Türkiye’de 3.5 milyon Hepatit B ve 750 bin Hepatit C hastası var

Prof.Dr. Bilgehan Aygen:
Türkiye’de 3.5 milyon Hepatit B ve
750 bin Hepatit C hastası var

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Viral Hepatit Çalışma Grubu Başkanı, Prof. Dr. Bilgehan Aygen,  Hepatit B, Hepatit C ve  Hepatit D  virüslerinin  uzun vadede kronik karaciğer hastalığı, siroz veya karaciğer kanserine yol açtıkları için ayrı bir öneme sahip olduklarını belirtti.
Türkiye Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Hepatit B Virüsü infeksiyonu açısından orta endemiste (AS: yaygınlık) bölgesinde yer alırken Hepatit C Virüsü açısından düşük endemisite bölgesindedir. Ülkemizde  Hepatit B  oranı %2 -7 iken, Hepatit C oranı %1 dolayında. Karaciğer nakli olan hastalarımızın %61’inde nakil nedeni hepatit B veya hepatit C’dir. Prof. Aygen, viral hepatitlerin 2030 yılına dek yok edilmesinin küresel bir proje olduğunu kaydetti. Prof. Aygen, “Türkiye’de bu konuda ciddi adımlar atılmıştır. 1998 yılından başlayarak tüm yeni doğanlara ve risk grubunda bulunanlara Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz hepatit B aşısı yapılmaktadır. Bu aşılama programıyla 2000 yılında %12’lerde olan yeni enfekte olgu sayısı, 2012’de % 5’lere gerilemiştir. Ancak yine de ülkemizde 3 buçuk milyon hepatit B hastası, 750 bin hepatit C hastası olduğu tahmin edilmektedir.” dedi.
HEPATİT A’DAN AŞI İLE KORUNMAK MÜMKÜN
Prof. Aygen, “Hepatit B virüsünden korunma, Hepatit D’den de korunmak anlamına gelir. Hepatit A virüsü (HAV) dünyada en sık görülen akut viral hepatit etkenidir. Ülkemiz HAV infeksiyonu epidemiyolojisi açısından orta endemisite (AS: yoğunluk) bölgesinde yer almaktadır. Hepatit A kontamine (AS: bıulaşlı, kirli) su ve besinlerle salgınlara yol açabilen, çocukluk çağında hafif belirtilerle geçirilebilirken ileri yaşlarda geçirilmesi durumunda daha ağır seyreden ve şiddetli karaciğer hastalığıyla ölümlere yol açabilen bir virüstür. Hepatit A infeksiyonundan da aşı ile korunmak mümkündür ve hepatit A aşısı 2012 yılından başlayarak ülkemizde çocukluk aşıları kapsamına alınmıştır. Vahşi ve evcil hayvanlarda bulunur ve akut infeksiyona neden olur. Erişkinlerde çocuklardan daha sık görülür, gebelerde daha ağır seyreder. Bağışıklığı baskılanmış hastalardaysa kronik hepatit tablosu yapması açısından önem taşımaktadır.” diye konuştu.
Prof. Aygen, 2016 yılı Mayıs ayında toplanan 69’uncu Dünya Sağlık Meclisi’nde alınan en önemli kararlardan birisinin viral hepatitler konusunda belirlenen stratejiler olduğunu vurguladı. Dr. Aygen,” Bu stratejiler; 2020 yılına dek hepatit B ve C’de yeni hasta sayılarında %30 ve bu hastalıklara bağlı ölümlerde %10 azalmayı kapsamaktadır. Anahtar yaklaşım hepatit A, B ve E’ye karşı aşılama programlarının genişletilmesi; hepatit B’de anneden çocuğa geçişin engellenmesine odaklanılması; enjeksiyon, kan ve cerrahi uygulamaların güvenli olmasını sağlamak; ve hepatit B ve C tedavisine ulaşımın artırılmasını sağlamayı içermektedir.” dedi.

HEPATİT C, 15-20 YIL İÇİNDE YOK EDİLEBİLECEK

Daha kısa süreli, daha etkin ve yan etkileri tolere edilebilir yeni oral (AS: ağızdan) tedavi seçeneklerinin önümüzdeki yıllarda Hepatit C infeksiyonunun seyrinde önem­li değişikliklere yol açacağını kaydeden  Prof. Aygen, “Yeni ilaç tedavileriyle yüksek kalıcı virolojik yanıt oranları elde edilebilmekte ve Hepatit C Virüsü infeksiyonu nere­deyse tüm hastalarda tedavi edilebilmektedir. Yapılmış olan yeni çalışmalar göstermiştir ki; HCV infeksiyonu, tanısı teda­visi ve yeni bulaşmaların engellenmesine yönelik stratejiler sayesinde, önümüzdeki 15-20 yıl içinde yok edilebilecek­tir.” diye konuştu.

HEPATİTLERİ YOK ETMEK İÇİN “NOhep” KAMPANYASI

2016 yılı Dünya Hepatit gününde, 2030 yılına dek hepatitleri yok etmek için, Dünya Sağlık Örgütü tarafından NOhep kampanyasının başlatıldığını ifade eden Prof. Bilgehan Aygen, “Bu yıl Dünya Hepatit Günü’nün teması ‘HEPATİTLERİ YOK ET’ dir. Bu tema kapsamında özellikle düşük ve orta sosyo-ekonomik düzeyde olan ülkelerdeki olguların tanı ve tedavi olanaklarına erişmesi ana hedeftir. Bu hedef doğrultusunda 2030’da Hepatit B ve Hepatit C bulaşmış kişilerin  %90’ına tanı konması ve %80’inin tedaviye ulaşmasının sağlanması planlanmıştır. Bu hedefe ulaşmak için toplumda büyük farkındalık yaratılması, artmış tanı olanaklarının ülkenin her bölgesinde kullanıma koyulması, düzenli aşılama programlarının devam etmesi ve hatta artırılması, güvenli kan ürünleri ve enjeksiyon kullanımı gibi anahtar girişimlerin ülke genelinde uygulamaya konulması gerekmektedir. Viral hepatitleri vurgulayan her etkinlik, onun yok edilmesi için bir adımdır.” dedi.

