Sağlığımızın başına gelenler

Reis geçenlerde konuştu: “Sağlık alanında dünyanın en ileri ülkelerinden biriyiz” dedi. Her zamanki gibi abartmıştı ama ben bir Halk Sağlığı Uzmanı hekim ve kıdemli bir sağlık yöneticisi olarak “Bu lafta hiç mi gerçek payı yok?” diye düşündüm. El hâk, saptamanın doğru yanı çoktu. Türkiye sağlık alanında, öbür gelişmişlik ölçütlerine göre daha iyi bir durumdadır. Sağlıkla ilgili istatistik veriler, demografik değerler bunu göstermektedir.

Türkiye sağlık alanındaki bu oldukça ileri konuma üç büyük sıçrayışla gelmiştir.

Bunlardan birincisi, Cumhuriyetimizin kuruluş döneminde ülkeyi kasıp kavuran, sıtma, verem, lepra (cüzzam), trahom gibi salgın hastalıklarla savaş için yaratılan dâhiyane sağlık örgütlenmesi biçimidir.

İkincisi, 60lı yıllarda, ülkenin en geri kalmış bölgelerinden başlatılarak kurulan, gene dâhiyane, “sosyalleştirilmiş sağlık hizmetleri” örgütlenmesidir. O dönem sağlık yöneticilerinin, hekimlerin ve özverili sağlık görevlilerinin unutulmaz hizmetleri halkımızın bilincine kazınmıştır. Öyle ki şimdi bile insanlarımız, kurulan Aile hekimliği Merkezlerine, “Sağlık Ocağı” demeyi sürdürmektedir.

Sağlık alanındaki en önemli gelişmelerden üçüncüsü, gene 60’lı yıllarda, “Hacettepe Tıp Fakültesi” öncülüğünde başlatılan “Tıp Eğitiminde Devrim” hareketidir. Bu örnekle özdeşleşen öbür Tıp Fakülteleri de bugün hepsi ile övündüğümüz çok değerli hekimler ve bilim insanları yetiştirmişlerdir.

Böyle üstün bir mirasın üzerine oturan AKP iktidarı, kısa bir süre sonra, ideolojisinin kaçınılmaz sonucu olarak, kapitalizmin o şeytani bakış açısına yakalanmış ve

  • sağlık kuruluşlarını “ticarethane” hastaları da “müşteri” olarak görmeye başlamışlardır.

İktidarlarının ilk yıllarında, bu bakış açısının gereği olarak yaptıkları düzenlemelerle, vatandaşların özel sağlık kuruluşlarından alacakları hizmetleri de, bir bölümü ile ulusal sağlık sigortası sistemlerinden (Emekli Sandığı, SSK, BAĞ-KUR) finanse etmeyi sağlamışlar ve bu popülist düzenleme ile vatandaşın beğenisini kazanmışlardır.

Zihniyet “satıcı-müşteri” kıskacı olunca, artık durmak olanaklı değildir. 16 yılın sonunda sağlık hizmetlerinin verilmesi, sağlık organizasyonu açısından bir “felaket” olan, 2000-3000 yataklı, devasa büyüklükte “müşteri(!) garantili” ulaşılması çok güç yerlerde konuşlanmış “devlet destekli özel şehir hastaneleri ne devredilme aşamasına gelmiştir.

  • Toplum sağlığının temelini oluşturan “koruyucu sağlık hizmetleri”nin adı bile unutulmuştur.

Böylece iktidar, ülkemizi, 100 yıllık cumhuriyetimizde, büyük özverilerle ulaştığımız üstün sağlık hizmetleri düzeyimize “elveda” deme noktasına getirmiştir.

Kısacası dostlar, bu günkü iktidarın üstün(!) çabaları ile sağlığımızın başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelenlerden daha fena olmaya başlamıştır.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ…

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ…

  • İKTİDARA GELDİĞİNDEN BERİ AKP’NİN AMACI ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİ BATIRARAK HASTALARI ÖZEL YA DA ŞEHİR HASTANELERİNE YÖNLENDİRMEKTİ. BUNU BAŞARDILAR.  OLAYIN ASLI BUDUR…

Konuk yazar :
Prof. Dr. Süleyman Çelik
scelik44@gmail.com

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bir üniversite hastanesi başhekiminin “çok acil olgular dışında ameliyatların yapılmamasını isteyen” genelgesi, muhalefet tarafından ekonomik krize ya da doların yükselişine bağlandı.

