Çalışma yaşamı savaş alanı gibi

Çalışma yaşamı savaş alanı gibi!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı rapor tabloyu ortaya koydu:

CHP’nin raporuna göre AKP döneminde en az 21 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. 

Mahmut Lıcalı

Cumhuriyet, 07.12.18
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
[Haber görseli]

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı “Çalışma Yaşamında ve İşçilere Yönelik Hak İhlalleri” adlı rapor AKP’nin iktidarda olduğu son 16 yılda, kadın ve çocukların da arasında bulunduğu 21 bin işçinin, işyerlerinde yaşamını yitirdiğini ortaya koydu. 2018’in ilk 11 ayında iş kazalarında yaşamını yitiren işçi sayısı 1800 oldu.

10 Aralık İnsan Hakları Günü öncesinde hazırladığı raporu değerlendiren Ağbaba,

  • “AKP iktidarının son 16 yılına baktığımızda yaşamın her alanında hak ihlallerinin yoğun olarak gerçekleştiğini görmekteyiz. Hak ihlallerinin en çok yaşandığı alanlardan birisi de çalışma yaşamı ve işçi haklarının ihlalidir.” görüşünü dile getirdi.

11 ayda 1800 kayıp

Raporda özetle şu saptamalar yer aldı:

Ölüme terk edildiler: AKP iktidarı boyunca en az 21 bin işçi işyerlerinde çalışırken ölüme terk edildi. Soma, Tuzla Tersaneleri, Davutpaşa, Ostim, Kozlu, Karadon, Ermenek, Esenyurt, Torunlar, Şirvan ve Şırnak’ta yaşanan iş cinayetleri AKP iktidarı döneminde öne çıkan iş cinayetleridir.

  • Yalnızca 2018 yılının ilk 11 ayında en az 1800 işçi, işyerlerinde çalışırken yaşamını yitirdi.

İşçi intiharları arttı: Çalışma yaşamındaki baskılar ve ekonomik kriz sonucunda son 5 yılda işçi intiharları % 300 oranında arttı. İşyerlerindeki çalışma koşullarına bağlı olarak son 5 yılda 300’den çok işçi, intihar ederek yaşamına son verdi.

15 grev yasaklandı: 190 binden çok işçinin grevi ertelenme adı altında yasaklandı. AKP iktidarı döneminde toplamda 15 grev yasaklandı. Yasaklanan grevlerin 7’si 21 Temmuz 2016 yılında ilan edilen OHAL rejiminde meydana geldi.

Özelde % 5 sendikalı

-100 işçinin 12’si sendikalı: AKP iktidara gelmeden önce % 50’lere varan sendikalaşma oranı Temmuz 2018 verilerine göre %12.76 dolayına geriledi. Her 100 işçiden yalnızca 12’sinin sendika üyeliği bulunuyor.

  • Özel sektörde çalışan işçilerin % 95’i sendikalı değil!

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) raporlarına göre,

  • Türkiye sendikal hak ve özgürlükler noktasında dünyanın en kötü 10 ülkesi arasına girdi.

-Güvencesizlik arttı: Esnek istihdam ve ucuz işgücünü alabildiğince çalışma yaşamına dayatıldı. OHAL dönemi fırsata dönüştürülerek işçi ve emekçi karşıtı birçok düzenleme yasalaştı.
===================================
Dostlar,

16 YILLIK AKP İKTİDARINDA
21 BİN EMEKÇİ KURBAN VERİLDİ!

Bunlarla da kalmadı! Rapora göre şu paragraf da eklenebilir yazımıza :

TAŞERONA İŞÇİSİNE KADRO ALDATMACISI

AKP’nin “21. yüzyılın kölelik rejimi olan taşeron çalıştırmayı” yaygınlaştırdığı saptaması yapılan raporda (https://www.evrensel.net/haber/367849/chp-calisma-yasami-raporu-16-yilda-en-az-21-bin-is-cinayeti, 08.12.18)

  • AKP’nin kadro vaadinin aldatmacaya döndüğü ve işçilerin yüz üstü bırakıldığı ifade edildi.

696 No’lu KHK ile 400 binden çok işçinin kadroya değil belediyelere bağlı şirketlerde işçiliğe geçirildiği aktarılan raporda, 500 binden çok işçiye ise kadro hakkı tanınmadığı aktarıldı.

