Günümüzün Kapitülasyonları

Günümüzün Kapitülasyonları

Dr. Fikret ŞAHİN
CHP BALIKESİR MİLLETVEKİLİ
AB  UYUM KOMİSYONU ÜYESİ
BALIKESİR TABİP ODASI ESKİ BAŞKANI
Cumhuriyet, 03 Aralık 2020

Ülkemizde özellikle şehir hastaneleri üzerinden tartışılan sağlık alanındaki kamu özel işbirliği (KÖİ) modelini bizden önce deneyen birçok Avrupa Birliği (AB) ülkesi oldu. 1990’lı yılların ortalarından itibaren başta İngiltere olmak üzere İtalya, Portekiz, İspanya, İsveç, Almanya, Fransa, Polonya ve Finlandiya gibi AB ülkeleri, bu modelle sağlık hizmetlerine yatırım yaptı.

İngiltere her ne kadar Brexit süreciyle AB’den ayrılmak üzere olsa da, dokuz AB üyesi ülkede sağlık hizmetleri için yapılan 287 proje için yaklaşık 45 milyar USD harcandı. İngiltere, 287 KÖİ projesinin 146 adedini 25.8 milyar USD bedelle sadece kendi gerçekleştirdi. Diğer bir deyişle KÖİ modeliyle sağlık hizmeti sunumuna ait AB projelerinin yarısından fazlasını İngiltere tek başına yaptı ve bu alanda en fazla deneyime sahip oldu.

Yaklaşık 10 yıllık bir deneyim sonrasında KÖİ modelinin yüksek maliyetleri ve vatandaşların zamanla artan memnuniyetsizliği nedeniyle AB ülkeleri, 2007 yılından itibaren sağlık alanında yapılacak yatırımlarda KÖİ modelinden hızla vazgeçmeye başladı.

Avrupa Birliği’nde birçok sivil toplum örgütü, KÖİ modelinin olumsuzluklarını sıklıkla gündeme getirdi ve hükümetlerine bu modelden vazgeçmeleri çağrısında bulundu.

AVRUPA UYGUN BULMUYOR

Avrupa Sayıştayı’nın 2018 yılında yayımladığı “Kamu Özel İşbirliğinde Yaygın Eksiklikler ve Sınırlı Faydalar” isimli özel raporda, özellikle KÖİ modeliyle yapılan hastanelerin sözleşmelerinin karmaşıklığı nedeniyle sistemin kilitlenme ihtimalinin yüksek olduğunu ve sağlık gibi teknolojik gelişmelerin hızlı olduğu alanlara KÖİ modeliyle yatırım yapılmasının uygun olmadığı belirtilmiştir.

İngiltere’de Ulusal Sağlık Servisi’nin (National Health Service-NHS) en büyük dayanağını oluşturan ve sağlık sisteminin kamu özel işbirliği modeliyle hizmet sağlayıcısı konumundaki Carillion şirketi iflas etmiş ve sağlık sektöründe hayati önem taşıyan hizmetler verilemez hale gelmiştir. Hatta İngiltere halkı, sağlık alanındaki bu memnuniyetsizliklerini “Hastanelerimizi Koruyalım” temalı gösteriler yaparak hükümetlerine duyurmuştur.

DEVASA BİR SÖMÜRÜ SİSTEMİ

İngiliz hükümeti, olumsuz deneyimler ve halktan gelen yoğun tepkiler sonrasında hızla bu modelle sunulan sağlık sisteminden uzaklaşmış olmasına rağmen KÖİ modelini kaynakları sınırlı, gelişmekte olan veya azgelişmiş olarak tanımlanan ülkelere harika bir sistem gibi pazarlamaktan da geri kalmamıştır.

Bu sayede hem kendi zararlarını telafi etmiş hem de İngiliz şirketlerine ticari kâr alanları yaratmışlardır. Gelecek nesillerin sağlık bütçesini ipotek altına alan bu model gerçekte devasa bir sömürü sistemi ve günümüzün kapitülasyonlarıdır.

