TELE1 PROGRAMI : KORONAVİRÜS SALGINI İLE NASIL BAŞETMELİ?

TELE1 PROGRAMIMIZ :

KORONAVİRÜS SALGINI İLE NASIL BAŞETMELİ?

5 Nisan 2020 Pazar, saat 12:00 – 14:00

Sn. Mustafa Balbay‘ın “ANKARA RÜZGARI“programındayız

Bilgi ve ilginize sunarız.. Sevgi ve saygı ile.

Dr. Ahmet SALTIK

HEKİMLERDEN ÇAĞRI

HEKİMLERDEN ÇAĞRI


COVID-19 salgını
nda ülkemizde de hastalananların ve kaybettiklerimizin sayısı hızla artıyor.

Ülkemizdeki artışın hızı bilinen örnekler içinde -ne yazık ki- daha çok İtalya ve İspanya’ya benziyor. Almanya ise görece başarılı gözüken bir örnek oluşturuyor.  Almanya, ülkesinde hastalığın ilk başladığı dönemde İtalya’dan 17, İspanya’dan 8 gün geride görünürken 29 Mart 2020 tarihinde ölüm oranı diğer iki ülkeye göre yavaşlamış durumda. Almanya’nın nüfusu çok daha fazla olmasına rağmen iki tedbir sayesinde İtalya’dan 17 gün sonra Almanya’daki ölüm sayısı 1016 yerine 541‘de kaldı, İspanya’da ise bu sayı 1381‘di.

Çünkü Almanya gecikmeden daha sıkı önlemlere başvurdu ve çok daha fazla insana test yaptı. Hem sağlıklı görünen ama virüsle enfekte kişilerin hem de testle hasta olduğu tespit edilenlerin diğer kişilerle temas riskini sıkı önlemler uygulayarak daha aza indirdi.

Hastalanma oranını yavaşlatabilmek, zaten normalde var olan hastalara ek, salgın hasta yükünü zamana yayabilmek çok ama çok yaşamsaldır. Hasta sayısı, hastanelerin “hasta bakabilme kapasitesi”nin içinde kaldığı ölçüde daha çok sayıda insan yaşamı kurtarılabilecektir.

Türkiye, 29 Mart 2020’de yitirilen hasta sayısı bakımından (131 kayıp); 23 Mart’taki Almanya’nın hizasındadır (123 ölüm). İtalya’dan 24 gün (5 Mart-148 ölüm), İspanya’dan ise 16 gün (13 Mart- 133 ölüm) gerideyiz. 

Bu ülkelerle ülkemiz arasındaki “gün farkları” çok değerlidir.

Türkiye’de uzun yıllardır görev yapmış, halen yapmakta ve bundan sonra da yapacak olan hekimler olarak bizler, okuduğumuz tabloyu ve öncelikli önerilerimizi yetkililerle ve kamuoyuyla paylaşmayı yurttaşlarımızın esenliği için üzerimize düşen sorumluluğun bir gereği olarak görmekteyiz: 

  • DAHA ÇOK TEST : Salgınla mücadeleyi iyi yöneten ülkelerden alacağımız en önemli derslerden birinin mümkün olduğu kadar fazla sayıda test yaparak enfekte olanların ve temas ettiklerinin bulunması ve  sağlıklı bireylerden ayrılması olduğu anlaşılmaktadır.
  • TOPLUMSAL HAREKETLİLİĞİN AZAMİ ÖLÇÜDE SINIRLANDIRILMASI : Özellikle ve başta hasta yoğunluğunun yüksek olduğu şehirlerimizde temas sıklığını yani bulaş riskini azaltacak tedbirleri güçlendirmek gerekir. Salgının büyümesine yol açan en önemli etmen “dolaşan nüfus”tur. O nedenle, devletçe bugün ve gelecek güvencesi temin edilerek, yaş grubu sınırlandırması olmaksızın bir süreliğine herkesin evde kalması sağlanmalıdır.
  • HAYATIN SÜREKLİLİĞİ : Ev içinde yaşamı sürdürmek için gerekli temel ihtiyaçların üretiminde, dağıtımında çalışanlar veya kesintiye uğratılmasının mümkün olmadığı hizmetlerde çalışanların, birbirlerine ve ev halkına bulaş riskini asgariye indirecek tedbirler alınarak çalıştırılması sağlanmalıdır.
  • SAĞLIK HARCAMALARI : Herkesin salgından korunabilmesi ve bütün bireylere etkin bir tedavinin sağlanabilmesi, bireyin olduğu kadar toplumun da ihtiyacıdır. Sağlık hizmetlerinin önündeki her türlü parasal engel kaldırılmalı, özel sağlık kuruluşları dahil her türlü sağlık hizmetinden katkı-katılım payı en azından pandemi döneminde alınmamalıdır.
  • SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI : Öte yandan; başka ülkelerin deneyimleri, salgında hastalanma ve kaybedilme riskinin en yüksek olduğu grubun sağlık çalışanları olduğunu göstermiştir. Henüz salgının yükselme eğrisinin başlarında bulunduğumuz halde bile sağlık çalışanlarımızın yükünün hızla artmakta olduğu ve birçok sağlık çalışanının hastalandığı bilinmektedir. Önümüzdeki dönemde yoğunluk giderek artacaktır. Sağlık çalışanlarının bu bulaşıcı hastalıkla mücadele ederken kendilerini koruyabilmeleri, hasta bakarken bakılacak hasta olmamaları gerekir. Sağlık çalışanlarının çalışma sırasında kendilerini bulaştan koruyabilmeleri için gerekli tıbbi malzemenin eksikliğini hissetmemeleri zorunludur. Bu malzemeler bulunamadıkça ya hasta hizmeti aksayacak ya da sağlık çalışanları kaybedilecektir. İkisinin de çok sayıda dünya örneğini acıyla görmüş bulunmaktayız.