Ayrıca, kadroya geçen işçilerin daha önceden var olan toplu iş sözleşmesi ve öbür haklardan yararlanamadığı da belirtildi.

12 Eylül 1908 döneminde başlatılan emek örgütlenmesinin eritilmesi operasyonu sürüyor.. En az 3 işçiden 1’i sendikalı iken, günümüzde bu oranın da 1/3’üne inildi.. Her 100 işçiden yalnızca 5’i toplu iş sözleşmesi yetkisi olan sendika üyesi..

12 Eylül 2010’da yapılan 26 maddelik blok oylamada Anayasa değişiklikleri halkoyuna sunuldu ve onaylandı. Bu değişikliklerden biri de 1’den çok sendikaya üyeliği yasaklayan hüküm idi.. “Özgürlük” gibi sunuldu.. “Yetmez ama evet” çi liboşlar halkı kandırdı.. İşçi 1’den çok sendikaya üye olarak nasıl daha özgür olabilirdi ki?? Elbette tersi oldu.. emek örgütleri daha da dağıtıldı.

Yaşasın emeğin örgütlenme hakkı !
Türkiye’de, 2018 sonunda yaklaşık 15 milyon işçiden yalnızca %5’inin üyesi olduğu sendika eliyle toplu sözleşme yapabilme hakkına sahip.. Bu oran ise kamu işçilerinin örgütlülüğü ile sağlanabiliyor. Özel sektörde durum daha da kötü..

İşveren sendikaları kaya gibi, monoblok; TİSK!
Emekçi ise parça parça.. TÜRK-İŞ, DİSK, AKP yanlısı HAK-İŞ… işçi örgütlenmeleri.
Memurlara ise sendikacılık oynatılmakta.. “grev” ve toplu sözleşme hakkı olmayan, salt “toplu görüşme” hakkı tanınan 3 milyonu aşkın kitle, her yıl Hükümet ile toplu görüşmede anlaşamamakta, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kesin son kararı vermektedir (Anayasa md. 53/4).

Sonuçta çalışanlar ulusal gelirin en az yarısını üretmekte ancak bu pastanın en çok 1/4’ünü alabilmektedir. Bunun çıplak adı,

  • Türkiye’de KORKUNÇ BİR EMEK SÖMÜRÜSÜ – YOKSULLAŞTIRMA söz konusudur.

31 Mart 2019 seçimlerine dek bile ötelenmesi – ertelenmesi çoook ama çok güç, ağır bir ekonomik bunalım ülkemizi kuşatmış durumda..

AKP ise en tepelerden başlayarak acı gerçeği görmezden gelmeyi sürdürmekte..
Bu tablo her şeyden daha elim ve vahim!

TÜSİAD bile, artık saklanamayacak acı gerçekleri yeni ve eski başkanları ağzıyla çok net ve ısrarla, yineleyerek dile getirmekte..

İktidar  neyi beklemekte??

Halkın “AÇIZ – İŞSİZİZ – BORÇLUYUZ – HACİZDEYİZ…” diye sokaklara dökülmesi mi beklenmekte??
– Fransa’da başlayıp hızla yayılan, halkın SARI YELEKLİ insanca yaşam istemlerini
AKP nasıl okuyor?
Bunun polis – jandarma – paramiliter iktidar güçleri… zoruyla bastırılabileceği mi hesaplanmakta?
Yeni bir OHAL mi var ufukta ve hesapta??
OHAL altında seçimleri belirsiz geleceğe erteleme mi var?
Ne var, ne var AKP’nin “kutsallaştırılan” ‘kodlu‘ 2023 hedeflerinde??

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

AYM : Aşıda sorumlu aile

AYM : Aşıda sorumlu aile

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Anayasa Mahkemesi (AYM) son yıllarda yanlış bilgi ve inanışlar nedeniyle hızla artan aşı reddi ile ilgili önemli bir karar verdi. (06.12.18, Cumhuriyet)

AYM tarafından verilen kararda

  • Çocuğa aşı yaptırma sorumluluğu ailenindir” denildi.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı (AHEF) Başkanı Dr. Şenol Atakan, bu kararın aile hekimleri için de çok önemli olduğunu belirterek,

“Bireyler kendileri ya da çocukları için aşı olmayı kabul etmediğinde Sağlık Bakanlığı aileyi değil aile hekimlerini sorumlu tutabilmekte ve hatta aile hekimlerine yaptırım uygulayabilmekteydi. Bu karar işte buna dur diyor” dedi.

