KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

Ahmet GÖKSAN
Cumhuriyet
, 17.11.19

“Hükümetten, dünya sulhu ve insanlığın emniyeti bakımından köklü tedbirlerin alınmasını birçok defalar rica ettik. Fakat ne yazık ki beklediğimiz ve özlediğimiz garantilerden çok uzak bulunuyoruz.” 1958 Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs Adası’nın Osmanlı yönetimi tarafından İngiltere’ye 1878 yılında kiralanmasından sonra olayların saman alevi gibi parlamasına karşın için için yanmaya devam ediyor. Adada iki ulusun uzantıları olan Türklerle Rumların yaşadıkları biliniyor. Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan en küçük bir olumsuzluktan Kıbrıs’ta yaşayan Türklerle Rumların etkilendiği biliniyor. Bir de buna İngiliz yönetiminin yanlı tutumunun eklenmesi ile Türk’ler için adada zorluklar yaşanmasının nedeni oluyor.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş, İngiltere’nin sömürgelerini terk ederek kendi kabuğuna sığınması ile sonuçlanıyordu. Yaşanan ayrılıktan sonra terk edilen ülkelerde iç çatışmaların yaşanmasına da zemin hazırlamış oluyordu. Kıbrıs’ın da bundan etkilenmesi sonrasında Ortodoks Kilisesinin destekleri ile EOKA terör örgütünün kurulmasına karşın Türklerin de en azından savunma örgütü kurmaları kaçınılmazdı.

EMPERYALİZMİN KORKUSU 

Kıbrıs Türkleri de 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdular. Bir başka gerginlik ise adada kurulmuş olan komünist AKEL Partisi’nin varlığı idi. Emperyal güçler için Doğu Akdeniz’de ikinci bir KÜBA’nın kurulması endişeleri vardı. Bu nedenle EOKA’yı bu amaçla kullanmaya başladılar.

Türkler sürekli olarak saldıran taraf değil, savunmada olan taraf idi. Yaşanan saldırılar sonrasında çok sayıda Türk yaşamını yitirirken, öbürleri de yaşamakta oldukları bölgeleri terk etmek durumunda kaldılar. Bu konuya ilişkin olarak BM görevlisi diplomat Mr. A. Ortega’nın, Mayıs ve Haziran 1964 döneminde hazırladığı ve adı ile anılan raporda, Rumların saldırıları ayrıntıları ile yer alıyor. Buna karşın rapora ilişkin herhangi bir işlemin yapılmadığını kaydetmek istiyoruz.

Yunanistan’daki Albaylar Cuntası Makarios ile uyuşmazlık yaşıyordu. Bunun sonucu olarak 15 Temmuz 1974’te darbe sonrasında adı geçen kişi BM Güvenlik Konseyi’nde 19 Temmuz 1974’te konuşurken, “Kıbrıs’ın Yunan ordusu tarafından işgal edildiğini, Türk’lerin can güvenliklerinin olmadığını, bu nedenle garantici ülkelerin müdahale etmelerini” istiyordu. Aynı kişi, kısa süre sonra Türk ordusunu işgalci olarak suçlamaktan da geri durmuyordu.

Son dönemde sıklıkla gündeme taşınan garantilerle tek yanlı müdahale hakkına ilişkin tartışmalarına da değinmek istiyoruz. 19 Şubat 1959’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığının sağlıklı bir yapı içinde sürmesini sağlamak için Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantici ülkeler oluyorlardı. Ada’da konuşlu bulunan ve adanın %13 toprağına sahip olan iki adet İngiliz üssü de Garanti ve İttifak antlaşması içinde yer alıyor.

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Garantici ülkelerin adada bozulan düzenin yeniden kurulmasından yana tavır almaları adı geçen antlaşmada yer alıyor. Bu nedenle, adı geçen antlaşmanın değiştirilmesi konusunda son dönemde sıklıkla yapılan tartışmalar, taraf olan İngiltere’nin de onay vermesini gerektiriyor.

Komünist AKEL Partisi sıklıkla bu üslerin kapatılması veya kira ödenmesi konusunu gündeme taşıyor. Böyle bir isteğe adadaki İngiliz Yüksek Komiseri Bay Stephan Lillie, “kuruluş antlaşmasını okuması gereken insanlar var” diye yanıtlıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 36. yılına geldiğimiz bugünlerde Berlin’de yeni bir müzakere süreci başlatılmak isteniyor. Bugüne değin konuşulmayan hiçbir şeyi kalmamış olan uyuşmazlığın “neyini tartışacağız”, gerçekten meraka değer doğrusu. Görüşülecek yeni diye sunulan Referans Belgesi, 50 yılı aşkın süredir konuşulan konulardır. Bunların yeni diye sunuluyor olması anlaşılır olmanın da ötesindedir. Yapılacak müzakerelerden sonuç beklenmesi, Godot’yu beklemeye koşut bir davranıştan öteye geçemeyecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 36. yılına ulaşmış bulunuyoruz. Torunlarımızdan emanet aldığımız Cumhuriyetimizle Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatarak torunlarımızdan kendi torunlarına teslim etmelerini isteyeceğiz. Bu nedenle yapmakta olduğumuz mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz.