COVID-19 salgınıyla sahada, masada aktif olarak mücadele eden herkese kuvvet diler, halkımızı bu çetin süreçte bulaşı en aza indirmek yönünde alınan tedbirlere, çağrılara uymaya davet ederiz.

İmzalar…..
******

 

Not. Tabloyu biz ekledik.. Dr. Ahmet Saltık, 04 Nisan 2020

We’ll lose ‘World War C’ against the coronavirus if we don’t fight the right way

We’ll lose ‘World War C’ against the coronavirus if we don’t fight the right way

ABD CDC eski başkanı Dr. Tom Friden’in çok önemli bir makalesini paylaşmak istiyoruz.

Makaleyi dikkatimize getiren Prof. Dr. Toker Ergüder‘e teşekkür ediyoruz.

Dr. Ahmet SALTIK, 28.0.2020
****

We'll lose 'World War C' against the coronavirus if we don't fight the right way
© UPI Photo


This is war. It is “World War C,”
humans against the coronavirus.

In a war, a strategy is important and so is organization. For rapid, effective action to fight epidemics, the best practice is to use an incident management system. Every country needs one, but it’s not clear that the U.S. has one today.

As of today, organization of the U.S. response remains unclear. What is the role of the Federal Emergency Management Agency (FEMA) concerning the vice president, the White House Coronavirus Task Force, the chairman of the task force, and the White House Coronavirus coordinator?

The FEMA operation does use an incident management system, but does it feed information to the White House to be the basis of careful assessment of policy options — for example, guidelines for when to relax physical distancing? What role is the U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) playing? In every infectious disease response since the CDC was created nearly 75 years ago, it has been central to the U.S. response. Sidelining, the CDC will cost time and lives.

For example, the administration rightly notes that private industry is eager to help with masks, ventilators and other critical supplies. Forcing them to do so may be appealing to some but is probably unnecessary. What the White House seems to fail to understand is that to be effective, industry efforts must be carefully coordinated by the federal government.

Real-time data is essential to make, assess and revise policy decisions and program implementation. The better we understand how the virus spreads and how to stop its spread to health care workers and in the community, the better we limit health and economic harm.

When we know what proportion of infections are spread by pre-symptomatic and asymptomatic people, we can better target contact tracing, isolation of patients, and quarantine of exposed people. If we learn that children rarely spread infection, reopening schools and daycare centers will be an easier decision. The urgent need for real-time, accurate data is one of the reasons the absence of the CDC is so dangerous — the CDC is the part of the federal government that is best placed to answer (and to help others answer) many of the most important questions.

During the 2014-2016 Ebola epidemic, the CDC produced a weekly dashboard of the most important interventions, objectively grading each in every affected country as red, yellow or green. For Ebola, interventions were in five domains: command and control, surveillance and epidemiology, case management (including laboratory testing), essential health services, and effective communication.

The dashboard focused attention on interventions most likely to stop the epidemic. With COVID-19, the same five domains are essential; two additional domains are physical distancing and providing social and economic support. Once the priorities are clear, then data, guidance, and useful tools can be cascaded from national to state, city and community levels.

Details and management matter. Here’s a starter set of 10 areas to be tracked both nationally and in every state and community:

  1.  A well-organized emergency management system with empowered incident managers aligned with political leaders.

  2.  Testing available for every patient with pneumonia within four hours, every symptomatic person within 12 hours, and capacity for drive-through testing.

  3. Start contact tracing within hours of case identification; identify contacts for >95 percent of cases, track >95 percent of contacts, test 100 percent of symptomatic contacts, and monitor >95 percent of quarantined contacts for 14 days.

    This is an enormous undertaking, and both trained people and practical digital tools will be essential. China tracked 685,000 contacts — with fewer cases than the U.S. has.

  4. Provide daily briefings with accurate and timely numbers of those infected, ill and deceased, epidemiologic trends and analysis, along with updated guidance from credible spokespeople.

