SAĞLIK DÜZEYİ ÖLÇÜTLERİ – HEALTH LEVEL INDICATORS

SAĞLIK DÜZEYİ ÖLÇÜTLERİ – HEALTH LEVEL INDICATORS

Değerli AÜTF Dönem 5 Öğrencilerimiz,


Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
’nda
Dönem V’te 2 saat süreli staj dersi olarak sunduğumuz.

SAĞLIK DÜZEYİ ÖLÇÜTLERİ konulu dersin yansılarını
pdf olarak izlemek için lütfen tıklayınız.. Yayınlanmış tüm resmi kaynaklara dayanılarak güncellenmiştir (128 yansı, 4,7 MB)

SAGLIK_DUZEYI_OLCUTLERI (26 Mayıs 2017

 

Bilindiği üzere sunular sizlere kaynak sağlamak için geniş tutulmakta,
derste özetlenerek işlenmektedir. Bu konu 128 yansı içermektedir. (4,7 MB)

Yansıların (slaytların) altındaki tarih en son güncelleme günüdür.

  • Birlikte soralım; sağlık düzeyimiz neden çok olumsuz ve sağlık harcamamız ile uyumlu mu??

  • Onlarca milyar dolarımız nereye gidiyor??

Ayrıca, TNSA 2013 özet verilerinden de sınavda sorumlu olunduğu için, bu dosya da sizlere kolaylık sağlamak üzere aşağıdaki erişkeden (linkten) çağrılabilir..

TNSA2013_sonuclar_sunum_2122014

Sevgi ve saygı ile.
26 Mayıs 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD  – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ATATÜRK SAMSUN’A NASIL ve NEDEN ÇIKTI?

ATATÜRK SAMSUN’A
NASIL ve NEDEN ÇIKTI?

portresi

Zeki Sarıhan
19 Mayıs 2016

 

19 Mayıs günü CHP’lilerin Anıtkabir’e yapacağı yürüyüşün hükümetçe yasaklanması üzerine (AS: CHP’nin girişimiyle Valilik bu yasağı kaldırdı!)  bir televizyon kanalında karşıt görüşlü dört kişi tartıştı. Yıllardır yapıldığı gibi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a neden ve nasıl gönderildiği konusunda yanlış ve eksik görüşler söylendi.

Yazılıp söylenmemiş değildir ama aşağıda yazacaklarımın çoğu kişi tarafından bilinmediğini düşünüyorum. Yanlış ve eksik bilgiler kullanılınca konunun bir çıkmaza girmesi kaçınılmazdır.

Ataturk_Genc_Subay

  1. Samsun’a bir general gönderilmesinin nedeni:
    Mondros Ateşkes Anlaşmasında, anlaşmaya uyulmazsa
    İtilaf Devletlerinin istedikleri yeri işgal etme hakkı vardı. Silahlar toplanıp İtilaf Devletlerine teslim edilmeli, milliyetler arasında bir çatışma yaşanmamalıydı. Hükümet, Müttefikleri tatmin etmek için Mütareke koşullarına harfiyen uyulmasını istiyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Birlikleri Müfettişi olarak atanma kararnamesinde O’na şu üç görev verilmiştir:a) Karadeniz bölgesinde Rumlarla Müslümanlar arasında olduğu söylenen çatışmayı durdurmak,
    b) Doğu Anadolu’da kurulduğu söylenen Şûra yönetimlerini dağıtmak,
    c) Ordunun elindeki fazla silahları toplayarak İngilizlere teslim etmek.

    Fakat O, Samsun’a çıktıktan sonra bu görevleri yapmayı reddetmiştir.
    Hükümeti de buna ikna etmeyi çalışmıştır.

