GIDA GÜVENLİĞİ ve SANİTASYONU, SU HİJYENİ, GDO’LU GIDALAR ve HALK SAĞLIĞI

GIDA GÜVENLİĞİ ve SANİTASYONU,
SU HİJYENİ, GDO’LU GIDALAR ve
HALK SAĞLIĞI

Sevgili Asistanlarımız, Öğrencilerimiz (AÜTF Dönem 3 vd.)
ve Site Okurlarımız,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde Dönem 4 (önceleri), birkaç yıl D5’te ve
2015-16 ders yılından başlayarak D3’te verdiğimiz

GIDA GÜVENLİĞİ ve SU HİJYENİ

konulu dersimizin oldukça varsıl ve güncel power point yansıları (pdf olarak) aşağıda..
Ayrıca sitemizde bu konuyla ilgili çok sayıda yazımız var…
Bu Dosyanın kaynakları içeren 2 yansısına bakılması dileğiyle..

Bu yansıları izlemek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız?

Gida_Guvenligi_ve_Sanitasyonu  (155 yansı, 4,8 MB)

Ayrıca, “gıda güvenliği ve sanitasyonu” anahtar sözcükleriyle çağrıldığında sitemizde
çok sayıda konuya ilişkin dosyaya erişilebilir.

Saltık, A. Son biçimiyle AÜTF D3 Dersi Gıda Güvenliği ve Su Hijyeni;

4,7 MB, 154 yansı; lütfen tıklayınız :

Gida_Guvenligi_ve_Su_Hijyeni

Saltık, A. GDO Yönetmeliği Neden Geri Çekilmeli ya da İptal Edilmeli?
Bilim ve Ütopya, syf. 71-79, Ocak 2010 ve
İst. Barosu Dergisi, cilt 84, Sayı 2010/1 Ocak-Şubat, syf. 51-64, 2010.
GDO_Yonetmeligi_neden_geri_cekilmeli_01.12.09

Saltık, A. Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar : Stratejik ve Uluslararası Boyutlar.
Farklı Boyutlarıyla Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar.
Ankara Tabip Odası yayını, Mart 2010, Kitap bölümü, syf. 109-117). Genetigi_Degistirilmis_Gidalar_Stratejik_Boyutlari

Saltık, A. Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar ve Halk Sağlığı. Farklı Boyutlarıyla Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. Ankara Tabip Odası yayını, Mart 2010, Kitap bölümü, sf. 33-40). GD Gıdalar ve Halk Sağlığı, Nevzat Eren kitabına, 28.02.10
……..

Tüm ilgililere yararlı olması dileğiyle..

Sevgi ve saygıyla. 28.02.2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Bebeklerin Göbek Kordonu Kalbi Onaracak

Tıp Fakültesi

Bebeklerin Göbek Kordonu Kalbi Onaracak

Göbek kordonundan elde edilen kök hücreler, Türk bilim insanlarınca dünyada ilk kez kalp krizi sonrası bu organda meydana gelen hasarın onarılması amacıyla kullanılacak. “HUC- HEART” adını taşıyan proje, 13 kişilik ekip tarafından 2 Şubat 2015’ten bu yana resmen uygulanmaya başladı.

Yaklaşık iki buçuk yıl sürecek projeyle dünyaya gözlerini
yeni açan bebeklerin kordonundan alınacak mezenkimal
kök hücreler, ayrıştırılıp işlendikten sonra kalp krizi geçiren hastalara koroner baypas ameliyatı sırasında verilecek.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi
Prof. Dr. Alp Can’ın yürütücülüğünde, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. A. Tulga Ulus’un yöneticiliğinde ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Osman İlhan’ın danışmanlığındaki çalışma, Sağlık Muhabirleri Derneği (SMD) ve Hücresel Tedavi Derneğince Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası’nda düzenlenen toplantıyla tanıtıldı.

IMG_3634Prof. Dr. Can projenin teknik detaylarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Dünyada ölüm nedenleri arasında birinci sırada kalp ve damar hastalıklarının geldiğini belirten Prof. Dr. Can, “Biz de kalp krizi sonrasında ortaya çıkan ölü dokuyu nasıl onarır, hastalarımızın kriz sonrası yaşam kalitesini
nasıl artırabiliriz düşüncesiyle yola çıktık.
Bizler hücreleri üreten, saklayan ve nakleden kişilerdik. Şimdi kalp cerrahı arkadaşlarımızla bunu hastada uyguluyoruz.” dedi.

