Kategori arşivi: Hekim Saltık

“Kamu sağlığı” ve dezenformasyon

GÜNCEL30.06.2022, BİRGÜN

 

Ya resmi dezenformasyon?”, başlıklı ayın ilk yazısı (2 Haziran), basın ve sosyal medya torba yasa teklifinin olası sakıncaları üzerine idi. Öneri, 1-2 Haziran’da Dijital Mecralar Komisyonu’nda, izleyen haftalarda Adalet Komisyonu’nda görüşüldü. Geçen hafta Genel Kurul gündeminden, “uzlaşma (!)” adına çekildi.

Yasa tekniğine tümüyle yabancı olan torba öneri, içerik olarak ve kurumsal düzenlemeler bakımından, Anayasa’ya ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne çok yönlü aykırı; mahkemelerin konuyla ilgili kararlarına da.

Nisan ayında dayatılan 7393 Sayılı Seçim Kanunu Değişikliği, demokratik siyaset bakımından sorunlu idi; bu öneri de, özellikle demokratik toplum bakımından fazla sorunlu. Siyasal iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesini engelleme amacı, her ikisinin ortak paydası. Nasıl?
***
Eğer toplumsal ve siyasal sorunlara ilişkin bilgilenme hakkını yurttaşlar özgürce kullanamaz ise, serbest kamuoyu oluşmaz; eğer seçim sürecinde yargı güvencesi zedelenirse, iktidarın seçim hilesi yapması kolaylaşır.

  • Seçim yasası ve gündemdeki sansür yasa önerisi,
    AKP-MHP iktidarını sürekli kılma ereğinde birleşiyor.

Sansür düzenlemesi, demokratik toplum (md.13), seçim düzenlemesi ise, demokratik yönetim (md.75 vd.) güvencelerini zedeleyici; haliyle her ikisinin, demokratik devlet (md.2) kuralının içini boşaltıcı etki yaratma riski hayli yüksek.

Ne var ki, çoğulcu toplum sönümlendirilerek demokratik devleti askıya alma sürecinde asıl örtbas edilmek istenen,

  • Resmi dezenformasyon yoluyla kamu sağlığını da tehlikeye düşürmek.

Covid-19 salgın dönemine yayılan resmi dezenformasyon, son aylarda ve özellikle Haziran boyunca zirve yaptı. Covid-19 önlemlerinin büyük bir aymazlıkla sonlandırılmış olması bir yana, vaka ve ölüm sayıları da kamuoyundan saklanır oldu. Yaşamsal bilgiler toplumdan gizlendiği gibi, DSÖ’ye bilgi iletimine de son verildi.

Saray ve güdümündeki Sağlık Bakanlığı, “genel sağlık” için güvence olmak bir yana,
tam tersine tehdit kaynağına dönüştü.

Öneri madde 29’a göre ise, tehdit kaynağı yurttaşlar; “sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse” 3 yıla kadar hapisle cezalandırılır.
***
Anayasa’nın düşünce özgürlüğü ve hukuk devleti güvencelerine (md.2, 25 ve 26) açıkça aykırı olan bu madde, düşünce suçlarına yeni bir halka ekleyecek.

Ne var ki, asıl dezenformasyon, resmi makamlarca yaratılmakta olup, örneğin, Covid-19 pandemisini aşmaya yönelik etkili önlemler almak bir yana, “sağlıkla ilgili bilgilenme hakkı”nı bile engelleyen Sağlık Bakanlığı, ”genel sağlığı” tehlikeye düşürmeyi sürdürüyor: Dezenformasyon yoluyla önlemleri kaldırmak, halkı eksik bilgilendirmek, hiç bilgilendirmemek veya yanlış bilgilendirmek, kamu sağlığı üzerinde en büyük tehdit.

Eğer madde 29 yasalaşırsa, dezenformasyonla “kamu sağlığı”nı tehlikeye düşüren resmi makamlar değil, halka gerçek bilgi aktarma görevini yerine getiren hekimler, “Halk arasında endişe, korku veya panik yaratma” suçlaması ile karşılaşabilecek.
***
Özetle, kamu makamlarının hukuk dışı işlem ve eylemlerini sorumluluktan bağışık tutan AKP-MHP düzenlemelerine, kamu sağlığını tehdit eden eylemler ve işlemler halkası da eklenecek. Toplum sağlığını koruma ve geliştirme anayasal yükümlülüğü bir yana, devlet eliyle kamusal sağlığı tehdit, yaşam hakkı karşısındaki devletin yükümlülüğünü apaçık hale getiriyor ve ağırlaştırıyor. Bu nedenle, TBMM’de CHP-HDP ve İYİ Parti’nin öneriye karşı demokratik blok oluşturması yetmez, AKP-MHP’nin kamu sağlığına ilişkin sorumluluklarını da sergilemesi, tarihsel görevi.

CHP Covid-19 Danışma Kurulu Raporu

CHP Covid-19 Danışma Kurulu:

Pandeminin 30. Ayında Virüs Geri Döndü, “Müsterih” Olmak Değil Önlem Almak Zamanı!

Cumhuriyet Halk Partisi COVİD-19 Danışma Kurulu pandeminin 30’uncu ayında virüsün yeni varyantla geri döndüğünü hatırlatarak, “Sağlık Bakanı Koca’nın ‘müsterih olunuz’ yaklaşımı ile değil, bilimsel önlem alarak halkımızı koruma zamanı” dendi.

CHP COVİD-19 Danışma Kurulu yaptığı yazılı açıklama ile her yeni varyantın gelişen özellikleriyle salgının seyrini de değiştirdiği vurgulandı. Açıklamada azalan test sayılarına ve değişen salgın yönetimi uygulamalarına karşın vakaların arttığı ortaya konarak, çözüm önerileri sıralandı.

https://chp.org.tr/haberler/chp-covid-19-danisma-kurulu-pandeminin-30-ayinda-virus-geri-dondu-musterih-olmak-degil-onlem-almak-zamani

CHP COVİD-19 Danışma Kurulu’nun açıklaması şöyle                  :

“İlk kez 31 Aralık 2019’da Dünya Sağlık Örgütü Çin Ülke Ofisi tarafından Çin’in Hubei Eyaleti Wuhan Şehrinde tespit edilen nedeni bilinmeyen zatürre vakaları ile gündeme gelen COVID-19 pandemisinde 30 ay geride kaldı.

