Asıl tehdit virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir!

Asıl tehdit virüs değil,
uygulanan “sağlık” sistemidir!

Yeniçağ: Asıl tehdit, virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir! – 

Küresel salgın, nasıl oluşur hiç düşündünüz mü? Küresel bir salgının, bütün ülkelerde neredeyse eş zamanlı olarak başlaması mümkün müdür? “Çin’de başladı İran’a geçti” deniyor ama bu doğru değil. ABD, İtalya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Türkiye dahil bütün dünyada 2019’un Eylül, Kasım, Aralık aylarında, boğazda tahriş ve hırıltı ile başlayan bir hastalık var! Peki bu hastalığa sebep olan virüs, Güney Amerika’da, Amazon ormanlarında yaşayan ve şehirlerle teması olmayan yerli kabilelere rüzgârlarla mı ulaştı?

“Virüsün DNA şeması çıkarıldı” (AS: bu virüs için RNA olacak) deniyor ama ortaya çıkarılan virüs resmi bilgisayarda çizilmiş bir figürden ibaret! Üstelik virüs resmi diye çizilen bu figür, insan ve hayvan hücresinde bulunan eksozomlar ile aynı! En azından böyle bir iddia var! Yani bize virüs diye gösterilen resim, insan vücudunda doğal olarak bulunan, hücre içindeki bir maddenin resmi olabilir! (AS: Virüs RNA’ları kesin olarak elde edildi) Bu maddenin elektromanyetik dalga etkisiyle dış etkiyle, hücreyi patlatarak (hücre içinde çoğalıp mekanik olarak hücreyi patlatıyor) dışarı çıktığı ve kanı zehirlediği (kanda çok az bulunuyor), önce akciğerleri etkilediği için solunum yoluyla temasta bulunulan diğer insanlara da bulaştığı belirtiliyor.

İnsan metabolizmasını değiştiren ve doğal hücre ölümlerinin dışında “programlanmış hücre ölümü”ne yol açan bir dış etken var ama Türkiye’de şu günlerde bu konuları tartışan ve halkı bilgilendiren bir bilim adamı yok! Daha önceleri, bu konularda bilimsel çalışma yapan, bilimsel makale ve kitap sahibi olanlar ise hiçbir TV kanalında konuşturulmuyor.

Neden? Çünkü Türkiye’de sağlıkla ilgili bilimlerde araştırma yapmak bile artık Bakanlık iznine bağlanmıştır. Sağlık Bakanlığı ise Dünya Sağlık Örgütü’nün kurallarına göre çalışıyor. (COVID-19 kodlamasında tersine!) Peki Dünya Sağlık Örgütü kimin kurallarına bağlı? Bir defa DSÖ’nün kuruluş sermayesini veren Rockefeller Vakfı’dır. Dolayısıyla DSÖ, ilaç kartellerinin örgütüdür. Türkiye’deki sağlık sistemi de bu kartellerin istediği şekilde düzenlenmiştir. İtiraz eden sistemin dışında kalır, doktorsa ruhsatı bile elinden alınır!
***
Gazeteler sokağa çıkma yasağı günlerinde çıkmıyor. Dolayısıyla bu yazı kâğıda basılı gazetede yayınlanmayacak. Yazı biraz uzun olacak ama İnternet’te yer sıkıntısı yok. Bu itibarla, sağlık sisteminin ne halde olduğunu, uzman tespitiyle bilginize sunmak istiyorum.

Emekli genel cerrah Uğur Yılmaz’ın “Sağlığın Karanlık Yüzü” diye 700 sayfalık bir kitabı var. Yılmaz daha kitabın girişinde Ivan Illich imzalı bir söze yer veriyor:

  • Sağlık kuruluşları insan sağlığı için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Tıbbi uygulamalar üzerinde mesleki denetimin sakatlayıcı etkisi, bir salgın hastalık boyutlarına ulaşmıştır.”

Mesele bu kadar vahim aslında… Uğur Yılmaz devam ediyor:

*Sağlık sistemi deyince toplum hekim ve hasta arasında olan ve hastanelerde verilen bir hizmeti anlamaktadır. Soruna böyle yaklaşıldığı zaman ‘sistem’ anlaşılamaz. Sistemin ön planında ABD’nin emperyalist küreselleşme stratejilerine uygun olarak ülkelerde uygulanacak sağlık sistemlerini belirleyen DTÖ, Dünya Bankası, OECD, IMF gibi küresel örgütler vardır.

