Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır..

Sergimiz 23 Ocak 2018 Salı akşam 18:00’e dek açık.. Galeri Çankaya – KIZILAY

Konuşma metni ve OHAL Forumu Sonuç Bildirgesi için lütfen tıklayınız :
OHAL_forumu_konusmasi_sonuc_bildirgesi_15.1.18

  • Ne yazık ki AKP OHAL’i 6. kez uzattı.. OHAL ile 18 ay bitti. 21. aya koşuyoruz. Bu apaçık AKP = Erdoğan’ın siyasal darbesidir.
  • Ülkemiz, OHAL KHK’ları ile TEK ADAM tarafından faşizme, iç kargaşaya, dış çatışmalara, dinciliğe, yoksulluğa, yıkıma… sürükleniyor! Yazık! 
  • Suriye, hava sahasını ihlal edecek Türk uçaklarını düşüreceğini duyurdu; aman dikkat! AKP, göstermelik bir dış operasyonu allayıp pullayarak erken seçime malzeme yapabilir mi?!
  • Erdoğan’ın AKP Meclis grubunda genel başkan sıfatıyla yaptığı konuşmada (16.1.18) gerçekten, geçelim Cumhurbaşkanını, ortalama siyasetçinin bile kullan(a)mayacağı son derece ağır ve yakışıksız sözler kullandı. “Karikatür Kemal“den tutun yeni seçilen CHP İstanbul İl Başkanı hekim meslektaşımız Dr. Canan Kaftancıoğlu’nu siyaseten linç etmeye, eşinin domuz eti yemesi savına ve dek! 2014’te atıldığı ileri sürülen Tweet 168 karakterli olmasına karşın, Twitter’da  o dönem kullanılabilenn karakter sayısı 140’tı. Twitter, 2017 sonlarında karakter sayısını 280’e çıkardı. Sosyal medyada başlatılan ve Kaftancıoğlu’nun “Paylaşılan tweetlerin çoğu sahte ve üretilmiş tweetler. Tıpkı Ergenekon – Balyoz kumpaslarının sahte – üretilmiş belgeleri gibi! FETÖ çok büyük ölçüde tasfiye edildiğine göre, bu sahte belge üretmeyi şimdi AK tiroller mi üstlendi?? Bu tür yaklaşımlar ülkemize yarar sağlamaz, tersine kutuplaşmayı tehlikeli derecede artırır. Bu ölçüde rahatsızlık veren ve şaşkınlık doğuran ise Erdoğan’ın böylesine hatalı, siyasal etiğe sığmayan söylemlerden medet umması! Erdoğan ve AKP’si gerçekten çoook zorda çok! Suriye sorunu üzerine hala çok tehlikeli hamaset oyunları ile gidilmekte. “.. kıçı kirli insanlar..” gibi utandırıcı sözler kullanılıyor. Bu Ulusun, 80 milyon T.C  yurttaşının yerine böylesine ölçüsüz ve kabul edilemez sözler söylenemez! AKP adına bile!
    *****
  • Anayasa Mahkemesi Kararının uygulanmaması,
    sanıldığından öte ağır bir bunalımdır!
    Bu tıkanmaya hızla, hukuk devletinin gereği çözüm getirilmelidir.

(Karikatür: Musa Kart, 18.1.18, Cumhuriyet)
Dün (18.1.18) NTV’de Adalet Bakanı Abdül-hamit Gül, AYM kararının uygulanmaması üze-rine “.. mahkemeler arasında hiyerarşi yoktur..” buyurdu. Bal gibi vardır. İlk derece mahkemesi, istinaf, temyiz ve Anayasa Mahkemesi, AİHM gibi bir katmanlı (hiyerarşik) sıralama vardır. Adalet Bakanı bu yalın hukuk bilgisinden yok-sun mu? Ya da bu ölçüde ürkütücü olmak üzere bildiği halde az eğitimli kitleleri yanıltmak üzere bu çarpıtmadan medet mi umuyor? Biri 40 katır, öbürü 40 satır! Ama  korkunç.tablonun sorumlu-su ise salt AKP, AKP! Uyanın ey Ulusumuz!

Hükümet sözcüsü Bozdağ: “Anayasa Mahkemesi’nin beraat kararı verme yetkisi yoktur.”
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, AYM’nin kararına ilişkin, “Anayasa Mahkemesi vaka değerlendirmesi yapıyor ve anayasanın çizdiği sınırları tek tek aşıyor. Bu kararı hak ihlali değil beraat kararıdır. Anayasa Mahkemesi’nin beraat kararı verme yetkisi yoktur.” dedi. Neresini düzeltelim ki?? Her tarafı çelişkili, tutarsız ve temel hukuk bilgisine bile dayan(a)mıyor. Açıkça “yalan söylüyorlar” diyeceğiz ama terbiyemiz izin vermiyor, ülkemiz gerilsin istemiyoruz.

