Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Yasal Bilirkişi

ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

  • Türk halkı, 1923’ten bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşıdır. “Ümmet” Osmanlı döneminde kalmış ve tarihe gömülmüştür. AKP’li CB Erdoğan da “Ümmet’in imamı” değildir. Babacan’a parti kurmaması, “ümmeti bölmemesi” (!?) uyarısını ileten Erdoğan, çaresizlik içinde çırpınıyor. Türkiye her yönden çok ağır sorunlara itildi AKP=RTE ile!
  • S-400’lerin gelişi nelere yol açacak?

Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı
TBMM’den hızla yaza çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır; salgın riski var!

Z. Temuçin, Cumhuriyet 13.7.19
AKP’nin PKK-Kürdistan İKİYÜZLÜLÜĞÜ Tarihsel birer belge olan 28 fotoğrafı görmek için lütfen tıklayınız.

AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlan-tılarını kendi sesleri ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI

AKP içi uzantılara dokunmak yok ama her yere, başta TSK, bitmeyen FETÖ operasyonu!?

LOZAN DELİNMEKTEDİR! KİMMİŞ EKÜMENİK ???
Tarihçi G. Filiz Tuzcu‘nun çok önemli ve kapsamlı bilimsel makalesini okumalı, arşivlemeli, paylaşmalı ve sözde yerli ve milli olduğunu savlayan iktidarı uyarmalıyız.. (üstünde tıklayın)
*****

13 Temmuz 2019 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1(Çizim; Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 13.7.2019)

11. Beş Yıllık Kalkınma Planı 1 yıl gecikmeyle TBMM’de. AKP’nin 2023 hedeflerinin çoook gerisine düştü. Kişi başına yıllık gelir karşılaştırıldığında AKP’nin ekonomi politikalarının ülkemizi iyice çıkmaza soktuğu bir kez görülüyor. 2014-18 dönemini kapsayan 10. Beş Yıllık Kalkınma Planında kişi başına yıllık gelir 15 bin $ hedeflendi ama gerçekleşme 9 600 $! “2023 hedefi 25 bin $ idi ancak, 2019-2023 dönemini içeren 11. Beş Yıllık Kalkınma Planında kişi başına gelir hedefi 12 400 $. Geçelim 2023 hedefini, 2018’in bile gerisine düşüldü. “Ben ekonomistim..” diyen, gerçek diplomasını bir türlü göremediğimiz Erdoğan, TEK ADAM rejimi için oy isterken, “verin bana yetkileri, görün  enflasyonu, ekonomiyi, faizi…” demişti. Erdoğan hala, Ekonomi biliminin en temel ilkelerine aykırı dayatmalarını sürdürüyor.. Faizin enflasyonun nedeni olduğunu o sınırsız kibirli edası ile bilime inat sürdürüyor.. Oysa bilimsel gerçek tam tersi. TCMB Başkanını, yasayı çiğneyerek görevden alıyor.17 yıllık dinci iktidarın yandaşlarını zengin eden, islami oligarşi hedefli, ülkeyi talan eden politikalarının sonu bu!

  • 2023’te ilk 10 ekonomi arasına girilecekti (!); oysa 2023’e 4 yıl kala ilk 20’den düştük!
  • İşte AKP = RTE fiyaskosu. Bu çok ağır bir skandaldır ve politik faturası elbette ödenecektir..
  • Erdoğan “güçlü görünme telaşında” bu aralar, TCMB Başkanı da yasa dışı diyeti. Boşuna!.
  • Türkiye gerçekte G20 ülkesi değil artık!. Son Tokyo toplantısında politik gerekçelerle Türkiye davet edildi.. Gelecek toplantıya çağrılıp çağrılmayacağını göreceğiz.
  • Gündem oyunları ve deniz bitti eyyy AKP! Dağlarca kibiri bırak, akılcılığa dön!
  • Demokrasi, laiklik ve insan hakları çağın vazgeçilmezleri, tamam mı!?
  • Yarattığın ağır ekonomik çöküntüye; yoksulluğa, işsizliğe, hukuksuzluğa… tez çare üret!
  • TÜSİAD başkanı çırılçıplak uyarıyor : EKONOMİ TIKANDI! Haydi azarlayın bakalım, “herkes haddini bilecek!” diye ünleyin bakalım. Yolun sonu görünmüştür, Abbas yolcudur.