4 Aralık tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile AYM aşı sorumluluğunun aileye ait olduğuna hükmetti.

‘Aşı kanun ile zorunlu olmalı’
Dr. Şenol Atakan, “Bundan sonra çocuğuna ya da kendisine aşı yaptırmayı kabul etmeyen bireyler için hekimler suçlanamayacaktır. Ancak bunu da yeteli görmüyoruz. Aşı toplum sağlığı için çok önemlidir ve zorunlu olması gerekmektedir” dedi.
*****

Dostlar,

Ülkemiz çok kötü yönetiliyor.
Kasım 2015’te AYM’nin bireysel başvuru üzerine çocuklarına aşı yaptırmak istemeyen anababayı “aşıları zorunlu kılan yasal düzenleme yok” gerekçesiyle “haklı” bulmasının ardından 3 yılı aşkın zaman geçti ve AKP iktidarı tek maddelik yalın (basit) bir düzenlemeyi özellikle, kasıtlı olarak  yapmadı!

  • Bu davranış halkın sağlığıyla oynamak demektir.
  • Bu siyasal inat salgınlara çağrı çıkarmak demektir.
  • Aşılar son derece güvenli biyolojik ürünlerdir ve her yıl en az 3 milyon çocuğun ölümünü engellemekte, yaklaşık 1 milyon dolayında engelli çocuk oluşmasını önlemektedir.
  • Aşıyı reddedenlerin hukuka – bilime uygun haklı – makul gerekçeleri yoktur ve olamaz.
  • Anayasa md. 56, herkese sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı tanımaktadır. Aşıyı red bu hakkın çiğnenmesi demektir.
  • Aşı reddinin daha da yaygınlaşması ile önümüzdeki dönemde SALGINLAR beklenmelidir, dünya ve Türkiye örnekleri bunun kanıtıdır..
    ……………………………
    Listeyi daha da uzatabiliriz..
    Durum böyle iken Sağlık Bakanlığı’nın düşen aşılama oranlarından (2016 sonunda %98, 2017 sonunda %96, 2018 sonunda???!) Ale Hekimlerini sorumlu tutması ve yaptırım uygulaması kabul edilemez bir saçmalıktır.

Sorumlu, doğrudan siyasal iktidar ve ne yazık ki çoğunluğu ile güdümü altına aldığı TBMM’dir. Her 2 kurum da görevlerini yap(a)mamaktadır.
Aşılama hizmetleri KAMU HİZMETİ – SORUMLULUĞUDUR, kamusal alana ilişkindir.
İktidar ve TBMM görevini daha çok oyalanmadan yapmalıdır.
Gerekli yasal düzenleme önerisi 24 Haziran 2018 seçimlerinden önce TBMM başkanlığına sunulmuştur. Kadük edilmeden yasalaştırılmalı ve pek çok ülkede olduğu gibi, AYM’nin gerekçesi dikkate alınarak, AŞILAR YASAL OLARAK ZORUNLU kılınmalıdır

Buradan bir kez daha uyaralım                             :

  • Ülkemiz salgın eliğine sürüklenmiştir.
  • Olası bir salgında ölen ve engelli kalanlardan, doğrudan AKP iktidarı sorumlu olacaktır.
  • Bu bilim ve akıl dışı politika çok ağır bir hizmet kusuru hatta İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR!

Bir kez daha uyarmış ve anımsatmış olalım..
3+ yıllık kör inat ülkemizi kritik eşiğe sürükledi!
Zaman kalmadı…

Sevgi ve saygı ile. 07 Aralık 2018, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Prof. Dr. Siber GÖKSEL’den uyarı :

Saygın hocamız E. Prof. Dr. Siber GÖKSEL’den uyarı :

Sayın Hocam,

Şu yazının benzerlerini bazı köşe yazarlarına yolladım. Hiç ilgilenmediler. Bu gün Necati Doğru özetlemiş.memnun oldum. Oysa hastaların şehrin ortasında bulunan hastanelere dakikalar içinde ulaştırılmasının çok büyük yaşam kurtarıcı önemi var. Bu olanak o köşe yazarlarına da gerek. Hastanelerin bulunduğu yer değerli olduğu için ranta açacaklar. Nedense kimi olayları duyuramıyoruz. Oysa bizim onca deneyimimiz var. Emekli olunca derhal dinozor muamelesi görüyor insanlar. Ama politikacıysan 90 yaşında da Cumhurbaşkanı olursun, bir sakınca yok. Beyin işlevinin yaşla ilgisi her zaman paralel değil. Bunu anlatamıyorum. Demirel ölene dek pırıl pırıldı…