1. AYM berat kararı vermemiş, tutukluluğun yeter hukuksal kanıta dayanmadığını ve gereğinden çok uzadığını belirleyerek yargılamanın tutuksuz sürdürülmesini istemiştir; buna yetkilidir.
2. AYM vaka değerlendirmesi yapıyor denmekte.. Elbette, önüne bireysel başvuru hakkı ile getirilen dava Alpay & Altan davasıdır. İngilizcesi “case” dir ve Arapça “vaka“, Türkçe “olgu” dur. Bu doğrudur ancak hukukçu (?) Bozdağ bunun yanlış olduğunu savlamaktadır, yanılıyor.
3. AYM, Anayasanın çizdiği hangi sınırları tek tek aşmaktadır, Bozdağ, hangi anayasa maddelerinin tek tek aşıldığını söyle(ye)miyor. Bilinçli polemik yapıyor az eğitimli halk katmanları önünde. AYM, kararının hangi maddelerin çiğnemine dayandığını tek tek açıklıyor : 19, 26 ve 28.. Bozdağ ve sözcüsü olduğu AKP iktidarı ise “tek tek” değil bir bütün olarak Anayasayı tanımıyor, eylemli olarak çiğniyor, rejimi başkalaştırıyor ve ardından, yarattıkları / dayattıkları de facto duruma Anayasanın uydurulmasını istiyor.. Bu açıkça darbe ve Anayasayı ihlal suçudur ve yaptırımı Türk Ceza Yasasının 309. maddesinde tanımlıdır. / A. Saltık
*****
“FETÖ, AKP’de yeşermiş, kök salmıştır”
Tıklayınız : AKP’li belediyelerden 14 FETÖ’cü şirkete 42 milyon!
696 sayılı KHK bir OHAL KHK’sı değil! Toplumu çıldırtma dayatması mı? AKP=Erdoğan ne yapmak istiyor, farkında mı?tıklayın : http://ahmetsaltik.net/2017/12/26/bu-khk-insanlarin-yasam-hakkini-tehlikeye-atmistir/
CHP: 696 sayılı KHK, iktidar eliyle silahlı çete kurma maddesidir!
Tıklayın : https://youtu.be/MST-_rDHePA   Konuşmanın tüm metni : http://www.chp.org.tr/Haberler/50/chp-genel-baskan-yardimcisi-ve-parti-sozcusu-bulent-tezcanin-olaganustu-myk-sonrasi-basin-aciklamasi-25-aralik-2017-66223.aspx

Haber görseliAnkara Tabip Odası, açlık grevindeki Nuriye Gülmen, Semih Özakça, Esra Özakça ile Mehmet Güvel’in sağlık durumu ile ilgili açıklama yaptı. 316 gündür açlık grevinde olan Semih Özakça 86’dan 45 kiloya, Gülmen ise 59’dan 33 kiloya düştü! (Cumhuriyet,
18 Ocak 2018)..
Allah’tan korkun; bu 2 garibanı işlerine iade edin. Yargılama gene sürsün. Mahkeme kamu görevinden atarsa gereği yapılsın. Eridi bitti bu insanlar,  Yapılan yargısız infaz değil mi!?

Bu inatlaşma 2 genç insanı dolaylı hatta doğrudan ölüme mahkum etmek demektir, katildir!
*****
Erdoğan 10.01.2018 günü bir KANDIRILMA İTİRAFINDA  daha bulundu! UYAP’ı da FETÖ’ye kaptırmış! Yargının beynini yani. Ne demeli? Ordu’yu, Polisi, Jandarmayı, Yargıyı, Üniversiteleri, Maliye’yi, basını, bürokrasiyi… FETÖ’ye kaptırmışlar, FETÖ AKP’yi kandırmış!

Erdoğan ha bire bankalara çatıyor (!) yüksek faizi indirmeleri için. Neden bir OHAL KHK’sı çıkarıp faizleri indirmiyorsunuz??

KANAL İSTANBUL furyası 10,5 milyar €! 18.01.2018 günü 1 € =4,66 TL’den yaklaşık 50 milyar TL. 5 yıla dek daha çook değerlenir €. 2017 bütçe açığından fazla. Maliye Bakanı Ağbal 47,4 milyar TL 2017 bütçe açığını öngörülen 61,7 milyar TL’den eksik diye başarı sayabiliyor! Kamu kesimi çok ciddi borçlu, dolayısıyla yine yandaş şirketlere peş keş çekilecek ihale. Hazine de yerli – yabancı sermayenin dış kredisine (borçlanmasına!) üstelik kur güvencesiyle kefil olacak.. Ancak kefilin canı kalmamış, kendisi öyle borçlu ki, ona kefil gerek.. Bu muazzam KANAL İSTANBUL rantı nasıl finanse edilebilecek, umut görüyor musunuz?? Birilerinin zenginleşmesi, çok sayıda insanımızın yoksullaştırılması ve gelir dağılımının daha da adaletsizleştirilmesi demektir. İslami elite Boğaz manzaralı yaşam ve zoraki statü yaratmak.. Milyarlarca Dolar arsa – tarla spekülasyonu.. Ekolojik olarak ise bir felaket.. Ya Lozan ve Montrö Anlaşmalarının kazanımları?? AKP = RTE bir kez daha mı kandırıldı bu konuda??
Lütfen tıklayın Prof. Saydam : “Kanal İstanbul yapılırsa Marmara bölgesi için felaket olur!”

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 19.01.2018

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net 

*****
Önceki yazılarımızdan                                             :

TAŞERONLUK SÖMÜRÜSÜNÜ AKP GETİRDİ VE YOZLAŞTIRDI..
“2018’e HOŞGELDİN YAZISI” başlıklı makalemizi okumak için lütfen tıklayınız..
2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve bu yıl içinde sitemizde yayınladığımız 58 makalenin listesine, erişkelerine ulaşmak için tıklayın: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/
ŞEHİR HASTANELERİ TALANI konulu. Görsel konferansımızın yansılarını izlemek için tıklayın: http://ahmetsaltik.net/2017/11/01/sehir-hastaneleri-talani-konferansimiz/
CHP’nin Adalet Kurultayı : Çevre Adaleti ve AKP’nin 2.5 Milyar Hayalet Ağacı!
DİNCİ – KİNCİ NESİLLER YETİŞTİRECEK EĞİTİMİ HALKIMIZ REDDECEKTİR!
Cemahiriye-i Sultaniye-i Türkiye
MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!
Nurzen_Amuran’dan_ODATV_icin_sorular (Şehir hastaneleri soygunu üzerine…)
R.T. Erdoğan Diyarbakır’da, tarih 1 Nisan 2017 : “Türk demiyorum, millet diyorum..”
16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur
SARAY’DA_TUTSAK_ERDOGAN’A_YARDIM_ETMELI00
ERDOĞAN’ın 3. ABDÜLHAMİTLEŞMESİNE “NE YAZIK Kİ” (!) ZAMANIN RUHU ELVERMİYOR

Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayaya

Sitemizde yer alan
AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

 

Adalet Nöbeti 42. kez tutuldu: Güç bir gün gider hak hep baki kalır

Adalet Nöbeti 42. kez tutuldu:
Güç bir gün gider hak hep baki kalır

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde başlattığı Adalet Nöbeti 42. kez tutuldu.
Adliye binasındaki 1 saatlik nöbetin ardından bina önünde basın mensuplarına açıklama yapıldı.