  2. Bu göreve neden Mustafa Kemal Paşa atanmıştır?
    Mütareke’de İttihat ve Terakki politikaları çöküp, parti yöneticilerinin yurt dışına çıkması veya yargılama altına alınması üzerine devlet yönetiminde İttihat ve Terakki yönetimine muhalefet etmiş kişilerin önü açıldı. Mustafa Kemal Paşa da bunlardan biriydi. Mütareke’de altı ay kaldığı İstanbul’da hükümete geçmek için çalışmalar yaptı. Sırf bunun için altı kez Vahdettin’le görüştü. İtilaf Devletleri temsilcilerinin tepkisini çekecek ilişkilerden ve demeçlerden kaçındı. Mustafa Kemal Paşa, 1. Dünya Savaşı’nda Almanya ile ittifaklıktan ayrılarak İngilizlerle ayrı bir anlaşma yapılmasını savunmuş, Ermeni tehcirinde de görev almamıştı. Bu nedenle İngilizlerin ve Fahrî yaveri olduğu Padişahın da güvenine sahipti. Damat Ferit Paşa da atanmasından önce O’nunla tanışmış ve amaçlarına uygun biri olduğuna karar vermişti. Müfettiş olarak atanmasının nedeni budur.
  3. Padişah O’nu vatanı kurtarsın diye mi gönderdi?
    Padişah, vatanın kurtuluşunu İngiliz dostluğunda görüyor
    ve bu dostluğu kanıtlarlarsa İngilizlerin Türkiye’nin himayesini üzerine alacağını, devleti parçalamayacağını düşünüyordu. Vatanın bu tutumla kurtulacağını düşünürsek, evet, Padişahın O’nu vatanın ‘kurtuluşu’ için gönderdiği söylenebilir. Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun, bürokrasinin ve halkın başına geçerek İngilizlere karşı bir direniş örgütlemesine taraftar olmadığı gibi, kendisinden önce İngilizlerin bu ‘tehlikeyi’ görmesi ve İngilizlerin isteğiyle O’nu derhal geri çağırmış,
    Mustafa Kemal bunu reddedince de O’nun görevine son vermiştir.
  4. Kurtuluş Savaşı 19 Mayıs 1919’da mı başlamıştır?
    Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’ndaki önderlik rolünü vurgulamak için de yapılsa
    bu iddia doğru değildir. 19 Mayıs 1919 tarihi bu açıdan sembol bir tarih sayılabilir. Bu savaşın başlangıç tarihi olarak Mondros Ateşkes Anlaşmasının hemen ertesi gününü kabul etmek gerekir. Çünkü Mütareke’den 19 Mayıs’a dek geçen 6.5 ay içinde Müdafaai Hukuk Dernekleri kurulmuş, Millî Kongre gibi kuruluşlar eliyle milli birlik arayışları başlamış, işgallere karşı kıpırdanmalar olmuştur. Mustafa Kemal Paşa Samsun yolundayken İzmir’in işgali üzerine
    bütün millet ayaktaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın rolü, bu ayaklanmanın başına geçerek
    onu zafere eriştirecek bir önderliği yapmış olmasıdır.
  5. AKP iktidarı Mustafa Kemal’i neden silmek istiyor?

    Bunun nedeni tarihsel bir hesaplaşma isteğinden kaynaklanıyor. Kurtuluş Savaşından sonra Mustafa Kemal Paşa’nın feodal üst yapı kurumlarına karşı açtığı savaş, bu sınıfın günümüzdeki temsilcilerini ona karşı bir itibarsızlaştırma ve unutturma kampanyasına götürmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın adıyla bütünleşmiş milli bayramlara karşı sistemli önemsizleştirmenin tek nedeni budur. Bu onları, Atatürk’e karşı Vahdettin’e sarılma çaresizliğine kadar düşüyorlar. (19 Mayıs 2016)

Sonuç       : Kurtuluş Savaşı tarihi doğru bir biçimde yazıldığında, bundan asıl zararlı çıkacak olanlar teslimiyetçi padişahçılardır. ‘Yerli ve millî’ olan padişah değil Kuvayı Milliye direnişidir.
============================
Güncelleme : 19 Mayıs 2016’da sitemizde yayımladığımız bu yazıyı,
bu yıl bir kez daha paylaşmak istiyoruz.. 19 Mayıs 2017

Değerli dostumuz Sayın Zeki Sarıhan‘a bu önemli yazısı için teşekkür ediyoruz..
O’nun devrimci tarih birikimini ve bilincini önemsiyor ve kendisinden hep öğreniyoruz..