*Türkiye cephesine baktığımız zaman sağlık politikaları ile ilgili bütün kurum ve kuruluşların yöneticileri sistemin içindedir. Sağlık sistemi, hiç de bilimsel ilkelere göre, hasta veya insan yararına, kusursuz ve düzgün işleyen bir sistem değildir.

*Aksine sistem, arkasında Dünya Bankası gibi ABD’nin küresel egemenlik örgütlerinin olduğu, her düzeyde ilgili kişilerin ve çalışanların bu kirli ilişkilerde kendilerine verilen rolleri oynadıkları, kirli, mafyatik, nitelikli dolandırıcılık ve soygun sistemidir.

*Bu kişiler toplum karşısında, TV ve basında yüzlerine masum-temiz bir maske geçirmektedir. Sağlık sisteminin bir de bilinmeyen, bilinmek ve görülmek istenmeyen, değiştirilmek istenmeyen karanlık bir yüzü vardır.

*Kovid-19 salgını münasebeti ile Türkiye’nin sağlık sistemi bütün toplumu aldatacak bir şekilde övülmektedir. Bu sistemin Atatürk‘ün kurduğu sistemin devamı olan kamucu bir sistem olduğu propagandası yapılmaktadır.

*Sağlık haberciliği yalan haberciliğin en fazla uygulandığı bir habercilik şeklidir. Bu şekilde kitleler yönlendirilir, aldatılır, belli bir hedefe doğru yönlendirilir. Medyada maalesef sağlık ile ilişkili konularda doğru haberlere rastlamıyoruz. 

*Sağlıkta Dönüşüm sistemi, ABD’nin kurmak istediği yeni dünya düzeninin sağlık alanında uygulamasıdır. Atatürk’ün kurduğu sistemle bir ilgisi yoktur. Bu uygulama devletin sağlık alanından tasfiyesi, ABD emperyalizmi tarafından düzenlenen işletim sistemi ile tıp kartelinin çıkarlarına uygun bir sağlık piyasası oluşturulması, sağlık kuruluşlarının özelleştirilmesi ve bu iş tamamlanıncaya kadar mülkiyeti devlete ait olan sağlık tesislerinin işletmesinin SGK sistemi vasıtası ile oluşturulan sağlık piyasasına dâhil edilmesidir.

*Devletin elinde gibi görülen sağlık tesislerine de kartelin ürünlerinin daha fazla satılması ve pazarlanması görevi verilmiştir. Bu amaca ulaşmak için tıbbi hizmet, tedavi, girişim, ürün ve cihazların satılması ve pazarlanmasında diğer komisyonculuk işlerinde olduğu gibi kâr payı dağıtılmaktadır. 

  • Şu anda Türkiye’de uygulanan sağlık sistemi,
    Dünya Bankası tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan bir sistemdir.
  • Milli bir sistem değildir.
  • En son “Başakşehir Şehir Hastanesi”nin açılışı vesilesi ile “Sağlıkta Dönüşüm”ün
    bu son uygulaması da tüm halka kamucu bir uygulama olarak yedirilmiştir.
  • Başakşehir Şehir Hastanesi bir devlet hastanesi ve yatırımı değildir.

*Bu hastane Dünya Bankası ile ticari ortaklığı olan uluslararası Rönesans Holding‘in Japon ortağı ile yap-işlet-devret yöntemi ile yaptığı bir hastanedir. Bu gibi hastanelerin milletin sırtına bindirdiği yük sıradan bir özel hastaneninkinden çok fazladır. Çünkü şehir hastanelerine gelir ve kâr garantisi de verilmektedir. Hastane belirlenen geliri sağlayamazsa aradaki fark Orhangazi köprüsünde ve benzerlerinde olduğu gibi devlet tarafından ödenecektir.  

KORONA SALGININDA NEREYE GELDİK? MUSTAFA BALBAY ile TELE1 PROGRAMI

KORONA SALGININDA NEREYE GELDİK?
MUSTAFA BALBAY ile TELE1 PROGRAMI

Değerli site dostlarımız,

Sağlıklı ve onurlu günler yaşayalim dilerim..

Bu gün,

24 Mayıs Pazar, 16:00 – 18:00 arasında

TELE1’de Mustafa Balbay ile olacağız… / olduk

– Korona salgınında nereye geldik?
– Bu aşamadan sonra olası gelişmeler neler olabilir?
– Ne gibi stratejik adımlar atabiliriz, atmalıyız??

