İliç Altın Madeni Felaketi

Depremler, hurafeler? – Belhaber.beHaluk Dural
Kimya Yük. Müh.
DPT Eski Uzmanı
Milli Merkez Genel Sekreteri

13 Şubat 2024 günü, Erzincan İliç kazası Çöpler bölgesindeki Anagold firması (%80 SSR Mining Inc. ve %20 Çalık Holding) tarafından işletilen altın madeninde yığın liç alanında biriktirilen dağ gibi yığıntıda meydana gelen heyelan (toprak kayması) sonucunda, ilk açıklamalara göre dokuz işçinin kaybolduğu elim (acı) bir kaza meydana gelmiştir.

(Jeoloji Mühendisleri Odası, https://www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=17206&tipi=17&sube=0)

Bu kaza hakkında yazılı ve görsel yayınlarda çeşitli uzmanlarca bazen birbiriyle çelişebilen bilgiler verilmekte, özellikle kıymetli (değerli) maden üretimi konusunda uzman olmayan ama her konuda ahkâm kesmeyi âdet edinmiş gazeteci ve avukatlar “altın üretiminde siyanür kullanımı yasaklanmalıdır” türü açıklamalar yapmaktan geri durmamaktadır.

Genel olarak ülkemizde yapılmakta olan altın, gümüş üretimi konusunu tam anlayabilmek için kimi temel bilgileri tazelemekte yarar vardır.

  1. Kıymetli Metalleri üretimi

Doğada varolan 92 element içinde soy metaller (noble metals) denilen metaller, korozyona dirençli, kuvvetli asit ve bazlarla bile reaksiyon vermeyen bu nedenle doğada metal halinde bulunan gümüş, altın, platin, rutenyum, rodyum, paladyum, osmiyum ve iridyum gibi elementlerdir. Genellikle kükürtlü bileşikler halinde bulunan bakır ve cıva bazen metalik olarak da bulunabildiği için yarı soy metal olarak tanımlanır.

Asit ve bazlarla reaksiyon (tepkime) vermeyen bu soy metalleri, içinde bulundukları minerallerden ayırmak için kullanılabilen neredeyse tek kimyasal siyanürdür. Kimyada Elsner denklemi denilen reaksiyonda (tepkimede) altın, sodyum siyanür (NaCN) çözeltisi ve oksijen (hava) ile muamele edilince (işlem görünce), aşağıdaki denkleme göre çözünür :

4Au + 8NaCN + O2 + 2H2O → 4Na[Au(CN)2] + 4NaOH

Bu reaksiyonla (tepkimeyle) çözünen altın siyanür ile tam kimyasal bağlı bir bileşik vermez, metalik durumunu korur, bu nedenle oluşan Na[Au(CN)2] yapısına koordinasyon bileşiği denir. Altının çözünme hızı, NaCN konsantrasyonuna ve çözeltinin alkalinitesine bağlıdır; optimum pH 10,3-11,0 arasındadır.[[1]]

Eğer pH değeri 10’nun altına düşerek çözelti asitleşmeye başlarsa, sodyum siyanür su ile reaksiyon vererek bozunur;

NaCN + H2O  →  HCN (gaz) + NaOH

Bu reaksiyonda (tepkimede) oluşan çok zehirli HCN hidrojen siyanür gazı[[2]] çözeltiden havaya karışır.

1.2. Madencilikte kullanılan Liç (leach) Yöntemi

Düşük tenörlü cevherlerin zenginleştirilmesinde kullanılan modern hidrometalurji tekniklerinde kullanılan liç yöntemi, (leaching process) doğal olarak oluşan süzme süreçlerini taklit eder. Bunlar başlıca:

Dökme Liçi (Dump leach) : Bu teknikte, genellikle kükürtlü bakır cevheri (başlıca Kovelit-CuS, Kalkosir-Cu2S, Kalkopirit-CuFeS2) yığınları, bakır tuzlarının süzülmesi için bir çözücü olarak su ve/veya sülfürik asit ile ıslatılır.

Yığın Liçi (Heap leach) : Atık veya kırılmış (genellikle 5 mm’den küçük) cevherlerin, stabilize edilmiş bir yüzeyle kaplanmış astarlı bir yüzey geçirimsiz bir taban (ped) üzerinde istiflendiği, atmosferik koşullar altında çözücü kimyasallarla ıslatılır ve sızıntı suyu (metal yüklü çözeltiler) metal geri kazanım işlemleri için toplanır. Çözeltisinin cevher içine süzülmesi yerçekimi ve atmosferik koşullar altında sağlanarak metal geri kazanımı tamamlanır.

Her taban yükleme dizisi için işlem süresi haftalardan aylara dek uzar. Yığın liçinin tamamlanmasının ardından işlenmiş cevher (pasa) yığını genellikle nihai (sonal) kapatma ve ıslah için astarlanmış bir tesise (harcanmış cevher deposu) taşınır.

Günümüzde dünya altın ve bakır üretiminin yaklaşık %20’sine yığın liç yöntemi uygulanır.[[3]]

Tank liçi (Tank leach) : Kırılmış/öğütülmüş cevherlerin veya yüzdürme (flotasyon) konsantrelerinin, cevherden metal tuzlarının hızlandırılmış bir oranda çıkarılması için atmosferik basınç koşulları altında açık tanklarda kimyasal olarak işlendiği bir tekniktir. “Yarı kapalı sistem” olarak da adlandırılan bu teknik, tüm maden cevherlerinin işlenmesini, öğütülmesini ve işlenmiş malzemelerin (atıkların) atık barajlarında bertaraf edilmesini (zararsızlaştırılmasını) veya yığın liç tesisi varsa, susuzlaştırılmış atıklar, ikinci bir liç turu için liç alanına gönderilebilir veya herhangi bir artık metali yakalamak için basınçlı oksidasyon veya kavurma işleminden sonra tank liçine geri gönderilebildiği bir işleme yöntemidir.

Basınçlı Liç (Pressure leach) : Öğütülmüş cevherlerin veya yüzdürme konsantrelerinin, cevherden metal tuzlarının hızlandırılmış bir oranda çıkarılması için yüksek basınç ve sıcaklık koşulları altında reaktörlerde (otoklavlarda) kimyasal olarak işlendiği bir tekniktir. “Kapalı sistem” olarak da adlandırılan bu teknik, tüm maden cevherlerinin işlenmesini ve öğütülmesini ve işlenmiş malzemelerin (atıkların) barajlarda bertaraf edilmesini gerektirir.

Yerinde Liç (In-situ leach) : Uygun hidrojeolojik ortamlarda bakır, tuz/trona ve uranyum cevherlerinin geri kazanılmasında kullanılan bir tekniktir.

  1. SSR firması kimdir?

SSR firması bir Amerikan-Kanada ortaklığıdır. Eski adı Silver Standard Resources olan Kanada Vancouver merkezli SSR Mining Inc. ile Amerikan Alacer Gold Corp. firmaları ortaklaşa yaptıkları 11 Mayıs 2020 tarihinde 20-12 sayılı haber açıklamasıyla[[4]] birleştiklerini, SSR Mining Inc. adıyla devam edecek yeni firmanın genel merkezinin Colorado / Denver’de, yönetim merkezinin Vancouver’de olmasına karar vermişler. İki firmanın birleştiği tarihte SSR firmasının ABD Nevada’da Marigold altın madeni, Kanada Saskatchewan’da Seabee ve Arjantin Jujuy’da altın işletmeleri vardır. Alacer firmasının ise Türkiye Erzincan – İliç’te Çöpler altın işletmesi vardır.

2.1. Çöpler işletmesi bilgileri[[5]]

Çöpler Madeni 2010 yılından bu yana çalışmakta olup, SSR firmasının internet sayfasında verilen bilgilere göre “şu anda cevher, oksit ve sülfür yöntemiyle olmak üzere iki üretim tesisi aracılığıyla işlenmektedir. Oksit cevheri yığın liçi yoluyla, sülfit cevheri basınçlı oksidasyon kullanılarak işlenir. Varolan maden ömrü tahminen (kestirimle) 20 yıldan fazladır.”

Çöpler Madeninin öne çıkan özellikleri şunlardır:

Maden Rezervleri : 31 Aralık 2022 itibariyle stoklar hariç Kanıtlanmış ve Muhtemel Maden Rezervleri ortalama 2,11 g/t tenörlü 47,7 milyon ton veya 3,2 milyon onsluk[[6]] altındır.

– Maden ömrünü uzatma potansiyeli: Ölçülen ve Belirlenen Maden Kaynağı ortalama 1,07 g/t tenörlü 71,0 milyon ton veya 2,4 milyon ons (99,52 ton) altındır. Tahmin edilen Maden Kaynakları ise ortalama 1,17 g/t tenörlü veya 3,1 milyon ons (96,41 ton) altın içeren 82,4 milyon tondur.

– Çöpler’in faaliyet görünümü: 2022’nin 1. çeyreğinde hazırlanan Çöpler Bölge Master Planı TRS’nin (“CDMP21”) sonuçlarına göre SSR Madencilik’in Çöpler için mevcut geliştirme stratejisi iki üretim senaryosu içeriyordu:

  • Çakmaktepe Uzantısındaki (Ardıç) ilk Maden Rezervlerini içeren Maden Rezerv Kutusu ve
  • Çöpler Bakır-Altın (“C2”) sülfit cevherini işlemek için ilk değerlendirmeye göre bir bakır yoğunlaştırıcının inşası öngörülmektedir.

– Arama yoluyla maden ömrünün uzatılması: Halihazırda tanımlanmış Maden Rezervlerine ek olarak, mevcut maden ömrü (Life of Mine-LOM) planını tamamlayacak ek potansiyel cevheri belirlemek amacıyla hem ocak içi hem de maden yakınında arama programlarına devam ediyoruz. SSR Madencilik aynı zamanda gelecekteki büyüme için potansiyel olarak ek olasılıkları belirlemek amacıyla bölgesel olarak sondaj yapmaya devam ediyor.