Gönderdiğim yazıyı size de yolluyorum. Tabip Odaları da yeterince ilgili değiller. Sözünü ettiğim bölge İbni Sina Hastanesi. Hacettepe hastanesi. TYİH (AS: Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi) . Numune hast. leri… Yazık olacak. Bu olayın üzerine yeterli eğilinmiyor..
****

Siber Tozun Goksel

21 NİSAN 1964’te TYİH’NIN AÇILIŞINI BAŞBAKAN İSMET İNÖNÜ YAPTI. (O günün fotoğrafını bulmaya çalışacağım. Ben İnönü’nün arkasındayım.) KURUCU HOCALARIM PROF. DR SABİH OKTAY, PROF. DR. SABAHAT KAYMAKÇALAN, PROF. DR. TURHAN AKYOL ile TYİH’ne GİTTİK. PROF. DR. ERDEM ORAN, PROF. DR. ORHAN CİĞEROĞLU ve BAŞASİSTANLAR DA VARDI. GASTROENTEROLOJİYİ PROF. DR. ZAFER PAYKOÇ ve ARKADAŞLARI KURDU. BU HASTANENİN KURULUŞ AMACI TEDAVİ İÇİN YURT DIŞINA GÖNDERİLEN HASTALARIN TEDAVİLERİNİN BURADA YAPILMASI İDİ.

BU HASTANE KARDİYOLOJİDE ve GASTROENTEROLOJİDE TÜRKİYE’DE “İLK”LERİ YAPMIŞTIR. İLK KALP NAKLİNİ OP. DR. KEMAL BAYAZIT. İLK KORONER ANJİOYU PROF. DR. MEHMET ÖZDEMİR VE İLK İKİ BOYUTLU VE RENKLİ EKO’YU BEN YAPTIM. ACİL STENT UYGULAMASINI DA. ERTESİ GÜNE BIRAKMADAN İLK BİZİM KLİNİĞİMİZDE UYGULAMAYA KOYDUK. DOÇ. DR. BURHAN ŞAHİN ULTRASONOGRAFİYİ ve GİRİŞİMSEL TEKNİKLERİ KURDU.

BURAYA SIĞDIRAMAYACAĞIM BİRÇOK YENİ TETKİK VE TEDAVİLER TÜRKİYE’de İLK KEZ TYİH’de YAPILDI. BURADA TÜRKİYE’NİN HER TARAFINA UZMAN YETİŞTİRDİK. BİRÇOK ÜNİVERSİTENİN KARDİYOLOJİ BÖLÜMLERİNİ KURDUK. PROFESÖRLER, DEKANLAR vs. BURADAN GİTTİ. TYİH HALEN PROF. DR. MUSTAFA PAÇ YÖNETİMİNDE HİZMETLERİNİ BAŞARIYLA SÜRDÜRMEKTEDİR. NUMUNE HAST. DE EN AZ 80 YILDIR BÜTÜN ANADOLU’YA HİZMET VERMİŞ. ALMANYA’DAN NAZİ MEZALİMİNDE KAÇIP GELEN PROFESÖRLERE KUCAK AKMIŞ. BU SAYEDE BİLİMSEL YÜKSELİŞİNİ YAPMIŞ. YILLAR İÇİNDE MODERNİZE OLMUŞ BİNLERCE HEKİM YETİŞTİRMİŞ GÜZİDE BIR KURUMDUR..

BU HASTANELERİN MERKEZDE OLMASI, İNSAN YAŞAMININ ÇOK KISA ZAMANDA KURTARILMASINA NEDEN OLMUŞTUR VE OLMAKTADIR. ESKİ BİR HEKİM OLARAK BU HASTANELERİN ORADAN KALDIRILMASININ ÇOK SAKINCALI OLDUĞUNU ISRARLA SÖYLÜYORUM. ÇOK ÜZGÜNÜM. BU HATADIR. AMAÇ İNSAN YAŞAMI İSE BU YAPILMAMALI. BÖYLE BİR KARAR VAR İSE BUNDAN DERHAL VAZGEÇİLMELİDİR. SÖZ KONUSU İNSAN YAŞAMIDIR. BİR KALP HASTASININ TEDAVİSİNİN DAKİKALAR İÇİNDE YAPILMASI ÇOK ÖNEMLİDİR. AĞIR TRAFİK ŞARTLARI İÇİNDE MERKEZİ, KISA SÜREDE ULAŞILAN HASTANE ÇOK ÖNEMLİDİR. AMAÇ HASTANENİN BÜYÜK OLMASI DEĞİL, HİZMETİN HASTAYA KISA SÜREDE UYGULANABİLMESİDİR. BU ŞAKA DEĞİLDİR, YAZIK OLMASIN.