Gazetemizin yayın politikasının hedef alındığı dava kapsamında asılsız ve akıl dışı iddialarla tutuklu bulunan avukatımız ve İcra Kurulu başkanımız Akın Atalay nezdinde tüm haksız tutuklamalara karşı çıkmak için avukatların Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde başlattığı Adalet Nöbeti dün 42. kez tutuldu. Adliye binasındaki 1 saatlik nöbetin ardından bina önünde basın mensuplarına açıklama yapıldı. Basın açıklamasında ilk sözü telefonunda ByLock yüklü olmadığına ilişkin bilimsel raporlara arşın 9 ay cezaevinde tutulan ve geçen günlerde serbest bırakılan çalışanımız Emre İper aldı. İper, şunları söyledi:

  • “Aradığımız adalet aslında hepimizde. Beynimiz ve kalbimiz adaleti yaşatacak en yüce iki organ. Yeter ki doğru şekilde ve doğru yolda kullanabilelim. Bunun içinde gün gibi açık olan şeyleri korkusuzca haykırmak gerekiyor. Saklanmak adaletten önce kendimizi öldürmektir. Kendinize dokunulmadığı için saklandığınız veya göz yumduğunuz hukuksuzluklar bir gün sizi bulmasa da emin olun ki çocuklarınızı bulur. Adalet ülkemizde her şeyden önce çocuklarımızın yaşaması için gereklidir. Ne yazık ki yok edilen adalet duygusu ile parçalanan ve yok edilen bir dünyaya doğru yol alıyoruz. Kendi çıkarlarımızın peşinden koşmak yerine bilimin ve gerçeğin peşinden koşmayı ilke edinerek aklı hür ve vicdanı hür kararların altına imza atmalıyız. Ayrıca adalet size yapılanlar bittiğinde değil, topluma bu hukuksuzlukları yapanlar da adalet karşısında adil bir biçimde yargılandığında yerini bulur. Adalet sistemi bir öç mekanizması değil bir gün herkese lazım olacak toplumsal bir olgudur. Unutmayınız ki iyi insanlar her zaman haklının yanındadır. Güçler bir gün kaybedilir fakat hak her zaman baki kalacaktır.”

‘Silivri’ye son selam’

İper, konuşmasının sonunda, Silivri’de tutuklu bulunan Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Sabuncu, İcra Kurulu başkanımız Akın Atalay ve muhabirimiz Ahmet Şık’a selam göndererek, “Umarım ki sevdiklerimize uzaktan son selamımız olsun. Bilimsel kanıtlar ışığında hukuk içtihatlarının yol gösterdiği gibi bir an önce adaletli kararlar alınsın insanlar sevdiklerine ulaşsın.” dedi.

Kaboğlu: AYM kararları yoruma açık değildir

Adalet Nöbeti’nde konuşan KHK ile ihraç edilen anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, son dönemde gündemdeki konulardan biri olan Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasına değindi. Kaboğlu Şahin Alpay, Mehmet Altan ve Turhan Günay hakkındaki hak ihlali kararlarının Türkiye’nin içinde bulunduğu hukuksal ve siyasal bunalımdan çıkışı için bir fırsat olduğunu söyledi. Bu kararların bireysel başvuru çerçevesinde verilen kararlar olduğunu anımsatan Kaboğlu, bu kararların anayasanın ilgili maddelerince uyulması (AS: md. 153/son) ve uygulanması zorunlu kararlar olduğuna dikkat çekti ve konunun yoruma açık olmadığını vurguladı. Kaboğlu, üç kararın ortak noktasının kişi özgürlüğü ve güvenliğine ilişkin saptama olduğunu anımsatarak;

“Bu bakımdan yerel mahkemelerin yapması gereken şey iki gazeteciyi serbest bırakmaktır. Bu kararlar emsal niteliğinde kararlardır. Benzeri durumda olan gazeteciler ve diğer tutukluların bu hallerinin sona ermesi için uygulanması gereken kararlardır” dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) OHAL başvurularında AYM’nin varlığını göstererek iç hukuk yollarının tükenmediği savıyla başvuruları geri gönderdiğini anımsatan Kaboğlu, “Böyle bir olasılık söz konusu değildir.

  • AYM’nin kararının yerine getirilmemesi demek,
    anayasanın etkisizleştirildiği anlamına gelir.

    Bu bakımdan da ikincillik ilkesi ortadan kalkar ve Türkiye’deki davalar AİHM’ye taşınır.” diye konuştu.

    İstanbul Barosu Disiplin Kurulu üyesi avukat Türkan Yılmaz da yaptığı açıklamada avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını vurgulayarak “Yargı erkinin üçlü sacayağından avukatın çekilmesine, avukatlara yönelik fiili saldırılara, haksız tutuklanmalara, gözaltılara, kötü muameleye, KHK’lerin Meclis by-pass edilerek itirazı mümkün olmayan olağan kanun yoluna dönüştürülmesine karşı olduğumuz için buradayız. Gazeteciler cezalandırıldığı, halkın haber alma hakkı engellendiği, gerçekleri değil bilmenizi istediklerini kabul etmediğimizi bildirmek için buradayız.” dedi.
    ==============================================
    Dostlar,

    Açıklama metnini ve Adalet Nöbeti çabasını paylaşıyor ve destekliyoruz.

