BİRGÜN GAZETESİNDE Yayınlanan Söyleşimiz..

BİRGÜN GAZETESİNDE Yayınlanan Söyleşimiz..

Olgular tırmanırsa hasta seçmek zorunda kalırız

Türkiye’nin koronavirüs ile mücadelesi sürerken, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, önlem alınmakta gecikildiğinin ve kamusal merkezi afet planlaması yokluğunun altını çizdi.

Olgular tırmanırsa hasta seçmek zorunda kalırız

https://www.birgun.net/haber/olgular-tirmanirsa-hasta-secmek-zorunda-kaliriz-295335 08 Nisan 2020

Türkiye’de ilk koronavirüs olgusunun açıklandığı 11 Mart’tan bu yana sayı 30 bini aştı. Covid-19 tanısı ile yoğun bakıma alınan hasta sayısı 1400’ün, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 600’ü geçti. Türkiye’nin salgın karşı acil eylem planı olmadığını, lojistik stokunun bulunmadığını ve aşı üretme potansiyelinin kalmadığını ifade eden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, yıllardır teknolojiye yatırım yapılmadığını vurgulayarak, “Kamu kaynakları saraylara, köprülere, süper lüks uçaklara, yandaşlara harcandı..” dedi.

Saltık, BirGün’ün Türkiye’nin salgın ile mücadele sürecindeki eksiklikleri ve yapılması gerekenlere ilişkin sorularını yanıtladı.

olgular-tirmanirsa-hasta-secmek-zorunda-kaliriz-712763-1.

►Türkiye’nin salgına karşın bugüne dek aldığı önlemleri yeterli buluyor musunuz?

Önlemlerin yeterli olduğunu söylemek olanaklı değil, Türkiye geç kaldı. Çin, ilk olguyu 31 Aralık 2019’da Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirdi. Bu, 44 zatürree olgusuydu. Nedeninin aydınlatılamadığı belirtildi. Kısa bir süre sonra bunun, ‘yeni koronavirüs’ adı verilen virüs olduğu anlaşıldı. Türkiye, eğer olağanüstü durum planı yapmış olsaydı bu tarihte hemen harekete geçerdi. Türkiye’de ilk olgu 11 Mart’ta duyuruldu, Çin’deki ilk olgulardan 72 gün sonra. Bu önemli bir süre. Bu sürede salgının Türkiye’ye geleceği öngörülmeli, hazırlıklara başlanmalıydı.

  • 11 Mart aynı zamanda DSÖ’nün kıtalararası salgın (Pandemi) ilan ettiği gün idi. Rastlantı mı, bilemiyoruz.

Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün iki sahra hastanesinin 45 gün içinde yapılacağını belirtti. Yani 21 Mayıs’ta bitecek? Türkiye bir sahra hastanesini Çin’de olduğu gibi 10 günde değil 45 günde yapabiliyor (!) O hastaneleri bugüne dek neden yapmadınız? Türkiye’nin hızla sahra hastanesi yapması gerektiğini kezlerce belirttim, dikkate alınmalıydı.

REJİM SAYDAMLIĞA İZİN VERMİYOR

►Bilim Kurulu’nun görüşlerinin, aldığı kararların tümüyle uygulandığını söyleyebilir miyiz?

Bilim Kurulu’nun aldığı kararların ne olduğunu, saydamlık olmadığı için bilmiyoruz. Kurulun kararlarını Sağlık Bakanı açıklıyor, oysa Bakan olarak sözcü değil yürütücü olmalıydı. Ama Türkiye’nin içine sürüklendiği tek adam rejimi buna izin vermiyor. Bakanın basın açıklamalarında görüyoruz, ‘Ben bu kadar açıklayayım, Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edeceğiz’ diyor ve bunu bizim anlamamız bekliyor. Bu rejimde Bakanlar Başkanın sekreterleri gibi, yetkisizler..

►Türkiye’nin salgın ile mücadelede alınacak kararlar konusunda geç kaldığını söylediniz. Peki hangi kararların koronavirüs ile mücadelede zafiyet yaşanmasına yol açtığını düşünüyorsunuz?

‘Suudi Arabistan’da hastalık yok’ yanılgısı ile ya da dinsel takıntı ile 21,500 insanın umreye gitmesine izin verildi. Bu bağışlanır bir hata değil. Suudi Arabistan Kabe’yi bile kapattı. Umreden dönen 21,500 insanın bilimsel karantinasını yapmadık. Bu insanların yarısından çok daha azı, yetersiz karantina koşullarında tutuldu. Umreciler yurdun dört bir yanına dağıldı, bu da hastalığın yayılmasında önemli rol oynadı. Sözgelimi İsparta’daki 268 hastanın 245’i Umreciler!

Salgın İran’a gelene dek sınır kapılarında yeterli önlem alınmadı. 358 bin insan sınır kapılarından yeterince denetim olmadan Türkiye’ye girdi. Batı’daki sınır kapıları da aynı. Sınır kapılarında sahra hastaneleri, karantina yerleri açılmalıydı.