YILLAR İÇİNDE YERLEŞMİŞ. HİZMET VERMEYE DEVAM EDEN BU KURUMLARA DOKUNULMASIN. O HASTANELERİN ARSASI DEĞERLİ İSE. İNSAN YAŞAMI  BUNDAN MİLYON KEZ DAHA DEĞERLİDİR. BU İDRAK EDİLSİN.

BU HASTANENİN KURULUŞUNDAN EMEKLİ OLANA DEK BU HASTANEDE ÇALIŞMIŞ OLUP, 14 YIL KARDİYOLOJİ KLİNİĞİ DİREKTÖRLÜĞÜ YAPMIŞ OLAN

PROF. DR. SİBER GÖKSEL

Not : Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesinin tarihini 2014’te yazmıştım.. İyi ki de yazmışım.
“TAŞ MEKTEPTEN TÜRKİYE’NİN KALBİNE”…. TYİH’nin YERİNDE  3. ORTAOKUL  DENİLEN TAŞ MEKTEP VARDI. ABLAM, ABİM ORAYA GİTMİŞLERDİ..

==================================
Dostlar,

Saygın hocamızın bu uyarısın son derece yerinde buluyoruz biz de..
Aynen paylaşıyoruz yazdıklarını…
Ülkemize verdiği çooook değerli ve kapsamlı hizmetler için Türkiye O’na,
PROF. DR. SİBER GÖKSEL hocamıza çok borçludur..

Çooook kıdemli ve deneyimli ,öngörülü bir hekimdir..
Uyarıları mutlaka dikkate alınmalıdır..
Biz de bu ŞEHİR HASTANELERİ TALANINI sitemizde belki 10’dan çok yazı ile anlattık.

“Şehir hastaneleri” anahtar sözcükleri kullanılarak sitemizde tarama yapılabilir..
Konferans video kayıdı, power point yansıları, makaleler..
Ne yazık ki iktidar bu çok ciddi uyarılara kör ve sağır..
Çok yazık oluyor Türkiye’ye çooook..

  • Erdoğan’ın şehir hastaneleri hülyası = Türkiye’nin talanı!

Uğursuz denklem budur!

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

LATİN AMERİKA’DA SAĞLIK SİSTEMLERİ : EVRENSEL SAĞLIK GÜVENCESİ İÇİN BİR ARAŞTIRMA

LATİN AMERİKA’DA SAĞLIK SİSTEMLERİ :
EVRENSEL SAĞLIK GÜVENCESİ İÇİN BİR ARAŞTIRMA

Health Systems in Latin AmericaThe Search for Universal Health Coverage
Julio Frenk and Octavio G´omez-Dant´es 

Arş. Gör. Dr. Kübra Yıldırım Karalar
Danışman: Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı / 29 Kasım 2018 – AnkaraDostlar,

Yukarıdaki makaleyi Anabilim Dalımızda asistan eğitimi makale sunumu kapsamında çeviri çalışması olarak yürüttük. Genç meslektaşımız Dr. Kübra Yıldırım Karalar, danışmanlığımız ile çeviriyi yaptı ve power point yansılarıyla sundu.

Önemli bir makale bu.. Yüzlerce milyon nüfusu ile Latin Amerika halkları ciddi bir aranış içindeler insan onuruna yaraşır sağlık hizmetlerine erişim için. Ne var ki, adına Küreselleşme denilen KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm özellikle son 40 yıldır insanlığa, deyim yerinde ise “kan kusturmakta“!. “Sağlıkta dönüşüm” (Health Transformation) adeta bir “illüzyon” aracı gibi kullanılarak ulusal sağlık sistemleri önce “özerkleştirildi”, sonra “özelleştirildi” ve sermayenin vahşi pençelerine terk edildi.. Özellikle SSCB’nin parçalanmasının ardından son 30 yılda yabanıl kapitalizm gemi iyice azıya aldı ve “tek kutuplu” mutlak sermaye egemenliğini yaşamın her alanında dayattı, yaşama geçirdi.