    HSK’nın görevlerinin gereğini hukuka uygun olarak yerine getirmeyen yargı üyeleri hakkında yasal işlem yapmasını öneriyoruz. 

    Demokrasilerde hiçbir makam ve kişi mutlak bir denetimsizlik içinde olamaz.

    Yargıç ve savcılarımız hiçbir biçimde siyasallaşmamalı,
    yüce görevlerinin yüce gereklerini yapmak dışında kaygıları olmamalıdır.

    Unutulmasın, ADALET ülkeni temelidir ve yargıç – savcılar da bu ülkede yaşamaktadır.

    Öte yandan ülkemizin haddinden fazla gerildiğini, iç barışının tehlikeye düşürüldüğünü
    açık seçik görüyoruz. Dış basın özellikle bu sorunsala dikkat çekmekte.

    Türkiye yaşam ortamının hızla “normalleştirilmesi” kaçınılmaz ve ivedi bir zorunluluk.
    Bu süreçte her-kes ama her-kes bulunduğu konumda katkı vermek zorunda.
    Başta siyasal iktidar ve siyaset kurumu olmak üzere yargı ve kolluk güçleri..

    Lütfen, lütfen, lütfen..

Sevgi ve saygı ile. 19 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ABD’den Afrin çağrısı: Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz

ABD’den Afrin çağrısı           :
Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz

ABD Dışişleri Sözcüsü Heather Ann Nauert, olası Afrin operasyonu için “Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz.” dedi.

ABD’den olası Afrin operasyonuna dair açıklamalar gelmeye devam ediyor. Gün içinde Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Pentagon’un açıklamalarından sonra bir açıklama da ABD Dışişleri Sözcüsü’nden geldi.

ABD Dışişleri Sözcüsü Heather Ann Nauert, Türkiye’nin düzenleyeceği olası Afrin operasyonu için “Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz.” dedi.

PENTAGON “ORDU” İDDİALARINI REDDETMİŞTİ
Pentagon, SDG’ye kurdurmayı planladıkları “Sınır Güvenliği Gücü“nün “yeni bir ordu” veya “konvansiyonel sınır muhafız gücü” olmadığını iddia etmişti.

Pentagon açıklamasında, “ABD, Suriye’de yerel güvenlik güçlerini eğitmeye devam ediyor. Eğitim, toplumları yıkıma uğramış mültecilerin evlerine dönmeleri için güvenliği artırmak üzere tasarlanmıştır. IŞİD‘in aynı zamanda yönetimsiz ve kurtarılmış olan yerlerde tekrar ortaya çıkmaması için gereklidir. Bu yeni bir ‘ordu’ veya ‘konvansiyonel sınır muhafız gücü’ değildir.” ifadelerini kullanmıştı.

DIŞİŞLERİ BAKANI “TÜRKİYE’YE BORCUMUZ VAR” DEMİŞTİ
Dışişleri Bakanı Tillerson “Suriye’nin kuzeyinde sınır koruma birlikleri kurulacağı” haberlerine ilişkin, “Türkiye’ye bir açıklama borcumuz var. Bu, tümüyle yanlış resmedilmiş ve yanlış tanımlanmış bir durum ve bazı kişiler yanlış konuşmuş. Herhangi bir sınır güvenlik gücü kurmuyoruz.” yorumunu yapmıştı. (http://www.abcgazetesi.com/abdden-afrin-cagrisi-turkiyeyi-boyle-bir-adim-atmamaya-cagiriyoruz-75635h.htm, 18.1.18)
================================================
Dostlar,

Çok dikkatli olmalıyız.
AKP’nin sabıkası 1 değil, 2 değil, 3 değil..
Hem kandırılıyor (!?) hem kandırıyor..
İç siyasette sürüklendiği kırılgan konum için yapmayacağı şey yok gibi.
7 Haziran 2015 seçiminde %41’de ve 258 vekilde kalmış, tek başına iktidarı yitirmişti.
1 Kasım’a dek hem ülke birden bire yangın yerine döndü hem de siyasal manevralarla hükümet kurdurulmayarak seçim yenilendi.. AKP her nasılsa bu kez %49,4 ile 317 vekile çıkıverdi!?
5 ayda 5 milyon oy artışı nasıl sağlandı, nlamak ve anlatmak olanak dışı.. Bir masal gibi!

Şimdi ise birkaç puanlık MHP oylarıyla da %51 bulunamıyor..
O halde “yeni”, “yepyeni” şeyler yapmalı.. Artık her ne olursa..
Son günlerde muhalefete dönük söylemler çok ağırlaştı ve düzey yitirdi.
Dış politikada ABD’ye çatma ise hudut – sınır tanımıyor..
Kıçı kirliler mi dersiniz, kalleşlik orduları mı dersiniz..
7 dakikada çeyrek domuz yiyenleri mi dersiniz??
Gerçek anlaşıldı, İstanbul’a yeni il başkanı seçilen Canan Kaftancıoğlu’nun eşinin yabancı konuğu domuz eti yiyen kişi.. Hem bu ülkede müslüman olmayan insan yok mu?
Dileyen domuz eti yeri dileyen Bulgaristan’dan, Arjantin’den ithal edilen “helal et” (!?)
Bu tercih kimseyi ilgilendirmez, Cumhurbaşkanı polemik yapıyorsa çok çirkindir, kabul edilemez ve AKP = RTE‘nin ne denli zor durumda olduğuna açık kanıttır.. Ölçü kaçırılmıştır!