Çakmaktepe

Çakmaktepe Projesi (%80 SSRM’ye aittir) mevcut Çöpler Madeni altyapısından yaklaşık 5 km uzaklıkta bulunmaktadır ve Çakmaktepe cevheri mevcut Çöpler tesisleri aracılığıyla işlenebilmektedir. Madencilik faaliyetleri Eylül 2018’de başlamış ve Çakmaktepe faz 1 oksit cevherinin üretimi 2019 yılında tamamlanmıştır.

Arama çalışmaları ilerledikçe ve Çakmaktepe ve Ardıç yataklarına ilişkin jeolojik bilgiler arttıkça, alanlar arasında olası yapısal bağlantıların olduğu ve potansiyel olarak bir genişleme yaratacağı görülmektedir.

Çöpler yatağı birbiriyle yakından ilişkili üç ana cevherleşme türünden oluşur;[[7]] bakır-altın-molibden cevherleşmesi (Ana Zon), Manganez Bölgesi’nde sülfit damarları ve ilgili karbonat ikameli altın mineralizasyonuyla birlikte demir-altın (± bakır) kayaçları.

Çöpler işletmesinde iki ayrı ana tesis bulunmaktadır. Bunlar; kükürtlü cevherlerin işlendiği ve oksitli cevherlerin işlendiği tesisler.

2.2. Kükürtlü Cevher İşletmesi

Madenden kazılıp çıkartılan cevher önce kırıcılarda ufalanıp, sonra öğütücülere yollanarak ortalama 1,4 mm’ye kadar öğütülür. Öğütülmüş malzeme yüzdürme (flotasyon) tanklarına beslenir. Tankın dibinden alınan çamur, kimyasal bileşimine göre ya basınçlı oksidasyona veya asitlendirme tankına yollanır. Asitlendirme tankına sülfirik asit (H2SO4) ilave edilerek, altın haricindeki elementler sülfat halinde çöktürülür, altın içeren kısım ayrılır. Basınçlı oksidasyona yollanan kısımda ise özellikle demir içeriği oksitlenerek ayrılır. Altın içeren çözelti kısımları ise tekrar seri bağlı çökeltme tanklarına (dekanter) alınıp, son katı kısımlardan ayrıldıktan sonra seri bağlanmış karıştırma tanklarına alınarak içine hava veya oksijen püskürtülen bazik sodyum siyanür çözeltisi ile muamele edilerek, altın çözeltiye alınır. Bu altın içeren bazik siyanürlü çözelti daha sonra içine aktif karbon (kaliteli odun kömürü benzeri) eklendiği bir seri karıştırma tankına alınır. Burada altın, kömür tarafından emilerek (adsorbe edilerek) çözeltiden ayrılır.

Altın içeren aktif kömür bir sıyırma kolonuna (elution column) yüklenir, burada yıkama yapılarak altın aktif kömürden ayrılır. Altın içeren yıkama çözeltisi elektroliz ünitesine yollanır, altın paslanmaz çelik katot levhalar üzerinde birikir. Bu altın kaplı katot levhalarındaki altın, altın rafinerisindeki ergitme fırınlarında sıvı olarak ayrılıp, kalıplanır.

Bu işlemler sırasında ortaya çıkan siyanürlü atık çamurlar nötralizasyon tanklarında kireç sütü (kalsiyum hidroksit-Ca(OH)2) ilavesiyle çamurdaki metallerin karbonat halinden çökeltilmesi ve hava püskürtülerek demir ve manganezin oksitlenmesi sağlanır. Ayrıca tanka sodyum metabisülfit ilave edilerek (Na2S2O5, suda çözününce tanka üflenen hava veya oksijen yardımıyla kükürt dioksit SO2 açığa çıkar) atıklardaki siyanürün parçalanması sağlanır.[[8]]

Bu işlemler tamamlandıktan sonra tankların dibinden alınan çamurlar, borularla “Atık Havuzu”na yollanır.

2.3. Yığın Liç İşletmesi

Madenden çıkartılan cevher önce kırıcılarda ufalanır sonra öğütücülere yollanarak ortalama 25 mm’ye kadar öğütülür. Öğütülmüş malzeme, tabanı kalın bir sıkıştırılmış kil ve üzeri kalın naylon serili, hafif eğimli birkaç adet 100 biner m2’lik liç sahasından birine yığılır.

Cevher yığınının üzerine saatte ortalama 1000 m3 bazik (pH 10,5) sodyum siyanür çözeltisi püskürtülmeye başlanır. Yığın içindeki kıymetli metaller siyanür çözeltisine alınarak, bu altın içeren bazik siyanürlü çözelti daha sonra içine aktif karbon (kaliteli odun kömürü benzeri) eklendiği bir seri karıştırma tankına alınır. Burada altın, kömür tarafından emilerek (adsorbe edilerek) çözeltiden ayrılır. Altını emmiş olan aktif karbon elenerek çözeltiden ayrıldıktan sonra yıkama kolonuna alınıp, önce nitrik asitle (HNO3) ile yıkanıp inorganik kalıntılar giderildikten sonra kostik (Sodyum hidroksit NaOH) yıkaması ile nötralize edilir ve sıyırma tankına alınarak bazik siyanür çözeltisi ile karıştırılarak karbon içindeki altın çözeltiye alınır. Altın içeren yıkama çözeltisi elektroliz ünitesine yollanır, altın paslanmaz çelik katot levhalar üzerinde birikir. Bu altın kaplı katot levhalarındaki altın, altın rafinerisindeki ergitme fırınlarında sıvı olarak ayrılıp, kalıplanır.

2.4. Atık biriktirme havuzu

Mevcut atık havuzu, inşaat, madencilik alanlarında tasarım ve mühendislik hizmeti veren Kanadalı WSP (Williams Sale Partnership) firmasının[[9]] şimdi ortağı olan Kanadalı Golder Associate Ltd. firmasının Ankara merkezli firması tarafından tasarlanmıştır. İlk aşamada biriktirme kapasitesi 65,8 milyon ton ve baraj üst yayı 1275 metre kodundadır. Geçen yıl itibariyle havuzdaki katı atık miktarı %32 olup, katı atıkların üzerinde 4-5 metre sulu kısımda yaklaşık 1,5 milyon m3 atık suyu vardır.

Atık Yönetimi için Küresel Sanayi Standardı (Global Industry Standard for Tailings Management, https://globaltailingsreview.org/wp-content/uploads/2020/08/global-industry-standard-on-tailings-management.pdf) belgesinin Ek-2 Tablo’suna göre mevcut atık havuzu barajının yıkılma riski “Yüksek-High” bulunmuştur. Böyle bir durumda risk altındaki kişi sayısı 10-100 olarak, ölüm oranı 1-10 kişi verilmekte, doğada önemli kayıplara, hayvanların kullandığı içme sularında kirlenmeye ve bazen ölümlere (nitekim su içen kuşlar ölmektedir) sebep olabilecektir. Kirlenmeye sebep olacağı 10-20 km2’lik bir alanın düzelmesi 100 milyon dolara mâl olacak, 5 yıldan fazla sürecektir.[[10]]

2.5. İliç İşletmesinin olumsuzlukları

2.5.1 Açık İşletme bir doğa katliamıdır

İliç Çöpler işletmesi bir “açık işletme”dir (open pit). Toprağın üzerindeki doğayı tamamen tahrip eder, geride inanılmaz büyüklükte çukurlar bırakır.

Halbuki SSR Mining Inc. Kanada firması kendi memleketinde Kuzey Saskatchewan bölgesinde La Ronge kentinin 125 km kuzeyindeki Santoy madeninde yeraltı (underground) madenciliği ile Seabea tesislerinde 2014’den beri altın üretmekte yerüstü doğa örtüsüne herhangi bir zarar vermemektedir.[[11]]


SSR firmasının Kanada’daki Seabee yeraltı maden işletmesi

Nitekim bir diğer Kanada altın firması olan Alamos Gold Inc. geçtiğimiz yıllarda, dünyada ikinci en yüksek oksijen oranına sahip Kaz Dağlarında üretim ruhsatı aldığı altın madeninde açık işletme yapmak için ruhsat sahasında 300 binin üzerinde ağaç kesip, orman alanını tahrip etmiş, kamuoyu tepkisi üzerine defolup gitmiştir.

Aynı firma Alamos Gold, kendi memleketindeki Kanada-Ontario’daki Young-Davidson ve Island Gold madenlerinde ise; (https://www.alamosgold.com/operations/producing-mines/young-davidson-canada/default.aspx)  (https://www.alamosgold.com/operations/producing-mines/island-gold-canada/default.aspx) yeraltı galeri madenciliği yapmakta, toprak üzerindeki doğaya zarar vermemektedir. Ancak Meksika-Sonara’daki Mulatos Madeninde büyük bir utanmazlıkla açık işletme ve yığın liçi ile doğayı vahşice tahrip etmekte hiçbir beis görmemektedir. (https://www.alamosgold.com/operations/producing-mines/mulatos-mexico/default.aspx)

2.5.2. Yığın Liç yöntemi tehlikelidir.

2.5.2.1. Yığında heyelan tehlikesi vardır.

Çöpler işletmesinde mevcut liç yığın yatağı yaklaşık 8’er metre kalınlıkta tabakalar halinde maksimum 100 metre yüksekliğe kadar 63 bin ton cevher alabilecek kapasiteye sahiptir. Yığılan cevherin yoğunluğu 1,8 t/m3’tür. Kıymetli metalleri eriten bazik siyanür çözeltisinin doğal akışının sağlanması için yığın yatağının eğimi ortalama 2,5Yatay:1Dikey (%40), yani yaklaşık 21,8o’dir.

