“REFORMLAR”ın GERÇEK SAHİBİ; EMPERYALİST GÜÇLERİN KURUMSAL KİMLİĞİ, DÜNYA BANKASI

“REFORMLAR”ın GERÇEK SAHİBİ; EMPERYALİST GÜÇLERİN KURUMSAL KİMLİĞİ, DÜNYA BANKASI

Prof. Dr. Nazan Savaş, çocuklara “Küçük Yeşil Sabun” öyküsünü okudu … -  Antakya Gazetesi | Antakya'nın Tarafsız Haber Portalı

Prof. Dr. Nazan SAVAŞ
Halk Sağlığı Uzmanı 

Türkiye’nin sağlık, enerji, ulaşım, eğitim, tarım vb. pek çok alanda neo-liberal sisteme dönüştürülme süreci 1978’de başlamış olup, 40 yılı aşkındır sürmektedir (1). Bu süreçte Dünya Bankasınca (DB) çok sayıda rapor yazılmış, ikraz anlaşmaları yapılmış, hukuksal düzenlemeler gerçekleştirilmiş ve Dolar olarak çok yüklü krediler alınmıştır (2-7). Anayasa dahil, temel yasalar, neo-liberal dönüştürülmeye uyarlanmış ve çoğu “uyarlama” Yasa Gücünde Kararnameler (YGK) ile gerçekleştirilmiştir (7). DB denetiminde gerçekleşen ve “REFORM” olarak adlandırılan (!) bu süreçte çoğu zaman milletvekilleri ve bürokratlar dahil, kimse asıl planlayıcı ve dönüştürücü güç olmamıştır.

DB Grubu 5 kurumdan oluşmaktadır :

  1. IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği)
  2. IBRD (Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası)
  3. IFC (Uluslararası Finans Kurumu)
  4. MIGA (Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı)
  5. ICSID (Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’dir.

IDA en yoksul ülkelere faizsiz uzun süreli kredi sağlarken, IBRD orta gelirli ve kredi itibarına sahip yoksul ülkelere 5 yıl geri ödemesiz 10-15 yıl süreli krediler sağlamaktadır (8).

IFC gelişmekte olan ülkelerde özel sektör kuruluşlarına kredi vermekte,

MIGA ise politika ve danışmanlık hizmetleri kapsamında ülkelere yabancı sermaye akışını teşvik etmektedir.

IFC kredi verirken yerli ve yabancı özel sermayeyi bir araya getirmeye çalışarak şirketlere ortak olmakta ve yatırım fonları kurabilmektedir (8-10). IFC, 2. operasyon merkezini Washington D.C.’den sonra 2010’da İstanbul’da açmıştır (11). O yıldan başlayarak IFC ortaklı firmalarca çok sayıda kamu-özel ortaklı yapı inşa edilmiş ve işletilmektedir.

İkraz anlaşmaları çerçevesinde DB’nin Türkiye’ye kredi verme biçimi :

  • 1980-90 döneminde “Structural Adjustment Loan (SAL) Yapısal Uyum Kredisi” kapsamında gerçekleştirilirken (5,6),
  • 2000-2008 döneminde “Country Assistance Strategy (CAS) – Ülke Yardım Stratejisi” kapsamında (12,13),
  • 2008-11 dönemi ve sonrasında ise “Country Partnership Strategy (CPS) Ülke Ortaklık Stratejisi” kapsamında gerçekleştirilmiştir (14).

Bu ne demektir?

Önceleri salt borçlandırılıyorken 2008 sonrası dönemde MIGA ve IFC üzerinden Kamu – Özel Ortaklı yapılar aracılığıyla hem borçlandırılıyoruz, hem de IFC’yi binamıza/malımıza, donanımıza, işletmemize ve kârımıza ortak ediyoruz demektir. Çünkü özel kesim ister Türk firması olsun, ister yabancı firma olsun en büyük ortağı IFC‘dir. IFC ile firmaları bir araya getiren kurum da MIGA’dır. Bu yapıların hemen tümü merkezi yönetim bütçesi (genel bütçe) güvenceli yapılardır. Çoğu kamu-özel ortaklı ya da Yap – İşlet – Devret yapıları işleten firmalar da IFC ortaklıdır. Örneğin İstanbul Havalimanını işleten (bakım vb.) firma yabancıdır ama en büyük ortağı IFC’dir. Ankara yüksek hızlı tren garı 19 yıl yolcu güvenceli IFC ortaklı firmaca yapılmış ve işletilmektedir. IFC ayrıca kimi bankalara da (örn. Garanti) kredi vermekte, bu krediler aracılığı ile KOBİ’lere, kadın girişimcilere vb. destek olmaktadır (15). KOBİ’ler ve kadın girişimciler gerçekte bankaya değil, IFC‘ye borçlan(dırıl)maktadır.