Prof. Bilgehan, KLİMİK Derneği Viral Hepatit Çalışma Grubu’nun (VHÇG) 200’ü aşan hekim üyesiyle kurulduğu günden itibaren (AS: başlayarak) yeni olgu sayısının azaltılması, hepatit B ve C gibi kronikleşen hastalıklarda, hastaların tedavisinin sağlanması konusunda çalışmalarına devam ettiğini de vurguladı. Prof. Aygen, “KLİMİK Derneği VHÇG olarak; Dünya Hepatit İttifakı NOhep kampanyası hedeflerine ve 69’ncu Dünya Sağlık Meclisi’nde viral hepatitler konusunda belirlenen hedeflere ulaşmak için; ülkemizde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapılacak olan çalışmalara önderlik etmeye ve destek vermeye devam edeceğiz. Viral Hepatit Çalışma Grubu, viral hepatitler konusunda toplumun bilgilendirilmesini kendisine misyon edinmiştir” dedi. (DHA, 27.7.17 )
========================================
Dostlar,

Bu koruyucu hekimlik – sağlık çabalarına çok gereksinimimiz var ve emek verenlere şükran doluyuz. Aşılarla bulaşıcı hastalıklardan ve onların ağır olabilen kimi sonuçlarından, –örn. Hepatit B viral enfeksiyonu karaciğer yetmezliği, siroz, karaciğer kanserine dek ilerleyebiliyor– etkin, güvenilir ve son derece ekonomik olarak korunmak olanaklı.

Bilimsel olarak netleşen durum böyle iken, Anayasa Mahkemesince (AYM) 2 bireysel başvuru nedeniyle “zorunlu” aşı uygulamasının “yasal dayanağı olmadığından” “hak ihlali” olarak belirlenmesi çok düşündürücüdür. Türkiye aşılama – bağışıklama hizmetlerinde çok başarılı olmuş bir ülkedir ve kendine özgü riskleri barındırmaktadır. Örn 3.5 milyonu aşan sığınmacı, 1 milyona varan kaçak girişliler, son birkaç yılda bilinen nedenlerle biraz / epey azaldı ise de 20 milyon / yıl dolayında turist girişi… gibi. Ayrıca Türkiye transit bir coğrafyada ve dinamik nüfus oldukça yüksek.

AYM’nin kararının üzerinden 2 yıla yaklaşan zaman geçmesine karşın, iktidarın tek maddelik bir yasal düzenleme yapmamış olması daha da dehşet vericidir. Bu Halk Sağlığı ağır ve ciddi bir sorumsuzluktur.  Ayrıca Yönetimin “makul düzenleme” yapma yükümü karşısında da bir yönetim etiği sorunudur. Siyasal iktidarlar “İyi Yönetim – Good Management” etik yükümlülüğü altındadır.

AKP iktidarını, 1593 sayılı Genel Koruyucu Sağlık Yasası’na (Umumi Hıfzıssıhha Kanunu) ivedi olarak tek maddelik bir ekleme yaparak ZORUNLU AŞI UYGULAMASINI yasal dayanağa kavuşturmaya çağırıyoruz. AYM’nin gerekçesi Anayasa md. 13 ve 17 üzerinden bu eksiğe dayanıyor. Yasal düzenleme yapılması durumunda Anayasaya aykırılık ya da insan hakları ile çelişme sorunu bulunmuyor.. Tam tersine şimdiki durum açık bir insan hakları çiğnemi (ihlali).

Dahası, Türkiye 6701 sayılı İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu, bu yasa bağlamında ayrımcılık türlerini sayarken, md. 4 /f’de “Makul düzenleme yapmama” da sayılmakta. (RG 20.4.2016, 29690). Dolayısıyla zorunlu aşı uygulaması hizmetlerini yasal dayanağa kavuşturma amacıyla düzenleme yapma aynı zamanda TBMM, milletvekilleri ve Hükümet için yasal yüküm.

Bu “aşı reddi” sorununun daha fazla sürdürülmemesi, yasal düzenlemenin geciktirilmemesi,
Halk Sağlığını korumak adına ötelenemez – savsaklanamaz kritik bir siyasal sorumluluktur.

Sevgi ve saygı ile. 27 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

Bayrak_dalgalananATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi  profsaltik@gmail.com   https://www.facebook.com/profsaltik,
twitter : @profsaltik    CV_Ahmet_SALTIK_web

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır..

Okumak için lütfen tıklayınız…
OHAL’in 1. YILINDA AKP = RTE’YE ÇAĞRI!

Haber görseli

Yaşasın AKP belediyeciliği.. Şimdi nasıl düzelteceksiniz? İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş pişkin pişkin yerinde oturuyor.. Bu kaçıncı “doğal felaket” !? Yoksa AKP – RTE – Topbaş felaketi mi?? AKP – RTE halktan özür dilemeli, Topbaş görevden alınmalı ve İstanbul için hızla ve kesin olarak bilimsel – rant tutsaklığını dışlayan (!?) esenlendirme (rehabilitasyon) tasarımı (projesi) yapılmalı ve uygulamaya konmalıdır. Oluşan zarar için sorumlu kamu görevlilerine, başta Topbaş ve AKP’li sorumlular, kişisel giderim (tazminat) davaları açılmalıdır.Haber görseli

  • 27 Temmuz 2017 Perşembe günü saat 13:00’te buluşuyor ve Ankara Belediyesi’nn Anıtkabir İmar Planı değişikliğine plana itiraz ediyoruz.. Ettik, 100’ü aşkın dilekçeyi sunduk..  TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından planlanmış olan Anıtkabir Plan Değişikliği’ne ilişkin, 27 Temmuz 2017 Perşembe günü saat 13:00’te  Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı önünde buluşularak itiraz dilekçeleri verme etkinliğini destekliyor ve katılımınızı bekliyoruz.
    Tarih: 27 Temmuz 2017, Perşembe, Saat : 13:00
    Yer: Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı
    Hipodrom Cad. No: 5 Yenimahalle * Askı Plana İtiraz Dilekçesi için tıklayınız.
    *****

Cumhuriyet Gazetesi davası 4. gününü tamamladı..
Ahmet ŞIK, tarihe geçecek görkemli bir sunuş (“savunma değil” diyor..!) yaptı :  

  • “Savunma yapmıyorum, itham ediyorum… Cumhuriyet’te aradığınız çete ülkeyi yönetiyor!”
    Cumhuriyet çalışanlarına yönelik davanın üçüncü duruşmasında savunma yapan Ahmet Şık,
    Ben burada savunma yapmıyorum, ifade vermiyorum, aksine itham ediyorum” dedi ve Cumhuriyet’te aradığınız çete, siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor! diye ekledi.
    Şık, savcının sorgusunda ‘İddianamedeki suçlamalara değinmediniz‘ demesi üzerine, “İddianamenin üzerinde pek durmadım. Bence siz de pek kaale almayın.” diye yanıt verdi.
    Savunma metnini (14 sayfa) ve bizim katkımızı okumak için lütfen tıklayınız :
    http://ahmetsaltik.net/2017/07/26/ahmet-sik-cumhuriyette-aradiginiz-cete-ulkeyi-yonetiyor/ 
    *****
    AÇLIK GREVLERİ ÜSTÜNE.. Başlıklı yazımızı okumak için lütfen tıklayınız..

