Yeni yılda ekonomik kriz

Yeni yılda ekonomik kriz

Ümit ÖZDAĞ
Yeniçağ, 07.01.2019

Türkiye 1923’ten buyana en ağır krizi yaşıyor.

Yaşanan kriz dörtlü kriz diye adlandırılabilir. Tek adama dayalı AKP rejimine geçişin neden olduğu devlet krizi. Erdoğan’ın ayrıştırma ve düşmanlaştırma politikalarının sonucunda ortaya çıkan millî birlik krizi. 3.8 kayıtlı, 1.5 kayıtsız, 5.3 milyon Suriyeli sığınmacının neden olduğu Suriyeliler krizi. Ve ekonomik kriz. 2019 yılının hemen başında, 24 Haziran 2018 seçimleri sonrasında oluşan AKP rejiminin ekonomi politikalarının iflası ettiği görünüyor.

Bu iflasın temelinde 2002’den beri sürdürülmekte olan BETON-İSRAF ve SOYGUN üçgeni var. Türk ekonomisi bu Bermuda Şeytan Üçgeni’nin içinde en ağır krizini yaşıyor. Krizin geldiği çok açıktı. Önlemlerin 2018 başında hızla alınması gerekiyordu ancak Erdoğan, İYİ Parti’nin yükselişini gördüğü için krizi seçimlerin sonrasında yaşanması amacı ile seçimleri erkene aldı. Ve seçim sonrasında AKP rejiminin kurulması ile kriz daha da ağırlaşarak başladı.

2018 içinde 20 Temmuz – 1 Kasım arası salt 100 günde;

1- TL, faiz yolu ile %100 değer kaybetti. Piyasa faizi %10’lardan %20’lere çıktı. Ticari krediler de %15’lerden % 45’e çıktı,

2- TL, döviz karşısında değer kaybetti. Dolar kuru 3,60’dan, 7,20’ye çıkıp yıl sonunda 5,40’a geriledi. TL değer kaybı, %45’e ulaştı.

3- TL’nin satın alma gücü düştü. Resmî rakamlara göre enflasyon tüketici de %8’lerden %24’e ve üretici enflasyonu ise %45’lere ulaştı.

Oysa, yaşanan gerçek enflasyon %100’ün üzerinde. Kimse halkı kandırmaya kalkmasın, elektrik, su, doğal gaz, tüm gıda ve tarım ürünlerinde fiyat artışını yaşayarak gördük. 2019 başında yaşanan %10’luk indirim ise fiyatı %100 artmış bir malın fiyatının %10 düşmesidir.

Yukarıda saydığım TL’nin değerini belirleyen üç değişken arasındaki ekonomik denge bozuldu. Artık Türkiye’de “sıkı para politikası” yok. Damat beyin “Kafana göre takıl” ekonomi politikası var.

Gayrimenkul balonu patladı

Yurt içindeki ekonomi göstergeleri arasında dengenin bozulması ise aşağıdaki etkileri ve sonuçları yarattı.

1- 457 milyar $ kamu ve özel sektör borcu ile aşırı borçlu bir ekonomimiz var. Özel sektörde gayrimenkul balonu patladı. İnşaat sektörü firmaları banka kredilerini ödeyemez hale geldiler. İflas ve peşinden konkordato ilanları furyası başladı.

  • Cumhuriyet tarihinin en büyük reel sektör krizinin tam ortasındayız.

2- Banka batık kredilerinde aşırı artış, bankacılığı vurdu. 2,5 trilyon TL toplam kredilerin içinde karşılığının kötü kredi riski 300 milyar TL düzeyinde. Cumhuriyet tarihinin en büyük finans krizi ile karşı karşıyayız. İki önemli ekonomik faaliyet alanında birden kriz çıkarmayı başarmış durumdasınız.

3- Türk özel sektörünün döviz borcu 220 milyar $. Döviz açık pozisyonu yani kasadaki döviz miktarı da -210 milyar $. Kısaca firmaların döviz borcunu ödeyecek dövizi yok ve kur riskine açık olarak ayakta durmaya çalışan bir özel sektör varlığını işaret ediyor.

  • Erdoğan seçimlerden önce Türkiye’nin 2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğini iddia ediyordu Erdoğan’ın bu vaadinden 6 ay sonra Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik çöküşünü yaşadık.

