MÎSAK-I MİLLÎ !

MÎSAK-I MİLLÎ !

Değerli arkadaşlar,
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

1. Dünya savaşından yenik çıkan, zaten topraklarının çok büyük bölümünü yitirmiş olan Osmanlı Devletinin hiç değilse çekirdek “Anavatan topraklarını kurtarmak” hedefiyle 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal‘in önderliğinde milli mücadele başlatılmış oldu….

21/22 Haziran 1919 gecesi Mustafa Kemal Paşa Amasya’da bir Genelge yayınladı :

“Vatanı ve Milletin bağımsızlığını,
yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!”

***
23 Temmuz 1919’da başlayan Erzurum Kongresinde (Amasya Genelgesindeki söylemin eyleme geçirilmesi) kararı alınmış, ardından…
4 Eylül1919 Sivas’ta başlatılan Kuvay-ı Milliye toplantısında, Misak-ı Milli hedeflerinin gerçekleştirilmesi için milli mücadelenin sevk ve idaresini yürütmekle görevli Heyet-i Temsiliyye‘nin, Ankara’da faaliyet göstermesi kararı alınmıştı.
Ulusal amaç ve hedefleri ve ulusal sınırları belirleyen Misak-ı Milli (AS: Ulusal And) kararlarını (bkz. haritada kırmızı ile gösterilen alan) İstanbul’daki Osmanlı Meclisi de oybirliği ile kabul etmiş ve 20 Ocak 1920’de bütün dünyaya resmen ilan ederek son tarihsel görevini yerine getirmiştir..

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Zaten “de facto(AS: gerçekte, fiilen) bitik olan Osmanlı devleti, TBMM’nin 1 Kasım 1922’de “Saltanatın ilgası” kararıyla resmen sona ermiş oldu…
Son Osmanlı Hükümdarı Vahdettin, 17 Kasım’da işgalci devlet İngiltere’den iltica ricasında bulunmuş ve bir İngiliz zırhlısıyla (AS: Malaya) İstanbul’dan ayrılmış, Malta’ya gitmiştir…
***
Misak-ı Milli 6 maddeden oluşur. (bu günkü dille)
1. Ulusal sınırlar içinde vatan bir bütündür, kesinlikle bölünemez.
2. İşgal altında olmayan Osmanlı toprakları bölünmez bir bütündür. Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada işgal altında bulunan bölgelerin ve Arap topraklarının geleceğine, bu bölgede yaşayan halk karar verecektir. Halk oylamasıyla bu toprakların durumu belli olacaktır.
3. Batı Trakya ve Elviye-i Selase (3 vilayet) dâhilinde bulunan Kars, Ardahan ve Batum’un durumu, Arap bölgelerinde olduğu gibi yine halk oylamasıyla karara bağlanacaktır.
4. Türkleri mali, idari ve siyasi yönden olumsuz etkileyen kapitülasyonlar kesinlikle kabul edilmeyecektir.
5. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının güvenliği ve tehlikeden uzak tutulması ile ilgili önlemler alınacak ve bu Boğazların ticaret gemilerine açılıp açılmaması ile ilgili kararlar Türkiye ile birlikte ilgili devletler arasında yapılacak olan anlaşmaya göre belirlenecektir.
6. Ülkemizde yaşayan Hristiyan ve öbür azınlıklara, başka ülkelerde Müslümanlara tanınan haklar ölçüsünde hak tanınacaktır.
***

Değerli arkadaşlar,
Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti‘nin bu zor koşullardaki doğuşunu bilmeyenler, değerini de bilemezler; O zamanlar açıkça görünen işgalci düşmana karşı verilen amansız savaşın bugün görünmeyen, sinsi düşmanın içten işgaline karşı davam edişini göremezler.
Bu sinsi düşman, Arap emperyalizmi dahil, küresel Emperyalizmin yandaşlığını yapanlardır;
Küresel Kapitalist-Finans sömürü sisteminin yardakçılığını, ortakçılığını yapanlardır.
Yüz yıl önce, bir Ağacı “yangın” dan kurtaran ve yeniden yeşerten insanların ardıllarına, bugün aynı Ağacın “içten çürütülüşüne” karşı savaşmak düşüyor.
Sevgilerimle. æ
______________
Not. Mustafa Kemal‘in düşündeki harita “misak-ı milli” haritasıydı; özellikle, şimdi güneyde gerekli görülen 30 km güvenlik şeridi ta o zamandan belirlenmişti, Hatay-Halep-Musul hattı olarak.
Sevr‘i dayatanların Türklere bıraktığı (250 bin km2) toprakların haritası Mustafa Kemal’in düşlediği (1 milyon km2) hartanın dörtte biriydi; Lozan’da, o zor koşullarda başarılı bir diplomasi ile Vatan topraklarının ancak %80 kadarı (784 bin km2) kurtarılabildi. (Amiral Soner Polat‘ın da dile getirdiği gibi) Mavi vatanın batı sınırı, Ege’de, 12 adaları da içine alan D25.30′ boylamdır. æ
================================
Dostlar,

Gerçek bir Cumhuriyet aydını olan bilge insan Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamızdan (Nükleer Fizik uzmanıdır) öğrenmeyi sürdürüyoruz.. 80’i aşan kronolojik yaşı ile birlikte, Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün Aydın sorumluluğu ile her gün bizlere önemli olguları anımsatıyor, öğretiyor.