NURİYE GÜLMEN VE SEMİH ÖZAKÇA’YI YİTİRİYORUZ!!!
Gülmen ve Özakça’dan : “Yürüyüşe selam açlık grevine devam
Ölüm orucunun 142. gününde (28.07.2017) sağlık durumları kritik eşiği aşan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ölümün soğuk kıyısında! 28 Temmuz 2017, 4 ay 22 gün bitti ölüm orucunda!
Hemen işe iade edin. Yargılama tutuksuz sürsün. Ölmesin, engelli kalmasın, yaşasınlar.
2 masum insan ölmeden, kalıcı engelli olmadan ACİL BARIŞÇI GİRİŞİM istiyoruz iktidardan. Aksi halde kaçınılmaz sondan kesin sorumlu olacaktır. (16.6.2017)
* Açlık grevinde ve de ölümün eşiğinde 2 masum insan Semih – Nuriye niçin hapiste!! 142 gündür açlar! Ziyaretlere yataktan kalkıp gelemiyorlar! Durum çok ACİL!
Saatler bile önemli! Bu 2 masum genç ölürse gerçek katili kim olacak, belli! Çare; HEMEN İŞE İADE, HEMEN
Zaten başlayamazlar.. Aylarca sağaltım zorunlu.
Ayrıntıları ve ağır-kritik tıbbi durumu okumak için aşağıdaki 3 yazıyı tıklayın lütfen..
NURİYE GÜLMEN VE SEMİH ÖZAKÇA’YI YİTİRİYORUZ!!!
Gülmen ve Özakça’nın son durumu: Kalp yetmezliği başladı!
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız : Uyarı üstüne uyarı… Dünya ‘DUR’ diyor. 

AİHM’nin istemi ile 140. gününde Ankara Numune Hastanesinde muayene edildi.
Genel durumları hiç iyi değil… Adli Tıp’a sunulan rapor kamuoyuna açıklanmalıdır.
********
Cumhuriyet‘in yazar – çizerleri
270 gündür (9 ay!) özgürlüğünden yoksun. Duruşma aylar sonra 24 Temmuz’da başladı sanıklar tutuklu iken! İddianame, tutukluluğun 156. gününde hazırlandı!? Basından sansürün kaldırılmasının da yıl dönümü 24 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte kaldırılmıştı!
AKP = RTE Türkiye’yi nereye sürüklüyor ve bu akıl almaz kuşatmayı nereye dek dayatabileceğini sanıyor? Tarihe göz atın, bu tür diktatörlük serüvenleri er geç çoook acı sonlanıyor! Yasa devleti bile değiliz artık! Oysa ADALET her şeyin temeli!
Elinizi FETÖ bahanesiyle yarattığınız tüm mağdurlardan hemen çekin..

İleride 15 Temmuz’un üstündeki örtü kaldırıldığında, Hulusivil-Fidan işbirliği ile sahnelenen tiyatronun gerçeğini, Tayyip-Gülen işbirliğinin esas yüzünü, kendi insanının üzerine kurşun sıkan istihbaratçıları, mafya tetikçilerinin nasıl adam öldürdüklerini, CIA uşaklarının gerçek yüzlerini göreceğiz.”

Tümünü okumak için : http://ahmetsaltik.net/2017/07/23/rifat-serdaroglu-15-temmuzun-fatihi/

Tuğrul Türkeş’in MİT TIR’larının silahlarının Bayırbucak Türkmelerine gitmediğine ilişkin yeminli TV kaydı.. (3,5 dk.). İzlemek için lütfen tıklayınız.. CNN Türk, 21.11.2015, https://youtu.be/hihY1aQ4dMk

“MİT TIR’ları AKP’nin elinde patlamıştır.” MHP Gn. Bşk. Bahçeli’nin Bayburt konuşmasını izlemek için tıklayınız (3 dk. dan kısa). 30 Mayıs 2015, https://youtu.be/XdQJSz4mzbs

Sevgi, saygı, kaygı ve umut ile. 28 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Önceki yazılarımızdan                                            :
Cemahiriye-i Sultaniye-i Türkiye
MİLLİ EĞİTİMDE DİNCİ – ŞERİATÇI MÜFREDAT GERİ ÇEKİLSİN
Dr. HÜSEYİN DEMİRDİZEN’e KEFİLİZ
MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!
Nurzen_Amuran’dan_ODATV_icin_sorular
Katar’a_asker_gonderme_karari_vahim_bir_hatadir
R.T. Erdoğan Diyarbakır’da, tarih 1 Nisan 2017 : “Türk demiyorum, millet diyorum..”
16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur
Varlık Fonu’na devretmeye ilk tepki: Çiftlik gibi kullanılacaklar!
SARAY’DA_TUTSAK_ERDOGAN’A_YARDIM_ETMELI
ERDOĞAN’ın 3. ABDÜLHAMİTLEŞMESİNE “NE YAZIK Kİ” (!) ZAMANIN RUHU ELVERMİYOR
Basinizin_ustune_getireceginiz_kisinin_Kanindaki_oz_mayaya

Sitemizde yer alan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi :
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” Nazım HİKMET

BELEDİYENİN ANITKABİR İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİNE İTİRAZ EDİYORUZ

 

 

 

Değerli Meslektaşımız,

Cumhuriyetin değerlerini yok ederek, tarihinden ve kültüründen yoksun bir şekilde, Cumhuriyetle hesaplaşmayı mekanlar üzerinden yürüterek, Atatürk‘ün bizzat talimatlarıyla yapılan, İller Bankası, Marmara Köşkü, Baraj Gazinosu, Su Süzgeci, Havagazı Fabrikası’nı bir gecede yıkanlara…

Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi ikametgahı, anı ve saygı mekanı Anıtkabir’e yönelik plan değişikliği ile nasıl planlar içinde olduklarını bilerek güvenmediğimizi bir kez daha ifade ederek, mücadeleye devam etme kararlılığımızla

  • 27 Temmuz 2017 Perşembe günü saat 13:00’te buluşuyor ve plana itiraz ediyoruz.

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından planlanmış olan ve Odamıza iletilen, Anıtkabir Plan Değişikliği’ne ilişkin, 27 Temmuz 2017 Perşembe günü saat 13:00’te  Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı önünde buluşularak itiraz dilekçeleri verme etkinliğini Ankara Tabip Odası olarak destekliyor ve siz değerli meslektaşlarımızın katılımını bekliyoruz. Saygılarımızla.

