KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

Ahmet GÖKSAN
Cumhuriyet
, 17.11.19

“Hükümetten, dünya sulhu ve insanlığın emniyeti bakımından köklü tedbirlerin alınmasını birçok defalar rica ettik. Fakat ne yazık ki beklediğimiz ve özlediğimiz garantilerden çok uzak bulunuyoruz.” 1958 Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs Adası’nın Osmanlı yönetimi tarafından İngiltere’ye 1878 yılında kiralanmasından sonra olayların saman alevi gibi parlamasına karşın için için yanmaya devam ediyor. Adada iki ulusun uzantıları olan Türklerle Rumların yaşadıkları biliniyor. Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan en küçük bir olumsuzluktan Kıbrıs’ta yaşayan Türklerle Rumların etkilendiği biliniyor. Bir de buna İngiliz yönetiminin yanlı tutumunun eklenmesi ile Türk’ler için adada zorluklar yaşanmasının nedeni oluyor.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş, İngiltere’nin sömürgelerini terk ederek kendi kabuğuna sığınması ile sonuçlanıyordu. Yaşanan ayrılıktan sonra terk edilen ülkelerde iç çatışmaların yaşanmasına da zemin hazırlamış oluyordu. Kıbrıs’ın da bundan etkilenmesi sonrasında Ortodoks Kilisesinin destekleri ile EOKA terör örgütünün kurulmasına karşın Türklerin de en azından savunma örgütü kurmaları kaçınılmazdı.

EMPERYALİZMİN KORKUSU 

Kıbrıs Türkleri de 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdular. Bir başka gerginlik ise adada kurulmuş olan komünist AKEL Partisi’nin varlığı idi. Emperyal güçler için Doğu Akdeniz’de ikinci bir KÜBA’nın kurulması endişeleri vardı. Bu nedenle EOKA’yı bu amaçla kullanmaya başladılar.

Türkler sürekli olarak saldıran taraf değil, savunmada olan taraf idi. Yaşanan saldırılar sonrasında çok sayıda Türk yaşamını yitirirken, öbürleri de yaşamakta oldukları bölgeleri terk etmek durumunda kaldılar. Bu konuya ilişkin olarak BM görevlisi diplomat Mr. A. Ortega’nın, Mayıs ve Haziran 1964 döneminde hazırladığı ve adı ile anılan raporda, Rumların saldırıları ayrıntıları ile yer alıyor. Buna karşın rapora ilişkin herhangi bir işlemin yapılmadığını kaydetmek istiyoruz.

Yunanistan’daki Albaylar Cuntası Makarios ile uyuşmazlık yaşıyordu. Bunun sonucu olarak 15 Temmuz 1974’te darbe sonrasında adı geçen kişi BM Güvenlik Konseyi’nde 19 Temmuz 1974’te konuşurken, “Kıbrıs’ın Yunan ordusu tarafından işgal edildiğini, Türk’lerin can güvenliklerinin olmadığını, bu nedenle garantici ülkelerin müdahale etmelerini” istiyordu. Aynı kişi, kısa süre sonra Türk ordusunu işgalci olarak suçlamaktan da geri durmuyordu.

Son dönemde sıklıkla gündeme taşınan garantilerle tek yanlı müdahale hakkına ilişkin tartışmalarına da değinmek istiyoruz. 19 Şubat 1959’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığının sağlıklı bir yapı içinde sürmesini sağlamak için Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantici ülkeler oluyorlardı. Ada’da konuşlu bulunan ve adanın %13 toprağına sahip olan iki adet İngiliz üssü de Garanti ve İttifak antlaşması içinde yer alıyor.

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Garantici ülkelerin adada bozulan düzenin yeniden kurulmasından yana tavır almaları adı geçen antlaşmada yer alıyor. Bu nedenle, adı geçen antlaşmanın değiştirilmesi konusunda son dönemde sıklıkla yapılan tartışmalar, taraf olan İngiltere’nin de onay vermesini gerektiriyor.

Komünist AKEL Partisi sıklıkla bu üslerin kapatılması veya kira ödenmesi konusunu gündeme taşıyor. Böyle bir isteğe adadaki İngiliz Yüksek Komiseri Bay Stephan Lillie, “kuruluş antlaşmasını okuması gereken insanlar var” diye yanıtlıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 36. yılına geldiğimiz bugünlerde Berlin’de yeni bir müzakere süreci başlatılmak isteniyor. Bugüne değin konuşulmayan hiçbir şeyi kalmamış olan uyuşmazlığın “neyini tartışacağız”, gerçekten meraka değer doğrusu. Görüşülecek yeni diye sunulan Referans Belgesi, 50 yılı aşkın süredir konuşulan konulardır. Bunların yeni diye sunuluyor olması anlaşılır olmanın da ötesindedir. Yapılacak müzakerelerden sonuç beklenmesi, Godot’yu beklemeye koşut bir davranıştan öteye geçemeyecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 36. yılına ulaşmış bulunuyoruz. Torunlarımızdan emanet aldığımız Cumhuriyetimizle Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatarak torunlarımızdan kendi torunlarına teslim etmelerini isteyeceğiz. Bu nedenle yapmakta olduğumuz mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz.

Yüce Atatürk’ün “Bu adaya dikkat ediniz” söylemine sıkı sıkıya bağlı olarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor mu ne…
==========================================
Dostlar,

15 Kasım, KKTC’nin 36 ncı kuruluş yıl dönümü.

Devletin tepesi ve basınımızın kalemşörlerinin KKTC’yi Rum’a satmak için harcadıkları çaba hedefine ulaşmışken, Rum’un ANNAN Planı’na “hayır” demesi sayesinde yarım kaldı.

KKTC’nın kuruluşu uğruna şehit olan TMT, Silahlı Kuvvetler mensupları ile Mücahitlerin ruhları şad olsun.

Yaşamlarını bu mücadeleye adayan Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, emeği geçen herkesi rahmetle anıyor, yaşamda olanları şükranla selamlıyoruz…

Selam olsun o yurtsever yiğitlere, şehit ve gazilere..

Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Ağbaba’dan Erdoğan’a CHP’den sert yanıt ve SGK NEREYE SÜRÜKLENİYOR

Erdoğan’a CHP’den sert yanıt:
Hangi emekli vatandaşımız insani düzeyde yaşamını sürdürmektedir?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilerle ilgili yaptığı açıklamalara gösterdiği tepkide, emeklilerin %90’ının açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşadığını belirterek, “Türkiye uluslararası araştırmalara göre 37 ülkeyi kapsayan ‘en iyi emeklilik’ araştırmasında en kötü notu alan 3’üncü ülke oldu. Şimdi Cumhurbaşkanına sormamız gerekir; Hangi emekli vatandaşımız insani düzeyde yaşamını sürdürmektedir?”

(AS : Bizim kapsamlı makalemiz yazının altındadır.
SOSYAL_GUVENLIK_SISTEMİ_ve_AKP=ERDOGAN’in_URKUNC_YANILGISI_ya_da_OZGOREVI)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Topkapı kampüsünde düzenlenen Fatih, Silivri, Topkapı ve Zeytinburnu sosyal güvenlik merkezleri toplu açılış törenine katıldı. Konuşması sırasında sık sık Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğulu’nu hedef alan Erdoğan,

Sosyal güvenlik sistemimizi yeniden inşa ettik. İşçi, memur için ayrı verilen hizmeti tek çatı altında topladık. Sosyal güvenlik sistemimizin bütçe üzerindeki yükü de azalttık. E-devlet uygulamalarıyla da kağut üzerinden yürütülen pek çok hizmeti elektronik ortama taşıdık. Emekli maaşlarını insani düzeyde hayat sürülebilecek seviyeye çıkardık. Hiçbir emekli maaşının bin liranın altında kalmamasını sağladık. Bayramlarda biner lira ikramiye vermeye başladık. Emekli maaşını 4 kat artırdık, kesintilerini kaldırdık.” dedi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sözlerine Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’dan tepki geldi. Ağbaba, tepkisini yazılı olarak paylaştı.

İşte Ağbaba’nın Erdoğan’ın sözlerine verdiği karşılık:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün yaptığı açıklamada emekliler ile ilgili yaptığı açıklamanın gerçeklik ile yakından uzaktan bir ilgisinin olmadığını kendisi de çok iyi bilmektedir. Erdoğan yaptığı bu açıklamanın ne bilimsel verilerce ile ne de ülkenin resmi verilerince herhangi bir karşılığının olmadığını en başta yoksulluk ve açlıkla boğuşan emeklilerimiz bilmektedir. Cumhurbaşkanı, ‘Emekli maaşlarını insani düzeyde hayat sürülebilecek seviyeye çıkardık. Hiçbir emekli maaşının bin liranın altında kalmamasını sağladık’ diyor. Peki, gerçekler ne gösteriyor?

  • Türkiye de 847 643 kişinin emekli aylığı 1000 TL veya altında
  • 248 126 kişi 1000 TL ile 1100 TL arasında
  • 220 250 kişi 1100 TL ile 1200 TL arasında
  • 6 850 523 kişi 2000 TL’nin altında aylık almaktadır
    ve açlık sınırı altında yaşamaya çalışmaktadır.

13 MİLYON EMEKLİNİN %90’I AÇLIK SINIRINDA!

  • Açlık sınırının asgari ücretin çokça üstüne çıktığını düşündüğümüzde
  • 13 milyon emeklimizin neredeyse %90’ı açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır.

Şimdi Cumhurbaşkanına sormamız gerekir:

Hangi emekli vatandaşımız insani düzeyde yaşamını sürdürmektedir? Herhangi bir gerçekliğe dayanmayan çizilen bu pembe tablonun gerçeklik ile hiçbir alakası yoktur.

Ayrıca Türkiye uluslararası araştırmalara göre 37 ülkeyi kapsayan ‘en iyi emeklilik’ araştırmasında en kötü notu alan 3’üncü ülke oldu. Türkiye aldığı notla yalnızca Arjantin ve Tayland’ın üstünde yer alabildi.

Bunun yanı sıra Hükümet ve Cumhurbaşkanı emeklilikte yaşa takılan binlerce yurttaşın çözüm istemini ısrarla reddederken ve emekli aylıklarını açlık sınırı altında belirlerken emeklilik çağında çalışmak zorunda kalan işçiler hemen her gün iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor.

  • Emeklilerimiz, yoksulluk ve yasal düzenlemelerle emeklilik hakkının fiilen ortadan kaldırılması yaşlı işçileri güvencesiz çalışma koşullarına itmiş ve
  • güvencesiz işçi havuzunun önemli bir kaynağı haline gelmiştir.

Geçtiğimiz yıldan bugüne emeklilik çağında olup çalışmak zorunda kalan ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçi sayısı en az 230’dur.

Sonuç olarak;

  • AKP iktidarları döneminde emeklilerimiz en yoğun hak ihlallerine maruz kalmış açlığa ve sefalete itilmiştir. Erdoğan’ın açıklamalarının emeklilerimiz açısından kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur.

=========================================
Dostlar,

SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ ve AKP = ERDOĞAN’ın ÜRKÜNÇ YANILGISI ya da ÖZGÖREVİ (MİSYONU)

AKP = Erdoğan‘ın İstanbul’daki SGK – Emekliler odaklı konuşması hakkında söylenecek çok şey var. CHP Gn. Bşk. Yrd. Sn. Ağbaba’nın etkili açıklamalarını yukarıda aktardık. TÜRK-İŞ‘in Ekim 2019 verilerine bakalım :

Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu öbür aylık harcamalarının toplam tutarı yoksulluk sınırı6.705,08 TL!

ALIM GÜCÜ GERİLEDİKÇE ENFLASYON DÜŞÜYOR!?

Tuhaf ve aldatıcı bir ironidir.. AKP = RTE bu noktada bilerek – bilmeyerek bir kez daha yanılgı içindedir. Haydi TÜİK’in verilerle oynamalarını bir yana koyalım, enflasyon varsayalım ki gerçekte düşüyor olsa bile, halk yoksullaştırıldığı ve alım gücü düştüğü için fiyatlar genel düzeyi yükselememekte, yükseltilememektedir. Şirketler türlü pazarlama yöntemleri ile “tüketimi” sürdürmek için çabalamaktadır. 

