dediler,
Milletin anasına sövdürüp,
Söveni baş tacı ettiler.
ABD’ye, Avrupa’ya teslim olmayız dediler…
Milleti gırtlağından CIA’ya teslim ettiler.
Din-KÂR’cılar danışacak,
Türkler kaz gibi yolunacak…
Onlara han-hamam-saray,
Millete açlık, yoksulluk, masal…
Elma şekeri sundular önce,
Elma onlara,
Sapı da millete kaldı…
Mazlumuz, mağduruz diye geldiler,
En büyük insanlık suçu işlediler.
Toplumun vicdanını öldürüp,
Kitle cinayetiyle,
Karanlıklar tarihine geçtiler.
DİN, DİN DİYE GELDİLER,
Din garibana,
KÂR da ONLARA KALDI…

Zahide UÇAR (06. 10.2018)

 

GIDA GÜVENLİĞİ ve SU HİJYENİ (SANİTASYONU)

logo_AUTF

Değerli AÜTF Dönem 2 Öğrencilerimiz, Asistanlarımız;
Site okurlarımız,

AÜTF (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi) Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda Dönem 2’de Toplum Sağlığı dersi kapsamında işlediğimiz 2 saat süreli anfi dersi olarak sunduğumuz

GIDA GÜVENLİĞİ ve SU HİJYENİ (SANİTASYONU) konulu dersin güncellenmiş yansılarını (160 yansı) pdf olarak izlemek için (7,1 MB) lütfen tıklayın. (23 Ekim 2018)
D2 öğrencilerimiz sınavda ilk 127 yansıdan sorumludur, sonrakiler ek bilgi içindir.

GIDA_GUVENLIGI_ve_SU_HIJYENI

aclik_olumu_anne_ve_bebegi

Bilindiği üzere sunular sizlere kaynak sağlamak için geniş tutulmakta,
derste özetlenerek işlenmektedir. Bu konu 160 yansı içermektedir.
Ancak derslere katılım aşağıdaki hazin kuraklıktan kavrulan topraklar gibi.. AÜTF, D2’de kayıtlı 399 öğrencisine sınırlı olanaklarıyla, en iyi eğitimi vermek için vargücüyle çabalarken, derslere devam çok ciddi sorun.. Bizim bu konu için derse girdiğimizde ilk derste 28 (yirmi sekiz!), 2. derste yalnızca 19 (on dokuz!) öğrenci vardı. Sözümüzü esirgemeyelim; bu ayıptır, hem de çooook ayıptır. Tıp eğitimi dışarıdan devam etmeden yapılabilecek bir eğitim değildir. Türkiye’miz ve anababalarınız sizlerin hekim ve iyi hekim olmanız için vargücüyle ağır özverilere katlanmaktadır. Sizin girdiğiniz fakülteye giremeyen onbinlerce öğrenci vardır.  “Fakülte” sözcüğü “isteğe bağlı” anlamında ve Latince kökenlidir. Kimse sizi bu eğitime zorla yollamadı. Tersine, kendiniz büyük çabalarla girdiniz. Dolayısıyla Tıp Fakültesinin kurallarına uymak zorundasınız. Bunların başında derslere düzenli devam etmek ve dersi derste öğretim üyeleriyle etkileşim içinde en verimli biçimde öğrenmek zorunluğu gelmektedir.

Yönetmelikte tanınan kuramsal dersler için %30, uygulamalı dersler için %20’ye dek olan devam etmeme olanağı peşinen tanınan ve sonuna dek kullanılacak bir hak değildir.
Elde olmayan nedenlerle devam edememe durumu için sizlere bir esnekliktir.

eber gölü kurudu ile ilgili görsel sonucuEber gölü tümüyle kurudu! 
(Basın,
20 Ekim 2018)
****
1971’de Hacettepe’de tıp eğitimine başlayan ve 47 yıllık bir tıp öğrencisi olarak henüz tıp eğitiminin 2. sınıfında olan sizlere söylemek hakkına sahibiz ve söylemeliyiz ki; iyi bir tıp eğitiminin, nitelikli hekim olmanın başta gelen koşulu derslere devamdır. Tersi büyük ve ağır bir sorumsuzluktur ve hoşgörülmesi, sürdürülmesi olanaksızdır. AÜTF yönetimi ilgili yönetmeliği değiştirerek bu %20 ve %30 oranlarını daha aşağıya çekebilir, her dersin kendi içinde uygulayabilir….

  • Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ülkemizin en seçkin kurumları arasındadır. Bu kurumun saygınlığına ve sizlere yakışan biçimde sorumlu davranmanız beklenmektedir.

Sevgi ve saygı ile. 23 Ekim 2018, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Halk Sağlığı Uzmanı –  Sağlık Hukuku Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD   Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com