COVID-19 pandemisi geçirilen zor zamanların ardından kontrol altına alınmış gibi görünse de halen devam ediyor. Hatırlanacağı üzere bu yılın Nisan ayında Dünya Sağlık Örgütü’nün COVID-19 Acil Durum Komitesi Başkanı Didier Houssin, “koronavirüs salgının bitmediği”ni vurgulayarak, salgına karşı “gardımızı düşürmenin” zamanının gelmediğini ifade etmişti.

Ancak dünyanın pek çok ülkesi yaz döneminde artacak turizm gelirlerini düşünerek pandemiye karşı gardını indirdi ve salgına yönelik halk sağlığı tedbirleri hızla kaldırıldı. Türkiye ise Sağlık Bakanı Koca’nın “müsterih olunuz” yaklaşımı uyarınca COVID-19 bilimsel tedbirleri arasında olmayan “canlı müzik yasağı” dışındaki tüm önlemleri ülke genelinde kaldırdı.

Toplum sağlığını korumaya yönelik bu uygulamaların kalkmasının sonucunda da pandeminin 30. ayına ulaştığımız şu günlerde SARS-CoV-2 virüsü yeni varyantla geri döndü.

Her yeni varyant gelişen özellikleriyle salgının seyrini de değiştiriyor. Azalan test sayılarına, değişen salgın yönetimi uygulamalarına karşın yeni bir yükseliş dönemine, bir yaz dalgasına girildiğini söylemek mümkün görünüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün son verilerine göre 110 ülkede COVID-19 vakaları artış gösteriyor, haftalık %18’lik bir vaka artışı açıklandı. Avrupa’da ise vaka sayılarındaki artış oranı %33.

Bu yeni durum ve artışla paralel olarak ülkemizde de haftalık vaka sayıları artışa geçti. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 20-26 Haziran haftasında, önceki haftalara göre hızlı bir artışla Nisan ayının ortalarındaki vaka sayısına geri dönüldü.

Önlemlerin kaldırılması ve aşırı serbestleşme, artan toplumsal hareketlilik, aşılamaya verilen önemin ve ilginin düşmesi, önlemsizliği adeta teşvik eden açıklamalarla başladığımız yaz kolay geçmeyecek gibi görünüyor.

Omikron varyantının alt türlerinin hızla tüm dünyaya yayıldığı, bulaşıcılık, yeniden enfeksiyon ve bağışıklık yanıtının azalması risklerinin arttığı bir dönemde ülkemizin bu sürece hazırlanmıyor oluşu kaygı verici.

Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu olarak vurgulamak isteriz ki,
Haziran 2022 tarihi itibariyle;

  • Türkiye’de salgına ait ulusal veriler epidemiyoloji biliminin gereklerine uygun olmayacak biçimde, oldukça gecikmeli ve çok kısıtlı biçimde kamuoyuna duyurulmaktadır.
  • Dünyanın pek çok ülkesinin aksine ülkemizde hızlı tanı testleri uygulamaya geçirilmemiş, sağlık çalışanlarının büyük özverisiyle sürdürülen PCR testine ise ücretsiz erişim oldukça güçleştirilmiştir.
  • Ülkemizde baskın olan varyantı belirleyecek ve buna göre pandemi kontrol mücadelesini planlayacağımız genomik analiz sayısı çok düşük düzeydedir (21 Haziran 2022 tarihi itibarıyla genomik analiz yapılma oranı %0,06’dır).
  • PCR test pozitifliği sonucunda izolasyona alınan hastalar ücretli idari izinli sayılmamaları nedeniyle özlük hak kayıplarına uğramakta ve bu nedenle yakınması olan kişiler PCR testi yaptırmak istememektedir.
  • Sağlık Bakanı’nın pandemiyi önemsizleştiren talihsiz açıklamaları nedeniyle maske, fiziksel mesafe ve hijyen gibi bireysel önleyici uygulamalar hemen tümüyle ortadan kalkmıştır.
  • Hatırlatma doz aşı oranı toplumsal koruma sağlayacak düzeyde değildir. Öte yandan Turkovac aşısının etkinliğine yönelik yapılan bilimsel çalışmanın sonucu halen açıklanmamıştır. 12 yaş altı çocuklara aşı hakkı tanınmamıştır. Ayrıca pandeminin başından beri ülkemizde kullanılan aşıların etkililiğine yönelik hiçbir veri açıklanmamıştır.
  • Molnupiravir dışındaki etkili antiviral tedavi seçeneklerinin hiçbirisi ülkemizde erişilebilir değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu olarak belirtmek isteriz ki; temel görevi yurttaşların sağlığını korumak olan Sağlık Bakanlığı, COVID-19 pandemisinin hem izlem hem kontrolü konusunda ağır aksak sürdürdüğü yükümlülüklerini son dönemde tümüyle terk etmiş ve adeta pandemi mücadelesinde “havlu atmıştır”.

Omikron varyantı ile enfekte olan hastalarda öksürük, halsizlik, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı şeklinde bulgular gözlenmektedir. Tat ve koku kaybı, Delta enfeksiyonlarından daha az, boğaz ağrısı ve seste kabalaşma, delta enfeksiyonlarından daha sık görülmektedir. Hastalık bulgusu olanların MUTLAKA test yaptırması gerekmektedir. Halihazırda yakınmaları olmasına rağmen test yaptırmama gibi bir yaklaşım söz konusudur. Birçok hastanede COVID-19 poliklinikleri kapatılmıştır.

Omikronun yeni ortaya çıkan alt varyantları giderek daha bulaşıcı hale gelmektedir (BA.2 alt varyantı BA.1 alt varyantından daha bulaşıcı idi. BA.2.12.1 alt varyantı, BA.2’den daha bulaşıcı). Kapalı alanlarda ve açık havada kalabalık ortamlarda maske kullanılmaması bulaşmayı daha da arttırmaktadır.