  5. Protect health care workers with policies, training, and personal protective equipment.

  6. Be sure health care systems can safely surge for large numbers of mildly ill patients, a large increase in patients needing intensive care, and patients needing ongoing, non-coronavirus-related care.

  7.  Be able to resume targeted or general physical distancing if needed rapidly.

  8. Support nutrition, learning, mental and physical health and well-being, and social needs during isolation and quarantine.

  9. Engage communities, obtaining information from the public through surveys, assessing adherence to physical distancing recommendations, and using findings of these surveys to improve the effectiveness and reduce the disruption of measures taken.

  10.  Coordinate with states and localities so guidance and policies are implemented within 24 hours of publication.

Achieving targets such as these through clear, accountable incident management systems will reduce infections and deaths. They also will provide the critical data needed to decide when and how to re-open schools, workplaces and the rest of the economy. When health care is ready to surge and public health can test, isolate, trace and quarantine contacts, then it may be safe to loosen the faucet and begin to resume normal activities gingerly.

The group I lead, Resolve to Save Lives, advises countries around the world on how to prepare for and respond to epidemics. Until the United States has a best-practice incident management structure that organizes operations and supplies information for the decisions of our political leadership, and which fully integrates the CDC, we are not even organized for battle.

Dr. Tom Frieden is the former director of the U.S. Centers for Disease Control and Prevention and former commissioner of the New York City Health Department. He is president and CEO of Resolve to Save Lives, a global non-profit initiative funded by Bloomberg Philanthropies, the Chan Zuckerberg Initiative, and the Bill and Melinda Gates Foundation and is part of the global public health organization Vital Strategies. Resolve to Save Lives works with countries to prevent 100 million deaths and to make the world safer from epidemics.
Dr. Frieden is also a senior fellow for global health at the Council on Foreign Relations. Follow him on Twitter @DrTomFrieden.

Zor zamanlar Olağandışı kararlar!

Zor zamanlar
Olağandışı kararlar!

H. Ufuk Söylemez
AYDINLIK, 26.03.2020

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Zor zamanlar, olağandışı kararlar almayı, dirayetli-basiretli toplumsal liderlik yapmayı gerektirir.
Bu virus salgınının sağı-solu, kadını-erkeği, milliyeti-sınırı-pasaportu yok.
Her ülke ulusal sınırları içinde sağlık tedbirleri almaya çalışırken, dünya çapında yayılan bu salgının, uluslararası dayanışma-paylaşım ve insani yardım da gerektirdiği açık bir gerçek.
İşte Çin’den Türkiye’ye hızlı tanı kiti getirilmesi, Küba’lı doktorların İtalya’ya yardım için gitmesi gibi.
*
Konunun ekonomik boyutu ve alınması gereken öncelikli tedbirler ve verilmesi gereken destekler konusunda çeşitli sorular alıyorum.
Ekonomik olarak dünya çapında büyük bir resesyona girileceği öngörülüyor. Bunun kaçınılmaz sonuçları olarak da iflaslar, işsizlik ve finansal borç krizinin ekonomileri sarsması kaçınılmaz.
Eğer yakın dönemde etkili bir ilaç bulunamazsa ve salgına karşı alınan önlemler yetersiz kalırsa, bugüne kadar yaşanmamış türden tahmin edilmesi kolay olmayan bambaşka bir dünya ekonomik düzeni ve/veya düzensizliği görünüyor ufukta.
*
Hem arz hem talep yönlü bir ani duruş (sudden stop) yaşanan ekonomilerde, parasal genişleme ve tedbirlerin yanı sıra, maliye politikası araçlarının (vergi, prim, af gibi) devreye eş zamanlı alınması bir zorunluluk.
Piyasalara sadece para pompalamanın, üretim-yatırım ve ticareti kısa vadede canlandırmayacağı, insanların endişe ve ihtiyaç saiki (AS: dürtüsü) ile nakde dönerek, beklemeye girecekleri de ayrı bir gerçek.
Ekonomiyi %5 büyütmek gibi bu koşullarda gerçekçi görülmeyen, aşırı iyimser ve iddialı hedefler açıklamakta ısrar etmemek gerekiyor.
Karamsar olmadan ama gerçekçi tespit-önlem ve desteklere yoğunlaşmakta yarar var bence.
*
Bugün insanlar, ulaşımda KDV’nin %1’e düşürülmesinin ya da konut alımlarında kredi miktarının artırılmasının Covid-19 salgınının sebebiyet verdiği (AS: neden olduğu) ekonomik sıkıntılarına çare olacağını düşünmüyorlardır elbette ki.
İnsanlar aybaşında, doğalgaz-elektrik faturalarını nasıl ödeyeceklerini düşünüyorlar. İşyeri kapanan esnaf, üretim için sipariş alamayan-ithalat yapamayan iş insanları ve en önemlisi kriz nedeniyle işini yitiren ve/veya ücretsiz izine çıkarılan insanlar acil destek ve önlem bekliyorlar.
Yapılan açıklamalar, ilan edilen tedbirler ve verilecek desteklerin bölük-pörçük, dağınık bir şekilde yapılması tedirginliği artırabilir.
Bütün bunların çok daha derli-toplu, enine-boyuna düşünülerek, dünyadaki örnekler de değerlendirmek suretiyle, ayrıntılı bir kurtarma-koruma ve destek paketi halinde açıklanması çok daha iyi olurdu esasında.
*
Destek, yardım, öteleme, indirim ve mali af istemleri giderek daha da artabilecektir.
Ancak sorun, kuşkusuz ki finansal kaynak sorunudur. Ortada 2 anayol görünüyor kısa vadeli olarak. Ya parasal genişleme yani para basma ya da borçlanma yoluna başvurma.
Ekonomimiz yüksek enflasyon, çifthaneli işsizlik ve ağır borç yükü altında ve zaten kırılgan bir dönemde yakalandı bu salgın koşullarına.
Türkiye’nin risk primi yani CDS’leri (Credit Default Swap) rekor düzeye yükselerek, riskli sayılan 500 puanı aşmış ilk 5 ülke arasında maalesef. O yüzden,