MASKE SORUNU ÇÖZÜLEMEDİ

►Türkiye’deki sağlık personeli sayısının koronavirüs ile mücadele için yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Yoğun bakımlardaki doluluğun %62 olduğu bildiriliyor. Hasta sayısının bu hızla artması durumunda bizi ne tür bir senaryo bekliyor?

Salgına, sağlık alanındaki insangücü konusunda da hazırlıksız yakalandık. Bakanlık 32 bin sağlık çalışanı alacağını duyurdu yangının ortasında. Demek ki açık varmış. Bu insanlar salgının sürerken, ön eğitimleri yapılmadan göreve başlayacak. Bir başka açığımız da sağlık çalışanlarının korunması için en temel gereksinim olan maske. Sağlık kuruluşlarında kullanılan N95, FFP2 ve FFP3 maskelerde yetersizlik halen sürüyor.

Yangın, Türkiye’de tırmanma eğiliminde. Yoğun bakıma giren bir korona hastası 4-6 hafta kalıyor. Bir yatağı, gerektiğinde mekanik ventilatörü 1-1,5 ay meşgul ediyor. Olgular hızla tırmanmaya devam eder, yataklar dolarsa feci bir durum ortaya çıkar; hasta seçmek zorunda kalırız!

HASTALAR BİRİKTİ, TANI KOYAMADIK

►Türkiye’de günlük uygulanan test sayısı 20 bini aştı. Sizce yeterli mi?

Test konusunda yeterince hazırlık yapılmadı. Salgın sırasında ABD’ye 500 bin test kiti satıldı. Sonra test kiti için, el açıldı. Salgın henüz yoldayken hangi tanı / tarama testini uygulayacağımıza karar vermemiz gerekirdi. Biz yangın sürerken Çin’den test ithal ettik. Güvenilir sonuçlar vermediği anlaşıldı, başka test denendi. En son, PCR testine geçildi. Dolayısıyla toplumda hastalar birikirken biz, haftalarca tanı koyamadık.

Salgının Türkiye’ye girmesinin geciktirildiğini söylediler. Bu, halının altına süpürmek, ‘Deve kuşu politikası’ uygulamaktır. Nitekim, testler artırılmaya başladıktan sonra olgu sayıları da tırmandı. Türkiye’de günümüze dek yapılan toplam 200 bin testten 30 bininde hastalık yakalandı. Test yaptığınız her 7 kişiden 1’ini pozitif buluyorsunuz. Bu yüksek bir oran. Türkiye 3 haftada 200 bin test yaparken ABD’de daha kısa sürede 2 milyon test yapıldı. ABD nüfusu bizim 4 katımız.

  • Ne denli çok test yaparsanız o denli çok hasta bulursunuz.

İspanya, 355 bin test yaptı, nüfusu 60 milyon. Aynı nüfusa sahip İtalya 722 bin test yaptı. Türkiye kadar nüfusu olan Almanya 919 bin.. Türkiye’nin bu saydığımız ülkelerden bir farkı da 5 milyon Irak ve Suriyeli bulundurması. Dünyanın her yerinde mültecilerin sağlık koşulları daha kötüdür. Dünya genelinde 1 milyon 350 bin olgu, Türkiye’de ise 30 bin olgu var. Türkiye nüfusu, dünya nüfusunun %1,1’i. Toplam 1,35 milyon hastanın %1,1’i Türkiye’de olsaydı, olgu sayımızın 15 binin biraz altında olması beklenirdi. Ama beklenenin iki katı hastamız var. Bu da hastaların havuzda birikmiş olmasından kaynaklanıyor.

ÖLÜM RAPORUNA KORONA YAZMAK ZORLAŞTIRILIYOR

►Türkiye’deki koronavirüs kaynaklı hasta ve ölüm sayısının açıklandığından daha çok olduğunu düşünüyor musunuz?

Siyasal iktidar, yüksek hasta ve ölüm sayısı istemez, durumu idare etmek ister. Sahadan aldığım bilgilere göre, ölüm raporuna, ‘Korona ölümü’ yazmak çok sınırlandırılıyor Hastane yönetimleri ve sağlık müdürlükleri tarafından rapora “korona ölümü” yazabilmek için ardışık 2 test yapılmış olsun, BT (bilgisayarlı tomografi) çekilmiş olsun, radyolog raporunda, ‘Korona düşünülmektedir’ desin isteniyor. Yaşamını yitirenlerin zatürre ya da alt solumun yolu enfeksiyonu… gibi nedenlerle aramızdan ayrıldığı notu düşülüyor ölüm raporuna.

TEKNOLOJİYE DEĞİL, KÖPRÜYE YATIRIM

Türkiye, beklenmedik sayıda hasta olursa sağlık sistemi çöker endişesi yaşıyor.

Ama sahra hastanesi yapılması ve yeni personel ataması gibi kararları daha yeni alıyor.

Yıllarca teknolojiye değil saraylara, köprülere, lüks uçaklara… yatırım yaptılar.

AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin 3 trilyon Dolar ulusal servetinin yurt dışına aktarıldığı belirtiliyor. Ülkeye giren ise 1 trilyon $. Bilanço, eksi 2 trilyon $!! (19 Mart 2020, Cumhuriyet Prof. Biilsay Kuruç)

Türkiye’nin demokratik, barışçı, liyakata dayalı, sömürünün olmadığı bir düzen kurması gerekiyor.

  • Sağlıkta özelleştirmenin son bulması gerekiyor. ABD’nin sefaleti ortada.

Türkiye’nin ‘koronavirüs’ istatistiği

Türkiye’nin ‘koronavirüs’ istatistiği


(AS: Bizim katkılarmız yazının altındadır..)

Türkiye’de olgu sayısına göre ölüm oranı %2’ler düzeyinde seyrediyor.

Bu süreçte, 725 kişi yaşamını yitirirken 1582 kişi de koronavirüsü yenerek yaşama tutundu.

Kovid-19 kaynaklı ilk ölümün yaşandığı 17 Mart’tan 7 Nisan’a kadar toplam olgu sayısına göre ölüm oranı %2,12 olarak kayıtlara geçti.

Vaka sayısının 311 olduğu 20 Mart’ta 5 ölüm kayıtlara geçerken, ölümlerin vakalara oranı %1,6 oldu. Bununla birlikte 2,704 vakanın tespit edildiği ve 46 can kaybının gerçekleştiği mart ayının son gününde ise ölüm oranı %1,7’ye çıktı.

En çok vaka sayısının belirlendiği dün, bu oran %1,95 olarak kayıtlara düştü.

 Gün  Test Sayıları  Vaka Sayıları  Oran (Yüzde)
 19 Mart  1981  168  8,4
 20 Mart  3656  311  8,5
 21 Mart  2970  277  9,3
 22 Mart  1738  289 16,6
 23 Mart  3672  293 7,9
 24 Mart  3952  343 8,6
 25 Mart  5035  561 16,4
 26 Mart  7286  1196 16,4
 27 Mart  7533  2069  27,4
 28 Mart  7641  1704 22,3
 29 Mart  9982  1815 18,2
 30 Mart  11535  1610 13,9
 31 Mart  15422  2704  17,5
 1 Nisan  14396  2148 14,9
 2 Nisan  18757  2456 13,09
 3 Nisan  16160  2786 17,2
 4 Nisan  19664 3013 15,3
 5 Nisan  20065 3135 15,6
6 Nisan  21400 3148  14,7
7 Nisan 20023 3892 19,4
Toplam 222.868 34109 15,3

TEST SAYISI ARTIYOR

Türkiye’de test sayıları her geçen gün artarak devam ediyor. Test bilgileri ilk kez 19 Mart’ta açıklandı ve 1981 kişiye bu işlemin yapıldığı duyuruldu.

Bir sonraki gün 3,656’ya çıkan bu rakam, 10 gün sonra 7,641, mart sonunda ise 15,422’yi buldu.

Tarihler 6 Nisan’ı gösterdiğinde test sayısı 21,400 olarak açıklandı. Bu rakam, bir günde yapılan en çok test sayısı olarak kayıtlarda yer aldı.

Bu şekilde nisanın ilk haftasında hızla artan test sayıları, dün toplam olatrak 222,868’e çıktı.

Pozitif vakalarının tespit edilip toplumdan izole edilebilmesi için her geçen gün test sayısı artırılıyor.

Önceleri yurtdışı bağlantısı olan kişiler test edilirken ilerleyen süreçte Bilim Kurulunun kararıyla bir semptom gösterenler de bu işleme tabi tutuldu.

Gün  Taburcu Sayısı  Toplam Taburcu Sayısı
 27 Mart 42 42
 28 Mart 28 70
29 Mart 35 105
30 Mart 57 162
31 Mart 81 243
1 Nisan 90 333
2 Nisan 82 415
3 Nisan 69 484
4 Nisan 302 786
5 Nisan 256 1042
6 Nisan 284 1326
7 Nisan 256 1582

Test sonucu pozitif çıkan kişinin temas kurduğu ve bağlantılı olduğu herkese koronavirüs testi yapıldı.

Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerinin yanı sıra Bakanlığın yetkilendirdiği üniversite ve özel hastaneler ile laboratuvarlarda test işlemleri ücretsiz olarak yapılıyor.

Son bir haftada test sayıları artmasına karşın vaka sayıları günlük ölçekte 3 bin dolayında seyrediyor. Bu sonuç, virüsün kontrolden çıkmadığı ve vatandaşların alınan önlemlere uyduğunun göstergesi olarak yorumlanıyor.

Bugüne kadar yapılan test sayısı dikkate alındığında bu işleme tabi tutulan kişilerin %15,3’ünde Kovid-19 tespit edildi.

Dün yapılan 20,023 testte, pozitif çıkanların oranı %19,4 iken, test sayısının 21,400 ile en yüksek olduğu 6 Nisan’da ise pozitif vaka oranı %14,7 oldu.