Omikron’un BA.4 ve BA.5 alt varyantları dünyada hızla yayılmaktadır. Bu alt varyantlar, Avrupa Enfeksiyon Hastalıkları Kontrolü Merkezi (ECDC) tarafından “endişe verici varyantlar” olarak kabul edilmiştir. Bu alt varyantların en önemli özelliği daha önce hastalanan kişileri TEKRAR hastalandırabilmesidir. Yani daha önce Omikronun BA.1 alt varyantı ile enfekte olan bireylerde ortaya çıkan bağışıklık yanıtı özellikle aşısız bireylerde BA.4 ve BA.5 alt varyantı ile enfekte olmayı engellemede yetersiz kalmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü ve ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) geçtiğimiz günlerde COVID-19 aşılarının içeriğine ek dozlar için Omikron varyantı antijeninin eklenmesini önermiştir. Bu öneri, sonbaharla birlikte pandemide yeni bir dalgaya hazır olmak gerektiğinin habercisi olarak ele alınmalıdır.

COVID-19 tanısı alanlar; MUTLAKA 5 gün evde dinlenmeli, kendilerini İZOLE etmelidir. Beş günün sonunda yakınmaları azalmışsa 5 gün daha MUTLAKA MASKE takarak ev dışına çıkmalı, eğer yakınmaları düzelmemişse evde dinlenmeye ve kendilerini izole etmeye devam etmelidir.

Omikron ile enfekte olmak hafif hastalığa yol açmakla birlikte, özellikle risk grubunda olanlarda ve aşısızlarda ağır hastalık ve ölüm riski halen mevcuttur.

Risk grubunda olanlarda COVID-19 hastalığının tedavisinde kullanılabilecek etkili bir ilaç olan Paxlovid halen Türkiye’de bulunmamaktadır.

Sonbaharda ve kış aylarında COVID-19 olgularının diğer viral solunum yolu enfeksiyonları ile birlikte artması kaçınılmaz görünmektedir. Okulların da açılmasıyla birlikte artacak COVID-19 olgularını azaltmanın en etkili yollarından biri aşılamadır. Dünya’da mRNA aşıları 6 AYDAN BÜYÜK HERKESE önerilmeye başlanmıştır. 5-11 yaş grubuna bir ek doz ve 11 yaşından büyük herkese de 2 ek doz önerilmektedir.

Gerek hastalığın yaygınlığını azaltmak gerekse varyantların ortaya çıkmasını engellemek için hastalığın bulaşmasını azaltmanın gerektiği çok iyi bilinmektedir. Hastalığın bulaşmasını azaltmanın iki önemli yöntemi; kalabalık ortamların iyi havalandırılması ve maske kullanımı ile etkili aşıların ve gereken ek (hatırlatma) dozların yapılmasıdır.

Ülkemizde her ne kadar hangi yaş grubuna, hangi risk grubuna hangi aşıların ve kaç doz yapılmış olduğu açıklanmasa da sadece CoronaVac (Sinovac) aşısı olan birçok kişinin olduğu gözlenmektedir. COVID-19’dan korunmada en etkili aşılar mRNA aşılarıdır ve ülkemizde bulunmaktadır. Ancak aşı merkezlerinin sadece devlet hastanelerinde ve toplum sağlığı merkezlerinde açık halde tutulması ve hatırlatma dozlarının yapılması konusundaki uyarıların/önerilerin yeterince güçlü olmaması, aşılanma oranlarının epey düşmesine yol açmıştır.

Özetle;

  • Toplu taşıma gibi belirli alanlarda maske takılması ve fizik mesafe sağlanması gibi salgın önlemleri yeniden yürürlüğe konmalı,
  • Test sayısı artırılmalı, hastalık bulgusu olan herkese test yapılmalı,
  • İzolasyon, karantina ve izlem uygulamaları gözden geçirilmeli ve güncellenmeli,
  • Aşılama hızla yaygınlaştırılmalı,
  • Çalışma yaşamında kaldırılan özlük hakları ile ilgili COVID-19 düzenlemeleri ve destekleri yeniden hayata geçirilmelidir.

Herkesi halen içinde bulunduğumuz “yaz dalgası” nedeniyle kapalı ortamlarda yüksek koruyucu maske kullanmaya ve solunumsal yakınması olan kişileri de hızlı test ya da PCR testi yaptırmaya davet ediyoruz.

Avrupa kaynaklı veriler ve ülkemizdeki gözlemlerimiz son haftalarda COVID-19 vakalarında büyük bir artışa işaret etmektedir. Söz konusu vaka artışları henüz vefat sayılarına yansımamıştır. Ancak bilinmelidir ki; pandemi halen öldürücüdür ve ayrıca hastalık değişen oranlarda “Uzun-COVID” tablosuna da yol açmaktadır.

  • Bu nedenle
  • Sağlık Bakanlığı’nı COVID-19 pandemisini bilime uygun biçimde izlemeye ve
  • Birey-toplum sağlığını koruyacak biçimde
  • Pandeminin ciddiyetini toplumla paylaşmaya davet ediyoruz.

Aksi halde her bir kişinin hastalanması ya da kaybının sorumluluğunun Sağlık Bakanlığı’na ve Sağlık Bakanı’na ait olacağını vurgulamayı görev sayıyoruz.

1 Temmuz 2022
Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu

ARTI TV Konuşmamız : TÜİK Ölüm Verilerini Neden AçıklaYAmıyor??

Dostlar,

Bu gün, 24 Haziran 2022 Cuma, saat 14:30’da ARTI TV’nin canlı yayın konuğu olduk. Sayın Fuat ATEŞ, bize TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) bu yıl da ölüm istatistiklerini neden yayınlamadığını / yayınlaYAmadığını sordu…

  • TÜİK Ölüm Verilerini Neden AçıklaYAmıyor?? 

Yaklaşık 13,5 dk. açıkladık durumu..
AKP = RTE iktidarı 21. yy’da bilişim çağında Kovit19’dan ölen insan sayısını net olarak açıklayamıyor..
Skandal büyük, seçim ortamında..
Yaklaşık yüz bin ölüm bildirildi Sağlık Bakanlığınca şimdiye dek.
Ama gerçek bunun 3 katından az değil..
Biz de, TTB de, bağımsız uzmanlar da 3’ten az olmayan bir çarpan öngörüyoruz..
Abartıyorsak açıklarsınız, öğreniriz.

Dünya Sağlık Örgütü geçen ay bir bilimsel öngörü raporu yayınladı ve 2,72 gibi bir katsayı öngörüldü gerçek ölüm sayıları için.

