Kılıçdaroğlu’na asıl tehdit!..

Kılıçdaroğlu’na asıl tehdit!.

Mehmet FARAÇ

Mehmet FARAÇ
farac65@gmail.com
YENİÇAĞ, 21 Eylül 2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ne yazık ki muhalefet lideri olmak çok zor Türkiye’de… Hele de AKP’nin yönettiği bir ülkede muhalefete önderlik etmenin çok büyük “yaşamsal” riskleri de var!..

Baksanıza; AKP lideri Erdoğan sanki ülkeyi 17 yıldır CHP yönetiyormuş gibi sürekli ana muhalefeti hedef alıyor ve her fırsatta Kılıçdaroğlu’nun suçluyor… Türkiye’deki tüm dertlerin, çarpıklıkların, çıkmazların ve çöküşlerin sorumlusu CHP’ymiş meğer!..

  • AKP terörü önleyemeyince CHP suçlu!..
  • Enflasyon milleti canından bezdirirken anamuhalefet suçlu!..
  • Dış politikadaki rezaletler ülkeyi sarsarken Kılıçdaroğlu suçlu!..
  • İşsizlik-geçim sıkıntısı ve sosyal bunalımlar milleti isyan ettirirken yine Kılıçdaroğlu suçlu!!!

Velhasıl; dünya kamuoyunda AKP’nin bu tuhaf tepkilerini görenler Türkiye’yi CHP yönetiyor sanacaklar!.. Ancak bu “hedef” göstermeler, takiyye siyaseti ve gündem değiştirme oyunları dışında, bir de muhalefete saldırmanın “kışkırtıcı” sonuçları var ki, işte asıl tehlike!!!

Ana muhalefet liderinin “hedef” olması keşke sözlü tacizlerden- iftiralardan ibaret olsa!.. İktidarın duyarsızlığı ve gafleti nedeniyle bir dönem zirveye çıkan terör ve mafyanın CHP liderine yönelik dehşet verici saldırıları var ki, bunlar dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde asla kabul edilemez;

Kılıçdaroğlu 2014’te TBMM’de yumruklu saldırıya uğradı, ardından bir cenazede önüne “kurşun” bırakıldı…

2016’da, Artvin- Şavşat’ta, karayolunda seyir halindeyken Kılıçdaroğlu’na PKK’lılar kurşun yağdırdı, şans eseri ölen yaralanan olmadı…

Adalet yürüyüşünde Kılıçdaroğlu’nun üzerine araç sürmeye çalıştıklarını itiraf eden IŞİD’lileri kim yönlendirdi, o da ortaya çıkartılmadı…

Ve son rezalet tüm Türkiye’de infial yaratırken, yurttaşların can güvenliği ve gelecek kaygısını da büyüttü; Ankara-Çubuk’ta, bir şehit cenazesine katılan Kılıçdaroğlu’na saldıran kişi serbest bırakılırken, olayın perde gerisindeki “linç” planının failleri, bağlantıları ve azmettiricilerinin üzerine gidilmedi!..

CHP, linç ve kanıt…

Evet; Çubuk saldırısıyla ilgili ana muhalefetin hazırladığı “rapor” da gösteriyor ki, CHP bu tehlikeli saldırının peşini bırakmıyor ve kesinlikle de bırakmamalı… İşte Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişiminin perde gerisi bir belgesele konu edildi ve savcılığın önüne kondu…

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, 700 güvenlik görevlisinin olduğu bir köyde yaşanan linç girişiminin ardındaki karanlığa dikkat çekerken şunları söylüyor;

  • “Aradan geçen 6 aylık sürede hala bir iddianame hazırlanmadı, kanıt ve itiraflara rağmen tek bir tutuklu sanık da yok!.. 43 dakikalık belgeselde, tek bir güvenlik koridorunun bulunmayışını, kalabalık içindeki grupları işaretlerle yönetenleri, genel başkanımızı kimlerin, nasıl takip ettiğini, taşları, sopaları, demir çubukları göreceksiniz. Ayrıca, bu belgeselde genel başkanımızın bulunduğu evin çatısına çıkanları, arka kapıyı kırmaya çalışanları, camları taşlayanları görecek, ‘evi yakın, kanını akıtın’ çığlıklarını duyacaksınız.”

CHP, linç raporunu Meclis’teki tüm siyasal parti gruplarına vermiş, İngilizce ve Fransızca çevirisini de Avrupa ülkelerine ulaştırmış ama Çubuk saldırısıyla ilgili yaşamsal sorular var :

AKP iktidarı, Ankara’daki linç girişiminin perde arkasını neden sorgulamıyor, siyasi bir saldırı kuşkusu yaratan bu olayı tertipleyenler niçin korunuyor?..

Bir papağana eziyet edenlerin tutuklandığı bir ülkede, ana muhalefet liderini öldürmeye çalışanlar hangi karanlık örgütün adamlarıdır?..

Asıl soru; Kılıçdaroğlu’nun sürekli “tehdit” altında olduğu bir ülkede, sıradan bir yurttaşın yaşama özgürlüğü nasıl sağlanacaktır?..

İşte asıl sorun bu ama kaygı uyandıracak başka gelişmeler-sorular da var!!!

Karanlık ve olası tehlike!!!