Bu hastalıktan 2020 yılında yaklaşık 353 bin kişinin öleceğini ve 15 milyar liralık bütçenin
buna ayrılacağını anlatan Can, “Projede ülkemizin öz kaynaklarını kullanmayı amaçlıyoruz. Olanak olduğu ölçüde dışa bağımlılığı azaltmak istiyoruz. Kişiden kişiye bir nakil
söz konusu. Prof. Dr. Can, projede göbek kordon kanından alınan kök hücrelerin değil kordon kök hücrelerinin kullanıldığını vurguladı. Hasta için kullanıma hazır hale getirdiğimiz
bebek kordonu hücreleri bunlar; hastanın kendisinden almıyoruz. Her hasta için aynı standartlarda üretilmiş aynı hücreleri kullanacağız. Bu da önemli avantajları olan bir girişim
ve GMP denen iyi üretim koşullarında hazırlanmış hücreyi kullanacağız” diye konuştu.

IMG_3643Söz konusu kök hücreleri damar tıkanıklıklarına bağlı hastalıklarda kullandıklarını anlatan
Prof. Dr. Can, “Amacımız bu projeyle hücrelerin önce güvenliğini, sonra da etkinliğini kontrol etmek. Sonuçlar olumlu olursa, mevcut tedavi yöntemlerine ek bir tedavi yönteminin geçerliliğini kanıtlamaya çalışıyoruz. İş gücü
ve ekonomik kaybı azaltmaya çalışıyoruz.
Bu amaçla da yeni bir ürünün patentlenmesi ve ruhsatlanmasını sağlamaya doğru bir yol çizmiş olacağız” diye konuştu.

Proje için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili kurumlarından yasal izinlerin alındığını, Etik Kurulun onay verdiğini, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ATİGEN-CELL Teknoloji Özel
Sağlık Hizmetleri Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından da desteklendiğini anlatan Prof. Can, çalışmaya katılacak bütün hastaların sigortalandığını söyledi.

Projenin işleyişi hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Can, şöyle devam etti:

“Üç grup hastamız var. Birincisi kontrol grubu, bunlara hiç hücre verilmeyecek, yalnızca baypas operasyonu yapılacak. 20 hastalık 2. gruba baypas operasyonunun yanı sıra kendi kemik iliklerinden alınan kök hücreler nakledilecek. 3. grupta ise baypas ameliyatından sonra
göbek kordonu mezenkimal kök hücrelerini alacak toplam 39 hasta öngörülmekte.
Hastalar belirlendikten hemen sonrasında ön tetkiklere giriyorlar. Bu tetkikler arasında rutinlerin dışında PET, MR gibi ileri görüntüleme teknikleri de yer alıyor. Daha sonra hasta ameliyat için hazırlanıyor ve o aşamada hücreler naklediliyor.”

Kök hücrelerin uygulanması için herhangi bir doku uyumu gerekmediğini ifade eden
Prof. Dr. Can, “Bebekten elde ettiğimiz bu hücreler elimizde hazır, bankada bekletiliyor.
Bir telefonumuzla 48 saat içinde hastaya nakledilecek hale geliyorlar” ifadesini kullandı.

bebek göbek kordonu fotoKÖK HÜCRELER KIZLARDAN
Tamamı erkek olan hastaların yaşlarının 30 ile 80 arasından seçildiğini belirten Prof. Dr. Can, nakledilen kök hücrelerin ise ilerde takibi açısından kız bebeklerin göbek kordonundan elde edildiğini vurguladı.