En iyimser yaklaşımla Türkiye’de 100 bin X 2,72 = 272 binden az değil toplam ölümler..
Dünya alem açıkladı, bizim TÜİK açıklaYAmıyor, açıklamasına AKP=RTE izin vermiyor..

Bir iktidar ki, en temel görevi olan insanlarının yaşam hakkını koruyamıyor ve ölüm istatistiklerini yayınlamıyor / YAYINLAYAMIYOR. Bilme hakkımızı da gasp ediyor.
Türkiye bu tabloyu haketmiyor.
Yazıklar olsun.
Bu büyük bir utanç ve sorumlularının yakasında öyle kap kara duruyor, duracak..

Lütfen izler ve paylaşır mısınız?? (13,5 dk.)

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 24 Haziran 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

EKONOMİK BUNALIM, YOKSULLAŞtırMA ve TOPLUMSAL BESLENME SORUNLARININ AĞIR BEDELİ

EKONOMİK BUNALIM, YOKSULLAŞtırMA ve
TOPLUMSAL BESLENME SORUNLARININ AĞIR BEDELİ-2:
NE YAPMALI??

İLKNUR YAĞUMLİ
GAZETE DURUM,
21.06.2022
https://www.gazetedurum.com.tr/kadin-cocuk/prof-dr-saltik-yoksullastirma-politikasi-uygulaniyor-4962

İlk bölüm için tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2022/06/12/gazete-durum-ile-soylesi-yoksulluk-beslenme-sorunlari-ve-sonuclari-1/

Geçtiğimiz hafta ülkemizin ve dünyanın temel beslenme sorunlarını işlemeye başlamıştık. Bu yakıcı kitlesel sorun bağlamında sorularımızı yanıtlayan Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık (ayrıca Sağlık hukuku Uzmanı ve Mülkiyeli), Türkiye’de özellikle son 6 aydır büyük bir hızla ağırlaşan yoksullaşTIRmanın kişi ve toplum beslenmesi üzerine son derece çarpıcı olumsuz etkilerini dile getirdi. Daha ana karnında iken bebeklerin aç kaldığını / kalacağını, düşük doğum tartılı bebeklerin artacağını, yaşama böylesine ağır bir eşitsizlikle başlamanın gideriminin (telafisinin) ise neredeyse olanaksız olduğunu vurguladı. Yetersiz – dengesiz beslenmenin, gizli ve açık açlığın giderek ağırlaşan tablosunun bireysel bir sorun olmakla kalmayacağını, Türkiye için stratejik sorunlar doğurabileceğini, ülkemiz için bir sağkalım (beka) sorunu olduğunu da sayısal verilere dayanarak aktardı Prof. Saltık. Bu bölümü, GAZETE DURUM’un web sitesinde şu erişke ile okuyabilirsiniz : https://www.gazetedurum.com.tr/ozel-haber/prof-dr-ahmet-saltik—turkiyede-zek%C3%A2-duzeyi-geriliyor–4163
***

EKONOMİK BUNALIM, YOKSULLAŞtırMA ve
TOPLUMSAL BESLENME SORUNLARININ AĞIR BEDELİ-2

Soru (Gazete Durum, İlknur Yağumli)                      :

  • Türkiye’de ve Dünyada sayısal veriler nasıl bir görünüm sergiliyor??

Yanıt (Prof. Dr. Ahmet SALTIK, MD, MSc, BSc)       :

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın 9 Haziran 2022 tarihli küresel açlık verilerine göre, Türkiye’nin %18’i yeterli beslenemiyor. BM, Dünya Gıda Programı’nın (WFP) küresel açlık izleme sistemi olan Açlık Haritası’na göre 9 Haziran 2022 verileriyle 92 ülkede 868 milyon kişi yeterli gıdaya ulaşamıyor. Bu rakam, dünyanın toplam nüfusu olan 8 milyarın 1/10’undan daha büyük bir orana karşılık. Bir başka BM uzmanlık kurumu olan Roma merkezli Gıda Tarım Örgütü – FAO (Food and Agriculture Organisation) verileri de bu sayılarla örtüşmekte. Dünya Bankası, UNICEF veri tabanları da bezer görünümde ve küresel besin stokları alarm verici düzeyde.

  • Güncel verilerle Dünyamızda her 9-10 kişiden 1’i yeterli – dengeli beslenemiyor,
    daha açık bir anlatımla açık – gizli açlık yaşıyor!

BM Dünya Gıda Programı (WFP-Wold Food Program) verilerine göre 36 ülkede 333 milyon kişi verili koşullarda (halen) yetersiz beslenirken, 56 ülkede 533 milyon kişinin ise yetersiz beslendiği kestirilmekte. Aynı veritabanları, 5 yaş altı çocukların %1,7’sinin akut yetersiz beslenme, %6’sının ise süregen (kronik) yetersiz beslenme yaşadığını ortaya koyuyor.

Türk Aile Hekimleri Dergisi’nde yayımlanan ve üç hekim tarafından bir aile sağlığı merkezinde yapılan çalışmada her 4 çocuktan 1’inin tartısının çok düşük olduğu saptandı. Kız çocukların %85’i, erkek çocukların % 68’i kansızlıkla (anemi) ile boğuşurken, Avrupa’da bu oran yalnızca % 18.

  • 2020 yılı istatistiklerine göre, dünyada her 5 çocuktan 1’i bodur!
    Korkunç bir eşitsizlik!

Buna karşın, Dünyada her 10 çocuktan 1’i ise aşırı tartılı. Gelişmekte olan ülkelerde, her 10 çocuktan 1’i aşırı zayıflık nedeniyle risk altında. Bir yandan kavrukluk ve bodurluk, bir yandan tersine fazla kiloluluk ve hatta şişmanlık (obesite). Beslenme sorunlarının (yetersiz ve dengesiz beslenme) bedelini neredeyse katlıyor. “Hastalık yükü” (disease burden) giderek ağırlaşıyor. Özellikle gelişmekte olan yüksek doğurganlıklı ve kalabalık nüfuslu ülkeler için sürdürülemez bir, çok yönlü sorun. Toplumsal, ekonomik, ekinsel (kültürel), eğitimsel, tıbbi.. çok boyutlu.