Kuşadası’ndaki yumurtalı saldırı benzeri taciz olaylarını bir yana bırakırsak, Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğuna oturduğundan bu yana “5 önemli saldırı”nın hedefi oldu…

Bu eylemler, 2010 yılında genel başkan seçilen Kılıçdaroğlu’nun 9 yıllık liderliği döneminde can güvenliğini tehlikeye düşüren ürkütücü saldırılardı…

Üstelik bu saldırıların çoğunun yaşandığı dönemde, Türkiye toplumsal olarak da bugünkü kadar kaos- karanlık, çatışma- kaygı– korku ve panik içerisinde değildi…

Sosyal bunalımların insanları “cinnet”e sürüklediği bir dönemde, “bireysel silahlanma” zıvanadan çıkmışken ve hergün pompalı silahlarla insanlar sokaklarda katledilirken, (toplu cinayetler işlenirken) yalnız sıradan yurttaşlar değil, Kılıçdaroğlu da olası bir tehdidin altındadır!..

PKK’nın operasyon ablukasını yarmaya çalışırken saldırı- sabotaj eylemlerine giriştiği bir dönemde, IŞİD ve El Kaide palazlanmaya çalışırken, kendini “suikast”larla ifade etmeye çalışan terörün “ilk hedef”i kuşkusuz siyaset olur!!!

CHP lideri ne kadar korunaklı bilemiyorum ama yaşanan 5 olayın dördünde fiziki saldırıya uğramış olması, devletin bu konuda teyakkuzda olması gerektiğini kanıtlıyor…

Düşünsenize; ana muhalefetin çok etkili olamadığı dönemlerde bir parti liderine pervasız saldırılar gerçekleştiren terör- mafya unsurları, CHP’nin ilk kez yerel seçimlerle AKP’yi sarstığı yükseliş döneminde Kılıçdaroğlu’na neler yapmazlar ki?..

Söyler misiniz; Kılıçdaroğlu’na yönelik 5 eylemde suçluların yaptıkları yanlarına kazanç kalırken, saldırganlar serbest bırakılırken ya da korunurken (!) yeni saldırı planlayanlar devletin ve iktidarın gafletinden de cesaret almazlar mı?..

Aman dikkat!!!
=============================
Dostlar,

İğrenç tezgahı izlemek için lütfen tıklayınız..

​Sevgi ve saygı ile. 21 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı​ -​ Ankara Üniv. Tıp Fak.
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

2019-2020 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇÖZÜLEMEYEN SORUNLARLA BAŞLIYOR

2019-2020 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇÖZÜLEMEYEN SORUNLARLA BAŞLIYOR

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

2019-2020 eğitim-öğretim yılı, 9 Eylül 2018’de başladı. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon eğitim emekçisi bu eğitim öğretim yılına da birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla, müfredat ve sınav sistemi değişikliği, karma eğitimin kaldırılması girişimleri gibi tümüyle ideolojik bakış açısıyla gerçekleştirilen değişikliklerin gölgesinde girecektir.

Dernek ve vakıflarla imzalanan protokoller, derslik açıkları, kalabalık sınıflar, öğretmensiz okullar, ikili eğitim öğretim, taşımalı eğitim, uluslararası sınavlardaki başarısızlıklar, öğrencilerin tarikat ve cemaatlerin yurtlarına mahkum edilmesi, çocukların örgün eğitim dışına itilmesi, öğretmenlerin özlük sorunları, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik, öğretmenlerin aile birliğinin sağlanamaması, kadrolaşma, liyakatsizliğin ve yandaşlığın egemen olması gibi sorunlar maalesef bu öğretim yılına da taşınmıştır. Bütün bu sorunların üstüne bir de ekonomik krizin yarattığı olumsuz etki yüklenmiştir.

SINAV SİSTEMİ DEĞİŞİKLİKLERİ ÖĞRENCİLERİ MAĞDUR ETTİ

LGS birçok öğrenciyi istemedikleri okullara gitmeye zorunlu bırakmaktadır. Sınavla öğrenci alan akademik liselerin kontenjanlarının sınırlı tutulması, sınavsız öğrenci alan Anadolu Liseleri’nin kontenjanlarının dolduğu birçok ilde öğrenciler seçeneksiz kalmıştır.

Bu sistemle öğrencilerin istemedikleri okullara yerleştirileceği, birçok ailenin çocuklarını istemedikleri halde meslek, imam hatip lisesi ya da özel okullara göndermek zorunda kalacağı yönündeki kaygılarımız ne yazık ki haklı çıkmıştır. Bu değişikliğin uzun vadede eğitim sistemimizi tümden özelleştirme ve imam hatipleştirme projesinin bir adımı olduğu ortadır.

YKS sonuçları ise ortaöğretimdeki çöküşün aynası olmuştur. 2019 YKS’ye giren 2,5 milyon adayın bir gün içinde sabah ve öğleden sonra yapılan oturumlarda başarı göstermesi beklenmiş ancak sorulara verilen doğru yanıtların ortalaması çok düşük kalmıştır. Birçok öğrenci açıkta kalmamak için istemediği bölümleri tercih etmiştir.

Bugün, eğitimdeki başarısızlığın çözümü için tüm paydaşların görüşü alınarak hazırlanacak, bilimsel düşünmeye ve üretmeye dayalı bir eğitim sisteminin gerekliliği kaçınılmaz hale gelmiştir.

– Kamusal,
– parasız,
– bilimsel,
– laik ve
– karma eğitim

hakkından tüm yurttaşlarımızın yararlanabilmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Bu yeni eğitim döneminde de birçok eğitimci yine mesleğine kavuşamayacaktır. Kangrene dönen ataması yapılmayan öğretmenler sorunu giderek büyümüş, mesleğine kavuşturulmayan öğretmen sayısı  700 bine dayanmıştır. Sayıştay’ın denetim raporunda bile yüz binlerce öğretmene ihtiyaç duyulduğu saptamasına karşın, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bu konuda da bir irade göstermemiştir.