İngiltere’yle birlikte Almanya, Fransa gibi diğer büyük AB ülkeleri de sağlık alanında KÖİ modelinden hızla uzaklaşmış, maalesef Türkiye, AKP iktidarıyla birlikte “Sağlıkta Dönüşüm” programı adı altında bu terk edilmiş sistemin dünyadaki en büyük uygulama alanı haline getirilmiştir.

“Sağlıkta Dönüşüm” programı çerçevesinde kamu özel işbirliği modeliyle başta İngiltere Ulusal Sağlık Servisi olmak üzere İngiliz finans, hukuk, danışmanlık ve medikal şirketlerinin rehberliğinde şehir hastaneleri yapılmıştır. Şehir hastanelerinin yapımında çoğunlukla İngiliz şirketlerinden finansal destek alınmış, bunun karşılığında da şirketlere hastanelerin işletmeleri en az 25 yıllığına verilmiş, döviz bazında kira ödemeleri ve hizmet ödemeleri yapılması taahhüt edilmiştir.

Bir yılda ödenen kira ve hizmet bedeli ile aynı hastaneye sahip olmak mümkün iken, 25 yıl ödeme yapılmasının hiçbir mantığı yoktur, devasa kamu zararına neden olunmuş ve vatandaşın aldığı sağlık hizmeti üzerinden yabancı şirketlere döviz bazında para kazanma imkânı sağlayan bir soygun düzeni yaratılmıştır.

İSVEÇ’TE HÜKÜMET  KRİZİ YARATTI

İsveç, KÖİ modeliyle bu zamana kadar sadece bir hastane yaptı. Bu hastanenin maliyetinin ilk belirlenen rakamların çok üstüne çıkmasının ardından İsveç Maliye Bakanı, hastane hakkında soruşturma talebinde bulundu ve “İsveç’te dünyanın en gelişmiş hastanesini yapacağız derken dünyanın en pahalı hastanesini yaptık” yorumunda bulundu.

Yeni Karolinska Hastanesi olarak bilinen bu hastanenin ilk maliyeti 2.1 milyar dolar olarak belirlenmişken gelinen son noktada bu hastane 7.5 milyar dolara mal olmuştu.

İsveç dışında yine Portekiz de KÖİ modeliyle yaptığı tesislerin maliyetinin ilk belirlenenden çok yüksek olması sonrası bu modelden kademeli olarak uzaklaşmaya başlamıştır. Daha birçok örneği olduğu gibi,

  • artık Avrupa Birliği ülkeleri KÖİ modeliyle hastane yapımından vazgeçmiştir.

Hastane ekipmanlarının da hastaneyi işleten şirketler tarafından sağlandığı göz önünde bulundurulduğunda, 25 yıl süresince aynı cihaz ve teknolojiyle sağlık hizmeti vermenin imkânsız olduğu ortadadır. Sistemin teknolojik olarak da sürdürülebilirliği yoktur.

ÜST DÜZEY İTİRAF

Türkiye’de kamu özel işbirliği modeliyle başlangıçta toplam 41 bin 615 yataklı 30 şehir hastanesi yapılması planlanmışken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 14.11.2019 tarihinde bütçe görüşmesi sonrası yaptığı basın açıklamasında, “KÖİ ile tecrübeye de sahip olduk, bu dönemde de şehir hastanelerini artık bu tecrübeyle birlikte kendi imkânlarımızla yapmayı planladık, sizin bütçenizde bunu yapabilirliğiniz mümkünse niye bir finans modelini devreye sokmak isteyesiniz, finans modelinin sonuçta bir yükü yok mu?” diyerek KÖİ modelinin maliyetinin çok yüksek olduğunu itiraf etmiş ve 10 şehir hastanesi projesini KÖİ modeli dışına çıkararak genel bütçeden kendi imkânlarımızla yapacağımızı belirtmiştir.

Yine bu yıl yapılan Sağlık Bakanlığı bütçe görüşmelerinde bir hastanenin daha (Şanlıurfa Şehir Hastanesi) KÖİ modeli dışına çıkarılarak genel bütçeden yapılacağını ifade etmiştir.