Yüce Atatürk’ün “Bu adaya dikkat ediniz” söylemine sıkı sıkıya bağlı olarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor mu ne…
==========================================
Dostlar,

15 Kasım, KKTC’nin 36 ncı kuruluş yıl dönümü.

Devletin tepesi ve basınımızın kalemşörlerinin KKTC’yi Rum’a satmak için harcadıkları çaba hedefine ulaşmışken, Rum’un ANNAN Planı’na “hayır” demesi sayesinde yarım kaldı.

KKTC’nın kuruluşu uğruna şehit olan TMT, Silahlı Kuvvetler mensupları ile Mücahitlerin ruhları şad olsun.

Yaşamlarını bu mücadeleye adayan Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, emeği geçen herkesi rahmetle anıyor, yaşamda olanları şükranla selamlıyoruz…

Selam olsun o yurtsever yiğitlere, şehit ve gazilere..

Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için…

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için…

Emre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet
, 10 Kasım 2019

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Sevgili okurlarım, siz bu satırları okurken ben Almanya’da, Türk Üniversiteliler Derneği’nin davetlisi olarak Köln Üniversitesi’ndeki bir toplantıda Atatürk’ü anlatıyor olacağım.

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için hem insanlık tarihini hem de insanlık tarihi içinde özellikle dinler tarihi ile Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet tarihini, savaşlar, siyasal rejimler ve devrimler açısından iyi bilmek, özümlemiş olmak gerekmektedir. Ancak bu bilgilerle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aksakallı acımasız tarihi nasıl mağlup ettiğini, onun karşı konulmaz gücüne nasıl boyun eğdirdiğini anlayabilir ve anlatabilirsiniz.
***
İnsanlık tarihini iyi bilecek ve iyice özümlemiş olacaksınız:

Toplayıcılık-Avcılık Dönemi’ndeki göçebe toplumları, Tarım Devrimi’yle ortaya çıkan din-tarım imparatorluklarını, Endüstri Devrimi’yle oluşan ulusal devletleri, Bilişim Devrimi’nin etkilerini öğrenmiş, onlar hakkındaki bilgileri sindirmiş olacaksınız.

Siyasal tarihi, devrimler tarihini ve dinler tarihini iyi bileceksiniz.

Siyasal tarih içinde dinlerin rolünü iyi anlayacaksınız. Din ve siyaset ilişkilerini devrimler tarihi açısından özümlemiş olacaksınız.

İslam tarihini bütün öteki dinlerin tarihleriyle birlikte, siyasetteki rolünü anlayarak en ince ayrıntılarına kadar bileceksiniz.

Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet tarihini çok iyi bileceksiniz.
Bu tarihin, insanlığın gelişmesi içindeki yerini, katkılarını, eksiklerini, öteki toplumlarla ve devletlerle olan ilişkilerini, rolünü iyi değerlendirmiş olacaksınız.
***
Bu genel bilgileri iyice sindirdikten sonra, özellikle Amerikan, Fransız, Rus ve Türk Devrimlerini çalışacaksınız.
Siyasal akımları, sömürgeciliği, liberalizmi, kapitalizmi, emperyalizmi, faşizmi, Marksizmi, Leninizmi, demokrasiyi öğreneceksiniz.
İşte ancak ondan sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun, aksakallı merhametsiz tarihin ellerinde son nefesini nasıl verdiğini, Sevr Antlaşması’na nasıl mahkûm edildiğini anlayabilir…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yalnızca Kurtuluş Savaşı’yla değil, Atatürk Devrimleriyle de bu tarihe Trakya ve Anadolu’da nasıl diz çöktürdüğünü ve Lozan ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin farkını görebilirsiniz!
***
Ben aile ve toplumsal değişme üzerinde ihtisaslaşmaya çalışan bir toplumbilim öğrencisi olarak akademik yaşamımın çok önemli bir bölümünü Türk Devrimi’ni ve elbette onun lideri olan Atatürk’ü öğrenmeye ve anlamaya vakfettim.

