Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Yasal Bilirkişi

ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil
Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

Dünya Gıda Günü – 16 Ekim 2019; gerçekler..



http://www.fao.org/3/ca5268en/ca5268en.
pdf, 16.9.19
******
Artık gerçekleri görün ve emperyalistlerin eş başkanlığını yapmaktan vazgeçin..

Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ    : Türkiye Cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşıyor. 4 kriz iç içe geçmiş durumda. Devlet krizi, milli birlik krizi, ekonomik kriz ve Suriyeli sığınmacılar krizi. Bu çok boyutlu kriz ağırlaşmaya devam ediyor. Devlet mekanizması, tek adam rejimi tarafından liyakatsizlik batağına ve eylemsizliğe sürüklenmiş durumda. Bakanlıklar çalışmıyor. Kimse sorumluluk almıyor. Saray bürokrasisi her şeye karışıyor. Öte yandan Erdoğan’ın gerilim ve düşmanlaştırmaya dayalı siyasal stratejisi toplumu kamplara ayırmış durumda. Ancak Erdoğan artık istediği kadar sert kamplaşma yaratamıyor. Türk milleti düşmanlaşmanın yarattığı tehlikeyi fark etti. Bir tek milli birlik krizi derinleşmiyor. Ekonomik kriz derinleşmeye devam ediyor. 2020, 2019’dan daha zor geçecek. Üretim düşmeye, işsizlik artmaya devam ediyor. Ekonomi yönetimi üretimi artıracak, israfı durduracak hiçbir projeyi gerçekleştiremedi. Art arda açıklanan ekonomik paketlerin hiçbiri başarılı olamadı. Ve Türkiye için en büyük tehdit olan Suriyeli, Afgan, Pakistanlı, Iraklı, İranlı sığınmacıların toplam sayısı 7 milyona  ulaştı. Bu nüfusumuzun % 8.5’u demek. Sığınmacılar hem yaşadığımız ekonomik krizi ağırlaştırıyor hem Türkiye’nin milli güvenliğini Türkiye’yi iç savaş ve parçalanmaya sürükleyecek ölçülerde tehdit ediyor…. Başkanlık sistemi krizi ağırlaştırdı ve hızlandırdı… AKP krizi ağırlaştıran politikalarında ısrar ediyor.  Bundan dolayı 2002’den bu yana en dip noktaya doğru oyları hızla kayıyor. (Yazının tümünü okumak için lütfen tıklayınız; https://odatv.com/umit-ozdag-odatvye-konustu-erdogan-herhalde-saka-yapiyor-15091948.html)
****
2011’den bu yana Suriye’nin parçalanması planında ABD-AB’nin yanında yer alan AKP = Erdoğan, ardışık ağır diplomatik hataların bedelini milyarlarca $ yitikle ve daha pek çok bedelle ülkemize ödetirken, perde arkasında şaşırtan, ürküten, korkutan gelişmeler yaşanıyor. Erdoğan, Esat ile derhal görüşmeli, el sıkışmalı ve işbirliği yapmalı, başka hiç bir yolu yok! BM toplantısı için gittiği ABD’de Trump RTE ile görüşmedi! “Kasım’da gel… ” dedi, oyalıyor. ABD hala stratejik müttefik mi? Dünyayı karşımıza alarak başarılı olma olanağı yok; hamasete son verilip tez elden ATATÜRK dönemi dış politikaya dönülmeli. Artık 5 yıldır giderim (tazminat) ödemelerini alamayan Soma iççilerinin hukuk dışı engellenen yürüyüşlerini konuş(a)mıyoruz. Belimizi büken yoksullaştırmayı, dayanılmaz yaşam pahalılığını, ağır ekonomik bunalımı… ve daha peeeek çok şeyi konuş(a)mıyoruz.. AKP = RTE bundan ala ne isteyebilirdi ki ? Dolayısıyla bu operasyon gerçekte kime ve neye hizmet ediyor acaba??
*****
AKP’nin PKK-Kürdistan İKİYÜZLÜLÜĞÜ
– Tarihsel birer belge olan 28 fotoğrafı görmek için lütfen tıklayınız.
“Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak, çatışma da olacak, savaş da olacak..” mı acaba?? HDP’ye çağrıdır, makalemizi okuyunuz..
HDP çok akıllı olmalı; PKK ile tüm ilişkisini kesmeli! Millet ittifakı dağılmamalı, güçlenip sürmeli. İYİ Parti de sıkı durmalı, oltaya takılmamalı.
POST-MODERN İŞGAL ALTIN DAKİ ÜLKEMİZ, AKP = RTE ve KURTULUŞ
****
MEDİKAL EPİDEMİYOLOJİ çeviri kitabımız Palme yayınevince basıldı. Tıklayın wbe_konan_onsoz_19.9.19
******
– Eğitim’de Tarikat ve Medrese Gerçeği : 1 Milyon Öğrenci Tarikatların Elinde, Prof. Dr. Esergül Balcı

TBMM’den hızla yasa çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır; salgın riski hızla büyüyor..!
Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı

  • AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi ses ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI AKP içi uzantılara dokunmak yok ama her yere, başta TSK, bitmeyen FETÖ operasyonları.. Niye!? Ulusal ordu yerine majestelerinin ordusu mu hedef?! Ya korunan yandaşlar??
  • AKP = Erdoğan‘ın durdurulamayan, durdurulamayacak olan çöküşüdür izlediğimiz. 2023’e kalmaz kanımızca. Tüm topal ördek iktidarları gibi.. Muhalefetin ustalığına ve halka önderliğine bağlı.. Elbette, hemen her alanda nal toplayan iktidar blokunun kaçınılmaz hatalarına da.. HDP’nin kriminalize edilmesi politikasına dikkat! Millet İttifakını dağıtma hedefli AKP politikaları. HDP, PKK ile ilişkisini kesin olarak kesip bu oyunu bozmalı! İYİ Parti’nin bu doğrultudaki çağrısı çok yerinde..