Çalışmada şimdiye kadar 10 tane göbek kordonu kullanıldığını anlatan Can, kordonların onaylasezaryen ile doğumlarda alındığını ve annenin bir sistemik hastalığının olmaması ve belirli yaş aralığında bulunması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. A. Tulga Ulus da projenin arkasında büyük bir ekip bulunduğuna dikkati çekerek, “Hücreler elimize kullanılmaya hazır geliyor. Bunları mutlaka baypas sırasında kullanıyoruz, çünkü ameliyat sırasında bu hücreleri kalbe vermek daha etkili. Doğrudan, hasarlı dokunun çevresine bu hücreleri naklediyoruz. Çıplak gözle görerek daha önceden tetkik ettiğimiz yerlere doğrudan vermek çok önemli çünkü bu hücrelerin orada kalıcılığı daha çok oluyor”
ifadelerini kullandı.

kalp fotoİLK HASTAYA NAKLEDİLDİ
Hastaları nakil sonrası 1 yıl izlediklerini anlatan Prof. Dr. Ulus, “Daha projenin başındayız. 4 kemik iliği kaynaklı kök hücre verdiğimiz hastamız var. 2 kontrol grubu hastamız var. Göbek kordonu naklettiğimiz de 3 hastamız var. Net sonuçları araştırma bittiğinde göreceğiz.
2 yıllık bir süreç bizi bekliyor” diye konuştu.

Kalpteki hasarın sonucunun organ nakline dek götüren kalp yetmezliğine yol açtığını belirten Ulus “Kalp nakline gerek kalmadan, o noktaya gelmeden hasarlı dokuda bir miktar düzelme sağlayabilmek için bu projeyi başlattık ve bu tedaviyi uygulamaya çalışıyoruz.
Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Osman İlhan ise Türkiye’nin kök hücre çalışmalarında iyi bir noktada bulunduğunu kaydederek “Kök hücrelerin başka organlara döndüğünü görmek için orijinal bir çalışmaya adım attık. Kök hücre gelecektir. Nihayet Türkiye kendi ayakları üzerinde duran,
orijinal bir fikri olan bir projenin arkasında” değerlendirmesinde bulundu.

Ankara Üniversitesinde kemik iliğinden kök hücre nakillerinin başarıyla gerçekleştirildiğine işaret eden Prof. Dr. İlhan, “Kemik iliğine karşı kordondan alınan kök hücre daha iyi olabilir’ öngörüsüyle çok daha iddialı bir proje” dedi.
(http://www.medicine.ankara.edu.tr/bebeklerin-gobek-kordonu-kalbi-onaracak/, 23.02.2016)

================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizin kurduğu ilk Üniversite olarak Ankara Üniversitesi ve öncülü olarak
Tıp Fakültesi bir yandan yüksek standartta nitelikli sağlık hizmeti verirlen, bir yandan da öncü bilimsel araştırmalar yürütüyor.. AÜTF (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi) Kordon Kanı Bankası ve hizmetleri – araştırmaları bunlardan biri..

Bu Birimi tanıtmak ve çalışmalarından örnekler vermek istedik..

Gazi Mustafa kemal ATATÜRK :

  • “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz..”Sevgi ve saygı ile.
    23 Şubat 2016, Ankara
    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
    AÜTF Halk Sağlığı AbD
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

AÜTF Dönem 3 Dersi : Alan (Saha) Araştırmaları (Field Surveys)


Sevgili AÜTF Dönem 3 Öğrencilerimiz.
.

SAHA  – ALAN ARAŞTIRMALARI konulu dersimizin yansıları pdf olarak aşağıdadır.

Güncellenmiştir..

Ders, 12.10.2015 günü sabah 14:00 – 14:50 arasında 2 kümeye birleştirilerek,
AÜTF Morfoloji binasında 6 sayılı anfide işlenmiştir.

Yararlı olmasını dileriz..
Bu dosya ile birlikte sunduğumuz TNSA 2013 özet verilerinden de sınavda sorumlu olacaksınız.. Bu nokta derste de vurgulanmıştır..

Yansıları okumak, dosyayı indirmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Saha_Arastirmalari

TNSA2013_sonuclar_sunum_2122014

Tanıtım ve Yöntem Sinan TÜRKYILMAZ

Sevgi ve saygı ile.
15.10.2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Doçentlik sınavımız… 25 Yıl Önce Bu gün idi..

Dostlar,

Tarih 9 Ekim 1990 idi.. Tam 25 yıl bitti.
8 Nisan 1988’de Edirne’deki Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda Yrd. Doç. olarak göreve başlamıştık.
Anabilim Dalı’nın ilk ve tek öğretim üyesi idik. (Bu Anabilim Dalını kurduk, 16 yıl yönettik..)
Hülyamız olan öğretim üyeliği mesleğine başlamıştık.
1977’de İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından 1 yıl Keban’da çalışmış (SSK ve yeraltı maden işletmesi Simli Kurşun) ve 11 Kasım 1978’de, tıp eğitimine 1971’de başladığımız yuvamız Hacettepe Tıp Fakültesi’ne bu kez “Halk Sağlığı” dalında uzmanlık eğitimi almak üzere yeniden dönmüştük. Prof. Nusret Fişek‘in, öğrencisi olmaya ek, asistanı da olma onurunu yakalamıştık.