Hâlâ da bilgilerimin çok eksik olduğunu fark ediyorum; bu nedenle de bıkmadan, usanmadan, okumaya öğrenmeye devam ediyorum.

Siz bu satırları okurken, “Atatürkçü Devrim Modeli” çerçevesindeki bilgilerimi Almanya’daki dinleyicilerime aktarıyor olacağım.

  • YAŞASIN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK:
  • YAŞASIN O’NUN KURDUĞU DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ!
    ===========================================
    Dostlar,

Çok değerli Aydınlanmacı yazar, düşünür, bilim ve eylem insanı, Atatürkçü – Devrimci savaşım (mücadele) insanı Sn. Prof. Dr. Emre Kongar’a çok şey borçluyuz..
80 yalına dayanan bu bilge insan, alçakgönülülüğü ile de örnek oluyor..
Ankara Üniversitesi SBF – Mülkiye’yi (Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdikten sonra 60 yıla yakın zamandır Sosyoloji çalışan Prof. Kongar, kendisini “hala bir Sosyoloji öğrencisi” olarak tanıtmakta.
Son 1-2 yıldır da TELE1’de hafta içi her akşam saat 20:00’de 18 dakika (sıklıkla aşılıyor doğallıkla) programını, yine çok değerli ve yürekli – çalışkan – üretken gazetecei -yazar Sayın Merdan YANARDAĞ ile gündemi yorumlayarak çözüm yolları öneriyorlar..
Bu programın kaçırılmamasını öneriyoruz..

Bu verile ile Sn. Kongar ve Sn. Yanardağ’a teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız.

(Not : Bu arada, bizim da 1996’dan bu yana AYDINLANMA konferanslarımız yurt içi, dışı.. 1520’yi buldu! Ülkemize, insanımıza, Yüce Atatürk’ün ışıklı yoluna bizden de bir tutam katkı..)

Sevgi ve saygı ile. 11 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yüce İnsan ve Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü Niçin Anıyoruz?

Yüce İnsan ve Önder
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü
Niçin Anıyoruz?

Güncelliğini koruduğu için, geçen yıl yayınladığımız aşağıdaki yazı ve eklerini bir kez daha site okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunuyoruz.. Özellikle yansıları..

Sevgi ve saygı ile, 10 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
============================
Dostlar,

Doğumunun 137. (19 Mayıs 1881), ölümünün (10 Kasım 1938) 80. yılında
Yüce İnsan ve Önder  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü neden anmayı sürdürüyoruz??

Bu soruya kapsamlı bir yanıt olmak üzere 121 yansıdan oluşan bir görsel dosyamızı paylaşmak istiyoruz. 10 Kasım 2006’da Yeni Yüksektepe Kültür Derneği‘nde, aldığımız çağrıya karşılık olarak katılımcılara sunmuştuk. İzlenmesini ve özellikle çocuklarımızla, gençlerimizle konuşarak – tartışarak özenle irdelenmesini dileriz.

Milli Eğitim Sistemimizin AKP = RTE tarafından Ulusal – Laik – Akılcı – Bilimsel – Sorgulayıcı – Kamusal olmaktan çıkarılalı epey yıllar oldu.. Tam tersi niteliklerle felç edildi Türk Eğitim Sistemi. Kendi tarihini bilmeyen, kurucularına – kurtarıcılarına bile nefret yüklü, dinci ve kinci, soru sormadan ezberleyen, biat kültürünün kulları olmaya koşullanmış molla kafalı insanlarla dolu olsun isteniyor Türkiye.. Oysa Suudi Arabistan “ılımlı İslam”a dönüyor Vahabilikten!

Çağdışı – ilkel Halife – Sultanlık rejimine geri dönüş için “insan” (?) malzemesini hazırlıyor, kuşaklarını dönüştürüyor.. Nesl-i Cedit yaratma peşinde AKP.. Demokrasi düzeyi 180 dolayında
ülke arasında 140. sıralara dek gerilemiş, PISA eğitim yarışmalarında özellikle 4+4+4 ilkelliği ardından en diplerden kurtulamayan. yolsuzluk – hırsızlık – ahlaksızlık – cinayet – iş kazaları – trafik kazaları – çevrilemeyen dış ve iç borç – dev cari açık ve dış ticaret açığı – işsizlik – yoksulluk – enflasyon – yasaklar ve örtük OHAL altında TEK ADAM … ülkesine dönüştürüldük özellikle şu son 16 yıllık AKP – RTE iktidarında..

  • Şimdilerde çok ağır, yakıp – yıkan bir ekonomik – çok yönlü bunalıma sürüklendik
    TEK ADAM REJİMİNİN kısa erimde patlayan faturası olarak..

