İki Bayramı Bir Arada Kutlamak

İki Bayramı Bir Arada Kutlamak

Prof. Dr. Semih Baskan
İstanbul Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı

Yeni korona virüsün neden olduğu Covid-19 Pandemisi esnasında hastalarımıza verdikleri özverili çalışmalarla tüm dünyanın takdirlerini kazanan sağlık çalışanlarımız iki anlamlı bayramı birlikte kutlamanın heyecanını yaşıyorlar. Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100. kuruluş yıldönümünü kutlarken, öbür yanda ise Sağlık Bakanlığımızın kuruluşunun 100. yıldönümünü kutlamanın gururunu taşımaktayız. Dünyanın pek çok ülkesinde henüz kurulmayan bu Bakanlık, TBMM’nin 3 numaralı yasası ile Sıhhat ve İçtimai Muavenet Bakanlığı adı ile kuruluyor ve Dr. Adnan Bey (Adıvar) 3 Mayıs 1920‘de Ankara’da Hamamönü Semtinde bir küçük binada yanında bir memur ile göreve başlıyordu.

Sağlık Bakanlığı tarafından 1925 yılında hazırlanan ilk çalışma planında gözetilen hedefler
olarak:
1.Devlet Sağlık Örgütünü genişletmek,
2.Hekim, sağlık memuru ve ebe yetiştirmek,
3.Numune Hastaneleri açmak,
4.Sıtma, verem, trahom, frengi ve kuduz gibi hastalıklarla savaşmak,
5.Sağlık ile ilgili yasaları yapmak,
6.Sağlık ve Sosyal Yardım Örgütünü köye kadar götürmek,
7.Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Okulunu kurmak.. saptanmıştı.

TBMM 3. Yasama Yılı açılış konuşmasında 3 Mart 1922’de Mustafa Kemal Atatürk,
Mecliste şunları söylüyordu :

Salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı savaşın gereği düşünülür iken en önce akla, sıhhi önlemlerin uygulanmasını yapan doktor ve sağlık memurları gelir. Geçen sene ülke içinde memur olarak çalışan doktor sayısı 337 ve sağlık memurları sayısı ise 434 idi.” diyerek öncelikle doktor ve sağlık memurlarının sayılarının artırılmasının gerekli olduğuna vurgu yapıyordu.

Aynı konuşmasında devamla “Sıtma hastalığının kökünden kazınması için tek çare olan bataklıkların kurutulması ve arazi ıslahı konusunda şehir ve köylerin sağlık koruma şartlarının ıslahına, şartlar uygun olur olmaz başlatılmalıdır.” diyordu.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki çabaları her türlü övgüye layıktır. 1934 yılında
Anadolu’da kurutulan bataklıkların alanı 131.769.238 m2’ye ulaşmış, halka ücretsiz
olarak dağıtılan Kinin miktarı 1937 yılında 8.482 kilo 780 grama ulaşmıştı. (1)
.
1928 yılında belirlenen hedefler doğrultusunda 1267 sayılı Kanun ile Merkez Hıfzıssıhha
Enstitüsü kuruluyor ve burada 1930 yılından itibaren üretilmeye başlanan aşılar bulaşıcı
hastalıklarla mücadelede en etkin korunma yöntemi olarak uygulamaya koyuluyordu.
Tüm dünya heyecanla Corona (Covid-19) Pandemisi ile ilgili olarak Çin’in bulacağı yeni bir
aşıyı beklerken, Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’si 1938 yılında çıkan Kolera salgını nedeni
ile Çin’e Kolera aşısı yolluyordu. 27.7.1938 tarihli Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş’ın Başbakanlığa yolladığı yazıda “Çin Sağlık Dairesinin Cenevre’de Milletler Cemiyeti Hıfzıssıhha Direktörlüğüne yazdığı yazıdan Çin’deki Kolera salgını nedeni ile Kolera aşısı tedarik etme hususunda başvurusu ile adı geçen direktörlüğün Türkiye’ye, Çin’e Kolera aşısı göndermenin mümkün olup olmadığının sorulması üzerine Hıfzıssıhha Müessesesinde hazırlanan 1 milyon cm3 (ml) (toplam 1 m3) aşının gönderileceği” ifade edilmekteydi. (2)