Şehir hastanelerinin genel bütçeden yapılması mantıklıdır, çünkü KÖİ modeliyle yapılan şehir hastanelerindeki yatak başı maliyet, genel bütçeden yapılan şehir hastanelerine göre 25 kat daha fazladır.

Türkiye’de şu anda 13’ü hizmette, 5’i inşaat halinde olan toplam 18 KÖİ modeliyle işletilen şehir hastanesi bulunmaktadır. Bu şirket hastanelerine 25 yıl boyunca yüklü miktarda döviz üzerinden kira ve hizmet bedeli için ödeme yapacağız.

AB deneyimlerinden ders alarak gelecek kuşakların sağlık hakları üzerine ipotek koyan ve yıllar geçtikçe sağlık hizmetlerine ayrılacak bütçeyi azaltan bu işletme modelinden derhal vazgeçmek ve bu sağlık tesislerini zaman kaybetmeden kamulaştırmak zorundayız.

Şehir hastanelerinin kamulaştırılması ve devlet hastaneleri statüsüne getirilmesi bir ekonomik tercih değil, “gelecek nesillerin sağlık hakkının savunulmasıdır.”

Salgın döneminde hastanemizi yıkıyorlar

Salgın döneminde hastanemizi yıkıyorlar

Dr. BAYAZIT İLHAN

Eskişehir Devlet Hastanesi’ni yıkıyorlar. Bu hastanemiz 2 yıl önce Eskişehir Şehir Hastanesi’nin açılması gerekçesi ile boşaltılmış, sağlık hizmetlerinden koparılmıştı. Merkezde kolay ulaşılabilir yerdeki bu yarım asırlık hastane kapatılıp hastalar ulaşımı daha zor olan Şehir Hastanesi’ne gitmek zorunda bırakılmıştı. Bu hastanemizin Eskişehir sağlık hizmetlerindeki yerini anlayabilmek için resmi rakamlara bakalım. Kapatılmadan önceki bir yılda (2017) bu hastanemizin 995 yatak kapasitesi ile hizmet verdiğini, 537 bini acil olmak üzere 2,1 milyon  muayene yapıldığını, toplam 20.522 ameliyat ve 6.125 doğum gerçekleştirildiğini, 56 erişkin, 10 çocuk ve 46 yenidoğan yoğun bakım yatağı bulunduğunu görüyoruz.

Bu kadar hizmetin verilebildiği donanımlı bir hastane 2 yıl boş yattıktan sonra şimdi yıkılıyor. Üstelik salgın tırmanıştayken, sağlık hizmetlerinin yeniden planlanmasına, değişik birimlere paylaştırılmasına çok ihtiyacımız varken… Yerine ne yapılacak? Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü “sağlık arazisi” olarak kullanılacağını söylüyor. Bunun anlamı nedir? Hangisine üzülelim? Bu hastanelerimizi en ihtiyaç duyduğumuz dönemde kaybetmemize mi? Buraların rant alanına dönüşme tehlikesine mi?

Hastanelerimizi yıkmayın, yeniden açın

Şehir hastaneleri gerekçe gösterilerek kapatılan hastanelerin tekrar açılması gerektiğini uzun zamandır anlatmaya çalışıyoruz. Türkiye’de ilk açılan 11 şehir hastanesi için 30’a yakın hastane kapatıldı, yer değiştirdi ya da küçültüldü. Özellikle salgın döneminde bu hastanelere olan ihtiyacımız büsbütün ortaya çıktı. Ankara’da kurulan Hastanemi Açın Platformu (HAP) bu konuda yıllardır önemli bir çalışma yürütüyor, bu hastanelerimizin yeniden sağlık hizmetlerine kazandırılması için çabalıyor. Oysa Eskişehir’deki hastane yıkımı diğerlerinin akıbetinin de iyi olmadığını düşündürüyor.