Bir eğitim sisteminin dinamosu, öğretmendir. Öğretmenlerimizin kadrolu çalışma haklarını ellerinden alıp, iş güvencelerini yok eden, eşit işe eşit ücret alma haklarını gasp eden AKP iktidarına karşı, Bakan Selçuk da kendisinden önceki milli eğitim bakanları gibi sessiz kalmıştır. Yani yeni eğitim-öğretim dönemi, yalnızca veliler ve öğrenciler için değil, biz eğitimciler için de bolca kara haber barındırmaktadır.

EĞİTİMDE ÖZELLEŞTİRME SÜRÜYOR!

AKP iktidarı döneminde, eğitimde piyasa merkezli işletmeci anlayışı yerleştirilmeye çalışılmış, özel okullara yönelik doğrudan teşvik uygulamalarında ciddi adımlar atılarak kamusal eğitim alanı daraltılmıştır.

  • Kamusal kaynaklar, eğitimin ticarileştirilmesi için özel sermayeye aktarılırken kamusal eğitimin niteliği düşürülmüştür. (AS: AKP sermaye iktidarıdır!)

MEB verilerine göre, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Türkiye’de 54 bin 732 resmi, 13 bin 679 özel okul bulunmaktadır. 2003’te özel okulların resmi okullara oranı % 2 iken, 2019’a gelindiğinde bu oran % 25’e yükselmiştir. 2002-2003 eğitim ve öğretim yılında tüm özel okullarda kayıtlı öğrencilerin toplam öğrenci sayısına oranı % 1 iken, 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında 8 kat artarak % 8,2’ye çıkmıştır.

TAŞIMALI EĞİTİM DEVAM EDECEK, ÇOCUKLARIMIZ TARİKAT VE CEMAATLERİN YURTLARINA MAHKUM EDİLECEK

4+4+4 düzenlemesi ile birlikte 2012-2013 eğitim öğretim yılından başlayarak çok sayıda köy okulu kapatılmış ve taşımalı eğitim uygulamaları yaygınlaşmıştır.

2013-2014 eğitim öğretim yılında taşınan ilkokul ve ortaokul öğrenci sayısı 825 bin 90 iken, 2018-2019 eğitim öğretim yılında taşınan öğrenci sayısı 1 milyon 324 bin 960’a çıkmıştır.

Eğitimlerine devam etmek için yerleşim yerlerine en yakın ilçelere giden öğrenciler Aladağ’da olduğu gibi devlete ait yurt olmadığı için yine cemaat ve tarikatların yurtlarına yönlendirilecektir. Taşımalı eğitim sisteminde özellikle kız çocukları mağduriyet yaşamakta ve eğitimden kopmaktadırlar.

Özellikle ilköğretim ve lise çağındaki çocuklarımız devletin bizzat hizmet verdiği yurtlarda barınma ihtiyacını karşılamalı, hiçbir yolla özel girişim, dernek, vakfın faaliyetine izin verilmemelidir.

OKULLAŞMA ORANI HALA DÜŞÜKTÜR

21. yüzyılın Türkiye’sindeki okullaşma oranları da içler acısıdır. Önümüzdeki dönem içinde de çözülmeyeceği belli olan okullaşma oranı, bugün bizzat Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından itiraf edilmiştir. Bakan Selçuk, ilkokullarda okullaşma oranını %91,5,  ortaokullarda ise %94,47 olarak açıklamış ve bunu iyi bir tablo gibi sunmuştur. Ancak bu rakamların gerisinde yatan gerçek, 17 yıldır iktidarda olan AKP’nin, ilkokul çağındaki çocukların yaklaşık % 10’unu, ortaokul çağındaki çocukların yaklaşık %6’sını okula gönderemediğidir. Bu kayıpçocuklar düzeni de elbette ki iktidarın, çocukları yine dolaylı olarak tarikatlara yönlendirme taktiği olarak devam edecektir.

KRİZ BAHANESİYLE MEB BÜTÇESİNDEN YAPILAN KESİNTİ YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILINI OLUMSUZ ETKİLEYECEK

Yaşanan ekonomik krizi bahane eden AKP iktidarının, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin 2 milyar TL’sini kesmesi yeni eğitim öğretim yılını olumsuz etkileyecektir. En çok kesintinin okul onarımları ve öğrenciler için verilen yardımlardan yapılması, siyasal iktidarın eğitime verdiği önemin göstergesi olmuştur!

Öğrenci sayısının artmasıyla birlikte okul, derslik ve öğretmen açığı hızla büyümektedir. Bugün Türkiye’de halen öğretmeni olmayan okullar bulunmaktadır. Türkiye’deki okulların yarısından çoğunda ikili eğitim yapılmakta, birleştirilmiş sınıflarda eğitim ve taşımalı eğitim uygulamasına devam edilmektedir. Okullardaki altyapı ve donanım eksiklikleri, nitelikli bir eğitim politikasının yürütülmesinin önünde büyük bir engeldir. Okul yetersizliği ve derslik açığının yanında, acil çözüm bekleyen en önemli sorun, öğretmen açıklarıdır.

Ancak siyasal iktidar, MEB bütçesinde kesintiye giderek, kalıcı çözümlerin uzağında kalmakta, dahası eğitimi özelleştirme, eğitimin yükünü yoksul halkın sırtına yükleme anlayışında ısrar etmektedir. Bu anlayışla parasız, nitelikli ve herkese eşit eğitim anlayışının yaşama geçirilmesi olanaklı değildir.