Gene aynı şekilde, dünyanın en güçlü ordusuna sahip Amerika Birleşik Devletleri kendi
askerlerine yapabilmek için Türkiye’den Tifüs aşısı talep ediyordu. Daha sonraları Ankara
Tıp Fakültesi Dekanı olacak olan Albay Behiç Onul anılarında bu olayı şöyle anlatmaktadır:

“Gülhane Hastanesi laboratuvarlarından hazırlanan aşıdan 10.000 kişilik doz istek üzerine
ABD ordusuna gönderilmiş. İtalyan cephesine Salerno’dan yapılan çıkartmadaki askerler
üzerindeki sonuçların olumlu olduğunu bize bildirdiler.” (3)

Cumhuriyet’in kurulduğu dönemde Anadolu’da halkın üzerinde en çok tahribat yapan
hastalıklardan biri de Tüberkülozdu. Bu konuda gerekli düzenlemeler yapılmamış ve bir
teşkilata gerek duyulmamıştı. Bu konuda ilk olarak Ankara, Bursa ve Trabzon’da dispanserler
açılıyor, bunu 1924 yılında Heybeliada Sanatoryumunun açılması takip ediyordu. 1930
yılında yürürlüğe giren Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda verem hastalığına geniş yer verilmiş
ve hastalığa bağlı ölümler, bildirimi zorunlu hastalıklar kapsamına alınmıştır. 1951 yılında Dr.
Siyami Ersek’in de tam gün görev yaptığı bu köklü kuruluş, 30 Mayıs 2005’te boşaltılmış ve kaderine terk edilmiştir.

Son zamanlarda Diyanet Vakfına devredildiği konusu da özellikle Pandemi Hastanesi
gereksiniminin olduğu bu günlerde bu konu ayrı bir tartışma konusudur. Kuruluş hedefleri arasında yer alan Numune Hastaneleri ilk kez 1924 yılında Ankara, Erzurum, Diyarbakır ve Sivas’ta,1936 yılında ise İstanbul’da hizmete açılmıştır. Bu hastaneler geniş olanaklarla donatılıp halkımızın hizmetine sunulmuştur. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu ihmal ettiği savına karşı en güzel argüman olarak 5 Numune Hastanesinin 3’ünün bu yörelerde açılmasını sayabilmemiz mümkündür.

Yukarıda saydığımız ve tüm dünyanın hayranlıkla izlediği düzenlemelerin ortaya konması,
uygulamaya sokulması ve titizlikle sürdürülmesi bugün saygı ve minnetle andığımız bir
büyük insanın olağanüstü çabaları ile gerçekleşmiştir. Bu değerli insan, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa ile Bandırma Vapurunda bulunan ve Kurtuluş Meşalesi’ni ateşleyenlerden biri olarak görev alan Tabip Binbaşı Refik Bey’dir. TBMM’nin açılışından sonra sivil yaşama geçen ve politikaya atılan Dr. Refik Saydam toplam 14 yıl 4 ay 23 gün değişik dönemlerde Sağlık Bakanlığı ve 3 yıl 6 ay 8 gün de Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinde Başbakan olarak
görev yapmıştır. Kendi Bakanlığı döneminde davet ettiği Avusturyalı mimar Theodore Jost’a yaptırdığı ve bulunduğu semte ismini veren Sağlık Bakanlığı binası 1927 yılında hizmete
girmiştir. Sıhhiye’deki bu anıtsal yapıda günümüze kadar 53 Sağlık Bakanı görev yapmış ve sağlık alanında önemli işlere imza atılmıştır. Ama maalesef bu tarihsel yapı bir tıp tarihi müzesi
olmak yerine Ankara Valiliğine tahsis edilmiş, Sağlık Bakanlığı bu binadan çıkarak Bilkent’te kiralık bir binaya taşınmıştır.
***

Milli Tıp Kongreleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına ülkenin tek tıp cemiyeti olan
Türkiye Tıp Encümeni tarafından içinde bulunduğumuz sağlık sorunlarını tartışmak,
toplumumuzu kasıp kavuran salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı çareler aramak, araştırmak ve
o günün koşullarında çağdaş ülkelerdeki tıbbi gelişmeleri tartışmak amacı ile düzenlenmiştir.
Bu kongreler Cumhuriyet hükümetlerinin sağlık politikalarını belirlemede ve yönlendirmede,
Sağlık Bakanlığının sağlık sorunlarımızın çözümlenmesinde büyük yararlar sağlamıştır.