Oysa işin aslı üniversite hastanelerinin batma noktasına gelmiş olmasıdır. Geçenlerde açıklanan Sayıştay raporunda da belirtildiği gibi üniversite hastaneleri borca batmış ve iflas noktasına gelmiş durumda

Tayyip Erdoğan, dün İsparta’da yaptığı konuşmada bunu doğruladı. Aşağıdaki genelgeyi göstererek hükümeti eleştiren Kılıçdaroğlu’na yanıt verirken, “Ey Kılıçdaroğlu, gel de İsparta Şehir Hastanesi’nde ameliyatların nasıl yapıldığını gör.” dedi…

Buna karşılık Sayıştay, İsparta Süleyman Demirel Üniversitesi Hastanesi’nin 13.5 milyon borcunu ödeyemediği için çalışamaz duruma geldiğini” bildirdi; yani İsparta’nın şehir hastanesi çalışıyor ama üniversite hastanesi batıyor…

Ne yazık ki bilgisiz, bilinçsiz ve yeteneksiz muhalefet işin aslını bilmeden konuşarak iktidarın ekmeğine yağ sürüyor. Ancak olayın asıl suçluları üniversiteler. Rektörler ve dekanların, yandaş oldukları için AKP’yi eleştirmeleri olası değil. Öğretim üyeleri ise örgütlü mücadeleden korkuyor, öğretim üyesi derneklerine üye olmuyorlar, bazıları da bu düzenden çıkar sağlama peşindeler.

  • Sonuçta akademi suskunları oynuyor!..
  • Ülkede hukuk ayaklar altına alınıyor, hukukçu profesörlerden ses çıkmıyor.
  • Ülke ekonomisi, Osmanlı’nın batış sürecindeki duruma gelmiş, iktisat profesörlerinden ses çıkmıyor.
  • Üniversite hastaneleri batıyor, hastaların ameliyat edilmemesinin ötesinde -hastalar özelde de ameliyat olabiliir- asistan ve öğrenci eğitimi yapılamaz duruma gelmiş, tıp profesörlerinden ses yok…

Oysa bilim, “doğru bildiklerini, ölümü göze alarak da olsa söylemeyi gerektirir.”

Giordano Bruno ve Jun Hus gibi bilim insanları, Engizisyon mahkemelerinin acımasızlığına karşın, diri diri yakılmayı göze alarak, doğru bildiklerini açıklamaktan korkmadılar.

Onları yakan ateş Avrupa’yı aydınlattı ve insanlar özgürlüklerine kavuştular…
=================================
Dostlar,

Çook teşekkürler değerli akademisyen melektaşımız ve ADD’den dava yoldaşımız
Sayın Prof. Dr. Süleyman Çelik..

Yazdıklarınıza bütünüyle katılıyorum.. Biliyorsunuz ben “susanlardan” değilim, hiç olmadım..
Anımsayacaksınız, Samsun’da sizin Tıp Fak. ADT danışmanı / Şube Başkanı olduğunuz dönemde 2 konferansımız olmuştu desteğinizle..

1. Sorunlar Sarmalında Türkiye ve Ulusal Çıkışlar Samsun ADD ve 19 Mayıs Üniv. ADT      31.03.2003
2. Türkiye’nin Güncel Sorunları ve Atatürkçü Düşünce Samsun Anadolu Lisesi, 31.03.2003

Bir de TV konuşmamız : Türkiye’yi Kuşatan Ahtapot Kolları ve Kemalist Çıkışlar Samsun Güneş TV, 31.03.2003

7/24 görevdeyiz ve bu mekândan / sitemizden AYDINLANMA savaşımımızı var gücümüzle sürdürmekteyiz..

Hiç ama hiiiç kuşku yok ki, zerrece çekinceye yer yok ki; insanlık aklı ve onuru daima son sözü söyleyecektir.