16 Ekim 2019 / Günün Karikatürü / Emre ULAŞ 1(Emre Ulaş, YENİÇAĞ, 16.10.2019)

  • Kurulacak ilk Ulusal İktidar eliyle Türkiye, restorasyon dönemine girecektir.

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 17 Ekim 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı (AÜTF)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net
CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_23._yil

*****
Önceki yazılarımızdan                                               :
ANAYASA MAHKEMESİNİN BARIŞ AKADEMİSYENLERİ İÇİN VERDİĞİ HAK İHLALİ KARARININ HUKUKSAL İRDELEMESİ
LOZAN DELİNMEKTEDİR! KİMMİŞ EKÜMENİK ???
TÜRKLERDEN GİZLENEN “GERÇEK OSMANLI” TARİHİ

Kuresel_Aclik_Felaketi_AUTF_30.4.19
Dünya Sağlık Örgütü : SAĞLIK HAKTIR! Herkese, her yerde sağlık!
https://www.who.int/campaigns/world-health-day/world-health-day-2019 
ERMENİ SOYKIRIMI : EMPERYALİST İFTİRA! (85 yansılık konf.) tıklayınız..
İKLİM felaketi.. ürkütücü yansılar için tıklayınız..
DİKAAAT! KüreselleşTİRmeciler Sağlık Hakkını Bile Kamudan Gasp Etmekte!
SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) Tez savunmamızın pp yansıları için tıklayın AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
AŞI REDDİ : ETİK BUNUN NERESİNDE?? tıklayınız..
Sağlık Hukuku Tezimize dayalı 3 bildirimizin tam metni ve yansıları için  tıklayın
Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli
AŞI REDDİNİN SAĞLIK HUKUKU BOYUTU” (35 yansı pdf, tıklayınız..)
2018 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 76  makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2019/01/01/2018de-neler-yaptik/
SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?
TÜRKİYE’deki YANGINI NASIL SÖNDÜRMELİ?

Yasal Bilirkişilik yetkimizle, özellikle  Sağlık Hukuku davalarında yetkili bilirkişilik yapabileceğimiz gibi, “Uzman görüşü” de yazabiliriz. Adalete katkı keyif ve sorumluluk..

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi : Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_ konferans_makale…_kayitlarina_erisim 

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

Deprem Seferberliği İlan Edilsin      

Deprem Seferberliği İlan Edilsin
     

(AS: izim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Ben Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, yıllardır Marmara Depremi üzerine çalışan bir afet yönetimi uzmanı olarak bu konuda yetkilileri ve herkesi uyarma sorumluluğunu hissediyorum. Yetkilileri acilen DEPREM SEFERBERLİĞİ ilan etmeye çağırıyorum.

Deprem Seferberliği İlan Edilsin      

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, kampanyasını bu muhataba yönelik başlattı: AFAD Başkanlığı, İstanbul Valiliği, Ekrem İmamoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı.

  • İstanbul’da er ya da geç büyük bir deprem olacağını biliyoruz.

Gündelik işler arasında bu deprem için bir hazırlık yapamayız. Depremden en az zararla çıkabilmek için, hazırlık çalışmalarını bir seferberlik içinde yürütmemiz gerekiyor. Bu konu her depremde gündem olup sonra unutulmaya bırakılacak basit bir konu değil.

Marmara’da dört parça fay hattı var. 1509’da bir parçası üzerinde deprem oldu, buna ‘küçük kıyamet’ denilmiş. Her 100 kişiden 5’i ölmüş… Şu anda ise nüfus yoğunluğu itibariyle depremin bugün tekrarlanması halinde ne canlar gideceği hesaplanamaz ama büyük bir kıyamet işareti gözüküyor.

  • Türkiye’nin GSMH’nın üçte birinin yok edilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz.

Büyük bir kaos yaşanıp büyük bir ekonomik sorun ortaya çıkacaktır. Bu nedenlerle böyle bir deprem için ulusal seferberlik başlatmamız gerek. Seferberlikte neler yapılması gerektiğini aşağıda belirttim. Lüften okuyun ve yetkililerin bir an önce harekete geçmesi ve bu konunun unutulup gitmemesi için herkesle paylaşın.

Seferberlik kapsamında neler yapılmalı

Yaşadığımız binalar güvenli duruma getirilmeli. Yıkılmayı bekleyen bir sürü bina var, bir de bunun yanında satılmayı bekleyenleri de dikkate almamız gerekiyor. Bunları takasla işe başlamalıyız.