  • Bu yolla IFC, IMF‘nin de önüne geçmektedir.

Dünya Bankası güdümünde dayatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında yapılan Şehir Hastaneleri de IFC ortaklı firmalarca (örn. Rönesans Firması) yapılmıştır (16). Yine Külliye, MİT binası, Yargıtay Binası ve Külliye’deki kütüphane de yine aynı firmaca yapılmıştır. Dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli binalarının yapımını gerçekleştiren bu firmanın yabancı sermaye ortaklı yapı olması ne derece doğrudur ve bu firmaya ödemeler ne yolla yapılmıştır? Binaların mülkiyeti ve işletmesi hakkında ortaklıklar söz konusu mudur? Bunları bilmiyoruz.

Önümüzdeki süreçte yapılması planlanan “REFORMLAR“ın da aynı biçimde gerçekleş(tiril)eceği açıktır.

  • Yani baş aktör AKP değil, emperyalist güçlerin kurumsal kimliği olan DÜNYA BANKASI‘dır.

Kaynaklar

  1. Derviş K, Robinson S, Mello de J. “The Foreign Exchange GAP, Growth and Industrial Strategy in Turkey 1973-1983”. World Bank Staff Working Paper No.306. November 1978.
    http://www-wds.worldbank.org/external/default/WDSContentServer/WDSP/IB/2003/01/15/
    000178830_98101903401757/Rendered/PDF/multi0page.pdf
  2. Keyder Ç, Üstündağ N, Ağartan T, Yoltar Ç. Avrupa’da ve Türkiye‘de Sağlık Politikaları. İletişim Yayınları, İstanbul, 2007
  3. Savaş N. Dünya Bankası’nın Sağlık Reformları Üzerine Etkisi; Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Örneği. ESTÜDAM Halk Sağlığı Dergisi. 2020;5(1):142-57.
  4. Turkey: Postscript Special Economic Report “Turkey: Policies and Prospects for Growth”, (2657a-TU, Report No. 2918-TU). March 20, 1980.
    http://wwwwds.worldbank.org/external/default/WDSContentServer/WDSP/IB/2001/02/08/000178830_98101912493590/Rendered/PDF/multi_page.pdf
  5. Sertel Y. Türkiye’de Dışa Dönük Ekonomi ve Çöküş, İstanbul: Ajans Yayınları, 1988, p.137-138
  6. The World Bank, Annual Report 1995, p.52
  7. Demirelli L. Kanun Hükmünde Kararnameler ile Yönetim Çalıştayı. Ankara 2013. http://yonetimbilimi.politics.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/732/2020/06/khk-KAYAUM.pdf
  8. Eğilmez, Mahfi. IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye. Dünya Bankası Yayınları No:2, 1996
  9. Güran N, Aktürk İ. Uluslararası İktisadi Kuruluşlar, İzmir: Dokuz Eylül Üniv. Yayınları, 1992, p. 128-9
  10. Tünsoy O. Dünya Bankası’nın Yapısı ve Kredi Verme Türleri. Hazine Müsteşarlığı, Yayınlanmamış Etüt Raporu, Ankara, 2005
  11. http://www.ito.org.tr/wps/portal/gazete-detay?WCM_GLOBAL_CONTEXT=ito_portal_tr/ito-portal/gazete/gzt-2010/gzt-2010-10/gzt-2010-10-1/d128d080442775ff827f8668ff808010
  12. Türkiye’de Dünya Bankası, 1993-2004 Ülke Yardım Değerlendirmesi. Bağımsız Değerlendirme Grubu. Vinod Thomas, R. Kyle Peters, Basil Kavalsyky. 20 December 2005
  13. Performance Evaluation, Criticism of The World Bank and Cost-Benefit Analysis of World Bank Financed Projects: Case of Turkey. http://www.hazine.org.tr/makaleler/ergulhaliscelik_makaleler/Worldbank_performance_ehcelik.pdf
  14. Uluslararası İmar Ve Kalkınma Bankası, Uluslararası Finans Kurumu, Çok Taraflı Yatırım Garanti Kurumu’nun Türkiye Cumhuriyeti ile 2008 – 2011 Mali Yıl Dönemi İçin Ülke İşbirliği Stratejisi. (Rapor No.42026-TR)
  15. https://www.haberturk.com/garanti-bankasi-ve-ifc-den-kadin-girisimcilere-390-milyon-liralik-destek-2454370-ekonomi
  16. https://pressroom.ifc.org/all/pages/PressDetail.aspx?ID=18806#:~:text=%C4%B0stanbul%2C%2011%20Temmuz%202016%20%E2%80%94%20D%C3%BCnya,Holding%20ile%20hissedarl%C4%B1k%20anla%C5%9Fmas%C4%B1%20imzalad%C4%B1.