Laf aramızda, müslümanlar onlarca yıl şeker hastalığı için domuz insülini kullandılar!
Bir Müslüman çıkıp da “helal insülin” üretemedi. Gene Batı bilim dünyası rekombinant DNA tekniği ile tümüyle sentetik insülin üretti de “çile” (!?) bitti!

Hamaset hiç bu denli yüksek dozda ve fütursuz kullanılmamıştı.
Dileriz Devlet aklı ve kurumları, sağduyulu AKP’liler… bu feci gidişi frenlesin..
Elbette ulusal çıkarlarımız korunsun ama siyasal çıkarlara asla alet etmeden.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ!

Bir de Ege’de işgal edilen ve sayısı 150’leri aşan ada – adacık – kayalık gibi coğrafya formasyonu VATAN TOPRAKLARI için AKP = RTE neden Suriye için olduğunun binde 1’i düzeyinde olsun ses çıkar(a)mıyor?? Neden, neden??!!

Sevgi ve saygı ile. 18 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Savaşa sürüklemek

16/01/2018 Salı

Savaşa sürüklemek

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Dış politika üzerine yazmak heveslisi değilim. En son 28 Kasım 2017 tarihinde yazmıştım. Ama koşullar yeniden yazmaya zorluyor. Erdoğan iktidarı Suriye’de bir cephe daha açmak için Türkiye’yi askeri, diplomatik, politik ve psikolojik anlamda hazırlıyor.

Diplomasi diyorsak da, aktif veya pasif müttefikler bulmaktan söz etmiyoruz. AKP iktidarı bu konuda esnekliklere sahip gözükmüyor. Son zamanlarda yakın durduğu Rusya-İran ekseni ile birlikte hareket etme olanakları da sınırlı. Suriye rejimini ise hâlâ görünürde karşısına alma inadını sürdürüyor veya buradaki bir U dönüşünün (açıktan işbirliğinin) hem iç kamuoyu hem de seyrelmiş dış muhataplar (AB, Fransa, vb.) açısından sorunlu olacağını hesaplıyor. Şimdilik yapabildiği tek şey, Suriye rejimini hasımlaştırmaktan uzak durmak oluyor. İran ile açıktan bir işbirliğinin ise ABD-İsrail-Suudi eksenini daha fazla karşısına almakla sonuçlanacağını biliyor; kaldı ki İran ile beraber görünmekten hazzediyor olması da beklemez. Rusya ile ilişkisi ise hem bir “yoğurdu üfleyerek yeme” hem de Rusya’nın Suriye’deki hava üstünlüğünü kabullenme ilişkisi. Dolayısıyla, diplomasi denilince şimdi anlaşılan tek şey, Afrin’e müdahale ve bunun kapsamı konusunda Rusya’nın ön onayını almaktan ibaret. Bunca askeri hazırlık yapıldığına göre, en azından sınırlı bir harekât için Rusya’nın onayının alındığı söylenebilir.

Peki Rusya açısından bakılırsa? Rusya, Suriye’de elde ettiklerini konsolide etmek ve ABD’yi sınırlamak istiyor.

AKP’nin politik olarak hesapları da şöyle: Bir kere, Erdoğan rejiminin 2019 konsolidasyonu için yeni hikayelere, yeni “başarılara” veya başarı görüntülerine, Suriye’de her aşamada en doğru yerde durduk masalına, dünyaya kafa tutan adam imgesine (bazıları bunu emperyalizme meydan okuyan Türkiye diye çevirmeye meraklı da olabiliyor!) ihtiyacı var. Bunu yaparken MHP kitlesini olduğu kadar onun dışına düşen milliyetçileri de peşine daha kolay takabileceğini hesaplıyor. CHP tipi muhalefetten kararlı savaş karşıtlığı da beklemiyor, hatta yeni harekâta açık destek vermek zorunda kalacağını hesaplıyor ve bu da zaten tutuyor. (Ayrıca CHP’yi parti içi siyaseti/sorunları üzerinden köşeye sıkıştırmanın kolaylığını da kullanıyor.) HDP cenahının karşı çıkışı ise, sömürülecek yeni bir konu olarak işine bile gelecek gözüküyor.
***
AKP, Suriye politikasını 2011’de yeniden çizerken, ABD’yi arkasına alıp sünni eksenin liderliğine oynama hesapları/hayalleri içindeydi. Şimdi geldiği noktada, Türkiye’nin çıkarlarının bu eksenin karşı kutbunda yer aldığını saptamak durumunda kalıyor. Aslında baştaki hatayı yapmamış yani mezhepçi bir dış politikaya savrulmamış olsa (veya belki de daha doğrusu Türkiye toplumu AKP sorunundan 2011 seçimlerinde kurtulabilmiş olsa), bu iki eksenin bugünkü biçimiyle oluşmasına da katkı yapılmamış olacak ve bölgede çok farklı bir denklem kurulmuş olacaktı.

Biraz daha açabiliriz konuyu. Başından beri Suriye’nin bütünlüğünü savunan, asla mezhepçi bakmayan bir Türkiye dış politikası devam ettirilebiliyor olsaydı (ki bu daha başlangıçta ABD ile ters düşmeyi gerektirecekti), o zaman Suriye, ABD ve Rusya nüfuz bölgelerine bölünmemiş, IŞİD ve diğer cihatçı güçler hiçbir biçimde bölgesel hakimiyetler kuramamış, Kürtler de emperyalizme sırtlarını dayamaksızın elde edebilecekleri daha mütevazı hedefler (mevcut üç kantona özerklik gibi) dışına çıkamamış olacaklardı.