24 Haziran 2018 seçimlerden hemen sonra oluşturulan ve tek kişiden oluşan ekonomi yönetimi ki, o da damat bey, ekonomi, maliye ve hazine yönetimi ve varlık yönetimi şirketinin başına getirildi. Damat beyin okuduğu ekonomik tedbirler paketinin neler olduğunu tarih şırası ile hatırlayalım.

1- İlk 100 gün acil eylem planı, 20 Temmuz 2018,

2- Orta Vadeli Ekonomi planı (3 yıllık plan) yeni adıyla yeni ekonomi planı (YEP) 21 Eylül 2018,

3- 2019 Bütçe Kanunu ve hedefleri ile TCMB’nin açıkladığı, 2019 para politikası hedefleri açıklandı.

Tüm bunlar 20 Aralık 2018’de tamamlandı ve 24 Aralık 2018’de ikinci 100 günlük acil eylem planı birden devreye alındı. Hem de nereden harcanacağı belli olmayan 24 milyar TL kaynak ile acilen duyuruldu.

Başarılı gibi gösterilmeye çalışılan birinci 100 günlük acil eylem planı fiyasko ile sonuçlandı. İlk 100 günde ülkenin parası resmen pul oldu. Faiz, enflasyon ve kurlar patladı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu boyutta bir kriz yaşanıyor. Hem finans kesimi hem reel kesim zor durumda.

Dünyanın en riskli 2. ülkesiyiz

Öte yandan Türkiye’nin kredi notu yurt dışı kredi derecelendirme kuruluşlarında en az bir kademe düşerek hâlâ yatırım yapılabilecek ülke fakat en yüksek riskli sınıfına düştü.

Bu kademenin bir altı, yatırım yapılamaz alan. İkinci ölçüt olan CDS de denilen kredi temerrüt oranı yani yurt dışından borç bulma, yatırımcı bulma imkânımızı belirleyen ve hatta paranın maliyetini belirleyen oran, Ağustos-Eylül 2018’de 160 puandan(2018 yılbaşı) 540 puana çıktı. CDS 540 demek, Türkiye’nin Ağustos 2018’de borç verenler ve yatırımcılar açısından dünyanın en riskli 2. ülkesi  olması demekti.

AKP rejiminin yaptığı programların tutarsızlığı da ayyuka çıktı. Yeni ekonomi planı ile 2019 bütçe hedefleri neden farklı? Eylül 2018 ile Aralık 2018 arasında ne oldu da en basitinden bütçe açığı hedefi bile değiştirildi? Kısacası YEP şimdiden hedef saptırdı.

Diğer taraftan Merkez Bankası tarihinde ilk defa enflasyon hedefinde iktidar ile mutabakata vardığını açıkladı. Fakat 2019 tahmini enflasyonu %5 olacakmış ve tahmini 8 defa revize edecekmiş.

Tüm dünya, tüm araştırmacılar, tüm yerli yabancı ekonomistler 2019’da Türkiye’de ekonomik büyümenin negatif olacağını yani ekonominin küçülteceğini tahmin ediyor.

2018’de + %3,2 büyümüş olacağı tahmin edilen Türkiye için 2019 tahminleri -%0,5 ile -%1,5 arasında değişiyor. Bütün dünya AKP rejimini uyarıyor. Onlar da aslında ne olacağını görüyor, biliyor ama AKP’nin tercihi yerel seçimlere kadar halkı uyutmak olduğu için hâlâ inatla bu zor durum ile gerçek mücadele yapılmıyor.

Şimdi AKP rejimine soralım “31 Mart 2019 yerel seçimleri yapıldı, bitti” sıra ekonomiye geldi. Aşağıdaki soruları cevaplama günü geldiğinde nasıl cevap vereceksiniz? Suçu yine dış güçlere mi atacaksınız?

1- Finans kesimini mi kurtaracaksınız? Reel sektörü mü? Karar verin.

2- Bunu hangi kaynakla yapacaksınız? Yoksa Katar’dan mı gelecek para hayali mi var yine.

3- Para bulmanız gerekiyor. IMF’ye mi gideceksiniz?

4- Türk Telekom gibi özelleştirme batakları ne olacak?

5- Yap-İşlet-Devret diğer adı ile Yap-İşlet-Soy modeli ile 224 projedeki batağa giden işler ve dövize bağlı fahiş ödemeler ne olacak?