AKP = RTE’nin bu bağlamda 2. yanılgısı, yüksek faizin enflasyon nedeni olduğudur. Çok yazıldı ama AKP = RTE takıntısını (!?) aşamıyor. Oysa tam tersi geçerli ve bu temel bir iktisat kuralı.. Ne demeli; narsisistik kişilik hiçbir engel tanımıyor; klasik bilimsel gerçekleri bile!

  • DÖRT KİŞİLİK AİLENİN AÇLIK SINIRI 2.058 TL, YOKSULLUK SINIRI 6.705 TL
  • BİR ÇALIŞANIN AYLIK YAŞAM MALİYETİ TUTARI 2.526TL
  • ANCAK MUTFAK ENFLASYONU YILLIK ORTALAMA %19,26 ORANINDA…TÜRK-İŞ 32 yıldır her ay bu verileri yayınlamakta. 2019 Ekim ayı sonucuna göre:
  • 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2.058,46 TL,
  • Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 6.705,08 TL,
  • Evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın yaşama maliyeti ise aylık 2.526,14 TL olarak hesaplandı. (http://www.turkis.org.tr/EKIM-2019-ACLIK-VE-YOKSULLUK-SINIRI–d305750, 17.11.19)
  • Bu verilere göre 13 MİLYON EMEKLİNİN %90’ı AÇLIK SINIRINDA!

Ama Saray çevresindeki iktidar seçkinleri hem “oldukça dolgun” aylıklar almakta hem de birkaç görevden ayrı ayrı ücret sağlamaktalar. Bunları zaman zaman basında görüyoruz ve utanma belası ile üzerlerindeki çok sayıdaki “arpalık” tan 1-2’sini göstermelik olarak bırakıyorlar kamuoyu tepkisini azaltmak için.. Bursa ve Ordu Bld. Başkanları, RTÜK Bşk. yalnızca birer örnek. İstanbul’da 34 yaşında ve 44 kayyımlık görevi üstlenen AKP’li “harika genç” i basın gündeme taşımış ve biz de sitemizde aktarmıştık..

“THY Basın Müşaviri Yahya Üstün 40 (kırk!) kayyum şirketinde yönetim kurulu üyesi. Üstün zekalı dememin sebebi bu. Her babayiğit 40 şirketle ilgilenemez. 10 parmağında on marifeti geçtik tam 40 ayak olur. İşte belgeleri…” (https://gazetemanifesto.com/2019/bilalin-80-okul-arkadasindan-biri-40-sirkette-yoneticilik-yapiyor-310435/, erişim 17.11.19)

Bu yalnızca bir örnek.. Çok sayıda başkaları da var.. Öte yandan bu ülkede yıllarca bekleyip olarak atanamadıkları için yaşamlarının baharında özekıyan (intihar eden) öğretmenler var.. Kendini yakan işsiz gençler var.. Geçim sıkıntısı, borçlar – hacizler yüzünden ailece topluca özekıyan (intihar eden) aileler var. İşsizlik %14’ü, işsiz sayısı 7 milyonu aşmış durumda. Üniversite bitirmişlerin 1/3’ü işsiz!

Kimi kez da Sarayın iktidar seçkinleri, bu “sefalet” tablosu basında sergilendikçe iyice çirkinleşmekte ve “…çooook yetkin – donanımlı…” olduklarını belirterek halkı aşağılayan açıklamalarla yanıt vermekte (!) ve aldıkları ücretlerin “az bile” olduğunu vurgulamakta.

İtibardan tasarruf olmaz” sözü, Erdoğan’ın dır ve uygarlık tarihinde hak ettiği yeri almıştır. Kuşku yok, bu söz, sahibini de tarihte hak ettiği yere oturtmuştur, oturtacaktır.

Söz gelimi Katar’dan “gelen – yollanan – takdim edilen” (!?) süper lüks uçak 400 – 450 milyon $ değerindedir ve ABD Başkanlık uçağına denk ya da üstünde donanımlıdır. Sanırız Saray’ın 13. ya da 14. uçağıdır. Bir cankurtaran (ambulans) helikopter yaklaşık 10 milyon dolardır. Buna göre 400-450 milyon $ ile 40-45 cankurtaran (ambulans) helikopter alınabilir ve ülke genelinde koşullara göre (nüfus, iklim, ulaşım, donanımlı sağlık merkezleri..) dağıtılabilir. Van’ın mezrasında karadan sağlık ekibinin erişememesi nedeniyle ölen Muharrem bebeğin dramı belleklerdedir.

Şimdi soralım   : Muharrem bebeğin ölümünün gerçek nedeni nedir? Katil kimdir, kimlerdir, hangi politikalar ve bu politikaları güdenlerdir? Valilik neden yargılama izni vermemiştir?

Dinci iktidarlar halka “sözde dinsel değerleri” adeta damardan vererek uyuştururlar. Örn. Muharrem bebeğin ölümü “kaderdir, Allah’tandır..”!? Oysa Muharrem bebek hava cankurtaranı ile sağlık kurumuna zamanında yetiştirilebilseydi kurtulacaktı büyük olasılıkla. Bu durumda
soralım :

  • Tek bir hava cankurtaranı “kaderi, Allah’ın iradesini” değiştirmeye yetmekte midir?!
  • Bir hava cankurtaranı olunca “kader, Allah’ın iradesi” hükümsüz mü kalmaktadır!?

AKP’li CB Erdoğan’ın sözleri yanlışlarla doludur.. 

Örneğin Genel Sağlık Sigortasının (GSS) Anayasaya göre zorunlu olduğunu ve 30 yılı aşkın süre kendinden önceki iktidarların bunu yap(a)madığını söylemektedir. 2 önemli yanlış var burada :
1. GSS, Anayasanın (1982) 56. maddesi son tümcesi (cümlesi) uyarınca “zorunlu” değil “isteğe bağlı” bırakılmıştır. Bu tümce aynen şöyledir :

  • “Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir. “

Görüldüğü gibi Anayasa GSS’nı buyurmamakta, kurulabilmesi için seçenek sunmaktadır. AKP öncesi iktidarlar, yerinde çekincelerle Türkiye’de GSS’nin koşullarının bulunmadığını saptayarak bu seçeneği kullan(a)mamışlardır. AKP iktidarı ise, kökü dışarıda “Health Transformation” (Sağlıkta Dönüşüm) politikasını (ve başkalarını da..) uygulamak üzere iktidar olduklarından, gözü kara atılmışlardır. Ne var ki; Türkiye’de gerçek anlamda GSS yoktur, bu ekonomik güç – yapı – bunalım ile de olanaksızdır.