Salgın artarak devam ediyor. Hem Covid hastaları hem de Covid dışı hastalar çok zor durumda. Devlet hastanelerinde acil olanlar dışındaki ameliyatlar yapılamıyor, kronik hastalar korkudan hastanelere gidemiyor, ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerini erteliyor. Pek çok kişi zamanında sağlık hizmeti alamadığı için hastalığı ilerlemiş olarak, kötü durumda karşımıza çıkıyor.

  • Kapatılan hastanelerimizin gecikmeden tekrar açılması ve doğru planlamayla sağlık hizmetlerine kazandırılması gerekiyor.

Hastaneler apar topar taşındı, başka kamu zararları da ortaya çıktı

2019 Sağlık Bakanlığı Sayıştay Denetim Raporu’nda kapatılan hastanelerle ilgili pek çok soruna işaret ediliyor. Teknik olacak ama bazı tespitleri yazmam gerekiyor. Ankara Şehir Hastanesi’ne taşınan hastanelerin nasıl kullanılacağına dair yeterli ön hazırlığın yapılmadığı belirtiliyor. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin (EAH) taşınması için 1 gün önce yazı yazıldığı ve taşınma sürecinin 5 gün içinde bitirilmesi, Yüksek İhtisas EAH’nin taşınması için 4 gün önce yazı yazıldığı ve taşınmanın 2 gün içinde bitirilmesi talimatı verildiği anlaşılıyor. “Bu kadar kısa sürede, sağlık hizmeti devam eden hastanelerin, yatan hastaların ve hastane malzemesinin taşınması hem hastalar hem de hastane çalışanları açısından oldukça zorlayıcı bir süreç olmuştur” deniyor. Taşınmadaki bu aceleye rağmen söz konusu hastane binalarının nasıl değerlendirileceği ile ilgili komisyonun 5 ay sonra kurulduğu, aldığı kararların sürekli değiştirildiği, telaşla boşaltılan Atatürk EAH binasının ne olacağının 10 ay sonra, 31Aralık 2019 tarihi itibarı ile netleşmediği anlatılıyor. Bu kadarı olmaz diyeceksiniz, hastaneler boş yatarken kiralık tesislere kiralar ödendiği, sağlık hizmetlerinden koparılan hastaneler için 2019 yılında 1 milyon 613 bin 186 TL tutarında elektrik faturası ödendiği belirtiliyor.

Sözleşmeye aykırı biçimde, kapatılan hastanelerden şehir hastanelerine tıbbi ekipman (AS: donanım) götürüldüğü, bundan ötürü sabit yatırım tutarı ve dolayısıyla kullanım bedeli revizyonunun yapılıp yapılmadığının bilinmediği, kapanan devlet hastanelerinden getirilen tıbbi ekipmanların bakım ve onarımlarının kim tarafından yapılacağı sorunu ortaya çıktığı kaydediliyor. Ankara Şehir Hastanesi’ne taşınacak hastanelerin, şirketin değişik aşamaları geç tesliminden dolayı öngörülen tarihlerde taşınamadığı, bu sürede görüntüleme ve laboratuvar hizmetleri için 2 kata varan bedeller ödendiği, kamunun zarara uğradığı kaydediliyor.

Neresinden baksak akla ziyan bir durumla karşı karşıyayız. Son olarak İstanbul ve Konya’da açılan şehir hastaneleri nedeniyle hastane kapatılmadı, demek ki olabiliyor.

  • Artık hastane kapatmayalım, kapananları çabucak açalım.

Hele Eskişehir’de yapılanı, hastane yıkma işini hemen durduralım.

Şehir hastanelerinde akıl almaz hesap

Yatak başı maliyet…

CHP Balıkesir Milletvekili Dr. Fikret Şahin‘in yaptığı hesaba göre, biri kamu özel işbirliği (KÖİ) yöntemiyle özel sektör tarafından yapılıp işletilen diğeri doğrudan devletin kendi yapıp işleteceği iki ‘şehir hastanesi’ arasında 25 kata varan yatak başı maliyet farkı oluştu.