Ulusumuz da aklını başına alacak ve “ülkemizi tüketen ve kendisi de tükenen AKP = RTE’nin seçeneği bu partinin eski kurucuları – kurmayları olamaz. Cumhuriyetin temel değerlerine bağlı ve başarılı olan MİLLET İTTİFAKI dayanışmasını daha bir akılcılıkla güçlendirmek gerek.

Sevgi ve saygı ile. 13 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net
CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil

*****
Önceki yazılarımızdan                                               :
TÜRKLERDEN GİZLENEN “GERÇEK OSMANLI” TARİHİ
Hava Kirliliği Kaynaklı Sağlık SorunlarıSESSİZ KATİL.. tıklayın..
“YSK’nın 7 İptalcisi” başlıklı yazımızı okumak için lütfen tıklayın
Kuresel_Aclik_Felaketi_AUTF_30.4.19
Dünya Sağlık Örgütü : SAĞLIK HAKTIR! Herkese, her yerde sağlık!
https://www.who.int/campaigns/world-health-day/world-health-day-2019 
ERMENİ SOYKIRIMI : EMPERYALİST İFTİRA! (85 yansılık konf.) tıklayınız..
İKLİM felaketi.. ürkütücü yansılar için tıklayınız..
DİKAAAT! KüreselleşTİRmeciler Sağlık Hakkını Bile Kamudan Gasp Etmekte!
SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) Tez savunmamızın pp yansıları için tıklayın AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
AŞI REDDİ : ETİK BUNUN NERESİNDE?? tıklayınız..
Sağlık Hukuku Tezimize dayalı 3 bildirimizin tam metni ve yansıları için  tıklayın
Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli
AŞI REDDİNİN SAĞLIK HUKUKU BOYUTU” (35 yansı pdf, tıklayınız..)
AKP = ERDOĞAN’ın KENDİNDEN BAŞKA DÜŞMANA GEREKSİNİMİ YOK! tıklayın
AKP’ye “nafile” öneriler.tıklayın
2018 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 76  makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2019/01/01/2018de-neler-yaptik/
AKP Hekimlerden, TTB’den ve Türkiye’den Ne İstiyor??
SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?
TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?
AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

Yasal Bilirkişilik yetkimizle, özellikle  Sağlık Hukuku davalarında yetkili bilirkişilik yapabileceğimiz gibi, “Uzman görüşü” de yazabiliriz.. Adalete katkı keyif ve sorumluluk..

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi

Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim 
“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

Prof. Dr. Siber Göksel : Dr. Kemal Bayazıt’ın Ardından

Bir okuyucumuzdan mektup…

Sayın Prof. Dr. Ahmet Saltık
Op. Dr Kemal Bayazıt‘ı yitirdik. Bu yitik basında hak ettiği yeri alamadı. Bir mankenin, bir futbolcunun haberi bir bilim adamının, uluslararsı camiada yeri olan, yaratıcı – kurucu bir Tıp kahramanının HABER NİTELİĞİNDE olmasından daha değerlidir ülkemizde!? Acil kalp hastalarının yarım saatte ulaşabildiği, bir stentle yaşamının kurtarılabildiği, yıllarca emek emek kurduğumuz Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi’nin kaldırılışını göz yaşları içinde izledik.. Asırlık koca Numune Hastanesi de kaldırıldı. Oysa Numune’nin Çocuk kliniğinden Hacettepe Tıp Fakültesi, ondan da Hacettepe Üniversitesi kurulmuştur. Ben bu iki stajımı Numune Hastanesinde yaptım..