Sorularına yanıt arayacağız.. / aradık
İzlenmesi, duyurulması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile. 26 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

GAZİANTEP’ten HALKÇI DOKTORLAR ile KORONA SALGINI İRDELEMESİ

GAZİANTEP’ten HALKÇI DOKTORLAR ile KORONA SALGINI İRDELEMESİ

Site dostlarımız, günaydın..

Bu gün, 26 Mayıs 2020 günü saat 11:00 -12:00 arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Allerjisi – İmmünolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu yönetiminde bir ZOOM oturumu yapacağız / yaptık.. 77 dakika..

Aşağıdaki adresleden canlı olarak / eşzamanlı izlenebilecektir / izlenebiliyor..

halkcidoktorlar facebook
halkcidoktorlar twitter
https://www.olayneyseo.com/halkci-doktorlar-koronavirus-salginindan-cikaracagimiz-dersler.html (youtube)

Korona salgını süreçlerini çok kapsamlı değerlendirdik..

Bilgi ve ilginiz sunarız..

Sevgi ve saygı ile. 26 Mayıs 2020, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

MEDYASCOPE Programımız : Koronavirüs Salgınının Türkiye’deki Seyri

Değerli site okurlarımız,

Koronavirüs Salgınının Türkiye’deki Seyri

25 Mayıs 2020 Pazartesi günü MEDYASCOPE ile Koronavirüs Salgınının Türkiye’deki gidişini / seyrini konuştuk.. 33 – 49. dakikalar arası 16 dk. bizim konuşmamız..

Gökçe Çiçek Kösedağı’na ve MEDYASCOPE‘a bu söyleşi için teşekkür ederiz. (Güne Bakış)

AVM’lerin açıldığı gün 1114 yeni olgu tanısı konmuştu. O akşam uyardık, önümüzdeki 5-6 günde bu kabak çiçeği gibi açılmanın faturasını ödeyeceğiz diye.. Günlük olgu sayısı 5 gün sonra 15 Mayıs’ta 1708’e, 6. günde 1610’a fırladı.. %50 dolayında arttı. Bunu Bilim Kurulu öngörmemiş iktidarı uyarmamış olamaz. Biz elimizdeki çok sınırlı veri ile bu öngörüyü yaptığımıza göre..

Geriye “siyasal tercih” kalıyor! AKP iktidarı bu sonucu, büyük sermayenin baskısına boyun eğerek göze almıştır.

  • Halkın can güvenliği ve yaşam hakkı, kapitalizmin kör kâr güdüsüne feda edilmiştir.

İktidar salgını ne yazık ve ne acı ki, Epidemiyoloji bilimi ilkelerine göre değil, Anonim Şirket yönetircesine CEO mantığı – dürtüsüyle yönetmeye çalışmaktadır!
AVM’lerin açılışını izleyen 14 gün sonra (COVID-19’un en uzun kuluçka süresi) olan 24 Mayıs’ta yeni olgu sayısı 1141 olup, salgın eğrisi anlamlı biçimde bastırılamamıştır, 2 hafta yerinde saydık adeta;  11 Mayıs rakamı 1114 idi. Sağlık Bakanı, verilerin öngörülebilir sınırlarda olduğunu söyleyebilmiştir! Evet, öngörülebilir sınırlardadır, böyle olacağı öngörülmüş ve sonuç göze alınmıştır; bilinçli siyasal tercihtir!

Bu tablo çok hazindir ve ortalama insanlarımız vahim / ürkütücü gerçeğin ayırdına varamadan hastalanmakta yaşamlarını yitirmektedir. Oysa hükümetin 1 numaralı görevi yurttaşların can güvenliğini sağlamaktır.  O gün ve sonrasında uyarmıştık hep : Salgın eğrisi daha hızlı dolayısıyla daha kısa sürede sönümlendirilebilecek iken, bu tür hatalı politik tercihlerle uzayacaktır, uzamaktadır. Eğrinin altında kalan alan daha da büyüyecektir, büyümüştür ? Bunun çıplak anlamı daha çok hasta ve daha çok ölümdür.. Ama kimileri para kazanacaktır! Bu hatalar / politik tercihler yüzünden uzayan salgın, “yavaş yavaş iniyor / indiriyoruz” söylemleriyle maskelenip saklanabilecektir (kamufle edilip üstü örtülebilecektir), öyle de yapılmaktadır. Ölüm ve hasta sayılarını da gerçek boyutuyla bilmiyoryuz!