İYİLEŞENLERİN SAYISI

Kovid-19 tanısıyla hastanelerde tedavi gördükten sonra taburcu edilenlerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 25 Mart’ta 60 ve 65 yaşlarında iki kişinin de aralarında bulunduğu 26 vatandaşın iyileşerek taburcu edildiğini açıkladı.

Kovid-19 testi pozitif çıkıp tedaviye alınan hastalardan 1474’ü yoğun bakımda, 987’si de solunum cihazına bağlı tedavi görüyor.

Bununla birlikte toplam vaka sayı içinde taburcu edilenlerin oranı %4,6 olurken, solunum cihazına bağlı hastaların oranı ise %2,9’da kaldı.

Yoğun bakımdaki vaka oranı %4,3 olarak kayıtlara geçerken hastaların %92,8’inin ise serviste veya evinde tedavisine devam ediliyor.
=============================================
Dostlar,

Yukarıdaki veriler iyi toparlanmış. Paylaşmak istedim. Bizim servi ettiğimiz değerlendirmeler de oluyor birçok yere ve web sitemizden (www.ahmetsaltik.net) alıntılar.. Son günlerde web sitemiz izlenme / ziyaret rekorları kırıyor.. Salgın denetiminin de rengi değişmeye başladı. 7 Halk Sağlığı Uzmanı Tıp Profesörünün Bilim Kuruluna alınması çok yerinde oldu. Başından beri önerdiklerimizden 4’ü uygulamaya kondu :

1. Sahra hastaneleri yapılması
2. Test sayılarının günlük 50-100 binlerden aşağı inmemesi
3. Test yapılması için konan 3 koşulun kaldırılması.. Ateş + Öksürük + Nefes darlığı olanlara yapılıyordu başvuranlardan; şimdi salt öksürük yakınması yeterli sayılmaya başlandı ama temaslıların da kapsanması gerek..
4. Bilim Kurulunda 1 tek Hlk Sağlığı Uzmanı’nın bulunması kabul edilemez; salgın yönetimi – denetimi işi bilimsel olarak Halk Sağlığı Uzmanlarının işidir çünkü eğitimini almaktadırlar..

Öteki önerilerimize de sıra gelir umarız..

UNUTMAYALIM; TEK YOL BİLİMSEL AKILCILIK!

Bilimsel Kurul kararlarını seçilecek Kurul üyesi açıklamalı, soruları yanıtlamalı her akşam

veee;

  • AKP iktidarı = Erdoğan, Bilim kurulu kararlarını harfiyen uygulamalı..

Sevgi ve saygı ile. 08 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kapı kapı dolaşarak herkese test yapılmalı

En kritik döneme girdik!

Bilim Kurulu üyesi: En kritik döneme girdik!
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)
Bilim Kurulu’nun Acil Tıp Uzmanı üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, ‘Biyoistatistiksel modellemelere göre önümüzdeki iki haftanın çok kritik olduğunu, hatta en kritik döneme girdiğimizi düşünüyorum. Bir süre daha dişimizi sıkarsak haziran ayında bir miktar nefes alacağımızı umuyorum’ dedi. (7 Nisan 2020, https://veryansintv.com/bilim-kurulu-uyesi-en-kritik-doneme-girdik/)

Ankara Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Görevlisi ve Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, acillerde sağlık çalışanlarının koronavirüsle mücadelesini anlattı.

Acil servislerde tüm personelin, kişisel koruyucu ekipman (AS: donanım) giyerek görev yaptığını belirten Kayıpmaz, ekipmanların sağlık çalışanlarının olmazsa olmazı olduğunu vurguladı. Milliyet’e konuşan Kayıpmaz, en az 8 saatlik bir vardiya boyunca sağlık çalışanlarının N95 maske ile nefes almaya çalıştığını, gözlerle yüzün bir bölümünü örten koruyucu gözlük takmak zorunda kaldığını, bunun yanı sıra siperlik, önlük veya vücudu tamamen saran tulumları da giymek zorunda kaldıklarını belirterek, koşulların zorluğunu şöyle ifade etti:

“Kişisel koruyucu ekipmanın içinde neler hissedildiğini tarif edecek olursak… Benim gibi saçı olmayan birisi için bu saydığım ekipmanların arka tarafındaki lastik bantları bile yüzünüzü ve başınızı fazlasıyla rahatsız ediyor.

Kullanılan ekipmanları sıralamamdaki amaç, sağlık personelinin fedakârca insan sağlığına katkı sunabilmek ve kendilerinin bu virüsle enfekte olup olmadığını önemsemeksizin diğer hastalarımıza ve kendi ailelerine bu hastalığı bulaştırmamak için gösterdiği çabayı gözler önüne sermek. Bu süreçte kimi acil sağlık personeli evinin dışında Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen misafirhane, otel gibi yerlerde kalmayı tercih etti, kimi de kendi evinde, kendini en sevdiklerinden izole etti.

Kovid-19’da ilk pozitif vakanın açıklanmasından 5 Nisan’a kadar gelen sürede vaka sayının 27 bini geçtiğini söyleyen Kayıpmaz, “Bu kadar pozitif vakayı yakalamamızda en büyük etken tabii ki günlük test sayısında 20 bini geçmiş olmamız. Pozitif olduğu tespit edilen vakaların aynı zamanda yakın temaslıları da taranıyor. Pozitif vakalarla yakın teması olmuş kişilerin izolasyonuyla da hastalığın yayılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.” dedi.