Şimdiki denklemde, IŞİD yenildikten ve diğer cihatçı örgütler da iyice geriletildikten sonra, ABD’nin Kürt kartını oynayarak İran-Suriye-Hizbullah hattına bir kama sokmaya kalkışması, muhtemelen İsrail’i yakında Lübnan ve Hizbullah üzerine çullandırarak yeni bir cepheyi daha devreye sokmaya çalışmak istemesiyle de bağlantılı olabilir. ABD, Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırmayı da mutlaka hedefleri içinde tutmaktadır. Türkiye’nin kendi başına hareket etmesi riskine karşı hangi araçları devreye sokacağı da yakında anlaşılacaktır. Türkiye içinde bir bölgesel kalkışmanın şartlarının oluştuğuna kâni olursa, bunu kullanmakta tereddüt etmeyeceği artık anlaşılmaktadır. Ancak bu şartlar oluşmadığı için, Türkiye’nin burnunu savaş sahasında sürtmeye çalışarak, Türkiye’ye ders Kürtlere ise moral vermek peşine düşebilir. Nitekim YPG güçlerine verdiği silahların miktar ve niteliğine ve kendi savaşçı güçlerinin de sıcak çatışmaya girme olasılığına bakıldığında, ABD-Türkiye ilişkilerinin yeniden tanımlanmak zorunda kalacağı yeni bir döneme de kaçınılmaz bir yöneliş olabilecektir. Her durumda bütün bunlar tehlikeli bir kumarın parçalarıdır. ABD, her zamanki gibi, sahadaki güçleri birbirine düşürerek kazançlı çıkmaya çalışabilecektir; ama artık kaybetme risklerinin daha az olmadığı bir sahada hareket etmektedir.

Türkiye toplumunun ise, mezhepçi, maceracı ve emperyalizmin kuyruğuna takılan bir dış politikayla bir komşu ülkenin paramparça edilmesine, bu ülke insanlarının katledilmesine, göç yollarına düşmesine, kentlerinin, ekonomisinin, kültürünün darmadağın edilmesine; kendi ülkesindeki insanların da bu politikaların sonucu olan kitlesel suikastlarla kurban edilmesine ve son olarak da kendi çocuklarının bu komşu ülkenin sınır bölgelerinde bu siyasi zaafların ve açgözlülüklerin faturasını canlarıyla ödemelerine karşı söyleyecek bir sözünün olması gerekir.
===============================
Dostlar,

Ne demeli
Müthiş bir irdeleme (analiz) değil mi?
Sayın Prof. Oyan dış politika yazıları da yazmalı uzmanı olduğu Ekonomi’nın yanı sıra.
Erdoğan’ı v partisini mutlaka frenlemek ve tehlikeli – kanlı serüvenlerden alıkoymak gerek.
Tüm Türkiye kamuoyu bu soruna odaklanmalı.
Bu tırmandırmanın ne yazık ki bir gündem oyunu yanı olduğunu da unutmadan..

AYM’nin Altan – Alpay kararının yarattığı hukuk devleti bunalımı sanıldığından çok daha köklüdür. Erdoğan’ın bu gün AKP grup toplantısında geçiştirdiği gibi yargının kendi içinde bir sorun asla değildir. Tohumları atılmış ve bu gerilim de ülke rejmine ne yazık ki yüklenmiştir.

Bu sorun geçiştirilemez. Gündemde tutulmaya ve kamuoyu baskısının sürdürülmesine gerek var.

Sevgi ve saygı ile. 16 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Yok böyle bir “tanıklık”

Yok böyle bir “tanıklık”

Müyesser Yıldız
https://odatv.com/yok-boyle-bir-taniklik-1401181200.html, 14.01.2018, ODATV

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

ByLock olayından sonra, “Aman gizli tanıklara, itirafçılara da dikkat” demiştik.
Buyurun size inanılmaz bir “tanık” vakası!..
Yer, Doğu Anadolu’da küçük bir kentimiz. Konu, darbeye teşebbüs davası.
Soruşturma aşamasında gizli tanıklık yapan ve “Cemaat abisi” diye bilinen tanık, Polis ve Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinde, “FETÖ” mensubu olduğunu kabul etmiş, tüm yaşantısını anlatmış, bu arada kentte kendisine bağlı bazı askerlerin de adını vermiştir.
Geçen ayki duruşmada, mahkeme heyeti yerini alır. Nedendir bilinmez, duruşma savcısının yanında Başsavcı da duruşmaya çıkar. Tanık huzura getirilir. Yemin ettirilir.  

Mahkeme Başkanı, “Evet anlat bakalım, sen bu sanıklar hakkında ne biliyorsun?” diye sorar.
Tanık, “Tanımıyorum ben onları” cevabını verir.
Mahkeme Başkanı, tanığın ismini verdiği 3 sanığı sırayla ayağa kaldırır. Tanık yine, “Tanımıyorum” der. Sonrasında şu diyaloglar yaşanır:
Başkan: Neden soruşturma aşamasında “Tanıyorum” dedin?
Tanık: Ben tanıdıklarımı bilgisayardan gösterdim. Sonra, “Darbe davasından içerde olanlar var, zaten darbeci onlar. Ceza alacaklar. Onların da adını ver çıkaralım seni” dediler. Cezaevinde çekilmiş fotoğraflarını gösterdiler. Ben de “Tanıyorum” dedim. İsimleri de kendileri yazdı.
Başkan: Soruşturma aşamasında verdiğin ifadeyi kabul etmiyor musun?
Tanık: Efendim, ben örgüt üyesiyim. Beni gözaltına aldılar. Günlerce işkence yaptılar. Karımı gözaltına alıp, yan odada bana gösterdiler. Çocuklarımı, Çocuk Esirgeme Kurumuna verdiler. Günlerce işkenceden sonra bana, “karınla oruç bozarız” dediler. Ne istiyorsunuz dedim. “Sana söylediklerine ilave olarak birkaç resim göstereceğiz, bunları da tanıdığını söyleyeceksin. Tutanağı imzalayacaksın. Önce karını, bu ifadeleri mahkeme huzurunda tekrar ettikten sonra da seni çıkaracağız” dediler. Ben de imzalamak zorunda kaldım. Aklımı yitirmek üzereyim, psikolojik tedavi görüyorum.