İki milyona dayanan İmam Hatip öğrencimiz, binlerce Kuran kursumuz ve hafızımız var.
Cumhuriyetin tepesinde de bir İmam (İmamların Öcü – Yavuz Selim Demirağ) ve Türkiye’yi bir din devleti yapma sevdası – sanrısı (hezeyanı) içinde adeta.

Ama bu lanetli yılların (Hulki Cevizoğlu) ve kuşatmanın artık bit(iril)mesi gerek.
AKP – RTE %51 takıntısı ile takiyyeye sarıldı gene!.. “10 Kasım’da sap gibi ayakta durmanın anlamı yok..” diyenler bu gün, 10 Kasım 2018’de Anıtkabir yollarına düşüyor. Erdoğan, iğreti de olsa arada “ATATÜRK” diyerek övgüler (!?) düzüyor..  Klavyemizin tuşlarına aşağıdaki görkemli öngörü üşüşüyor :

  • “Beni inkâr edeceksiniz hatta bühtanla yad edeceksiniz.
    Hint’e, Yemen’e ve Mısır’a giden fikirlerim, orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

Erdoğan hayal dünyasında.. Anıtkabir defterine 10 Kasım 2018 günü, Cumhuriyete armağan olarak İstanbul havaalanını yaptıklarını söylüyor!? “Dahili ve harici bedhahlarla” savaştıklarını.. söylüyor gerçekte Atatürk devrimleriyle boğuşan kadrolar kendileri oldukları halde! “Ruhun şad olsun” diye bağlıyor sanki Atatürk’ün O’nun bu dileğine gereksinimi varmış gibi! Kendi dünyasına hapsolmuş apaçık. Bunca mı takiyye olur?! Saray’daki kalabalıklara seslenişte de bir içerik yok.. Kuşakların koşullandırıldığını söylüyor eğitim ile. Oysa kendi “dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz..” demedi mi? “Dininizi ve kininiz eksik etmeyin..” demedi mi ve Milli Eğitimi bu yönde yozlaştırmadı mı?? Bu davranışlar Cumhuriyet’e açık – örtük cihat ilanı değil midir?!

  • Soralım                      :
  • Hangi dinde kin – kindarlık – nefret var??
  • İslamiyet tam tersini buyurmuyor mu?
  • Bu durumda Erdoğan ve bu sözleri İslam dini dışına düşmüş değil midir??

Mustafa Kemal Paşa‘yı bu sorumluluk ve kararlılık içinde anmak istiyoruz.
Yeniden kurtuluşumuzun ipuçlarını, esin kaynaklarını O’nun eşsiz KURTULUŞ (Bağımsızlık Savaşımız) ve KURULUŞ destanında (Kemalist Kültür Devrimi) yakalamak istiyoruz.

” Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır ve
Türk Ulusu, güvenlik ve mutluluğunu temel alacak ilkelerle
uygarlık yolunda
tereddütsüz yürümeye devam edecektir. “

Engin öngörüsü ve kararlılığı bize güç kaynağı ve rehber..

ATATURK_Gercek_Insan

Yansıları görmek için lütfen tıklar mısınız??

Gercek_Insan_ATATURK_10.11.2006

Sevgi ve saygı ile.
10 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ULUSAL TARİHİMİZ ONURUMUZDUR!

ULUSAL TARİHİMİZ ONURUMUZDUR!

Ertan URUNGA
(E) Askeri Yargıç, e.urunga@yahoo.com.tr

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Hep biliyoruz ki; Türk ulusunun yakın tarihi, başımızı göğe erdiren ve her yıl kıvanç ve coşku ile anıp kutladığımız büyük utkularla doludur ve bütün bunlar da ulusal onurumuzdur.

Ne var ki; geçmişte ülkemizi istila eden emperyalist devletlere karşı başlattığı görkemli bir Kurtuluş savaşı sonunda, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK ile silah arkadaşlarının ve hatta dünyanın imrenerek izlediği devrimlerinin, tarih bilincinden yoksun kimi şer odaklarınca –ihanete varan iftira ve yalanlarla– küçük düşürülerek, değersizleştirilmek istendiği hemen her gün üzüntü ve esefle izlenmektedir. 

Bu durum karşısında, tarihsel gerçekleri kişisel çıkarları için çarpıtmaya kalkışanların yalanlarını hiç bıkıp usanmadan dile getirerek, toplumu doğru bilgilendirmenin de Türk aydınlarının başat görevi olduğuna kuşku yoktur. 