Tarih: 27 Temmuz 2017, Perşembe, Saat : 13:00
Yer: Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı
Hipodrom Cad. No: 5 Yenimahalle 

* Askı Plana İtiraz Dilekçesi için tıklayınız.

==================================================
Dostlar,

BELEDİYENİN ANITKABİR İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİNE İTİRAZ EDİYORUZ

Biz de orada olacağız ve imzalı dilekçemizi kayda geçirerek alındı belgesini alacağız.

Sizleri de bekleriz…

Sevgi ve saygı ile. 27 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI BÜYÜK ZAFERİNİN TAÇLANMASI “24 TEMMUZ 1923 TARİHLİ LOZAN ANTLAŞMASI BAŞARISI”

TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI BÜYÜK ZAFERİNİN TAÇLANMASI “24 TEMMUZ 1923 TARİHLİ LOZAN ANTLAŞMASI BAŞARISI”

Vatansever Dostlar,

G. Filiz Tuzcu
Tarihçi

Türk Milletinin, dünyanın en güçlü korkunç güçlerine karşı  “tamamen yokluklar içinde verdiği amansız  bir ölüm – kalım mücadelesi” olan MUCİZEVİ KURTULUŞ SAVAŞI ZAFERİMİZİN,   “LOZAN ANTLAŞMASIYLA” TAÇLANDIRILMASININ yıldönümündeyiz;
24 TEMMUZ 1923!

TÜRK TARİHİNE ALTIN HARFLERLE YAZILAN bu mucizevi başarımızın altını elbette önemle çizmemiz  ve  defalarca vurgulamamız  gerekmektedir…

Hatta T.C. Devletinin her vatandaşı, söz konusu bu  “ONURLU – EŞŞİZ  ZAFERİ” adeta zihnine kazımalıdır… Kazımalıdır ki, bir daha o korkunç – karanlık günlere maruz kalmasın…

Dikkat çekmek isteriz ki LOZAN’NIN söz konusu bu hayati önemi maalesef ki Türkiye’de yeterince vurgulanmamaktadır! Bunun nedenini  açıklamak, elbette ki biz sorumluluk sahibi  tarihçilerin görevidir:

1938 sonrası Türkiye’sinde siyasi liderlerce kademe kademe değiştirilen devletin milli iç ve dış politikalarıyla, Büyük Atatürk’ün “Düşünceleri – İlkeleri – Hedefleri ve Milli Devlet Politikaları” tamamen rafa kaldırılmıştır!

Onun o son derece değerli düşünceleri, ilkeleri, hedefleri ve milli politikaları ki, T.C. Devletinin “tam bağımsızlığını, sağlıklı işleyişini, dünyadaki  saygınlığını ve  güvenini koruma altına almaktaydı, ayrıca Türk Devletinin siyasi, iktisadi, askeri, sanayii ve ilmi kalkınmasını sağlayarak, Türk milletini en ileri medeniyet düzeyine yükseltmiş olacaktı…”   

Biz Türkleri kutsal bir baba sevgisiyle, içtenlikle seven, acılarımıza merhem olan, hayatlarımızı  ve onurumuzu kurtaran ve de biz evlâtları için her türlü fedakarlığı yapan, “gençliğini, çok sevdiği askerlik mesleğini, rütbelerini, ömrünü, hatta canını ortaya koyan”  Büyük Önderimiz Atatürk’ün bizlere lâyık gördüğü SÖZ KONUSU BU TAM BAĞIMSIZ – AYDINLIK – GÖRKEMLİ  ve MEDENİ GELECEK; “Biz Atatürkçüyüz, biz Atatürk’ün izindeyiz” diye haykırarak , “Türk Milletine, Atatürk Düşünce ve İlkelerine bağlı kalacaklarına” dair yeminler ederek, Türk Milletinin Vekilleri olmaya hak kazanan ve böylece TBMM’ne girebilen siyasiler ve onlarla “makam, mevki, unvan, maddi menfaat” karşılığı işbirliğine giren yazar, çizer, entel – dantel, bilim insanı vs… gibi sözde aydınlarca ne yazık ki engellenmiş ve geleceğimiz karartılmıştır.  Türkiye’de gelinen karanlık tablo apaçık ortadır…

Tüm Türk düşmanları, aynı tarihte olduğu gibi,   bu durumdan ziyadesiyle faydalanmaktadırlar… (Biz bu filmi daha önce defalarca görmüştük; bazıları  “adalarımız niye işgal ediliyor” diye halâ şaşırmaktadırlar! Biz de onlara şaşırmaktayız!)

Aklını biraz çalıştıran, önyargısız olarak biraz düşünebilen, vatanını samimiyetle seven, biraz da Türkiye’nin siyasi geçmişine vakıf olan, ne demek istediğimizi gayet iyi anlayacaktır.

O halde bizler “TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI ZAFERİNİN GÖREKEMLİ TACI  VE T.C DEVLETİ’NİN TEMEL KURULUŞ BELGESİ” olan  L O Z A N    A N T L A Ş A M A S I N I, büyük bir onurla anımsatıyoruz ve dünya tarihinde eşi ve benzeri bulunmayan bu muhteşem zaferimizi gururla ve sevinçle KUTLUYORUZ…

Şimdi de Büyük Atatürk’ün LOZAN ile ilgili sözlerine yer vermek istiyoruz;

  • Lozan Antlaşması, Türk Milletinin aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir vesikadır. Osmanlı devrine ait tarihte örneği bulunmayan siyasi bir zaferdir.” 

(Kaynak; Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkez, Ankara, 1999, s. 337 – 338.)

Ayrıca Büyük Atatürk 27 Temmuz 1923 tarihinde İzmir’de bulunduğu sırada halkı selâmlayarak şöyle demiştir;

  • “Memlekete ve milletin menfaatine yan bakanların yeri ya denizin dibi, yahut toprakların altıdır.” (A.g.e, s. 338)

Son olarak değerli bir Türk Büyüğümüzün “uyarı” niteliğinde sözlerine yer vermeyi faydalı buluyoruz;

Atatürk, Cumhuriyeti kurduğunda henüz 42 yaşındaydı. 57 yıllık yaşamının son 27 yılını, sınır boylarında, ateş hatlarında, savaş meydanlarında geçirmiştir… Daha sonra  ortaçağ kalıntısı karanlık bir ortamı yırtmak – aydınlatmak üzere, kitaplıklarda, bilim kurumlarında, ya da elinde tebeşir ve önünde kara tahtayla halkın arasında eğitim savaşımıyla geçirmiştir. Birinci savaşı vatan savunması (kurtuluşu) içindi; ikincisi de Türk Ulusunu aydınlığa kavuşturmak için bir kültür savaşıydı …

Türkiye Cumhuriyetini bölmek ve yıkmak isteyenler vardır;  bunlar, türlü yöntemlerle gençlerin kafalarını yıkamaktadırlar; bunlar dış düşmanlardan yardım görmektedirler… Gönlünü, varlığını ve yazgısını bu vatanın yazgısına bağlamış namuslu hiçbir yurttaş böylelerinden yana olmaz.