6- Türk ekonomisi bu kadar zordayken vergi tahsilatının da zorlaşacağını ekonomi fakültesi 1. sınıf öğrencisi çözdü de siz ne zaman anlarsınız?

7- Suriyeli sığınmacılara harcadığınız 40 milyar doların bu krizi tetikleyen en büyük unsur olduğunu görmemek nasıl bir körlüktür. 2013’ten bu yana harcanan 40 milyar dolar olmasaydı, 2015 ve sonraki yıllarda bütçe açığı olmayacaktı, farkında mısınız?

Bu para harcanmasaydı 2015, 2016 ve sonrasında Türkiye yıllık bütçe açığı vermeyecekti. Hâlâ Suriyeliler konusunda adım atmamak, Türkiye’nin geleceğini yok ediyor. Doğmamış çocuklarımızın haklarını ülkenin geleceğini yok ediyorsunuz.

8- Piyasaya dağıtılan yardımlar, bol keseden dağıtılan ve geri dönmeyen KOBİ kredileri, yandaş şirketlere yapılan vergi operasyonları ve ihale kıyakları bitmedikçe, israfa, Saray inşaatına, uçak ve araba saltanatına son verilmedikçe ekonomi de iyileşme olamayacağını bir an önce görmeniz lazım.

İnsanlarımızla alay ediliyor

Türkiye’de gelir dağılımı düzelmeden, enflasyon düşmeden, işsizlik gerçekten azalmadan, durgunluk veya stagflasyon bitmeden AKP rejimi adına; yazlık Saray, kışlık Saray, Ahlat Saray’ı, Saray gibi uçaklar ile adeta ekonomik krizin altında ezilen insanlarımız ile alay ediliyor.

AKP rejimi, israfa son vermedikçe, yandaş inşaat şirketlerinin yaptıkları ekonomik yolsuzlukların önünü açmaya devam ettikçe hiçbir  ekonomik önlem Türkiye’yi ekonomik krizden çıkaramaz.

Türk sanayisi, montaj sanayisi olmaktan çıkıp tekrar ülkemizde gerçek sanayi üretimi başlamadan kriz kesinlikle aşılamaz.

Türk köylüsü, tarım ve hayvancılık için üretime teşvik edilmedikçe kriz kesinlikle aşılamaz.

Türk işçisinin işi elinden, Suriyeli sığınmacı tarafından alınmadan kesinlikle krizden çıkılamaz.

Türk esnaf vergi yükü altında ezilirken Suriyeli esnaf vergisiz ve kaçak mal satarak kâr etmeye devam ederken kesinlikle krizden çıkılmaz.

Özetle AKP rejiminin ekonomi zihniyeti ile ekonomik kriz kesinlikle kriz aşılmaz.
=======================================================
Dostlar,

Yazı 7 Ocak 2019 tarihli..
Özellikle arşivimizden çıkarıp yayınladık.
Aradan geçen 100 gün Prof. Özdağ’ı doğrularken Erdoğan – Damat – AKP 3’lüsünü acımasızca yalanlıyor.. Olan ise Türkiye’ye oluyor.. Yazık ki ne çok yazık..

AKP = Erdoğan’ın bir an önce ağır ve çok boyutlu bunalımla (krizle) yüzleşmesi gerek.
Maliyet korkunç büyürken eldeki sınırlı olanaklar da hızla tükeniyor..

Sevgi ve saygı ile. 15 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

İktidar güç, otorite, yetki, olanak demektir. Ülkemizi yöneten siyasal iktidarda bunların hepsi var. İtibar ise saygınlık, adaletli ve adil olmak, insancıl olmak, doğaya, çevreye ve yasalarına saygılı olmaktır. İktidarınızın olması itibarınızın olacağı anlamına gelmez. Sözün özü adil ve sevecen değilseniz itibarlı da değilsiniz.

Sayın Dr. Erdal Atabek bir yazısında “Yerel seçimlerin en önemli sonucu bence bu oldu: İktidar kaybetti, itibar kazandı.” diyor. Doğru diyor. AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise alamadıkları oylar için Demek ki kendimizi iyi anlatamamışız” dedi. Tam aksine, kendinizi çok çok iyi anlattınız. Eğer onlarca TV, onlarca gazete, iktidarın güç ve görkemi ile kendinizi siz anlatamadıysanız kim anlatmış olabilir ki? En küçük ilçelere dek bilbordlarda sizi gördük. TRT’de her açtığımızda sizi gördük. Kendinizi öyle çok ve uzun uzun anlattınız ki, halka parmak sallayışınızdan ürperdik. TV’lerde davudi sesinizle olabildiğine bağırırken, çocuklar bile korkudan yataklarından fırladı. Kulaklarımızla duyduk, gözlerimizle gördük, yüreklerimizle burkularak izledik tüm bunları. Daha nasıl anlatacaktınız ki!?.