Dr. Şahin’in yaptığı hesaba göre, KÖİ modeliyle inşa edilip müteahhit firmalar tarafından işletilen 20 şehir hastanesi için 25 yıl boyunca kira ve hizmet bedeli adı altında yapılacak ödemenin tutarı 752 milyar 794 milyon lirayı bulacak.

Tamamı hizmete girdiğinde toplam 31,315 yatak kapasitesine ulaşacak olan KÖİ modelli şehir hastanelerinde ‘yatak başı maliyet’ 24 milyon 39 bin lira gibi bir seviyeye çıkacak.

DEVLET ELİYLE 980 BİN LİRA

Sözcü‘den Erdoğan Süzer’in haberine göre, devlet modelli bu hastaneler için de bir hesap yapan Dr. Fikret Şahin, 10 şehir hastanesinin toplamda 10 milyar 95 milyon lira harcanarak hizmete açılacağını belirledi. Şahin’in hesabına göre, toplam 10 bin 300 yatak kapasiteli bu hastanelerde “yatak başı maliyet” ise sadece 980 bin lira olacak. Dr. Şahin, bu hesapla KÖİ modelli şehir hastanelerinin devletin kendi yapacağı şehir hastanelerine göre 25 kata yakın yatak başı maliyet oluşturduğunu söyledi.

Dr. Fikret Şahin, yaptığı “yatak başı maliyet” hesabını şu şekilde açıkladı:

“Sağlık Bakanlığı 2020 yılı bütçesinde, KÖİ modeliyle yapılan 20 şehir hastanesinin tümüyle hizmete gireceği 2022 yılı için ayrılan kira ve hizmet bedeli 21 milyar 910 milyon TL’ydi. 2020 yılı Sağlık Bakanlığı bütçe görüşmeleri döneminde Dolar kuru 5,77 TL olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu miktar 3 milyar 797 milyon 237 bin dolara karşılık geliyor.

  • Şehir hastaneleri sözleşmelerine göre kira ödemeleri döviz üzerinden yapılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı, 2022 yılı tahmini (AS: kestirilen) bütçesine göre KÖİ modeliyle yapılan 20 şehir hastanesinin kira ve hizmet bedeli için 25 yıl boyunca en az 94 milyar 930 milyon dolar ödeyecektir. Bu da bugünlerdeki yaklaşık kurla 752 milyar 794 milyon TL oluyor. 31,315 yatak kapasitesi dikkate alındığında yatak başı maliyet 24 milyon 39 bin lirayı buluyor.

Oysa 2020 yılı Cumhurbaşkanlığı yatırım programındaki resmi veriler 10 bin 300 yataklı 10 şehir hastanesinin 10 milyar 95 milyon TL’ye yapılacağını, yatak başı maliyetin 980 bin lirada kalacağını gösteriyor.”

“BUGÜNE KADAR YAPILANLAR ACİLEN KAMULAŞTIRILMALI”

Dr. Fikret Şahin, en az 25 kat daha maliyetli olan KÖİ modelinden vazgeçilmesi gerektiğini belirtirken,

  • “KÖİ modeliyle yapımı devam eden şehir hastaneleri de genel bütçeye aktarılmalı.
  • Bugüne kadar yapılan şehir hastanelerinde gerçekleştirilen tüm kamu zararları şirketlerden
    talep edilmeli ve
  • Bu hastaneler mali yıkıma dönüşmeden acilen kamulaştırılmalıdır” dedi.

Asıl tehdit virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir!

Asıl tehdit virüs değil,
uygulanan “sağlık” sistemidir!

Yeniçağ: Asıl tehdit, virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir! – 

Küresel salgın, nasıl oluşur hiç düşündünüz mü? Küresel bir salgının, bütün ülkelerde neredeyse eş zamanlı olarak başlaması mümkün müdür? “Çin’de başladı İran’a geçti” deniyor ama bu doğru değil. ABD, İtalya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Türkiye dahil bütün dünyada 2019’un Eylül, Kasım, Aralık aylarında, boğazda tahriş ve hırıltı ile başlayan bir hastalık var! Peki bu hastalığa sebep olan virüs, Güney Amerika’da, Amazon ormanlarında yaşayan ve şehirlerle teması olmayan yerli kabilelere rüzgârlarla mı ulaştı?