Muhtemel deprem bölgelerinde yeralan liç yığınlarında heyelan tehlikesi daima dikkate alınmalıdır. Eğer liç yığınına bazik siyanür çözeltisi püskürtülmesi ile yığında tutulan çözelti %85 doygunluğa erişirse, yığın malzemesi akışkan bir çamur haline gelerek heyelan oluşur. Bu nedenle doygunluk %85’in altında tutularak heyelan tehlikesi azaltılmalıdır.[[12]]

Nitekim İliç maden kazasında liç yığınında meydana gelen heyelan için düzenlenen bilirkişi ön raporunda “oksit operasyon başmühendisinin de yığın liçinde meydana gelen çatlaklar konusunda iş güvenliği uzmanı tarafından kezlerce uyarılmasına karşın çözelti (bazik siyanür çözeltisi) verdiği ve yığın liçinde hareketi hızlandırdığı, çatlakların belli aralıklara gelmesini gördüğü halde bunu hiçe saydığı, bu riskli durumu bilmesine karşın alanın boşaltılması konusunu göz ardı ederek çalışanların can güvenliklerini tehlikeye attığının tespit edildiği vurgulanarak, kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı bildirildi.” tespiti yapılmıştır.[[13]]

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü akademisyenlerince, Erzincan’ın İliç ilçesindeki siyanür sızıntısıyla gündeme gelen altın madenindeki toprak (doğrusu liç yığını) kaymasıyla ilgili ön inceleme raporu hazırlandı. Raporda liç sahasına her bir basamağı 8 metre yükseklikte olan 14 basamaklı cevher yığılarak toplam yüksekliğin 117 metre (sahanın tasarımına göre maksimim yükseklik 100 metredir) olduğu belirtilmekte, heyelana uğrayan siyanür çözeltine bulanmış liç malzemesinin yaklaşık 20 milyon m3 olduğu belirtilmektedir.[[14]]

Bu tesisin liç sahası ve siyanürlü atık havuzu bölgedeki aktif Munzur Fayı üzerindedir. “Bu şekilde gördüğünüz sarı renkli hat, resmi nitelikli MTA Diri Fay Haritası’nda gösterilen Munzur Fayı’dır. Sol yanlı doğrultu atımlı (sarı oklar) bu fay Ovacık Fayı‘nın bir koludur ve deprem tehlikesi yüksektir. Yeni Türkiye Deprem Tehlike Haritası’na (2019) göre 50 yılda %2 aşılma olasılığına göre bu alandaki tesislerin maruz kalacağı maksimum yatay ivme, en iyi ihtimalle 0,44 g (444 cm/s2)’dir.

Kırmızı renkli kesikli çizgiyle gösterilen alan insan kaynaklı heyelanın kapladığı alandır. Atık Havuzu’nun ve Fırat Nehri üzerindeki barajın (Bağıştaş HES) aktif Munzur Fayı’na ne kadar yakın olduğuna dikkatinizi çekerim.”[[15]]

2.5.2.2. Yığında HCN gazı tehlikesi vardır.

Liç yığınına püskürtülen bazik siyanür çözeltisinin pH derecesi en az 10,5 olmalıdır. Eğer liç işlemi sırasında uzun süre şiddetli yağmur yağarsa, pH değeri 10’nun altına düşerek çözelti asitleşmeye başlar ve sodyum siyanür su ile reaksiyon vererek bozunur;

NaCN + H2O  →  HCN(gaz) + NaOH

Bu reaksiyonda oluşan çok zehirli HCN hidrojen siyanür gazı çözeltiden havaya karışır. 2011 yılında Eti Gümüş’e ait Kütahya Gümüşköy işletmesinde yaşanan atık barajı sorunu sırasında çevrede yaşanan HCN gazı zehirlenmelerine rastlanmıştır.

2.5.3. Atık havuzları işletmesi

Gerek yığın gerekse tank liçi işlemlerinde, içindeki altın alındıktan sonra geriye kalan çamur halindeki siyanürlü atıklar, atık havuzlarında depolanır. İçindeki katı atıklar dibe çökelir, üzerinde siyanürlü çözelti birikir. Yağmur sularıyla pH derecesi 10’un altına düşünce HCN gazı yayılacağı gibi, havuzun etrafındaki barajın yıkılması durumunda ise büyük bir çevre felaketi doğacaktır.

Bu nedenle havuzdaki siyanür çözeltisinin zehirden arıtılması gerekir. Gerçi Kükürtlü Cevher işletmesinde işlemler sırasında ortaya çıkan siyanürlü atık çamurlar bulunduğu tanka sodyum metabisülfit eklenerek (Na2S2O5, suda çözününce tanka üflenen hava veya oksijen yardımıyla kükürt dioksit SO2 açığa çıkar) atıklardaki siyanürün parçalanması sağlanmaktadır.

Ancak bundan daha etkili etkili yöntem Hidrojen Peroksit (H2O2) kullanmaktır.[[16]]

“Madencilik sektöründeki ilk tam ölçekli hidrojen peroksit arıtma tesisi, Degussa tarafından Papua Yeni Gine’deki Ok Tedi Madeni’nde inşa edildi ve işletildi. Ortalama 110-300 mg/litre toplam siyanür içeren 1.100 m3/saatlik bir atık akışı içindeki siyanür miktarı 1-10 mg/l’ye kadar düşürülmüştür.

Hidrojen peroksit, serbest ve zayıf kompleksli metal siyanürleri (yani nikel, bakır, kadmiyum ve çinko siyanürler) aşağıdaki şekilde; sodyum siyanürü oksitleyerek, zehirsiz siyanat (OCN) haline çevirir, metal siyanür komplekslerindeki siyanürü oksitleyip siyanata çevirirken, serbest kalan metaller bazik ortamda optimum pH değerleri yaklaşık 9,0-9,5 olan katı metal hidroksitlere dönüşüp çökelirler:

NaCN + H2O2 → NaOCN + H2O

M(CN4)2- + 4H2O2 + 2OH  →  4OCN + 4H2O + M(OH)2 katı

SSR Çöpler Maden işletmesindeki atık havuzunda toplanan suları arıtmak için herhangi bir “su arıtma tesisi” bulunmamaktadır. 

2.5.3.1 Kanada Seabee Madeni atık havuzu[[17]]

SSR şirketinin, İliç’te yaptığı açık işletmeye karşın, Kanada’daki Seabee yeraltı işletmesinde çıkan atıkların depolandığı iki adet atık havuzu bulunmaktadır. Bu havuzların yakınında, havuzlarda biriken siyanürlü suları çevre yasa ve yönetmeliklerine göre arıtan 200.000 m3/yıl kapasiteli bir su arıtma tesisi (water treatment plant) bulunmaktadır. İşletmede kullanılacak suların %96’sı burada arıtılan sulardan sağlanarak, yeraltı madenlerinde ve kırıcılarda yeniden kullanılmak üzere yeniden sisteme pompalanmaktadır.

  1. Özet ve Sonuç

Yukarıda biraz teknik ve uzun açıklamaların özeti olarak kısaca söylemek istediklerimi sıralarsam:

  • Altın üretimi yapan yabancı firmalar, kendi ülkelerinde uyguladıkları çevre duyarlı madencilik yerine, ülkemizde ve diğer gelişmekte olan ülkelerde (ABD gibi bazı ülkelerin çevre sorunu yaratmayacak uzak coğrafyalarındakiler hariç) maksimum kâr hırsıyla vahşi sömürgeci tavrıyla doğayı tahrip eden, düşük maliyetli yöntemlerle madencilik ve üretim yapmaktadırlar.
  • Günümüzde altın ve gümüş gibi soy metallerin üretim teknolojinde siyanür kullanımından başka bir yöntem yoktur.
  • Altın ve gümüş üretiminde yeraltı madenciliği zorunlu olmalı, açık işletme yasaklanmalıdır.
  • İşletmelerin “tank liçi” kullanması zorunlu olmalı, yığın liç yöntemi yasaklanmalıdır.
  • Atık havuzları ve havuz baraj yapımı şartnameleri daha kapsamlı olmalıdır.
  • Atık havuzlarına verilen siyanürlü atıkların üzerinde toplanan sular, su arıtma tesislerinde arıtılarak, yeniden maden üretimde kullanılmalıdır.
  • 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 14. maddesinde belirtilen “Üretilen madenlerden alınacak Devlet hakkı, aynı yasanın 2. maddesi’nin IV. Grup Madenler fıkrasının c) bendinde sayılan “Altın, Gümüş, Platin, Bakır, Kurşun, Çinko, Demir, Pirit, Manganez, Krom, Cıva, Antimuan, Kalay, Vanadyum, Arsenik, Molibden, Tungsten (Volframit, Şelit), Kobalt, Nikel, Kadmiyum, Bizmut, Titan (İlmenit, Rutil), Alüminyum (Boksit, Gipsit, Böhmit), Nadir toprak elementleri (Seryum Grubu, Yitriyum Grubu) ve Nadir toprak mineralleri (Bastnazit, Monazit, Ksenotim, Serit, Oyksenit, Samarskit, Fergusonit), Sezyum, Rubidyum, Berilyum, İndiyum, Galyum, Talyum, Zirkonyum, Hafniyum, Germanyum, Niobyum, Tantalyum, Selenyum, Telluryum, Renyum.” madenlerinin üretiminde alınacak devlet hakkı, “ocak başı %2” iptal edilerek, üretilen  “nihai ürün” miktarının (kg olarak) %50’si olmalıdır.
  • ABD’nin Montana ve Wisconsin eyaletleri, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, siyanür madenciliğini yasakladı. Ancak, Avrupa Komisyonu mevcut düzenlemelerin yeterli çevre ve sağlık koruması sağladığını belirterek böyle bir yasaklama teklifini reddetmiştir.[[18]]
  • Romanya’da altın siyanürlemenin yasaklanması yönündeki birçok girişim Romanya Parlamentosu tarafından reddedilmiştir.
  • AB’de tehlikeli kimyasalların endüstriyel kullanımı madencilik endüstrilerinden kaynaklanan atıkların yönetimine ilişkin “Directive 2006/21/Ec of The European Parliament And of The Council of 15 March 2006 on the management of waste from extractive industries and amending Directive 2004/35/EC”[[19]] isimli talimatnameyi kabul etti. Bu talimatnamenin 13. madde, 6. fıkrasına göre, “atık havuzundaki zayıf asitle ayrışabilen (Weak Acid Dissociable-WAD) siyanür konsantrasyonunun, eldeki en iyi teknikler kullanılarak olanaklı olan en düşük düzeye indirilmesini” gerekliliği üzerine, 2018’de ise 10 ppm’ye düşmüştür.”