AÜTF Dönem 3 Dersi : Alan (Saha) Araştırmaları (Field Surveys)


Sevgili AÜTF Dönem 3 Öğrencilerimiz.
.

 

SAHA  – ALAN ARAŞTIRMALARI konulu dersimizin yansıları pdf olarak aşağıdadır.

Güncellenmiştir..

Ders, COVID-19 salgını nedeniyle sanal ortamda, Ankara Üniversitesi ANKÜZEM
web ortamında işlenmektedir.

Yansıları okumak, dosyayı indirmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Saha_Arastirmalari_Dr.Ahmet_SALTIK

Sevgi ve saygı ile. 25.09.2020

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Uzman,
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Pandemi en çok yoksulları vurdu: Koronavirüs 100 milyon yeni yoksul yarattı

Koronavirüs salgını, özellikle dünyanın yoksul ülkelerinde insanlık dramına yol açıyor. Dünya Bankası, pandemi sebebiyle 100 milyon insanın daha “aşırı yoksul” statüsüne gireceği uyarısında bulundu. Aylardır iş bulamayan bu insanların günde sadece 14 TL ile geçinmeye çalıştığı belirtiliyor

cumhuriyet.com.tr, 10 Ağustos 2020

İstatistiklere göre dünyada 736 milyon kişi aşırı yoksulluk içinde. Günde yalnızca 1,9 $ yani yaklaşık 14 TL ile geçinmeye çalışan bu insanların yarısı 5 ülkede yaşıyor. Bu ülkeler;

Bangladeş,
Demokratik Kongo Cumhuriyeti,
Hindistan,
Nijerya ve
Etiyopya.

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’daki derme çatma gecekonduda, çocuk yetiştirmeye çalışan Amsale Hailemariam bu milyonlarca kişiden biri..

Hailemariam, “Salgın başladığından beri hiç iş yok. Virüs kapmamak için evden dışarı bile çıkamıyoruz. Ölü değiliz ama yaşamıyoruz. Buna gerçekten yaşamak denmez” dedi.

Haylemeryem umutlarını, liseye giden kızına bağlamış, ancak o da salgın nedeniyle okulundan uzak kalmış durumda..

YATIRIMLAR DURDU

NTV’de yer alan habere göre, Sahra altı Afrika‘daki yoksul ülkelerin yabancı yatırımlarla ayakta kaldığına vurgu yapan uzmanlarsa, küresel salgınla birlikte yatırımların durduğunu söylüyor.

Bölgedeki son 25 yıldaki kazanımların büyük bölümü yitirilmek üzere. bu durum çok ciddi bir insani trajediye dönüşebilir.

Uzmanlar yıl sonuna dek salgın denetim altına alındığı takdirde yoksul ülkelerdeki durumun tersine çevrilebileceğini söylüyor.