Sayın AK parti genel başkanı, hani hep “kandırıldığınızı” söylersiniz ya, oysa siz de halkı kandırdınız. Halka karşı hiç içtenlikli olmadınız. Her şey oya endeksliydi. Bakınız basit ve güncel örnek: Halk yokluk ve yoksulluktan inim inim inliyor, siz de farkındasınız.. toplumun gazını almak için tanzim satış mağazaları açtınız, halk iki kilo soğan ve üç lira tasarruf için saatlerce kuyrukta bekledi. Ama seçim biter bitmez, daha oylar sayılırken o tanzim satış mağazalarını yıktınız. Gereksinim mi kalmadı? Halk doydu mu? Siz de halkı kandırdınız. Artık toplum bunları sorgulamaya başladı. On’u aşkın makam uçağınız varken ve halk kuru soğana muhtaçken siz Katar’dan “uçan saray” aldınız, karşılığında, göz bebeğimiz Sakarya Tank Palet Fabrikasını katarlılara yemlik verdiniz…… Halk da seçimlerde kararını verdi.

Kendinize muhalif olanı hapisle tehdit ettiniz. Tarih adil olmayanın uzun süre ayakta olamayacağına tanıktır. Kendi dışınızdakilere terörist dediniz. Cumhuriyetin tüm varlık ve kazanımlarını tükettiniz, yine de elde avuçta birşey yok. Dış borç gırtlağı aştı (yakl. 500 milyar $!). “Şah” diyenin dilini koparıyorsunuz. Mapushaneler gazeteci ve karşıtlarınızla dolu. Mapushaneler masum insanlarla dolu. Binlerce insan kesinleşmiş yargı kararı olmaksızın işten atıldı. Üstelik yargıya başvurmalarının yolu da tıkandı. Parasız, pulsuz, mağdur aileler. Hiçbiri umurunuzda değil. Ama partinizin içinde FETÖ’nün siyasal ayağı partiniz içinde “nedense” asla ve kat’a sorgulanmadı!? Bedeli sandıktır. Tüm bunlara karşın yine de çok oy aldınız ve ne yazık ki hala 1. partisiniz.

Bir kez düşünün Sayın D. Bahçeli, Sayın N. Kurtulmuş, Sayın S. Soylu hatta Sayın T. Türkeş’le karşılıklı birbirinize söylediklerinizi. Ben burada yinelemeyeceğim. Çünkü o sözleri anmaktan utanıyorum. Söylenen sözün hiç ağırlığı ve samimiyeti yok mu? İlke ve ideallerin hiç önemi yok mu?

Bakın size 3 örnek vereyim İlke, İdeal ve Sözün arkasında durma konusunda : İlki filozof Sokrates (MÖ 469-399) inançları yüzünden  ölüme gönderilirken elleri kelepçeli, eşi kolluk güçlerinin önünü keser. “Eşimi suçsuz yere ölüme götürüyorsunuz” der. Sokrates ise, “Hanım, hanım suçlu olarak ölüme gitsem daha mı iyi olacaktı?” diye tarihe geçen sözünü söyler. Mahkemenin “Vazgeç düşüncelerinden, bağışlayalım..” pazarlığını reddeder.

Öbür örnek : 1600’de İtalya’da engizisyon mahkemesi kararıyla Giordano Bruno adında bir düşünür, diri diri yakılarak öldürüldü. Mahkeme, “sözlerinden vazgeçerek af dilerse bağışlanacağını” söylediğinde, Socrates gibi O da reddetti ve yakılmayı göze aldı.

2000 yılında Giordano Bruno adına “Hoşgörü ve İfade Özgürlüğü” 400 yıl sonra kutlandı.