Okul, sağlık, askeri ve kamu binalarının güvenliği için gerekli önlemler alınmalı. Bunun için bir saatlik eğitim, bilgilendirme değil, esas beceri eğitimi ve uygulama (tatbikat) yapılmalı.

İnsanlar küçük yangınları söndürebilmeyi, kanamayı durdurmayı, elektrik ve su hatlarını kesebilmeyi öğrenmeli. Herkesin bu gibi temel ilk yardım bilgilerini öğrenmeleri zorunlu olmalı. Devlet bir anda 20 milyon kişiye müdahale edemez. Çünkü ölüm olayları ilk saatlerde gerçekleşiyor.

Halk depreme hazırlık ve temel afet bilinci, güvenli yaşam vb. konularda (CD, kitap, seminer, söyleşi, tiyatro vb. ile) sürekli eğitilerek bilinçlendirilmeli

Mahalle, sokak, site ve kurum-kuruluş ölçeğinde “Yerel Afet Gönüllüleri (YAG)” şeklinde birimler oluşturularak halkın ilk yardım, yangın söndürme ve hafif arama kurtarma konusunda beceri sahibi olmasını sağlanmalı.

Mahalle ölçeğinde yaralı toplama, ilk yardım, sahra hastanesi, aş evi, barınma, toplanma, haberleşme, bağış dağıtımı, ailelerin toplanması gibi acil durum yolları ve alanlarının belirlenmeli / oluşturmalı VE bu yerler konusunda halk bilgilendirilmeli.

Yılda en az iki kez mahalle ölçeğinde haberli, kurumlar ölçeğinde ise haberli / habersiz çeşitli düzeylerde tatbikatlar yapılmalı.

Afet sırasında kullanılabilecek okul, spor salonu gibi sağlamlığından ve güvenliğinden kuşku duyulmayacak binalar belirlenerek bu alanlarda ve parklarda acil durumlarda kullanılacak her türlü malzeme depolanmalı.

Tehlikeli binaların neden olabileceği can ve mal kaybı riskleri halka iyi anlatılmalı ve kentsel dönüşümle yapısal riskler olanak olduğunca çok / yaygın ve çabuk azaltılmalı. (Dikkat! Yapı denetim sistemine ek olarak belediye denetimlerinin de özellikle sürdürülmesi gerekmektedir.)

Afet öncesi ve sonrasında valilik, büyükşehir belediyesi, STK gibi birimlerle kendi kentlerindeki afet yönetimi çalışmalarını eşgüdümleyecek (koordine edebilecek) AKOM vb. bir birim ve ekibi kurulmalı kapasitesi geliştirilmeli.

Yapılan çalışmalar konusunda halk duyurularla, toplantılarla, okul ve konut ziyaretleriyle bilgilendirilmeli.

Bütün bu çalışmalar, el yordamıyla ya da oradan buradan kopyala yapıştır biçiminde değil; uluslararası standartlara ve yeni yönetmeliklerimize uygun olarak hazırlanacak olan

– afet risk azaltma,
– afet müdahale ve
– afet iyileştirme planları
na göre yapılmalı.

Yukarıda söz ettiğimiz konuların önemli bölümü Belediye Başkanlarının sorumluluğundadır. 5353 Sayılı Belediye Yasasının 53. maddesi’ne göre öncelikle ve özellikle aşağıdaki çalışmaları yapmakla yükümlüdürler:

*Halkın depreme hazırlık ve temel afet bilinci, güvenli yaşam vb. konularda (CD, kitap, seminer, söyleşi, tiyatro vb. ile) sürekli eğitilerek bilinçlendirilmesi.

* Mahalle, sokak, site ve kurum-kuruluş ölçeğinde “Yerel Afet Gönüllüleri (YAG)” birimleri oluşturularak halkın ilk yardım, yangın söndürme ve hafif arama kurtarma konusunda beceri sahibi olmasını sağlamak.
================================
Dostlar,

BEKLENEN ŞİDDETLİ MARMARA DEPREMİ ve 
AKP = ERDOĞAN’ın TARİHSEL SORUMLULUĞU

Sayın Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun yukarıdaki saptama ve önerileri, özellikle UYARILARI son derece yerinde. Altını çizmek gerekirse;

  • İstanbul’da er ya da geç büyük bir deprem olacağını biliyoruz.
  • Türkiye’nin GSMH’nın üçte birinin yok edilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz.
  • Yıkılmayı bekleyen bir sürü bina var, satılmayı bekleyen de. Bunları takasla işe başlamalıyız.

Özellikle 3. sıradaki TAKAS önerisi son derece yerinde, akıllıca ve yaratıcı bir çözümdür. Hızla uygulamaya konabilir. Kentsel dönüşüm TOKİ eliyle umut verici biçimde başlatılmış ancak hedefinden saptırılmıştır. Rant hırsı ve İslami elit yaratma tutkusu ile, onlarca yıl öncesinden kent merkezinde bir biçimde tutunabilmiş kent yoksulları, bu “Kentsel dönüşüm“ oyunu ile kent çeperlerine adeta sürgün edilmişlerdir. Yenilenen yapı stoku kısa sürede depreme dayanıklı olma ana hedefinden saparak lüks yapılaşmaya, dolayısıyla kâra yönelmiştir. Asıl mülk sahipleri, nakit kazanımının çekiciliğine kapılarak yenilenmiş konut edinmekten geri durmuştur. Kent merkezleri üst katmanlara lüks konutlarla sunularak acımasız bir sosyolojik dönüşüm ve sosyal dışlanma dayatılmıştır.