İKİLİ EĞİTİM SORUNU DEVAM EDİYOR

2023 Eğitim Vizyonu’nda, “… ikili eğitime son verme hedefi” öbür programlarda olduğu gibi yinelenmiştir. Ancak bilindiği gibi AKP iktidarında tekli eğitim yapan okullar bile ikili eğitime geçmiş; okul binaları hem içeriden tuğlalarla bölünmüş ve hem de okul bahçeleri küçültülmüş, eğitim sistemi işlevsiz duruma getirilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre ilköğretim kurumlarının % 14.4; ortaöğretim okullarının ise % 6.4’ünde ikili eğitim yapılıyor. Yine MEB’in verilerine göre 2019 sonuna dek ikili öğretimin kaldırılması için Türkiye genelinde 57132’si temel eğitimde, 1630’u ise ortaöğretimde olmak üzere toplam 58762 derslik yapılması gerekiyor. Ancak MEB bütçesinden yatırımlara ayrılan pay ile hele ki ekonomik kriz nedeniyle yapılan kesintiden sonra bunu gerçekleştirmek mümkün görünmemektedir.

YENİ ÇALIŞMA TAKVİMİ,
ÖĞRENCİLERİ DENEY TAHTASI HALİNE GETİRECEK 

Eğitimin yığılmış sorunları çözüm üretilmeksizin ortada dururken, daha çok ara tatil içeren yeni çalışma takvimi açıklanmıştır. Bu takvimin bizim sistemimize uygun olup olmadığı büyük bir soru işareti olarak ortada durmaktadır. Her tatil öncesi rehavetin egemen olduğu, okullarda ders işlenmediği, birçok öğrencinin rapor alarak tatilini uzatıp seyahate çıktığı gibi ögeler de hesaba katılmadan açıklanan yeni takvim, bir kuşağı daha deney tahtası haline getirecektir.

SONUÇ:

Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan sorunların, Bakan değişikliğine, büyük reformlar gerçekleştirileceği vaadiyle açıklanan vizyon belgelerine karşın, 2019-2020 eğitim öğretim yılında da artarak süreceği görülmektedir. Eğitimde yaşanan yapısal sorunlar karşısında MEB’in somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığı, eğitimde yaşanan

– ticarileşme,
– özelleştirme ve
– dinselleştirme

uygulamalarının hız kesmeden süreceği görülmüştür.

Daha önce kezlerce söylediğimiz gibi eğitim sisteminde yıllardır yaşanan sorunların aşılmasının, çocukların nitelikli bir eğitime ulaşabilmesini sağlamak için bugüne dek izlenen bilimsel olmayan eğitim politikalarını tümüyle değiştirmekten geçmektedir.

  • Yaşanan karanlık tablodan çıkışın tek yolu ise
  • eğitimin eşit, parasız, bilimsel, laik ve kamusal niteliğinin artırılmasıdır.

Eğitim-İş olarak parasız, bilimsel, demokratik, laik, ulusal ve karma eğitim mücadelemize, Atatürk’ü ve devrimlerini anlatmaya, haksızlığa, hukuksuzluğa maruz kalmış tüm eğitim emekçilerinin yanında olmaya devam edeceğiz.

  • Yolumuz çağdaş uygarlık yoludur,
  • yolumuz Cumhuriyet yoludur ve
  • bu yoldan asla dönmeyiz.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

==========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ’in yukarıda aktardığımız raporuna bütünüyle katılıyoruz.

Rapor ilk ve orta eğitime odaklanmış.
Okul öncesi eğitim ve yükseköğretim kapsanmamış.
Bu alanlarda da sorunlar ilk ve orta eğitimden geri değil.
AKP iktidarının 17 yılı bulan tek başına iktidarında en çok darbe vurduğu alan kuşku yok ULUSAL EĞİTİM SİSTEMİDİR.
Ulusal eğitime 2 büyük darbe vurulmuştur :

1. Eğitimin laik – bilimsel kanadı kırılmıştır.
2. Eğitim büyük oranda özelleştirilerek
yandaşlara rant alanı açılırken, yoksul çocukları tarikat – cemaatlere çok yönlü malzeme yapılmıştır. Buna ne utanç verici ki, cinsel taciz de dahildir.

Sonuç ortadadır.. Halk kitlelerinin özellikle eğitimsiz – cahil bırakılarak vicdansız ve ahlaksız bir dinci sömürü ile iktidara oy deposu kılınması.. Ne var ki, izlenen sinsi politikaların yaşamda somut karşılıklarını halk kitleleri algılamaya başlamıştır. Nedensellik bağını yeterince kuramasa da sağduyusu ile bu hazin tablodan AKP iktidarını sorumlu tutmaktadır, tutacaktır.

İlk genel seçimde bu iktidarın son bulması için halka önderlik ederek yaşadıklarının nedenlerini anlatma çabası sürdürülmelidir. Sendikalar, dernekler ve özellikle siyasal partiler bu süreçte öncü olmak zorundadır.

MİLLET İTTİFAKI güçlendirilerek sürdürülmelidir. HDP’nin iktidar tarafından kriminalize edilmesine izin verilmemelidir. Bunun en etkin anahtarı HDP’nin elindedir; PKK ve uzantısı terör örgütleriyle tüm bağlarını kesin bir dille atmalı ve etnik temele dayanmayan demokratik siyaset güderek sahnede yer almalıdır. Ancak böylesi bir güçbirliği ile Cumhur İttifakı yenilebilir. Somut örneği 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ve özellikle 23 Haziran’da yinelenen İstanbul BŞBB seçiminde kanıtlanmıştır.