Ancak Dünya Bankası yetkilileri, bunun başarılabilmesi için geliştirilecek aşının hızla dünya çapına dağıtılması gerektiğine vurgu yapıyor.
=========================================

Bizim kısa katkımız / sorularımız…

Dünya Bankası’nın;

  • “..geliştirilecek aşının hızla dünya çapına dağıtılması gerektiğine vurgu yapıyor” olmak dışında yoksulluğun giderilmesi için öneriler, ne acaba?? Saptama yapma ötesinde??
  • İslamiyet gibi çaresiz mi o da?? İslam fitre – zekat dışında bir kurum öneremedi 1400 yıllık Kuran’dan günümüze…

Çare kapitalzim – emperyalizm dışında…

Dr. Ahmet SALTIK

Sağlık Bakanlığı’ndan soru işaretleriyle dolu bir iş daha: Covid-19 seroprevalans araştırması

Sağlık Bakanlığı’ndan soru işaretleriyle dolu bir iş daha:
Covid-19 seroprevalans araştırması

  • Aynı sonucu, üstelik daha doğru bir teknikle en fazla 35.000 kişilik bir örneklemle elde etmek mümkünken, 153.577 PCR ve 153.577 antikor test kiti satın almak?
  • Belki de bu araştırmaya ilişkin en kritik soru budur.

İLKER BELEK

Sağlık Bakanı 10 Haziran tarihli basın toplantısında uzunca süredir sözü edilen 150.000 kişilik antikor araştırması konusuna açıklık getirdi. Ayrıca basında da konuyla ilgili ayrıntılara yer verildi. Buna göre 153.577 hane ve her haneden rastgele seçilen bir kişi araştırmaya dahil edilecek. Araştırma 8-20 Haziran tarihleri arasında tüm illerde gerçekleştirilecek.

Araştırma kapsamına alınacak haneler TÜİK tarafından belirlendi. Araştırmaya alınan kişilere hem bir anket uygulanacak hem de PCR ve antikor testleri yapılacak. Bu amaçla burun-boğaz sürüntüsü ile kan örneği alınacak. Tüm bu işler şimdiye kadar filyasyon çalışması yürütmüş olan bir hekim ve bir hemşireden oluşan iki kişilik ekiplerce yerine getirilecek.

Araştırmanın amaçları

Bakan Fahrettin Koca araştırmanın amaçlarını şu şekilde belirledi:
1- Hastalığı geçirmekte olanları saptamak,
2- hastalığı geçirmiş olanları saptamak,
3- sürü bağışıklığı düzeyini saptamak.

Görüldüğü gibi araştırma “seroprevalans” araştırması olarak nitelense de amaç öyle değildir. Çünkü yalnızca antikor düzeyini saptamayı değil, aynı zamanda hastaları bulmayı da hedeflemektedir.

Covid-19 tanısında ve taramasında kullanılan testler

Şimdiye kadar bütün dünyada hastaları bulmak için PCR testi kullanıldı. Bu test virüsü saptar. Yanılma ihtimali %40 kadardır. Bunun dışında bir de antikor testi vardır ve bu testle hastalığın geçirilmesine bağlı olarak kazanılmış antikorlar saptanır ve buradan da toplumsal bağışıklık düzeyine ulaşılır.

Araştırmayı kim finanse ediyor?

Türkiye 31 Mart 2020’de Dünya Bankası ile bir proje imzaladı:

  • Türkiye Acil Covid-19 Sağlık Projesi.

Bu kapsamda yarısını 2020’de kalan yarısını da 2021’de kullanmak üzere Dünya Bankası’ndan 100 milyon Dolar kredi aldı. Dolayısıyla araştırmanın maliyeti yurttaşlarımızın, halkımızın üzerindedir. Projenin amacı genel olarak salgınla mücadele altyapısının güçlendirilmesidir, bu kapsamda test kapasitesinin artırılmasından özel olarak bahsedilmekte ve 300.000 kişiye test yapılacağından söz edilmektedir.  Bu veri antikor araştırmasının Dünya Bankası kredisiyle finanse edileceği fikrini doğurmaktadır.

Araştırmayla ilgili soru(n)lar

1-Hane bazlı bu araştırma toplumu nasıl temsil edecektir? 

Zira çalışan nüfusun gündüz saatlerinde evlerinde bulunma ihtimali yoktur. Araştırmanın mesai saatleri dışında yürütülmesi ise zordur. Dolayısıyla elde edilen sonuçların Türkiye’yi temsil etme olasılığı son derece zayıftır.

2-Tüm yaş gruplarının örneklemde eşit şekilde temsil edilmesini sağlamak gerekmez mi?