Kendisinin çok sayıda yazısını web sitemizde paylaşmaktan, birlikte açıkoturum – konferanslara katılmaktan, kendilerinin başkanlığında ADD Genel Merkezi Bilim – Danışma Kurulunda yıllarca bulunmaktan (yazman olarak) çok mutluyuz.

ADD Genel Başkan yardımcılığı görevimizi 2006 Haziran’ında kendisine devretmekten de..

Ve de halen, dostu olmaktan..

Lütfen O’nu kişisel facebook sitesinde izleyiniz..

Biz de Sevr Anlaşması haritasını koyalım, Milli Mücadele’nin ve Lozan’ın başarısını net olarak görelim..

Unutmayalım :
  • Sevr paçavrasını son Osmanlı padişahı onayladı;
  • Ankara’daki ilk Meclis ise kabul edenleri VATAN HAİNİ ilan etti ve bu paçavrayı tanımadığını dünyaya duyurdu!
Atatürk yaşasa idi, Lozan’ın eksiklerinden olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Hatay’ın anavatana katılması gibi, emin olabiliriz ki; 12 Adalar da bize geçerdi, Musul – Kerkük de.. Olmadı ne yazık ki!
Şimdilerde AKP = RTE, “devlet projesi” masalı ile Montrö’yü delmek amacıyla Kanal İstanbul projesine gövdesini siper etmiş durumda.. ABD dayatıyor, çaresizler.. Ancak Montrö’yü böylesine uluslararası hukuku hiçe sayarak delme olanağı yok. Sözleşmenin özü, Karadeniz’deki ticari – savunma amaçlı gemi – silah – asker trafiğini ve rejimini düzenlemektir. Kanal açarak bu rejim değiştirilemez.

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Dr. M. Hüsnü Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

Dr. M. Hüsnü Bozkurt:

Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

29 Kasım 2020, TUM-HABERLER.COM
Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu!

CHP eski Konya Milletvekili Dr. Hüsnü Bozkurt‘un bir bildiri ile Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan adayı olduğunu açıklaması hem ADD şubelerinde ve hem de kamuoyunda heyecan yarattı. Biz de bu heyecanı kaynağından okurumuza yansıtmak istedik. TUM-HABERLER.COM’un sorularına içtenlikle yanıt verdiği için Dr. Hüsnü Bozkurt’a teşekkür ediyoruz.

TUM-HABERLER.COM: ADD Genel Başkanlığına aday olmaya nasıl karar verdiniz?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Ülkemizde bir faninin ulaşabileceği en yüce makamlardan, taşıyabileceği en büyük sorumluluklardan biri olarak gördüğüm Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanlığı’na aday olma kararını yaklaşık 1 yıl süren görüşmeler sonunda verdim. 1992-1996 yılları arasında yürüttüğüm SSK Konya Hastanesi Başhekimliği görevim sırasında, dönemin ADD GB merhum Suphi Gürsoytrak’ın isteği üzerine ADD Konya Şubesinin kuruluşuna katkı sunmuş, ancak kamu görevim nedeniyle yönetimde görev alamamıştım.

    Sonraki yıllarda da gerek kamu görevim, gerek siyasi çalışmalarım nedeniyle sade üye olarak hizmet verdim. İlk olarak 1 yıl önce, böyle bir talebim ve arayışım yok iken, çok saygı duyduğum bazı dostlar tarafından yapılan bu teklif, araya korona süreci girince sürüncemede kalmıştı. 3 ay önce Konya’ ya kadar gelen bazı değerli ADD üye ve yöneticilerince yinelenen bu öneri; deneyim, görüş ve emeklerine çok değer verdiğim kimi ADD büyükleri ve hatırı sayılır sayıda şube yöneticilerimiz tarafından da ısrarla desteklenince kararım kesinleşti.

Böylelikle; ÇAĞRIMIZDIR başlığı ile ADD örgütlerimiz ve kamuoyu ile paylaştığımız görüş ve düşüncelerle, belirttiğimiz hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için arkadaşlarımızla yola çıkmış olduk.

TUM-HABERLER.COM: ADD kuruluş kadrosunu ve ilan edilen amaçlarını göz önüne aldığımızda, sizce bugün görevini yerine getirebiliyor mu?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: “ÇAĞRIMIZDIR” duyurumuzda da belirttiğimiz üzere ADD; batı emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerinin Atatürk ve Kemalizm (Atatürk ideolojisi)’e 100 yıldır sürdürdükleri saldırıların daha da yoğunlaşacağını gören Prof. Dr. Muammer Aksoy ve 49 Cumhuriyet Aydını tarafından 1989 yılında kurulmuş, dünyanın en büyük Demokratik Kitle Örgütlerinden biridir.