“Virüsün DNA şeması çıkarıldı” (AS: bu virüs için RNA olacak) deniyor ama ortaya çıkarılan virüs resmi bilgisayarda çizilmiş bir figürden ibaret! Üstelik virüs resmi diye çizilen bu figür, insan ve hayvan hücresinde bulunan eksozomlar ile aynı! En azından böyle bir iddia var! Yani bize virüs diye gösterilen resim, insan vücudunda doğal olarak bulunan, hücre içindeki bir maddenin resmi olabilir! (AS: Virüs RNA’ları kesin olarak elde edildi) Bu maddenin elektromanyetik dalga etkisiyle dış etkiyle, hücreyi patlatarak (hücre içinde çoğalıp mekanik olarak hücreyi patlatıyor) dışarı çıktığı ve kanı zehirlediği (kanda çok az bulunuyor), önce akciğerleri etkilediği için solunum yoluyla temasta bulunulan diğer insanlara da bulaştığı belirtiliyor.

İnsan metabolizmasını değiştiren ve doğal hücre ölümlerinin dışında “programlanmış hücre ölümü”ne yol açan bir dış etken var ama Türkiye’de şu günlerde bu konuları tartışan ve halkı bilgilendiren bir bilim adamı yok! Daha önceleri, bu konularda bilimsel çalışma yapan, bilimsel makale ve kitap sahibi olanlar ise hiçbir TV kanalında konuşturulmuyor.

Neden? Çünkü Türkiye’de sağlıkla ilgili bilimlerde araştırma yapmak bile artık Bakanlık iznine bağlanmıştır. Sağlık Bakanlığı ise Dünya Sağlık Örgütü’nün kurallarına göre çalışıyor. (COVID-19 kodlamasında tersine!) Peki Dünya Sağlık Örgütü kimin kurallarına bağlı? Bir defa DSÖ’nün kuruluş sermayesini veren Rockefeller Vakfı’dır. Dolayısıyla DSÖ, ilaç kartellerinin örgütüdür. Türkiye’deki sağlık sistemi de bu kartellerin istediği şekilde düzenlenmiştir. İtiraz eden sistemin dışında kalır, doktorsa ruhsatı bile elinden alınır!
***
Gazeteler sokağa çıkma yasağı günlerinde çıkmıyor. Dolayısıyla bu yazı kâğıda basılı gazetede yayınlanmayacak. Yazı biraz uzun olacak ama İnternet’te yer sıkıntısı yok. Bu itibarla, sağlık sisteminin ne halde olduğunu, uzman tespitiyle bilginize sunmak istiyorum.

Emekli genel cerrah Uğur Yılmaz’ın “Sağlığın Karanlık Yüzü” diye 700 sayfalık bir kitabı var. Yılmaz daha kitabın girişinde Ivan Illich imzalı bir söze yer veriyor:

  • Sağlık kuruluşları insan sağlığı için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Tıbbi uygulamalar üzerinde mesleki denetimin sakatlayıcı etkisi, bir salgın hastalık boyutlarına ulaşmıştır.”

Mesele bu kadar vahim aslında… Uğur Yılmaz devam ediyor:

*Sağlık sistemi deyince toplum hekim ve hasta arasında olan ve hastanelerde verilen bir hizmeti anlamaktadır. Soruna böyle yaklaşıldığı zaman ‘sistem’ anlaşılamaz. Sistemin ön planında ABD’nin emperyalist küreselleşme stratejilerine uygun olarak ülkelerde uygulanacak sağlık sistemlerini belirleyen DTÖ, Dünya Bankası, OECD, IMF gibi küresel örgütler vardır.