Türkiyemiz bu kara bulutları da defetmesini bilecektir..

Hancılar ve yolcular hak ettikleri yerlerini bulacaktır..

Sevgi ve saygı ile. 22 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Bunları siz yapmadınız mı?

Bunları siz yapmadınız mı?

Sabahattin Önkibar

Sabahattin Önkibar
Aydınlık Gazetesi, 23.6.2018

 

2002’de 129 milyar $ olan Türkiye’nin dış borcunu, 454 milyar dolara siz çıkarmadınız mı?

2002’de 76 milyar TL olan iç borcu 550 milyara siz taşımadınız mı?
2002’de 5 milyar TL olan hane halkı borcunu, 575 milyara siz yükseltmediniz mi ?
2002’de 41 milyar lira reel sektörün borcu bugün 1 trilyon 601 milyar lira değil mi?
2002’de bankaların 21 milyar $ dış borcu varken bugün bu rakam 196 milyar $ değil mi?
2002’de 1.4 TL olan Doları, 4.7’ye siz çıkarmadınız mı?
Türkiye’nin bütün birikimlerini özelleştirme adıyla peş keş çekip elde edilen 68 milyar doları çarçur etmediniz mi?
YAŞ kararlarına şerhler koyup FETÖ’yü TSK’da siz kadrolaştırmadınız mı?
197 FETÖ’cü generalı siz terfi ettirmediniz mi?
Emniyet Teşkilatını Fetullah’a siz teslim etmediniz mi?
Yargı ve bakanlıklara on binlerce FETÖ’cü terörist sizin döneminizde yerleşmedi mi?
PKK ile Oslo ve Dolmabahçe’de masaya oturup protokoller imzalamadınız mı?
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u terörist diye cezazevine siz atmadınız mı?
Başbuğ’un ısrarına rağmen FETÖ’cü casusları Kozmik Odaya siz sokmadınız mı?
APO’nun mesajını Diyarbakır’da siz okutmadınız mı?
Valilere, PKK’ya operasyon yapmayın emrini siz vermediniz mi?
İhvancılık adına izlediğiniz Suriye politikası ile PYD ile IŞİD’in ortaya çıkışına katkı sunmadınız mı?
Yanlış politikanızla İslam beldesi Suriye’nin yıkılmasında ve yüzbinlerce Müslümanın ölmesinde sorumluluğunuz yok mu?
4 milyon Suriyeli mülteciyi Türkiye’nin başına siz bela etmediniz mi?
Suriyeli sığınmacılara, bu fakir milletin 40 milyar dolarını harcamadınız mı?
Barzani ile megri megri diye halay çeken siz değil misiniz?
Bir tarafta Ey Amerika deyip güya posta koyarken, öbür yanda mübarek kandil gecesi Suriye’de müminlerin üstüne yağdırılan ABD füzelerine siz alkış tutmadınız mı?
Bir tarafta üst-akıl istismarları yaparken, öbür yanda Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ABD’li meslekdaşı Pompeo ile masaya oturmadı mı?
Dolar lobisi diye istismarlar yaparken, Londra’daki Siyonist para baronlarına Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanını göndermediniz mi? (AS: Önce kendiniz gidip 3 gün ne yaptınız?)

Her gün güya faize sövüp, faizi 500 baz puan artırmadınız mı? (AS: %20’ye dayandı!)
Bir yanda İsrail’e sözde uzaktan laf atarken, onun İran’dan korunması için Kürecik Üssüne olur verip, ticaret yapmaya devam etmediniz mi?

Ege’de 18 Türk Adasını Yunan’a peş keş çeken siz değil misiniz?

İmam hatipleştirme adına Milli Eğitim sistemini yere seren ve Türkiye’yi dünya eğitim sıralamasında küme düşüren siz değil misiniz?

Kamu bankalarının parası ve hazine garantileri ile bilinen müteahhitleri köprü ve havalimanı sahibi yapan ve zengin eden siz değil misiniz?

Şehir hastaneleri, önümüzdeki 25 yılın hastalarını uluslararası tefecilere peş keş demek değil mi?