Anılan talimatnamenin 14. maddesi uyarınca şirketlerin, maden bittikten sonra temizliğin sağlanması için mali garantiler de vermesi zorunlu duruma getirilmiştir.

  • Bir şirketin siyanür yönetiminin üçüncü taraf denetimleri ile çevresel etkileri azaltmayı amaçlayan “Siyanür Yasası” The International Cyanide Management Code For the Manufacture, Transport, and Use of Cyanide in the Production of Gold”[[20]] imzalaması koşul olmalıdır.
  • Yukarıdaki (g), (j) ve (k) şıklarında belirtilen hususlar 3213 sayılı Maden Kanunu’na eklenmelidir. Maden yasasına eklenecek bu düzenlemelerle, hiçbir yabancı firma Türkiye’de altın madeni işletmeye istekli olmaz.

Bu nedenle Etibank yeniden ihya edilmelidir.

* * *
[[1]] : Sulu çözeltilerin pH değerleri 0 – 14 arasındadır. pH 7 nötr (saf su). 0-7 arası asitlik, 7-14 baziklik (alkalinite) ifade eder.
[[2]] : Havada litre başına 0,2-0,3 mg (180-270 ppm) HCN miktarı çabuk öldürücü olup, 0,1/1 mg’lık (=90ppm) miktarı ise daha uzun sürede ölüme yol açar. 0,02-0,04 mg/L’deki (18-36 ppm) konsantrasyonda uzun süre solumada etkisizdir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Hidrojen_siyan%C3%BCr
[[3]] : https://www.researchgate.net/publication/326480236_HEAP_LEACHING_TECHNIQUE_in_MINING_Within_the_Context_of_BEST_AVAILABLE_TECHNIQUES_BAT_-_Introductory_Statement_by_Euromines/link/5b507ddb45851507a7af2eaf/download?_tp=eyJjb250ZXh0Ijp7ImZpcnN0UGFnZSI6Il9kaXJlY3QiLCJwYWdlIjoicHVibGljYXRpb24ifX0, sayfa 11
[[4]] : https://s22.q4cdn.com/546540291/files/doc_news/2020/05/20-12-2020-05-11-SSR-Mining-and-Alacer-Gold-Merger-Final-v3.pdf
[[5]] : https://www.ssrmining.com/operations/production/copler-mine/
[[6]] : Ons altın = 31,1 gram
[[7]] : Technical Report Summary on the Çöpler Property, Türkiye, S-K 1300 Report, SSR Mining Inc.,SLR Project No.: 138.21581.00006,Effective Date:October 31, 2023, Signature Date:February 12, 2024, 6,5. Deposit Types, sayfa 6-24
[[8]] : https://en.wikipedia.org/wiki/Sodium_metabisulfite
[[9]] : https://www.wsp.com/en-gl/who-we-are/our-offices
[[10]] : Dip not [7], 15.9 Tailings Storage Facility, sayfa 15-9.
[[11]] : https://www.ssrmining.com/operations/production/seabee/
[[12]] : Dip Not [4], a) Liquefaction Potential: sayfa 24
[[13]] : https://www.veryansintv.com/erzincan-maden-felaketinde-bilirkisi-heyeti-on-raporunu-tamamlandi-is-kazasiymis/
[[14]] : https://www.veryansintv.com/istanbul-universitesinden-ilic-raporu-20-milyon-metrekup-kutle-kaydi/
[[15]] : Prof. Doğan Prinçek, X mesajı 17.02.2024
[[16]] : https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S089268750400144X
[[17]] : Seabeen 2021 Technical Report, September 2022, Bölüm 15. Infrastructure,https://www.ssrmining.com/_resources/reports/Seabee-2021-Technical-Report-Summary.pdf?v=0.583
[[18]] : https://im-mining.com/2010/07/06/european-commission-rejects-proposed-ban-on-using-cyanide-in-extractive-industry/
[[19]] : https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/ALL/?uri=CELEX:32006L0021
[[20]] : The “International Cyanide Management Code For the Manufacture, Transport, and Use of Cyanide In the Production of Gold” (Cyanide Code), https://cyanidecode.org/

Hz. MUHAMMET diyor ki….

Prof. Dr. Halil ÇİVİ
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

HZ. MUHAMMED diyor ki             :
(570 Mekke – 632 Medine)

1- İşler, o işlere ehil olmayanlara verilirse kıyamet yaklaşmış demektir.
2- Bilim Çin’de olsa bile gidip almak gerekir.
3- Bilginlerin mürekkebi şehitlerin kanından daha kutsaldır.
4- Beşikten mezara dek bilim öğreniniz.
5- Adalet güzeldir, fakat emirlerin (yönetenlerin) adil olmaları daha da güzeldir.
6- Bilgi ibadetten üstündür.
7- Bilim hem süs, hem de düşmanlarımıza karşı bir silahtır.
8- Bilim öğrenmek kadın-erkek tüm müslümanlar için bir borçtur.
9- Dünyayı isteyen bilime sarılsın, ahireti isteyen bilime sarılsın, hem dünyayı ve hem ahireti isteyen yine bilime sarılsın.
10- Bilime ve bilginlere saygı gösterenler bana saygı göstermiş olurlar.
11- Bilginler peygamberin mirasçılarıdır.
12- Bilginler yeryüzünün ışıklarıdır.
13- Evlat kokusu cennet kokusudur.
14- Dünya ile ahiret iki ortak kadın (kuma) gibidir; birini razı ettin mi öbürü kızar.
15- Dünya ahiretin bir tarlasıdır. Dünyada ne ekersen ahirette onu biçersin.
16- Kendin için sevip istediklerini herkes için de iste.
18- Bir şeyi çok sevmek, insanı o şeye karşı kör ve sağır yapar.
19- En sevdiğim söz doğru sözdür.
20- Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan uluslar çökmek zorundadır.
———————–
Kaynak :
Recep S. TATAR. Özlü Güzel Sözler, Bilge Yaşamlar. Su yayınları ss. 233-241. İstanbul 2016

İliç’te ne oldu?

Örsan K. Öymen
Örsan K. Öymen
19 Şubat 2024, Cumhuriyet

Erzincan’ın İliç ilçesinde yabancı ortaklı bir altın madeninde meydana gelen heyelan faciası, bir dizi uyarılar ve ihmaller zincirine indirgenebilecek bir olay değildir.

Toprağın neden ve nasıl kaydığı, daha önce bu konuda yapılan uyarıların neden dikkate alınmadığı, hazırlanan ÇED raporlarının bilimsel olup olmadığı, altın madeninin ve siyanürlü zehirli (AS: atık) su havuzunun, Anadolu ve Mezopotamya bölgesinin yaşam kaynağı olan Fırat Nehri’nin öncül kolu olan Karasu Nehri’nin dibine kurulmasına neden ve nasıl onay verildiği gibi konuların elbette araştırılması, incelenmesi ve sorumluların yargı önünde hesap vermesi ve bu zehir merkezinin kapatılması gerekir.

Ancak bununla birlikte sorgulanması gereken şey, Türkiye’de ve dünyada bu ve bunun gibi faciaların meydana gelmesine yol açan ahlaksız ve erdemsiz ekonomik ve siyasal düzendir.

  • Bu bağlamda, kapitalizm ve emperyalizm sorunu çözülmeden, bu sorunların da çözülemeyeceği açıktır.
  • Çünkü kapitalizm ve emperyalizm;
    – sermaye sınıfını koruyan,
    – her şeyi kâr etmek amacına ve paraya indirgeyen,
    – değerli olan şeyleri değersizleştiren,
    – değersiz olan şeyleri bir değer haline getiren,
    – doğanın, insanın ve ulusal kaynakların sömürülmesini öngören adaletsiz bir düzendir.

***

Kapitalist ve emperyalist düzende insanın, doğanın ve ulusal kaynakların hiçbir değeri yoktur

İliç’te ne oldu?

Çünkü bu bozuk ve ahlaksız düzen için değerli olan tek şey, şirketlerin ve holdinglerin elde edecekleri kâr ve paradır. Bu düzende, şirket ve holding fetişizmi, halkın egemenliğinin ve kamu yararının önüne geçmiş durumdadır.

Bu nedenle, bir heyelan (toprak kayması) sonucunda madende çalışan işçilerin yaşamını yitirmesi, onların ailelerinin yaşamlarının kayması, siyanürlü zehirli suyun Fırat Nehri’nin temiz sularına doğrudan veya yağan yağmurlarla yer altından karışması ve bunun sonucunda nehirdeki canlıların ve nehir sularını kullanan insanların yaşamını yitirmesi veya ağır biçimde hastalanması; Türkiye, Suriye ve Irak olmak üzere, üç ülkenin coğrafyasındaki doğanın ve insanların bundan olumsuz etkilenmesi, şirketlerin, holdinglerin, özel sektörün, özelleştirmenin ve serbest piyasa ekonomisinin umurunda olmaz.

  • Hele AKP gibi sömürge olmayı içine sindirmiş bir siyasal partinin yönettiği bir ülkede, bunlar, kapitalistlerin ve emperyalistlerin hiç umurunda olmaz.

Antik çağlarda uygarlığın, kentleşmenin, tarımsal üretimin, yazının, bilimin, sanatın, felsefenin temellerini Mezopotamya’da ve Anadolu’da atmış olan Sümerler, Akadlar, Babilliler, Asurlular, Hititler, Urartular, Yunanlar, 21. yüzyılda kapitalizmin ve emperyalizmin böyle bir barbarlığa yol açtığını görselerdi acaba ne düşünürlerdi?!
***
Bir ülkenin doğal kaynaklarının o ülkedeki ulusa, yani halka ait olması ve bu kaynakların çevreye, doğaya, insana ve canlılara zarar vermeyecek biçimde kontrollü (denetimli) ve sınırlı olarak kullanılması, yine adaletin bir gereğidir.