Üstelik, pahalı olan nitelikli protein bakımından yetersiz ama görece ucuz karbonhidrat – yağ ağırlıklı beslenme, zayıf – kavruk görünümü engelleyerek, gerçekte boy bakımdan büyüme – gelişme sorununu maskeleyebilir. Bu yönüyle, çocukların özellikle ilk 5 yaşta bedensel (fiziksel) ve zihinsel (mental) büyüme ve gelişmelerinin düzenli aralıklarla ve özenle izlenmesi gerek. Bu, çok önemli bir koruyucu sağlık hizmeti ve kamusal olarak 1. Basamak sağlık birimlerinde verilmeli.

2019’da yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre 15-18 yaş arası çocuklarda; Bodurluk oranı %4,6. Çok zayıf (kavruk) olanların oranı %15,6 ve şişmanlık (obezite) oranı %8,3. Özellikle Covid-19 küresel salgını 2,5 yıla varan kuşatmasıyla fazla tartılılık ve şişmanlık (obesite) sorununu Küre genelinde ve ülkemizde daha da yaygınlaştırdı ve ağırlaştırdı.

Türkiye’de Okul Çağı Çocuklarında Büyümenin İzlenmesi Araştırma Raporu’na göre, Doğu Anadolu’da süregen (kronik) açlık çeken çocukların %3,5’i ve Güneydoğu Anadolu’da %5,4’ü “bodur”[1] kaldı.

Soru     : Çocuklarda fiziksel bodurluk, bir süre sonra ruhsal bodurluğu ve örselenmişliği de birlikte getiriyor mu?

Yanıt   : Güncel olarak elimizde yeni veriler yok. En son Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA) verileri 2018’de yayınlandı. TNSA 2023 raporunu bekliyoruz. Her 5 yılda bir yapılıyor bu bilimsel araştırma. Yukarıda da değindiğimiz üzere, 2019’da yayımlanan bir Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması var ve onun da verileri neredeyse birkaç yıl geriye gidiyor. Dolayısıyla son durumu, yabanıl (vahşi) kapitalist yoksullaşTIRmanın Türkiye’de yarattığı yıkımı ortaya koyan güncel bilimsel araştırmalara hızla ve ciddi biçimde gereksinimimiz var. Öte yandan, Türkiye’de özgür bilimsel araştırmalara akçalı (finansal) kaynak bulabilmek son derece güç. TÜBİTAK gereken düzeyde özerk ve özgür değil, parasal kaynakları sınırlı. Üniversiteler de bu bağlamda çok yönlü sorunlar yumağında.

Elimizdeki son verilere göre, 5 yaş altındaki çocukların dünya genelinde % 22’si yaşına göre bodur; Küresel toplum için utanç verici bir durum. Her 4-5 çocuktan 1’i, yeterli-dengeli beslenseydi erişebileceği boyun çok gerisinde kalıyor. Oysa, pahalı olmayan bir bedelle önlenebilir bir sorun. Dünya genelinde 663 milyon insan son verilere göre günlük enerji (kalori) gereksinimini karşılayamıyor = aç kalıyor! 5 yaş altı çocukların %22’si bodur! “Bodur kalmak” uzun süreli ciddi ağır beslenme yetersizliğinin sonucu. Kısa süreli beslenme yetersizliği zayıflığa yol açar. Çocuklarda beslenme yetersizliği 1-2 ayı geçerse, boy alımı durur ve çocuk bodur kalabilir. Ayrıca en son, yine BM verilerine göre, dünya genelinde 1,9 milyar insan ciddi düzeyde gıda güvensizliği içinde.

  • Her 4 insandan 1’inin gıda güvencesi yok; yarın ne yiyeceği / bulacağı belirsiz!

Eğer yoksul ailelerin çocukları şöyle veya böyle, bir miktar karbonhidrat sağlayabilirlerse yani ekmek, yağ, un, şeker, kurabiye, pasta –ki o da çok zor ekmek de çok pahalı biliyorsunuz– İnsanlar ucuz ekmek için Halk Ekmek kuyruklarında; aşırı karbonhidratla beslenme nedeni ile bu çocukların bir bölümü zayıf görünmeyebilir kısa hatta bodur kalırlar. Onlarda durum iyice acı, yoksulluğun tavana vurduğu aileler.. İyi kötü biraz karbonhidrat alabiliyorsa kilosu yerinde görünebilir. Bu bizi aldatıp kötü beslenmeyi maskeleyebilir. O bakımdan mutlaka boy değerlendirmesi de yapmak gerekir yaşına ve cinsiyetine göre. Yukarıda da vurguladığım üzere sürekli koruyucu sağlık hizmeti!

Evet, bu çocukların ruhsal enerjileri de yeterli gelişemiyor. Duygusal küntlük (apati), öğrenme güçlükleri, sosyalleşmede zorlanma, bedensel – zihinsel kapasitenin geri kalması, coşku azalması, içe dönüklük, yaratıcı yeteneklerin gelişememesi, ruhsal-bedensel hastalıklara, kazalara yatkınlık, daha kısa ve niteliği düşük bir yaşam, beceri edinmede güçlük.. yoksulluğa mahkum kalma!

Soru   : Yetersiz beslenme 0-5 yaş arası çocuklarda ve okul çağı ile gençlerde hangi sağlık sorunlarına yol açıyor? Çocukların entelektüel gelişimini nasıl etkiliyor?

Yanıt Çocuklarda bulaşıcı hastalıklara (enfeksiyonlara) direnç düşüyor bu nedenle sık sık enfeksiyonlar, ishal, zatürre görüyoruz. Yetersiz-dengesiz beslenen çocuklar çok daha ağır geçiriyor bu hastalıkları. Daha yüksek oranda ölümlere yol açıyor. Ayrıca engelli kalmalara da yol açıyor. Diyelim ki aşısı yoksa, menenjit geçirdiyse hem fiziksel hem mental olarak ciddi engelli kalabiliyor. Bulaşıcı hastalıklarla savaşta, yeterli-dengeli beslenme çok temel bir girdi bildiğiniz gibi.