Dün Op. Dr. Kemal Bayazıt’ın, Başhekimimizin cenazesindeydik. 1967’de TYİH ne gelen Op. Dr. Kemal Bayazıt, açık kalp cerrahisini kurdu. O’nun 1968’de Türkiye’de ilk kalp naklini yapmasından daha da önemli olanı, hastanemizde dönemin Başbakanı S. Demirel’in desteği ile yeni bir anjiyo laboratuvarı kurularak. Prof. Dr. Mehmet Özdemir’in Türkiye’de ilk kez koroner anjioyu başlatması ve ardından Koroner Kalp Ameliyatlarının yapılmasıydı. Bugün ortalıkta gezinen binlerce kişi onun by-pass’ı yaşama geçirmesiyle ya da kalp cerrahisinin olduğu yerde anjiyoplasti yapılabilmesi olanağı ile yaşamdadır. Ama onlar belki de Dr. Kemal Bayazıt’ın adını bile bilmezler. Başkent Üniv. İstanbul Hastanesi aylardır O’na kucak açmaktaydı. Son 5-6 aydır kimi kez haftada 2 kez acile geliyor, kimi kez 15-20 gün yatıyordu. Haberal Vakfı Kurucu Başkanı Prof. Dr. Op Mehmet Haberal, şahane Deontolojık davranış ile O’na hastanesinin kapılarını ardına dek açtı. Hastanesinin olanaklarını gerek hastalık sırasında gerekse cenaze seremonisi sırasında sonuna dek kullandırdı. Türkiye Yüksek İhtisas’tan 2000’de ayrılan, yıllarca Dr. Bayazıt’la yakın olarak çalışmış bir arkadaşı olarak TYİH camiası adına O’na çok teşekkür ediyorum. Kemal Bey’in eski asistanı Prof. Dr. Op. Suha Küçükaksu en az yedi yıldır Kemal Bayazıt’ın rahatsızlığı ile ilgilenmekteydi. Hele son 4-5 yıldır ve de son 6-7 aydır bir an bile O’nu ihmal etmedi. Bayazıt’a yapılan törende en ince ayrıntıya dek ilgilendi. Bütün TYİH lılar adına O’na teşekkürü borç biliriz. Bizim olanaklarımız olmadığı için yapamadığımızı O yaptı.

(Türkiye’de ilk Kalp nakli operasyonu ekibi, 22.11.1968)