SGK verilerine göre 9 milyon prim yükümlüsü, 5502 s. SGK yasası uyarınca, SGK tarafından “yoksul” olarak tanınmış (damgalanmış!) olup primleri Hazine tarafından ödenmektedir.

İşsizlik olağanüstü yüksektir ve bu insanlar da SGK’ya prim öde(yeme)mektedir, onaylanan 9 milyon yoksulun yalnızca bir bölümüdür bu insanlar.

Ortalama gelir düzeyi düşük olduğundan (2018’de 9 bin $ dolayında; son 6-7 yıldır sürekli düşüyor!), prim matrahı yetersizdir.

Milyonlarca yükümlü primlerini ödeyememekte, sıklıkla “prim affı” çıkarılarak ödemeler zamana yayılmaktadır.. SGK’nin, “2018 Yılı Faaliyet Raporu”na göre, prim ve prime ilişkin borçlarını ödeyemeyen milyonlarca yurttaş, borçlarını yapılandırmak için başvurdu. Bu kapsamda 8 056 447 yurttaşın borcu yapılandırıldı. Yapılandırılmaya gidilen toplam prim borcu tutarı 157 milyar TL. Bu tutarın yalnızca 37 milyar TL’si tahsil edilebildi.

GSS, AKP = RTE‘nin buyurduğu gibi sağlık hizmeti kapsamını genişletmeyip tersine 2008’den bu yana sürekli daraltmakta, cepten harcamalara insanları zorlamakta ve hizmet satın aldığı sağlık kurumlarına geri ödeme bedellerini enflasyon karşısında yıllardır artır(a)mamaktadır. Bu durum kamu sağlık kurumlarını iflasa sürüklerken, özel sektörde yasa dışı bedeller alınıyor.

Özel sağlık kuruluşlarından ağız – diş sağlığı hizmeti 2008’den bu yana SGK tarafından tanınmamıştır. Öte yandan kamuda bu hizmetler çok yetersizdir. Modern diş implantı sağaltımı kamuda da SGK tarafından ödenmemektedir.

Oysa CB, yardımcıları, Bakanlar, TBMM üyeleri, AYM – Yargıtay – Danıştay – Sayıştay üyeleri, 4 yıldızlı general – amiraller ile eş – çocukları – bakmakla yükümlü oldukları açısından hiçbir SGK sınırlaması yoktur.. Bu kişilerin yurt dışı dahil tüm giderleri ödenmektedir. Giderek genişleyen bu ayrımcılık niyedir? Anayasanın yasalar önünde eşitlik maddesi (md. 10) neden ayaklar altındadır!?

  • Nitekim GSS, apaçık finansal yoğun bakımdadır.
  • Kurgusu gereği esas olarak prim = ek vergiler ve sınırlı (marjinal) genel bütçe (merkezi yönetim bütçesi) desteği ile dönmeleri gerekirken, Türkiye’de durum tersinedir. Örn. 2019 için SGK’ya merkezi yönetim bütçesinden 185 milyar TL aktarım öngörülmüştür. Bu rakam 2019 genel bütçesinin neredeyse 1/5’i olup olağanüstü yüksek bir orandır; üstelik toplam 385 milyar TL olarak öngörülen 2019 mali yılı SGK bütçesinin yarısına yakındır!AKP = RTE‘nin sıklıkla eleştirdiği, CHP Gn. Bşk. K. Kılıçdaroğlu’nun SSK Gn. Md. olduğu dönemde verilen SSK açıklarının güncel SGK açıkları ile rakamsal karşılaştırması olanaksızdır. Günümüzde bütçenin 1/5’i SGK’ya aktarılmaktadır; bu durum gerçekte SGK’nın örtük – saklanan iflasıdır!Üstelik 18. yılına giren AKP döneminde tek 1 yerli aşı üretilemediği gibi, ilaçta dışa bağımlılık azalmamaktadır. 2018 SGK sağlık giderinin %30’u ilaç gideridir; bu rakam ABD’de %11, OECD’de %17 dolayındadır. İlaç ve tıbbi teknoloji hovardaca kullanılmaktadır.

Sosyal devletlerde merkezi bütçeden sosyal güvenlik kurumlarına akçalı (mali) destek olağan ve gereklidir. Ancak Türkiye’de SGK havuzu primlerle = ek vergilerle değil, genel bütçe desteği ile “ancak” doldurulabilmektedir.

GSS rejimi pahalıdır, zengin ülkeler bile başedememektedir, sağlık giderleri şişirilmekte ve yerli – yabancı yandaş şirketlerin kasalarına yüzlerce milyar $ ulusal servet aktarılmaktadır. Üstelik halkın sağlık düzeyinde de harcanan kaynaklarla uyumlu iyileşme olmaksızın = Tam vahşi sömürü!

  • AKP iktidarı, bilerek / bilmeyerek bu küresel soygun tasarımına (projesine) destek vermektedir; alettir, taşerondur!

1982 Anayasası md. 56 / son tümcede dile getirilen içerik 2. önemli yanlıştır :

1982 Anayasasının 56. maddesinin son tümcesinde GSS kurulması seçenekli bırakılırken, GSS için gerekçenin “.. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için..” denmektedir. Bu tümce bilimsel olarak eksiktir – yanlıştır. Çünkü GSS, uluslararası yazında (literatürde) “bir finansman rejimi” olarak bilinir. “.. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için..” GSS tek başına yetmez; yeterli sağlık hizmetinin ülke genelinde halkın erişebileceği biçimde coğrafyaya bölge ve nüfus temelli olarak dağıtılması gereklidir.