AKP’nin seçeneği, asla bu partiden kopan ve aynı zihniyet sahiplerinin günah çıkaran eski kadroları olamaz. Halkımız bu tuzağa düşmeyecektir.

EĞİTİM-İŞ Sendikamızın web sitesinde 10 Eylül 2019 günü yayınlanan rapor çok değerlidir :

  • MEB İSTATİSTİKLERİ AKP İKTİDARININ EĞİTİMDE YARATTIĞI YIKIMI ORTAYA KOYDU

Bu rapor okunmalı, paylaşılmalı, gereği yapılmalıdır. Tıklayınız

İmam Hatip Okullarındaki Artış Sürmektedir

4+4+4 düzenlemesiyle birlikte imam hatip ortaokullarının yeniden açılması ve birçok genel lisenin imam hatip lisesine dönüştürülmesiyle,

  • imam hatip okullarında inanılmaz bir artış yaşanmıştır.
  • MEB’in istatistiklerine göre Türkiye genelinde 2012-13 eğitim öğretim yılında 1099 olan imam hatip ortaokulu sayısı geçtiğimiz yıl 3286’ya bu yıl 3394’e; 708 olan imam hatip lisesi sayısı ise geçtiğimiz yıl 1605’e, bu yıl 1624’e çıktı.
  • İmam hatip lisesi öğrenci sayısı 605 869, imam hatip ortaokulu öğrenci sayısı ise 761 785 oldu. Geçen yıla göre ortaokul ve lise ile birlikte imam hatipli sayısı 1 350 611’den, 1 367 654’e yükseldi. Bu sayı, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 71 100’idi.
  • Yine imam hatip ortaokullarında görev yapan öğretmen sayısı 39 356’dan, 43 112’ye çıkmıştır. Derslik ve öğretmen ihtiyacının had safhaya ulaştığı ülkemizde imam hatiplerin öğretmen kadrosu bakımından avantajlı olması dikkat çekicidir. (Bkz. MEB İSTATİSTİKLERİ AKP İKTİDARININ EĞİTİMDE YARATTIĞI YIKIMI ORTAYA KOYDU)

Kurulacak ilk Ulusal İktidar eliyle Türkiye, restorasyon dönemine girecektir.

Sevgi ve saygı ile. 20 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
EĞİTİM-İŞ Üyesi
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

Atatürk: The War of Independence and the Creation of the Modern Turkey

 6003 Tower Ct., Alexandria, VA 22304 | 202.483.9090 | 202.483.9092 fx | www.ataa.org

Atatürk: The War of Independence and   

the Creation of the Modern Turkey

Saturday, October 5, 2019 | 9:00am-10:00am
Justin McCarthy
Professor of History
University of Louisville
George Gawrych
Professor of History
Baylor University

Justin A. McCarthy received a Ph.D. in Near Eastern history from the University of California, Los Angeles (UCLA). in 1978 and a Certificate in Demography from Princeton University in 1980. Professor McCarthy specializes in the social and demographic history of the Modern Middle East, particularly Turkey and the Ottoman Empire. His books include Muslims and Minorities, Death and Exile, The Population of Palestine, The Ottoman Turks, The Ottoman Peoples and the End of Empire,Population History of the Middle East and the Balkans,Who Are the Turks? (with Carolyn McCarthy), Turkey and the Turks (with Carolyn McCarthy, Focus on Turkey (with Talat Halman and Ulku Bates), Turkey and the Turks (with Carolyn McCarthy), The Armenian Rebellion at Van (with Esat Arslan, Cemalettin Taskiran, and Omer Turan), The Turk in America, Sasun (with Cemalettin Taskiran, and Omer Turan), and, most recently, Turks and Armenians.
George Gawrych is a professor of Modern Middle East and Military History at Baylor University, (2003-present). He taught for 19 years at the US Army Command and General Staff, Fort Leavenworth (1984-2003). He was a Visiting Professor in the US Military Academy, West Point, 2002-2003. He was Charles Boal Ewing Chair of Military History at US Military Academy, West Point (2016-2017).  His selected publications include The Young Ataturk: From Ottoman Soldier to Statesman of Turkey, Semseddin Sami, Women, and Social Conscience in the Late Ottoman Empire, Ataturk as a Military Leader in the War of Independence, The Crescent and the Eagle: Ottoman Rule, Islam and the Albanians, 1874-1913. London: I. B. Tauris, 2006, Armed Peacekeepers in Bosnia.(Co-author with Robert F. Baumann and Walter E. Kretchik), The Crescent and the Eagle: Ottoman Rule, Islam and the Albanians and  The Albatross of Decisive Victory: War and Policy between Egypt and Israel in the 1967 and 1973 Arab-Israeli Wars.

For questions and more information, please contact
ATAA office at 202.483.9090, events@ataa.org
 

Sponsored by

ATAA, representing over 50 local chapters and 500,000 Turkish Americans throughout the United States, serves locally in Washington metropolitan area to empower the Turkish American community through civic engagement, and to support strong U.S.-Turkey relations through education and advocacy. Recognizing the importance of enhanced U.S.-Turkey relations to regional peace and security, ATAA works on creating a better understanding about the U.S. – Turkey partnership and the potential and challenges Turkey faces, with programs directed at decision makers, opinion leaders and the general public.

******************

Dear friends,

Thank you so much for your efforts delineating with Turkish Revolution and its creator Mustafa Kemal ATATÜRK!

I published this announcement on my web site.