Türkiye’de büyük oyundan payına düşeni ödedi, ödemekte. Görevdeki iktidar, tam bir sadakatle gereğini yaptı, “yerli ve milliyiz” kalkanı ardına saklanarak tümüyle kökü dışarıda “health transformation” – “sağlıkta dönüşüm” canavarını ülkemize saldı. Sağlık giderlerimiz ulusal gelirin büyüme hızının çoook üstünde, katlanarak büyüdü, Devlet sağlık hizmetlerinden giderek çekildi, GSS (Genel Sağlık Sigortası) zorunlu kılınarak insanlardan sağlık hizmeti için bir de “prim” tuzağı ile “ek vergi” alınmaya başlandı. SGK, giderek sağlık güvencesini azalttı. Geriödeme bedellerini yüksek enflasyona karşın yıllardır sabit tutmakta, bunlara karşın devasa açıklar (bu yıl ilk 10 ayda 30 milyar TL!) vermekte.; finansal yoğun bakımda! Onlarca milyar Dolar Ulusal servet, iktidara yakın yerli – yabancı sermaye ortaklıklarının kasalarına aktarılmakta.

Ne var ki “sistem” (!?) gerçekte “sistemsizlik” sürdürülemez aşamaya gelip dayandı. İnsanlar, küresel toplum bir “çıkış” aramakta. Dünya Sağlık Örgütü, tüm kuşatılmışlığına karşın yakıcı sorunu gündemde tutmakta ve çözümler önermekte, “sağlığı bir temel insanlık hakkı” olarak vurgulamakta. Latin Amerika halkları da sağlık sistemlerinde yaşadıkları acılar üzerinden adeta eğitildiler ve “monetarizm = paraya tapma” sefilliğinden “geriye  – eskiye”, “insancıl ve sosyal” olana doğru adımlar atmaya başladılar.

Power point yansılarını dikkatle izleyiniz, biz de Türkiye’de yapabiliriz.
Türkiye 1961’de, zamanın Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. H. Nusret Fişek öncülüğünde 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi yasasını 1961’de çıkararak öncü olmuştu! 1978’de Dünya Sağlık örgütü’nün Kazakistan / Alma-Ata’da topladığı Temel Sağlık Hizmetleri Konferansında benimsenen ilkelerin önemli bir bölümünü Türkiye 17 yıl önce yasalaştırmış ve uygulamaya geçmişti!

Ne acı ki, araya giren “KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm” kamayı soktu ve tersine rüzgarlar 40 yıldır egemen oldu. Dünya Sağlık Örgütü, 40 yıl sonra gene Kazakistan’da, gene Temel Sağlık Hizmetleri temalı uluslararası konferans düzenledi 1 ay önce.. Dünya nüfusunun yarısı “hala” temel sağlık hizmetlerine erişemiyor! Durum ivedi ve çareler öneriliyor..

Yansıları izlemek için lütfen tıklar mısınız??

Latin_Amerika’da_Saglik_Sisteminde_Halktan_Yana_Donusum

Türkiye, sağlık sektöründe, kökü dışarıda – ABD/IMF/Dünya Bankası dayatması yıkıcı özelleştirmeyi hızla terk etmeli ve kamusal – eşitlikçi – koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen ulusal sağlık planlarına dönmeli.. Er ya da geç böyle olacak; hastalıklı sistem sürdürülesi değil!

Hele “şehir hastaneleri“! Sağlık sektöründe küresel sömürünün “talan” boyutuna erişimidir!

“Birileri”, gene, “hülyam” diye savunacak ölçüde deriiinden derine “kandırılmakta” (!?)..

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

UNESCO’nun Atatürk kararı

UNESCO’nun Atatürk kararı

Yıldırım Koç

Yıldırım Koç
Aydınlık Gazetesi, 27.11.2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bugün 27 Kasım. Pek kimsenin anımsayacağını sanmıyorum ama 40 yıl önce, 27 Kasım 1978 günü, UNESCO, Atatürk’ü “sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı verilen ilk mücadelenin önderi” olarak kabul etti ve 1981 yılındaki 100. yıl kutlamalarını desteklediğini açıkladı.

UNESCO NEDİR?