*Türkiye cephesine baktığımız zaman sağlık politikaları ile ilgili bütün kurum ve kuruluşların yöneticileri sistemin içindedir. Sağlık sistemi, hiç de bilimsel ilkelere göre, hasta veya insan yararına, kusursuz ve düzgün işleyen bir sistem değildir.

*Aksine sistem, arkasında Dünya Bankası gibi ABD’nin küresel egemenlik örgütlerinin olduğu, her düzeyde ilgili kişilerin ve çalışanların bu kirli ilişkilerde kendilerine verilen rolleri oynadıkları, kirli, mafyatik, nitelikli dolandırıcılık ve soygun sistemidir.

*Bu kişiler toplum karşısında, TV ve basında yüzlerine masum-temiz bir maske geçirmektedir. Sağlık sisteminin bir de bilinmeyen, bilinmek ve görülmek istenmeyen, değiştirilmek istenmeyen karanlık bir yüzü vardır.

*Kovid-19 salgını münasebeti ile Türkiye’nin sağlık sistemi bütün toplumu aldatacak bir şekilde övülmektedir. Bu sistemin Atatürk‘ün kurduğu sistemin devamı olan kamucu bir sistem olduğu propagandası yapılmaktadır.

*Sağlık haberciliği yalan haberciliğin en fazla uygulandığı bir habercilik şeklidir. Bu şekilde kitleler yönlendirilir, aldatılır, belli bir hedefe doğru yönlendirilir. Medyada maalesef sağlık ile ilişkili konularda doğru haberlere rastlamıyoruz. 

*Sağlıkta Dönüşüm sistemi, ABD’nin kurmak istediği yeni dünya düzeninin sağlık alanında uygulamasıdır. Atatürk’ün kurduğu sistemle bir ilgisi yoktur. Bu uygulama devletin sağlık alanından tasfiyesi, ABD emperyalizmi tarafından düzenlenen işletim sistemi ile tıp kartelinin çıkarlarına uygun bir sağlık piyasası oluşturulması, sağlık kuruluşlarının özelleştirilmesi ve bu iş tamamlanıncaya kadar mülkiyeti devlete ait olan sağlık tesislerinin işletmesinin SGK sistemi vasıtası ile oluşturulan sağlık piyasasına dâhil edilmesidir.

*Devletin elinde gibi görülen sağlık tesislerine de kartelin ürünlerinin daha fazla satılması ve pazarlanması görevi verilmiştir. Bu amaca ulaşmak için tıbbi hizmet, tedavi, girişim, ürün ve cihazların satılması ve pazarlanmasında diğer komisyonculuk işlerinde olduğu gibi kâr payı dağıtılmaktadır. 

  • Şu anda Türkiye’de uygulanan sağlık sistemi,
    Dünya Bankası tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan bir sistemdir.
  • Milli bir sistem değildir.
  • En son “Başakşehir Şehir Hastanesi”nin açılışı vesilesi ile “Sağlıkta Dönüşüm”ün
    bu son uygulaması da tüm halka kamucu bir uygulama olarak yedirilmiştir.
  • Başakşehir Şehir Hastanesi bir devlet hastanesi ve yatırımı değildir.

*Bu hastane Dünya Bankası ile ticari ortaklığı olan uluslararası Rönesans Holding‘in Japon ortağı ile yap-işlet-devret yöntemi ile yaptığı bir hastanedir. Bu gibi hastanelerin milletin sırtına bindirdiği yük sıradan bir özel hastaneninkinden çok fazladır. Çünkü şehir hastanelerine gelir ve kâr garantisi de verilmektedir. Hastane belirlenen geliri sağlayamazsa aradaki fark Orhangazi köprüsünde ve benzerlerinde olduğu gibi devlet tarafından ödenecektir.  