Ankara’da Rektör Prof. Op. Dr Mustafa Paç “Yüksek İhtisas Üniversitesi“nin kurulduğunu bana bildirdi ve Sağlık Bilimleri Yüksek Okulunun diploma töreninde bir “konuşma” istedi. Ankara da 4 kurucu vakıf üyesinin de katılımı ile toplantı yaptık, mezuniyet töreninde bulunduk ve kurucu üye olarak bize plaket verildi. Dr. Kemal Bayazıt’ın plaketini de bana verdiler. Kemal bey ölmeden bir hafta önce, Ankara’dan gelir gelmez plaketi O’na ulaştırdım, fotoğrafını aşağıda sunuyorum.
TYİH’nin kaldırıldığını O’na söylememişler. Ben Yüksek İhtisas Üniversitesi kurulduğunu. Rektör Paç’ın plaket gönderdiğini söyleyerek plaketi takdim ettim. Çok mutlu oldu. Bu O’nu en son görüşümdür.
Dün sabah TYİH’nin temel taşlarından arkadaşım Doç. Dr. Emine Kütük ile Başkent Üniv. Hastanesine gittik. Orada tören yapıldı. Ben de bayrağa sarılı tabutun başında saygı duruşunda bulundum. Dr. Suha ve ben kısa birer konuşma yaptık, cenaze arabasını Siyami Ersek Hastanesi konferans salonuna çiçeklerle uğurladık. Dr. Siyami Ersek hastanesi salonundaki törende başhekimden sonra Prof. Dr. Suha Küçükasu ve arkasından ben konuşma yaptık. Prof. Dr. Op. Cevat Yakut’un yazısını, o çok duygulandığı için, bir doktor hanım okudu. Kısa kısa söz alanlardan sonra camiye gidildi, sonsuza uğurlandı…
Ben, Türk sağlığına.Türk insanına yaşam kurtarıcı olanak sunan, yenilikler yapan, İstanbul’da Koşuyolu Kalp hastanesini, GATA’da kalp cerrahisini, Türkiye’nin kimi üniversitelerinde, yurt dışında kalp cerrahisinin kurulmasına yardım eden, onca kalp cerrahı, akademisyen vs. yetiştiren, köpek laboratuvarı kuran, TABOM adıyla Türkiye’de ilk kez Tıbbi Alet Bakım Onarım merkezini yaşama geçiren, dahi düzeyindeki bu insana bu ilgiyi az bulurum.
Dr. Kemal Bayazıt’ın ve O’nunla özdeşleşen TYİH’nin başarısını zamanında gören Türkiye Cumhuriyeti Devleti TYİH’ni desteklemiş ve bizim hastanemize bütün olanakları sağlamıştır. Bunun için geçmiş hükumetlere, özellikle dönemin Başbakanı S. Demirel’e çok teşekkür ederim. Uzun yıllar Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisinde hastanemiz TEK hastane olarak çalışmış parlak bir yıldızdı. Bu hiç kuşkusuz Dr. Kemal Bayazıt sayesinde olmuştur, O bizim lokomotifimizdi. O Kardiyoloji ile Cerrahinin İŞBİRLİĞİ içinde çalışmasının en güzel örneğini vermiştir. Cerrah bize “karşı” değil, “bizim arkamızda, bizi desteleyen” olmuştur.
Kalp hastalarının anjioysunda, anjiyoplasti gibi invasif sağaltımında ve ameliyatında randevular uzadığında, bu işin devlet desteği ile özel sektörde de yapılması için İLK GİRİŞİM Dr. Kemal Bayazıt’ındır. Ankara Güven Hastanesi başhekimi Doç. Dr. Op. Ahmet Küçükel, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Kutlu Türker bu iş için çok uğraşmışlar ve bu sağaltımlar (tedaviler) özel hastanelerde de yapılmaya başlanmıştır.. Bu büyük bir aşamadır. Bu sayede hemşire, sekreterya ve başkaca sağlık çalışanlarına istihdam sağlanmıştır. Kalp ameliyatı ve anjiyo çok kâr getirdiği, için pıtrak gibi birçok merkez açılmıştır. Buralarda çalışan ve iyi para kazanmaya başlayan kalp hekimleri, kendilerinin GÖNENÇ (REFAH) DÜZEYLERİNİN ARTMASINDA kimin payı olduğun, buna kimin neden olduğunu bilmezler bile.. Evet onların bu konforunun nedeni Op. Dr. Kemal Bayazıt’tır.
Şehir Hastanelerine taşınan hastaneler içinde “Kalp Cerrahisinin” adının Op. Dr. KEMAL BAYAZIT Hastanesi olması, Kardiyak camia için çok sevindirici olacaktır. Bunun için kamuoyu oluşturmak gerekmektedir.
Dr. Kemal Bayazıt’ın ailesine baş sağlığı diliyorum. O bize. “hakkını helal etsin”… Bizim O’nda hakkımız yok. Nur içinde yat Türk Tıbbının kayan yıldızı….
Prof. Dr. Siber Göksel
TYİH E. Kardiyoloji Öğr. Üyesi

Yargıtay : Meslek hastalığı “kaçınılmaz” değil, yeni teknoloji kullanmayan işveren tam sorumlu

Yargıtay : Meslek hastalığı “kaçınılmaz” değil, yeni teknoloji kullanmayan işveren tam sorumlu

Burdur’da kot taşlama işinde çalışan bir işçi, tozun akciğerlerde birikmesi nedeniyle akciğer dokusunda hasar meydana getiren “pnömokonyoz” hastalığına yakalandı.

Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvuran işçi, “meslek hastalığı” olarak değerlendirilen teşhisin tedavi giderlerini işverenden talep etti. Mahkeme davayı kısmen kabul etti. Davacı işçinin meslek hastalığına yakalanmasında işveren kusurunu %85, işçinin kusurunu %10 olarak belirledi.

Yerel mahkeme bilimsel ve teknik tüm önlemlere karşın zararın meydana geldiği ve önlenemediği durumları ifade eden “kaçınılmazlık” oranını ise yüzde 5 olarak kabul etti.

Kaçınılmazlığın % 3’ünü işverene, %2’sini davacı işçiye yükleyen mahkeme işverenin %88 oran üzerinden sorumlu olduğuna hükmetti.