Hastalık farklı yaş gruplarında farklı seyir izlediği için, örneklem yöntemi bu gerçeklik dikkate alınarak belirlenmiş ve kimden numune alınacağının işin başında netleştirilmiş olması gerekir. Aksi halde yaş yapısı itibariyle örneklem çarpılacak ve yine Türkiye’yi temsil etmekten uzaklaşacaktır.

3- Filyasyon ekiplerindeki hekim ve hemşireler araştırmayı nasıl yürütecektir?

Zira filyasyon ekiplerinin bu araştırmaya kaydırılması salgının sünmekte olduğu ve vaka sayılarının yeniden artış emareleri vermeye başladığı bugünlerde filyasyon çalışmalarının aksamasına yol açacaktır.

4- Hem PCR hem de antikor testine gerek var mıdır?

Değindiğimiz gibi PCR testinin yanılma payı %40 civarındadır. Araştırma “seroprevalans” araştırması olarak duyurulmaktadır. O halde amacı vaka saptamak olan PCR testine zaten gerek yoktur. Üstelik alınan aynı kanda IGM tipi antikora bakılarak hastaları bulmak zaten olanaklıdır. Dolayısıyla PCR testi ekiplerin iş yükünü artırmak dışında hiçbir işe yaramayacaktır. Eldeki kaynakları daha akılcı kullanmak adına yalnızca antikor testi yapılması uygun tercihtir. Böylece elde kalacak kaynakların, salgınla mücadele kapsamında, riskli grupların PCR’la taranmasına tahsisi de olanaklı olabilecektir.

5-Örneklemin 153.577 kişi olarak belirlenmiş olmasının dayanağı nedir?

Türkiye’de 23 milyon 221 bin hane vardır. Bu evreni sistematik örnekleme tekniğiyle temsil etmek bakımından en fazla 10.000 kişi yeterlidir. Örneklemin 0-4, 5-14, 15-64 ve 65 ve üzeri yaş olarak yaşa göre ağırlıklandırılması durumunda ise örneklem büyüklüğü en fazla 35.000 kişi olmaktadır. Bu hesaplara temel oluşturan formülü aşağıdaki dip notta veriyoruz. Dolayısıyla bakanlık en fazla 35.000 kişiyle ulaşılacak sonuç için 153.577 kişiyi taramayı planlamaktadır.

6- Vaka ve ölümlerin %60’ı İstanbul’da ve İstanbul nüfusunun Türkiye nüfusu içindeki payı %19 iken İstanbul’un örneklemdeki ağırlığı neden %5’tir?

Basından öğrendiğimize göre 153.577 hanenin 8.018’i İstanbul’dadır. Dolayısıyla 153.577 kişilik örneklem nüfusun, vakaların ve ölümlerin illere dağılımını da temsil etmemektedir.

7- Aynı sonucu elde etmek için 35.000 kişi yeterliyken, neden 153.577 kişilik bir örneklem seçilmiştir?

Araştırmanın amaçları dikkate alındığında bu tercihin mantığı “hazır para bulmuşken harcayalım, mega bir araştırma yapalım, şanımız yürüsün” olabilir. AKP’nin “mega projelere” olan tutkusunu biliyoruz. Ancak dediğimiz gibi Dünya Bankası’nın verdiği para hibe değil, kredidir ve geri ödemesi halk tarafından yapılacaktır.

8- PCR ve antikor test kitleri hangi firmalardan temin edilecek, bunun için bu firmalara ne kadar para ödenecektir?

  • Aynı sonucu, üstelik daha doğru bir teknikle en fazla 35.000 kişilik bir örneklemle elde etmek mümkünken, 153.577 PCR ve 153.577 antikor test kiti satın almak ?
  • Belki de bu araştırmaya ilişkin en kritik soru budur. 

Örnek büyüklüğü formülüne ilişkin dipnot:

Örnek büyüklüğü= (Evren büyüklüğü x 1,96 x 1,96 x hastalığın görülme sıklığı x hastalığın görülmeme sıklığı) / (hata payının karesi x (Evren büyüklüğü – 1) + (1,96 x 19,6 x hastalığın görülme sıklığı x hastalığın görülmeme sıklığı))
Örnek büyüklüğü = 23.200.000 x 1,96 x 1,96 x 0,50 x 0,50 / 0,01 x 0,01 x (23.200.000 -1)+ 1,96 x 1,96 x 0,10 x 0,90

https://twitter.com/drfahrettinkoca
https://www.milliyet.com.tr/gundem/istanbulda-evlerde-antikor-taramasi-…
http://documents.worldbank.org/curated/en/876181588627146140/pdf/Turkey…

Asıl tehdit virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir!