ADD’nin kuruluş amacı ve görevi, Atatürk’ün GENÇLİĞE HİTABE’sinde belirlenmiştir:

  • “TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEK!” 

ADD’nin son 18 yılın Türkiye’sinde; hemen bütün siyasi, sendikal ve toplumsal örgütlerle birlikte ne beter bir baskı ortamında çalışmak zorunda kaldığı ortadadır. Halen yaşamakta olduğumuz koronavirüs salgınının ortamı daha zorlaştırdığı da malumdur. Ama “Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifemizin” Atatürkçü Düşünceyi ülkemizin her yerinde yükseltmek, ulusumuzu gidişatın vehameti konusunda uyarmak olduğunu unutamayız. Yapmak zorunda olduğumuzu yapmalıyız, yapacağız.

TUM-HABERLER.COM: Özellikle de son yıllarda, ABD ve Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye yönelik yaptırım ve tehditvari açıklamalara karşı, millî bağımsızlığı ana ekseni olarak belirleyen Atatürkçü düşünceyi fikirde ve eylemde temsil eden ADD’nin tepkisi ya cılız kaldı ya da kamuoyu ilgi göstermedi. Siz Başkan seçildiğinizde, Atatürkçü düşüncenin toplumsal olaylarda temsiliyetinde ADD’nin daha aktif rol alacağını bekleyebilir miyiz? ADD Genel Başkanı seçilmeniz durumunda, nasıl bir yönetim ve çalışma projeniz var? ADD Başkanı olarak, şimdiden hazırladığınız projeleriniz var mı?

  1. HÜSNÜ BOZKURT: Bölgemiz ve ülkemize ilişkin planlarını bildiğimiz Batı Emperyalizmi ile yerli işbirlikçileri (dahili ve harici bedhahlar) 100 yıl önce Sevr ile yapmak isteyip, Atatürk ve Kuvayı Milliye’ye yenilerek DENİZE DÖKÜLDÜKLERİNDEN başaramadıklarını, bugün BOP ile gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

    ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ın daha 2003’te Kuzey Afrika’dan Çin Seddi’ne 22 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini değiştireceklerini söyleyerek devletimizi yönetenlerin önüne koyduğu BOP haritasının ülkemizi nasıl paramparça etmeyi amaçladığı bilinmektedir. BOP süreci, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Mehmetçiğin (Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’nin) kafasına ÇUVAL geçirilmesiyle başlatıldı.

2007’den itibaren Ergenekon, Balyoz vd. kumpas davaları ile Ordumuzun Kemalist kadrolarının tasfiyesi ile sürdürüldü.

12 Eylül 2010 Referandumu ile Yargının ele geçirilmesiyle şahlandı.

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi ardından 16 Nisan 2017’de 97 yıllık rejimimiz değiştirildi ve G. Fuller’in 2006 raporunda işaret ettiği Başkanlık Sistemine (hem de Türk Tipi denilerek!) geçildi. CB’lığı Hükümet Sistemi adı verilen bu yeni (ama aslında hayli eski) SARAY DÜZENİ’nin 2 yılın sonunda DEVLET aygıtını ne hale getirdiği, ekonomiden eğitime, sağlıktan dış politikaya ülkemizi ne duruma düşürdüğü ortada.

Sn. CB bile “Yargıda, ekonomide, demokraside reform seferberliği başlatıyoruz” dediğine göre!!!

Yani Türkiye 2003’ten beri ne yaşamışsa AKP iktidarı yönetiminde yaşadı ve bu süreçte BOP da adım adım yürüdü, yürüyor. Ülkemiz emperyalistlerce 1918’de olduğu gibi bugün de SİYASETSİZLEŞTİRİLMEYE ve ardından DEVLETSİZLEŞTİRİLMEYE çalışılıyor.

– TBMM işlevsizleşmiş,
– Siyasi Partiler etkinliklerini yitirmiş,
– ideolojiler silinmiş,
– Kuvvetler Ayrılığı yok edilmiş,
– tarım – hayvancılık bitirilmiş,
– bütün sınai üretim araçları elden çıkarılmış,
– borçlar gırtlağı aşmış ve

  • koca ülke TEK ADAM iradesine teslim olmuş durumda.

Bu DİNCİ-FAŞİST baskı ortamında Atatürk’ün deyişiyle “YENİ BİR TARZ-I SİYASET” üretmek ya yeni bir yol bulmak ya da yeni bir yol açmak zorundayız. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye kadar yürüttüğü KONGRELER DÖNEMİ’nde “Milletin azim ve kararını“ harekete geçirmek için yaptığını yaparak, bölge bölge, il il milletimize gitmeli, KEMALİZM’in ve DEVRİMCİ CUMHURİYET’in tam da şimdi tek ÇIKIŞ YOLU olduğunu anlatmalıyız.