Pir Sultan Abdal (1480-1550) : Hızır paşa, Pir Sultan’a “Bana bir şiir söyle içinde Şah sözü geçmesin, seni bağışlayayım..” der. Pir Sultan Abdal 7, 6 ve 5 dörtlükten oluşan 3 şiir söyler, hepsinde de “şah” sözcüğü geçer. Hatta kimi dörtlüklerde 2, 3 kez bu yasaklanan sözcük geçer. Ölümü ilke ve idealleri uğruna hiçe sayar. İnanç ve itibar, işte böyle bir şey…

Sözün, ilke ve ideallerin ağırlığı, saygınlığı, itibarıdır; yüzlerce yıl sonra onları dillerden düşürmeyen..

Mevcut iktidar, çeşitli manevralarla Cumhuriyetin temel değerlerini ağır erozyona uğrattı. Ama yerine yeni bir şey koyamıyor, çıkmazda, Türk halkı bu ‘ateşten gömleği’ daha fazla giyemez. Cumhuriyetin değerini ve erdemlerini anlayan Türkiye halkı, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ışıklı yoluna yeniden tutunuyor. Görüyor ki çözüm parlamenter demokraside.. 31 Mart 2019 yerel seçimleri, çıkmaz sokaktan dönüşün ışıklı parıltısıdır.

İktidarlar geçici, saygınlık (itibar) kalıcıdır.
İktidardakiler yolcu, halk hancıdır!
Dünya, söylenceye (efsaneye) göre 900 yıl salatan süren Sultan Süleyman’a bile kalmamıştır!

  • Saygınlığın altın tacı adalettir.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün devrim ve ilkeleri ile gerçek iktidar olalım, itibar edinelim geleceğimizi taçlandıralım; daha çok geç olmadan.. (14.4.19)
=====================================
Dostlar,

Değerli dostumuz ve sitemize içten duygularla yüklü yazılar gönderen Sn. Aydınlı‘ya teşekkür ediyoruz. Ne var ki AKP iktidarının tüm çabalara karşın sağduyuya yanaşmadığını ibretle izliyoruz. İstanbul Maltepe’de ilçe seçim kurulunun kendi sayımlarını iptal ettiğini, yeniden sayıma karara verdiğini dehşetle öğreniyoruz!

  • Bu tablo, iktidarın baskısının sanılandan çooook daha ağır olduğunun açık kanıtı…

AKP İstanbul belediye başkanlığını ne pahasına olursa olsun “kaptırmak” istemiyor. Buna mecbur – mahkum – tutsak hatta! Ama niçin böyle?? Bu sorunun yanıtı gerçekte herkesçe iyi biliniyor..
– Bir yandan yandaşlara ihaleler sürdürülüyor,
– bir yandan “arşiv temizliği” yapılıyor,
– bir yandan da yine yandaşlara ödemeler öne alınarak yapılıyor, kasa boşaltılıyor…

Bütün bu yüz kızartıcı işler, Sn. Aydınlı’nın deyimleriyle “iktidar” adına “saygınlık” ayaklar altına alınarak yapılıyor.. Tüm dünyanın gözleri önünde ve her türlü demokratik – ahlaksal – etik – hukuksal – insani – dinsel … değer ayaklar altına alınarak.. Toplumsal barış – huzur dinamitlenerek..

AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi sesleri ve görüntüleri ile izleyin :
https://youtu.be/KKxkccTS1DI

Başta YSK (Yüksek Seçim Kurulu) olmak üzere il – ilçe seçim kurullarındaki yetkili yargıçların bu çok tehlikeli traji – komik tabloya derhal son vermeleri gerekiyor..
Yiğitçe, gerekirse tüm baskıları topluma açıklayıp reddederek!
Yıkım (tahribat) giderek büyüyor ve onarımı olanaksızlaşıyor..
Halkla ve özgür iradesiyle “alay etmek” ülkemize çok ağır bedeller  ödetebilir..

Lütfen,,, inatlaşmayın, hak yemeyin, zerrece dürüst olun lütfen.. artık yeter..