I wish you great successes in this activity.

In case of having suitable material on this conference, I would also be very happy for sharing such documents.

​With Love and Respect,

Ankara / Turkiye, 16 th Sept. 2019

​Prof. ​Dr. Ahmet SALTIK​​
Ankara ​Univ. ​Medical School. ​
MD Specialist in Public Health
MSc in Health Law​
​BSc ​in Public Administr. and Political Sciences
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com


EĞİTİMİMİZİN HALİ PÜRMELALİ

EĞİTİMİMİZİN HALİ PÜRMELALİ

Dr. Öğretim Üyesi Sakin Öner

Son günlerde yayınlanan uluslararası araştırma sonuçlarında maalesef Türk Üniversitelerinin, Afrika ülkeleri üniversitelerinin gerisine düştüğü görülmüştür. Üniversitelerimizin durumu böyledir de, liselerimizin durumu çok mu iyidir? OECD’nin yaptığı ortaöğretim düzeyindeki (12-15 yaş) düzey belirleme sınavında, çocuklarımız, maalesef sınava katılan ülkelerin son sıralarında yer almaktadırlar. Liselerimiz ve Üniversitelerimizin bu ağlanacak ve utanılacak durumunun nedeni,  ilk ve orta öğretim kurumlarında eğitim ve öğretim düzeyinin çok düşük olmasındandır.

  • Bir ülkenin eğitim düzeyi, o ülkenin öğretmen düzeyi kadardır.

Türkiye’de öğretmen eğitimi, 1848’de Darülmuallimin ve Darülmuallimat ile başlamıştır. Ama 1952’de (AS: 1954’te) Köy Enstitüleri, 12 Eylül 1980’den sonra Eğitim Enstitüleri ve Yüksek Öğretmen Okulları ve 2014’te Öğretmen Liseleri kapatıldı. Bu okulların çoğu yatılıydı. Pedagojik formasyona büyük önem verilirdi. Öğretmen adayları son sınıfta okullarda öğretmenlerinin gözetiminde en az üç ay uygulamalı staj yapılıyordu. Eğitim, gece de deneyimli öğretmenlerin mesleksel anı ve uygulamalarıyla süslenmiş seminerlerle sürerdi. Meslek ruhu, meslektaşlık ruhu böyle oluşuyordu.

  • Bugün ülkemizde öğretmen yetiştiren eğitim kurumu kalmamıştır!

Öğretmenler, Eğitim Fakülteleri ile Fen ve Edebiyat Fakülteleri tarafından yetiştirilmektedir. Bugün üniversiteler, başarısızlıklarının faturasını, liselere çıkarmakta ve liselerin akademik düzeyinin çok düşük olduğunu ileri sürmektedirler. Liseler de buna karşı, okullarındaki öğretmenlerin üniversitelerce yetiştirildiğini öne sürerek faturayı onlara çıkarmaktadırlar.

  • Bir ülkenin eğitim düzeyi, öğretmen kadrosunun düzeyi kadardır.

Nitelikli öğretmen yetiştiremediğimiz sürece üniversitelerimizin akademik düzeyi yükselmeyecektir. Onun için birbirimizi suçlayarak bir yere ulaşamayız.

  • Yapılacak tek şey, Milli Eğitim Bakanlığının bir an önce kolları sıvayıp, öğretmen yetiştirme stratejisini belirleyip işe başlamasıdır.

Bunu yapmak için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bu ülkenin 170 yıllık bir öğretmen yetiştirme tarihi ve oluşturduğu öğretmen okulu modelleri var. Onları revize edip (AS: gözden geçirip) yeniden yaşama geçirmeliyiz.
==============================
Dostlar,

Yukarıdaki yazıyı bize yollayan sitemiz okuru Sn. Ayhan Baha Tuğsuz’a teşekkür ederiz :
*****
Merhabalar,

Vefa Lisesi eski Müdürü ve değerli bir eğitimci olan sevgili arkadaşım Sayın Sakin Öner in çok önemli bir yazısını dikkatinize sunmak isterim. Kanaatimce konunun tartışılması ve topluma doğru bir şekilde yansıtılabilmesi özellikle öğretmen camiası ve onu temsil eden dernek ve sendikalar aracılığı ile yapılmalıdır ! Maalesef o cenahta hiç hareket yok ve sanki bilerek yapılıyormuş gibi bir kanaatim var ! Umarım ilgili taraflar en kısa zamanda ele alıp, çözüm arayışlarını hızlandırırlar ! Esenlik ve başarı dileklerimle,

Saygılarımla,
Ayhan Baha Tuğsuz
******

Sevgi ve saygı ile. 16 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı​ -​ Ankara Üniv. Tıp Fak.
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

İsrail’in hedefleri ve Iğdır’ın satılması!

İsrail’in hedefleri ve Iğdır’ın satılması!

Arslan BULUT

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Washington Post gazetesinde Robert Kagan, “İsrail ve liberal düzenin çöküşü” başlıklı yazısında, 17 Eylül’de erken seçime gidecek olan ülke için, “Liberal dünya düzeni ile liberal karşıtı milliyetçi ve otoriterler arasındaki artan çatışmada, İsrail hangi tarafta olmak istiyor?” sorusunu sordu.