ADD hiçbir siyasi partinin yancısı, arka bahçesi ya da hiçbir siyasi veya bürokratik makamın sıçrama tahtası olmayacak kadar BÜYÜKTÜR.

ADD bütünleşerek, büyüyerek ülke siyasetine yön verecek, yol gösterecek bir fikir ve eylem birliğini muhakkak sağlamalıdır.

ADD günümüzün Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olmalıdır.

Ulusumuzun büyük çoğunluğunun bu çabaya omuz vereceğine yürekten inanıyoruz. Bu amaçla yola çıktık. Yolumuz açık olsun!

TUM-HABERLER.COM: Çok teşekkür ederiz.

Bozkurt: Atatürk, tam da şimdi tek çıkış yolu! (tum-haberler.com)
==========================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. M. Hüsnü Bozkurt’un kamuoyuna açıkladığı “ÇAĞRIMIZDIR” metnini daha önce web sitemizde yayınlamıştık. Okumak için lütfen tıklayınız :

Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT’tan çağrı – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Dr. Ahmet SALTIK

BİLGE İNSAN

BİLGE İNSAN 

Suay Karaman 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ülkemizin yetiştirdiği saygın siyaset insanlarından, gerçek Atatürkçü Ali Nejat Ölçen’i, 16 Kasım 2020 tarihinde yitirdik. Özünde, sözünde değerli bir yurtsever, seçkin ve bilge insandı. Ülkemizin ve toplumun çıkarlarını büyük bir özveriyle ömrünün sonuna kadar savunan Ali Nejat Ölçen’i sevgi ve saygı ile anıyoruz, ışıklar içinde uyusun.

4 Haziran 1922 tarihinde Amasya doğan Ali Nejat Ölçen, İTÜ’den İnşaat Yüksek Mühendisi unvanıyla mezun olarak çalışma hayatına atıldı. 1960 yılında, askerlik görevini yaptığı sırada yeni kurulan olan Devlet Planlama Teşkilatı’na uzman olarak atandı. Devlet Planlama Teşkilatı’nda Tetkik ve Tahlil Şubesi Müdürü, Araştırma Dairesi Başkanlığı yaptı ve Müsteşarlık Müşavirliği görevinde bulundu. Turizm Koordinasyon Kurulu Merkez Proje Müdürü olarak görev yaptı. 1962 yılında Birleşmiş Milletler bursuyla Almanya’da Kiel Üniversitesi’ne ekonomi eğitimi için gönderildi ve Matematiksel Ekonomi ihtisasını tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nde “Nüfus Sorunu ve Toplum Sağlığının Ekonomik Etkileri” adlı teziyle doktorasını tamamladı ve 1972 yılında Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1973-1980 yılları arasında iki dönem Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili seçilerek parlamentoda görev yaptı. 1976-1978 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilliği görevini sürdürdü. Grup başkanvekilliği görevi sırasında daima doğrulardan yana, eğilmeyen tavrı ve yerinde çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çekti.

8 Mart 1982 tarihinde değerli eşi Makbule Ölçen (1927-2015) ile birlikte kurdukları ‘Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı’ (ZİÇEV), binlerce özel gereksinimli çocuğa eğitim ve iyileştirme (rehabilitasyon) hizmeti sunarak, onların kapalı kapılar ardından dış çevreye açılmalarını sağlamıştır. Ülkemizin “Zihinsel Engellilik” alanında gösterdiği ilerleme, bu alanda yapılan ilklerin hepsi, yılmadan usanmadan büyük bir özveriyle çalışan Ölçen Ailesinin önderliğinde gerçekleşmiştir. Bugün 14 şubesi olan vakıfta, 1500’den fazla zihinsel yetersiz çocuk eğitim almaktadır. Bu süreç, Makbule Ölçen’in yazdığı Özürlüler Yokuşu (2005) kitabında ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.

Ali Nejat Ölçen, 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki yıllarda yazarlığa ağırlık verdi ve yazdığı sayısız makalenin yanı sıra kitapları da ilgiyle okundu. Yapı Acısı (1958), Türkiye’de Plân Sonrası İktisadi Durgunluk ve Sebepleri (1964), Akselerasyon Prensibi ve Türkiye’nin Makro-Ekonomik Hedefleri (1966), Türkiye’nin Endüstrileşme Sorunu (1969), Halk Sektörü (1974), Demokratik Sosyalizme Giriş (1976), Faşizm Millet Meclisinde Yargılanıyor (1977), Osmanlı Meclisi Mebusanı’nda İttihat ve Terakki Zorbalığı ve Siyasal İşkenceler (1982), İslam’da Karanlığın Başlangıcı ve Türk İslam Sentezi (1991), Özürlüler Hukuku (1991), Karl Marx ve İngiliz Emperyalizmi (1992), Ecevit Çemberinde Politika – Politika Çemberinde Ecevit (1995), Devlet Yokuşu (1996), Kemalizm’in Ekonomisi (1997), Kendini Yok Eden Osmanlı (2006) kitapları, güzel bir Türkçeyle yazılmış bilgi kaynaklarıdır. Babası emekli albay Mehmet Arif Ölçen’in (1893-1958) Çarlık Rusya’sındaki tutsaklık anılarını Vetluga Irmağı (1994) adıyla yayına hazırlamıştır.