Salondakiler donar kalır! Donup kalan sadece onlar olmaz. Malum, duruşmalar görüntülü ve sesli sistemle (SEGBİS) kaydediliyor ya, işte bu da donmuştur. Görüntüler kaydedilmiş, ama sesler hışırtılıdır. Mahkeme Başkanı, iyi niyetle bir hafta boyunca kaydın ses çözümlerini yaptırmaya çalışır. Ancak sesler anlaşılamaz. 

1 HAFTADA NE DEĞİŞTİ?

Duruşmanın tekrarlanması mecburiyeti hasıl olur. Ve bir hafta sonra “Tanık” yeniden huzura alınır. Bu duruşmada da şunlar olur:
Başkan: Evet anlat bakalım, sen bu sanıklar hakkında ne biliyorsun?
Tanık: Tanıyorum ben onları. Evime gelir giderlerdi.
Başkan: Geçen hafta tanımıyorum dedin.
Tanık: O zaman kendilerine ve ailelerine acımıştım.
Başkan: Şimdi ne değişti?
Tanık: Düşündüm ki, herkes suçunun cezasını çeksin.
Başkan: Peki o zaman, teşhis ettireceğim sana bu şahısları.

Avukatların da talebi üzerine teşhis edilecek 3 sanığa ilave olarak 5 kişi daha ayağa kaldırılır ve tanık bu 8 kişi arasından 3’ünü teşhis eder. Bu 3 kişi önceki duruşmada da kendisine gösterilen kişilerdir zaten. Buna rağmen 1’i hakkında, “Benziyor” ifadesini kullanır. Oysa, bu sanık uzun boylu, saçları önden epeyce dökük, sarışın teşhisi kolay bir kişidir.

Her neyse, duruşmadaki diyaloglara devam edelim:
Başkan: Evet, söyle bakalım ne biliyorsun sanık hakkında?
Tanık: Ne demişim daha önce efendim?
Başkan: Önce sen söyle bakalım.
Tanık, zorlanarak da olsa kendisine ezberletildiği tahmin edilen kolluktaki ifadesinden birkaç cümleyi tekrarlar. Sıra avukatların sorularına gelir.

Sanık avukatı, müvekkilinin “Rütbesini, tugaydaki görevini” sorar. Tanık, “Bilmiyorum. Nereden bileyim avukat bey” karşılığını verir. Avukat, “Örgüt abisiymişsin ya!.. Bu örgüt, mensuplarının hele ki, asker mensuplarının her şeyini kayda alıyor” diye tepki gösterir. Tanığın cevabı, “Ben öyle şeyleri bilmiyorum avukat bey” olur.
Avukat peşpeşe yeni sorular yöneltir; “Sanık nereli? Eşi çalışıyor mu, ne iş yapar? Kaç çocuğu var?” gibi…
Eş ve çocuklarla ilgili sorulara “Bilmiyorum” cevabını veren tanık, sanığın memleketi için de, “Sanırım Karadenizli. Gümüşhane, Ordu, Trabzon olabilir” der. 

GÖREVDEKİ SANIĞIN TAYİNİNİ ÇIKARDI

Avukat, tanığa soruşturma aşamasındaki, “Benimle birkaç kez görüştü, eşinden habersiz gelirdi” şeklindeki ifadesini hatırlatır. Devamında şu konuşmalar olur:
Tanık: Bilmiyorum avukat bey. Öyle mi demişim?
Avukat: Sanık bu şehre ne zaman tayin oldu?
Tanık: Bilmiyorum.
Avukat: Sen bu adamı bir örgüt abisinden devralmadın mı?
Tanık: Hayır, almadım.
Avukat: Eee, nasıl tanıştınız?
Tanık: Benim evime geldi.
Avukat: Nasıl yani, ziline basıp gelince mi tanıştınız?
Tanık: Evet avukat bey.
Avukat: Evini nereden biliyormuş?
Tanık: Bilmiyorum ki.
Avukat: Sen ziline basan herkesi eve alır mısın?
Tanık: Alırım.
Avukat: Gizli örgütsünüz ya onun için soruyorum, dikkatli olmak zorunda değil misiniz? Peki, nasıl haberleşiyordunuz?
Tanık: Haberleşmiyorduk.
Avukat: Kaç kez geldi evine?
Tanık: Bir kaç kez gelmiştir.
Avukat: Kabaca tarihleri hatırlıyor musun?
Tanık: Hayır.
Avukat: Polisteki ifadende tayin oldu gitti şehirden demişsin?
Tanık: Evet.
Avukat: Ne zaman gitti?
Tanık: 2016 Şubat, Mart, Mayıs falan olabilir. Bahar aylarıydı. (Soruşturma aşamasındaki ifadesinde ise Nisan demiş.)
Avukat: Adam tayin olmamış ki!.. Darbe gecesi bile görevde!..
Tanık: Ne bileyim ben avukat bey?
Avukat: Sen geçen hafta buraya geldin ve “Sanığı tanımıyorum” dedin, hatta, “Yemin ederim ilk kez görüyorum” dedin.
Tanık: Evet.
Avukat: Şimdi ne değişti de tanıyorum diyorsun? Cezaevinde kim görüştü seninle geçtiğimiz hafta?
Bu soru üzerine tanık. Başsavcıya doğru bakar.
Avukat, “Neden bakıyorsun Savcı Beye? Sayın Başkanım, tanık size bakarak konuşsun, ikaz edin lütfen” der. Mahkeme Başkanının, tanığı uyarmasından sonra Avukat, sorusunu tekrarlar. Tanık, kimseyle görüşmediğini söyler. Diyalog şöyle sürer:
Avukat: Psikolog görüştü mü?;
Tanık: Görüştü, ama onunla benim rahatsızlığımız üzerine konuşuyorum. İyi geliyor.
Avukat: Koğuşun değişti mi?
Tanık: Evet. Geçen hafta burada ifade verdikten sonra koğuşumu değiştirdiler.
Avukat: Sen mi istedin bu değişikliği?
Tanık: Hayır.
Avukat: Hangi koğuşa aldılar? Kimler var yeni koğuşunda?
Tanık: Polisler var. (Tek tek isimlerini sayar. Bu da göstermektedir ki, tanığın hafızası oldukça iyi.)
Avukat: Tekrar şu polisteki teşhis işlemine dönelim. Sen nasıl teşhis ettin bu şahısları?
Tanık: Bana bilgisayardan resimler gösterdiler, tanıdıklarımı söyledim. Sonra cezaevinde çekilmiş resmini gösterdiler. Ben de “Tanıyorum” dedim.
Avukat: Adını nereden biliyordun?
Tanık: Ben ne bileyim avukat bey? Onlar söylediler adını da.
Avukat: Sen bu ifadeyi verirken avukat yok muydu?
Tanık: Yoktu. İş bittikten sonra geldi. İmzaladı, gitti. 