Tıp Eğitimimiz gibi uzmanlık eğitimini de Hacettepe’de başlayıp İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştık (ailesel nedenlerle yatay geçiş yapmıştık..).
Temmuz 1981 sonu idi..

Rahmetli Prof. Türkan Saylan ile bir süre çalıştık, Elazığ Cüzzam Hastanesi Başhekimi olarak.. Sonrasında Türkiye’de izlenmesi gereken Lepra (Cüzzam) Savaş Politikalarında anlaşamadık.. Rahmetli ayda 1 kez Elazığ’a gelir, yaklaşık 3 gün kalırdı. Bu süre içinde Cüzzam Hastanesi’ne ayırdığı süre yaklaşık 20 dakikada 70 dolayındaki hastaya bizimle birlikte ”
jet vizit” olurdu. Başlıca bu nedenle olmak üzere, biz Halk Sağlığı Uzmanlık eğitimi aldığımızdan saha ağırlıklı çalışmak isterken, kendileri klinik – hastane odaklı çalışmamızı istiyorlardı bir klinisyen olarak. Oysa Cüzzam’ın kökleri toplum içinde idi.. Hastanede bekleyerek, geç dönemde gelen hastalara 1. sınıf bile olsa tıbbi bakım vererek sorunun kökü kurutulamazdı (eradikasyon). Bu yüzden, bu politika ile Türkiye’nin Cüzzam sorununun kendisini emekli olana dek idare edebeileceğini söylemiştik..
(Kendileri yaşamda olmadığından, başkaca ayrıntılara girmiyoruz..)

Sonra Kocaeli Sağlık Müdür yardımcılığı, Elazığ’da muayenehane hekimliği, işyeri hekimlikleri (çimento ve kağıt..) ve Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Bölge Laboratuvar Müdürlüğü görevlerimiz oldu..

Yaklaşık 7 yıl saha deneyimimiz oluştu. Bu arada üniversiteden ayrılmayarak akademik kariyer yapan kimi sınıf arkadaşlarımız (Hacettepe ve Çapa’dan) Doçent oldular!..

Biz Edirne’de 1988’de akademik yaşama döndüğümüzde, 1989’da bir geçici yasa çıktı ve öğretim üyelerinin bulundukları kadroda, ayrıca kadro koşulu aranmadan hak ettikleri akademik unvanın kadrosuna atanmaları olanağı verildi. Doçentlik sınavı için başvurabilirdik ama
bilimsel dosyamızı daha da olgunlaştırmak istedik, ertesi yıla bıraktık kendimize saygımız gereği. İzleyen yıl, doçentlik başvuru dosyamızda 42 bilimsel ürün vardı ve çok başarılı bulunmuştu jüri tarafından

*****
9 Ekim 1990 sabahı Hacettepe Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nın (“Bölüm” derdik) bildik koridorunda idik. Jürinin 3 adayı vardı.. Doçentlik yabancı dil merkezi sınavını başarmıştık, bilimsel dosyalarımız yeterli bulunmuştu, sözlü sınava alınacaktık sırayla.

Doç. Dr. Hasan Hüseyin Polat sözlü sınavı başardı, O’nu kutladık (Halen Sivas’ta Profesör)..
2. arkadaşımız sözlüde başarılı bulunmadı.. Ama sonraki çalışma yaşamında çok başarılı
uygulamalı Halk Sağlığı hizmetleri verdi..

Biz öğleden sonraya kaldık.. Zaman çoook ağır akıyordu.. Hocalar yemekten de “geç” döndüler üstelik.. Jüride şu sayın hocalarımız vardı :

Prof. Dr. Hilmi Erginöz (Cerrahpaşa Tıp; sonra biz de oğlunun doçentlik jürisinde idik; ilginçtir, emeklilik sonrası bir vakıf üniversitesine profesör olarak atanmasında jüri üyesi olarak biz kendisine rapor düzenledik; önceki yıl sonsuzluğa uğurladık..)