Bunların yanında 1994 yılından itibaren iki ayda bir tek başına hazırladığı “Türkiye Sorunları” adlı kitap dizisini yaşamının son dönemine kadar aksatmadan yayımladı. Benim de yazarları arasında olduğum Türkiye Sorunları kitap dizisi öğretici, ufuk açıcı içerikleriyle olağanüstü bilgi hazinesi görevini yerine getirmektedir. Türkiye Sorunları kitap dizilerinde özenle hazırlanan yazılarla, tarihi belgelere yer verilerek, güncel sorunlara eleştirel bir gözle bakılmakta ve bazı konularda araştırmalar sunulmaktadır.

TBMM’nin eski parlamenterlere uyguladığı ek ödemeyi Anayasa Mahkemesi’nin yürürlükten kaldırmasına karşın bu ek ödeme, çeşitli yöntemler uygulanarak sürdürülmüştür. Ali Nejat Ölçen bu ek ödemeyi, Türkiye Sorunları kitap dizisinin yayın ve ulaşım giderlerini karşılayan bir araç olarak kullanmıştır. Böylece bu kitap dizisini binden fazla kişiye ücretsiz olarak göndermekteydi. Daha çok okuyucu kitlesine ulaşmak ve kitap dizisindeki görüşlerin toplum tarafından irdelenmesine olanak sağlanması için web sitesi de kurulmuştur.

Babamın fikir arkadaşı olan, benim de yakından tanıyıp dost olmakla onur duyduğum, övündüğüm Ali Nejat Ölçen, her zaman yeni bilgiler öğrendiğim ve beni derinden etkileyen bilge insandı.

2005 yılında eşi Makbule Ölçen’e yazdığı şiirde şöyle sesleniyordu:

“Bir yastıkta kocayın dediler mi bize
O sözü yakıştıramadık kendimize
64 yıl bir yastıkta kocamadık
Genç kaldık.
Yazgımızı getirdik dize
Yazgımız; onu da biz yarattık
Dünya malını bir yana attık
Ağacı, taşı toprağı ve kuşları sevdik
Düz yolu değil yokuşları sevdik
Sevgiye aşıktık
Birlikte yokuşları aştık.
Sevgimiz başkadır bizim, başka
Biraz da benzer ilahi aşka
Makbule Ölçen, sevgili karım
Öteki dünyada da seninle varım.”

Şimdi sevgili eşinin yanına kavuştu, büyük emek harcayarak yetiştirdikleri küçük oğulları Demir Ölçen’in (1953-2013) yanına kavuştu. Huzur içinde uyusunlar hep birlikte. Büyük oğulları Dumrul Ölçen’e bu acıya karşı direnme gücü diliyorum. Ne mutlu bizlere ki, böyle üretken ve değerli bir aileyi yakından tanıdık.
(Azim ve Karar, 23 Kasım 2020)

=======================================
Dostlar,

Dr. Ali Nejat Ölçen, bizim de yakın dostumuzdu.
Katıksız bir Kemalist idi.
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulunda 2004-2006 döneminde birlikte çalıştık. Sonrasında TÜRKİYE SORUNLARI dizisinde 2 ayda bir çıkan kitapçıkta çok sayıda yazımıza yer verdi. Yazdığı kitaplardan bize bir demet armağan etti.
Tanıdığımız en zeki ve entellektüel insanlardan biriydi.
O’nu çoook özleyeceğiz..

TÜRKİYE SORUNLARI dizisi 95. sayıda yayınlanan bir yazımız aşağıdaki başlığı taşıyordu (üstünde tıklanarak okunabilir) :

İslam’da Reform Zorunluluğu 

Türkiye size şükran dolu, saygın insan Ali Nejat Ölçen, duyuyor musunuz???


Saygı ve minnet ile. (29.11.2020)

Dr. Ahmet SALTIK

Bursa’da günlük koronavirüs ölümlerinde dikkat çeken artış

Bursa’da günlük koronavirüs ölümlerinde dikkat çeken artış

Bursa’da 19-27 Ağustos tarihleri arasında günde 44 olan koronavirüs kaynaklı can kaybı ciddi bir artış gösterdi ve 9-27 Kasım tarihleri arasında günde ortalama 105 ölüme çıktı. Ölüm oranında yaşanan hızlı artış nedeniyle belediye ekipleri yeni mezar yerleri açmak için çalışmalara başladı.