Halka ve kamuya ait olan kaynakların, yerli ve yabancı şirketlere ve holdinglere devredilmesi, ulusal kamu kaynaklarının özelleştirilmesi, halkın egemenliği ilkesine aykırıdır.

Böyle bir ülkede, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesinin yazılı olmasının hiçbir anlamı yoktur.

Özelleştirmelerin halkın haklarını gasp ettiği bir ortamda,

  • Halkın egemenliğini seçim sandıklarına indirgemek, yüzeysellikten, aptallıktan ve vicdansızlıktan başka bir şey değildir.

***
Karşı karşıya olduğumuz sorun en temelde, bir ahlak ve erdem sorunudur.

  • Ahlaki değerlere sahip olmayan erdemsiz insanlar, dincilikle halkı uyuşturarak ve sahte bir ahlak anlayışı ortaya koyarak, ahlaksız ve erdemsiz bir sömürü düzeni kurmuşlardır.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İliç’te ne oldu?19 Şubat 2024
Yapay zekâ5 Şubat 2024

Mustafa Aydınli şiiri : DUYDUN MU? -İliç Madencilerine-

ŞİİR KÖŞESİ..

 

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar
Halk Ozanı

 


DUYDUN MU?
 -İliç Madencilerine-

Altı üstü pay pay oldu yurdumun
Madenleri gider oldu duydun mu?
Nefesi tükendi kuşu kurdumun
Varlığımız heder oldu duydun mu?
***
Yabancı kanını emip gidiyor
Doğaya saygısız, çıkar güdüyor
Ceremeyi benim halkım ödüyor
Bugün dünden beter oldu duydun mu?
***
Delik deşik oldu her bir dağımız
Zehirle kurudu bahçe bağımız
Siyanürlü zehir solur sağımız
Ölüm bize kader oldu duydun mu?
***
Arılar ürettik balın aldılar
İşbirlikçi bulup ortak çaldılar
Kandırıp sindirip korku saldılar
Sabır taştı yeter oldu duydun mu?
***
Kekliğimiz ötmez oldu ovada
Kara bulut döner durur havada
Gözler pınar oldu dokuz yuvada
Günüm gecem keder oldu duydun mu?
***
Gayrı dur diyelim bu kör gidişe
Haraç mezat satılmasın her köşe
Aydınlı yüreğim yandı bu işe
Oylum oylum tüter oldu duydun mu?

Altıncıdan rüşveti kim aldı!

Necati DoğruNecati Doğru

Siyanür, sülfürik asit, ağır metaller bir araya geldi; yağmur yağdı, altın cevheri ile siyanür bulamacı olmuş yapma 10 milyon metreküp dağ kaydı, kamyonları, konteynerini altına aldı. 9 işçi hayatını kaybetti. Devleti ele geçirmiş rüşvet yiyici ile rüşvet yedirici altın arayıcı şirket arasında “el ele- iç içe- dip dibe geçmiş” ahlaksız bir yapı olduğu tabak gibi ortaya çıktı.

Allahsız altıncı!
Allahsız yiyiciye!
Dolar yedirdi.
Gözler görmedi.
Kulaklar duymadı.
Vicdanlar satıldı.
Erzincan’daki felaket bu yüzden oldu. Bana “rüşvetin belgesini” mi soruyorsun?
★★★
Belge mi arıyorsun?
İşte sana belge:
Amerikalı Kanadalı çok uluslu şirket kendine yerli Türk ortak buldu. Ona yüzde 20 pay verdiler. Yerli ortağın CEO’su Cumhurbaşkanının damadıydı. Bu yerli ortaklı yabancı şirkete Erzincan’da birinci derece deprem fay hattında hazine arazisi üzerinde “altın çıkartma izni” verildi. Siyanür ile altın madenciliği Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklandı. Türkiye’de ise bile bile fay hattı üzerinde siyanür, sülfürik asit, silika gibi 21 kalem ağır kimyasal kullanarak çıkarmasına devlet destekli, devlet korumalı, devlet kolaylaştırmalı izin verildi.

Belge mi arıyorsun? İşte sana belge: Gözüne girsin.
★★★
Çok uluslu yabancı şirketin, Erzincan toprağındaki altını “vahşi madencilik ya da sömürge madenciliği” denilen yöntemle çıkaracağı ÇED raporunda, ruhsatlarda, madenci odaları uyarılarında yazıyordu. Atatürk, Keban ve Karakaya barajlarının sularını besleyen Fırat Nehri’ne akan Karasu’ya 350 metre yakınında deprem hattı üzerinde hazine arazisi bu şirkete 25 yıllığına kiralandı.
Belge mi arıyorsun? İşte belge. Gözüne girsin.
★★★
Cumhurbaşkanına yakın küçük pay sahibi yerli ortağı yanına alan çok uluslu şirket, “rüşvet dağıtma- rüşvetle susturma- rüşvetle satın alma” yöntemlerini Erzincan’da uygulamaya başladı. Bölgede her eve 130 bin TL bağış verildi. Toplam 12 milyon TL dağıtıldı. Bölge halkından ömürleri boyunca “altın madeni işleten şirkete dava açmayacakları” sözü alındı. Erzincan Spor’a 21 milyon TL, Erzincan Üniversitesi’ne 14 milyon bağışlandı. Bunlar Ankara’da Cumhurbaşkanlığı’nın, tüm bakanların, bölgedeki valililerin, Cumhuriyet Savcılarının, polis karakol komiserlerinin gözleri önünde yapıldı. Şüphelenen çıkmadı.
İşte belge. Gözüne girsin
★★★
Bu altın madenin kurulduğu Erzincan’daki hazine arazisinin bulunduğu bölgede 21 kalem ağır kimyasal metalin havada- suda- toprakta yarattığı zehirleyici etki sonunda küçükbaş hayvanlıkta yüzde 67 gerileme oldu. Ünlü Erzincan tulum peyniri üretimi düştü. Tarım ülkesi Türkiye kendi ürettiği yerli mercimeğe muhtaç hale geldi. Kanada’dan ithal mercimek almaya mahkum oldu.  Bölgede 5 çocuktan 2’si sakat doğmaya başladı. Kanser hastalığı patladı. Hâlâ! Belge mi soruyorsun? Gözüne girsin.
★★★
Bütün bunlar olurken rüşvet dağıtıcı şirket kapasite artırıp daha çok altın üretmek istedi. Aynı büyüklükte ikinci atık barajı kurmasına izin verilmesi için hazırlanan 1780 sayfalık ÇED raporunda; 21 kalem ağır kimyasal atığı; “evsel atıktır” diye yazıldı. Böylesine rüşvet kokan ÇED raporu bile tarihe geçti. Buna karşı bölgenin tek tük duyarlı insanlarınca açılmak istenen davalarda mahkemeler, keşfe gelmeden davayı reddetmeyi seçiler.
Belge mi bekliyorsun? Gözüne girsin.
★★★
Kim rüşveti ne kadar yedi? Nasıl yedi? Hangi yol ve yöntemlerle yedi. Yedi yedi semirdi. Erzincan’da “çevrenin kasten kirletilmesi- görevi kötüye kullanma- bilinçli taksirle adam öldürme -olası kastla adam öldürme- genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” suçları işlendi. Erzincan’da siyanürlü yapma dağ sadece yağmur yüzünden değil utancından da ayağa kalktı 10 milyon metreküp toprak, sanayide 10 metre hızla aşağı vadiye doğru aktı. Bölgenin insanı ve vahşi madenciliğe karşı yiğitçe hukuk mücadelesi veren ve halkı birlik olup direnmeye çağıran emekli makinist Sedat Cezayiroğlu gözaltına alındı.
Belge mi bekliyorsun? Gözüne girsin.

Kurum, kurum!

Maden Yasası 21 kez değişti. Bu değişiklikler hep altın aramaya gelen şirketlerin lehine oldu. 1923 yılından 2002’ye kadar 1.186 maden arama ve işletme ruhsatı verilmişken son 21 yıl içinde bu sayı 400 bini geçti. Çevre; Şehircilik ve İklim Bakanlığı sırasında maden sahalarında kapasite artırma kararları sırasında birincil görev olarak çevreyi gözetme görevi olan

  • Murat Kurum, Erzincan’daki felaket sonrası İstanbul Belediye Başkanı adaylığından çekilmedi. Çekildiğini ilan etmeliydi.

Olası bir İstanbul depremi

Prof. Dr. K. Erçin KASAPOĞLU
Emekli Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi

17 Şubat 2024, Cumhuriyet

İstanbul, 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 25 yıl geçmiş olmasına karşın hâlâ olası bir büyük depreme hazır değil.”

Bu iddia jeoloji mühendisleri, jeofizik mühendisleri, inşaat mühendisleri, şehir plancıları ve konu ile ilgili tüm uzmanların ortak görüşüdür ve doğrudur. Çünkü uzmanların depremlerle etkin mücadele konusundaki tüm uyarı ve önerilerine karşın AKP hükümeti, göstermelik birkaç deprem tatbikatı dışında hiçbir şey yapmamıştır. Kentsel dönüşüm kapsamında İstanbul’un yalnızca rantı yüksek bölgelerindeki konutları depreme dayanıksız gerekçesi ile yıkıp yerlerine çok katlı binalar inşa etmişlerdir.

UYGULANMAYAN YASALAR

AKP, depremlerle mücadele konusunda asıl önemli ve çağdaş olan “zarar azaltma” sürecini atlatıp salt deprem sonrası “yara sarma” politikasına ağırlık verdiği için, 22 yıllık iktidarı döneminde Türkiye bu mücadelede bir arpa boyu bile yol alamamıştır.

30 bin kişinin yaşamını yitirdiği, 25 bin kişinin yaralandığı ve 5 binden fazla binanın yıkıldığı 7.4 büyüklüğündeki 17 Ağustos 1999 depreminden sonra, depremle mücadele konusunda birçok yeni yasa çıkarıldı ve çok sayıda hükümet kararnamesi yayımlandı. Ancak bu yasaların ve kararnamelerin hiçbiri uygulanamadı. Çünkü Türkiye’de bu karmaşık mevzuatın ötesinde bir de yetki karmaşası söz konusuydu.