Türkiye’nin sağlık kapasitesinin gücünü de düşününce, izolasyon tedbirlerine harfiyen uyulduğu takdirde bu salgını ülke olarak en az hasarla atlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Kayıpmaz, şöyle devam etti:

“Bu bağlamda biyoistatistiksel modellemelere göre önümüzdeki iki haftanın çok kritik olduğunu, hatta en kritik döneme girdiğimizi düşünüyorum. Bir süre daha dişimizi sıkarsak, haziran ayında bir miktar nefes alacağımızı umuyorum. Unutulmamalı ki bu bizim elimizde. Özellikle bu iki hafta olmak üzere nisan ayı içinde evde ne kadar sıkılırsak, bunun meyvelerini o kadar erken toplarız.”
===================================

Dostlar,

Kapı kapı dolaşarak herkese test yapılmalı

Bir meslektaşımızın hem de ACİL TIP UZMANI gibi zor bir alanın hekiminin özdeşimsel (empatik) aktarımlarını paylaştık, teşekkür ederiz.

Ancak GÜNLÜK TEST SAYISI HALA ÇOK AZ! Aşağıda ilk 10 ülkenin verileri var..
(https://www.worldometers.info/coronavirus/, 07.04.2020, 23:54)

Birleşik Arap Emirliklerinin nüfusu 9 milyon dolayında, test sayısı 220 bin..

83 +5 = 88 milyon nüfuslu Türkiye’nin test sayısı 228,868..

Türkiye günlük 30 bin test yaparak nereye, ne zaman ve nasıl varacak??
Bizden 5 milyon az nüfuslu Almanya’da erişilen test sayısı 918,460.
Bizim 4 katımız nüfusu olan ABD’de test sayısı, bizden sonra başlamalarına karşın 2,053,822!
Nüfusu bizim 1/10’umuz olan 8,7 milyon nüfuslu İsviçre’nin test sayısı 167,429.
…..
Oysa Reçete çok yalın                    :

1. Kapı kapı dolaşarak herkese test yapılmalı.
2. Pozitif bulnan olgular hemen toplumdan ayrılarak sağaltılmalı (tedavi edilmeli); sağaltımı bitenler 2 hafta daha, bulaştırıcılıkları tümüyle kırılana dek toplumdan yalıtılmalı (izolasyon)
3. Testi negatif çıkan kuşkuluların birkaç gün içine testi yinelenmeli, en az yalancı negatif sonuç veren test seçilmeli.

Böylelikle toplumdaki tüm olgular en kısa sürede yakalanmalı ve sağaltımı verilmeli.
Sağlık sistemimiz vargücümüzle desteklenip güçlendirilerek, elden gelen en kısa sürede salgın eğrisinin tepe yapması sağlanmalı (Türkiye’de tersi yapılıyor!) ve yangın olabildiğince kısa sürede söndürülerek ekonomi çökmekten kurtarılmalı..

Halen izlenen yol ne getirir??

Halen günlük 20 bine dek test sayısı çıkarıldı; toplumun yarısını, diyelim 40 milyonu bu gidişle

40 000 000 / 20 000 = 2000 günde, 6 yılda tarayabiliriz! (Aşırı nüfus başa bela!)

Her gün 40 bin test yaparsak bu süre 1000 güne (yaklaşık 3 yıl) iniyor!

  • Çin böylesi bir yol izledi ve Wuhan’da karantinayı 76 günde sonlandırdı!

Dikkat buyurulsun, olgu sayısı bakımından dünyada 9. sıraya büyük bir hızla tırmandık!

Ya da şimdiki gibi ağırdan alır, yangının toplumda için için “kontrollü yangın / kontrollü salgın” olarak sürmesine göz yumar, daha çok insanın bulaşı almasıyla –ölmezse– bağışıklanmasından medet umulur, eğrinin hızla yükselmesinden korkar ve kaçar; hastalık ve ölümlerin büyük bölümünü kayda geçirmediğimiz / geçiremediğimiz / geçiremeyeceğimiz için salgını iyi yönettiğimiz yanılsaması ile kendimizi ve halkı kandırırız….

Türkiye bu politikayı bırakmalı.. İnsancıl değil, ekonomik değil; bilimsel – akılcı asla değil!

Sevgi ve saygı ile. 07 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

EVRENSEL GAZETESİ İLE SÖYLEŞİMİZ..

EVRENSEL GAZETESİ İLE SÖYLEŞİMİZ..

Prof. Dr. Ahmet Saltık: 15 gün içinde toplumun yarısını tarayacağız hedefi konmalı..

Prof. Dr. Ahmet Saltık uyardı:

  • İktidar akılcı, bilimsel tavsiyeleri keyfi biçimde uygulamaz ya da kısmen uygularsa; ödeyeceğimiz bedel daha çok ölüm olacak.

