Şiir Köşesi : Dokuz Temmuz’a dair…

ŞİİR KÖŞESİ…

Dokuz Temmuz’a dair…

Adaletsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, yasaklara ve
Başkanlığa HAYIR! diyerek…
Yola çıktı erdem ve namus abidesi
Bir cesur yürek…

Bundan tam yirmi beş gün önceydi…
Kimine göre provakasyon,
Kimine göre hayal,
Kimine göre imkansız
Bir düşünceydi…

Kemal’e Ermiş!…
Mütevazi bir can…
Ve ardında onbinlerce İNSAN…
Başkentten yola çıktı, kilometrelerce yürüdü.
Çünkü; Adalet’e dair tüm değerler çürüdü…

Yanında binler, onbinler, yüzbinler…
Omuz omuza, yürüdü, İstanbul’a vardı…
Caddeler, sokaklar, alanlar dardı.
Binler, onbin. Yüzbinler, milyon oldu.
Doldu sokaklar, caddeler, alanlar doldu…

Mevsim yaz, hava sıcaktı…
Milyonlar Maltepe meydanına aktı.
Çoluk, çocuk, yaşlı, genç, kadın, erkek…
Milyonlarca nefes, milyonlarca yürek.
Hak. Hukuk. Adalet! diye haykırdı…

Alınlar ak, başlar dikti.
İnançlı insanlar, onurla yürüyordu…
Yürekte umut, gözlerde ışık, yüzler gülüyordu…
Bitmemişti her şey! bu daha başlangıç.
Mücadeleye devam. diyordu…

Annem, kızım, eşim, baldızım ve bacanak…
İlk kez böyle mahşeri bir kalabalık gördük.
Milyonlarca İNSANla birlikte alandan çıkarak…
Onurla ve gururla,
Tarihi anı yaşamanın huzuruyla…
Evimize döndük…

Hızır İNAN
10. 07. 2017, İstanbul

27 Mayıs Devrimi’nin 57. Yılında Cemal Süreyya şiiri : 555K

27 Mayıs Devrimi’nin 57. Yılı Kutlu Olsun!

Cemal Süreyya şiiri..

27 Mayıs 1960 Devrimi’nim 57. yılında..

555K..

Kara Harp Okulu öğrencilerinin parolası..

  • 5. ayın 5. günü saat 5`te Kızılay’da

Sevgi ve saygı ile. 27 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

=====================================

portresi

Cemal Süreyya

divider_yesil_fiyonk

555K

Şimdi Bursa’da ipek çeken kızlar
Bir karasevda halinde söylemektedir:
Görmeğe alıştığımız nice yazlar
Kimleri alıp götürdüler ama kimleri
Karanfil bıyıklı genç teğmenleri
Ak saçlı profesörleri, öğrencileri
Adları şuramıza işlemektedir
Ah dayanmaz dayanmaz bakmaya gözler
Bir karasevda halinde söylemektedir
Şimdi Bursa’da ipek çeken kızlar”
Şimdi Erzurum’da çift sürenlerin
Geçit vermez kaşlarının altında
Derindir, ıssızdır, korkunçtur gözleri
Sabanın demiri girdikçe toprağa
Hınçlarını gömmektedir içine yerin.
Çünkü millet hayınları Ankaralarda
Çünkü İzmirlerde, çünkü İstanbullarda
Çünkü başka yerlerinde memleketin
Kanına girdiler masum gençlerin
İşte onun için karanlıktır gözleri
Şimdi Erzurum’da çift sürenlerin.
Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz
Gündüzü kısalttılar geceyi uzattılar
Şimdi acının ve hüznün göklerinde
Umudun yıldızı sarı yıldız mavi yıldız
Uykumuzun bir ucunda bombalar
Bir ucunda hürriyet inancı sabaha kadar
İngiliz usulü piyade tüfekleriyle
İnsanca yaşamanın onuru arasında
Milletcek bir gidip bir geliyoruz
Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz
Şimdi ay doğar bulutlar arasından
Kavat derebeyleri yüreksiz Bolu beyleri
Hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri
Cebren ve hile ile haklarımızı alan
Zulmü ve alçaklığı yöneten murdar üçgen
Biliyor musunuz bir orman gelişiyor şimdi
Türküleri duyuyor musunuz nice derin
Yakılmış çoban ateşleriyle dağlarda
Karanlığı tutuşturup bir köşesinden
Geceyi gündüze çevirenlerin
Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi Tanrılar bile kurtaramaz.
.