  • Bedel yine yoksullara ödetilecektir.
  • Olası Marmara depreminin kurbanları gene yoksullar olacaktır!

TOKİ ve özel sektör, ülke genelinde 2 milyona yakın konut fazlası yaratarak kabul edilemez bir öngörüsüzlük – plansızlık örneği vermişlerdir. Her neyse!

  • Şimdi zaman geçirmeden, bugüne dek yıkılması gereken ama yıkılmayan konutlar derhal, TOKİ’nin elindeki “depreme dayanıklı“ olması umut edilen yapılarla takas edilmeli, riskli binalar boşaltılmalıdır. Özel sektörün elindeki stok fazlası konutlar için de TOKİ ile protokollerle benzer işlem yapılabilir. 

Öte yandan 5,8 düzeyinde orta derecede şiddetli bir depremde cep telefonu iletişiminin saatlerce kesilmesi kabul edilecek bir durum değildir. Başta TÜRK TELEKOM, TURKCELL ve VODAFONE hiç ama hiç iyi sınav verememişlerdir. Bu altyapı sorununu hızla gidermek zorundadırlar.

Kentte toplanma alanları, sayıca 77 dolayındadır. Ama AKP’li Cumhurbaşkanı, onbinlerce toplanma alanı varlığından söz etmektedir!? Bu durum çok üzüntü ve kaygı vericidir. Devlet başkanının doğru bilgilendirilmesi ve O’nun da halka güvenilir bilgi aktarması son derece önemlidir. Erdoğan, bir kez daha mı kandırılmıştır? Bu durum hiçbir gerekçe ile kabul edilemez ve sürdürülemez.

  • Erdoğan, danışmanlarını köktenci biçimde gözden geçirmeli, kendisini yanıltanları cezalandırmalı ve azletmelidir.
  • İstanbul’da onbinlerce toplanma alanı olduğu gerçek dışı bilgisini kendisine kimler vermiştir, açıkla(n)malıdır. 

Deprem fonunda 20 yıldır biriken / birikmesi ve enflasyondan korunmuş olması – nemalandırılması gereken nominal değeri ile 66 milyar TL nerededir? İvedilikle DEPREM SEFERBERLİĞİ İÇİN kaynak yaratılmalı ve etkin – saydam – verimli – hesabı verilerek kullanılmalıdır.

İstanbul Üniversitesi’nin 2 dev ve tarihsel Tıp Fakültesi Çapa ve Cerrahpaşa hastaneleri binaları özellikle ve öncelikle gözden geçirilerek teknolojinin en son olanakları ile hızla güvenli duruma getirilmelidir. Beş bine yakın yatak kapasiteli ve yüksek teknik ve sağlık insangücü donanımına sahip bu 2 kadim sağlık kurumu, olası şiddetli depremde mutlaka hizmet verebilir durumda tutulmalıdır.

Beklenen şiddetli Marmara depremi ve çok ağır sonuçları ulusal bir sorundur. Sığ ve dar particilik anlayışı asla kabul edilemez. İstanbul’da yapılan olağanüstü deprem toplantısına seçilmiş ve yasal olarak yetkileri – sorumlulukları olan BŞB Başkanı İmamoğlu’nun çağrılmaması bağışlanacak bir davranış olmadığı gibi, devlet ciddiyeti ile de asla bağdaşmaz. Bu tür siyasal miyopluklar kesin olarak son bulmalıdır.

AKP = Erdoğan, bu çok kritik sorunsalı (problematiği), alışageldikleri alaturka – kendilerine özgü yöntemleri terk ederek tümüyle bilimsel planlama ile yönetmek zorundadır.

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 30 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

Öz Türkçe Sözcükler Neden “Tutmaz”mış?

29 İlkgüz (Eylül) 2019

Bay Atalık. 
Bu günkü yazınıza ilişkin düşünülerim ektedir…
Duru Türkçeli günler dilerim.

Tarık Konal

 

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Öz Türkçe Sözcükler Neden “Tutmaz”mış?

Bay Atalık,
Cumhuriyet güncesi “Satranç” köşesinin yazarı.

Bugünkü yazının başlığında “yaymaca” gibi güzelim bir öz Türkçe sözcüğü kullandıktan sonra, bu sözcüğün “tutacağını sanmıyorum”  demeni çok yadırgadım.

Tutmaz ne demektir?  “Toplumca benimsenmez” mi demek istediniz?

Bir öz Türkçe sözcüğün toplumca benimsenip benimsenmeyeceğini anlamanın yolu-yöntemi, onu topluma sunmaktır.

Cumhuriyet öncesi bu toplumun mekteplerinde “Bir müsellesin mesahayı sathiyyesi, kaidesiyle irtifaının hasılı zarbının nısfına müsavidir ” diye söylenip  yazılırken, Atatürk adlı Bilge Önder’in başardığı Dil Devriminden sonra okullarımızda “bir üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir” diye öğretilir oldu.