Asıl tehdit virüs değil,
uygulanan “sağlık” sistemidir!

Yeniçağ: Asıl tehdit, virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir! – 

Küresel salgın, nasıl oluşur hiç düşündünüz mü? Küresel bir salgının, bütün ülkelerde neredeyse eş zamanlı olarak başlaması mümkün müdür? “Çin’de başladı İran’a geçti” deniyor ama bu doğru değil. ABD, İtalya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Türkiye dahil bütün dünyada 2019’un Eylül, Kasım, Aralık aylarında, boğazda tahriş ve hırıltı ile başlayan bir hastalık var! Peki bu hastalığa sebep olan virüs, Güney Amerika’da, Amazon ormanlarında yaşayan ve şehirlerle teması olmayan yerli kabilelere rüzgârlarla mı ulaştı?

“Virüsün DNA şeması çıkarıldı” (AS: bu virüs için RNA olacak) deniyor ama ortaya çıkarılan virüs resmi bilgisayarda çizilmiş bir figürden ibaret! Üstelik virüs resmi diye çizilen bu figür, insan ve hayvan hücresinde bulunan eksozomlar ile aynı! En azından böyle bir iddia var! Yani bize virüs diye gösterilen resim, insan vücudunda doğal olarak bulunan, hücre içindeki bir maddenin resmi olabilir! (AS: Virüs RNA’ları kesin olarak elde edildi) Bu maddenin elektromanyetik dalga etkisiyle dış etkiyle, hücreyi patlatarak (hücre içinde çoğalıp mekanik olarak hücreyi patlatıyor) dışarı çıktığı ve kanı zehirlediği (kanda çok az bulunuyor), önce akciğerleri etkilediği için solunum yoluyla temasta bulunulan diğer insanlara da bulaştığı belirtiliyor.

İnsan metabolizmasını değiştiren ve doğal hücre ölümlerinin dışında “programlanmış hücre ölümü”ne yol açan bir dış etken var ama Türkiye’de şu günlerde bu konuları tartışan ve halkı bilgilendiren bir bilim adamı yok! Daha önceleri, bu konularda bilimsel çalışma yapan, bilimsel makale ve kitap sahibi olanlar ise hiçbir TV kanalında konuşturulmuyor.

Neden? Çünkü Türkiye’de sağlıkla ilgili bilimlerde araştırma yapmak bile artık Bakanlık iznine bağlanmıştır. Sağlık Bakanlığı ise Dünya Sağlık Örgütü’nün kurallarına göre çalışıyor. (COVID-19 kodlamasında tersine!) Peki Dünya Sağlık Örgütü kimin kurallarına bağlı? Bir defa DSÖ’nün kuruluş sermayesini veren Rockefeller Vakfı’dır. Dolayısıyla DSÖ, ilaç kartellerinin örgütüdür. Türkiye’deki sağlık sistemi de bu kartellerin istediği şekilde düzenlenmiştir. İtiraz eden sistemin dışında kalır, doktorsa ruhsatı bile elinden alınır!
***
Gazeteler sokağa çıkma yasağı günlerinde çıkmıyor. Dolayısıyla bu yazı kâğıda basılı gazetede yayınlanmayacak. Yazı biraz uzun olacak ama İnternet’te yer sıkıntısı yok. Bu itibarla, sağlık sisteminin ne halde olduğunu, uzman tespitiyle bilginize sunmak istiyorum.

Emekli genel cerrah Uğur Yılmaz’ın “Sağlığın Karanlık Yüzü” diye 700 sayfalık bir kitabı var. Yılmaz daha kitabın girişinde Ivan Illich imzalı bir söze yer veriyor:

  • Sağlık kuruluşları insan sağlığı için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Tıbbi uygulamalar üzerinde mesleki denetimin sakatlayıcı etkisi, bir salgın hastalık boyutlarına ulaşmıştır.”