  • yüksek faiz vermek göze alınsa dahi, yeterli dış finansman sağlanması kısa vadede oldukça zor görünüyor.

Dünyada negatif faizli tahvillerde yatan 16 trilyon $ dolayında bir para var. Yine negatif faizle bankalarda mevduat olarak yatan yaklaşık 100 trilyon $ var.
Bazı ülkeler örneğin, Almanya, Avusturya gibi.. 10-20 yıllık tahvil ihraçlarına eksi (negatif) faiz veriyorlar.
Ama bizim devlet tahvillerimize ikinci piyasada %7-8 faizle bile yeterli talep olmuyor. Sorun bir yandan da kredibilite sorunu ne yazık ki.
*
O halde kısa vadede yapılabilecek en etkili şey, Hazine Özel Tertip tahvillerinin, bankacılık sektörüne verilerek, bunların karşılığında T.C. Merkez Bankası vasıtasıyla piyasaya, firmalara, hane halkına fon ve likidite sağlanmasıdır.
Bunun orta vadede, ekonominin makro-ekonomik dengelerine (enflasyon-işsizlik vb.) olumsuz etkileri kuşkusuz ki kaçınılmaz olacaktır.
Ama yaşanan ve giderek ağırlaşabileceği görülen “akut” haldeki krizi, en azından “kronik” hale getirebilmek yani ilk adımda kanamayı durdurabilmek adına, kısa vadede başkaca etkili bir ekonomik çare orta yerde görünmüyor ne yazık ki.

Esasında, sağlıkta yapıldığı gibi, Bilim Kurulu benzeri bir Ekonomik Danışma Kurulu oluşturulmasında da yarar var.

Ekonomik ve Sosyal Konseyin (AS: Anayasa md. 166) devreye sokulması da sağlanmalıdır. Ama çıkar ve baskı gruplarının çekişeceği bir kurulun, dostlar alış-verişte görsün örneği, yapacağı işlerden pek de bir hayır çıkmaz.
O nedenle, bilgiye-deneyime-niteliğe yani ehliyete ve liyakata kulak ve öncelik verilmelidir.

Geciktikçe önlemlerin etkisi azalır, maliyeti ise artar.

Yıkıcı eleştiri yerine, yapıcı önerileri gündeme getirmenin, kibirli-ideolojik ve partizan davranmamanın zamanıdır bu zor günler.
==========================================

Dostlar,

KORONA VİRÜS SALGINININ EKONOMİ-POLİTİĞİ

Sn. Söylemez (eski Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı), 23 Mart 2020 gecesi bizi HALK TV‘deki programına davet etti. Korona salgını Bilim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniv. Tıp Fakültesinden çalışma arkadaşımız Sn. Prof. Dr. Alpay AZAP ile birlikte güncel salgını 3 saate yakın süre kapsamlı irdeledik. Yukarıya aktardığımız makalesinde olduğu gibi, ekonominin son derece zor – ağır – kırılgan koşullarda olduğunu zaman zaman dile getirdi ise de, özveri göstererek sözü daha çok biz 2 hekime bıraktı. Biz de bu konuyu yazmasını rica ettik.

Makale zarif eleştiriler içeriyor, yol da gösteriyor. Emisyon = Para basma öneriyor Sn. Söylemez.. Çünkü devlet tahvillerimize uluslararası pazardan %7-8 dolayında Dolar olarak faiz ödemeyi üstlenmemize (taahhüt etmemize) karşın istem yok, borç veren yok ülkemize.. Oysa karşılıksız para basmanın faturasını biliyoruz, enflasyon.. Bunun bedelini de gene yoksullar – orta sınıf ödüyor..