TÜRK AYDINLARINA DÜŞEN ULUSAL VE KUTSAL GÖREVLER VARDIR. (Genel olarak Türk aydınları üstlerine düşen bu “ulusal ve kutsal görevleri” yerine getirmişler midir? Maalesef ki hayır…)

DAHA ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA BİLE MUSTAFA KEMAL PAŞA’YI HEDEFİNDEN SAPTIRMAYI VE YABANCI BİR İDEOLOJİNİN UYDUSU YAPMAYI TASARLAYANLAR OLMUŞTUR. ATATÜRK, BUNU HEMEN SEZİP, GEREKEN ÖNLEMLERİ ALMIŞTIR. MECLİSTE SARIKLI BİR MİLLETVEKİLİN “PAŞAM, BİZİM HÜKÜMETİMİZ (YANİ REJİMİMİZ) HANGİ DEVLETİNKİNE BENZER” SORUSUNA ATATÜRK’ÜN,  “HOCAM BİZ KİMSEYE BENZEMEYİZ, BİZ BİZE BENZERİZ” BİÇİMDE YANITLAMASI, ONUN TAKLİTÇİLİKTEN NEDENLİ UZAK VE ULUSAL ONURA NE DENLİ BAĞLI BİR LİDER OLDUĞUNU GÖSTERİR.

(Oysaki Osmanlıda Türklere, “aşağılık kompleksi, yabancı dil ve kültür taklitçiliği, devasa boyutlarda Avrupa hayranlığı “  yüzlerce yıl sürekli olarak pompalanmıştır…)

ATATÜRK İDEOLOJİSİNİN TEMELİNDE MİLLİYETÇİLİK VE TAM BAĞIMSZLIK YATAR.

(Atatürk Milliyetçiliği; Vatana ve Millete Sevgi ve Bağlılık duymaktır. Bundan daha doğal ne olabilir? Dünyada her özgür, onurlu, medeni ve  gelişmiş millet, milliyetçidir.  Bilmeyenler, ya da “milliyetçiliğe” olumsuz ve gerçek dışı anlamlar yüklemeye çalışanlar öğrensinler…  O halde samimiyetle “Ben Atatürkçüyüm” diye herkes, “vatanın ve milletin tam bağımsızlığına, güvenliğine, özgürlüğüne, iyiliğine,  iktisadi olarak kalkındırılmasına, diline, dinine ve kültürüne” azami derece önem vermek  ve bu yolda çalışmak zorundadır…)  

ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA VE DAHA SONRASINDA YANILGIYA DÜŞSEYDİ, TARİHSEL FIRSATLARI İYİ KULLANMASAYDI, YERYÜZÜNDE BÜGÜN BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ OLMAZDI. BUNU GÖRMEMEK İÇİN YA BİLGİSİZLİK, BİLİNÇSİZLİK VEYA NANKÖRLÜK,  YA DA VATANINA VE ONUN EVLÂTLARINA KARŞI BESLENEN KORKUNÇ KİN VE DÜŞMANLIĞIN YOĞURDUĞU HAYİNLİK İÇİNDE BULUNMAK GEREKİR.” Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu 16 Mart 1981

(KAYNAK; GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, NUTUK – SÖYLEV CİLT 1 – 2,  Basıma Hazırlayan, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cumhuriyet Kitap Kulübü, İstanbul, 2002, s. ÖNSÖZ, 19  – 21.)

LOZAN gibi olağanüstü büyük, şanlı – şerefli bir zafer belgesini ve bu belgeye dayanan
T.C. Devletimizi bizlere armağan eden Büyük Atatürkümüze sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor ve Onun aziz hatırası önünde saygıyla, sevgiyle, en derin minnet ve özlem duygularımızla  eğiliyoruz…

Saygılarımla, 24 Temmuz 2017
===================================
Çooook teşekkürler değerli yazar, Tarihçi Sayın Güzide Filiz Tuzcu hanımefendi..
Cumhuriyete ve onun şanlı tarihine bilim ve bilinçle, yurtseverce sahip çıktığınız için!

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Hayaller varsa umut da var!

Hayaller varsa umut da var!

Söyleşi . Mutlu Sereli Kaan
http://www.tipdunyasi.dr.tr/wp-content/uploads/image/td/TD225/TD225.pdf 

(AS: Bizim katkımız ve güncelleme notumuz yazının altındadır..)

TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Ali Özyurt’un ilk kitabı Söz Uçar Yazı Kalır yayımlandı. Özyurt, 7 yaşındaki kızına ithaf ettiği ve hediye olarak kızının 1 Ekim’deki doğum gününe yetiştirdiği kitabın gelirini Gezi’de yaşamını yitiren gençler anısına kurulan derneklere bağışlayacak. Olumlu geri bildirimler dolayısıyla ikinci kitabın hazırlıklarına şimdiden girişen Dr. Ali Özyurt, ikinci kitabı da 1 Ekim 2017’ye yetiştirmeyi planlıyor. Kitabına giden süreci, hayatı, aktivistliği (AS: eylemciliği) ve her durumda umutlu olmayı konuştuk.

Dr. Ali Özyurt’un ilk kitabı yayımlandı: Söz Uçar, Yazı Kalır!

Söz Uçar Yazı Kalır kitabı ile ilgili görsel sonucu

“Söz Uçar, Yazı Kalır” adlı kitabınız çok yakınlarda yayımlandı. Kutluyoruz
öncelikle. Kitabı yazma ve yayımlama düşüncesi nasıl oluştu?