Mesele bu kadar vahim aslında… Uğur Yılmaz devam ediyor:

*Sağlık sistemi deyince toplum hekim ve hasta arasında olan ve hastanelerde verilen bir hizmeti anlamaktadır. Soruna böyle yaklaşıldığı zaman ‘sistem’ anlaşılamaz. Sistemin ön planında ABD’nin emperyalist küreselleşme stratejilerine uygun olarak ülkelerde uygulanacak sağlık sistemlerini belirleyen DTÖ, Dünya Bankası, OECD, IMF gibi küresel örgütler vardır.

*Türkiye cephesine baktığımız zaman sağlık politikaları ile ilgili bütün kurum ve kuruluşların yöneticileri sistemin içindedir. Sağlık sistemi, hiç de bilimsel ilkelere göre, hasta veya insan yararına, kusursuz ve düzgün işleyen bir sistem değildir.

*Aksine sistem, arkasında Dünya Bankası gibi ABD’nin küresel egemenlik örgütlerinin olduğu, her düzeyde ilgili kişilerin ve çalışanların bu kirli ilişkilerde kendilerine verilen rolleri oynadıkları, kirli, mafyatik, nitelikli dolandırıcılık ve soygun sistemidir.

*Bu kişiler toplum karşısında, TV ve basında yüzlerine masum-temiz bir maske geçirmektedir. Sağlık sisteminin bir de bilinmeyen, bilinmek ve görülmek istenmeyen, değiştirilmek istenmeyen karanlık bir yüzü vardır.

*Kovid-19 salgını münasebeti ile Türkiye’nin sağlık sistemi bütün toplumu aldatacak bir şekilde övülmektedir. Bu sistemin Atatürk‘ün kurduğu sistemin devamı olan kamucu bir sistem olduğu propagandası yapılmaktadır.

*Sağlık haberciliği yalan haberciliğin en fazla uygulandığı bir habercilik şeklidir. Bu şekilde kitleler yönlendirilir, aldatılır, belli bir hedefe doğru yönlendirilir. Medyada maalesef sağlık ile ilişkili konularda doğru haberlere rastlamıyoruz. 

*Sağlıkta Dönüşüm sistemi, ABD’nin kurmak istediği yeni dünya düzeninin sağlık alanında uygulamasıdır. Atatürk’ün kurduğu sistemle bir ilgisi yoktur. Bu uygulama devletin sağlık alanından tasfiyesi, ABD emperyalizmi tarafından düzenlenen işletim sistemi ile tıp kartelinin çıkarlarına uygun bir sağlık piyasası oluşturulması, sağlık kuruluşlarının özelleştirilmesi ve bu iş tamamlanıncaya kadar mülkiyeti devlete ait olan sağlık tesislerinin işletmesinin SGK sistemi vasıtası ile oluşturulan sağlık piyasasına dâhil edilmesidir.

*Devletin elinde gibi görülen sağlık tesislerine de kartelin ürünlerinin daha fazla satılması ve pazarlanması görevi verilmiştir. Bu amaca ulaşmak için tıbbi hizmet, tedavi, girişim, ürün ve cihazların satılması ve pazarlanmasında diğer komisyonculuk işlerinde olduğu gibi kâr payı dağıtılmaktadır. 

  • Şu anda Türkiye’de uygulanan sağlık sistemi,
    Dünya Bankası tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan bir sistemdir.
  • Milli bir sistem değildir.
  • En son “Başakşehir Şehir Hastanesi”nin açılışı vesilesi ile “Sağlıkta Dönüşüm”ün
    bu son uygulaması da tüm halka kamucu bir uygulama olarak yedirilmiştir.
  • Başakşehir Şehir Hastanesi bir devlet hastanesi ve yatırımı değildir.

*Bu hastane Dünya Bankası ile ticari ortaklığı olan uluslararası Rönesans Holding‘in Japon ortağı ile yap-işlet-devret yöntemi ile yaptığı bir hastanedir. Bu gibi hastanelerin milletin sırtına bindirdiği yük sıradan bir özel hastaneninkinden çok fazladır. Çünkü şehir hastanelerine gelir ve kâr garantisi de verilmektedir. Hastane belirlenen geliri sağlayamazsa aradaki fark Orhangazi köprüsünde ve benzerlerinde olduğu gibi devlet tarafından ödenecektir.