Sayın (E) Alb. Osman ARAS da 21.10.2019’da Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın web sitesinde  yayınlanan “19 EKİM 1922’den GÜNÜMÜZE” başlıklı özlü yazısında kendisine düşeni yapmış ve dönemin en büyük emperyalist devleti İngiltere’nin tarihi kadar ulusal tarihimiz açısından da önem taşıyan gerçekleri kısaca dile getirmiştir. (http://ahmetsaltik.net/2019/10/21/19-ekim-1922den-gunumuze/)

Tarihten Bir Kesit

Biz de sözü daha çok uzatmadan, Sayın ARAS’ın 19.10.1922 tarihinde İngiliz Parlamentosunda yaşanan olayları anlatan bu yazısının, tarihi çarpıtmaya çalışan aymazlara ibret olması dileğiyle, aşağıda aynen, 1 kez daha paylaşmakta yarar görüyoruz:
*****

19 EKİM 1922’den GÜNÜMÜZE 

19 Ekim 1922: “AZILI TÜRK DÜŞMANI” İNGİLİZ BAŞBAKANI LLOYD GEORGE, TBMM ORDULARININ BAŞKOMUTANI GAZİ MAREŞAL MUSTAFA KEMAL PAŞA’yı “DÂHİ” OLARAK TANIMLAYIP, GÖREVİNDEN İSTİFA ETTİ….

1. Dünya Paylaşım Savaşı yenilgisinin ardından parçalanan Osmanlı devletinin toprakları üzerindeki “emperyal emellerini” gerçekleştirmek için; Yunan işgaline her türlü desteği sağlayan (Büyük Britanya Birleşik Krallığının) İngiliz Başbakanı Lloyd George’un siyasal kariyeri, Yunan Ordusu’nun 30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar’daki “Başkomutan Meydan Muharebesinde” bozguna uğraması üzerine, hüsrana uğrayarak 19 Ekim 1922’de görevinden istifası ile sona ermiştir.

İngiltere Başbakanı Lloyd George (1863-1945) istifa gerekçesini şu sözlerle açıklamıştır:

  • Arkadaşlar, Yüz yıllar nâdiren dâhi yetiştirir…Şu talihsizliğimize bakın ki; O büyük dâhi, çağımızda Türk Ulusu’na nasip oldu ve bizim karşımıza çıktı… Mustafa Kemâl’in dehâsına karşı elimden ne gelebilirdi ?”
    (KAYNAKÇALI ATATÜRK GÜNLÜĞÜ, Prof. Dr. Utkan Kocatürk, 1988-İŞ Bnk. yay. no 294)

DÜŞMANLARININ BİLE TAKDİRİNİ / HAYRANLIĞINI KAZANAN GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN; DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTARDIĞI AZİZ VATANIMIZDA YAŞADIĞI HALDE… HİÇ SIKILIP / UTANMAKSIZIN… O’NA DİL UZATABİLEN (GAFLET – DALALET – İHANETİ) MİLLETÇE TEL’İN EDİYORUZ !.. 

Ebedî Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü her zaman rahmetle, hürmetle, minnetle anıyoruz… MEKÂNI CENNET OLSUN”
*****
Değerli dostlar,

Sevgili Atamızın “En Büyük Eserim” dediği bizlere armağan ve kutsal emanet Cumhuriyetimizin 96. Yıldönümünü kutladığımız geçtiğimiz hafta;

O’nu salt bedensel olarak sonsuzluğa uğurladığımız ama gönlümüze ve bilincimize kazıdığımız Büyük Atatürk’ü 81 yıl sonra bir 10 Kasım günü (2019) bir kez daha anarkan;

Şu sıkıntılı günlerde olduğu gibi tarihte iz bırakan öbür önemli günlerimizi de coşku ile kutlayarak ulusal tarihimize her koşulda sahip çıkmak; bir yurttaşlık görevi olduğu kadar, ulu önderimiz ATATÜRK başta olmak üzere ulusal kahramanlarımıza, aziz şehit ve gazilerimize karşı savsaklanmaması gereken bir vefa borcu ve onurumuz olduğu da asla unutulmamalıdır.

Yüce Türk ulusuna da bu yakışır elbet.

Birbirine geçen Cumhuriyet ve Atatürk’ü anma haftalarında görkemli Cumhuriyetimizi ve  Bayramımızı kutlarken; Cumhuriyetimizin kurtarıcı ve kurucusu, insanlık tarihinin seçkin önderi – devlet adamı, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüze sonsuz şükranımızı sunuyoruz!

Gerçekte O’nun gereksindiği tek şeyin;

  • Türkiye Cumuriyeti’nin çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarak başı dik, onurlu, tam bağımsız saygın bir devlet olarak sonsuza dek yaşaması – yaşatılmasıdır.. 