Sevgi ve saygı ile. 14 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP Gn. Bşk. Erdoğan’a sorular…

AKP Gn. Bşk. Erdoğan’a sorular…


(31 Mart / 1 Nisan 2019 gecesi AKP Gn. Bşk. R.T. Erdoğan)

  1. 1994’te %24 ile, bölünen oylar nedeniyle aradan sıyrılıp İstanbul BB oldunuz.
    Belediye Meclisinin 3/4’ü partinizden değildi. Sizi engelledi mi bu Meclis, nasıl yönetebildiniz?
  2. On beş bin oy farkıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olunmaz buyurdunuz;
    sayım yenilenir ve Binali bey diyelim 3-5 oy çok alırsa İstanbul Belediye Başkanı olacak mı?
    Bahçeli “1 oy, kazanmaya yeter” demişti. Evrensel kural da böyle..
    Size göre kaç fark yeter?
  3. Devlet, hücrelerine dek TEK ADAM olarak elinizde ve AKP İstanbul’da 32 bin sandığa neredeyse 10’ar görevli (yaklaşık 280 bin kişi!) atadığını açıklamıştı. Sandık başında
    AKP’li kurul üyeleri sayım sonunda şerh koymadılar, şimdi neye itiraz ediyorlar?
    Partinizin köktenci şeriatçı çelik çekirdeği sizi rehin mi aldı??

  4. İstanbul’da itiraz edilen oyların %98’inden çoğu yeniden sayıldı ve fark hala 14-15 bin…
    Hangi matematiksel (!) beklenti ile itirazlar ha bire yenileniyor, yineleniyor; niyet ne!?
  5. İş geldi OLAĞANÜSTÜ İTİRAZ YOLU‘na!? Seçimlerde TAM KANUNSUZLUK yapıldığı zorlama ve uydurma gerekçesi ile.. Ülkede uçan kuşa dek her şeye egemen olağanüstü yetkileriniz var..
    İstanbul seçimlerini gerçekte olmayan “tam kanunsuzluk” (!) tan niçin koru(ya)madınız??
  6. 15 Temmuz 2016’dan bu yana FETÖ ile mücadele ediyorsunuz!? 3 yıl oldu.
    Hala temizleyemediniz mi / temizlemediniz mi? Başka hangi başarısızlığınızda yükü
    FETÖ’ye / dış güçlere yıkacaksınız??
  7. YSK’nın görevini 1 yıl uzatarak Anayasa’nın 67. maddesine aykırı, hükümsüz bir YSK oluşturdunuz. Bu Kurul partinizin itirazlarının otomatik onaylayıcısı gibi. Muhalefetin itirazlarında ise tam tersi. Operasyonunuzun “işe yaraması”ndan (!) mutlu musunuz??
    Adalet bu mu??
  8. Posterlerinizde “Ben halkın iradesinden daha büyük bir irade tanımadım” diye yazılı.
    İstanbul seçmeni 31 Mart’ta sizi seçmeyince tu kaka mı sayılıyor?
    Sudan gibi %90-95 oy alma hayaliniz mi var?
  9. “Demokrasi tramvayından inme hakkınızı” (!) mı kullanıyorsunuz? Gerçekte 31 Mart,
    yaptığınız korkunç haksızlıkların küçücük bir diyeti değil mi; neden mertçe yüzleşip
    milli iradeyi kabul etmiyorsunuz? Kazansaydınız, muhalefet sizin şimdiki gerekçenizle
    itiraz etseydi tepkiniz ne olurdu??
  10. 2023 hedeflerinizde daha neler kaldı İstanbul rantlarına sizi mahkum – mecbur – tutsak eden?
  11. 16 Nisan 2017 Halkoylamasında bu YSK açıkça yasayı çiğneyerek 1,5 milyon mühürsüz oy ve zarfı sayım sırasında geçerli saydı ve ancak bu sayede Anayasa değişikliği onaylanmış oldu..
    Yargıtay onursal başkanı Prof. Sami Selçuk bu oylamanın ve bütün sonuçlarının hukuksal olarak yok hükmünde olduğunu ısrarla yazıyor, söylüyor. Ne buyurursunuz?

    Şimdiki konumunuzun hukuksal hiçbir meşruluk zemini yok!?

Çooooooooook korkuyor olmalısınız,  çoooooooooooooooook ??

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 13 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Sabahattin Önkibar : İstifa ediyorum çünkü;

Sabahattin Önkibar : İstifa ediyorum çünkü;

Ben Aydınlık gazetesi ile Ulusal Kanal’a emperyal bir proje olan siyasal İslamcı AKP iktidarı ve onun türevleri olan dinci cemaatlerle mücadele etmek için gelmiştim.

Yıllarca bunu çok iyi yaptık lakin bir süredir Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal’da iktidara desteğe yorumlanacak yayınlar gözlemliyorum.

Keza, beka ticareti yapan iktidara dolaylı destekler söz konusu.