1980’lerin ortalarında Alman Sosyal Güvenlik Kurumu, kadim Bismarck’ın Alman halkına armağanı, dünyanın ilk sosyal güvenlik sistemi (1881) Krankenkasse iflasın eşiğine sürüklenmişti. Temel neden sağaltım ağırlıklı ve parça başı ödeme idi. İkisi de düzeltildi:

1. İlk 1 yılda tüm bebekler belirlenen sayıda hekime getirilecekler.
2. Tüm gebeler bu süre içinde belirlenen sayıda hekime gelecekler.
3. 45 yaş üstü herkes yılda 1 kez hekime gelecekler.

Böylelikle Alman sosyal güvenlik kurumu, son derece yerinde, insancıl, bilimsel – akılcı yaklaşımla iflastan kurtarıldı. İzlenen yol, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE ÖNCELİK VEREREK sağaltım giderlerini azaltmaktı.. Moneter değil insancıl, bilimsel – akılcı idi.

Oysa AKP = RTE‘nin övündüğü SGK’sı hep ama hep, insancıl olmayan, bilimsel – akılcı olmayan moneter (parasal) önlemlerle ayakta kalmaya çabalıyor. Açıkları büyüdükçe, bu sorunun gerçek nedenlerine inmeksizin; İLGİLİ ÇEVRELERE RANT AKTARIMININ KESİNTİYE UĞRAMAMASI GEREKTİĞİNDEN olsa gerek, hep geriödemelerini kısarak, hizmet kapsamını daraltarak insanların ceplerine ve Hazine’ye yükleniyor..

  • Halkın sağlık hizmetlerine erişememesi, Hazine’nin dev aktarımları (transferleri) ile yerli – yabancı sermayeye ulusal kaynak aktarımı ASLA kesintiye uğratılmıyor..
  • Ne pahasına olursa olsun.. Kapitalizmin tunç yasaları dayatıyor AKP’ye; maksimum kâr ve sermaye birikimi sürdürülecek.. Ne pahasına olursa olsun.. Peki AKP buna neden mahkum?

Tüm bunların iç yüzünü – ardalanını AKP = Erdoğan biliyor, anlayabiliyor ve kavrayabiliyor mu acaba?? Küresel güçler (Emperyalizm) sorunun yanıtını “evet” olarak vermiştir ki, bu iktidar hala sürmektedir. Ne beis, Erdoğan “biliyor, anlayabiliyor ve kavrayabiliyor” olmasa bile çevresi kuşatılmıştır ve en iyimser senaryo ile “kandırılması sistematik olarak sürdürülmektedir”!

Nitekim emeklilikte yaşa takılan 2 milyona yakın insan ve ailelerine önceki gün İstanbul’da meydan okurken gerçekte ülkemizin ulusal çıkarlarını, geleceğini, bütçe dengelerini… falan mı kolluyor acaba??

  • Şehir hastaneleri = TALAN! denklemini yıllardır kuruyor, seslendiriyor, yazıyor, haykırıyoruz.. Sonunda göl bitti galiba.. 17+ yıldır yüzlerce milyar dolar ulusal serveti yandaş yerli – yabancı şirketlere misyonu gereği aktaran bir iktidar, YOKSULLUK İÇİNDE – AÇLIK SINIRINDA 2 milyon emekliye ve 10 milyona varan ailelerine haklarını vermeyi çok görüyor ve bunu akılcılık – ülkenin çıkarı adına savunuyor, bir de “seçim yitirme pahasına da olsa..” diye gürlüyor öyle mi!

Usta politikacı, önceki TBMM başkanlarından Hüsamettin Cindoruk, bir TV programında,

  • “.. bu kadar rahat yalan söyleyen bir politikacı görmedim…” demişti.

AKP = Erdoğan‘ın İstanbul konuşmasında faiz ödemelerinin azaltıldığı da belirtiliyor. Son 2 yılın bütçesindeki rakamlara bakmak yeter sanırız :

2018 bütçe gideri 763 (599’u – %88 vergi!), gelir 697, Açık 66, Faiz 71,6 (%26↑); yatırım 68,8; Sağlık Bak. 37,6; DİB 7,8 (151 bin pers.); SGK 133,5 (2016’da 108); Emn.+Jand. 40,1; Mrk. Yön. borcu 2017 sonu 871,6 milyar (%15↑) TL

2018’de bütçeden ayrılan ödenek Faiz 71,6 milyar TL. Bütçenin 10’da 1’i ve önceki yıla göre
artış %26. Bir de anapara ödemesi var bu borçların.. 2018 bütçesinde her 10 TL’den 1’i devletin borcuna giderken, bu rakam Sağlık Bakanlığı bütçesini 2’ye katlıyor ve toplam yatırımlardan daha fazla. SGK’na baktığımızda; bütçenin 1/5’ine yakın bölümü SGK’ya aktarılıyor ve bu rakam 133,5 milyar TL olup, 2017’deki aktarım tutarı olan 108 milyar TL’ye göre 1/4 artış anlamına geliyor. Enflasyonun çok üstünde, bütçe büyümesinin çok üstünde..

2019 bütçesi daha feci durumda, açık 80,6 milyar TL ile kalmadı, 125 milyar TL’ye çıkarıldı geçen ay. Ayrıca 80 milyar TL’yi aşan TCMB kârı ve yedek akçesi de bütçeye aktarıldı. Durum böylesine dehşet verici iken, CB’nın “örtülü ödenek” harcaması olağanüstü artıyor! Niçin?!