Prof. Dr. Yaşar Bilgin (Ankara Tıp, 3.10.12’de rahmetlik oldu; Afyon Çay’da “çay”ını içemedik..)

Prof. Dr. Özdemir Gülesen (Bursa Tıp)

Prof. Dr. Rengin Erdal (Hacettepe Tıp; ilk jüri üyeliği idi)

Prof. Dr. Nazmi Bilir (Hacettepe Tıp; ilk jüri üyeliği idi)

Sınav da sıkıydı.. Yeşil tahtada tebeşirle istenen kimi formülleri yazmıştık..
Çooook yorgunduk.. Olağanüstü yorgunduk.
Anabilim dalımızda tek öğretim üyesi idik.
Ağır, bunaltan bir ders yükü vardı üzerimizde..
Bir de bilimsel araştırma ve yayın yapma yükümü.
Fakülte Kütüphanemiz çok cılızdı. Edirne – Ankara otoyolu bitmemişti, 12 saat sürerdi
sigaralı otobüsler“de boğucu yolculuk.
Cumartesi günü YÖK kütüphanesinde gün boyu bavul dolusu fotokopi çektirir,
bir dolu para verirdik. Gece geri dönerdik Edirne’ye, Pazar günü okumak üzere..

Yüksek lisans ve tıpta uzmanlık öğrencilerimiz de olmuştu bu arada. 10 saat derse girdiğimiz günler oluyordu.

Yönetimle de tıp eğitimindeki ciddi açmazlar ve hastanenin su hijyeni bozukluğu yüzünden
ciddi sorunlu, hatta mahkemelik idik.

*****

Jüri bizi sözlü sınavda oybirliği ile başarılı buldu..

Bize akademik biniş giydirdiler..
Nazmi (Bilir) ağabey fotoğraf çektiğinden karede yer alamadı..

******
O akşam hocalarımızla yemek yedikten sonra Fakültemize gene otobüsle döndük..
Onca yorgunluğumuza karşın, heyecanımızdan sabaha dek uyuyamadık..

Ekim 1990’da Tıpta 6 arkadaş doçent olmuştuk. Toplam hoca sayımız da, çoğu yardımcı doçent, 50 dolayında idi.. 1974’te Cerrahpaşa’nın korumasında (himayesinde) kurulmuş fakültemiz
15-16 yaşında idi. Biz 43. hoca olmuştuk Edirne tıpta..
Birkaç ay sonra kadrolar ilan edildi ve 5 arkadaşımız doçent kadrolarına atandı.
Biz ise Yrd. Doç. kadrosunda tutulduk..

Bu arada bize verilen KINAMA cezasını (tıp eğitiminin acınacak durumunu sergiliyorduk..) yönetsel yargı kaldırdı, Rektörlüğün temyizini Danıştay reddetti..

8 Nisan 1991’de, 3 yıl sonra, süreli atamamız yenilenmeyerek işten atıldık.
Bölümün tek öğretim üyesi olmamıza karşın!..
Alelacele, yetiştirdiğimiz asistanımız uzman olunca hemen Yrd. Doç. yapıldı.
Yargı süreci başladı yeniden..
Bu arada YÖK Başkanı Prof. Doğramacı’ya bir telgraf çekerek durumu çok kısa özetledik ve

İŞSİZ ÜNİVERSİTE TIP DOÇENTİ diye imzaladık.

“Hoca bey” (Doğramacı’nın lakabı) bizi yanıtladı :

– “.. hakkımda gösterdiğiniz iyi dilek ve duygulara teşekkür ederim..” diyordu yanıt telgrafında!

*****
Yönetsel yargıda açtığımız YD (Yürütmenin Durdurulması) istemli iptal davası sürerken, lojmandan çıkmamız baskısı başladı; elektrik ve suyumuz kesildi..
Aylıksız kaldık.. Arkadaşlarımız koridorun öbür yanına kayıyorlar, selamlaşma bile olamıyordu.
Fakültedeki odamız zorla boşaltıldı.
Doç. Dr. Tülin Yılmaz adlı yiğit bir kadın, eşyalarımızı yüklendi ve odasına taşıdı..
Derken, birkaç ay sonra Edirne İdare Mahkemesi bizi göreve iade etti..
İdare’nin temyizini Danıştay reddetti..
Göreve döndük.. Bu süreçte avukatımız, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden
Sayın Prof. Dr. Yahya Zabunoğlu idi. Dostluğunu ve yetkin hukuk ustalığını, bilgeliğini unutmak, anmamak olanak dışı..