Dahası, 2014 seçimlerinde Aydınlık gazetesi tarafından “Aslanlı Yolun Adayı” olarak desteklenen Mansur Yavaş’ın, 31 Mart seçimlerinde manşetlerle infaz edilmesine şaşkınlığım var.

Aynı şekilde yine 31 Mart seçiminin arefesinde AKP İstanbul adayı Binali Yıldırım’ın, Doğu Perinçek tarafından ziyaret edilmesini hiç anlamlandıramadım.

Evet ne oldu da Doğu Perinçek’in Ergenekon savunmasında Gladyo’nun iki numarası dediği Tayyip Erdoğan’a bugün örtülü destekler veriliyor?

Dün devleti FETÖ’ye teslim edip PKK’ya operasyonu yasaklayanlar, bugün milli ve kurtarıcı ama milletin milyonlarca oy alarak lider olarak tescil gören Ekrem İmamoğlu gayrı milli öyle mi?

Doğu Perinçek’in “Amerikancı” deyip hücum ettiği Ekrem İmamoğlu, Doğu Perinçek’in vekili olarak Şule Perinçek’i ABD’ye götüren Türk-Amerikan Dernekleri (ATAA) tarafından bile selamlanmadı. Söyleyin bu Ekrem İmamoğlu nasıl Amerikancı?

Aydınlık Gazetesi, 11.4.2019
https://www.aydinlik.com.tr/istifa-ediyorum-cunku-sabahattin-onkibar-kose-yazilari-nisan-2019

======================================
Dostlar,

Katıksız yurtsever, ilerici yazar Rıza Zelyut‘tan sonra Sabahattin Önkibar..
AYDINLIK – ULUSAL KANAL cephesinde yaprak dökümü sürüyor.
Epeydir bize de uygulanan ambargo gibi..

Çok yazık ve çook hüzün verici..
İşe yarar mı, yarayacak mı, öngöremiyoruz maalesef..

Sevgi ve saygı ile. 11 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ayhan Şıhmantepe’den Güzide Filiz Tuzcu’ya yanıt..

Konuk yazar : Ayhan Şıhmantepe
Konu : Güzide Filiz Tuzcu’nun makalesine yanıt..

Karar site okuyucularımızın..