2019 Bütçe Giderleri 961 milyar TL
Faiz Giderleri 117,3 milyar TL
Bütçe Gelirleri 880,4 milyar TL
Vergi Gelirleri 765,5 milyar TL
Bütçe Açığı -80,6 milyar TL
Faiz Dışı Fazla 36,7 milyar TL

2019 bütçesinde AKP hükümetinin faiz ödemesi 117,3 milyar TL olup 961 milyar TL’lik bütçenin 1/8’i.. 2018’de bu oran 1/10 ve ödenen tutar 71,6 milyar TL idi; %50 artış var ödenecek faizde. Sağlık Bakanlığı bütçesi 47 milyar TL, faiz gideri bunun 2,5 katı.. Bir de FAİZ DIŞI FAZLA adı altında zihinlere kurulan tuzak var.. Bu, BORÇ ANA PARASI demek.. Açıkçası bütçeden, her şeyden önce BORÇ FAİZLERİ ödeniyor. Sonra kalan bölüm FAİZ DIŞI adını alıyor. Bu bölümden yemeden – içmeden tasarruf yapıp “fazlalık” vermek gerek ki borçların ana parasını ödemek olanaklı olabilsin. Buna da tuzaklı bir adlandırma ile FAİZ DIŞI FAZLA deniyor ki yurdum insanı, hatta ortalama okumuşu bile anlamasın!
****
Yalan öylesine bulaşıcı ki; önceki ÇSGB J. Sarıeroğlu şunları söylemişti basına (5.7.18) :

-“..Vatandaşlarımızdan, SGK ile sözleşmeli / protokollü sağlık hizmeti sunucuları, verdikleri bu hizmetler (Kanser tedavisi, cerrahisi, ilacı) nedeniyle hiçbir şekilde ek ücret almayacak, vatandaşları ceplerinden hiçbir ücret ödemeyecek. Düzenleme öncesi kanser cerrahisi için yılda 240 milyon TL ödüyorken söz konusu düzenleme ile bu ödemeyi yılda yaklaşık 750 milyon TL’ye çıkartarak kanser hastalarımızın tedavilerini tümüyle ücretsiz hale getirdik. Hem kanser hem de öbür tüm hastalıkların tedavisine ve önlenmesine ilişkin, yine maliyet gözetmeksizin iyileştirmeler hızla ve artarak devam edecek.” [2019’da 10-11 milyar TL kısıntı planlanıyor!?]

Sorumuz : Türkiye’de her yıl ~175 bin yeni kanser tanısı konuyor. Hasta havuzunda 400+ bin kanserli var. 750 milyon TL / ~500 bin hasta desek.. Kanserli hasta başına 1500 TL / yıl düşüyor. Bu rakam ile «kanser hastalarımızın tedavilerini tümüyle ücretsiz hale getirdik» denebilir mi??

  • Siyaset etiği – dürüstlük – halkı aldatmama… yükümü kimler için??

Soruyoruz : 4 s. CBK ile SGK neden Sayıştay denetimi dışına alındı!??

Bereket Anayasa’nın 160. maddesi bu girişme izin vermiyor, Ama niyet ne, niçin?

Sonuç             : SGK finansal yoğun bakımda! Ne yapmalı???

• Türkiye, Batı dayatması ile çok pahalı olan GSS (Genel Sağlık Sigortası) finansman
sistemini yürütmeye çabalıyor.. Önemli açıklar veriyor ve merkezi yönetim bütçesinden
ciddi aktarım zorunlu oluyor; bu aktarımlar önemli bütçe açığı yaratsa da -ki yaratıyor- !
• Özetle S G K  f i n a n s a l  y o ğ u n  b a k ı m d a ..
Adil, dolayısıyla etik olmayan birçok yönü var.. Sürdürülebilir gözükmüyor..
• Yüz milyarlarca Dolar ulusal servet yandaş yerli – yabancı sermayenin kasasına aktarılıyor,
harcamalar hızla artmayı sürdürüyor ama halkın sağlık düzeyi göstergeleri dev harcama ile orantılı iyileşmiyor.. Genellikle 60-90. sıralardayız sağlık ölçütlerinde.. Niçin, nasıl, kim sorumlu bundan?
• SGK sistemi büyük bir karabasan! Çünkü Devlet; halkın sırtında sopalı tahsildar!?

Yineleyelim : GSS halkın sağlık sigortası değil, sermayenin kârının sigortasıdır!

  • SGK, stratejik bir  toplumsal güvence kurumudur. Mutlaka bilimsel akılcılıkla yönetilmelidir.
  • Şehir hastaneleri talanı bütünüyle ve hemen durdurulmalıdır!
  • AKP’nin gayrımili politikaları artık sürdürülemez sınıra dayanmıştır.
  • AKP = Erdoğan ezberlerini bozmak zorundadırlar.
  • Bu aymaz ve kökü dışarıda politikaları sürdürmek artık Türkiye için bir BEKA SORUNUDUR!
  • Sitemizde, gerek SGK ve açmazları gerek ŞEHİR HASTANELERİ TALANI… konularında çok sayıda belgesel yazı vardır. Bunlar özenle okunmalı ve yanlış yol terk edilmelidir.
  • AKP = ERDOĞAN bu yıkıcı politikalarını sürdürürlerse, Türkiye için somut ve kritik BEKA SORUNU daha da ağırlaşacaktır. Böylesi bir sorunsal, her durumda Türkiye’nin yararına çözülür, AKP tasfiye edilir ancak ülkemize bedeli çooook ağır olur. Onlarca yıl belimizi doğrultamayız.
  • AKP içindeki yurtsever sağduyulu vekiller, uzmanlar, üyeler, danışmanlar bu vahim gidişi durdurmak zorundadırlar ve bunu yapabilirler. Türkiye 1 kişinin yönetimine terk edilemez!
  • Türkiye ekonomisi çökme riski ile yüz yüze! Lütfen aşağıdaki yazımızı okuyunuz.
  • AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR?
  • AKP’liler Erdoğan’ı malvarlığını açıklamaya zorlamalıdır. ABD sopa göstererek ima ediyor. Erdoğan neden gürleyerek “..müddei iddiasını ispatla mükelleftir..” diyemiyor, neden??

Çare; Devleti sermayeden kurtarıp sağlıkta piyasacılıktan – özelleştirmeden vazgeçip, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETİ ODAKLI, Ulusal, Kamucu Sağlık Sistemine geçiş..

Sevgi ve saygı ile. 17 Kasım 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Bu makalemizin pdf’si : SOSYAL_GUVENLIK_SISTEMİ_ve_AKP=ERDOGAN’in_URKUNC_YANILGISI_ya_da_OZGOREVI

SAĞLIK HUKUKU / Turkish Health LAW

logo_AUTF

 

 

Değerli AÜTF Dönem 5 Öğrencilerimiz, Asistanlarımız;
Site okurlarımız,

AÜTF (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi) Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda
Dönem V’te 2 saat süreli staj dersi olarak sunduğumuz SAĞLIK HUKUKU konulu dersin güncellenmiş yansılarını pdf olarak izlemek için lütfen tıklayınız..
(Son olarak 25.08.2017’de 694 s. OHAL KHK’si değişiklikleri ve 1 ve 703 sayılı CBK ile değişiklikler yapıldı…)

Saglik_Hukuku (17 Kasım 2019)

Bilindiği üzere sunular sizlere kaynak sağlamak için geniş tutulmakta,
derste özetlenerek işlenmektedir. Bu konu 205 yansı içermektedir (3,6 MB).
Sınav kapsamında ilk 94 yansıdan sorumlusunuz. Sonrakiler ek bilgi içindir.