Bağışıklık sistemini güçlendiren, sistemin hastalıklara karşı savaşırken ürettiği antikorlar proteinlerdir. Eğer yeterli-dengeli beslenme ile nitelikli proteinleri yeterince alamıyor iseniz, bağışık sisteminiz sizi bulaşıcı hastalıklardan ve kanserden korumada çok zayıf ve yetersiz kalır. Dolayısıyla her türlü hastalığa açık ve yatkın olursunuz. Yaşam kaliteniz düşer, yaşam süreniz kısalır. Zihinsel (mental) yaratıcılığınız düşer, bunu vurgulamak isterim özellikle. Bir Goethe çıkartamazsınız, bir Einstein çıkartamazsınız ve ayrıca bu tablo, toplum içindeki sınıfsal yapı desenini de uçurumlaştırır ve sınıflar arası geçişi olanaksızlaştırır. Kastik (katı sınıfsal) bir
sosyolojik yapıya dönüştürür toplumsal dokuyu.

  • Yoksul yoksul kalmaya,
  • reaya yani köylü köylü kalmaya,
  • reaya oğlu reaya, yoksulun oğlu-kızı yoksul olmaya devam eder…

söyleşimizin ilk bölümünde de altını çizdiğim üzere. Toplumsal eşitsizlikleri azaltamayız, daha da derinleşir.

Soru  : 5 yaş altı çocukların yeterli gıdaya erişebilmesi ve beslenme eşitsizliklerinin giderilmesi için ne yapılmalı? Okul beslenme programları çözüm olur mu?

Yanıt   : Sağlık Bakanlığı’nın 5 yaş altı çocuklara özel bir önem ve özen göstermesi gerekiyor. Genel ve yerel yönetimlerin aşısız çocuk bırakmaması, okul öncesi okul  çocuklara beslenme desteği verilmesi, okul öncesi eğitime çocuklarını göndermeyen ailelere, gebe kadınlara, beş yaş altı çocukları olan ailelere, mutlaka yerel ve genel yönetimlerin gıda desteği sağlaması gerekiyor. Nitelikli protein içeren süt ve ürünleri, meyve, hayvansal-bitkisel proteinler, vitamin-mineraller başta olmak üzere. Bu bağlamda Anayasa md. 45’i özellikle anımsamakta ve anımsatmakta yarar var:

  1. Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması
  • Madde 45 – Devlet, tarım arazileri ile çayır ve mer’aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.

Soru  : Çocukların yeterli-dengeli beslenememesi sizce iktidarın politik bir tercihi mi?

Yanıt Çocuklar toplumların geleceğidir. Onlara ancak yeterli-dengeli beslenme ve sağlık hizmeti ile başlayarak, eğitim hakkını da ekleyerek destekleyici, sevgiye dayalı, şefkate dayalı yol göstermeye dayalı, doğumdan getirdikleri özgücün (potansiyelin) en üst sınırına ulaşmalarını sağlayıcı bir toplumsal dayanışmacı sistem kurarsak beklediklerimizi onlardan alabiliriz. Onlara bunları vermediğimizde;

  • Yoksul, işsiz, kavruk, zayıf, beden direnci düşük, yaratıcı olmayan hatta çağını
    ve sorunlarını kavramaktan uzak,
  • Kalabalık, niteliksiz bir sürü”ye dönüşebilir toplum! Rahatlıkla yönlendirilebilir.
  • Birtakım siyasetçiler bunu çok isteyebilirler.

AKP bunu böyle yapıyor. Bilerek ve isteyerek. Çok çocuk yapın, Tanrı rızkını verir diyor. Ama böyle bir şey yok, Allah’ın karıştığı yok, yoksulluğun-açlığın ülkede, dünyada nerelere vardığını görüyoruz.. Üstelik sorun çoğunluk ve ağırlıkla Müslüman ülkelerde ne yazık ki..

Bir yandan savaş koşulları, bölgesel Ukrayna- Rusya savaşı, bir yandan küresel iklim felaketi (climate disaster!).. Küresel iklim felaketinin getirdiği kuraklık, açlık, tarımsal üretim yetersizliği, bir yandan da korkunç nüfus artışı (her yıl 80 milyon!) dünyada çok ciddi sorunlara gebe. İvedi olarak yapılması gerekenlerin başında, anormal nüfus artışını sınırlamak geliyor. Artık dünya daha çok nüfusu kaldıramıyor.

  • Mutlaka, dünyadaki kapitalist sömürü sisteminin neoliberal vahşetin sonlandırılıp daha dayanışmacı, daha insancıl, daha paylaşımcı, doğaya saygılı bir toplum düzeni = sürdürülebilir yaşam.. kurulması gerekiyor;
  • Sürdürülebilir kalkınma” bitti, duvara dayandı, sürdürülemez oldu.
  • Devletlerin mutlaka sosyal – dayanışmacı politikalar izlemesi gerekiyor.

Hiç unutulmasın, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 25. maddesinde 4 temel insan hakkından biri beslenmedir. Bütün insanların dengeli-yeterli beslenme temel hakkı vardır. Bu hakkın gerçekleştirilmesi uygar insanlığın görevidir ve bu olanaklıdır. Bu da adına Küreselleşme denen –gerçekte emperyalizmin ta kendisidir– vahşi sömürü düzeninin ülkemizde ve dünyada sonlandırılması için bilinçli ve kararlı bir küresel dayanışmayı gerektirmekte.

  • “İktisadi temelde PİYASACILIK ve siyasal düzlemde KÜRESELCİLİK, azgelişmiş ülkelerin iktisadi-siyasi istilası ve işgalidir.
  • Buna karşılık memleketlerin yapabilecekleri şey açıktır:
  • İktisadi temelde PLANLAMACILIK ve siyasal düzlemde BAĞIMSIZLIK.
  • Bu, tekellerin ileri sürdükleri üzere ‘dünyadan kopma‘ ve ‘içe kapanma‘ değildir. Bu, emperyalizme karşı çıkma, sömürgeleşme sürecinden kopma.. demektir. (Küreselleşme, 2 Yüze Bir Maske, Kaldone G. NWEIHED, Çev. B.T. Gürel, Memleket Yay. 2006).

[1] Bodurluk (stunted), 5 yaş altı çocuklarda yaşa ve cinsiyete göre beklenen boyun çok altında (2 standart sapmadan daha fazla) kalma olarak tanımlanmakta.
*****
İlk bölüm için tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2022/06/12/gazete-durum-ile-soylesi-yoksulluk-beslenme-sorunlari-ve-sonuclari-1/

 

GAZETE DURUM ile söyleşi : Yoksulluk, Beslenme Sorunları ve Sonuçları-1

GAZETE DURUM ile söyleşi..