Birkan BULUT
Ankara / EVRENSEL
https://www.evrensel.net/haber/401475/prof-dr-ahmet-saltik-15-gun-icinde-toplumun-yarisini-tarayacagiz-hedefi-konulmali 7 Nisan 2020

Koronavirüs salgınına karşı Türkiye’de açıklanan neredeyse her önlem tartışmaya neden oluyor. Türkiye’de salgına karşı savaşım yöntemlerini ve alınan önlemleri Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık ile konuştuk.

Alınan önlemlerde geç kalındığını ve kamusal merkezi bir planlama eksiği olduğunu belirten Saltık, Bilim Kurulu’nun iktidara önerilerinin ve iktidarın kimi tavsiyeleri uygulamama gerekçesinin de saydam olarak açıklanması gerektiğini söyledi. Saltık,

İktidar rasyonel (akılcı), bilimsel tavsiyeleri keyfi biçimde uygulamaz ya da kısmen uygularsa; ödeyeceğimiz bedel daha çok ölüm – daha çok hastalık ve ekonominin çökmesi olacaktır ve Bilim Kurulundaki arkadaşlarımız buna itiraz etmelidir. Meslektaşlarımızın böylesi bir durumda ‘Bu sorumluluğa ortak olmayacağız’ diyerek istifa etmesi gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin bugüne kadar aldığı önlemleri yeterli buluyor musunuz?

Öyle bir aşamaya geldik ki; artık ülke genelinde toplumsal bir karantinayı uygulamada zor bir aşamadayız. Çok yayıldı, geç kaldık. Tanı koyduğumuz olgular ve yaşamını yitirenlerin toplumda enfekte olanlara oranı belki %10 belki de %1. Şu an bütün toplumu kapatsanız bile ev içinde birbirine bulaşmaya devam edecek.

“15 GÜNDE TOPLUM YARISINI TARAYACAĞIZ GİBİ BİR HEDEF KONMALI”

Hekimler günde en az 15-20 bin test yapılması gerektiğini söylüyordu. Bugünlerde 20 bine ulaşıldı. Test konusunda da geç kalındığını düşünüyor musunuz?

Evet, hala yavaş gidiyor. Test yapılması noktasında konan ateş, öksürme ve temas öyküsü gibi ölçütler oldukça sınırlayıcı. Türkiye’nin nüfusu 83+5=88 milyon; önceki gün 20 bin test yapıldı, 3 bin olgu bulundu. Yüksek görünüyor ama geç başlamamız nedeniyle olgular birikmiş durumda. Türkiye’nin toplumsal karantina uygulamaktan çok, test ölçütlerini gevşeterek daha çok test yapması gerekiyor. 10-15 gün içinde toplumun yarısını tarayacağız gibi bir hedef konmalı. Japonya, Güney Kore, Hong Kong, Almanya, Singapur gibi başarılı ülkeler böyle yaptı. Güvenilir ve geçerli testlerle taramayla toplumdaki gizli olgu ve taşıyıcıları belirlenip karantinaya almak daha uygun bir yöntem.

Test ölçütü ne olmalı, herkese yapılmalı mı?

Kimi ülkelerde herkese, kırmızı ışıkta duran insanlara bile test yaptılar. Bu konuda gezici takımlar kurulması, bütün başvuruda bulunanlara, hastalara, yurtdışıyla temas öyküsü olanlara test yapılması gerekiyor. Marketlerde, mahkumların ya da hastaların olduğu binalarda kapı kapı gezerek test yapılmalı. Çin böyle yaptı ve saptadığı olguları toplumdan ayırdı. Hastalık iyileştikten sonra bulaştırıcılığı bitmiyor. Hiçbir belirtisi olmasa da bulaştırıcılığı 1-2 hafta sürebiliyor.

“BU KRİZDEN SONRA ÜLKENİN YARISI YOKSUL”

65 yaş üzerindekilerden sonra 20 yaş altındakilere de sokağa çıkma yasağı getirildi. Sokağa çıkma yasağı konusunda ne düşünüyorsunuz? Ayrıca evde kalabilmek için ne gibi sosyal, ekonomik önlemler gerekiyor?

Yaygın bir test kampanyasıyla birlikte mutlaka sosyal, ekonomik önlemlere de başvurulması gerekiyor. 65 yaş ve üzerindekiler yaklaşık 8 milyon, 20 yaşın altındakiler ise yaklaşık 27 milyon. Ancak mülteciler ve göçmenleri kattığımızda toplam nüfus 88 milyon. Kısacası sokağa çıkma yasağındakilerin dışında, geriye 53 milyonu aşkın kişi serbest kalıyor. Ancak eve kapattığınız insanlara sosyal ve ekonomik güvence yaratmak, geçinmesini sağlamak zorundasınız. Fakat bütçe perişan, borç gırtlağı aşmış durumda. Hükümet el açmış, insanlardan yardım istiyor. Devlet memurlarından zorla denebilecek yöntemlerle kesintiler yapılıyor, adeta fermanla salma salınıyor! Bu krizden sonra ülkenin yarısı yoksul. 4 buçuk milyon dar kapsamlı işsizlik var ve bu genişletilmiş anlamda 7 milyondan fazla. 3-4 hafta içinde milyona varan yeni işsiz daha oluştu. Acilen bu insanlara ekonomik sosyal destek verilmesi, işten çıkarmaların engellenmesi gerekiyor.