Konuya ilişkin olgu çalışmasını da yapmanız gerekmektedir..
Verilen 4 olgu örneğinin kazanılan bilgilerle çözümlenebilmesi gereklidir.
Bu amaçla “657 Sayılı Yasada İzinler” başlıklı dosyadan da yararlanılmalıdır.

657’de izinler

SAGLIK_HUKUKU_SEMINERI_TBB_19.9.2015

Sevgi ve saygı ile. 17 Kasım 2019

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

2014 yılının ilk Sağlık Mevzuatı dersi 8.9.14 günü sabah 08:30 – 10:20 arasında işlenmişti.
Bu ders ve ardından “Gıda Güvenliği ve Sanitasyonu” dersimiz için 
yıllık iznimiz içinde Datça’dan Ankara’ya günübirlik gelmiş ve sevgili öğrencilerimize görevimizi yapmıştık..

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için…

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için…

Emre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet
, 10 Kasım 2019

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Sevgili okurlarım, siz bu satırları okurken ben Almanya’da, Türk Üniversiteliler Derneği’nin davetlisi olarak Köln Üniversitesi’ndeki bir toplantıda Atatürk’ü anlatıyor olacağım.

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için hem insanlık tarihini hem de insanlık tarihi içinde özellikle dinler tarihi ile Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet tarihini, savaşlar, siyasal rejimler ve devrimler açısından iyi bilmek, özümlemiş olmak gerekmektedir. Ancak bu bilgilerle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aksakallı acımasız tarihi nasıl mağlup ettiğini, onun karşı konulmaz gücüne nasıl boyun eğdirdiğini anlayabilir ve anlatabilirsiniz.
***
İnsanlık tarihini iyi bilecek ve iyice özümlemiş olacaksınız:

Toplayıcılık-Avcılık Dönemi’ndeki göçebe toplumları, Tarım Devrimi’yle ortaya çıkan din-tarım imparatorluklarını, Endüstri Devrimi’yle oluşan ulusal devletleri, Bilişim Devrimi’nin etkilerini öğrenmiş, onlar hakkındaki bilgileri sindirmiş olacaksınız.

Siyasal tarihi, devrimler tarihini ve dinler tarihini iyi bileceksiniz.

Siyasal tarih içinde dinlerin rolünü iyi anlayacaksınız. Din ve siyaset ilişkilerini devrimler tarihi açısından özümlemiş olacaksınız.

İslam tarihini bütün öteki dinlerin tarihleriyle birlikte, siyasetteki rolünü anlayarak en ince ayrıntılarına kadar bileceksiniz.

Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet tarihini çok iyi bileceksiniz.
Bu tarihin, insanlığın gelişmesi içindeki yerini, katkılarını, eksiklerini, öteki toplumlarla ve devletlerle olan ilişkilerini, rolünü iyi değerlendirmiş olacaksınız.
***
Bu genel bilgileri iyice sindirdikten sonra, özellikle Amerikan, Fransız, Rus ve Türk Devrimlerini çalışacaksınız.
Siyasal akımları, sömürgeciliği, liberalizmi, kapitalizmi, emperyalizmi, faşizmi, Marksizmi, Leninizmi, demokrasiyi öğreneceksiniz.
İşte ancak ondan sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun, aksakallı merhametsiz tarihin ellerinde son nefesini nasıl verdiğini, Sevr Antlaşması’na nasıl mahkûm edildiğini anlayabilir…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yalnızca Kurtuluş Savaşı’yla değil, Atatürk Devrimleriyle de bu tarihe Trakya ve Anadolu’da nasıl diz çöktürdüğünü ve Lozan ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin farkını görebilirsiniz!
***
Ben aile ve toplumsal değişme üzerinde ihtisaslaşmaya çalışan bir toplumbilim öğrencisi olarak akademik yaşamımın çok önemli bir bölümünü Türk Devrimi’ni ve elbette onun lideri olan Atatürk’ü öğrenmeye ve anlamaya vakfettim.

Hâlâ da bilgilerimin çok eksik olduğunu fark ediyorum; bu nedenle de bıkmadan, usanmadan, okumaya öğrenmeye devam ediyorum.

Siz bu satırları okurken, “Atatürkçü Devrim Modeli” çerçevesindeki bilgilerimi Almanya’daki dinleyicilerime aktarıyor olacağım.

  • YAŞASIN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK:
  • YAŞASIN O’NUN KURDUĞU DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ!
    ===========================================
    Dostlar,

Çok değerli Aydınlanmacı yazar, düşünür, bilim ve eylem insanı, Atatürkçü – Devrimci savaşım (mücadele) insanı Sn. Prof. Dr. Emre Kongar’a çok şey borçluyuz..
80 yalına dayanan bu bilge insan, alçakgönülülüğü ile de örnek oluyor..
Ankara Üniversitesi SBF – Mülkiye’yi (Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdikten sonra 60 yıla yakın zamandır Sosyoloji çalışan Prof. Kongar, kendisini “hala bir Sosyoloji öğrencisi” olarak tanıtmakta.
Son 1-2 yıldır da TELE1’de hafta içi her akşam saat 20:00’de 18 dakika (sıklıkla aşılıyor doğallıkla) programını, yine çok değerli ve yürekli – çalışkan – üretken gazetecei -yazar Sayın Merdan YANARDAĞ ile gündemi yorumlayarak çözüm yolları öneriyorlar..
Bu programın kaçırılmamasını öneriyoruz..

Bu verile ile Sn. Kongar ve Sn. Yanardağ’a teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız.