Yoksulluk, Beslenme Sorunları ve Sonuçları-1

İlknur Yağumli

https://www.gazetedurum.com.tr/ozel-haber/prof-dr-ahmet-saltik—turkiyede-zek%C3%A2-duzeyi-geriliyor–4163

ANKARA- Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık (ayrıca Sağlık Hukuku Uzmanı ve Siyaset Bilimci), çok ağır ekonomik bunalım yüzünden derinleşen yoksulluğun, ailelerden çocuklarına bir ‘miras’ olarak kalacağını söyledi.

Dr. Saltık, annelerin ve gebelik döneminde yetersiz-dengesiz beslenen kadınların ve bebeklerinin ciddi sağlık sorunları yaşadığına dikkat çekerek,

  • “Gebelik döneminde anne yeterli – dengeli beslenmezse bebek aç kalır!
  • Bebek, anne karnında aç kalır!
  • Yani yaşama öyle handikaplı başlar ki, daha annesinin karnında iken aç kalan bir bebek!!” ifadelerini kullandı.

Toplumun zeka düzeyinin gerilediğine de değinen Saltık, bu durumun ülkenin geleceğini tehdit ettiğini vurgulayarak,

Zeka yetersizliğinin yaygın olduğu bir toplum, 21. yüzyılda nasıl ayakta kalacak? Bu çocuklar ortaya bir bilimsel yapıt, bir sanat ürünü, yaratıcı bir roman, bir senaryo, bir estetik ürün, bir mimarlık ürün… koyamazlar.” dedi.

Türkiye’de yaşanan ağır ekonomik bunalım bir yanda gündelik yaşamı zorlaştırırken öbür yanda giderek daha geniş bir kesimi içine almayı sürdürüyor. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda Programı (WFP) verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişi, yeterli gıdaya erişemiyor. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi’nden Pierre-Alain Fridez’in 2022 Mart’ında hazırladığı rapora göre Türkiye, çocuk yoksulluğu konusunda endişe verici ülkeler arasında. OECD’nin son verilerine göre ise çocuk yoksulluğu konusunda üye ülkelerin ortalaması %12,8 olarak açıklanırken, Türkiye’de bu oran %20’nin üzerinde bulunuyor. Tüm bu veriler toplum sağlığının tehlikede olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor. Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, derin yoksulluğun aile, kadın, çocuk ve bebekler üzerindeki etkilerini GAZETE DURUM‘a değerlendirdi. Dr. Saltık, sözlerini, aşağıdaki sorumuz üzerine şöyle sürdürdü:

Soru : Türkiye’de yoksulluk miras haline mi geliyor? Bu yoksulluk mirası halk sağlığını kısa ve uzun erimde (vadede) nasıl etkileyecek?

“Anne babaların çocuklarına bırakacakları bir mal varlığı, bir maddi servet emekçi kesimler için büyük oranda artık yok. Aileler çocuklarına yoksulluğu miras bırakacaklar. Yanı sıra sağlıksız bir gelecek de bırakmış olacaklar. Anne karnından başlayarak yetersiz – dengesiz beslenmiş olacaklar büyük oranda. Türk-İş’in hesaplarına göre 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı ayda 19 bin TL’sını aştı! Oysa Türkiye’de asgari ücret 4250 TL. Dolayısıyla yoksulluk sınırının dörtte birinin de altında bir asgari ücret! Bu insanların günlük olarak yeterli – dengeli beslenmesini geçelim, karınlarını doyurmaları bile neredeyse olanaksız oluyor.

Yoksulluğun kısa ve uzun dönemde halk sağlığını nasıl etkileyeceğine anne karnından başlayarak bakalım. Gebe bir kadın, gebe kalmayı tasarlayan bir kadın ve eşi, önceden birtakım sağlık incelemeleri yaptırmak durumunda. Örneğin diyabeti (şeker hastalığı) var mı, kalp hastalığı var mı,  hipertansiyonu var mı, birtakım bulaşıcı hastalıkları var mı, aşıları tamam mı, beslenme durumu nasıl?? Örneğin folik asit… Folik asit ucuz ve çok değerli bir besin ögesidir. Eğer gebelik döneminde bu vitamin eksik kalırsa, gebelikten önce tamamlanmaz ise, son derece ciddi doğumsal anomalilere yol açar folik asit eksikliği; nöral tüp defektleri.. Omurga kanalının tam kapanmaması yüzünden omuriliğin açıkta kaldığı ciddi bir durum.

Daha annesinin karnında iken karnını doyuramayan bir bebek…

Gebelik döneminde anne yeterli – dengeli beslenmezse bebek aç kalır.
Yineleyelim; bebek, anne karnında aç kalır!

Yani yaşama öyle handikaplı başlar ki, daha annesinin karnında iken aç kalan bir bebek düşünün! Yetersiz-dengesiz beslenme, ne denli sakıncalı gördüğünüz gibi. Dolayısıyla bebek, 2500 gramın altında düşük doğum tartısı ile doğabilir. Bu, eğer gebelik zamanında sonlandıysa, gebenin o dönemlerde yeterli-dengeli beslenemediğini gösterir, açlığı gösterir! Gebelik döneminde annenin ve de bebeğin açlığını… Bu bebeklerin ölüm oranları çok yüksektir. Hastalıklara dirençleri çok düşüktür, özellikle bulaşıcı hastalıklara, zatürreye, ishallere yakalanma riskleri çok büyüktür ve yakalandıklarında da ölüm oranları oldukça yüksektir. Dolayısıyla büyük bir risk ve eşitsizlik söz konusudur. Büyük bir dezavantajla büyük bir eşitsizlikle dünyaya gelmiş olur bu bebekler. Yaşamda kalma şansları çok düşüktür, yaşarlarsa sağlık sorunları yakalarını bırakmaz, daha kısa ve düşük nitelikli yaşarlar, çok kırılgandırlar…

Türkiye’de zeka ortalaması geriliyor!