“Kot taşlama estetik kaygılarla uygulanan bir yöntem”

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi yerel mahkemenin kararını bozdu. Davacı işçinin mesleksel “pnömokonyoz” hastalığına yakalanmasına neden olan kot taşlama işinin ayrıntılarına yer verilerek şöyle dendi:

Davalıya ait tekstil işyerinde kumlama yöntemiyle kot taşlama işçisi olarak çalışan sigortalının mesleki pnömokonyoz hastalığına yakalanarak %24 oranında sürekli işgöremez duruma girmesi şeklinde gelişen zararlandırıcı eylemde, sigortalının mesleksel pnömokonyoz hastalığına yakalanmasına neden olan kot taşlama işi, kotların beyazlatılması ve eskitilmiş görünümü verilmesi için, kumun kuru hava kompresörleriyle kotların yüzeyine tutularak aşındırılması işlemi olup, üretimin zorunlu bir parçası olmayıp tamamen estetik kaygılarla uygulanan bir yöntemdir.

İşverenin iş güvenliği açısından yaşamsal öneme sahip araç ve gereçlerin kullanımı sağlandığında kaza ve hastalık olasılığının tümüyle ortadan kalkacağı vurgulanan kararda, “Aksi yaklaşım, her tür meslek hastalığının oluşumunda belirli oranda kaçınılmazlığın etkili olacağı kabulüne yol açacaktır.” denildi.

“Aynı iş robotlarla yapılabilirdi”

İşverenin, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri almak zorunda olduğu kaydedilen kararda “Kaçınılmazlıktan, işveren tarafından tüm önlemler alındığı ve kazalı da bu önlemlere uyduğu halde kaza/hastalık meydana gelmişse söz edilebilecektir” denildi, şu tespitler yapıldı: Aynı iş makine kullanılarak, lazer veya robotlar aracılığıyla da yapılmaktadır. İşyerinde alınması gereken önlemlerin hiçbirinin işveren tarafından alınmadığının bilirkişiler tarafından tespit edilmiş olması, aynı işin makine kullanılarak lazer veya robotlar aracılığıyla da yapılması mümkün iken kumlama yöntemiyle üretim yapılmasında ısrar edilmiş olması, Anayasa ile teminat altına alınmış olan yaşama hakkının ihlali niteliğinde olup, bu durumun ‘kaçınılmaz bir sonuç olarak değerlendirilmesi’ isabetli bulunmamaktadır.

“İşveren, işçinin vücut ve ruh sağlığını korumakla yükümlü”

“Çalışma yaşamında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı, işverenin önlem alma ödevini etkilemez” vurgusu yapılan kararda dava şu gerekçelerle kabul edildi:

  • İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların beden ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler.

Yüksek mahkeme meslek hastalığının oluşumunda kaçınılmazlık etmeninin (faktörünün) uygulama yeri ve etkisinin bulunmadığı gözetilerek, iş güvenliği konularında uzman tekstil mühendisi, kimya mühendisi ve göğüs hastalıkları uzmanı bilirkişilerden oluşacak heyetten yeniden rapor alınması gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Independent Türkçe / AA, 17.06.2019)
==============================

Dostlar,

Yargıtay’ın iş davalarına bakan uzmanlaşmış Hukuk Dairesinin özetlenen kararı yerinde ve bilimsel temellidir.

Meslek hastalıklarının en temel özelliği, ilgili bilimsel yazında (literatürde) şöyle vurgulanır :

  • Meslek hastalıkları %100 korunulabilir hastalıklardır; çünkü hem nedenleri bilinmektedir hem de o nedenlerin işyerinde olduğu bilinmektedir.

Bir başka anımsatma daha; Yargıtay’ın önerdiği uzman bilirkişi kurulunda yer alacak uzman hekim Göğüs Hastalıkları uzmanı olabileceği gibi, “İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı” da olabilir. Bu uzmanlık alanı bir üst – ileri uzmanlık (ihtisas) alanıdır ve Göğüs Hastalıkları, İç Hastalıkları ve Halk Sağlığı olmak üzere 3 tıp uzmanlık alanının üzerine “yan dal” olarak kazanılmaktadır.

Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği uyarınca bu alanda, her 3 temel alandan gelen İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanları eşdeğer düzeyde bilimsel ve tıbbi olarak yetkilidir.