Yukarıda değindiğimiz HALK TV programında (23 Mart 2020, saat 21:00 – 24:00, 1. bölüm : https://youtu.be/NeX0QtFuib4 veya https://youtu.be/NeX0QtFuib4?t=34  2. Bölüm : https://youtu.be/4lV1oYGtWS0   3. bölüm : erişemedik.. site okurlarımız erişir ve bize bildirirse seviniriz..) biz ise, Mülkiyeli şapkamızla, üst gelir dilimlerinden ek vergi alınmasını önerdik. Örnek olarak 2010 Nisan’ında ABD Başkanı Obama’nın OBAMACARE olarak adlandırılan sağlık reformu programını verdik.

Hemen hemen hiçbir sağlık güvencesi olmayan 50 milyon (6 kişiden 1’i o dönemde) hiç olmazsa çok altta kalan 30 milyonu için, sınırlı da olsa sağlık güvencesi sağlanması düşünülmüştü. Kişi başına 3 bin $ /yıl kaynak gerekiyordu oldukça sınırlı bir sağlık güvencesi için. O sıralar ABD’de kişi başına ortalama yıllık sağlık gideri 10 bin $ p.c./p.a. (kişi başına / yıllık; per capita / per annum) idi. 10 yıl boyunca gereksinim duyulan kaynak 3 bin $ x 30 m nüfus x 10 yıl süre.. 900 milyar $ ya da 0,9 trilyon $ idi. Üst gelir dilimlerine %1-2 ek vergi kondu. Para babaları, Kongre’de Başkan Obama hükümetinin yıllı bütçesini engelleyerek devleti felç ettiler..
****
Biz, benzer bir öneri ile, bu olağanüstü dönemde Türkiye’nin zenginlerinden bir tür servet vergisi / varlık vergisi alınmasını önerdik bağış kampanyası önerisine karşılık Sn. Söylemez’in. Halkın çok yoksullaştırıldığını, işsizliğin aşırı yüksek ve gelir dağılımının olağanüstü adaletsiz olduğunu ekledik. Ek olarak, Türkiye’nin Dolar milyarderlerinin bu servetlerini Türkiye’de kazandıklarını, içinde bulunduğumuz çok zor dönemde kendilerinin de ellerini taşın altına sokmalarının gerekli olduğunu belirttik.

Ayrıca, 1942’de İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken 2. Dünya Paylaşım Savaşı’nın bunaltıcı koşullarında da Türkiye’nin bekası için Varlık Vergisi Yasası’nın çıkarıldığını, uygulamada kimi yanlışlar yapılmış olsa da ilke olarak o politikanın tek seçenek ve doğru olduğunu ekledik.

  • AKP iktidarında son 20 yılda ülkemizden 3 Tr $ kaynak çıktığını ancak 1 Tr $ girdi olduğunu ve 2 Tr $ gibi muazzam bir ulusal servetimizin yurt dışına bu iktidar tarafından rant olarak aktarıldığını (Prof. Dr. Bilsay Kuruç, 19 Mart 2020, Cumhuriyet, M. Balbay ile söyleşi),

bu yaşamsal sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğin vurguladık. Sağlık sektörüdeki rant aktarımı da dahil.. her yıl birkaç on milyar $. Tasarruf, SOSYAL DEVLET, kamucu sağlık hizmeti ve KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE MUTLAK BİR ÖNCELİK gerekliliğinin altını çizdik..

25 Mart 2020 akşamı KRT‘deki programda da Türkiye’nin Dolar milyarderi sayısı bakımınan dünyada çok önlerde geldiğini, son 20 yılda özellikle bu sayının çok büyüdüğünü anımstarak, 45 dolayında Dolar milyarderinin 100’er milyon $ gönüllü bağış yapmasını önerdik. Yaklaşık 4,5 milyar $ kaynak, günümüz kuru ile 1 $ = 6,4 TL’den hesaplanırsa yaklaşık 29 milyar TL yapar ki, devasa kaynak gereksinimine bir merhem olur..

Benzer finansal önerileri dün (26 Mart 2020) sabahı VERYANSIN TV‘de de seslendirdik.
(KORONAVİRÜS YANGINI İÇİN İÇİN SÜRÜYOR | ÇÖZÜM NE? | AHMET SALTIK |
https://youtu.be/x0HcoRv2KvY)

Ne hazindir ki, dün, 26 Mart 2020 günü, Türkiye ve Dünya küresel salgın ile (Pandemi) boğulurken / boğuşurken, AKP = Erdoğan / TEK ADAM rejimi, “huylu huyundan vazgeçer mi?” dedirtircesine, toplumun sinir uçlarıyla oynayarak, İstanbul Kanalı kapsamında 2 köprünün taşınması ihalesini yaptı..

Gerçekten ibretliktir, AKP kendi ayağına neden bu denli sıkar, anlaşılmaz..
***
Bağlarsak; bu sitede hep yaptığımız gibi, test sayısını artırarak taşıyıcı – hasta bulmayı hızlandırmayı ve gerekli tıbbi hizmeti de vererek salgını çok uzatmadan sonlandırmayı hedeflemeyi öneriyoruz. Uzayan salgın, zaten olağanüstü hasta / kırılgan ekonomiyi, ayağa kaldırılamayacak derecede çökertebilir!