  • Halktan / insandan yana bir iktidar değil, sermayeden yana açık – net seçim yapan bir kadro.

Kuşkusuz tarihler bu yakıcı olguyu not edecektir ancak yaşanırken algılanması ve engellenmesi, en aza indirilmesi asıldır bu tür irrasyonel ve insancıl olmayan politikaların..

  • Bu bir suçtur, hem de İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR! Notunu düşelim ilgililere ve tarihe..

****
Ek olarak, 10 Nisan 2020 günü yapılan bir başka sorumsuz uygulama, saat 22:00’de duyurulan ve 2 saat sonra başlatılan sokağa çıkma yasağıdır. Biz o sırada HALK TV’de Cevizkabuğu programında Sn. Hulki Cevizoğlu’nun konuğu idik. 300 bin dolayında insanın kuralsız olarak sokağa hücumunu dikkate alarak (İçişleri Bakanı 250 bin dolayında dedi ve önemsemedi!) bir matematiksel öngörü yaptık ve 1 hafta içinde 28 dolayında fazladan ölüm olabileceğini HALK TV ekranında duyurduk.. 10 Nisan günü 96 ölüm kayda girmişti, 6 gün sonra (hastaların %80’i 5.-6. günde bulaştırıcı oluyor) 16 Nisan’da ise 125 ölüm! Tam 29 fazlalık!

  • Bu ölümlerin sorumlusu kimdir, kimlerdir? Hesabı kimlerden sorulacaktır?

***
Bilim Kurulu kararları aynen açıklanmalıdır.
TBMM çalışmalı ve salgın yönetiminde iktidarı denetlemeli, gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır.

Muhalefet, Anayasa’nın 98. maddesindeki “bilgi edinme ve denetleme” hakkı ve yetkisini kullanmalıdır.

Salgın yönetiminde biricik ilke BİLİMSEL AKILCILIK olmalıdır. Örneğimizde (korona virüs salgını) Epidemiyolojik salgın yönetim stratejileridir; hepsi bu!

Bilim dışına çıkılırsa faturası hayal edilemeyecek ölüd büyük olabilir. Rusya kaynıyor, İran’da yeniden yükselme var. Irak Suriye kara kutu! Salgın dünya genelinde hala tırmanma eğiliminde.

Kurtuluş yok tek başına! Küresel işbirliği, eşgüdüm zorunlu, Sabır ve bilimsel ihtiyatlılık da!

Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI ile. 25 Mayıs 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Salgında bulaşıcılık : 10 maddede “Ro sayısı”

Salgında bulaşıcılık:
10 maddede “Ro sayısı”

Pınar Okyay, haftalik@t24.com.tr
https://t24.com.tr/yazarlar/pinar-okyay/salginda-bulasicilik-10-maddede-r-0-sayisi,26747

Biz kızmayalım. “Dürüst yanıtlar” arayışında öğrenci kalalım hayat boyu…

Büyük İskender’i en iyi anlatan kitaplardan biri aynı zamanda arkeolog olan İtalyan yazar Valerio Massimo Manfredi tarafından kaleme alınmıştır.1 Kitapta unutamadığım bir diyalog vardır. Genç İskender, hocası Aristoteles ile tanışması sonrasında diğer misafirleriyle beraber yemeğe geçerler. Köpeği Perites her zamanki gibi İskender’in peşinde. Aristoteles “köpeğinin onu çok sevdiğini” söyleyince, İskender hocasına “Eğer öyleyse, bu bir köpeğin duyguları ve buna bağlı olarak da ruhu olduğunu göstermez mi? “diye sorar. Aristoteles, “Bu soru senin boyunu aşıyor ve hatta benim de. Böyle bir sorunun kesin yanıtı olamaz. Bir şeyi unutma İskender, iyi bir öğretmen dürüst yanıtlar verendir. Sana, seni çevreleyen doğayı öğreteceğim. Bunun bir anlamı da onları yöneten yasaları ve olanakların sınırlarını da kavramaktır.”