Sonuç olarak yazımı Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün özlü sözleri ile
noktalamak istiyorum.
Saygılarımla.

  • “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmaz ise,
    değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Mustafa Kemal Atatürk.(1) Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, Cumhuriyetin İlk 15 Yılında Sağlık Hizmetleri, say. 339-41, Cumhuriyet’in 87. Yılına Armağan, İstanbul, 2010
    (2) Milli Devlet Arşivi web sitesi, 2020
    (3) Prof. Dr. Behiç Onul, İnfeksiyon Hastalıkları, 6. Basım, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayını, 1960, syf. 483

COVID-19 SALGININ DENETİMİ İÇİN ULUSLARARASI ÇAĞRI

COVID-19 SALGININ DENETİMİ İÇİN ULUSLARARASI ÇAĞRI

Salgın, vahşi kapitalizmin kâr hırsıyla denetlenemiyor.

BM-DSÖ çağrısıyla
TÜM DÜNYADA
EŞ ZAMANLI 14 GÜN TAM KAPATMA

çağrısı yapıyorum.

Bu tarihsel bir adımdır.

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı
27 Ekim 2020 Ankara / TÜRKİYE

******

INTERNATIONAL CALL FOR CONTROLLING COVID-19 PANDEMIC

The pandemic cannot be controlled by the
brutal capitalism’s ambition for profit.

With the UN-WHO call,
I am calling for 14 DAYS FULL CLOSURE CONCURRENT ALL OVER THE WORLD.

This is a historical step.

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Public Health Specialist

27th October 2020 Ankara / TURKIYE

İstanbul Tabip Odası (İTO) : Bunun adı Pandemi Kurulu değil, olsa olsa ‘Pandomim Kurulu’ olur

İstanbul Tabip Odası (İTO) :
Bunun adı Pandemi Kurulu değil, olsa olsa ‘Pandomim Kurulu’ olur

İTO, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca başkanlığında toplanan ancak İTO temsilcilerinin ve İBB Başkanı İmamoğlu’nun çağırılmadığı Pandemi Kurulu’nu eleştirdi. Oda tarafından yapılan açıklamada, “Bunun adı ‘Pandemi Kurulu’ değil, olsa olsa ‘Pandomim Kurulu’ olur” ifadeleri kullanıldı.

İstanbul Tabip Odası (İTO), Sağlık Bakanı Fahrettin Koca başkanlığında koronavirüs salgınının İstanbul’daki seyrini değerlendirmek için toplanan Pandemi Kurulu’na ilişkin bir açıklama yayımladı.

İTO Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, kurula İTO, İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Dişhekimleri Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası temsilcilerinin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun dahil edilmemesi eleştirilerek, “Bunun adı ‘Pandemi Kurulu’ değil, olsa olsa ‘Pandomim Kurulu’ olur. O Kurulda pandemiye karşı tedbirler masaya yatırılıp çözümler üretil(e)mez, olsa olsa sessiz tiyatro (Pandomim) oynanır.
  • Sonunda da, dün Sağlık Bakanı’nın yaptığı gibi, sorumluluk vatandaşa atılıp
  • ‘Salgınla mücadelede, şu an, sizlerin uyacağı tedbirlerden daha güçlü bir silahımız yok. En çetin sınavı kalabalığa karşı vereceğiz’ denir” ifadelerine yer verildi.
  • İTO, yaşamı tehdit edenin yalnızca virüs değil, demokratik olmayan yönetim anlayışı olduğunun da altını çizdi.