Bu haklı – meşru beklenti, Türk Ulusu’nun boynunun sorumluluğu, vefa – namus borcudur.
========================
Dostlar,

Türk Ordusu’nun 2 saygın emekli Albayı, görece ilerlemiş yaşlarında, Türkiye Cumhuriyeti devletimize sahip çıkmayı sürdürüyorlar.. Ne onurlu bir görev ve davranış, ne engin bir sorumluluk bilinci.. İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin Ordusu, “bir zamanlar” böylesine yurtsever ve çok nitelikli bir eğitim – öğretim vermekte ve değerler kazandırmakta idi Mustafa Kemal’in “Zabitan” ına.. (Kemalizm’den ayrılan 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerini ayrık tutuyoruz..)

Günümüzde, 15 Temmuz 2016 “darbe girişimi” ni fırsata dönüştürerek TSK’yı paramparça eden AKP = Erdoğan iktidarı, doğması kaçınılmaz ağır olumsuz sonuçlardan kesinlikle sorumludur.

Majestelerinin orduları” na dönüştürülen ulusal ordular, tarih boyunca hem o totaliter rejim özlemcilerine hem de o halka – ülkeye çok ağır bedellere mal olmuştur. Dolayısıyla, daha çok gecikilmeden, TSK’nın akıl ve bilim dışı, kabul edilemez ve stratejik olarak çok tehlikeli şimdiki çok parçalı – parçalanmış yapısına son verilmeli ve askeri ve bilimsel olarak zorunlu olan emir – komuta zinciri ve ayrılmaz parçalarıyla (eğitim – sağlık kurumları..) bütüncül (integral, holistik) yapısı yeniden sağlanmalıdır.

Cumhuriyet’i dönüştürme çabası içindeki AKP iktidarı, en büyük engel olarak gördüğü Cumhuriyetin Kemalist ordusunu tasfiye ederken, yersiz ve us dışı (irrasyonel) rövanşist dürtülerle gözünü karartmıştır. Ancak, hiç unutulmasın ki, Mustafa Kemal ATATÜRK, en büyük yapıtı Cumhuriyeti her yaştan TÜRK GENÇLİĞİNE emanet etmiştir, salt Ordu’ya değil..

Bu gün, 10 Kasım 2019 günü Anıtkabir ziyaretçilerinin tüm zamanların sayısal rekorunu kırdığını sanıyoruz. Oradaydık, coşkunun görkemli boyutlarına nicel ve nitel olarak saatlerce tanık olduk. Gönendik, göğsümüz kabardı ve geleceğe inancımız, güvenimiz, umudumuz çook çok pekişti. AKP = Erdoğan, tarihin tekerini geriye çeviremeyecektir.

  • AKP Genel Başkanı, partili CB Erdoğan, önceki gün Ankara İlahiyat Fakültesi’nde konuşurken “dindar nesil yetiştireceklerini” yinelemiştir. Bu sözler suçtur ve doğrudan, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeleri (başta İHEB ve AİHS) ile Anayasanın ilgili maddelerini ihlal etmektedir (2, 24, 42 ve 90. maddeleri özellikle..) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca not edilmeli ve gereği yapılmalıdır. Türkiye Cumhuriyetinde hiç kimse, kimseyi kendince “dindar” yetiştirmeye ehil ve yetkili değildir! Laik – hukuk devleti, bu tasarıma açık engeldir!

T.C. Devleti, Devrimlerin uyanık bekçisi Türk Ulusu ile, günümüzde yaşanan uğursuz ayracı (parantezi) da kapatarak çağdaş uygarlık yolunda emin adımlarla ilerlemesini sürdürecektir.

  • Esasen laik-demokratik Cumhuriyet rejimi, 29 Ekim 1923’ten bu yana “olmuş – bitmiş” bir olgudur. 31 Ekim / 1 Kasım 1922 gecesi Saltanatın kaldırılmasına ayak direyenlere Mustafa Kemal Paşa’nın tarihsel uyarısı belleklere kazınmıştır. Dolayısıyla, hele aradan neredeyse koca bir yüzyıl geçmişken, Cumhuriyet karşıtı gerici – şeriat özlemcilerinin boş hülyalarla hem kendilerini hem Ulusu – Ülkeyi meşgul etmekten artık vazgeçmeleri kendilerinin de hayrınadır.

Sevgi ve saygı ile. 10 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

97 yıl önce halk olduk!..

97 yıl önce halk olduk!..