(Not : Bu arada, bizim da 1996’dan bu yana AYDINLANMA konferanslarımız yurt içi, dışı.. 1520’yi buldu! Ülkemize, insanımıza, Yüce Atatürk’ün ışıklı yoluna bizden de bir tutam katkı..)

Sevgi ve saygı ile. 11 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yüce İnsan ve Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü Niçin Anıyoruz?

Yüce İnsan ve Önder
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü
Niçin Anıyoruz?

Güncelliğini koruduğu için, geçen yıl yayınladığımız aşağıdaki yazı ve eklerini bir kez daha site okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunuyoruz.. Özellikle yansıları..

Sevgi ve saygı ile, 10 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
============================
Dostlar,

Doğumunun 137. (19 Mayıs 1881), ölümünün (10 Kasım 1938) 80. yılında
Yüce İnsan ve Önder  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü neden anmayı sürdürüyoruz??

Bu soruya kapsamlı bir yanıt olmak üzere 121 yansıdan oluşan bir görsel dosyamızı paylaşmak istiyoruz. 10 Kasım 2006’da Yeni Yüksektepe Kültür Derneği‘nde, aldığımız çağrıya karşılık olarak katılımcılara sunmuştuk. İzlenmesini ve özellikle çocuklarımızla, gençlerimizle konuşarak – tartışarak özenle irdelenmesini dileriz.

Milli Eğitim Sistemimizin AKP = RTE tarafından Ulusal – Laik – Akılcı – Bilimsel – Sorgulayıcı – Kamusal olmaktan çıkarılalı epey yıllar oldu.. Tam tersi niteliklerle felç edildi Türk Eğitim Sistemi. Kendi tarihini bilmeyen, kurucularına – kurtarıcılarına bile nefret yüklü, dinci ve kinci, soru sormadan ezberleyen, biat kültürünün kulları olmaya koşullanmış molla kafalı insanlarla dolu olsun isteniyor Türkiye.. Oysa Suudi Arabistan “ılımlı İslam”a dönüyor Vahabilikten!

Çağdışı – ilkel Halife – Sultanlık rejimine geri dönüş için “insan” (?) malzemesini hazırlıyor, kuşaklarını dönüştürüyor.. Nesl-i Cedit yaratma peşinde AKP.. Demokrasi düzeyi 180 dolayında
ülke arasında 140. sıralara dek gerilemiş, PISA eğitim yarışmalarında özellikle 4+4+4 ilkelliği ardından en diplerden kurtulamayan. yolsuzluk – hırsızlık – ahlaksızlık – cinayet – iş kazaları – trafik kazaları – çevrilemeyen dış ve iç borç – dev cari açık ve dış ticaret açığı – işsizlik – yoksulluk – enflasyon – yasaklar ve örtük OHAL altında TEK ADAM … ülkesine dönüştürüldük özellikle şu son 16 yıllık AKP – RTE iktidarında..

  • Şimdilerde çok ağır, yakıp – yıkan bir ekonomik – çok yönlü bunalıma sürüklendik
    TEK ADAM REJİMİNİN kısa erimde patlayan faturası olarak..

İki milyona dayanan İmam Hatip öğrencimiz, binlerce Kuran kursumuz ve hafızımız var.
Cumhuriyetin tepesinde de bir İmam (İmamların Öcü – Yavuz Selim Demirağ) ve Türkiye’yi bir din devleti yapma sevdası – sanrısı (hezeyanı) içinde adeta.

Ama bu lanetli yılların (Hulki Cevizoğlu) ve kuşatmanın artık bit(iril)mesi gerek.
AKP – RTE %51 takıntısı ile takiyyeye sarıldı gene!.. “10 Kasım’da sap gibi ayakta durmanın anlamı yok..” diyenler bu gün, 10 Kasım 2018’de Anıtkabir yollarına düşüyor. Erdoğan, iğreti de olsa arada “ATATÜRK” diyerek övgüler (!?) düzüyor..  Klavyemizin tuşlarına aşağıdaki görkemli öngörü üşüşüyor :

  • “Beni inkâr edeceksiniz hatta bühtanla yad edeceksiniz.
    Hint’e, Yemen’e ve Mısır’a giden fikirlerim, orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

Erdoğan hayal dünyasında.. Anıtkabir defterine 10 Kasım 2018 günü, Cumhuriyete armağan olarak İstanbul havaalanını yaptıklarını söylüyor!? “Dahili ve harici bedhahlarla” savaştıklarını.. söylüyor gerçekte Atatürk devrimleriyle boğuşan kadrolar kendileri oldukları halde! “Ruhun şad olsun” diye bağlıyor sanki Atatürk’ün O’nun bu dileğine gereksinimi varmış gibi! Kendi dünyasına hapsolmuş apaçık. Bunca mı takiyye olur?! Saray’daki kalabalıklara seslenişte de bir içerik yok.. Kuşakların koşullandırıldığını söylüyor eğitim ile. Oysa kendi “dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz..” demedi mi? “Dininizi ve kininiz eksik etmeyin..” demedi mi ve Milli Eğitimi bu yönde yozlaştırmadı mı?? Bu davranışlar Cumhuriyet’e açık – örtük cihat ilanı değil midir?!

  • Soralım                      :
  • Hangi dinde kin – kindarlık – nefret var??
  • İslamiyet tam tersini buyurmuyor mu?
  • Bu durumda Erdoğan ve bu sözleri İslam dini dışına düşmüş değil midir??

Mustafa Kemal Paşa‘yı bu sorumluluk ve kararlılık içinde anmak istiyoruz.
Yeniden kurtuluşumuzun ipuçlarını, esin kaynaklarını O’nun eşsiz KURTULUŞ (Bağımsızlık Savaşımız) ve KURULUŞ destanında (Kemalist Kültür Devrimi) yakalamak istiyoruz.

” Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır ve
Türk Ulusu, güvenlik ve mutluluğunu temel alacak ilkelerle
uygarlık yolunda
tereddütsüz yürümeye devam edecektir. “

Engin öngörüsü ve kararlılığı bize güç kaynağı ve rehber..

ATATURK_Gercek_Insan

Yansıları görmek için lütfen tıklar mısınız??

Gercek_Insan_ATATURK_10.11.2006

Sevgi ve saygı ile.
10 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com