Toplumun bu söylemi benimsemeyeceğini sananlar vardı; ancak onların sanı’sı gibi olmadı gelişmeler, değil mi? Toplum öz Türkçeyi benimsedi…

Bay Atalık,

Özü Türk olanların sözlerinin de öz Türkçe olmasınından daha doğal ne olabilir?

Kökü de ekleri de bize özgü olmayan, Arap’ın, Fars’ın İngiliz’in, başka dillerin sözcüklerini bir kakavan (papağan) gibi yineleyip durmak yerine, öz Türkçemizi topluma benimsetmeye çalışmak yaraşır bize…

Türk diline tutkun bir yazar, bir öz Türkçe sözcüğü ilk kez kullanıyorsa, yaymaca (propaganda) biçiminde yazarak, bu güzelim sözcüğü Türk okuruna önerdiği gibi, bir erişkin eğitimi de vermiş olur…

Bu nedenle, Arapça zan değil öz Türkçe “sanı”; İngilizce konsept  yerine Türkçe “kavram”; Arapça hakeza  değil “buna benzerbunun gibi”; platform yerine (burada) “düşün köşesi”; Arapçada “büyük terazi” anlamındaki kıstas yerine öz Türkçe “ölçüt”; Fransızca organizasyon yerine öz Türkçe “düzenleme”; lağvedildi değil “kaldırıldıgeçersiz kılındı”; İngilizce kontrol değil de öz Türkçe “denetim”; lisans yerine (burada) “yetki belgesi”; İngilizce doping değil “yasaklı güç katımı”; Arapça bahsetmek  yerine “söz etmek”; Arapça müptedi  değil de Türkçe “öğrenmeye yeni başlayan”; Arapça şahsi değil de Türkçe “kişiye özgü”; business class değil de “iş adamlarına özgü bölüm”; İngilizce kamp değil de “dinlenek”; Arapça elzem değil de Türkçe “gerekli”; Arapça ziyaret değil de öz Türkçe “konukluk”; lanse değil de (burada) Türkçe “tanıtmak”; İngilizce performans demek yerine öz Türkçe “başarım, başarı” ya da “beceri sergileme”; İngilizce reyting yerine Türkçe “izlenme oranı”; stoik değil de “usçu yaklaşım” deseydin.. el sözcüklerini yaşatacağına Türkçemizi yüceltseydin, olmaz mıydı?

Ben Cumhuriyet’in 65 yıllık okuruyum. Cumhuriyet’in Bilge Önder Atatürk’ün çabasıyla ve Anadolu Aydınlanma Devrimini Türk Ulusuna anlatmak, benimsetmek ereğiyle yayın yaşamına başladığını bilen, unutanlara da anımsatan bir okur’um…

Arapça-Farsça-İngilizce öğreten biri gibi değil, Türkçemize özen gösteren bir yazar gibi yazmanı bekler, duru Türkçeli günler dilerim…

Kutlu Yayıncılıkça basılıp dağıtılan “Bize öz Türkçe yaraşır” adlı betiğin (kitap) yazarı Tarık Konal

=====================================
Dostlar,

TÜRKÇE’miz de EMPERYALİST KUŞATMA ALTINDA

Değerli arkadaşımız Sn. Tarık Konal‘ın saygın çabasını şükran ile karşılıyoruz. Düşüncelerine ve eylemine biz de katılıyoruz öteden beri..

Bu web sitesini izleyenler bilir, elimizden geldiğince, Büyük ATATÜRK‘ün Devrimlerinden ayrılması olanaksız DİL DEVRİMİ’ne de sahip çıkıyoruz. Hatta, kimi makaleleri sitemizde paylaşırken, yer yer sınırımızı aşarak, anlama dokunmadan, arı Türkçeleştirme yapıyoruz!

Ne yazık ki, yandaş basından bir yazar geçtiğimiz günlerde;

  • “Andımız asla geri gelmeyecek, bu memleketi Araplaştıracağız..“ diye yazdı makalesinde.

Bu davranış nasıl açıklanabilir? İlki Türk olmamak ya da Türk olduğu halde anlaşılmaz biçimde, nedense, soyunu yadsımak.. İkincisi gerçekten Arap olmak ve Türkiye’de Arap emperyalizminin militanı olmak.. 3. olasılık ise yabancı güçler adına çalışmak..

Hangisi bay yazar, hangisi size uyan(lar)!?
****
Dehşetle anımsıyoruz, geçtiğimiz yıl Ankara’da evimize gelen su düzeneği onarımcısı (“su tesisatı tamircisi“ demedik bakın!) “selamın aleyküm“ diye içeri girince biz de “günaydın, iyi günler..“ gibi bir yanıt verdik ve neden Arapça selamlama yaptığını sorduk. Önce, “Allahın selamı bu“ dedi öfkelenerek. Biz yalnızca Arapça selamlaşmak olduğunu, dinle değil dille ilişkili olduğunu söyleyince;

  • Biz zaten Arabız.. “ demez mi!
    Adı Türkçe idi ve gerçekte etnik olarak Arap değildi. Neden kendisini böyle tanımlıyordu? Lise mezunu idi..  ATATÜRK’ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip‘in yazdığı Andımız’ın AKP tarafından yasaklanmadığı yıllarda liseyi okumuş olmalıydı.
    *****
    Çok yönlü bir KÜLTÜR EMPERYALİZMİ KUŞATMASI altında olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kuşatma ile başetmek için önce sorunu tanılamak (teşhis etmek) ve kabul etmek gerekir. Ardından da bütüncül (sistematik) ulusal politikalar geliştirmek ve kararlılıkla uygulamak.