29 Eylül-1 Ekim 2004 tarihlerinde İstanbul’da toplanan Türkiye’nin ilk deprem şûrasında (kurultayında), Türkiye’de depremlerle etkin mücadele konusunda alınması gereken önlemler ve yapılması gereken çalışmalarla ilgili olarak alınan kararların hiçbiri bugüne dek yerine getirilmemiştir. Çünkü, kilometrelerce “duble yol” yapılması, Boğaza kanal açılması, dünyanın en büyük havalimanı inşası gibi kendisine siyasal rant sağlayacak çılgın projeler peşinde koşan AKP hükümetlerinin gündeminde depremlerle mücadele konusu hiçbir zaman yer almamıştır.

22 YILLIK KAYITSIZLIK

  • Marmara’da er ya da geç İstanbul’u etkileyecek bir büyük depremin olma olasılığı
    bilimsel olarak söz konusu.

Bu depremin olması durumunda Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin can damarı olan İstanbul’da çok büyük can ve mal kayıplarına neden olacağı sürekli dile getiriliyor. Buna karşın

  • AKP hükümetinin 22 yıldır bu konuya kayıtsız kalmasını anlamak olası değildir.

Kuzey Anadolu fayının Marmara Denizi içindeki kuzey kolu üzerinde son dönemde meydana gelen küçük ve orta büyüklükteki depremler, her ne kadar hiçbir can kaybına ve hasara neden olmadıysalar da İstanbul’da beklenen olası büyük deprem için ciddi bir uyarı olarak dikkate alınmalı. Yaklaşık 7 büyüklüğünde olması beklenen söz konusu depremin İstanbul ve çevresinde oluşturabileceği büyük hasar ve can kayıplarının önlenebilmesi ya da en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemlerin, yapılması gereken tüm çalışmaların hiç zaman yitirmeden başlatılması ve tamamlanması gerekmektedir.

Ayrıca, söz konusu olası büyük İstanbul depreminin ekonomik açıdan neden olabileceği olumsuz etkilerinin zaten ciddi bir kriz döneminde olan Türkiye ekonomisini daha da içinden çıkılmaz bir duruma getirebileceği gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

Türkiye İktisat Kongresi Günümüze Işık Tutuyor : İzmir, 17 Şubat 1923

Dr. Cihangir DUMANLI
E. Tuğg., Hukukçu, Uluslararası İlişkiler Uzm.

Büyük Atatürk kurduğu devleti kalıcı kılmak, Osmanlı İmparatorluğundan alınan ağır ekonomik kalıtın yükünü hafifletmek ve Türk ulusunun huzur (erinç), mutluluk içinde kalkınmasını sağlayacak ilkeleri belirlemek amacıyla 17 Şubat – 4 Mart 1923’te İzmir’de geniş katılımlı İktisat Kongresi toplamıştır.

101 yıl önce yapılan bu Kongrenin yapılış biçimi ve alınan kararlar günümüzdeki ekonomik sorunlara çözüm getirebilecek niteliktedir, bu nedenle anımsanmasında yarar vardır.

Kongrenin toplandığı zamanda Bağımsızlık (İstiklal) Savaşı yeni kazanılmış, Lozan barış görüşmelerinde karşımızdaki devletlerin kapitülasyonların sürmesi konusundaki diretmeleri nedeniyle görüşmelere ara verilmiş, Cumhuriyet henüz ilan edilmemiştir. Fakat büyük önderin Lozan Barış Andlaşması‘nın bizim isteklerimiz doğrultusunda sonuçlanacağından, kapitülasyon-ların tümüyle kaldırılacağından ve cumhuriyetin ilan edileceğinden kuşkusu yoktur.. Cumhuriyet ilan edilmeden ekonomi siyasasını tasarlamaktadır. (AS: Batı’ya ileti verilmektedir aynı zamanda: Kapitülasyonları çok yoksul – borçlu olmamız ve SSCB’ye yanaşmamamız için dayatıyorsunuz. Biz iktisadi olarak da var olacağız ve Batılı bir ekonomik düzen kuracağız…)

On beş gün süren Kongreye işçi, sanayici, esnaf, tüccar ve köylülerden oluşan 1135 kişi katılmış, kurulan yeni devletin ekonomi siyasasının nasıl olması gerektiğini kendi sınıf çıkarları açısından değerlendirmişler ve önerilerini sunmuşlardır. Bu bakımdan kongre zamanının çok ötesinde tam bir demokratik sivil toplum örgütlenmesidir. (AS: Yakılıp – yıkılmış İzmir’de Fransız Reji idaresinin tütün deposu kullanılmıştır..)

TBMM başkanı Atatürk ekonomi siyasasını kendisi saptayabilir, hükümete hazırlatabilir, gereken yasaları TBMM’den çıkartabilirdi. Böyle yapmamış, (AS: 1,5 saat süren kapsamlı ve çok önemli) açış konuşmasında vurguladığı gibi; “Milletimizi oluşturan halk sınıflarının içinden gelen memleketimizin ve milletimizin halini, ihtiyaçlarını, emellerini, üzüntülerini yakından bilen temsilcilerin”[1]  görüşlerine başvurmuştur. Bu yaklaşım, Halkçılık ilkesinin gereğidir ve Atatürk’ün demokratlığının da göstergesidir.

Kongre başkanlığına Manisa sanayi temsilcisi Kazım Karabekir getirilmiştir.

Osmanlı’dan Alınan Ekonomik Kalıt : Borçlar…

Bağımsızlık savaşı ile kurulan yeni devlet (1921 anayasasındaki adı ile “Türkiye Devleti”) Osmanlı İmparatorluğundan çok olumsuz bir ekonomik kalıt devralmıştır. Atatürk bu durumu ve nedenlerini İktisat Kongresinin açış konuşmasında ayrıntılı olarak anlatmıştır.

Atatürk’ün İzmir’de 17 Şubat 1923’te Türkiye İktisat Kongresini açış konuşması tam bir ekonomi tarihi dersi niteliğindedir ve bugüne de ışık tutmaktadır. Büyük Önder bu konuşmasında özetle Osmanlı İmparatorluğu’nun aldığı dış borçların yatırım ve üretim yapmak yerine savaş giderleri ve hanedanın lüks harcamaları için kullanıldığını bu nedenle devletin iflas ettiğini anlatmıştır.[2]

1914’te yürürlükteki fiyatlara göre ulusal gelir 24.107 milyon kuruştur. Bunun 13.060 milyon kuruşu (yarısı) tarımsal gelirdir. Kişi başına ulusal gelir ise 1,072 kuruştur. Gelir dağılımı adaletsizdir.[3] Dört yıl süren büyük savaş, bu tabloyu daha çok bozmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, 20. yy başında nüfusun ¾’ü Müslüman-Türklerden, kalanı Müslüman olmayan azınlıklardan oluşmakta idi. Buna karşın sanayinin ancak %15’i Türklerin elinde idi. Emek gücünün %15’ini de Türkler oluşturuyordu.[4] Geri kalan, çoğu Rum olmak üzere Müslüman olmayan azınlıkların denetimindeydi. 19. yy sonlarındaki savaşlar, 1. Dünya Savaşı ve Lozan nüfus değişiminden sonra Rum ve Ermeni nüfus azalmış olmasına karşın, onlardan kalan sanayi Türklerin yönetimine geçmemişti. Çünkü Türkler yeterli bilgi ve yönetim deneyimine sahip değildi. Türk nüfus yıllardır savaşlarda eritilmiş, Müslüman olmayan azınlıklar yabancılarla işbirliği yaparak zenginleşmişlerdi. Yabancı devletlere verilen Kapitülasyonlar devleti sömürgeleştirmişti. Küçük bir azınlık çok zenginleşirken, yoksullaşan büyük halk kitleleri devletin istediği vergiyi ödeyemez duruma gelmişti.

Atatürk’ün açış konuşmasındaki sözleri ile

  • Taç sahipleri yöneticiler, saraylar, Babıaliler mutlaka büyük gösterişe, şana sahip olabilmek onu devam ettirtebilmek, zevk ve tutkularını sağlayabilmek için her ne pahasına olursa olsun para bulmak çaresine düşmüşlerdir. O çareler de borçlanma olmuştur. Borçlar o kadar kötü şartlar içinde yapılmıştır ki bunların faizleri bile ödenemez olmuştur. En sonunda bir gün Osmanlı devletinin iflasına karar verilmiş, başımıza Duyunu Umumiye İdaresi belası çökmüştür.” [5]

Yine Atatürk’ün sözleri ile “Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi. Osmanlı halkı içinde Türk milleti de tamamen esir bir duruma getirilmişti.” [6]

Atatürk bu konuşmasında,

  • “Bir devlet ki kendi halkına koyduğu vergiyi yabancılara koyamaz; gümrük vergilerini memleketin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten yasaklıdır; yabancılar üzerinde yargı hakkını uygulamaktan mahrumdur. Böyle bir devlete elbette bağımsız denilemez.”[7]

diyerek kapitülasyonları eleştirmişti,

Kongre

Ulusal bir devlet kurulduğuna göre ekonominin de ulusal olması zorunluluğu vardı. Kongrenin amacı ulusal ekonomiyi yaşama geçirmekti.

Kurtuluş savaşının başlangıcından bu yana tam bağımsızlığı hedef edinmiş yeni devletin her şeyden önce ekonomik bağımsızlığı elde etmesi zorunluydu. Yıllardır savaşlarda yıpranmış bir halkın erinç düzeyinin yükseltilmesi, yıkılmış bir ülkenin onarılması ve yeniden sömürge durumuna düşmemesi için güçlü bir ekonomi gerekli idi.

  • Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça devamlı olmaz, az zamanda söner.”di [8]

İktisat Kongresinin amacı, Atatürk’ün deyimi ile;

  • Aziz Türkiye’mizin iktisadi yükselme gereklerini aramak ve bulmak gibi vatani, hayati ve milli kutsal bir amaçtır.