Kagan, “İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, liberalizme açıkça karşı duran Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Polonya’nın Yahudi soykırımındaki rolünün kamuoyunda tartışılmasını yasaklayan iktidardaki Hukuk ve Adalet partisiyle yakın ilişkiler kurmaya çalışması, Brezilya’nın sağcı milliyetçi lideri Jair Bolsonaro’yu sıcak bir şekilde kucaklaması; bir zamanlar Adolf Hitler’e benzetilen Filipinler Cumhurbaşkanı Rodrigo Duterte’i ziyaret etmesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ilişkileri canlandırmak için sürekli çalışması, Hayfa limanını yönetmek için Çinli bir devlet şirketine 25 yıllık bir sözleşme önermesi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın otoriter yönetimlerini desteklemenin yanı sıra Mısır’daki askeri diktatörlüğe sürekli olarak güçlü destek sağlaması”nı hatırlattı ve “Tüm bu yeni ortaklar arasındaki ortak payda liberalizme ve liberal dünya düzenine düşmanlıktır” tespitinde bulundu..
***
Robert Kagan, özetle şu görüşleri öne sürdü:

*”İsrail, daha önce sahip olmadığı seçeneklerle karşı karşıya… İsrail’in kuruluşunun ve hayatta kalmasının liberal dünya düzeninin başarısına ve ABD’nin desteğine bağlı olduğunu unutanlar var. Gerçek şu ki Yahudi devleti, ABD olmadan doğup hayatta kalamazdı.

*ABD, önemli zamanlarda Siyonistlere kritik destek sağladı. Cumhurbaşkanı Harry S. Truman, kezlerce İngilizleri Filistin’i 100.000 Avrupalı Yahudi’ye açmaya zorladı. Bölünmeyi destekledi ve ABD ilanından 11 dakika sonra İsrail’in bağımsızlığını tanıdı.

İsrail’in Birleşik Devletlerin taahhüdü devam etmeden gelişmesi de muhtemel değildir.

*İsrail bugün güçlü ve başarılı; zayıf ve az gelişmiş komşularını gölgede bırakıyor. Ancak, egemen ulus-devletler dünyasında, liberal bir düzeni olmayan bir dünyada, İsrail, fillerle çevrili bir faredir.

*İsrail, düşmanlarla çevriliyken ABD’nin küresel hegemonyası şemsiyesi altından çıkıp, sağcı milliyetçiler tarafından yönetilen Avrupa uluslarının desteğine güvenebilir mi?”
***
Tam da bu yazı yayınlandıktan sonra İsrail Başbakanı Netanyahu, Soçi’ye giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putinile görüştü. Putin, “İsrail ile güvenlik ve askeri işbirliği konularında ilişkilerimiz yeni bir nitelik kazandı.” dedi.

İsrail’de 17 Eylül’de genel seçimler yapılacağını hatırlatan Putin, Sovyetler Birliğinden giderek İsrail’de yaşayan 1,5 milyondan fazla kişiyi kendi insanları olarak saydığını, bu yüzden İsrail Parlamentosuna girecek milletvekillerinin kim olacağına ilgisiz olmadıklarını da söyledi!
***
Konumuz İsrail ekseninde dönen olaylar ise CHP Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın,

  • “Iğdır Ovasının tamamını İsrailliler aldı.
  • Harran Ovasının yarıdan fazlasını da İsrailliler satın aldı.
  • Türkiye’deki ekili alanlarımızın önemli bir bölümünü İsrailliler satın alıyor.
  • Karacahisar Köyünün o termik santralin yapılacağı yerden Bodrum’a kadar olan arazinin birileri tarafından satın alındığını öğrendik..” sözlerini de bu gelişmelere eklemek gerekir.

İsrail, “fillerle çevrili bir fare”dir ama nükleer silahlara sahiptir ve Irak, Suriye, İran, Türkiye, Ürdün, Mısır, Tunus, Lübnan ve Suudi Arabistan topraklarında, bugüne kadar ABD desteğiyle sürdürdüğü Büyük Orta Doğu Projesi ile Ortadoğu Birleşik Devletleri adıyla bir fil olmaya dönük çalışmalarını hızlandırmıştır. Kagan‘ın incelediği, “İsrail’in otoriter rejimlerle yakınlaşması” nın nedeni budur

  • Türkiye’de siyasal İslâmcıların, Türk kimliğine, Atatürk’e ve cumhuriyete düzenli olarak saldırmalarının ve iktidar tarafından korunmalarının nedeni de budur.
    ======================================
    Dostlar,

“Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak, çatışma da olacak, savaş da olacak..” mı acaba??

Türkiye, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi politikalarına gönüllü ortak oluyor. AKP = Erdoğan BOP Eşbaşkanı! Bu proje bağlamında, Ortadoğu’dan Kafkaslara, Orta Asya’ya sözde demokrasi götürmek adına ABD ne yaparsa yapsın, Türkiye (AKP!) “peşin” destek veriyor. Oysa ABD’nin Büyük Ortadoğu projesi Türkiye’nin ne yararına, ne de çıkarına! ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ın anlatımıyla, “bölgede pek çok ülke sınırını değiştirecek olan” bu girişim kapsamında Türkiye’nin de toprak yitireceği planlanmakta!

(01.07.2007, Cumhuriyet)

ABD “Armed Forces Journal” dergisinde
E. Alb. R. Peters’ın makalesi özellikle
dikkat çekicidir. (Haziran 2006; http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/1579798/HDP_li_Leyla_Guven_in_aciklamalari_tepki_cekti.html)

Makalede, Ortadoğu’da istikrarsızlığın aşılması için sınırların, “azınlıkların durumu gözetilerek” yeniden çizilmesi öngörülmektedir. Kürtlere özellikle vurgu yapılmaktadır. Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta yaşayan Kürtlerin bağımsız bir devlet sahibi olması gerektiğinin savlandığı yazı;

Türkiye’nin beşte birini oluşturan doğusu ile güneydoğusunun işgal edilmiş” bölge olarak kabulü gerektiği

yargısına (!) yer verilmektedir…

PKK Bölücülüğünün Nedeni : SORUN Temelde EKONOMİK ….