Dr. Ali Özyurt : 2008 yılından beri notlar alıyordum, zaman zaman da düzensiz de olsa yazılar
yazıyordum. Kimisi geçmişimle ilgili, ailemle ilgili, çocukluğumla ilgili, bazen duygulandığımda ya da kedere kapıldığımda… Bizim Cerrahpaşa 87 mezunlarının oluşturduğu bir haberleşme grubu var, yaklaşık 250 kişinin takip ettiği, birçoğunu oraya atıyordum. Yaklaşık 8 yılda 100’ü aşkın yazı birikti. Ben bunları biriktirmiyordum aslında. Bazı arkadaşlarımdan zaman içinde beğeniler aldım, geri dönüşler aldım. Bazı arkadaşlarım bu yazıları biriktirdiklerini söylediler. Bu geri bildirimleri alınca, bir yıl kadar önce, yazdıklarımdan da yola çıkarak bir kitap yazma düşüncesi kafamda oluştu ve planlı programlı olmadan, bir kitap yazacağımı arkadaşlarıma söyledim. Fakat söyledikten sonra unuttum ama birkaç ay sonra bana hatırlattılar. Sonuçta bir arkeolog gibi, haberleşme grubunun arşivinden yazılarımı aramaya çalıştım, bulabildiğim kadarıyla bir dosya yaptım ve koltuğumun altına koyarak editöre götürdüm. Editör baktı ve “neden bunu yayımlamıyorsun” diye sordu bana. Hikaye böyle başlamış oldu. Ben asıl kitabı daha yazmadım ama daha önce bu çöpten bulduğum yazıları ayıkladık ve bu kitap ortaya çıktı. Bir denemeydi. Eğer olumlu bir geri bildirim alırsam ki, ilk geri bildirimler olumlu geliyor, bundan sonra bir öykü kitabı yazma projem var. Bunu da ilk kez buradan açıklamış oluyorum. Kızımın doğum gününe yetişsin istedim; 1 Ekim 2016, ona yetiştirdik. İkinci kitabı da 1 Ekim de 2017’de çıkarmak istiyorum, bir aksilik çıkmazsa.

– Dilinizin yalınlığı, akıcılığı, samimi üslubunuz çok dikkat çekiyor. İçinizi, bütün hayatınızı
açıyorsunuz okura samimiyetle. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Dr. Ali Özyurt : Açık söylemek gerekirse; adınıza bir kitap çıkıyor, ben bir yazar olmadığım
için, bir miktar korktuğumu söyleyebilirim. Hatta son dakikaya kadar yayımlamasak olmaz mı diye bir düşüncem vardı. Fakat editörüm okuduktan sonra beni teşvik etti. Onun teşvikiyle yayımlamaya karar verdik.

– Editörünüz kim bu arada?

Dr. Ali Özyurt : İki editör var. Biri Füsun Taş; son okumayı yapan. İlk okumayı yapan da
Ayrıntı’nın da editörlüğünü yapan, Cumhuriyet ve Radikal’de de redaksiyonda çalışan Asaf Taneri. Asaf Taneri Türk Tabipleri Birliği’nde de çalışmış 80’li yıllarda. Oradan hekimleri de tanıyor ve üslubumu da beğenmiş. Ondan da geri bildirim alınca ben çok mutlu olmuştum.
Daha sonra Selçuk Erez; edebiyatçıdır kendisi biliyorsunuz. Hem önsözünü yazdı ve teşvik etti; tekrar yazmalısın dedi. Kitap yayımlandıktan sonra da okuyan yakın çevremden, arkadaşlarımdan olumlu geri bildirim aldım. En son da Latife Tekin okudu. O da benzer
şeyler söyleyince ben gerçekten çok mutlu oldum ve iyi ki yazmışım dedim.

– Otobiyografik, anı-deneme türünde bir kitap. Dünyada da anı, otobiyografi ve biyografi
türünde eserlerin yazılma oranının arttığı, bunun “kendi yaşamına verilen önem ve
seçtiklerine verilen değer” ile ilgili olduğu belirtiliyor. Katılır mısınız bu yoruma?

Dr. Ali Özyurt : Katılıyorum tabii ki. Bence herkesin yazması da gerekiyor. Ömrümüz boyunca çok şeyi biriktirmiş oluyoruz. Kitabın adında da olduğu gibi, söz gerçekten uçuyor ve yazı kalıyor. Hele hekimlik gibi bir alanda yoğun bir meslek hayatı yaşayan bizlerin gerçekten çok fazla deneyimleri ve topluma aktaracakları şeyler olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yazılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Benim özelime gelince; önemli denebilecek
bir sağlık sorunu yaşıyorum. Kitapta da belirttiğim gibi yaklaşık 12 yıldır kanser hastasıyım. Tabii kanser hastası olan herkeste olduğu gibi bende de zaman zaman bir ölüm korkusu oluyor.
Bu kitabı yazmaya başlamadan önce bu ölüm korkusu yoğunlaştı; çünkü hastalığımda
bir ilerleme oldu. Söylediğim gibi, bir kızım var, Neşe, 7 yaşında.

Dr.Ali Özyurt ile ilgili görsel sonucu

Geriye dönüp baktığım zaman, 6-7 yaşlarımdan sonra hatırlıyorum çocukluğumu ve daha öncesini hatırlamıyorum. İçime bir korku düştü, ben ölürsem Neşe benimle ilgili hiçbir şey hatırlayamayacak korkusu geldi ve ona kalıcı ne bırakabilirim diye düşündüm. Benim anne-babam da Neşe’yi tanımamışlardı. Özetle, biraz ilerde Neşe büyüdüğünde, bu kitabı okuduğunda hem babasını kitap aracılığıyla olsa da tanıyabilsin, keza benim ailemi de bilsin, çocukluğumu, ilk gençlik yıllarımı öğrensin isteği de ön planda oldu bu kitabı yazarken.

– Sağlıklı, mutlu, uzun bir ömür diliyoruz size, ailenizle birlikte. Yeni kitaplarınızı bekliyoruz.
Hayatınızın önemli kırılma noktalarına ve önemli dönemeçlerine, ülke tarihinin tanıklığıyla birlikte yer veriyorsunuz kitabınızda. Dönüp baktığınızda, bunlardan sizi en çok etkileyenin ne
olduğunu söyleyebilir misiniz?

Dr. Ali Özyurt : Ben yoksul denebilecek bir ailenin, iç göçle İstanbul’a gelen bir ailenin çocuğuyum. Babamlar 1950’lerde Trabzon’dan İstanbul’a geldiklerinde, ikinci dünya savaşında babalarını kaybetmiş ve yetim kalmış insanlardı ve çalışmak zorundalardı. Ve bizim için tek
bir yol kalıyordu, okumak, eğitim almak ve eğitimli bir birey olmak. Bugünlerde pek fazla olmasa da o zamanlar devletin olanakları vardı. Bir cumhuriyet nesli vardı, biz de onun belki son vagonuna yetişerek, ilkokuldan başlayarak, üniversiteyi bitirene kadar devletin okullarında okuduk. O açıdan devletin, cumhuriyetin vurgusunu yapmak istiyorum. Hayatımda önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. İkinci aşamada 12 Eylül darbesi oldu, ben yeni üniversiteyi
kazanmıştım. 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasında İstanbul Üniversitesi, hayatımın en önemli evresi diyebilirim. Bilinçlenmem, toplumu tanımam, sosyalizmle daha bir hasbıhal olmam bu döneme rastlıyor. İstanbul Üniversitesi büyük, tarihi bir üniversite, bulunduğu mekân, çevre, hocaları, öğrencileriyle, sanki bütün dünyanın bir minyatürü gibiydi. O nedenle 80 ve 87
arasındaki öğrencilik dönemimi unutamam, bana da çok büyük bir katkısı olduğunu
düşünüyorum. Bugün bu noktadaysam o dönemin çok büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Başka bir kentte, başka bir üniversitede olsam, bugünkü Ali olamazdım diye düşünüyorum.