Söz konusu açıklama şu şekilde:

EN ÇETİN SINAVI BU ZİHNİYETE KARŞI VERECEĞİZ!

Dün Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın tweetinden öğrendik: İstanbul’da vaka sayıları Türkiye genelinin %kırkına, Ankara’nın beş katına ulaşmış.

Dün gene Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın tweetinden öğrendik: İstanbul’da Pandemi Kurulu toplanmış, koronavirüs salgınının İstanbul’daki seyrini masaya yatırmış.

Toplantıda kimler varmış?

Hazirûnda Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İl Emniyet Müdürü Zafer Aktaş varmış. Aralarında etik dışı, bilim dışı yayınlar konusunda yetenekli Dr. Şuayıp Birinci’nin de olduğu Bakan Yardımcıları, saha koordinatörleri ve başhekimler de masadaymış. Türkiye’nin Wuhan’ı İstanbul’un İl Sağlık Müdürü de huzurdaymış. (Bugünlerde Wuhan’a “Çin’in İstanbul’u” demek daha doğru, aslında.)

Peki kimler yokmuş?

İstanbul halkının açık iradesi ile iki kez seçtiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yokmuş.

Daha bu ay içinde COVİD-19 nedeniyle kaybettiğimiz Dr. Murat Akbaş, Dr. Recep Ali Köseoğlu, Dr. Salih Kanlı ve onlarla birlikte otuz binden fazla hekimin meslek örgütü İstanbul Tabip Odası yokmuş.

Tek Sağlık” anlayışıyla her daim birlikte yürüdüğümüz İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Dişhekimleri Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası yokmuş.

Koronavirüse karşı en ön safta birlikte mücadele ettiğimiz Sağlık ve Sosyal Hizmet alanında örgütlü işçi ve kamu emekçilerinin sendikaları yokmuş.

Bunun adı “Pandemi Kurulu” değil, olsa olsa “Pandomim Kurulu” olur.

O Kurulda pandemiye karşı tedbirler masaya yatırılıp çözümler üretil(e)mez, olsa olsa sessiz tiyatro (Pandomim) oynanır. Sonunda da, dün Sağlık Bakanı’nın yaptığı gibi, sorumluluk vatandaşa atılıp “Salgınla mücadelede, şu an, sizlerin uyacağı tedbirlerden daha güçlü bir silahımız yok. En çetin sınavı kalabalığa karşı vereceğiz.” denir.

Oysa biliyoruz ki:

  • Koronavirüs pandemisine karşı baştan bu yana eksik, yanlış, tutarsız politikalar uygulayan,
  • Sağlık meslek örgütlerini, sağlık emek sendikalarını, yerel yönetimleri ısrarla salgına karşı mücadeleden dışlayan,
  • Dün üç, beş maskeyi dağıtmayı beceremeyip, bugün risk grubunda yer alan milyonlarca yurttaşımızın grip aşısına ulaşabilmesini sağlayamayan ve çare olarak grip aşısını karneye bağlayan,

Binlerce insanımızın öldüğü salgından “başarı hikayesi” çıkarmaya çalışan,

Bütün anlattıkları KOCA bir yalandan ibaret olan,

BU ZİHNİYET’tir.

Ve biliyoruz ki;

Hayatlarımızı tehdit eden sadece 0,06-0,125 mikron çapında, tek zincirli, pozitif polariteli, zarflı bir RNA virüs değildir.

Türkiye’de sürdürülen COVİD-19 pandemisi ile mücadeleyi tehdit eden en önemli unsur, demokratik olmayan yönetim zihniyetidir.

En çetin sınavı bu zihniyete karşı vereceğiz!

İSTANBUL TABİP ODASI
YÖNETİM KURULU

KARANTİNA TV Programımız : 24 Ekim 2020

Dostlar,

Bu akşam, 24 Ekim 2020,
KARANTİNA TV’de olacağız /
OLDUK..