Kongre, “Uzun ihmallerle ve derin ilgisizlikle geçen yüzyılların iktisadi bünyemizde açtığı yaraları tedavi etmek, tedavi çarelerini aramak ve memleketi bayındırlığa milli bir rahata, mutluluğa ve servete ulaştıracak yolları bulacaktır.”[9]

Kongreye çeşitli ekonomik sınıf temsilcileri katılmakla birlikte, kararlara Rum ve Ermenilerden ticareti devralan İstanbul ticaret burjuvazisinin ağırlığı damga vurmuştur, Kongre sonunda ortaya çıkan ana fikir şudur:

  • Kalkınma için anamal (kapitali sermaye) gerekir. Oysa anamal yabancıların ve azınlıkların elindedir. Ulusal ekonomi için anamalın Türklere geçmesi gerekir. O halde devlet eliyle ulusal yatırımcılar teşvik edilmelidir Ancak kısa zamanda kalkınmak zorunda olan Türkiye’nin ekonomisi  “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışına dayalı liberal modele dayandırılamaz, devlet yönlendirici ve müdahaleci (karışmacı) olmalıdır.

Sonuç olarak yatırımlarda öncelik özel sektörde olmalı, özel sektörün yapamadığı veya yapmak istemediği büyük altyapı yatırımlarını devlet yapmalıdır; kamu öncülüğünde karma ekonomi. Amaç kişilerin zenginleştirilmesiyle devleti kalkındırmak, yabancı girişimcinin yerine yerli özel girişimciyi koymaktır. Ulusal ekonomiden amaç zaferden önce yabancıların ve azınlıkların elinde bulunan ekonomik güçlerin bu kez yerli tüccar ve sanayicilere aktarılmasındır.

Kongre yabancı sermayeye kapıyı kapatmamıştır. Yasalarımıza uymak ve çıkarlarımıza aykırı davranmamak koşulu ile yabancı sermaye gelebilecektir.

Kongre sonunda 12 maddelik bir “Misak-I İktisadi” (Ekonomik Ant) yayınlanmıştır. Önemli maddeleri şunlardır:

  • Türkiye halkı ulusal egemenliğini kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiçbir şeye feda etmez.
  • Bütün çalışma, memleketi ekonomik olarak yükseltmek amacına yöneliktir.
  • Türkiye halkı çok çalışır; zamanda, servette ve dışalımda (ithalatta) israftan kaçınır.
  • Hırsızlık, yalancılık, tembellik ve ikiyüzlülük en büyük düşmanlarımızdır.
  • Türk, her yerde yaşamını kazanabilecek biçimde yetişir ama her şeyden önce memleketinin insanıdır.

Kongrede ayrıca:

  • Bütçenin önemli bir gelirini oluşturan ama köylüye büyük yük olan aşar (ondalık) vergisinin kaldırılması;
  • Ziraat Bankası sermayesinin hükümetçe başka amaçlarla kullanılmaması;
  • Ekonomi eğitimine ve uygulamalı tarım eğitimine önem verilmesi;
  • Bulunan madenlerin işletmesinin öncelikle ulusal kişi ve kuruluşlara ihale edilmesi,
  • Kendi limanlarımızda kendi bayrağımızdan başkalarının ticaret yapamaması (kabotaj hakkı),
  • Memlekette yeterince üretilen malların dışalımının(ithalinin) kısıtlanması,
  • “Amele” yerine “işçi” deyiminin kullanılması,
  • Milletvekili ve belediye seçimlerinde mesleksel temsil yönteminin getirilmesi,
  • Günde 8 saat çalışma ve sendika hakkının tanınması gibi zamanın çok ötesinde toplumsal (sosyal) ve ekonomik haklar benimsenmiştir. [10]

Sonuç ve Değerlendirme:

Cumhuriyetin kurucuları yeni devletin tam bağımsız olabilmesinin ön koşulunun ekonomik bağımsızlık olduğunu görmüşler ve henüz Lozan barış görüşmeleri sonuçlanmamışken ulusal bir ekonomi oluşturmaya öncelik vermişlerdir.

Yeni devletin ekonomi politikasını tepeden inme değil, tüm toplum kesimlerinin katılımı ile demokratik olarak saptamışlardır.

Kongre kararlarında İstanbul ticaret burjuvazisinin ağırlığı etkili olmuştur.

Seçimlerde mesleksel temsil, Sendika hakkı, 8 saat çalışma gibi zamanın çok ötesindeki haklar kabul edilmiştir.

Kongre sonunda “devlet müdahalesini içeren liberal ekonomi politikası öne çıkmıştır.

Lozan Barış Andlaşmasında kapitülasyonların tümüyle kaldırılması, Kongrede öngörülen ulusal ekonominin önünü açmıştır.

Kongre kararları 1930 yılına dek ekonomiye yön vermiş, bu tarihten sonra devletçi ve planlı ekonomi benimsenmiş, üretim ekonomisine geçilerek savaş sonrası dünyadaki ekonomik güçlüklere karşın kısa zamanda ”Türk tansığı (mucizesi)” denilen büyük kalkınma sağlanmıştır.

Kongrenin yapılış biçimi ve alınan kararların kimileri günümüzdeki ekonomik sorunların çözümü için de yararlı olabilecek dersler içermektedir.

Kaynaklar

[1] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Ankara, 2006, s.467
[2] a.g.e.
[3] Suna Kili, Atatürk Devrimi, Türkiye İş Bnkası, 2011, S69
[4] Gülten Kazgan, Tanzimttan 21. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayını, İstanbul, 2017, s.41
[5] Söylev ve Demeçler, s. 470
[6] a.g.e.
[7] a.g.e.
[8] a.g.e.
[9] Söylev ve demeçler
[10] Afet inan, İzmir İktisat Kongresi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1989

Cumhuriyet gazetesi köşe yazımız : “Din = şeriat ve Türk = Müslüman” imiş ?!

Dostlar,

Bu gün, 15 Şubat 2024 günü, Cumhuriyet gazetesinde 11. köşe yazımız yayınlandı.
Bilindiği gibi 2 haftada bir Perşembe günleri, genellikle 8. sayfaya konuyor yazılarımız.
Okuyucularımız, çoook çok sağolsunlar, daha sık yazmamı isteyen iletiler yolluyor, yüzüme söylüyor.. Bu konu benim değil, Gazete Yönetiminin yetkisinde. Daha sık, örneğin haftalık yazman uygun görülürse, bunun için de elimden geleni yaparım, ATA’mızın paha biçilmez emaneti “Gazetemiz Cumhuriyet” için..
**
Son köşe yazımızı paylaşalım..

“Din = şeriat ve Türk = Müslüman” imiş ?!

Erdoğan, Diyanet Akademisi’nde “Türk demek, Müslüman demektir” buyurmuş.

Din ile şeriatı eş kılmış. AKP=RTE rejiminin derdi “gündem”!

Ulusa görülmemiş bir yoksullaşTIRmayı dayattılar. Bu politika kurgulu ve beklenti belli : Kitlelere diz çöktürüp biat ettirmek, oy deposuna dönüştür-mek. Sınıf bilincini engellemek, dinle terbiye edip Allah ile aldatmak. Bu oyuna gelmemeliyiz. Egemenliğimizi mollalara asla kaptırmayacağız.

Şeriat din değil ilkellik, yobazlıktır, dinci diktatörlüktür!

Köprülerin altından çookkk sular aktı, laiklik yerine şeriatçı dinci rejim kurma olanağı artık yok! Bu tarihsel gerçeği AKP=RTE de bal gibi bilmekte. Ancak laiklik-şeriat dengesini ikincisi lehine ne denli bozarsa, o ölçüde kârda!?

  • Türkiye, din maskesiyle dar-ül harp ganimeti bu kesimlere!

Öte yandan AKP=RTE bilerek bu kavramları yanlış kullanıyor ve halkı kutuplaştırıyor. Bu siyaset değil suç, Anayasayı çiğniyor! Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu, TCK m.216, m.309 vd.

Türk demek Müslüman demektir” söylemi de bütünüyle yanlış.

İslam dini 1400 yıllık. Türklerin zorla İslamiyeti kabulü MS 750’li yıllar. Dünyada ve ülkemizde on milyonlarca Türk, müslüman değil. Öntürklerin (Proto-Türkler) tarihi MÖ 10-15 bin yıla dayanır. (H. Tarcan, Anadolu’nun Esas Sahipleri Öntürkler, 2021 ve K. Mirşan) Bilimsel gerçek bu iken, bir devlet başkanının, -üstelik 3. kez seçimi ve meşruluğu şaibeli!– böylesine açık çarpıtma yapması, en hafif deyimi ile çok ayıp. Türkiye’nin uluslararası onurunu da yaralıyor.

RTE‘nin bu denli cahil-bilgisiz olamayacağını varsayarsak, o zaman “kasıtlı çarpıtma” ile halkı yanıltmaya, din dayatmaya, gündem saptırmaya çabalamadır ki, ilkinden daha az “ayıp” değil!

İnsan olmanın ilk koşulu “dürüstlük” ve başkalarına zarar vermemek..

Primum non nocere! uyarısı, Antik Yunan’dan bu yana 2500 yıldan eski. Evrensel etik kuralların başında gelir. Öte yandan İslamiyetin özünde “iyi ahlak” olduğu, Muhammet peygamberin sıklıkla söylediği sözlerden. Öyleyse, “Müslüman” olduğunu (!?) sıklıkla, gereksiz ve yersiz yineleyen ve bu yolla siyasete sürekli alet eden Erdoğan’ın, her 2 davranış seçeneği de tıkalıdır ve gerçekte din dışıdır!

Yakışmıyor Türkiye’ye ve 21. yüzyılın uygarlık birikimine. Çağcıl (modern) dünyadan koparılıyoruz.

Teknik olarak ise, dini-mezhebi ne olursa olun Türk, Türk’tür. Etniste ve inanç ayrıdır. Anayasa m.66 da “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” der. Erdoğan’ın söylemi Anayasa’nın sözüne de, özüne de aykırı. “Ilımlı İslam”, gerçekte bir ABD projesi ne acı ki!