– Hekim ve aktivist yanınızdan söz etmek istiyorum biraz da… 

– Dr. Ali Özyurt : Mezun olduğumdan beri hep devlet memuru olarak kaldım. Bu 30 yıllık süre içinde maddi hiçbir sermayem olmadı ama sosyal sermayem çok büyüktü. Arkadaş çevrem, çok sayıdan insanla tanıştım, dost oldum. Bu açıdan kendimi çok mutlu ve şanslı hissediyorum. Hatta bir anektod: Bende 2 bin civarında Cerrahpaşa öğretim üyelerinin ve birçok hekimin telefon numarası kayıtlıdır, her gün 4-5 insan beni arayıp telefon numarası sorar. O da bu sosyal sermayenin bir yansıması diye düşünüyorum.

– Tabip odası ile nasıl tanıştınız?

– Dr. Ali Özyurt : 80’li yıllarda, hem TTB’ye hem İTO’ya kayyum atanmıştı, ben 2-3. sınıftayken kayyumdan tekrar hekimlere geçti odamız. Benim tabip odasıyla tanışmam da
85 yılında -5. sınıftaydım sanıyorum bir arkadaş vasıtasıyla oldu. Oda aidat toplayamıyordu, kronik sorun o zaman da vardı. Aidat toplayanlara bir yüzde veriyorlardı. Bir arkadaşım bana aidat toplar mısın diye teklif etti ve Odayla tanışmam böyle oldu. Daha sonra odaya gidip gelmeye başladım. O zaman tıp öğrencileri komisyonu yoktu, çok az kişi gelir giderdi zaten. O zamanlar efsane genel sekreter Dr. Nejat Yazıcıoğlu vardı. Nejat Abi ile tanıştım. 5-6 tıp öğ-
rencisi idik, bizi alır, bizimle sohbetler ederdi. Aradan 30 yıl geçti, kendimi bugün 30 yıllık bir Oda aktivisti olarak nitelendiriyorum. Tıp fakültesini bitirdikten sonra açık söylemek gerekirse,
hekimliğimin de önüne geçen bir aktivistliğim oldu. İnsanlar beni hep Tabip Odasıyla özdeşleştirdiler. Bu belki anestezist olmamdan kaynaklanıyor, hastalar anestezi ile ilgili size soru soramayacakları için belki de…

– Gezi tanıklığınız oldu bu dönemde…

– Dr. Ali Özyurt : Aktivistliğimi taçlandıran bir süreç denebilir. Bir rüya gibiydi o dönem.

– Hayatımda en mutlu olduğum dönem demişsiniz kitabınızda…

– Dr. Ali Özyurt : İlginç bir anekdot; Gezi sırasında ben hastalığım nedeniyle bir ilaç kullanıyordum, ilacın çok ciddi yan etkileri vardı. Bir tanesi de ayaklarımın tabanları soyuluyordu, uzun süre ayakta kaldığım zaman. Bu yüzden de ben olabildiğince ayakkabı giymemeye, terlik ve benzeri şeylere giymeye ve mümkün olduğunca ayaklarımı uzatıp dinlendirmeye çalışıyordum ve çok uzun da yürüyemiyordum. Fakat Gezi bende öyle bir adrenalin deşarjı sağlamış ki, ben o 20 gün boyunca ayakkabı giydim, saatlerce yürüdüm,
koştum, hiçbir şey hissetmedim ayak tabanlarımda. Ne zaman ki Gezi sönümlendi evimize geldik, daha sonra ben bir baktım ki ayak tabanlarımın derisi tümüyle dökülmüş ve iyileşmesi için birkaç ay beklemek zorunda kaldım. Ama gezi bende ne bir ağrı duygusu, ne hastalık duygusu, ne yorgunluk yarattı. Deyim yerindeyse kendimi “Süpermen” zannettim. Bir şeye daha
orada dikkat ettim, sonuçta biz 78 kuşağından sayılırız ve artık bir miktar unumuzu eledik, eleğimizi astık havasındaydık ve gençlerden de açıkçası fazla bir beklentimiz yoktu. Ben orada bunun doğru olmadığına tanıklık ettim. Orada onları görünce büyük bir yanılgı içinde olduğumu anladım. Yeni gelen gençlerin bizden farklı da olsa o devrimci ruhu koruduklarını, ülkeleri için, vatanları için büyük bir mücadele azmiyle çabaladıklarını ve mücadele ettiklerini gözlerimle gördüm. O yüzden de onlara inancım arttı, bu yüzden de kitabı bir yandan da Gezi’ye adamak
istedim ve kitabın gelirini gezide ölen gençler için kurulan çeşitli derneklere bağışlamayı düşünüyoruz.

– Şiir de yazıyor musunuz?

– Dr. Ali Özyurt : Dr. Selçuk Erez’in önsözünde buna ilişkin bir not var… Ben kendimi hiçbir zaman şair olarak görmedim ama yazdığım zaman elimin hep şiire kaydığı söylenebilir. Yazının
sonuna hep bir dörtlük koymak isterim. Kendimin olmasa bile bir şairin dizesini koymak isterim. Benim yazdığım şeylere şiir deniyorsa ben bundan tabii ki mutluluk duyarım. Selçuk Hoca olayına gelince, bir gün bana telefonda bir dörtlük okudu. Önsöze de aldığı dörtlük. Bana büyük bir heyecanla bunu sen mi yazdım diye sordu. Ben tabii kendimi hiçbir zaman şair saymadığım için, yok hocam ben yazmamışımdır ama yine de ben bir bakayım dedim ve bunun üzerine gerçekten benim yazdığımı fark ettim. Çünkü hiç üzerime alınmamıştım. Bu tabii beni çok mutlu etti. Bu yazdıklarımı da toplayıp bir şiir kitabı da yazsam mı diye düşünmüyor değilim.