Fransızlar hala, tüm dünyada yerleşmesine karşın AIDS değil SIDA demekteler. Bilgisayar için de hala “kompüter“ değil, “ordinatör“ sözcüğünü kullanıyorlar.

Moskova Dil Akademisi ise tam bir devlet bilinci ile kurulmuş ve çalışmakta olan bir kurum. Bilim ve teknolojiye başka ülkelerin dillerince kazandırılan terimleri, alan uzmanları ve dilbilmciler eliyle, yeni sözcükler “uydurarak“ Rusça’ya kazandırmaktalar. Lütfen, “uydurma“ eyleminin Dilbilimdeki gerçek anlamını dikkate alalım.. Diller zaten bütünüyle “uydurma“ çabasının ürünüdür. Nesnelere, olgulara, süreçlere… insanlar uygun seslendirmelerle sözcükler “uydurarak“ ad verip, dilleri geliştirmişlerdir.

Zor bir eylemdir Dibilimde “uydurma“, yaratıcılık ve birikim ister, Ulusun ekinini (kültürünü) derinlemesine tanımayı ve sürekli takım çalışmasını zorunlu kılar.

Dil = Uydurma“ denklemi rahatlıkla kurulabilir.

Bu amaçlarla, Büyük Atatürk 1932’de Türk Dil Kurumu‘ nu Devletin dışında özerk bir Kurum (Dernek) olarak kurmuş ve Dil Devrimi sürecini kurumsallaştırarak sürekli kılmak istemişti. Kalıtından (mirasından) gelir de bırakmıştı bu Kurumun akçalı (mali) özerkliği için. Ne acıdır ki, 12 Eylül 1980 darbecileri, Türk Dil Kurumunu da, onun kardeşi ve benzer devrimci bilinçle yine büyük Devrimci Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulan Türk Tarih Kurumunu da devlet dairesine dönüştürerek işlevsizleştirdi.

Aydınlanma Devrimi karşıtı AKP iktidarı ise, 17 yıldır tüy dikti bu 2 Kurumun ve çalışmalarının üstüne.
****
İlginçtir ki, Cumhuriyet Gazetemizde son günlerde hem Dil yanlışları epey arttı hem de arı Türkçe kullanımı belirgin düzeyde geriledi. Bu sorunu Gazete yönetimine sunmak isteriz, düzeltilmesini dileriz tez elden..
****
Bir sömürge ülkesiymişçesine, okullarında başka dillerde eğitim verilen ve bu durumun giderek yaygınlaştırıldğı  caaanım Türkiye’mizde, bu aşağılanma içimizi yakıyor..

Türkçe aşığı, uluslararası ünlü bilim insanımız merhum Prof. Oktay Sinanoğlu‘nun bu bağlamdaki çabaları ne denli uyarıcı ve değerliydi. Aşağıdaki 2 önemli kitabını mutlaka okumalı, okutmalı. Uyarı çok önemli hatta kritik :

  • Türkçe giderse Türkiye gider!

oktay sinanoğlu türkçe giderse türkiye gider ile ilgili görsel sonucu

oktay sinanoğlu türkçe giderse türkiye gider ile ilgili görsel sonucu

Önceki hafta yayınlanan MEDİKAL EPİDEMİYOLOJİ adlı kitap çevirimizde, elimizden gelen çabayı gösterdik bu alanda Türkçe terimler kazandırmak için Dilimize.. Umarız benimsenir, yerleşir, kullanılır.. Yine “Uydurma“ eylemiydi yaptığımız! Kötü niyetle bu sözcük anlamından saptırılmaz ise.. ki hem ayıp hem bilisizliktir (cehalet) böylesi davranış.

​Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı​ (Ankara Üniv. Tıp Fak.)
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Bütçe sağlığa değil garanti ödemelerine gitti

Bütçe sağlığa değil garanti ödemelerine gitti

BİRGÜN, 25.09.2019 01:05 SAĞLIK BURCU CANSU
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Sayıştay, Kamu Özel İşbirliği Projesi ile hasta garantili şehir hastaneleri yaptıran ve fazla aşı alarak depolarda çürümesine neden olan Sağlık Bakanlığı’nın bir yıllık net zararının 1 milyar 772 milyon 475 bin TL olduğunu belirledi.

Şehir hastanelerinin muhasebe işlemlerinde birçok sorun olduğunu tespit eden Sayıştay, şirketlere taahhüt edilen garanti ödemesi tutarlarının muhasebeleştirilmediğini ve bilanço dipnotlarında gösterilmediğini açığa çıkardı.