Dr. Ahmet SALTIK
10.04.2019

*****
Sayın Hocam,
Öncelikle size saygılarımı sunarım. Ben 59 yaşındayım. İstanbul’da emekli oldum ve bazı rastlantılar sonucu, birkaç yıldır Bolu’nun bir dağ ve orman köyünde yaşıyorum.
Sizi birkaç kez Ulusal Kanal’da (Ulusal Kanal “Ulusal Kanal” iken) ilgiyle izlemiştim. Umarım yanılmıyorum, çünkü o zaman adınızı bilmiyordum. Sonrasında sitenizi buldum ve sürekli izlemeye çalışıyorum.
Ulusal Kanal bir dönem benim için, doğruların ve gerçeklerin kaynaklarından biriydi. Kanalın çizgisinin neredeyse 180 derece değiştiğini düşündüğüm için, yaklaşık iki yıldır gittikçe daha az izledim ve artık hiç izlemiyorum; Aydınlık Gazetesine şöyle bir bakıyorum. Kaynak Yayınlarını ve Bilim ve Ütopya Dergisini şimdilik ayrı tutuyorum.  Bu dergiyi neredeyse ilk çıkmaya başladığı yıldan beri okuyorum.
Sitenizde Güzide Filiz Tuzcu Hanımın yazısını okuduktan sonra size yazma gereği duydum. Elbette herkes görüşlerini, deneyimlerini, kısaca birikimlerini özgürce başkalarına anlatabilmelidir. Bence gerekli koşul içeriğinin somut kanıtlara dayanması; denenebilir, sınanabilir, gözlemlenebilir olmasıdır. Soyut kavramlar olan din ve tanrı konusu işin içine girdiğinde, her şey karışır ve aklı karıştırır.
* Laikliğin, temel hak ve özgürlüklerin olmadığı bir ülkede yaşadığımız için istediklerimi tam olarak yazamıyorum.
Dinlerin insanlığa çok büyük zararları olmuş ve olmaktadır. Usu egemen kılarak, bilim ve teknolojide ileri gitmiş çoğu ülkede, din artık geride kalmış korkutucu bir masal, kötü bir gelenek… olarak neredeyse bütünüyle etkisiz bir konuma gelmiştir. Kiliseler müze, sergi salonu, kütüphane, konser salonuna vb. dönüştürülmektedir. Londra’da belediye otobüslerindeki “muhtemelen tanrı yok…” diyen ilanları bilirsiniz. Ülkemizde böyle bir durum olabilir mi?
Kuran (elbette Tevrat, İncil) önyargısız, her türlü koşullandırılmalardan olabildiğince uzak aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür olarak okunduğunda, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar  insan uydurması olduğu açıktır. Ben, bir tanesi beni yanıltabilir diye, en az on ayrı kişinin (kurumun) çevirisini aynı anda ve pek çok kez okudum.
Güzide Hanımın İslam ve Osmanlı konusundaki değerlendirmeleri gerçeği yansıtabilir ama Allah ve onun iletisi olduğu söylenen Kuran hakkındaki saptamalarına katılmak olası değil.
Bu ikisinin (Allah ve Kuran) mutlak gerçek olarak onaylanması ve sonrasında bir değerlendirme yapılması bence son derece yanıltıcı, yanlış ve zararlıdır. Herkesin ez az iki kez Kuran’ı okumasını isterdim; elbette İncil ve Tevrat‘ı da. İnancın sonrasında gelmesi gerekir. Adı üzerinde inanç; gerçekliği bilin(e)meden onaylanan demek. Bilgi ve inanç birbirinin karşıtıdır. Din ve tanrı konusundaki her şey soyut, yani görünemez, bilinemez, kanıtlanamaz, kısaca doğrulanamaz durumdadır. Benim gördüklerime, öğrendiklerime göre, bu konuda inancı olan insanların yok denecek kadar azı Kuran’ı okumuştur. Tüm bilinenler neredeyse yüz yıllardır kulaktan kulağa aktarılanlardır.
Ülkemizin bugün neden bu durumda olduğu sanırım çok açıktır.
Ülkemiz, yayılmacı ve sömürgeci dış güçler ve onların içerideki işbirlikçileri tarafından “din ve tanrı” kullanılarak yarı tutsak konuma getirilmiştir. 31 Mart bir umut oluşturmuştur.
– Umarım ayrımsama, aydınlanma sürer ve ülkemiz Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu değerlerine döner
———–——————————————————————–
———–———————————————————
Bu benden:
Binlerce örnek sayabilirim; sanırım bir tanesi yeterli olabilir; Tarih 17 Ağustos 1999 büyük Marmara depremi.
Ölü sayısı tam olarak söylenmedi. 18.000 veya çok daha fazla. Ne kadar insan yaralı ve kayboldu tam olarak bilinmiyor. Ya kurtulup sakat kalanlar kaç kişi?
İnsanlar canlarını, mallarını, yakınlarını, bazıları her şeyini kaybetti. Kimisi yıkıntılar altında, dayanılmaz acılar çekerek öldüler.
İnsanları uyumak zorunda olan canlılar olarak yaratan kim? Sen.
En derin uykularındayken, en acımasız bir biçimde öldüren kim? Yine sen.
Bir tanrıya yakışır mı yaptığın?
Bunu gerçekten sen mi yaptın?  Yoksa sen gerçekte yok musun?
Eğer böyle bir tanrı varsa, ben ona karşı çıkarım.
———–———————————————————————
———–————————————————–
Ömer Hayyam’dan:
Seni aramaktan dünyanın başı dertte;
Zengine de göründüğün yok, fakire de;
Sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa,
Hep kör müyüz, sen varsın da görünürde.
Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;
Senden, benden başka düşünen yok, arama!
Vazgeç ötelerden, yorma kendini;
O var sandığın şey yok mu; o yok, arama!
Aşık Veysel’den
Kimden korktun da gizlendin,
Çok arandın, çok izlendin,
Göster yüzün çok nazlandın,
Yüzün mahrem ferde senin.
————————————————-————————————–
Bunlar elbette bir tanrının olamayacağının kesin kanıtı değil, peki, ya Güzide Hanımın Allah’ı ve Kuran’ı mutlak doğru olarak onaylaması ve anlatması?
Mustafa Kemal Atatürk, Turan Dursun, Prof. Dr. İlhan Arsel, Arif Tekin, Muazzez İlmiye Çığ, Ömer Hayyam ve Jean Meslier’in selamı, aydınlığı umarım bundan sonra sürekli üzerimize olur.
Saygılarımla. 09.04.2019