– Zor günlerden geçiyoruz. Umutsuzluğa düştüğümüz, moralimizin bozulduğu zamanlar çok oluyor. Duygusal olarak sizi çok etkileyen olaylardan sonra bile, umudu hep bir yerde tutuyorsunuz, okuyucuya da hissettiriyorsunuz. Hayata, umuda ilişkin neler söylersiniz?

– Dr. Ali Özyurt : Ben aslında çok küçük şeylerden mutlu olan bir insanım. Yeni bir mendil, çoraptan bile mutlu olan bir insanım, yeni bir ayakkabı, gömlek… Beni çok mutlu eder. Umut da biraz böyle; gerçekliği olmayan, ayakları yere değmeyen bir duygu da olsa, ben samimiyetle hep
umudumu korudum. 70’li yıllarda bir devrim dalgası vardı. O yıllarda bende bir devrim gelecek umudu hep vardı. 12 Eylül darbesi olduğunda ben şaşırmıştım hatta, devrim beklerken, darbe olması nedeniyle. Ama daha sonra konuştuğum insanlar, sen gerçekten uzaksın, nereden çıkardın dediler bana. O nedenle ben gerçeklikten uzak da olsa, güzel günlerin geleceği umudunu hep içimde taşıdım. Marksizmle tanıştıkça en küçük bir ışık bile bana umut kaynağı oldu, umutsuzluğun aslında yaşamla çeliştiğini düşündüm. Yaşamak istiyorsak ve geleceğe
bakmak istiyorsak umutlu olmak gerektiğini düşündüm ve bizler gibi bilinçli aydın insanların umutsuz olma lüksünün olmadığını düşündüm. Bir mum ışığı bile görmüş olsalar, o ışığın yoluna gitmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bugün bir kişi bile olsak, yarın milyonlar olabilir
diye düşünüyorum. Zaten umut olmadıktan sonra ne devrim gerçekleşebilir, ne hayallerimiz gerçekleşebilir. Nasıl hayallerimiz hep olacaksa, umudumuzun da hep olması gerektiğini düşünüyorum.

– Eklemek istedikleriniz var mı?

– Dr. Ali Özyurt : Meslek örgütümü çok seviyorum. Bugün varsam ve biraz tanınıyorsam bunda
meslek örgütümün çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Türk Tabipleri Birliği bir okulsa eğer 30 yıldır bu okulun öğrencisi olduğumu düşünüyorum. Ölene kadar da bu okulun öğrencisi olmaya devam edeceğim. O yüzden, etrafımızda çok sayıda insan TTB’yi kötüleme yarışına giriyorlar. Bense ömrüm boyunca meslek örgütümü savunmaya çalıştım. TTB’nin biricik olduğunu düşünüyorum. Bugün sizin karşınızdaysam eğer, bunda örgütümün çok büyük rolü olduğunu düşünüyorum. Bunu belirtmek isterim.
=================================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. Ali Özyurt ile yılların dostluğu hukukumuza vardır. Abi – kardeş ilişkisi.. Biz O’ndan 10 yıl daha kıdemliyiz.. Kendisi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanıdır, halen Siyami Ersek Kalp Merkezinde çalışmaktadır ve kalp-damar cerrahisi ameliyatlarında oldukça zor olan anestezi – reanimasyon hizmeti vermektedir. Sevgili Dr. Özyurt’un bir de bizim uzmanlık alanımız olan Halk Sağlığı dalında Doktora (PhD) derecesi var. Koruyucu ve kamusal sağlık hizmetlerinin erdemine inanmış bir hekim..

Son birkaç yıldır görüşemiyorduk. Birkaç ay gecikmeyle, TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği) TIP DÜNYASI adlı aylık yayın organının Aralık 2016 sayısını okurken 6. ve 7. sayfalardaki uzun söyleşiyi ve fotoğrafları gördük. Başlık da bizi heyecanlandırdı ve hızla okuduk, duygulandık, özgeçmişi ve üretime dayalı eylemleri, yaşam felsefesi…. saygı ve sevgimiz tazelendi kendisine, saygın kişiliğine.. Hemen telefon ettik ve sesini de duyarak epey sohbet ettik. Bu söyleşiyi web sitemize koymak üzere iznini aldık. Bu sabah da kitapçımıza sevgili Dr. Özyurt dostumuzun kitabı SÖZ UÇAR YAZI KALIR başlıklı kitabını sipariş verdik. İkinci kitabının da çok olgunlaştığını söyledi, sevindik.. Kendisine sağlık – şifa – esenlik diliyoruz ve üretimini sürdürmesini bekliyoruz..

SÖZ UÇAR YAZI KALIR bir Latin atasözü.. VERBA VOLENT SCRİPTA MANENT…
Biz de sıklıkla kullanırız bu çok yerinde uyarıyı. Bu arada bizim de AYDINLANMA MAKALELERİMİZ 21 yılda epey birikti.. 600’leri bulduk.. Umarız önümüzdeki birkaç yılda arka arkaya birkaç cilt olarak bastırıp yayımlama olanağı buluruz…

Türkiye’nin, Uzm. Dr. Ali Özyurt gibi uygar, insancıl, yurtsever, halktan yana öncü aydın ve eylemcilere gereksinimi öyle çok ki!

Sevgi ve saygı ile. 06 Temmuz 2017, Ankara
******

Güncelleme notu                       :

Kitapçımız siparişimizi 2 günde getirdi sağolsun..
Sevgili Ali Özyurt’un 143 sayfalık kitabını elimizden bırak(a)madan okuyup bitirdik.
Yer yer bizi de derinden duygulandırdı.. Hele 95-97. sayfalardaki “Berkin’in Gözyaşları” başlıklı şiir bizi de gözyaşlarına boğdu.. Ve da “Berkin’e ağıt” başlıklı 97-98. sayfalardaki düz yazı ve nazım..

Dr. Özyurt’un yaşam azmi ve kavgası, topluma ve ailesine, özellikle tek yavrusu küçük Neşe’ye sevgisi ve sorumluluğu örnek ve çooook öğretici nitelikte.. Babasının, Dr. Özyurt’un kızkardeşinin erken ölümü üzerine açıkça “ölüme yatışı” / yavaş intiharı çok etkileyici..

Sevgili Ali kardeşimizi ve O’na destek veren başta ailesi herkesi kutluyor ve teşekkür ediyoruz.
Dr. Özyurt’a olabildiğince sağlık ve üretim diliyoruz. 1 Ekim 2017 yaklaşıyor, Dikili’de 2. kitabımı olgunlaştırabiliyordur umarız; Neşe’ye, eşine ve biz dostlarına – okurlarına sözü var.!

Sevgi ve saygı ile. 16 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com