Sevgi ve saygı ile. 17 Haziran 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

TTB’den 5 Haziran Dünya Çevre Günü açıklaması

TTB’den 5 Haziran Dünya Çevre Günü açıklaması

TTB olarak ülkemizdeki bu ciddi sağlık ve çevre sorununun çözümü için başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere; tüm yetkilileri bir kez daha göreve çağırıyoruz ve bu krizin çözülmesi için önerilerimizi anımsatıyoruz:

      • Hava kalitesi ölçümlerinin iyileştirilmeli, tüm verilerin kamuoyu ile paylaşılmalı ve yeterli sayıda yeni istasyonlar kurulmalıdır.
      • Hava kirliliği için ulusal sınır değerlerimiz bir an önce DSÖ sınır değerleri ile uyumlu hale getirilmelidir.
      • Enerji politikalarımız gözden geçirilmeli ve kurulmasına çalışılan 82 adet kömürlü termik santralden derhal vazgeçilmelidir. Mevcut kömürlü termik santraller ise elektrik üretim ve tüketim miktarları göz önüne alınarak kademeli olarak kapatılmalıdır.
      • Tüm fosil yakıt teşvikleri derhal durdurulmalıdır,
      • Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinde projeler, hava kirliliği açısından özel olarak incelenmeli ve yoğun hava kirliliği yaratabilecek sanayi tesislerinden kaçınılmalıdır.
      • Kentlerde özellikle raylı toplu taşıma ve bisikletli ulaşım teşvik edilmelidir.
      • Yine kentlerde motorlu araç trafiğine kapalı alanlar yaratılmalı, kent ormanları korunmalı ve artırılmalıdır,

TTB olarak uyarmaya devam ediyoruz;

Çevre ve insan yaşamının, toplumun sağlığının, bir avuç insanın çıkarı uğruna yok sayılmasına, her yılın 5 Haziran’ında salt törenler ve basın açıklamaları ile sıradanlaşmış etkinliklere çevrilmesine izin vermeyeceğiz.

Türk Tabipleri Birliği olarak üzerimize düşenin toplum ve kamu yararından ayrılmamak olduğunun bilinci ile, yılın 365 gününü doğa ve çevre talanına karşı mücadele ederek, gerçek çevre ve insan sağlığı mücadelesinin içinde ve toplumun yanındayız; her zaman yanında olacağız.

TTB Merkez Konseyi
TTB Halk Sağlığı Kolu

 

Dil emperyalizmi

Dil emperyalizmi

Dil emperyalizmi

31.5.2019, AYDINLIK
https://www.aydinlik.com.tr/dil-emperyalizmi-ozgurluk-meydani-mayis-2019 

Bugün ortaya çıkan bütün başarısızlıklarına karşın bilinçsiz bir iyimserlikle ısrar edilen İngilizceyle eğitim uygulamasının Türk eğitim sistemi, Türk dili ve kültürü üzerinde yarattığı olumsuz sonuçlar vahimdir. Dahası, böylesi bir gaflet, Cumhuriyet’in temel taşlarını dinamitlemektedir.

Image result for PROF. DR. SİNAN BAYRAKTAROĞLU
PROF. DR. SİNAN BAYRAKTAROĞLU

Cambridge Üniversitesi Öğretim Üyesi (1972-1977)
Cambridge Yabancı Diller Merkezi, Sawston Hall, Kurucu Direktörü (1980-2005)

1780’de ABD’nin 2. Başkanı John Adams(1), Amerikan Kongresine bir “Amerikan Akademisi”nin kurulmasını önerirken şöyle bir kehanette bulunuyordu: “İngilizcenin yazgısı, gelecek ve onu izleyen yüzyıllarda, Latincenin geçen yüzyıllarda ya da Fransızcanın bu yüzyılda olduğundan daha da yaygın bir dünya dili haline gelmektir.”

Bu kehanetine gerekçe olarak, Amerikanın o zamanlar hızla çoğalan nüfusunu, tüm dünya ülkeleri ile bağlantılarını ve İngiliz İmparatorluğunun da desteğini belirterek, İngilizcenin küresel yayılışı önünde hiçbir gücün duramayacağını gösteriyordu.