divider_yesil_fiyonk

DOĞUM GÜNÜM 19 MAYIS

 DOĞUM GÜNÜM 19 MAYIS

Emperyalizme yenik düşmüş
İç ve dış düşmanlarınca paylaşılmış
Bir imparatorluğun evladı olarak;
Yokluk, açlık, kıtlık içindeydik…
Kınalanarak cepheye gittik…
Bize vatan için ölmek emredildi…
Yılmadık, sabrettik
Kimimiz şehit oldu, kimimiz gazi
Sonunda medeniyetin feneri
Atatürk’ümüzün rehberliğinde Cumhuriyetimiz oldu…
Yurtta sulh, cihanda sulh olduk.
Bize zincir vurmak isterlerse;
Yaşlı, genç, çoluk çocuk
O zaman birken bin oluruz
Çoğalır, taşarız sığmayız dünyaya…
İşte bugün doğum günüm
Atatürk’ün evladı olarak
Genç ve Sporcu ruhumla sesleniyorum:
Ne mutlu Türküm diyene!

Prof. Dr. Yaşar Bilge
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Adli Tıp Anabilim Dalı

Mehmet Akif Ersoy : Çanakkale Şehitlerine / Poem by Mehmet Akif Ersoy : To Martyres of Dardanel Defense

Mehmet Akif Ersoy : Çanakkale Şehitlerine

Poem by Mehmet Akif Ersoy :
To Martyres of Dardanel Defense

Canakkale_sehitleri_DUR_YOLCU

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE..

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY

pdf olarak okumak için (M. A. Ersoy’un fotoğrafı ile)
lütfen tıklayınız.. Canakkale_sehitlerine

Sevgi ve saygı ile. 18.3.17, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com 

Kayseri şehitleri için şiir : DARAĞACINDA BİR THEMİS

ŞİİR KÖŞESİ…

17 Aralık 2016 sabahı Kayseri’de kalleşçe saldırıya uğrayan
14’ü şehit, 55’i yaralı Mehmetçiğimizin aziz anıları için..

(Şiirin bitimindeki dipnota bakılması ricasıyla..)

Dr. Ahmet Saltık
18 Aralık 2016, Pazar, 02:46, Ankara
www.ahmetsaltik.net
=================================================

SUAT ÇAKIROĞLU
Hukuk Fakültesi Öğrencisi

“Boş ver, aldırma pek! Kötünün kötüsü yazman gerek!”
Nazım Hikmet RAN

 