Bölgedeki sorunlar etnisiteye değil, ekonomik ve sosyal sorunlara dayalı..
Doğu ve Güneydoğu’da ekonomik canlanma sağlanmalı. İstihdam olanakları artırılmalı. Bu sorunlarla savaşım için belirlenecek stratejiye, asker ve sivil ögeler birlikte katılmalı. Bu strateji, eşgüdümün sağlandığı merkezi bir yapılanma bünyesinde yürütülmelidir..

Feodalitenin tasfiyesi ilk koşul görülüyor..
****

HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in önceki gün yaptığı açıklamada;

  • “Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak,
    çatışma da olacak, savaş da olacak..”

sözleri yer aldı. Kamuoyunun gündemine bu açıklamayla gelen Güven hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Sözler dehşet vericidir.. HDP seçmeni ülkemizde demokratik ittifaka 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde açık destek vermişken, bu kritik dayanışma – bütünleşme tehlikeye sokulmaktadır. Bundan en çok yarar sağlayacak olan AKP = Erdoğan‘ dır. En çok zarar göreceklerin başında HDP ve Kürt yurttaşlarımız olacaktır.

Aklımızı kurcalayan sorular                         :

1. HDP’nin tüm isteklerinin kabulü olanaklı mıdır?
2. Bu olanaklı olmazsa HDP, PKK kartını kullanarak Türkiye’yi açıkça tehdit mi edecektir?
3. Böyle yaparsa HDP, PKK’nın yasal zemindeki uzantısı olduğunu kabul ve itiraf etmiş olmayacak mıdır?
4. Bu kabul ve itiraf HDP’nin AYM kararıyla kapatılması sürecini zorlamaz mı?
5. Olağan koşullarda bir devletin terör örgütü tehditlerine boyun eğdiğinin örneği tarihte var mıdır?
6. Kürt kardeşlerimizin sorunlarının çözümü Türkiye’de, ülke – ulus bütünlüğü temelinde tüm halkımız için 1. Sınıf bir laik – demokratik – sosyal – hukuk devleti kurulmasıyla olanaklı değil midir?
7. Batı emperyalizminin kanlı ağababası ABD’yi vd. ni arkasına alarak kimi Kürt  kardeşlerimizin PKK maşasıyla bağımsızlık savaşımı vermesi hangi akla sığmaktadır?

Bu “kavga“ onurlu bir kavga sayılabilir mi?
8. Emperyalizmin insanlık tarihinde herhangi bir halkı – ulusu özgürleştirdiğinin tek bir örneği görülmüş müdür? Böylesi bir beklenti emperyalizmin doğasına ters – aykırı değil midir?
9. Durum bu ise, son çözümlemede PKK, Kürtlerin özgürleşme eylemlerinin milis – gerilla
gücü müdür; Batı emperyalizminin kanlı – bölücü – taşeron maşası mıdır?
10. Tablo bu denli açık iken HDP neden son derece net ve kararlı olarak PKK’yı reddedip dışlamıyor ve tüm ilişkilerini kesmiyor?
Örn. HDP Hakkari MV Leyla Güven’in sözlerini reddederek bu milletvekilini partiden atma girişimi başlatabilir mi?
Parti tüzüğünde net bir PKK vb. şiddet – terör ilişkisi reddi düzenlemesi yapabilir mi?

HDP Hakkari MV Güven neden yangına körükle gidiyor, neden?
Bu basit bir akıl tutulması ya da siyasi manevra hatası gibi hiiiiç mi hiç durmuyor!

O zaman??
*****

“Sorun“ 1984’te bölücü – kanlı – taşeron silahlı örgüt PKK kurdurularak tırmandırıldı. ABD apaçık, binlerce TIR dolusu askeri – teknik lojistik desteği PKK – YPG – PYD’ye aktarmakta. Artık Türkiye ile savaşı görünür biçimde, PKK – YPG – PYD eliyle vekaleten sürdürmekte (proxy war)..

AKP iktidarı ise derin uykularda hala ABD ile ortak “güvenli bölge“ hülyaları içinde. AKP = Erdoğan nedense bu konuda olağanüstü sabırlı, yumuşak, alttan alan, diplomatik deyimle aşırı uysal “güvercin“ konumunda!? TBMM uzuuun mu uzun dinlencelerde.. Suriye – Irak sınırında ABD askeri yığınağının tamamlanması mı bekleniyor??

Sorun çok ciddi, hatta kritiktir. TBMM’de gerekirse gizli oturumda ivedilikle görüşülmelidir. Muhalefete ve halka yeterli bilgi aktarılmalıdır. Hiç olmazsa böylesine beka sorunu bir tıkanmada TEK ADAM frene basmalı; ülkemizin – ulusumuzun ORTAK AKLI ve istenci (iradesi) ivedilikle etkin kılınmalıdır.

AKP = Erdoğan der – hal BOP Eşbaşkanlığı görevini bıraktığını kamuoyuna kararlılıkla açıklamak zorundadır. Tersi durumda Türkiye’nin safında olamaz!

Sorun uzayabilir… uzatılabilir..

Ama hiç kuşku duyulmasın ki; Anadolu halkının sağduyusu, çooook özlenen bir iç çatışma ve bölünmeye asla izin vermeyecek!

Sevgi ve saygı ile. 14 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com