Buna ek olarak, 1941 yılında Churchill ve Roosevelt faşizmin devrilmesinden sonra nasıl bir işbirliği içinde olacakları konusunda koşulsuz nitelikteki Atlantik Antlaşmasını imzaladılar. 1943’te Roosevelt’in telkiniyle Churchill’e Harvard Üniversitesi tarafından fahri doktora veriliyor. Churchill doktora töreninde yaptığı kabul konuşmasının beş ana teması sırasıyla Birleşik Krallık ile Amerika Birleşik Devletlerinin birlik ve bütünlüğü, askeri alanda işbirlikleri, küresel barışın korunmasına ilişkin tasarıları, Birleşik Krallık ile Amerika Birleşik Devletlerin küresel egemenliği ve küresel İngilizce idi.(2)

CHURCHİLL’in GÖRÜŞÜ

Churchill’in 1943’te Harvard Üniversitesinde fahri doktora törenindeki kabul konuşmasında İngiliz dili ile ilgili olarak aşağıdaki söylemleri bu dilin 2. Dünya Savaşından sonra dünyada hızla yayılmasını ve ‘dil emperyalizminin’ nasıl oluştuğunu anlamamız açısından ilginçtir:

“Bizlere bahşedilen ‘ortak dilimiz’ paha biçilmez bir mirastır ve bu bir gün ortak vatandaş olabilmemizin temelini oluşturabilir. Britanyalıların ve Amerikalıların birbirlerinin geniş topraklarında birbirilerine karşı hiç yabancılık hissetmeden rahat ve özgürce dolaşabilmelerini görmek isterim. Aynı şekilde, ortak dilimizi dünyada çok daha geniş bir alana yaymaya ve doğuştan sahip olduğumuz böylesine büyük bir değere birlikte sahip çıkmaya kendi bencil menfaatlerimizi gözetmeksizin birlikte çaba göstermememiz için herhangi bir neden görmüyorum.”

Churchill konuşmasını şu sözleriyle sonuçlandırmaktadır:

“Öne sürmüş olduğum bu beş temel ilkenin uygulanması insanların topraklarını işgal edip onları amansızca sömürmemizden çok daha verimli sonuçları bizlere armağan edecektir. Geleceğin imparatorlukları gücünü akıldan alan imparatorluklardır.”

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda İngilizcenin küresel yayılışının geldiği durum şudur: 20. yüzyıldan beri dünya ekonomisine liberalizmin / neo-liberalizmin egemen olması üzerine, İngilizce, teknolojik gelişmelerin de desteğiyle, dünya ülkelerinin adeta “ortak dili” (lingua franca) olmuş ve uluslararası bir iletişim aracı haline gelmiştir.

Günümüzde, 1.75 milyar dünya halkı (her dört kişiden biri) İngilizce konuşmakta ve 2020’de bu sayının 2 milyara (British Council, 2013:2), 2040’ta 3 milyara (yaklaşık olarak dünya nüfusunun %40’ı) ulaşacağı kestirilmektedir.(3)

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, İrlanda, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde toplam 329 milyon kişi İngilizceyi “anadil” olarak konuşurken, sömürgeciliğin sonucu, İngilizcenin resmi dil veya 2. dil olduğu, Hindistan, Kenya, Malezya, Singapur ve Zambia gibi ülkelerde 300 milyon kişi İngilizce konuşmaktadır. Öte yandan tarihlerinde hiç sömürge / koloni durumuna düşmemiş Çin, Rusya, Japonya, Türkiye, Avrupa ülkeleri, vb. gibi 1 milyarın üstündeki dünya halkı da İngilizceyi “yabancı bir dil olarak konuşmaktadır. Kısaca İngilizce, üzerinde güneş batmayan topraklarda konuşulan bir dil durumuna gelmiştir!(4)

Yüzyıllar önce planlanıp küresel düzeyde etkinliğini gösteren böylesine bir dil emperyalizmi, bugün Türk toplumunun dil ve kültürünü, birliğini ve geleceğini ciddi boyutlarda her yönüyle tehdit etmektedir. Bunun sonucu olarak, bugün yükseköğretimde neredeyse hiç farkına varmadığımız bir “dil çıkmazına”(5) sürüklenmiş buluyoruz.

  • Dil olmayınca “düşünce”de “yaratıcılık da” olamaz.

Ünlü dilbilimci Ludwig Wittgenstein’ın(6) belirttiği üzere,

  • “Dilimin sınırları dünyamın sınırları demektir.”