DARAĞACINDA BİR THEMİS

Ben, darağacının en yorgun meyvesi
Esasına girilmeden verilmiş hükmüm
İnfazım istenir,
Mülkün rant temelinden “
Yağlı Urgan Müdürlüğü”nden bir cinayet hükmü: Boynuma takacağınız…
Celladım, torpille atanmış Kalemim, çoktan kırılmış
Anlayacağınız…
Gözüm bağlı, Sendelemiş de düşmüşüm
Kılıcımın en keskin tarafına
Bir kefemde vicdan,
Öbüründe politika
Ağırlaştıkça, alçalmış ikincisi
Vuruldukça, insana dönmüşüm.
Önümde, korkak bakışlarıyla bir halk
Arkamda, çürük kibir kokulu bir zat
Üzerimde, gurur duyulası bir suç pardösüsü
Ve kefenim, babamın vergisiyle alınmış
Ey hukuk perdesinin arsız kuklaları!
Ey cüppesi karanlık tutmuş menfaat köleleri!
Ey vicdanına cep diktirmiş,
Haysiyetine düğme ekletmiş elleri mürekkepli sefiller!
Kulak verin son yakarışıma!
Öldükçe dirilen,
Yüzünüze tükürülecek,
Can çekişeceğiniz
Sözlerim var benim:
Ben, Afrika’da kakao işçisi,
Yarı tokluğa pırlanta kölesi.
Ben, Doğu Türkistan’da gözyaşı,
Hani şu bir türlü silinemeyen.
Ben, Suriye’de merhamet,
Evinden uzak: vatan arayan, yaşamak arayan.
Ben, Hocalı’da doğamamış bir bebek,
Cinsiyeti kahır, yazı-tura hesabına.
Ben, Filistin’de direniş,
Taş atan bir çocuk annesizliğe.
Ben, Hiroşima’da elma kokusu,
Ciğerini yakan insan tarafımın.
Ben, Çanakkale’de hürriyet,
Her mermide biraz daha inanan zafere.
Ben, Ankara’da bir üniversite öğrencisi,
Hayallerim; bedenim gibi parçalanmış,
Un ufak olmuş şehrin sokaklarında.
Ben, Madımak’ta yarım kalan bir şiir,
Yanıyorum aydınlatmak için.
Ben, Maraş’ta kapılara atılan çarpı,
Doğruların kesiştiği yerden vurulmuşum.
Ben, parkasının kolları uzun bir genç,
Yaşım büyümüş “netekim” sustuğunuz her dakika.
Ben, savaşın en azılı düşmanı,
Barış arzuladığım coğrafyada davamdan vurulmuşum.
Ben, baklava çalan bir çocuk,
Yaşım kadar hüküm giymişim.
Ben, ekmek alırken her sabah yeniden katledilirim.
Ekmeğin fiyatını bile bilmez katillerim.
Ben, dar bir sokakta “Vurmayın, öldüm!” yakarışı,
Sonsuza dek, kuşlar su içecek ellerimden.
Ben, sömürüye karşı üç yürek,
“Binaenaleyh” asılmışız -başımız dik
Ben, okulunda öldürülen bir genç,
Nehirlerden almışım adımı.
Ben, yakılıp dereye atılmış bir kadın,
Son durağa kadar yaşayamamak kaygısı.
Ben, suçu duyurup suçlu bulunan bir gazeteci,
Kalemi elinden alınmış bir halkın sesi.
Ben, odasında cehalet mermisiyle vurulan bir hukuk adamı,
Faili belli, infazı meçhul cinayetlerin son halkası.
Ben, yazıları Türkiye’sinde Türkçesiyle yasak bir şair,
Kavgam da sevdam da mahlasımda gizli.
Ey hukuk perdesinin arsız kuklaları!
Ey cüppesi karanlık tutmuş menfaat köleleri!
Ey vicdanına cep diktirmiş,
Haysiyetine düğme ekletmiş elleri mürekkepli sefiller!
Gözlerimi yummamdaysa marifet,
Durmayın
Devirin sehpamı!
Susarsam namerdim
Unutursam namerdim
Ölürsem namerdim
Son dileğim: vasiyetimdir.
Devirin sehpamı!

Türkiye Barolar Birliği
HUKUKÇULAR ARASI ŞİİR YARIŞMASI ÜÇÜNCÜLÜK ÖDÜLÜ
1995 yılında hain bir saldırıda kaybettiğimiz
Gümüşhane Barosu Başkanı AVUKAT ALİ GÜNDAY
ANISINA
‘ÖZGÜRLÜK VE ADALET’ KONULU ŞİİR YARIŞMASI
http://tbbyayinlari.barobirlik.org.tr/TBBBooks/581.pdf, syf. 17-21, Nisan 2016