Kitaplı dinlerin kutsal kitapları var. Yorumları ise nedense türlü türlü!? İşte mezhepler, kanlı iç savaşların ana nedeni!

  • Hangisinin şeriatını-din yorumunu uygulayacaksınız? Tek bir şeriat yok ki!

Din Allah’ın kelamı ise neden olabildiğince net anlaşılamıyor?

AKP, bir tarikatlar koalisyonu!

Bunca tarikat, mezhep niyedir? Kur’an anlaşılmıyor mu? İslam Felsefecisi Prof. Şahin Filiz’e göre de Din şeriat değildir. İhsan Eliaçık,Şeriat.. günümüzde dini diktatörlük olarak anlaşılmakta.” diyor.
***
Yerel seçimlere giderken, AKP=RTE iktidarının zerrece etik kaygı duymadan her şeyi ama her şeyi yapabileceğini görmek çok acı ve kaygı verici. Haziran-Kasım 2015 seçimi kanlı kurgusunu unutmadık.

Erdoğan’ın yakın-uzak çevresinde, bu gidişin çok ağır etkilerini anlatabilecek kimse kalmadı mı? Yağmaya ortaklık, böylesine katı ve yaygın bir akıl felci mi yarattı!? Yazık bu ülkeye ve halka.. Yıkım (tahribat) çok ağır, giderimi (telafisi) çok güç, üstelik ülke örtük iflasta! Artık yeter, durmasını bilmek gerek. Halkın yoksulluktan beli bükülmüş, AKP=RTE saray saltanatı ne peşinde?!

Çare                                                                       :

  • 31 Mart seçimi yerel yönetim seçimi olmaktan çıkmış, tarihsel-kritik önem kazanmıştır.
  • Ulus, bu çağdışı hatta ilkel dinci-yobaz dayatmayı oylarıyla engellemelidir!
  • Muhalefet partileri stratejilerini tümüyle gözden geçirmelidir.
  • 14-28 Mayıs 2023 seçiminde AKP=RTE, halkın ulusal güvenlik kaygısını sömürdü, kullandı. Muhalefete karşı sahte videolar üretildi, Erdoğan bunu itiraf etti! Şimdi ölçüsüz ve acımasız, vahşi din sömürüsünde sıra; yapay zekayı bile kötüye kullanarak!
  • Halkı uyarmalı ulusal bir seferberlikle.
  • Ortak payda LAİKLİK olmalı.
  • 3 Mart 1924 Devrim Yasalarının 100. Yılı tam da uygun fırsat.

Elbirliği ile değerlendirilmeli, kitlesel-toplumsal bir uyanış-derleniş sağlanmalı; dinci-emperyal kuşatma 22. yılında mutlaka yarılmalı, yarılacak da!
=====================================
Köşe yazımızın PDF biçimi : 11. “Din = şeriat ve Türk = Müslüman” imiş, 15.02.24
Tweet
: https://x.com/profsaltik/status/1758075129911783594?s=20
Face book ve linked-in
‘de de paylaştık.

Ders konusu: Siyanür liçi… (Kurum’un çevre karnesi-2)

İbrahim Ö. Kaboğlu

İbrahim Ö. Kaboğlu

Siyaset15.02.2024, BİRGÜN 

– Günaydın, bugünkü dersimizin konusu, siyanür liçi yöntemi ile altın işletmeciliği,

– Ama… , mevzuata göre mümkün değil..

– Sorun da zaten burada düğümleniyor:  AB mevzuatına göre yasak. Buralarda bu yöntemle madencilik faaliyeti yapamayan çokuluslu şirketler, Türkiye’ye gelip mevzuat esnekliğinden yararlanarak siyanür liçi yöntemi ile maden işletmeciliği yapıyorlar.(…)

Karşılaştırmalı Anayasa hukukunda çevre hakkı’ dersine böyle bir diyalog ile başlamıştım, 14-15 yıl oluyor Limoges Üniversitesinde.

O yıllarda siyanür liçi yöntemi ile altın işletmeciliği, Bergama’dan ve Cerattepe’ye Türkiye coğrafyasına yayılırken ‘Eurogold’ çokuluslu şirketi gündemde idi.

Kurum’un kent karnesi’ (1 Şubat), kent ile sınırlı değil. ‘Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği’ bakanlığının görev ve yetki alanı çok geniş. Aslında, bir yandan kentsel-kırsal-kültürel çevre, öte yandan, doğal-tarihsel-kültürel boyutları ile bütünleşik çevre yaklaşımı, çevre hukukunun genel ilkesi.

YİNE TORBA

27. Yasama döneminde Çevre Komisyonunda görüşülen iki torba yasa teklifi dışında, ‘bütünleşik çevre’nin ortak paydalarını oluşturan imardan madenlere, kıyılardan ormanlara geniş bir alanın onlarca torbaya nasıl dağıtıldığı üzerine sayısal bilgiler vermiştim. Yalnızca maden yasası 5 kez değiştirildi. TBMM gündemindeki torba “Maden Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” de, yağma iradesinin sürekliliğini teyit ediyor.

EKOKIRIM SUÇU

Ruhsatı 2004’te, Bakan Kurum döneminde kapasite genişletme için ÇED olumlu raporu verilen (31.12.19) deprem fay hattı üzerindeki İliç Anagold işletmesi, en başta ihtiyat, çevre hukukunun bütün ilkelerini ihlal ederek korkunç bir afet yarattı. (AS: Precautionary principle)

Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınan siyanür liçi yöntemiyle maden işletmesi üzerine AYM ihlal kararı (17 Ocak), yalnızca aysbergin (buzdağının) görünen bölümü : ÇED olumlu raporu, kapasite artışı, keşif heyeti yetersizliği, bilirkişi keşfinin eksiklikleri, tarım ve hayvancılıkla ilgili hususların ihmali, gerekçesizlik vb., geniş ölçekte zarar verilen doğal ekosistemin tahrip edilmesiyle oluşan ekokırım suçudur. Öyle ki, Fırat nehrine olası bir siyanür akışı, sınıraşan ekokırıma bile neden olabilir.

CİNAYET

Türkiye ekosistemini koruyucu Anayasa hükümlerine karşın çevre hukuku mevzuatının (AS: başta 2872 s. yasa) delik deşik edilmesinde kilit konumda olan Bakanlık, ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’ni sürekli değişikliklerle işlevsizleştirdi. ÇED raporları,  Ceratttepe’den İliç’e siyanür liçi madenciğini meşrulaştırma aracı olarak kullanıldı.

Böylece, ‘çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önleme’ (AS: Anayasa m.56) yükümlülüğünü yasama ve yürütme,  ‘engelleme, bozma ve kirletme’ye dönüştürdü. Bu durumda, ‘düzenleme, denetleme, yaptırım’ zinciri, daha ‘düzenleme’ aşamasında kırılmış oldu.

SİYASAL KLİANTELİZM

Ekokırım tehlikesi olan her yerde hukuk mücadelesi veren Av. İsmail Attal’ın ilettiği bilgiye göre maden ruhsat sayısı: 1186 (1923-2002) ve 386.000 (2002 sonrası).

Dünyanın en tehlikeli kimyasallarının su gibi kullanıldığı bir madencilik, AKP ve ona 2016’da eklemlenen MHP tarafından “oy avcılığı” için kullanılıyor;

  • İktidarın bekası için ülke yok ediliyor.a karşı şiddet kullandırtarak kolluğa suç işleten Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme, Anayasal ve siyasal kurum ve kuralları dezenformasyon eşliğinde tasfiye ile yetinmedi; hukuku katlederek ülkeyi yağmalattığı çokuluslu şirketler yoluyla sınıraşan felaket riski de yaratmış bulunuyor.

Partiler arası eşit yarış koşullarını kaldıran AKP-MHP yöneticileri, ülke talanını örtmek için, CHP ve DEM Partisi içişişleri ile uğraşıyor.

ÜLKE İÇİN..

Çevre yağması ve toplumsal yoksullaşma koşutluğunda, Eurogold’dan –Akkuyu üzerinden Rusya hegemonyası dahil- Anagold’a, Türkiye ülkesinin yağmalanmasına karşı,  yargı organlarını ve TBMM’yi göreve çağırmakla sınırlı değil yurttaşlık sorumluluğu.

  • Bütün yurtseverler, iktidar bekası için ülkeyi yağmalatan ve yağmalayan yerli ve yabancı işbirlikçilere karşı düşünsel, hukuksal ve eylemsel mücadele güçlerini birleştirmeli.

HAKTAN KAÇIŞ

ŞİİR KÖŞESİ

 

Prof. Dr. Halil ÇİVİ
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
Halk ozanı

HAKTAN KAÇIŞ

Balı yer, arıya kızar,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Biti kanlandıkça(×) azar,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Meyveli dal peşindedir,
Dikensiz gül peşindedir,
Virajsız yol peşindedir,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Gözlerini karartırlar,
Mazlumları morartırlar,
Benizleri sarartırlar,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Ahlakı çöpe atarlar,
Helala haram katarlar,
Kemiksiz lokma(××) yutarlar,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Haksızlığa aldırmazlar,
Düşenleri kaldırmazlar,
Döktüğünü doldurmazlar,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Siyasetin cambazıdır,
Sofraların dilbazıdır,
Dostlarının(!) gammazıdır,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Vatan, millet nutku atar,
Kim güçlüyse onu tutar,
Gerçeği diyene çatar,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Gece, gündüz fitne kurar,
Aklını kötüye yorar,
Avını kefene sarar,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
El üstünde tutulmasın,
Adaletten kurtulmasın,
Hiç bir suçu örtülmesin,
Hak, hukuk tanımayanlar.
Xxx
Halil Çivi, bu ne haldır,
Gözlerden perdeyi kaldır,
Hak yiyeni halka bildir,
Hak hukuk tanımayanlar.


(×)- Biti kanlanmak : Zenginleşmek.
Yoksulluğu geride bırakıp varsıllaşmak.
(××) – Kemiksiz lokma : Emeksiz, zahmet kazanç.
İşin hep kolayına kaçmak.
Xxx
05.02.2024, Çiğli / İZMİR