Sağlık Bakanlığı’nın bir yıllık net zararının 1 milyar 772 milyon 475 bin TL olduğu tespit edildi. Denetim sonuçları rapora şöyle yansıdı:

Tamamlanmayan şehir hastaneleri: Yüklenici firmanın yerine getirmeyi taahhüt ettiği yapım işlerinin izlenebilmesi amacıyla girişilen ‘taahhüt tutarları’ uygun bir şekilde muhasebeleştirilmedi.

Taahhüde bağlanan şehir hastanelerinden bazılarına ait taahhüt tutarları kayıt dışı kaldı. Taahhüt işlemlerinin mevzuata uygun şekilde muhasebeleştirilmemesi nedeniyle bilanço gerçeğe uygun tutarları göstermedi.

Hizmete giren şehir hastaneleri: Şehir hastanelerine ait varlık ve yükümlülükler kaydedilmedi. Kira ödemeleri hatalı muhasebeleştirildi ve muhasebe içi envanter işlemleri yapılmadı. Bu da fiili durumu tam ve doğru olarak göstermedi.

Garanti tutarı muhasebeleştirilmedi: Şehir hastaneleri sözleşmelerine ek belirlenen ve idare tarafından görevli şirkete taahhüt edilen garanti tutarlarının muhasebeleştirilmediği ve bilanço dipnotlarında gösterilmediği tespit edildi.

OLMAYAN TÜP BEBEK BİRİMİ İÇİN GARANTİ BEDELİ

Sayıştay’ın şehir hastaneleri ile ilgili öbür belirlemeleri ise şöyle:

  • Fiilen şantiye halindeki hastaneler için yer ve bahçe bakım hizmet ödemesi yapıldı.
  • Şehir hastaneleri sözleşme ve eklerinde belirlenen cins ve sayıda tıbbi cihaz ve ekipmanlar (AS: donanımlar) bulunamadı.
  • Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde Tüp Bebek Birimi bulunmaması ve hizmet alınmamasına karşın laboratuvar hizmetleri altında tüp bebek birimi için garanti bedeli ödemesi yapıldı.
  • Faaliyete geçen kimi şehir hastanelerinde ticari alana ait inşaatlar bitirilmedi.
  • Kullanım Bedeli ve Hizmet Ödemelerine ilişkin, şirket tarafından ödenmesi gereken damga vergisi idare tarafından üstlenildi.

AŞILAR DEPODA ÇÜRÜDÜ

Raporda dikkat çeken bir başka husus da “Aşı Takip Sistemi” ile ilgili. Aşı Takip Sistemi’nin güvenilir veri üretmemesi nedeniyle aşı gereksiniminin sağlıklı belirlenemediği, satın alınan aşıların ömrünün dolduğu belirtildi. Sağlık müdürlüklerinin deposunda 11 332 471 TL değerinde son kullanma süresi biten aşı olduğu saptandı. 2018 yılında 808 380 doz PPD (tüberkülin deri testi), 383 060 doz kızamık, 293 793 doz kızamık, kızamıkçık, kabakulak, 42 682 doz mevsimsel grip ve 32 500 doz Hepatit B aşısının il sağlık müdürlüklerinin deposunda kullanılamaz duruma geldiği bildirildi.
==============================
Dostlar,

  • Türkiye, bırakın iyi yönetilmeyi, açıkça “çökertiliyor“!

İşin özü budur.
Aşı konusunda “fazlalık“ sorunu ayrıca tartışılabilir..
Çünkü Kasım 2015’te bir bireysel başvuru nedeniyle AYM’nin (Anayasa Mahkemesi) dileyen anababaya çocuklarına AŞI YAPTIRMAMA hakkı tanımasından bu yana ülkemizde aşı yaptırmayanlar artıyor.. Bu konuda gerçekleştirdiğimiz SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) tezi savunmamızın pp yansıları için tıklayın AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018

Sağlık Bakanlığı bu bağlamda verileri paylaşmıyor. Tam bir karartma var.
Bu sitede manşette ÇOCUK AŞILAMALARI SORUNUNU sürekli tutuyoruz..

Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı

  • TBMM’den hızla yasa çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır; salgın riski var!
  • AŞI REDDİ : ETİK BUNUN NERESİNDE?? tıklayınız..
    Sağlık Hukuku Tezimize dayalı 3 bildirimizin tam metni ve yansıları için  tıklayın
    Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli
    “AŞI REDDİNİN SAĞLIK HUKUKU BOYUTU” (35 yansı pdf, tıklayınız..)
    ******

Ek olarak Türkiye’nin 5 milyona varan yabancıları ve her yıl 40 milyona varan turisti var. Yine her yıl, 100 bini aşan, bizden daha geri kalmış ülkelerden ülkemize kaçak girişler var. İpin ucu kaçmış durumda ve TÜİK tutarlı nüfus istatistikleri veremiyor.
Böyle ülke yönetilmez; bir ülke ancak BÖYLE BATIRILABİLİR!
AKP iktidarının 17 yıldır tek başına yaptığı ay-nen budur!

  • Bu iktidar ülkemiz için bir BEKA SORUNU durumuna gelmiştir.

İvedilikle ERKEN GENEL SEÇİM yapılmalı ve bu yıkımdan Türkiye kurtarılmalıdır.