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

DHA‘nın aktardığı habere göre, ölüm oranında yaşanan hızlı artış nedeniyle belediye ekipleri yeni mezar yerleri açmak için çalışmalara başladı. Ekiplerin Hamitler Kent Mezarlığında yaptığı çalışmalar dronla havadan görüntülendi. (28.11.2020, DHA’an aktaran BİRGÜN)

“PERDELERİ AÇMAYA KORKAR OLDUM”

Evinin penceresinden mezarlık görülen Gülseren Deliktaş, “Perdeyi açmaya korkar oldum. Bütün insanların bu manzarayı görüp, ibret almasını isterim. Neden insanlar hâlâ kendi önlemlerini almıyor? Tedbirlere uymayanlar özellikle sağlık çalışanlarının vebalini nasıl üstlenebiliyorlar? Mezarlıktaki bu manzarayı görenlerin, biraz olsun korkup evlerinde durmalarını ve daha tedbirli olmalarını umuyorum” dedi.

Artık mezarlığa gelen cenaze araçlarını sayamadığını belirten Deliktaş, “Gece saat 23.00’lere kadar mezar kazılıyor. İnsanların feryatlarını duyuyorum, ağlama seslerini duyuyorum ve ağlamaya başlıyorum. Gerçekten çok zor. Bunları söylerken bile titriyorum, içimden ağlamak geliyor” ifadelerini kullandı.

“BURSA SALGINDA 3. ZİRVEYİ YAŞIYOR”

Bursa’da vaka sayısındaki artışa dikkat çeken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, çarşamba günü yaptığı konuşmasında, “Bursa, İstanbul, Kocaeli, İzmir 3. zirveyi yaşıyor. Bursa, Ankara, Kocaeli, Gaziantep’te hasta yoğunluğunu yönetebilmek için sağlık kuruluşlarımız çaba harcıyor” ifadelerini kullanmıştı.
============================
Dostlar,

Bursa’da sorunun / salgının çok ciddi / ciddileşen boyutlarına aylar önce dikkat çeken saygın meslektaşımız Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala‘ya, Bursa Valisi, birkaç ay önce, halkı galeyana getirmek benzeri anlamsız – bilim ve gerçek dışı suçlamalarda bulunarak suç duyurusu yapmıştı Başsavcılığa. Bereket sağduyu egemen oldu ve Uludağ Üniversitesi soruşturma kurulu “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirerek suç oluşmadığına karar verdi ve dosya kapandı..

Şimdi; gerçek tablo ÜRKÜNÇ (vahim) olduğuna göre, tam tersi bir suçlamayla sorunu olduğundan hafif gösterme, halkı rehavete yönlendirme, salgını bilim dışına çıkarak yönetmeye kalkışma ve masum insanların ölümlerine neden olma… suçlamalarıyla bu Vali hakkında ilgili / yetkililer… işlem yapmayı, dava açmayı…. düşünürler mi acaba??

Vali bey hazretleri Prof. Kayıhan Pala’ya dönük haksız / hukuksuz girişimi nedeniyle kendisinden ve Bursa halkından özür diler mi acaba?? Ya da vicdanında bir hesaplaşma yapar mı??

Erdem, irfan, hatasını kabullenmek, özeleştiri… gibi değerlerimiz hangi kör kuyulara düştü ??

Yeniden bulup çıkarsak bile, Vali hazretleri özür dilese bile (!?) giden hangi can geri döner ki?

Sevgi ve saygı ile. 28 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

Faiz inadının ağır bedeli

Alev CoşkunAlev Coşkun
Cumhuriyet,
27 Kasım 2020 

Faiz inadının ağır bedeli

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Dünkü yazımızda genel olarak AKP’nin ekonomi politikaları üzerinde duruldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon neticedir” cümlesiyle formüle ettiği ekonomi politikası nedeniyle Merkez Bankası başkanları değiştirildi. Bu değişimler ve Merkez Bankası politika faizi ile oynamalar ekonomiyi çok etkiledi. Bugün bu etkiler, rakamsal tablolar verilerek açıklanacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi ekonomi teorilerine dayanarak özerk olması gereken kurumlara müdahale etmesi, Merkez Bankası başkanlarını keyfi bir şekilde değiştirmesi, Türk Lirası’nda ciddi bir değer kaybı, rezervlerde de kriz yaratacak bir erimeye yol açtı.

Tablo 1 ve Tablo 2’de gösterilen durum şudur: Haziran 2019’da Merkez Bankası politika faizi %24 iken dolar 5.83 TL düzeyinde bulunuyordu.

Erdoğan’ın müdahaleleri sonucu, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, görevden alındı ve yerine 6 Temmuz 2019’da Murat Uysal geldi. Bu dönemde Merkez Bankası, politika faizinin Aralık 2019’a kadar her ay düşürüldüğünü ve Aralık 2019’da %12 düzeyine geldiğini görüyoruz. Bunun anlamı 6 ay içinde politika faizi yarı yarıya düşürülmüş oluyordu.