Ben de bir öğretmenim. Her öğretmenin biraz da öğrenci olduğunu bilirim. Hem öğretmek için öğrenmek gerekir hem de öğrenci ile paylaşım başlı başına öğrenme sürecidir. Ama, COVID-19 salgını ile yeni bir virüs, yeni bir hastalık derken her gün okumam, öğrenmem gerekiyor. Çoğumuz aynı haldeyiz sanırım. Bildiklerimle, anlattıklarımla ilgili farklı farklı yorumlar duyuyorum. Bu öyle bir dönem oldu. En ünlü epidemiyologlar neredeyse 180 derecelik kutuplarda duruyorlar. Üzerinde çok konuşulan konulardan biri de “R0“. Onunla ilgili yazacağım ve yazarken de Aristoteles’in sistematik sınıflaması gibi maddeleyeceğim. Yalnızca 10 maddede “R0“yu anlatmaya çalışacağım.

  1. R[R sıfır (R nought ya da R zero)], ülkemizde farklı kullanımları olsa da çoğunlukla “Temel Üreme Sayısı” (Basic Reproduction Number) olarak biliniyor.
  2. Bulaşıcı bir hastalığın bulaşma potansiyelini ölçmek için kullanılıyor.
  3. Hesaplanması için bir ön koşul var. Bu sayı sadece tüm nüfusun duyarlı yani enfeksiyona açık olduğu bir durum için hesaplanıyor. Bu ön koşul için kimsenin önceden hastalık etkeni ile karşılaşmamış, hastalığı geçirmemiş, bunun sonucu olarak doğal ya da aşılama yolu ile hastalığa karşı bağışıklığının gelişmemiş olması gerekiyor. Bu koşul sağlandığında R0, bir olgunun oluşturması beklenen yeni olguların sayısına denk geliyor.
  4. R0, aslında bu bir sıfır noktası durumu. Hastalığa özel olarak sabit bir sayı ya da daha da sıklıkla alt-üst değeri tanımlanarak bir değer aralığı olarak veriliyor. Örneğin kızamık için verilen R0‘ın 12-182 olması gibi. Bir kızamık olgusu 12 – 18 arasındaki sayıda kişiye bu enfeksiyonu bulaştırıyor ve onların da hastalanmasına neden oluyor.
  5. Rhesaplanırken genelde matematiksel modellemeler kullanılıyor. Modelleme çerçevesi oluşturulurken, bu modele sokulan birçok değişkenin tanımlanması gerekiyor Bulaşıcılığı etkileyen biyolojik, çevresel ve kişilerin sosyal davranışları gibi birçok faktör (AS: etmen) var. Modellere de bu faktörler (AS: etmenler) değişken olarak sokuluyor. Bulaşıcılık süresi, temas başına enfeksiyon olasılığı, temas oranı, vb. Modele sokulan değişkenler farklı ise, hesaplanan değerlerinin karşılaştırılabilmesi de mümkün olamıyor. Peki, karşılaştırıldığı olmuyor mu? Elbette bu tip karşılaştırmaların hatalı da olsa yapıldığını görüyoruz.
  6. Rdeğeri 1’den büyük (R0> 1) olduğunda, enfeksiyon toplumda yayılmaya başlıyor ve 1’den büyük kaldıkça yayılma sürüyor. Rdeğeri 1’e eşitse (R0=1), her olgu bir yeni olguya neden oluyor ve hastalık salgına neden olmadan sabit şekilde toplumda varlığını sürdürüyor. Ancak Rdeğeri 1’den küçük (R0 <1) ise yayılma gerçekleşemiyor; hastalık zamanla kayboluyor.
  7. R0 değeri ne kadar büyük olursa, salgını kontrol etmek o kadar zor hale geliyor. Ancak, Rtek başına bir salgının toplumda gidişatı hakkında bir tahmin vermiyor.3 Bunun için çoğu zaman başka parametreleri de takip etmek gerekiyor: Başlangıçtaki olguların sayısı, belirti başlamasından izolasyona kadar olan zamanda gecikme durumu, belirtisiz dönemde bulaşma oranı, temaslıların izlenmesi, izolasyon önemleri, vb.
  8. R‘ın en önemli kullanım alanı bir hastalığı ortadan kaldırmak için nüfusun ne kadarının aşı ya da doğal bağışıklık yoluyla bağışık olması gerektiği hakkında bize bilgi vermesidir. Bu da basit bir matematiksel denklem (1-1/ R0) ile hesaplanıyor. R= 2 ise, toplumsal bağışıklığın gelişmesi için toplumda ulaşılması gereken en az bağışık nüfus oranı “1-1/ 2” formülünden 1-05=0,50 yani toplumun en az %50’sinin bağışık olması gerekmektedir.
  9. Temel üreme sayısı ile sık karıştırılan bir iki sayıya da dikkat çekmek isterim. Bu iki durum için de R0 için tanımladığımız ön koşul yok. Şunu biliyoruz; hastalık etkeni toplumda yayılmaya başlayınca toplumun bir bölümü etkenle karşılaşır ve bağışık hale geçer. Zaman geçtikçe bu oran artar. Rya da Re (R time ya da R effective), bulaşma ile ilgili olarak zamanın etkisini ya da başka deyişle zamanla toplumdaki değişen bağışıklık oranını dikkate alıyor. Hesaplandığı iki farklı zaman diliminde salgının kısmen duyarlı popülasyonda belli bir zamanda (t zamanı) enfekte olmuş tek bir kişinin neden olduğu ortalama yeni enfeksiyon sayısı açıklamak için kullanılıyor. Nüfusun bağışıklık oranı arttığında, Rt/Re 1’in altına düşüyor ve toplumsal bağışıklık elde ediliyor. Benzer şekilde kullanılan bir sayı da, kontrol önlemlerinin varlığında değerlendirilen “Kontrol Üreme Sayısı [Control Reproductive Number (Rc)]”. Bu üreme sayılarının ne sıklıkla değerlendirileceği de önemli bir konu. Salgının gidişi değerlendirirken her gün değil de, belli zaman dilimlerinde (5-7 günlük) bu değerlere bakmak uygun. Elbet hep aynı yöntemle hesaplayarak ve böylece kendi içindeki değişimi izleyerek. Ama bu değişimi mutlaka diğer parametrelerin değişimi ile birlikte okumak gerekiyor. İkiye katlanma süresi gibi daha anlaşılır ölçütleri kullanmak sıklıkla öneriliyor.
  10. R0 hesaplanmasında kullanılan değişkenler; –bulaşıcılık süresi, temas başına enfeksiyon olasılığı ve temas oranı, vb.- aslında salgında müdahalenin nasıl yapılması ile ilgili de bilgi veriyor. Örneğin teması azaltacak önlemler alınabilirse bunu üreme sayısında azalma izliyor. Yapılan bir modellemede4 COVID-19 salgınlarını kontrol altına alabilmek için R0 değeri 1,5 olduğunda temasların %50’sini izlemek yeterliyken; 2,5 ve 3,5 arasındaki bir R0 için bu değerler sırasıyla %70 ve %90’dan daha çok temaslı izlemi yapılması gerektiği şeklinde bulunmuş. Aynı çalışmada, R0 değeri 1,5 olduğunda, hastalık belirtilerinin çıkışından izolasyona kadar geçen süre salgının kontrolünde en değerli müdahale olarak tespit edilmiş.
    ***
    Evet, “10 maddede R0 umarım açıklayıcı olmuştur.