“BİLİM KURULU KARARLARI SAYDAM BİR ŞEKİLDE AÇIKLANMALI”

Bilim Kurulu önerilerinin kabul edilmediği belirtiliyor. Kurul yetkilendirilmeli mi?
Bilim Kurulu’ndaki meslektaşlarınıza bir çağrınız var mı?

Bilim Kurulu’nda yalnızca bir Halk Sağlığı Uzmanı var. Eleştirilerimiz doğrultusunda 6-7 Halk Sağlığı Uzmanı daha katıldı, oysa bu en başta olmalıydı. Salgını yönetmek dünyanın her yerinde Halk Sağlığı Uzmanlarının işidir. Fakat asıl sorun Bilim Kurulu’nun aldığı kararların uygulanmamasıdır. Demokratik bir toplumda bu kararları kurul sözcüsü açıklar ve harfiyen uygulanır. Ancak ülkedeki tek adam rejimi her şeye tek başına karar veriyor, Bilim Kurulunun da üstünde… O zaman bilim kurulunun bir anlamı kalmıyor.

  • TBMM her gün toplanıp krizi irdelemeli.

Bilim Kurulu kararları saydam biçimde açıklanmalıdır. Hükümet de beğenmediği önerileri hangi gerekçeyle uygulamadığını veya eksik uyguladığını topluma açıklamalıdır. Umarım Bilim Kurulunda bir tıkanma olmaz. Ancak;

  • İktidar rasyonel, bilimsel tavsiyeleri keyfi biçimde uygulamaz ya da kısmen uygularsa; ödeyeceğimiz bedel daha çok ölüm – daha çok hastalık ve ekonominin çökmesi olursa,
    bilim kurulundaki arkadaşlarımızın buna yüksek sesle itiraz etmelidir.

Meslektaşlarımızın böylesi bir durumda ‘Biz bir işe yaramıyoruz, söylediklerimiz uygulanmıyor, yangın büyüyor, bu sorumluluğa ortak olamayız..’ diyerek istifa etmesi gerekir.

“VAHŞİ VE İNSANLIK DIŞI BİR SİSTEM”

Pek çok ülkede de sağlık sisteminin özelleştirilmesinin ağır sonuçları olduğu ortaya çıktı.
Sağlıkta piyasalaşmanın sonuçlarına karşı ne yapılmalı? 

AKP 2002’de iktidarı aldıktan sonra her alanda özelleştirme yaptı. Sağlık sektörünün önemli bölümü özel sektörün elinde, merkezi bir planlama yapamıyoruz. Örneğin kamunun elinde olsa ne kadar yoğun bakım birimi gerekliyse, nerede gerek varsa oraya götürülür.

  • Ancak özel sektörde toplumun gereksenimlerine değil, kâra göre yatırım yapılıyor.

Bunun sonuçlarını ABD’de gördük. En yüksek tıp teknolojisine sahip ülkede, 6 kişiden birinin sağlık güvencesi yok! Evsizler kapatılan otoparklarda, yere serilen yataklarda ölüyor! Sağlık hizmetini parası olana veren, parası olmayana afedersiniz “geber” diyen vahşi ve insanlık dışı bir sistem. Türkiye yıllardır işte bu sağlık sistemine özendi. Yıllardır insanlardan esirgedikleri sağlık harcamalarından daha çoğunu şimdi çaresiz ve verimsizce harcamak zorunda kalıyorlar.

Demek ki görkemli bir şekilde özelleştirilmiş, sermayeye ve sigortacılığa dayalı sağlık sistemleri, böyle bir kamusal sağlık sorunuyla, salgınla baş edemiyor. Bu yüzden;

  • Türkiye’nin de aklına başına alması,
  • kamusal sağlık sistemini kurması,
  • genel sağlık sigortasını kaldırması,
  • Birinci Basamağı güçlendirmesi,
  • koruyucu sağlık hizmetlerine mutlak bir öncelik vermesi,
  • İspanya’da olduğu gibi sağlık kuruluşlarını büyük ölçüde kamusallaştırması gerekiyor.

HEKİMLERDEN ÇAĞRI

HEKİMLERDEN ÇAĞRI


COVID-19 salgını
nda ülkemizde de hastalananların ve kaybettiklerimizin sayısı hızla artıyor.

Ülkemizdeki artışın hızı bilinen örnekler içinde -ne yazık ki- daha çok İtalya ve İspanya’ya benziyor. Almanya ise görece başarılı gözüken bir örnek oluşturuyor.  Almanya, ülkesinde hastalığın ilk başladığı dönemde İtalya’dan 17, İspanya’dan 8 gün geride görünürken 29 Mart 2020 tarihinde ölüm oranı diğer iki ülkeye göre yavaşlamış durumda. Almanya’nın nüfusu çok daha fazla olmasına rağmen iki tedbir sayesinde İtalya’dan 17 gün sonra Almanya’daki ölüm sayısı 1016 yerine 541‘de kaldı, İspanya’da ise bu sayı 1381‘di.