Merkez sinir sisteminin, beyin ve zeka gelişiminin % 95’i yaşamın ilk 2-5 yılında gerçekleşir. Özellikle ilk 2 yıl yeterli-dengeli beslenmeyen, aileden ve anneden yeterli sevgi ve ilgi görmeyen bebeklerin zihinsel gelişimlerinin çok yetersiz kalabildiğini, zeka geriliğine bile uğrayabildiklerini söyleyebilirim. Son araştırmalara göre Türkiye’de zeka ortalaması geçtiğimiz yıllarda 90 IQ iken son verilerle 87 IQ.

  • Zeka düzeyimiz toplum olarak düşüyor.
  • 87 IQ zeka ile 21. yüzyılda bir toplumun ayakta kalması olanaklı değil.

Zeka yetersizliğinin yaygın olduğu toplum nasıl ayakta kalacak?

Bu bebekler yeterli-dengeli beslenseler, iyi eğitim alsalar, psikolojik destek alabilseler, zihinsel potansiyellerinin en üst sınırlarına erişebilecek 100-120… daha yüksek zeka düzeyine ulaşabilecekler. Bir ülkenin çocuklarının beklenen zeka düzeyine erişememesi zeka fukarası, “geri zekalı” demeye dilim varmıyor, zeka yetersizliği yaşamaları bu tabloda kaçınılmazdır.

  • Bu durum o ülkenin geleceğini tehdit eden bir sağkalım (beka) sorunudur.

Zeka yetersizliğinin yaygın olduğu bir toplumda, siz nasıl 21. yüzyılda ayakta kalacaksınız? Türkiye’yi nasıl bağımsız tutacaksınız, kalkınacaksınız, gelişeceksiniz?

Türkiye’de 5 yaş altında çocuklarda “bodurluk” %6-6,5 dolayında!

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması – 2018 (TNSA) verileri böyle. 5 yaş altındaki her 15-16 çocuğumuzdan 1’inin boyu, yaşına ve cinsiyetine göre, beklenenin “çok” (2 standart sapmadan daha çok) altında. Bu durumda kısa dönemde çocuk hastalıkları ve ölümleri artar, uzun dönemde beklenen ortalama yaşam süresi düşer. Yetersiz – dengesiz beslenme nedeniyle bu çocuklarımız “bodur” kalırlar,  boyları çok kısa kalır. Elimizdeki verilerle en son 2018 TNSA raporuna göre, Türkiye’de %6-6,5 dolayında “bodur” çocuk var 5 yaşın altında. Yüz kızartıcı bir tablo bu! Bodur, yaşına ve cinsiyetine göre erişmesi beklenen boyun çok altında kalandır. 2018  TNSA verilerinde Türkiye’de her yüz çocuktan 6’sının (5 yaşın altında), beklenen boyun altında bodur kalması yüz kızartıcı bir durumdur ve bu oran ayrıca Türkiye içinde bölgesel eşitsizlikler gösteriyor.

Yoksulluğa mahkum, sınıf atlama şansı olmayan çocuklar…

Doğu ve Güneydoğu’ya, Şırnak’a, Batman’a.. gittiğimizde bodurluk oranı %9-10’u buluyor 5 yaş altı çocuklarda. Şırnak’ta, Batman’da.. her 9-10 çocuktan 1’ bodur! Yaşına göre ileri derecede boy kısalığı içinde. Bu oran Batı’da, diyelim ki Ege’de %1’lere düşüyor. Bölgeler arası derin  eşitsizliğimiz de var.

Bu çocuklar zayıf, kavruk, zihinsel (mental) bakımdan yeterince gelişmemiş, dolayısıyla eğitim olanaklarından da yeterince yararlanamayan, tutukluk içinde kalabilecek ve yoksulluğa mahkum, sınıf atlama şansı olmayan bir yaşamda çakılı kalırlar. Uzun erimde (vadede) de aslında beden dirençleri düşük olur, ortalama yaşam süreleri kısalır, yaratıcılıkları sınırlanır.

Bu çocuklar erişkin olduklarında ortaya bir bilimsel yapıt, bir sanat ürünü, yaratıcı bir roman, bir senaryo, bir estetik ürün, bir mimarlık ürünü koyamazlar. Zeka gelişimleri yeterli olamayacağı için iyi eğitim de alamazlar…

  • Yoksulun kızı / oğlu yoksul kalır.
  • Köylü, köyü kalır : Reaya oğlu reaya!

Ülkemizde YoksullaşTIRma politikası uygulanıyor!

Ne yazık ki halkımızın çok büyük bir kesimi, son birkaç aydır özellikle Aralık 2021’den bu yana bir yoksullaşTIRma süreci yaşıyor. Özellikle vurguluyorum, “yoksullaşma değil yoksullaşTIRma!”…

Siyaset biliminde şöyle bir kuram vardır:

Yoksullaştırılan, çaresizleştirilen, ezikleştirilen, seçeneksiz bırakılan insanlar, kendilerine bu eziyeti, bu zulmü yapanların eteklerine yapışırlar. Stockholm sendromu diye bir sendrom. Kendine işkence ve eziyet yapanlara aşık bile olabiliyor, hatta tapabiliyor bu sendromu yaşayanlar!

Dolayısıyla Türkiye’de hala bunca korkunç yoksullaştırıcı zulüm politikalarına karşın, iktidar oylarının dörtte bir dolayından aşağıya inmeyişini bu kurama dayalı açıklayabiliriz.

  • AKP=RTE iktidarının Türk halkını bilerek yoksullaşTIRması, çaresizleştirmesi,
    kendisine bağımlı kılmaya, tabi kılmaya, oy deposuna dönüştürmeye dönük bir politika.
  • Öğrenilmiş çaresizlikle yığınları felç etme politikası güdüyor AKP = RTE baskıcı rejimi!

Bu durum sürdürülemez ve hızla sonlandırılması gerekir, çünkü yıkım çok ağır ve giderimi çok çok güç..
==============================
Not : Bu yazımız, yukarıdaki internet erişminde GAZETE DURUM web sitesinde, ufak tefek kimi değişikliklerle yayınlanmıştır (11.06.2022). Muhabir Sn. İlknur Yağumli’ye teşekkür ederiz. 2. Bölümü izlemek için lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2022/06/12/gazete-durum-ile-soylesi-yoksulluk-beslenme-sorunlari-ve-sonuclari-1/