Ne var ki, ilk olgunun Çin’den bildirildği 31 Aralık 2019’dan günümüze 3 aya yakın bir zaman geçmesine karşın hala şu testi uygulayalım / bu testi uygulayalım aşaması geride bırakılabilmiş değildir.. Birkaç sahra hastanesi de yapılmadı.. Ya da boş tatil köyleri, dev otellerin hastane – karantina yerleri olarak kiralanması, satılamayıp boş bekleyen yüzbinlerce konut fazlası ve TOKİ evleri de.. Hala temel tıbbi lojistik sıkıntısı yaşanıyor daha başında salgının.. Caaaaaanım Türkiye’miz etil alkolü bile dışarıdan satın alıyor!

Korona salgınını AKP = Erdoğan iktidarı iyi yönetemiyor.. başından beri, 18 yıldır Türkiye’yi çoooooooooooooooooooooooook köyü yönettiği gibi.. Sözde toplantı yapıp görüş alıyor toplumdan ama yasal kurum Türk Tabipleri Birliğini akıl almaz biçimde dışlıyor!?

Ekonomi yangın yeri, ama Anayasal bir Kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey‘i (AY md. 166) bir türlü toplantıya çağırmıyor!? Damat Hazine Bakanı Albayrak, 2019 için 2,5 milyon istihdam yaratılacağını buyurmuştu ama, TÜİK geçen yıl 932 bin yeni işsiz oluştuğunu açıkladı! AKP = Erdoğan rejimi, anamuhalefetin 13 maddelik ciddi ve akılcı önerilerine kör ve sağır!

Bu hazin ve ağır tablo da AKP iktidarını BİLİMSEL AKILCILIK zemini ve eksenine çek(e)meyecekse ne çekebilir? Geriye ağır yaralı ve mutlaka iyileşecek bir Türkiye ve seçim sandığına gömülerek tarihin çöp sepetine atılan bir yığın siyasal parti gibi, AKP mevta kalır..

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Dr. Güle Çınar ve Dr. Lee Tarih tekrar ediyor

Dr. Güle Çınar ve Dr. Lee
Tarih tekrar ediyor

Dr. CEYHUN İRGİL
Cumhuriyet
20 Mart 2020

Soruşturma sonucu ne olursa olsun; toplum ve biz meslektaşları Dr. Güle Çınar’ın yanındayız. Aynen Dr. Lee gibi düşüncesini ve uyarılarını söylemiştir. Bu çabaları ve bugüne dek topluma verdiği emekler için soruşturma açmak değil, aslında madalya vermek gerekir.

Tarih tekerrür ediyor. Dr. Çınar’ın başına gelenler daha 3 ay önce Çin’de salgını ilk duyuran Dr. Lee’nin de başına gelmişti. Aralık 2019’da Çin’de başlayan ve tüm dünyada salgına neden olan koronavirüs pandemisinde tüm uzmanların üstünde ısrarla durduğu konu;

  • toplumun bilgilendirilmesi.

Bilgilendirme konusundaki duyarlığın nedeni nedir?

Hastalığın şu an bilinen bir tedavi ve aşısı olmadığı için korunma önlemlerinin ve bulaş sayısının azaltılması çok daha önemli. Bu nedenle toplumun bilgilendirilmesi ve bulaşmanın azaltılması en iyi önlem. Özel anlamda bir başka neden ise yaşadıklarımız, yaşananlar…

Çünkü hastalığın ilk görüldüğü Çin’de ve sonra yayıldığı İtalya’da konunun ciddiye alınmaması, örtbas edilmeye çalışılması, toplumun bilgilendirilmemesinin sonuçları çok ağır oldu. Çin ve İtalya’da binlerce insan bu ihmal ve gecikmenin bedelini yaşamı ile ödedi, ödüyor. Ülke ekonomileri altüst oldu. Dengeler bozuldu.

18 Mart 2020’de sosyal medyada bir görüntü paylaşıldı :

Ankara Üniversitesi’nde hizmet içi eğitimde hastanenin çalışkan ve deneyimli uzmanı Dr. Güle Çınar bu salgına karşı sağlık personeline yönelik bir eğitim toplantısında salgının ulaşabileceği boyutu ve korunma önlemlerini anlatıyordu. Toplantıya katılan, izinsiz ve gizli çekim yapan biri bunu paylaştı.

Dr. Çınar’ın uyarı ve öngörüleri toplumda karşılık bulunca bundan rahatsız olan bir kitle tarafından linç edilmeye başlandı. Üniversite yönetimi bilimsel doğrular ve kendi hekiminin itibarını hiçe sayarak ve iktidara karşı zor duruma düştüğünü düşünüp statükoyu kurtarma endişesi ile alelacele, gizli çekim yapıp, konuşmanın bir bölümünü yayımlayan kişi ile ilgili değil, Dr. Çınar’a soruşturma açtı.