1999’da ATV’de, Sn. Hulki Cevizoğlu’nun Cevizkabuğu programında saatlerce biz de
bu gerçekleri anlatmaya çabalamıştık bir “Padişah Vahdettinci” karşısında..
O tarihte 80 yaşını geçmiş olan bu kişi, önceleri yazdığı bir kitabında ise tersine tezleri savunmuştu. Kitabından alıntı yaptığımızda saçma – komünistçe bulmuştu!
Kitabını gösterince ise çoook mahçup ??

İnsanlar neden kendilerini böyle zora sokar?
Saygın olan gerçeği – yalnızca nesnel gerçeği öğremeye çabalamak olmalı..

Sevgi ve saygı ile. 19 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net profsaltik@gmail.com

Epidemiyolojide Risk Ölçütleri / Epidemiological Risk Measures


Sevgili AÜTF Dönem 2 Öğrencilerimiz,

Epidemiyolojik Risk Ölçütleri” başlıklı ders notlarımızı, güncellenmiş olarak,
aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayarak okuyabilirsiniz…

Son olarak bu dersimizi Mayıs 2016’da AÜTF (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi)
Dönem 2’de 2 saat olarak işlemiştik. Bu yıl ne yazık ki süremiz 1 saat..

Ancak, büyük üzüntüyle belirtelim ki; 444 kişilik sınıf A ve B olarak 2’ye bölünüp
adeta 2 tıp fakültesi gibi büyük özveri ile eğitim verilirken, 222 örencinin 1/10’unun bile
derse gelMEmesi çok can sıkıcıdır ve kabul edilemez.
02 Mayıs 2017 günü sınıfta ne yazık ki yalnızca 15 öğrenci vardı!?

Tıp Fakültesi öğrencisinin çok daha sorumlu davranması beklenmektedir.
Tıp eğitimi ekstern, devam etmeden sürdürülecek bir eğitim değildir.
Belki, sınırda sınav başarıları ile diploma da alınabilir.

Kısa süreli RAM belleğe emanet edilen ezber bilgiler,
sınavlarda ölçme – değerlendirme kurallarına yeterince uyulamamasından da beslenen
aldatıcı bir başarıya dönüşebilir..

Ancak köklü bir tıp kültürü sağlaması, kalıcı bir sediment bırakması beklenmemelidir.

Nitekim sınavlarda, muhakemeye ve sorun çözmeye yönelik sorularda derse devamsızlık, belirgin düzeyde olumsuz etkili olmaktadır. Öbür soru türlerinden sağlanan puanlarla
handikap giderilmeye çalışılmaktadır. Bu tutum bilimsel ve akılcı değildir.

Kurumlarımız aşırı ve gereksiz öğrenci sayısıyla çooook zorlanmaktadır.
Öğrencilerimiz bu tabloda kendilerine yakışan davranışla yönetime yardımcı olmalıdır.
Bu sorunu bilen Yönetim –bizim de yansıttığımız üzere- önlemini almıştır.

Akılı kartlar ile sınıfa girme ve elektronik yoklama gibi..

Tıp bir bütündür ve Kanıta Dayalı Tıp Dersleri olmadan hekim – iyi hekim olmak olanaksızdır.
Öğrencilerimizin kimi yersiz takıntılarını aşmaları, derslere tam devam etmeleri,
sorumluluklarının kaçınılmaz gereğidir.
Kimi konular yoğun us yürütme (muhakeme) gerektiriyor, dersi dinleyerek kavranabilir.
Unutulmasın ki, yüz binlerce öğrenci sizin ulaştığınız bu olanağa erişememiştir.
Nitelikli hekimler olmak, öğrencilerimizin boyun borcudur.

Çağa, tarihe, ulusumuza ağır sorumluluklarımızı gözardı etmeye hiçbirimizin hakkı yoktur.

Yararlı olması dileğiyle..

Epidemiyolojik_risk_olcutleri
(64 yansı, 2,4 MB)

Sevgi ve saygı ile. 03 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com 

 

ULUSAL EGEMENLİK NE DEMEK??


ULUSAL EGEMENLİK NE DEMEK??

Dostlar,

Yukarıdaki başlığı taşıyan kapsamlı bir power point sunumumuzu bir kez daha paylaşmak istiyoruz.
Yüce Meclis’in, “Rejimin Kâbesi“nin  açılışının 97. yılı kutlu olsun.

Başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm yurtsever yiğitlere sonsuz selam olsun..