Şehir hastaneleri hakkında sorular

Şehir hastaneleri hakkında sorular

Emre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet, 07 Mayıs 2020

Cumhuriyet’te Tuncay Mollaveisoğlu’nun başlattığı, TELE 1’de İsmail Dükel’in sürdürdüğü “Şehir Hastanelerini sorgulama” sürecine bugün Balıkesir Milletvekili Op.Dr. Fikret Şahin’in Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın cevaplaması için TBMM’ye vermiş olduğu soru önergesi ile devam ediyorum:

(Aslında bu konu, medya tarafından değil, COVID-19 sürecinde, doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirildi; medya da bunun üzerine olaya yeniden ayrıntılı olarak eğildi.)
***
Sağlıkta Dönüşüm programının bir parçası olarak yapılan Şehir Hastanelerinin yatırım maliyetlerinin gerçek değerinin çok üzerinde olduğuna ve Devlet Bütçemize büyük oranda yük getirdiğine dair değerlendirmeler ve raporlar bulunmaktadır.

Ayrıca Şehir Hastanelerine ait sözleşmelerin Bakanlığınız tarafından “ticari sır” gerekçesiyle kamuoyu hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle paylaşılmaması bu kaygıları daha da artırmaktadır.

Kamu harcamaları şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleriyle yapılması gerekirken, Bakanlığınız tarafından Şehir Hastanelerine ait sözleşmelerin gizlenmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin denetim yetkisini de engellemektedir.

Bu bilgilere istinaden;

1- Yabancı menşeli (ABD) yönetim danışmanlık şirketi Frost & Sullivan tarafından hazırlanan ve

https:// ww2.frost.com/frostperspectives/analysis-public-private-partnershipppp-hospital-campusesconstruction-programme turkey/

internet adresinde, Haziran 2015 tarihinde yayımlanan “An Analysis of Public-Private-Partnership (PPP) Hospital Campuses Construction Programme of Turkey” isimli raporda yer alan tabloda; ülkemizde yapılmış veya yapılması planlanan 15 Şehir Hastanesine ait yatırım maliyetlerinin miktarları belirtilmektedir.

Maliyet miktarları 255.000.000 – 1.232.000.000 USD arasında değişen bu 15 Şehir Hastanesinin tabloda yer alan yatırım miktarları doğru mudur?

2- Hastanelerin yatırım maliyetleri, yatak sayısına bölündüğünde her hastane için yatak başına düşen maliyet miktarının 255.148 USD (Kayseri Şehir Hastanesi) ile 459.358 USD (İstanbul İkitelli Şehir Hastanesi) arasında değişmekte olduğu görülmektedir.

Yatak başına düşen yatırım miktarında bu derece büyük oranda farklılıklar olmasının sebebi nedir?

3- Şehir Hastaneleri için yapılan yatırımlar; Kamu Özel İş Birliği modeli benimsenmeden doğrudan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmış olsaydı maliyetleri ne olacaktı? Bu konuda bir çalışmanız oldu mu?

4- Şu ana kadar sözleşmeleri yapılan ve işletilmekte olan Şehir Hastanelerine ödenen kira bedelleri nedir?

Hastanelerin gelirleri kira bedellerini karşılayabilmekte midir?

5- Şehir Hastanelerini işleten şirketlerle yapılan sözleşmelerde hasta sayısı garantisi ve tıbbi hizmet garantileri verildiği doğru mudur?

Verilen garantiler doğru ise hangi oranda garantiler verilmiştir?

6- Yabancı menşeli danışmanlık ve yatırım şirketlerinin bilgisi dahilinde olan şehir hastanelerine ait sözleşmelerin örnekleri daha önce istenmiş olmasına rağmen neden Milletin Temsilcileri olan Milletvekilleri ile paylaşılmamaktadır.

Bu sözleşmelerin açıklanmasının mahsuru nedir?

Sözleşmelerin açıklanmamasının nedeni aşırı kamu zararı barındırıyor olması mıdır?

7- Şehir Hastanelerine ait sözleşmelerin birer örneğini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde paylaşılmak üzere tarafımıza göndermeyi düşünüyor musunuz?

***

Bu yazıyı yazmadan önce, Fikret Şahin’e yeniden, “Bir yanıt geldi mi” diye sordum ve hiçbir açıklama yapılmadığını öğrendim.

Gelirse açıklama metni ve kısa yorumlar yarınki yazıya!