Çünkü Almanya gecikmeden daha sıkı önlemlere başvurdu ve çok daha fazla insana test yaptı. Hem sağlıklı görünen ama virüsle enfekte kişilerin hem de testle hasta olduğu tespit edilenlerin diğer kişilerle temas riskini sıkı önlemler uygulayarak daha aza indirdi.

Hastalanma oranını yavaşlatabilmek, zaten normalde var olan hastalara ek, salgın hasta yükünü zamana yayabilmek çok ama çok yaşamsaldır. Hasta sayısı, hastanelerin “hasta bakabilme kapasitesi”nin içinde kaldığı ölçüde daha çok sayıda insan yaşamı kurtarılabilecektir.

Türkiye, 29 Mart 2020’de yitirilen hasta sayısı bakımından (131 kayıp); 23 Mart’taki Almanya’nın hizasındadır (123 ölüm). İtalya’dan 24 gün (5 Mart-148 ölüm), İspanya’dan ise 16 gün (13 Mart- 133 ölüm) gerideyiz. 

Bu ülkelerle ülkemiz arasındaki “gün farkları” çok değerlidir.

Türkiye’de uzun yıllardır görev yapmış, halen yapmakta ve bundan sonra da yapacak olan hekimler olarak bizler, okuduğumuz tabloyu ve öncelikli önerilerimizi yetkililerle ve kamuoyuyla paylaşmayı yurttaşlarımızın esenliği için üzerimize düşen sorumluluğun bir gereği olarak görmekteyiz: 

  • DAHA ÇOK TEST : Salgınla mücadeleyi iyi yöneten ülkelerden alacağımız en önemli derslerden birinin mümkün olduğu kadar fazla sayıda test yaparak enfekte olanların ve temas ettiklerinin bulunması ve  sağlıklı bireylerden ayrılması olduğu anlaşılmaktadır.
  • TOPLUMSAL HAREKETLİLİĞİN AZAMİ ÖLÇÜDE SINIRLANDIRILMASI : Özellikle ve başta hasta yoğunluğunun yüksek olduğu şehirlerimizde temas sıklığını yani bulaş riskini azaltacak tedbirleri güçlendirmek gerekir. Salgının büyümesine yol açan en önemli etmen “dolaşan nüfus”tur. O nedenle, devletçe bugün ve gelecek güvencesi temin edilerek, yaş grubu sınırlandırması olmaksızın bir süreliğine herkesin evde kalması sağlanmalıdır.
  • HAYATIN SÜREKLİLİĞİ : Ev içinde yaşamı sürdürmek için gerekli temel ihtiyaçların üretiminde, dağıtımında çalışanlar veya kesintiye uğratılmasının mümkün olmadığı hizmetlerde çalışanların, birbirlerine ve ev halkına bulaş riskini asgariye indirecek tedbirler alınarak çalıştırılması sağlanmalıdır.
  • SAĞLIK HARCAMALARI : Herkesin salgından korunabilmesi ve bütün bireylere etkin bir tedavinin sağlanabilmesi, bireyin olduğu kadar toplumun da ihtiyacıdır. Sağlık hizmetlerinin önündeki her türlü parasal engel kaldırılmalı, özel sağlık kuruluşları dahil her türlü sağlık hizmetinden katkı-katılım payı en azından pandemi döneminde alınmamalıdır.
  • SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI : Öte yandan; başka ülkelerin deneyimleri, salgında hastalanma ve kaybedilme riskinin en yüksek olduğu grubun sağlık çalışanları olduğunu göstermiştir. Henüz salgının yükselme eğrisinin başlarında bulunduğumuz halde bile sağlık çalışanlarımızın yükünün hızla artmakta olduğu ve birçok sağlık çalışanının hastalandığı bilinmektedir. Önümüzdeki dönemde yoğunluk giderek artacaktır. Sağlık çalışanlarının bu bulaşıcı hastalıkla mücadele ederken kendilerini koruyabilmeleri, hasta bakarken bakılacak hasta olmamaları gerekir. Sağlık çalışanlarının çalışma sırasında kendilerini bulaştan koruyabilmeleri için gerekli tıbbi malzemenin eksikliğini hissetmemeleri zorunludur. Bu malzemeler bulunamadıkça ya hasta hizmeti aksayacak ya da sağlık çalışanları kaybedilecektir. İkisinin de çok sayıda dünya örneğini acıyla görmüş bulunmaktayız.

COVID-19 salgınıyla sahada, masada aktif olarak mücadele eden herkese kuvvet diler, halkımızı bu çetin süreçte bulaşı en aza indirmek yönünde alınan tedbirlere, çağrılara uymaya davet ederiz.

İmzalar…..
******

 

Not. Tabloyu biz ekledik.. Dr. Ahmet Saltık, 04 Nisan 2020