Yineleyelim :

  • TBMM’den hızla yasa çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır;
    salgın riski giderek büyümektedir!

Şehir hastanelerini de bu sitede çoooooooooooooooook yazdık.

Açıkça adını koyduk : Şehir hastaneleri TALANI!

Örn. (ve pek çok dosya) : ŞEHİR HASTANELERİ TALANI Konferansımız

Şimdi sıra TALANI – SOYGUNU saklamaya geldi..
Devlet kayıtlarına sokmama..

  • Nereye dek hey Lordum, nereye dek?!

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 25 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı​ (Ankara Üniv. Tıp Fak.)
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Suicide: one person dies every 40 seconds 

Suicide: one person dies every 40 seconds 

On World Suicide Prevention Day, WHO has released the latest data on suicide around the world. It shows that close to 800 000 people die by  suicide every year. That means, one person dies every 40 seconds. All ages and sexes are affected, in every region of the world.

Suicides are preventable.

Each of us can help to prevent it. Join WHO’s new “40 seconds of action” campaign to raise awareness of the scale of suicide around the world.

Watch Twitter live with Talinda Bennington and learn how you can support someone to recover from suicidal thoughts.

News release

Progress in suicide prevention activities in some countries, but much more is needed

The number of countries with national suicide prevention strategies has increased in the five years since the publication of WHO’s first global report on suicide, said the World Health Organization in the lead-up to World Suicide Prevention Day on 10 September. But the total number of countries with strategies, at just 38, is still far too few and governments need to commit to establishing them.

“Despite progress, one person still dies every 40 seconds from suicide,” said WHO Director-General, Dr Tedros Adhanom Ghebreyesus. “Every death is a tragedy for family, friends and colleagues. Yet suicides are preventable. We call on all countries to incorporate proven suicide prevention strategies into national health and education programmes in a sustainable way.”

Suicide rate highest in high-income countries; second leading cause of death among young people

The global age-standardized suicide rate [1] for 2016 [2] was 10.5 per 100 000. Rates varied widely, however, between countries, from 5 suicide deaths per 100 000, to more than 30 per 100 000. While 79% of the world’s suicides occurred in low- and middle-income countries, high-income countries had the highest rate, at 11.5 per 100 000. Nearly three times as many men as women die by suicide in high-income countries, in contrast to low- and middle-income countries, where the rate is more equal.

Suicide was the second leading cause of death among young people aged 15-29 years, after road injury. Among teenagers aged 15-19 years, suicide was the second leading cause of death among girls (after maternal conditions) and the third leading cause of death in boys (after road injury and interpersonal violence).

The most common methods of suicide are hanging, pesticide self-poisoning, and firearms. Key interventions that have shown success in reducing suicides are restricting access to means; educating the media on responsible reporting of suicide; implementing programmes among young people to build life skills that enable them to cope with life stresses; and early identification, management and follow-up of people at risk of suicide.

Pesticide regulation: an under-used but highly effective strategy

The intervention that has the most imminent potential to bring down the number of suicides is restricting access to pesticides that are used for self-poisoning. The high toxicity of many pesticides means that such suicide attempts often lead to death, particularly in situations where there is no antidote or where there are no medical facilities nearby.

As indicated in the WHO publication released today, Preventing suicide: a resource for pesticide registrars and regulators, there is now a growing body of international evidence indicating that regulations to prohibit the use of highly hazardous pesticides can lead to reductions in national suicide rates. The best-studied country is Sri Lanka, where a series of bans led to a 70% fall in suicides and an estimated 93 000 lives saved between 1995 and 2015. In the Republic of Korea – where the herbicide paraquat accounted for the majority of pesticide suicide deaths in the 2000s – a ban on paraquat in 2011-2012 was followed by a halving of suicide deaths from pesticide poisoning between 2011 and 2013.

Data quality needs to improve

The timely registration and regular monitoring of suicide at the national level are the foundation of effective national suicide prevention strategies. Yet, only 80 of the 183 WHO Member States for which estimates were produced in 2016 had good quality vital registration data. Most of the countries without such data were low- and middle-income. Better surveillance will enable more effective suicide prevention strategies and more accurate reporting of progress towards global goals.

Note:

On 10 September, WHO, in collaboration with global partners, the World Federation for Mental Health, the International Association for Suicide Prevention and United for Global Mental Health, is launching the 40 seconds of action campaign. The culmination of the campaign will be on World Mental Health Day, 10 October, the focus of which is also suicide prevention this year.

[1] Assumes one standard age distribution of the population in all countries, to enable comparison between countries
[2] World Health Organization (2018). Global Health Estimates 2016: Deaths by cause, age, sex, by country and by region, 2000-2016. World Health Organization, Geneva.

More about suicide prevention

Close to 800 000 people die by suicide every year. Furthermore, for each suicide, there are more than 20 suicide attempts.

Suicides and suicide attempts have a ripple effect that impacts on families, friends, colleagues, communities and societies.

Suicides are preventable. Much can be done to prevent suicide at individual, community and national levels.

 10 October 2019

World Mental Health Day 2019: focus on suicide prevention

https://mail.google.com/mail/u/0/#trash/FMfcgxwDrHnCMftzzVDsfsFCHsKvcxPB