Kutsal emanetlerini yaşatacağız..

  • Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacak, yaşatılacaktır.

Gazi Paşa‘nın öngörüsü ve kesin buyruğu (standing order) bu yöndedir.

  • Dinci – gerici – bölücü AKP parantezi de elbete kapatılacak;

Türkiye Cumhuriyeti ANADOLU AYDINLANMASI – Rönesansı yürüyüşünü
kararlılıkla sürdürecektir. Anayasa değişikliği hedefleyen ve Türkiye’yi “Anayasal” değil fakat “biçimsel anayasalı” bir devlete indirgeyecek 16 Nisan Halkoylamasında “evet” oyları adına yapılan muazzam hile, yapan ve yaptıranlar adına utanç vericidir. YSK da bu çirkin oyuna
alet olarak Ulus Egemenliğinin gasp edilerek “tek adama” devrine, despotizme katılmıştır. Yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir, döndürülecektir. Ama Danıştay’dan, ama Anayasa Mahkemesi’nden ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden.. Olmadı, Ulusumuz meşru direnme hakkını kullanarak kan ve can ile edindiği egemenliğini kimselere devretmeyecektir.

Kemalist Devrim ve programı “6 Ok” evrenseldir ve tüm mazlum ülkeler – halklar için kanıtlanmış bir anti – emperyalist kurtuluş reçetesidir. Türkiye öncü ve örnek olacaktır.

O, Yüce ATATÜRK“Egemenlik bağsız koşulsuz HALKINDIR…” demişti..
“Egemenlik bağsız koşulsuz uluslararası sermayenindir. “dememişti..
KüreselleşTİRmeci = Yeni emperyalistlere, AB / ABD mandacılarına anımsatmak isteriz.

Kapsamlı yansıları izlemek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Ulusal_Egemenlik_23.4.13

Sevgi ve saygı ile. 23 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktı

Özkiraz: Mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktı

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Kapanan AKAM’ın sahibi Kemal Özkiraz, “Benim partilerden, sandık gözlemcilerinden aldığım bilgiler, mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktığı yönünde. Böyle bir şey tesadüfle açıklanamaz” dedi.

[Haber görseli]

Referandumdan ‘Evet’ çıkması halinde anket şirketini kapatacağını açıklayan Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi’nin (AKAM) sahibi Kemal Özkiraz, dediğini yaptı, şirketi kapattı.

“Yenildiği için değil anket yapmanın anlamsız hale gelmesi nedeniyle bu kararı aldığını” belirten Özkiraz “1 milyon oyun iptal edildiği, 2.5 milyon oyun mühürsüz kullanıldığı bir ülkede doğruyu bilip bilmediğimize, yanılıp yanılmadığımıza emin olamadığımız bir ortamda anket yapmanın ne anlamı var” diye sordu.

‘MÜHÜRSÜZ PUSULALARDAN ‘EVET’ ÇIKTI’

Gazete Duvar‘dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre Özkiraz şunları ifade etti:

“Benim partilerden, sandık gözlemcilerinden aldığım bilgiler, mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktığı yönünde. Böyle bir şey tesadüfle açıklanamaz. YSK’nin acilen
kaç mühürsüz oy pusulasının kabul edildiğini açıklaması gerekiyor. Bu seçim sonucunu etkilemeyecek sayıda olsaydı zaten YSK açıklar, kimse de itirazını sürdürmezdi. Belli ki mühürsüz oy pusulaları bu seçim sonucunu belirlemiştir. Kimi kaynaklar 2- 2.5 milyon oydan sözediyor. Bu da katılıma göre %6 gibi bir orana karşılık geliyor. 900 bin oyun geçersiz sayıldığı bir yerde mühürsüz oy pusulası gerçekten bu denli çoksa, ortada bir hile var demektir. Hileli bir seçimi okumak nasıl doğrudur bilemiyorum.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ siyaset/720991/Kilicdaroglu__gizli_oylar__dahil__Hayir_in_son_durumunu_acikladi.html, 18.4.17)
==============================
Dostlar,

Halkoylamasında yapılan hukuksuzluğu YSK Başkanı Sadi Güven kameralar önünde itiraf etti o gece (16.4.2017).. Mühürsüz oy pusulaları ve zarfları kullanıldığını, ancak bunların YSK’ya ait olduğunu, dışarıdan getirilmediğini, AKP’nin ricasıyla da bu oyların dışarıdan getirildiği kanıtlan(a)madığından, halkın iradesi yansısın diye geçerli sayıldığını belirtti..