UNESCO, Birleşmiş Milletler’in eğitim, bilim ve kültür örgütüdür. Amacı eğitim, bilim ve kültür alanlarında uluslararası işbirliği yoluyla barışın sağlanması ve güçlendirilmesidir. UNESCO’ya göre, halklar arasında kalıcı barışın sağlanmasında hükümetlerin siyasi ve ekonomik girişimleri yeterli değildir. Barış, halklar arasında diyaloğa ve karşılıklı anlayışa dayanmalıdır. İnsanlar arasında dayanışma teşvik edilirse, barış eğilimi güçlendirilir.

Birleşmiş Milletler’de ve ona bağlı örgütlerde günümüzde başta ABD olmak üzere çeşitli emperyalist ülkeler belirleyici rol oynamaktadır. Ancak bir dönem bazı durumlarda, Birleşmiş Milletler ve ona bağlı örgütlerde anti-emperyalist kararlar da alınabiliyordu. Özellikle 1970’li yıllarda kapitalist blok ve sosyalist blok dışında kalan ve sömürge statüsünden kısa bir süre önce kurtulmuş olan ülkelerin oluşturduğu Bağlantısızlar Hareketi, Birleşmiş Milletler’de ve onunla bağlantılı uluslararası örgütlerde sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı kararların alınabilmesini sağlamıştı. Bu kararlardan biri de Atatürk’e ilişkindir.

UNESCO’nun 27 Kasım 1978’de aldığı karar, hem bu niteliktedir, hem de Atatürk’ün devrimci kişiliğinin emperyalist güçler tarafından bile kabul edilmek zorunda kalındığının bir göstergesidir.

EMPERYALİZME KARŞI VERİLEN İLK MÜCADELENİN ÖNDERİ

UNESCO 27 Kasım 1978 günlü kararı şöyledir:

“Uluslar arasında anlayış ve işbirliği ve uluslararası barış için çalışmış olan kişilerin gelecek kuşaklar için örnekler olacağına emin olarak,

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yıldönümünün 1981 yılında kutlanacağını hatırlatarak,

“Kendisinin UNESCO’nun yetki alanı ile bağlantılı tüm alanlarda olağanüstü bir reformcu olduğunu bilerek,

“Kendisinin özellikle sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı verilen ilk mücadelenin önderi olduğunu kabul ederek,

“Kendisinin halklar arasında anlayış duygusunun ve dünyanın ulusları arasında kalıcı bir barışın olağanüstü bir destekçisi olduğunu ve tüm yaşamı boyunca renk, din ve ırk ayrımı yapmaksızın bütün halklar arasında uyum ve işbirliğinin geliştirilmesi için çalıştığını hatırlatarak,

“Dünya barışı, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygıyı amaç edinmiş olan Atatürk’ün kişiliği ve yaptıklarının çeşitli yönlerini dünyaya tanıtmak amacıyla 1981 yılında bir uluslararası sempozyum düzenlenmesi için entelektüel ve teknik planlarının hazırlanmasında UNESCO’nun Türk Hükümetiyle işbirliği yapması gerektiği kararlaştırılmıştır.”

ATATÜRK’ÜN DEĞERİ

Atatürk’ün değerini anlayabilmek için UNESCO gibi örgütlerin övgülerine gerek yoktur. Ancak burada önemli olan, emperyalist devletlerin karar alma süreçlerinde belirleyici olduğu ve ancak sömürgelerin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla bu konumlarını 1970’lerde önemli ölçüde yitirdiği bir uluslararası örgütün Mustafa Kemal Paşa’nın dehasını ve insanlığa büyük katkısını kabul etmesidir.

UNESCO’nun 27 Kasım 1978 tarihli kararının 40. yıldönümü vesilesiyle Atatürk’ü saygıyla ve şükranla tekrar anıyorum.
======================================
Dostlar,

Çok değerli dostumuz Sn. Yıldırım KOÇ’a vefası ve özeni için teşekkür ederek bu makalesini paylaşıyoruz.. Aşağıda UNESCO’nun söz konusu kararının İngilizcesini veriyoruz :

Ne demişti Mustafa Kemal Paşa;

  • “Beni inkâr edeceksiniz. Hatta bühtanla yad edeceksiniz.
    Hint’e, Yemen’e ve Mısır’a giden fikirlerim, orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.”

Sevgi  ve saygı ile. 27 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com