Sayın Recai Aksu ile “Önce İnsan” da konumuz şu idi : 

Birleşmiş Milletlerin 75. Kuruluş Yılında
Küresel Sorunlarımız: Korona Salgını Örneği

Özgür haber kaynağı Karantina TV’nin Youtube ve sosyal medya hesaplarında,
24 Ekim 2020 Cumartesi günü, saat 20.00’de canlı yayınlandı

Youtube erişkesi aşağıda.. (4. dakikada başlıyor, yaklaşık 65 dakika)

DSÖ’nün küresel salgını BM gündemine taşımasını, BM Genel Kurulu’nda karar alınarak,

TÜM DÜNYADA EŞ ZAMANLI 14 GÜN TAM KAPATMA!

önerimizi sunduk. Bunun yaklaşık 4,5 – 5 Trilyon Dolara mal olacağını, öte yandan bu yıl küresel ekonomide buna yakın yitik – küçülme yaşanacağını söyledik..

Birkaç kritik – önemli önermemiz daha oldu..

Mutlaka izlenmesini, paylaşılmasını, duyurulmasını ve ülkesel – küresel gündem yapılmasını dileriz.

  • Kurtuluş, yabanıl (vahşi) kapitalizmi aşacak bir KÜRESEL DAYANIŞMADA…

    Bilgi ve ilginize saygı ile sunarız..

Sevgi ve saygı ile. 24 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

IMF’den dünya ekonomisinin görünümü

Erinç Yeldan
Erinç Yeldan

IMF’den dünya ekonomisinin görünümü

Cumhuriyet, 21 Ekim 2020
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
IMF’nin yılda iki kez yayımladığı “Dünya Ekonomisi Görünümü” (WEO) raporunun ardından Dünya Bankası ile birlikte düzenlediği yıllık toplantılarının ardından gözler bir kez daha dünya ekonomisinin Covid-19 krizi ve sonrasındaki olası seyrine çevrildi.

İkilem şudur: Covid-19 krizi boyunca ülkelerin -IMF ve benzeri uluslararası kuruluşların da desteği ile- yürütmekte oldukları ekonomik destek paketlerinin yol açtığı aşırı genişleme ve borç yükü kriz aşıldıktan sonra nasıl ödenecektir? (Daha doğrusu kimlere ödettirilecektir?) IMF’nin yayımladığı mevcut rapor ve uyarılar, Covid-19 krizi sonrasında dünya ekonomisinin eskisinden de sert bir biçimde, yeniden ve iflah olmaz bir biçimde kemer sıkma (austerity) politikalarına geri dönüş çağrılarıyla dolu gözükmektedir. Bu tercih, neo-liberal muhafazakârlığın ulusların demokrasi kurumlarına, emeğin kazanımlarına ve gezegenimizin iklim kaynaklarına yönelik yaşattığı tahribatın 2020’li yıllarda daha da derinleşeceği anlamına gelmektedir.

Oysa IMF’nin icra direktörü Kristalina Georgieva, daha eylül başında Birleşmiş Milletler’in Maliye Bakanları toplantısında şu görüşleri ifade etmekteydi:

  • Bu kriz, bizlere ilerisi için daha dayanıklı bir gelecek kurmamız gerektiğini göstermektedir.
  • Bu da eğitime, dijital kapasitelere, sağlık ve sosyal koruma sistemlerine yatırımları artırmamız anlamına gelmektedir…
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliği dahil, her türlü eşitsizliği ve yoksulluğu, çirkin başlarını bir daha yükseltemeyecekleri biçimde engellememiz gereklidir”.Ve geçen hafta Bloomberg’de yayımlanan bir demecinde de eklemekteydi:
  • Fon (IMF) ülkeleri mali canlandırma paketlerini vaktinden önce geri çekmemeleri konusunda uyarmaktadır.

Ancak IMF’nin dönem toplantılarında ve WEO raporunda dile getirilen görüşler, bu uyarıların “tüm ülkeler” için geçerli değil, daha net olarak sadece “gelişmiş ekonomileri” kapsayan bir ayrıcalık olduğunu belgelemektedir.