Dr. Lee olayı nedir?

Dr. Çınar’a belli ki zorla bir özür mektubu yazdırıp, bir de “özel” dilekçesini, kişisel verilerin korunma hakları da çiğnenerek, adeta itirafname gibi sosyal medya hesabından paylaşarak “evin küçük kızını” topluma hedef gösterip, konuyu bilmeyen nice cahil cühelanın önüne atıp linç edilmesine yol açarak, adeta günah çıkarmaya çalıştı. Ancak toplumun tepkisi tam tersi oldu. Toplum Dr. Güle Çınar’a sahip çıktı. Aksine bu tutumu nedeniyle Ankara Üniversitesi yönetimini kınadı, eleştirdi.

Olayın ilginç yanı, aynı sorun ve yaşananlar tam 3 ay önce Çin’in Wuhan kentinde hastanede çalışan ve koronavirüsü ilk duyuran, salgına dikkat çeken Dr. Lee Wenliang’ın başına gelmişti. Adeta tarih tekerrür etti.

Peki, Dr. Güle Çınar, Dr. Lee ve koronovirüs salgını arasındaki bu benzerlik nedir? Dr. Lee olayı nedir?

Wuhan Devlet Hastanesi’nde doktor olan Lee, virüs salgınını ilk fark eden ve yetkilileri uyaran paylaşımlarına ve virüs tehdidi için halkı uyarmaya devam edince, polis tarafından sorgulandı. Polis ayrıca Lee’nin de aralarında olduğu sekiz kişi hakkında söylenti yaydıkları gerekçesiyle soruşturma açmıştı.

Kamu Güvenliği Kurumu, “toplum düzenini şiddetle sarsan yanlış iddialarda bulunmakla” suçladıkları Dr. Lee’ye yalan iddialarda bulunmakla suçlandığı bir belge imzalatmıştı.

Yetkililer Dr. Lee ve arkadaşlarını korkutmak ve susturmak için tehdit ettiler. Bir belge hazırlayarak şöyle yazdılar; “Sizi uyarıyoruz: Aynı küstahlık ve inatla bu yasa dışı faaliyete devam ederseniz hakkınızda işlem yapılacaktır. Anlaşıldı mı?”

Dr. Lee ve arkadaşları baskı ile belgelerin altını imzaladılar ve el yazısıyla “anlaşıldı” yazdılar. Ancak bu olaydan 3 gün sonra ölümler başladı. Salgının boyutu arttı ve sonunda Çin yönetimi başlangıçta örtbas etmeye çalıştığı salgını kabul etti ve acil durum ilan etti.

  • Toplumu uyaran Dr. Lee’den özür dilendi.

Ama artık çok geç kalınmıştı. Çünkü Dr. Lee devleti ve halkı 2019 Aralık ayı sonunda uyarmıştı.

Böylece neredeyse 1 ay geciken Çin yönetimi salgının yüzbinlerce kişiye bulaşmasına yol açtı ve dünyaya yayılmasına neden oldu. Ve maalesef hastalığı ilk duyuran ve toplumu uyaran

  • Dr. Lee Wenliang 7 Şubat günü Korona virüs enfeksiyonu ile öldü.

Çin halkı tarafından kahraman ilan edildi ve Dr. Lee’yi haksız yere suçlayan, soruşturma açan ve O’na zorla belge imzalatanlara büyük bir toplumsal tepki oldu.

Dr. Çınar’a yapılan haksızlık

Yıllarca kurumda hizmet etmiş, çalışkan, başarılı ve sokağa çıkılmayan, el sıkışmaktan bile korkulan bu günlerde işinin başında, o kalabalık toplantıda salgın ile mücadele için çabalayan Dr. Güle Çınar olayına gelince;

Sağlık personeline yönelik, kapalı bir hizmet içi eğitim toplantısında söylediklerinin doğruluğu bir yana –ki yanlış olsa bile, yıllarca doğru düzgün hizmet eden insanların bir cümle, bir yanlış ile toplumsal linçe maruz kalması kabul edilemezetik açıdan asıl sorun, gizli çekim yapıp sosyal medyada paylaşmak ve sonrasında zorla dilekçe yazdırmak ve kişisel bir dilekçeyi resmi sosyal medya hesabında paylaşarak, toplumsal linçe önayak olmaktır.

Hangi açıdan ve yasa çerçevesinden bakılırsa bakılsın üniversite yönetiminin, yıllardır hizmet veren ve herkesten çok karakterini bildiği bir hekimini, üstelik hekimlerin en korunması gereken bu salgın hastalık döneminde kendi hekimine yaptığı bu muamele toplumdan tepki görür.