Rektör (Ahmet Karadeniz) değişti.. Prof. Dr. Poyraz Ülger atandı, sorunla ilgilendi,
doçentlik kadrosu, tıp fakültesinin kasten gereksinim belirtmemesine karşın ilan edildi
2 yıl kadar gecikme ile.

Bu arada, bizim Yrd. Doç. olan asistanımız, Anabilim Dalı Başkanımız idi!
Biz, Doçent unvanlı olarak “Yardımcı Doçent kadrosunda” tutuluyorduk, yazışmalarda
“Yrd. Doç.” yazılıyordu. Doğramacı’nın has adamı Kerküklü anestezi hocası dekan
çook inatçıydı.. (Yemin ederiz ki şimdi adını bile anımsamıyoruz..)

*****
İlişkiler, şaşılacak biçimde ve hızla onarıldı! Demek ki düşenin dostu olmuyordu,
güçlü selamlanıyordu.
Ekim 1995’te, 5 yıl sonra Profesörlük kadrosu ilan edildi, sorun olmadan..
Başvurduk, 17 Ocak 1996’da resmen atandık bu kadroya..
20 Mayıs 2004’e dek 16 yıl 1 ay 12 gün hizmet ettik Anabilim Dalımıza (görev dışı kaldığımız birkaç ay dışında). Bu Anabilim Dalımızda şimdi, hepsi de bizim yetiştirdiğimiz 3 profesör, 2 doçent görevde.. Yetişip ayrılanları, başka yerlerde profesör, doçent vb. olanları.. saymıyoruz..

20 Mayıs 2004’ten bu yana Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi‘ndeyiz..
Bizi aralarına kabul eden şimdiki Anabilim Dalımız hocası arkadaşlarımıza ve dönemin rektörü Sayın Prof. Dr. Nusret Aras‘a şükran doluyuz.

Umarız, buradan 14 Kasım 2020’de 67 yaşımızı bitirerek sağlık ve onurla emekli oluruz..

Ama önce Türkiye!
Ülkemiz çoook zorda ve biz bu kulvarda da uğraş vermek zorundayız..
Bu site o yüzden 2 kulvarlı..

TIP ve AYDINLANMA sitesi..

Bilimsel akılcılık da ana pusulası bu sitenin..

Büyük Atatürk’ün buyrumu (direktifi) ve rotası böyle..

*****
25 yıl önce Doçentlik unvanı kazanmamızın yıl dönümünde bu çağrışımlar klavyemize döküldü.
3 yıl önce 22. yıldönümünde yazdıklarımızı güncelledik, sunuyoruz..
Bize göre yazmak ve paylaşmak gerek.. Ama gerçekçilikle.. bu süreçte dengeli duygusal tonları tümüyle feda etmek de gerekmez..

Bize emek ve el verenlere, vereceklere şükranımız sonsuz, borcumuzu ödememiz ise olanaksız..

Tıp eğitimi, uzmanlık alanımız HALK SAĞLIĞI / TOPLUM HEKİMLİĞİ ve öğrencilerimiz ise “klasik olmayan” aşklarımız..

NOBEL Kimya ödülü kazanarak ulusal gururumuzu yücelten, özgüvenimizi pekişiren
Saygın Prof. Aziz Sancar‘ın vurguladığı gibi, biz CUMHURİYET EĞİTİMİNİN ÜRÜNÜYÜZ..  Sancar hoca Mardin’den, biz Van Atatürk Lisesinden mezunuz. Sancar hoca 1971 İstanbul Tıp Fakültesi mezunu, biz 1977’de aynı saygın ve seçkin Fakülteden mezun olduk. Sancar hoca ile minik ortaklıklar bile keyif verici..

Sevgi ve saygı ile.
9  Ekim 2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com


2011 Yılı Aydınlanma Konferanslarımız / Conferences on Enlightenment in 2011 by Ahmet Saltik

2011_Aydinlanma_Konf.