Ümit ZİLELİ
SÖZCÜ, 02.11.19

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Tarih 30 Mart 1919…
Mustafa Kemal‘in Samsun’a hareket etmesine henüz 47 gün vardı… İstanbul’un gayriresmi işgalinden beri İngilizlerin himayesine girmek için her yolu deneyen Padişah Vahdettin, o gün İngiltere’den resmen manda isteminde bulundu!..

Padişah adına Amiral Calthorpe‘un ayağına dek giden Osmanlı Sadrazamı Damat Ferit manda önerisini sundu. Neler mi vardı, Osmanlı’nın İngiltere’ye tümüyle boyun eğdiğini anlatan bu aşağılık öneride?..

-İngiltere, sultanın egemenliğindeki Asya ve Avrupa topraklarından gerekli gördüğü yerleri, Osmanlı’nın yabancılara karşı bağımsızlığını korumak ve içeride huzurunu sağlamak aracıyla 15 yıl süreyle işgal edecektir.
-Ermenistan, İngiltere’nin isteğine göre bağımsız ya da özerk cumhuriyet olarak kurulacaktır.
-Karadeniz ve Çanakkale Boğazlarındaki bütün tahkimat yıkılacak ve bu bölgeler İngilizler tarafından işgal edilecektir.
-İngilizler bir dostluk belirtisi olarak, Osmanlı bakanlıklarına İngiliz müsteşarlar atanmasına rıza gösterecektir.
-Her ilde bir İngiliz başkonsolosu bulunacaktır. Bunlar valilere 15 yıl süreyle danışmanlık yapacak, parlamento seçimleri ve yerel seçimler bu konsolosların gözetimi altında yapılacaktır.
-İngiltere gerek merkezde gerekse illerde maliyeyi denetim hakkına sahiptir.

Bu sefil manda önerisiyle Padişah sözde kendi tahtını güvence altına alıyor, karşılığında koca memleketi içindeki insanlarla birlikte emperyalizme peş keş çekiyordu!.. Damat Ferit, aynı öneriyi, Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra, 8 Eylül 1919’da bir kez daha yineleyecektir!..

İngilizler ise Osmanlı’nın tümüyle bittiğini, yapabilecek hiçbir şeyinin olmadığını bildiği için görmezden gelecek, bunun yerine aynı kıratta bir başka “ölüm fermanı” olan Sevr Antlaşması‘nı dayatacaktı…

Ne denli yanıldıklarını görmeleri için yaklaşık 4 koca yıl geçecekti!..

Büyük zafer ve halkın egemenliği

Kurtuluş Savaşı, fiili olarak İzmir’in kurtuluşu (AS: 9 Eylül 1922) ve ardından 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması ile sona ermiş, 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması‘nın imzalanmasıyla resmen bitmişti… O alçakça “manda önerileri”, Sevr Antlaşması ise tarihin çöplüğüne yollanmıştı…

Ancak bu Antlaşma o denli kolay sağlanamamıştı. Türkiye, başta İstanbul olmak üzere işgal altındaydı. İstanbul’da Padişah hükümeti, Ankara’da ise TBMM hükümeti vardı. Bundan yararlanmak isteyen yabancı güçler, her iki hükümeti de barış masasına davet ederek Türkiye’nin elini zayıflatmaya çalışıyor, Sevr’in daha yumuşak bir örneğini kabul ettirme kurnazlığına başvuruyorlardı… Mustafa Kemal, her şeyin farkındaydı. Bu iki başlılığın derhal ortadan kaldırılması gerekiyordu…

Yakın arkadaşları tarafından Meclis’e “saltanatın kaldırılması” için verilen önerge ile büyük tartışmalar başladı. Saltanat yandaşları, önergeyi engellemek için her yolu deniyorlardı. Büyük Devrimci, sonuca gitmek için başka bir çare bulamayınca söz istedi ve önündeki sıranın üzerine çıkarak açık, kesin ve yüksek bir sesle şu konuşmayı yaptı:

  • Efendiler, egemenliği hiç kimse, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla vermez. Egemenlik, güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk Milleti’nin egemenliğine el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk Milleti bu saldırganlara, “artık yeter” diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz konusu olan, millete egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun, olmuş bitmiş bir gerçeği yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa yine gerçek, yöntemine göre saptanacaktır; ama ihtimal bazı kafalar kesilecektir!..

Bu konuşmanın ardından Ankara Milletvekili Hoca Mustafa Efendi, Gazi’ye seslenerek şöyle diyecekti:

Bağışlayınız efendim; biz sorunu başka bakımdan ele almıştık. Açıklamalarınızdan aydınlandık.