Neresinden tutulmalı, tutulabilir ki?? 10 soru sıralayalım ve yanıt arayalım :

1. Böylesine usulsüz kullanılan oy sayısı ne kadardır, YSK açıklamak zorundadır. Evet – Hayır oyları arasında 1,3 milyon fark vardır. 298 sayılı yasanın 98 ve 103. maddelerine göre geçersiz oy sayısı 2,5 milyon olarak belirtilmektedir. Bu oyların “hayır” oyu olmadıkları, olamayacakları açık – kesin olduğuna göre, söz konusu 2,5 milyon yasa dışı “evet” oyu dışarıda tutulursa, halkoylamasından HAYIR çıkması gerektiği anlaşılmıyor mu?
2. Bu durumda YSK, halkoylamasının yönünü tersine çevirmiş olmuyor mu?
3. YSK’nın halkoylaması öncesinde yayımladığı 135/1 sayılı genelgede belirtilen kurallara aykırı değil midir mühürsüz oy pusulası ve zarf kullanmak? (Bu genelge 298 sayılı yasaya dayalıdır.)
4. YSK’nın web sitesinde yer verdiği seçmenlere uyarı posterinin en başında mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçersiz olacağı belirtilmemiş midir?
5. 298 sayılı yasanın 98 ve 103. maddelerine göre mühürsüz oy pusulası ve zarf kesin olarak geçersizlik nedeni belirtildiğine göre, yasanın BUYURUCU KURALI karşısında YSK’nın yorum yaparak bu düzenlemeyi aşma olanağı var mıdır?
6. 6’sı Yargıtay’dan, 5’i Danıştay’dan kendilerince seçilen 11 yüksek yargıçtan (y asıl + 4 yedek) oluşan Yüksek Kurul, Hukuk Fakültelerinin 1. sınıfında okutulan “Hukuk Başlangıcı” derslerinde öğretilen hukuk metinlerinin yorum kurallarını bilmediği kabul edilebilir mi?
7. Yasaların buyurucu (emredici) kurallarına karşın tersi yönde yorumla işlem yapmak o işlemi yok hükmünde kılmaz mı? Böylesi bir işlem mutlak mutlan ile sakat, hükümsüz değil midir?
8. Yasaların buyurucu (emredici) kurallarına aykırı işlem ve eylemler suç oluşturmaz mı? YSK’nın bu TAM KANUNSUZ işlem – eyleminin yaptırımı nedir?
9. Buyurucu (emredici) olsun ya da olmasın mevzuat hükümleri karşısında bu kuralları uygulama durumunda olan YSK’nın halkın siyasal iradesi sandığa yansısın” biçiminde bir gerekçe / kaygı hakkı ve yetkisi var mıdır?
10. Yapılan ve kameralarla da yurdun birçok yerinde saptanan “evet” yanlısı usulsüzlükler tersine, “hayır” lehine olsa ve diyelim CHP ricacı olsa idi YSK buna da “tamam” der miydi?
*******
Açık usulsüzlük süreci ve irdelemesi aşağıdadır. Olacak şey değildir… Hukuk kalmamıştır.

YSK, Anayasanın 79. maddesinde yer alan aşağıdaki düzenlemelere mi güvenmektedir?

  • “……şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlam”
  • “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” 