Üniversiteye yakışan, bir satırlık; “Hastanemizdeki hizmet içi eğitim toplantısında gizli çekim yapan ve sosyal medyada paylaşanlar ve konu ile ilgili soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyunun bilgisine arz ederiz.” demekti. Ancak panik ile bu basit liyakatli yaklaşımı bile gösteremedikleri gibi, Dr. Çınar’ın dilekçesine attığı “18 Mart 2018” yanlış tarihini bile fark etmeden ve düzeltmeden yayımlayacak ölçüde kendi dertlerine odaklandıkları görülüyor. Kaldı ki, Dr. Çınar’ın bu yanlış tarihlemeyi bilinçli veya bilinçsizce yapmış olması tarihe bir nottur. Dilekçenin zorla, alelacele ve gönül rızası ile yazılmadığının “tarihi bir işareti” olmuştur.

Toplumsal anlayış ve vicdan önemli

Ülke olarak zor ve sıkıntılı dönemlerden geçiyoruz. Bu dönemde fedakârca (AS: özveriyle) işini yapmaya çalışan herkese daha anlayışlı ve hoşgörülü olmak zorundayız. Bunu yalnızca sağlıkçılar için değil, siyasetçiler, gazeteciler, işçiler.. tüm çalışanlar için söylüyorum.

Vicdan, hoşgörü, anlayış denilince mangalda kül bırakmıyoruz.

  • Dr. Çınar’ın bir yanlışı olmadığını düşünüyorum.

Bir insanı anlamadan dinlemeden ve aslını öğrenmeden yanlış anlamaya, karalamaya hazırız ve toplumsal olarak linç ediyoruz. İnsanların emeğini, biriktirdiklerini, ailesini, çocuklarını bir kalemde harcıyoruz. Ülkeye, insanlara küstürüyoruz. Aslında bu kadar kolay harcayan ve değer bilmez tutumumuzla kendi hastalıklı halimizi de deşifre ediyoruz. Ancak Devletin, ortak aklın, kurumların daha dikkatli, özenli ve topluma, bireylere örnek olması gerekir. Bu tutumu ile üniversiteler ve akademi camiası uzun yıllardır içinde olduğu ruh halini, bilimle, toplumla değil erk ve güç ile yan yana olmanın getirdiği ayrıcalık ve huzuru tercih ettiğini bir kez daha gösterdi.

Soruşturma sonucu ne olursa olsun,

  • Toplum ve biz meslektaşları Dr. Güle Çınar’ın yanındayız.

Aynen Dr. Lee gibi düşüncesini ve uyarılarını söylemiştir. Bu çabaları ve bugüne dek topluma verdiği emekler için soruşturma açmak değil, aslında madalya vermek gerekir.
================================
Dostlar,

Bizim de çalıştığımız AÜTF’de (Ankara Üniv. Tıp Fak.) meslektaşımız Dr. Güle Çınar‘a dönük uygulama çok üzüntü vericidir. Yine değerli meslektaşımız Dr. Ceyhun İrgil yukarıdaki nefis yazısında gereken her şeyi söylemiş durumda.. Kendisine teşekkür ederiz, aynen katılıyoruz makalesine.

Ek olarak, şu noktanın bilinmesinde yarar var :
AÜTF Dekanlığı resmi instagram hesabından aşağıdaki açıklamayı yayınladı :

Kamuoyu bilgilendirmesi              :

Kurum içi bir çalışmanın izinsiz olarak yapılan kaydının dün gece sosyal medyada paylaşılması bu süreçte canla başla çalışan bir öğretim görevlimizi ne yazık ki gereksiz bir gündemin içine sokmuştur. İzinsiz paylaşımı yapan çalışanımız hakkında gerekli işlemler başlatılmıştır.
Öğretim görevlimiz bu süreç içinde olağanüstü çalışmalar gösteren çok değerli bir insandır. Gündeme esas olarak gelmesi gereken nokta kendisinin çalışkanlığı ve özverili çalışmaları olmalıdır.
İçinde bulunduğumuz günler topyekün kenetlenme ve sağlık ordumuzun yıpranmadan, yıpratılmadan, kendi hayatlarını düşünmeksizin gerçekleştirdikleri azimli çalışmalara destek verilmesi gereken günlerdir.
Merak edilmesin, toplumumuzun desteği ile ve sizlerden aldığı güçle sağlık ordusu görevinin başındadır ve birlik ve beraberlik içinde memleketimizi sağlık ve esenlik dolu günlere ulaştırmak hepimizin misyonudur.
Bilgilerinize sunarız. 19.03.2020

Tıp Fakültesi Dekanlığı
https://www.instagram.com/p/B96KqqWpInG/?igshid=1mezpgrwb85we
******

AÜTF Dekanlığının bu açıklaması yerinde oldu. Böylelikle, Dr. Güle Çınar’a yönelik kabul edilemez, tıp etiğine sığdırılamaz uygulamanın kaynağının AÜTF Dekanlığı olmadığı anlaşıldı..

“Özür” iletisi yayınlama sırası onlarda..

Sevgi ve saygı ile. 21 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com