Örneğin Avrupa Borç ve Kalkınma Ağı (Eurodad), geçen hafta yayımladığı “Bastırılmış Kalkınma: Covid Krizi Sonrasında IMF’nin Kemer Sıkma Programları” başlıklı raporunda, 2021-2023 arasında 80’e yakın ülkenin, IMF’nin baskısıyla, kapsamlı olarak kemer sıkmaya yöneleceklerini ve söz konusu daraltıcı maliye politikalarının milli gelirlerin ortalama %3.8’i düzeyine ulaşacağını öngörmektedir. Bunun %2.1’lik bölümünün ise bir şok tedavisi biçiminde 2021 içinde uygulanması planlanmaktadır.

Tahminlere göre söz konusu 80 ülkede Covid-19 krizine karşı geliştirilmiş bulunan canlandırma paketlerinin seyri ve düzeyi büyük farklılıklar göstermiş durumda olup, sürdürülmesi zaten neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Söz konusu ülkelerden yarısından fazlası şimdiden yaz aylarında uygulamış bulundukları canlandırma paketlerinin maliyetlerini karşılayabilmek için kamu harcamalarını kısıtlamak zorunda kalmışlardır. Bu politika değişikliğinin önümüzdeki üç sene için kurgulanan boyutunun, Covid-19 krizini aşmak için uygulanan canlandırma paketlerinin 4.8 katına ulaşacağı öngörülmektedir.

Eurodad’ın öngörüleri önümüzdeki on yıl boyunca gelişmekte olan ülkelerde kamu harcamalarının milli gelir paylarının %25.7’den %23’e geriletileceğini öngörmekte ve bunun da kaçınılmaz olarak daha az  sağlık, daha az eğitim ve daha az sosyal korunma anlamına geleceğinin altını çizmektedir.

  • Kriz boyunca artan borçluluğun yaratacağı yükler,
    kalkınma hedeflerinin borçların idaresi için feda edilmesi demek olacaktır.

IMF’nin kemer sıkma çağrıları aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliği dahil, her türlü eşitsizliği ve yoksulluğu engellemek yerine, öncelikle küresel finansal sistemin sağlığını korumaya yönelik.

Dolayısıyla kriz sonrasında küresel ekonomi için tasarımlanan yeni normal, gelişmiş ülkelerde mali genişleme araçları ile krizin yaralarının sarılması; azgelişmiş ülkeler için ise yepyeni bir kayıp on yıl anlamına gelmektedir.
=============================
Dostlar,
Sn. Prof. Yeldan’ın bu makalesini okumadan önce, 24 Ekim 2020 akşamı, BM’nin kuruluşunun 75. yılı nedeniyle, Karantina TV‘den Sn. Recai Aksu ile söyleşimizde KOVİT-19 salgınının küresel ekonomik boyutlarını, IM-DB ikizlerine (Twin Sisters) ve BM-DSÖ ikilisine, küresel sistemin öncü ülkelerine, Dolar – Avro milyarderlerine.. çağrılarda bulunmuştuk.- IMF’nin gelişmekte olan ülkelerin borçlarının en yarısını silmesini,
– kalanını uzun erim (vade) ile yeniden yapılandırmasını,
– bunca yoksulluk ve işsizlikle salgınla başedilemeyeceğini,
– DSÖ’nün finansal olarak desteklenmesi gerektiğini,
– BM’nin salgın yönetiminde DSÖ ile daha yakın – destekçi durması gerektiğini…
– Türkiye vb. ülkelerin artan yoksulluk karşısında sosyal devlet desteklerini gözden geçirerek iyileştirerek sürdürmelerinin zorunlu olduğunu..
– ………
veeee…
BM Genel Kurulu ya da Güvenlik Konseyi aracılığıyla

Tüm Dünyada Eşzamanlı 14 Günlük KÜRESEL TAM KAPATMA çağrısı – uygulaması

yapılması gerektiğini vurgulamıştık.

Bu konuşmamızın yaygın olarak izlenmesi, paylaşılması, gündem kılınması ve uluslararası toplumun gereğini yapması dileğiyle bir kez daha dikkatinize sunuyoruz :

http://ahmetsaltik.net/2020/10/24/katrantina-tv-programimiz-24-ekim-2020/

Sevgi ve saygı ile. 26 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com