    Anayasa ve İdare Hukuku öğretisinde (doktrininde) YSK kararlarının Anayasa Mahkemesine taşınabileceğine ilişkin görüşler ve örnekler vardır. Ankara Belediye Başkanlığına aday Mansur Yavaş’ın Melih Gökçek’e karşı YSK kararını Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ile taşıması belleklerdedir. YSK, Anayasa’nın Yargı / Yüksek Mahkemeler bölümünde yer almamaktadır. Anayasa kendisinden açıkça mahkeme olarak söz etmemektedir. Ayrıca Anayasa’da 148. madde ile tanınan Bireysel Başvuru hakkı 79. maddeden sonradır ve genel bir düzenleme ile bir “hak” tanımaktadır. YSK yargılama yöntemi kullanmamakta, gerçekte idari işlem ve eylemler yapmaktadır. Bu bakımdan, son kararı ile ilgili olarak yararı (çıkarı) zedelenen herkes = olayda tüm yurttaşlar Danıştay’a iptal ve sorunun ivediliği nedeniyle YÜRÜTMEYİ DURDURMA başvurusu yapabilirler (AY m. 125/5, 2577 sayılı İYUK yasası md. 27). Aynı anda veya Danıştay başvurusunun ardından Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuru yapılabilir. Ne var ki, AYM iptal kararları geriye yürümemektedir (Anayasa m 153/5).

İç hukuk sisteminden sonuç alınamayacağı açık ise, doğrudan AİHM’ne başvuru da olanaklıdır ancak bu Mahkeme, yürütülebilir (infaz edilebilir) hükümler kurmamakta, insan haklarına aykırılık varsa AİHS bağlamında belirlemekte ve bu karar Türk Hükümetine bildirilmektedir. İşlem ve veya sonuçları ortadan kaldırılabilecekse, davayı kazananların süresi içinde başvurması ile yargılama yenilenmekte ve yeni bir yargı kararı üretilmektedir. AİHM’nin AİHS’ne aykırı bulduğu işlem ve veya sonuçları geri döndürülemeyecekse, Hükümet başvurucuya tazminat ödemeye mahkum olmaktadır.

Özetlenen süreçte kısa sürede hızla sonuç almak çok rahat gözükmüyor. Ancak gecikme durumunda bile, bu arada yapılacak işlemlerin bir bölümü geri alınabilir. Şöyle ki :

Anayasa değişikliğinin halkoylaması sonucu kesinleşerek YSK tarafından Resmi Gazetede yayımlanmasını izleyen 30 gün içinde HSYK yeni adıyla HSK’ya dönüşecek, 34 üyenin görevleri düşecek, CB 4 üyeyi doğrudan atayacak, Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarı Kurulun sırasıyla başkanı ve doğrudan üyesi olmaya devam edecektir. Bu 6 üye doğrudan Erdoğan tarafından belirlenmektedir. Kalan 7 üye, AKP’nin 316/550 oyu olan TBMM’de seçilecektir.. 13 üyeli ve 2 daireli HSK yeniden oluşturulacaktır. Bu işlemler, AİHM’nin YSK kararını hukuksuz bulması durumunda geriye yürütülebilir.

Aynı biçimde askeri yargının kapatılmasıyla Anayasa Mahkemesindeki 2 üye (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay kökenli) düşecektir. Son olarak Erdoğan AKP’ye üye / başkan seçilebilecektir. Öbür hükümler 3 Kasım 2019 seçimleri sonrasında yürürlük alacaktır. Bu idari işlemlerin de AİHM kararı üzerine geri döndürülmesi olanaklı düşünülmektedir.

Bu gerekçelerle yurttaşlar YSK’ya itirazda bulunabilirler, YSK kendiliğinden de geri adım atabilir. Söz konusu halkoylaması ve sonuçları son derece ciddi ve ağırdır. Ülkemizde barış ve istikrara, adalet duygusuna, kamuyoyu vicdanına, demokratik hukuk devletinin gereklerine (Anayasa md. 2) uyulması çok büyük önem taşımaktadır. Halkoylaması pek çok bakımdan hukuka aykırılık taşımaktadır. AGİT Kurulu da bu açık çiğnemleri (ihlalleri) ve adaha fazlasını saptadı ve 17.4.2017 günü basın açıklaması ile kamuoyu ile paylaştı.

  • YSK’yı hakoylaması sonuçlarını derhal ve tümüyle iptal etmelidir…
    Bir de tersinden söyleyelim iyice anlaşılması için:
  • Halkoylaması sonuçları derhal ve tümüyle YSK tarafından iptal edilmelidir.

Bu adım kritik önemdedir ve Türkiye için doğru – hayırlı olandır.
YSK’yı partizanca – AKP yandaşı ve onun güdümünde görmek istemiyoruz.
Toplumsal barış – huzur adına hiç istenmeyen olumsuz gelişmelerden endişeliyiz.

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com