Bu süreçte dolarda büyük bir oynama görülmüyor.

Ocak 2020’de politika faizi 0.75 daha azaltılarak % 11.25 düzeyine çekilince, dolar da ilk kez 6 TL’nin üstüne çıktı. Politika faizi nisan ayında %8.25’e çekilince, dolar 6.17’ye fırladı.

Merkez Bankası bu yükselişe aldırmadan mayıs, haziran, temmuz, ağustos 2020 ayarında politika faizini %8.25 üzerinde yürütmeye devam etti. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı öyle istiyordu. Dolar da paralel olarak yükselişe geçti ve 7.27’yi buldu. Ekim 2020’de 7.90, Kasım 2020’de 8.44’e ulaştı. Kasım 2018’de 5.71 olan dolar, 8.44’e çıkıyor. Aradaki fark 2.73 liradır. Liradaki değer kaybı %47’yi aşmıştır.

İşte Murat Uysal’ın görevden alınışı, Naci Ağbal’ın 7 Kasım 2020’de Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilmesi, Berat Albayrak’ın “At izi, it izine karıştı” diyerek bakanlıktan istifa edişi, bu ortamda gerçekleşti. Bir hafta içinde Ağbal başkanlığındaki kurul, politika faizini %5 düzeyinde artırarak %15’e çıkardı.

İşsiz sayısı

2002 yılında 2 milyon 464 bin olan işsiz sayısı, 2019 yılında 4 milyon 596 bine yükselirken, işsizlik oranıysa %’ten %13.9’a çıkıyordu. Bu rakamlar, TÜİK’in rakamlarıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yönetimini baz (AS: temel) alarak hesaplayan sendikalar, rakamların ve yüzdelerin daha büyük olduğunu belirtmektedirler. Bu hesaplamalara göre ülkedeki iş ve istihdam kaybı 10 milyonu aşmaktadır. Genç işsizlik oranı ise %25’e varmıştır.

Her yerden eleştiri

Bu rakamlar karşısında ekonomik durum ekonomistler ve yazarlar tarafından yorumlanıyor, yanlışlar ortaya konuyordu. Örneğin yazarımız Orhan Bursalı,

  • “…125 milyar dolarını sattılar ülkenin, durmadan yükselen dövizi tutmak için… Bu kadar büyük bir ülke batırma politikası olur mu, olur. (…) 125 milyar doların hesabını birileri vermeli…” diyordu. (Cumhuriyet, 22.10.2020)

İç ve dış borç artıyor

Ekonomiye olan güvensizlik borçların vadesine de yansıdı. İç borçlarda vadeye kalan süre 2.8 yıl, dış borçlarda ise 8.3 yıla düştü. Son 5 yılda borç tutarı 3 katına çıkarken vadenin kısalması kuşkusuz tedirginlik yaratıyor.

Tablo 3’teki borç tablosu bu durumu açıkça gösteriyor. 2015 yılında toplam 678 milyar TL olan borç, 2020 yılında beş yılda üç misli (AS: kat) artarak 1 trilyon 934 milyar TL’ye fırlamış bulunmaktadır. Üstelik vadesi de azalmıştır.

Ağbal’ın kararı

Yukarıda belirtildiği gibi Merkez Bankası Başkanlığı’na Naci Ağbal’ın getirilmesiyle, bir hafta içinde, 19 Kasım 2020’de yapılan ilk toplantıda, politika faizi 4.75 baz puan artırılarak 10.25’ten %15’e çıkarılmıştır. Merkez Bankası, politika faizi iki ayda %6.75 artmış oldu. Şu anda Türkiye, dünyada en yüksek politika faizi uygulayan ülkelerden birisi oldu.

Bunun anlamı şudur :

Parasal sıkılaştırma, faiz artırma demektir. Böylece Merkez Bankası faizi yükseltmiştir. Ancak enflasyonla orantılı olarak yüksek tutmaya devam edeceğini gösteriyor. Faiz %15’e çıktı, şimdi Erdoğan’a sormak gerekiyor:

Siz, yüksek faize karşıydınız, “faiz sebep, enflasyon neticedir” diyordunuz. Siz, yüksek faiz politikası vatanı satmak, ülkenin, milletin kaynaklarını yok etmek diyordunuz. Şimdi faiz yükseldi. Sizin temel söylemlerinize karşı gelindi. Faiz yeniden %15’e çıkarıldı. Neden bu yanlışta ısrar edildi? Merkez Bankası’nın 130 milyar dolarlık rezervi neden iki yılda eritildi
ve uzmanların son rakamlarına göre neden eksi 46 milyar dolara kadar düştü?

Bu sorular soruluyor ve sorulmaya devam edecektir.

Türkiye’de borçların milli gelire oranı %137.6’dan 167.2’ye, toplam borç 1.24 trilyon dolara ulaştı. Bu borcun %50.9’u TL, %49.1’i döviz cinsinden.