Aynı gün, 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılması oybirliği ile kabul edildi ve Osmanlı Devleti tarihe karıştı.

Türk Milleti yüzyıllar sonra kul olmaktan, özgür ve bağımsız bir halk olmaya doğru dev bir adım atmıştı. Sırada Cumhuriyetin ilanı ve Halifeliğin kaldırılması vardı!..

Haysiyetsiz (AS: onursuz) bir kaçışın utandırıcı hikayesi (AS: öyküsü) !..

Ankara’da yapılan Devrim, İstanbul’da bomba etkisi yapmıştı…

Altı yüzyıllık Osmanlı, bir yasa maddesiyle sona erivermişti. Vahdettin daha 4 yıl önce milletinin yaşamını insafına terk ettiği İngiltere’den, bu kez kendi yaşamı için yardım dilenecek, onun kollarına sığınacaktı!..

İngiliz İşgal Güçleri Komutanı’na, İngiliz Yüksek Komiseri’ne aracılar gönderdi; kendisinin, ailesinin ve maiyetinin yaşamlarının teminat (AS: güvence) altına alınmasını istedi. İngilizler açısından hiç sorun yoktu; Vahdettin’in Türkiye’ye karşı iyi bir koz olacağı düşüncesi ağır basıyordu. Gericilerin yere göğe koyamadığı soysuz padişah, ailesi ve yakın yardımcıları 17 Kasım 1922 gecesi Malaya zırhlısına bindirilerek Malta’ya kaçırıldı..

Mustafa Kemal Paşa, bu rezil kaçışı öğrendiğinde şöyle diyecekti:

  • Gerçekten, neden ve nasıl olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve canını kendi milleti içinde tehlikede görebilecek kertede aşağılık bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında bulunduğunu düşünmek ne acıklıdır!..

Aradan neredeyse 100 yıl geçtikten sonra Vahdettin’den “kahraman” yaratmak isteyenlere ithaf olunur (AS: sunulur)!..
===============================
Dostlar,

Sn. Ümit Zileli’nin 1 Kasım 1922’de (Lozan’a gitmeden önce) Saltanatın kaldırılması bağlamında yazdığı makale, zamanlaması ve içeriği bakımından çok değerli..

Osmanlı hayranlarının, son Padişah Vahdettin’in sefilliğini – alçaklığını – vatana ihanetini.. görmeleri bakımından önemli. Dileriz okunur ve acı gerçekler öğrenilir, sağduyulu olunur.

Ancak Sn. Zileli DİL DEVRİMİ‘ne hemen hemen hiiiiiç özen göstermiyor!
ATATÜRK Devrimleri bir bütün.. Dil Devrimi’ni bunca görmezden gelmeye ya da savsaklamaya hakkımız yok. Metinde epey sözcüğü güncel Türkçe ile değiştirdik anlama dokunmadan. Yer yer de ayraç içinde Türkçesini verdik.

Dün, 1 Kasım 1928, Dil Devriminin de yıldönümü idi. Saltanatın kaldırılmasını ve ardalanını işlemek elbette değerli ve önemli. Ama Dil Devrimimize karşı da sürekli görevlerimiz var..
****
Öte yandan, zavallıca “saf kan ırkçılık” yapanlara basit bir genetik – matematik gerçekliği sunmak isteriz :
İlk Osmanlı Beyi Osman Gazi’den sonra gelen oğlu Orhan Gazi, 3 Rum kızıyla evlenmiştir; Asporçe, Theodora ve Horafira. Sonki, bize Nilüfer diye yutturulmuştur. Böylelikle, 2. Osmanlı Beyinde Oğuzların Kayı boyu genleri (kalıtımı), Rumlarla melezlenerek, 3. Beyden başlayarak  yarıya inmiştir. İlki dışında tüm Osmanlı Padişahları yabancı kadınlarla evlendiklerinden, bu genetik yarılanma 34 kez yinelenmiştir. Dolayısıyla son Osmanlı Padişahı soysuz Vahdettin’de Oğuzların Kayı Boyu genetiği / kalıtımı, (1/2)^34 = 5,8^-11 düzeyindedir..

Daha açık yazmak gerekirse;

  • Vahdettin’de Türk kanı yüz milyarda 6 oranındadır! Yani yok gibi..
  • Acaba Türk halkına bunca ihanet – alçaklık -soysuzluk – ihanet bu yüzden midir??

    Körü körüne Osmanlı hayranlarını azıcık düşünmeye, akıllarını kullanmaya, rezil olmaktan bilimin rehberliği ile kendilerini kurtarmaya çağıralım..

    Sevgi ve saygı ile. 02 Kasım 2019, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com