DİL ÇIKMAZI

Üniversitelerdeki hem Türkçe hem de İngilizce eğitiminde, yıllardır süregelen son derece endişe verici sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunları Cumhuriyet’in 100. yıldönümüne az bir zaman kalmış olmasına karşın henüz giderememişken, bir de yükseköğretimde “İngilizceyle eğitim” yapma sevdasına kapılmış ve ülkemizi tam bir dil çıkmazının içine sürüklemiş durumdayız.

  • İngilizceyle eğitim, İngilizce öğretim ve öğrenim yöntemi değildir.

Bunlar pedagojik amaç ve hedefleri farklı iki tür eğitim etkinliğidir.

Yabancı dille eğitim uygulamasının yükseköğretimin niteliğini ciddi boyutlarda tehdit ettiğini görüyoruz. Bu uygulamaya tabi tutulan öğrenciler, bırakın İngilizce olarak yorum yapamamalarını, kendi ana dilleri Türkçede bile üretken ve yaratıcı olmalarını sağlayıcı dil kullanım becerilerini edinemiyorlar.

  • İngilizceyle eğitim yapma pahasına kendi anadilinde düşünebilme, sorun çözebilme, üretebilme ve yaratıcı olabilme becerilerinden yoksun bırakılan genç nüfusumuz, geleceğin Türkiye’sine ümit olma yerine, altından kalkılması çok zor sosyal ve ekonomik sorunlar yaratacak bir tehdit haline kolayca gelebilir.

Küreselleşen bir dünyada yükseköğretime uluslararası düzeyde akademik bir kimlik kazandırabilmek için İngilizce öğretim ve öğrenimine ne denli büyük önem verilse yeridir. Ancak, etkin bir Türkçe eğitimi gerçekleştirilmeden ne İngilizce ne de İngilizce ile eğitim uygulaması sağlıklı bir biçimde yapılabilir.

  • Unutulmamalıdır ki, anadil eğitimi her ülkenin eğitim sisteminin temelidir.

Dolayısıyla, etkin bir Türkçe eğitimi ve buna bağlı olarak uluslararası standartlarda güçlü bir İngilizce eğitimi, akademik eğitimin Türkçe ile yapılması koşuluyla yaşama geçirilmelidir.

Bugün ortaya çıkan bütün başarısızlıklarına karşın bilinçsiz bir iyimserlikle ısrar edilen İngilizceyle eğitim uygulamasının Türk eğitim sistemi, Türk dili ve kültürü üzerinde yarattığı olumsuz sonuçlar vahimdir (AS: ürkünçtür). Dahası, böylesi bir gaflet (AS: aymazlık), Cumhuriyet’in temel taşlarını dinamitlemektedir.

Osmanlı okumuşu, Arapça ve Farsçayı Türkçeye yeğ tutmakla vaktiyle hata etmişti. Bugün yükseköğretimde İngilizceyle eğitimi savunan aydınlarımız da aynı hatayı işliyorlar.(7) Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti, O’nun kurucusu olan Atatürk’ün şu söylemleri doğrultusunda kurulmuştur:

“Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlâkının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” 

“Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Kaynaklar
1- Adams, John. (1780). Letter to the President of Congress (5 September 1780). In C.F. Adams, The Works of John Adams, Vol. 7 (Letters and State Papers 1777-1782), Boston: Little, Brown,
2- http://www.winstonchurchill.org/learn/speeches/speeches-of-winston-churchill/118-the-price-ofgreatness. Alıntı: Phillipson (2017), s. 318.
3- Council Report, (1995) THE ‘WORLD ENGLISH PROJECT’. Alıntı: David Graddol (2006), English Next, : British Council, s.107.
4- Crystal, David (2003), English as a Global Language, : Cambridge University Press, 2nd ed.
5- Bu yazımızda sözü edilen “dil çıkmazı”nın ne olduğu ve sorunların nerelerden kaynaklandığının kapsamlı biçimde irdelenmesi ve bunları giderici çağdaş dil pedagojisi doğrultusunda öne sürülen yapıcı çözüm önerileri için bkz: Cumhuriyetin 100. Yılına Doğru Yükseköğretimde Dil Çıkmazı: Türkçe ve İngilizce Eğitimde Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Ataürkçü Düşünce Derneği Yayını, 318 s.
6- Logico-Tractatus Philosophicus,1921.
7- Tekin, T. (1975), “Üniversitelerde Bilim Dili: Türkçe…”, Milliyet,1 Kasım 1975.