Uluslararası Finans Enstitüsü, ülke borcunun milli gelire (GSYH) oranları dikkate alındığında, en büyük artış olan üç ülkenin Çin, Malezya ve Türkiye olduğunu açıkladı.

Türkiye’de borçların milli gelire (GSYH) oranları dikkate alındığında, 2020’nin 3. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre hanehalkı borçları %14.7’den %18’e, finansal olmayan şirket borçları % 65’ten %77.5’e, banka gibi finansal şirketlere ait borçlar %25.2’den % 28.7’ye ve kamu borçları %32.3’ten %43’e yükseldi.

Sormak gerek :

Bu noktada muhalefet ekonomi politikalarını sert bir biçimde eleştirdi. Bu eleştiriler salt siyasetçi değil, aslında özgeçmişleri nedeniyle konuyu derinlemesine bilen iki siyasetçiden, Faik Öztrak ve Ali Babacan’dan gelmesi dikkat çekici ve önemlidir.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, bilindiği gibi uzun yıllar maliye bürokrasisinde çalışmış ve Maliye Bakanlığı Hazine Müsteşarlığı görevini yapmıştır. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise uzun süre AKP’nin ekonomi politikasını yönetmiş başbakan yardımcısıdır. Her ikisinin eleştirilerinin temeli şudur:

1) Bu faiz tartışmaları nedeniyle Merkez Bankası’nın, 130 milyar dolarlık rezervi erimiştir.
2) Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin borç miktarı 1 trilyon 860 milyar TL’ye ulaşmıştır.

Maceranın özeti

Bu maceranın özeti şöyle: “Faiz sebep, enflasyon netice” derken, Haziran 2019’da %24 olan politika faizi %8.25’e kadar düşürülmüş, yükselen döviz kurları nedeniyle ve zorunlu olarak Kasım 2020’de tekrar %15’e yükseltilmiştir. Ancak bu dönemde Merkez Bankası’nın 130 milyar dolarlık rezervi erimiştir.

Madem indirdiniz, neden yükselttiniz?
Madem yükseltecektiniz, neden indirdiniz?

Halkın yerleşmiş bir söylemi vardır: Madem durum aynı olacaktı o zaman biz bu işi (!) neden yaptık?
==============================
Dostlar,

Sayın Alev Coşkun’un bu irdelemesi son derece nitelikli ve tarihsel değerdedir. 2 gün önce de Sn. Coşkun, “Politika, ekonomi ve duvara toslama” başlığı altında kapsamlı bir irdeleme daha yapmıştı. O yazı ile birlikte okunması çok uygun olacak, pdf olarak ekliyoruz..

Politika,_ekonomi_ve_duvara_toslama_ALEV_COSKUN

Dr. Alev Coşkun, Turizm Bakanlığına dek uzanan parlak siyasal kariyerinin yanı sıra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi bitireni (mezunu) ve New York Üniversitesi’nde siyasal bilimler konusunda master, kamu yönetimi alanında doktora yapmış bir akademisyendir. ABD ve Türk üniversitelerinde alanında hocalık yapmıştır.. 1935 doğumlu olup, hala Aydın (entellektüel) çabalarını verimli ve nitelikli biçimde Cumhuriyet Gazetemiz ve ülkemiz için azimle sürdürmektedir.

Umalım ve dileyelim ki, bu 2 tarihsel saptama, uyarı ve çokanlamlı yol gösteriden AKP iktidarı = RTE yararlansın ve çıkmaz sokaktan ülkemizi geri çevirecek adımlara yönelsinler.. Bu dileğimizde çok umutlu olmadığımızı da belirtmek zorundayız. Nitekim önceki gün ülkemizin çok değerli varlıkları 11 uzlaşı metni (mutabakat zaptı) ile  TEK ADAM Bay RTE tarafından sorgusuz sualsiz Katar’a satılmıştır. Satış için hiçbir yerden onay / izin almayan kadir-i mutlak AKP Genel başkanı, satış koşullarını ve bedeli de açıklamayarak, koca ülkeye adeta meydan okumaktadır. Satılanlar bu ülkenin kanı canıdır, alın teri, göz nurudur. 18 yıldır sürdürülen TALAN EKONOMİSİ Türkiye’yi müflis tüccara, “moratoryum eşiğine” sürüklemiştir!

Bu politikaların daha fazla sürdürülme ve halka dayatılma olanağı kalmamıştır.

AKP geri adım atmak zorundadır. Dönemlerinde ülkemizden net 2 trilyon dolar ulusal kaynak yurt dışına çık(arıl)mıştır..  Çok yönlü yitiklerin giderimi (telafisi) çoook uzun yıllar alacaktır.

  • Muhalefet, stratejilerini köktenci biçimde gözden geçirmek ve ülkemizi bu ceberrut yönetimden hızla kurtarmanın yollarını bulmak zorundadır.

    Ahmet SALTIK
    Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (Mülkiye)