SENİ DE Mİ SÖYLEMİŞİM?

Bu cevaplardan sonra başka sorusu olmadığını belirten Avukat, sözkonusu ifadeyi imzalayan Avukat dahil tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını bildirir.
Ancak duruşmanın asıl bombası birkaç saniye sonra patlar.
Tanığın adını vermediği, tanıkla da hiçbir ilgisi olmayan bir sanık, Mahkeme Başkanından izin isteyerek, soru sormak üzere kürsüye gelir.
Tanığın tepkisi şu olur: “Seni de mi söylemişim?”
Sonuç:
Sanıkların tutukluluğuna devam kararı verilir. Bu tanık ise tahliye edilir!..
Hasılı kelam; İktidar Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay’la ilgili verdiği tahliye kararına, “FETÖ ile mücadelede zaafiyete yol açar” diye tepki gösteriyor da
peki bu “mücadele yöntemlerine” ne demeli?
======================
Dostlar,

Devr-i AKP‘de ibretlik bir yargılama sahnesi…

  • Anayasa Mahkemesinin kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi son derece kritik, tehlikeli bir durumdur. Türkiye’nin bu zeminden hızla kurtulması gerekir..

    Ancak Erdoğan bambaşka havalarda..
    Suriye’de ABD’nin PYD – YPG güçlerini silahlandırması elbette çok önemli bir sorundur.
    Ancak son derece yüksek perdeden bağırarak ve ağır içeriklerle hamasetin doruklarında dolaşmanın anlamı ne olsa gerektir??
    Olabildiğince, çok önemli iç sorunlardan dikkati çekmek ve sözde ulusalcı söylemlerle tabanını pekiştirmek, MHP tabanından gelecek MHP’yi yutma -Bahçeli “ittifak” diyor!- tepkilerini hafifletme..

Suriye sorunun temel sorumlusu 2011 baharında ABD’nin işgal – bölme – Kürdistan kurma politikasına alet olan ve “biraderim Esat” tan birden bire “katil Esed’e” dönüşen Erdoğan söylemi ve bu ülkede iç savaş – çatışma için her tür girişimi sergileme… değil miydi??
Şimdilerde şahin kesilerek geçmişteki ürkünç hatalar giderilebilir mi?
3,5 milyon Suriyeli + 0.5 milyon Iraklı.. 4 milyon insan ülkemizde sığınmacı. Her 20 insandan 1’i göçmen.. Böylesine ağır bir yük hangi ülkede var? Akçalı (mali) portrenin 6 yılda 30 milyar Dolar gibi muazzam bir tutara eriştiği de doğrudan Erdoğan’ın açıklaması..
Ayrıca bu kanlı emperyalist oyunu bozabilmek için zorunlu kalınan Fırat kalkanı savunması yaklaşık 75 vatan evladının şehit olmasına mal olmadı mı ağır parasal harcamalar dışında..

AKP = RTE‘nin arka arkaya son derece ciddi ve ağır biçimde “kandırılmaları” (!?) ülkemize gerçekten çok ama çok ağır bir fatura çıkarmaktadır.
Bu politik ve yönetsel fiyasko, skandal kabul edilemez ve sürdürülemez..
AKP = Erdoğan Türkiye’yi yönetememekte, tersine başına ağır dertler açmaktadır.

AYM’nin Altan & Alpay kararının yerel mahkemece yerine getirilmemesi
sanıldığından çok daha ağır bir hukuk devleti – demokrasi bunalımıdır.

AKP = RTE tek adam yönetimi bu ağır bunalıma hızla, birkaç gün içinde çözüm üretmek zorundadır! Ardından da ülkemizi hızla nor- mal -leş -tir -mek! Başka hiç-bir yolu yok!

TBMM önünde kendisini yakma girişiminde bulanan yoksul – işsiz ama AKP’ye oy vermiş yurttaşın eyleminin yüklendiği ileti kodlarını iyi okumak gerekir.. Doğru ve hızlı..

Ve de artık oyalanmadan gereklerini yerine getirmeye başlamak.

Ama umut görülmüyor.. AKP = RTE bu kez Kanal İstanbul projesi ile sansasyon peşinde..
Bu “oyuncak” daha da tehlikeli. Lozan’ı, Montrö’yü tehlikeye sokacak, kaldırılamayacak ağır akçalı (mali) yük ve öngörülemeyen, görmezden gelinen doğa – ekoloji felaketleri gibi..

Sevgi ve saygı ile. 15 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com