Aristoteles‘in dediği gibi “yöneten yasaları ve olanakların sınırlarını” bilelim elbet. Okuyarak, araştırarak, bilimi kullanarak o sınırlara gelelim. Ama farklı olarak, orada kalmayalım. Bir kaşif ruhuyla o sınırların arkasındakini de merak edelim ve sınırları zorlayalım, aşalım ve bir başkasına daha geniş sınırlar bırakalım. İskender‘in ve arkadaşlarının yaramazlıklarından çok çekmiş ilk hocası Leonnatos’ı kızdırdıkları tekerleme ile bitireyim sözü:

“Ek kori kori korone! (İşte geliyor, geliyor kuzgun!)”
Ama biz kızmayalım. “Dürüst yanıtlar” arayışında öğrenci kalalım hayat boyu…

Kaynaklar

  1. Manfredi VM. Büyük İskender: Makedonya’dan Anadolu’ya (1.Kitap). Can Yay. 2000
  2. Guerra FM, Bolotin S, Lim G, et al. The basic reproduction number (R0) of measles: a systematic review”. The Lancet Infectious Diseases. 17(12): e420–e428.
  3. Giulio Viceconte G, Petrosillo n.COVID-19 R0: Magic number or conundrum? Infectious Disease Reports 2020; 12: 8516.
  4. Hellewell J, Abbott S, Gimma A, et al. Feasibility of controlling COVID-19 outbreaks by isolation of cases and contacts [published correction appears in Lancet Glob Health. 2020 Mar 5;:]. Lancet Glob Health. 2020;8(4):e488‐e496. doi:10.1016/S2214-109X(20)30074-7