İslamcı zengin yaratma adına alınan dış borcu betona gömüp, 2,2 milyon dairenin elde kalmasına neden olmadınız mı?

Sürekli Milli irade istismarı yapıp, milletin seçtiği Başbakan ile Belediye Başkanlarını, gerekçe göstermeksizin emirle alaşağı eden siz değil misiniz?

Türklüğü bölücülük görüp, milliyetçiliği ayaklar altına kim aldı?

Rusya’nın uçağını düşürüp önce meydan okuyan ve turizm ile tarımda 30 milyar $ kayba neden olup sonra özür dileyen siz değil misiniz?

Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol yataklarını, İsrail ile Rumlara ikram eden kim?

İŞTE TÜRKİYE’Yİ BATIRACAK TEZGÂH !

İŞTE
TÜRKİYE’Yİ BATIRACAK TEZGÂH !


Konuk yazar : BAHADIR ÖZGÜR

bozgur@gazeteduvar.com.tr
https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/05/28/iste-turkiyeyi-batiracak-tezgah/ 28.5.18

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’e niye 3 milyon liralık tazminat davası açtılar biliyor musunuz? Bu ülkenin Düyun-u Umumiye‘den beri gördüğü en tehlikeli tezgâha çomak soktu çünkü. O yıllardır anlatıyor ama gelin ‘2023 vizyonu’ adıyla pazarlanan şu tehlikeli oyunu
somut örneklerle bir kez daha masaya yatıralım. Bakalım o vizyon kimin için nasıl çizilmiş?

Turgut Özal by-pass olduğu Houston’daki özel tıp merkezi Methodist’in camından karşıdaki AVM’nin silüetini hayranlıkla seyrediyordu. Aniden döndü iç çekerek yanındakilere “Türkiye’de neden böyle AVM’ler olmasın ki?” dedi. Ve 1984’te yasalaştırdığı Yap-İşlet-Devret (YİD) modelinin ürünü olarak Ataköy’ün yemyeşil sahiline çirkin bir AVM kondurdu.
Hayranlarının dillerinden düşürmedikleri  ‘parlak vizyon’ işte buydu.

Gel gelelim sorun hiçbir zaman yatırım olmadı zaten. Zira YİD modeli; devletin kasasına
sözleşme oyunlarıyla yıllar boyu sürecek bir ipotek koymanın adı
ydı. Atatürk’ün Savarona yatının restorasyonu ve işletmesinden enerji santrallerine dek  akla gelebilecek her şey YİD’e havale edildi. Uzun süre sonra anlaşıldı ki YİD yandaş zenginler yaratmanın en müstesna yoluydu. 90’ların sonunda ‘Yalan-Dolan-Talan’ diye anılması boşuna değildi. Cilası döküldü kirli yüzü açığa çıktı. Peki ‘eski Türkiye’ye ilişkin ne varsa yıkmaya ant içmiş AKP ne yaptı?
Hazine kaynaklarını ‘yandaşa’ aktarmanın keşfedilmiş bu en kolay yönteminden vazgeçmedi
tabii ki. Adını bir güzel yeniledi ve Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) gibi ‘imece naifliği’nde bir ambalajla eskisini bile aratacak hunharlıkta uygulamaya koydu. ‘Mega projeler’ etiketiyle milletin önüne sürüp sürüp duruyor şimdi.

Lafı uzatmadan söyleyelim;

  • KÖİ projeleri bu ülkenin Düyun-u Umumiye’den beri gördüğü en büyük tezgâhtır.

Devletin vergilerle topladığı ve gelecekte toplayacağı milyarlarca dolarlık kaynağı düne dek çapı belli bir avuç şirkete ve sahiplerine aktarmaktır. Asıl önemlisi borç içindeki özel sektörü vurması olası krizin kamu ayağında yaratacağı depremin de baş nedeni olacaktır.

Nasıl mı? Hakkında 3 milyon liralık tazminat davası açılan Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’in anlatmaktan dilinde tüy bitti ama gelin bu tezgâhın işleyişini somut örneklerle bir kez daha inceleyelim…

TEZGÂH NASIL İŞLİYOR ?

Malum; otoyollar köprüler 3. havalimanı gibi dev projeler hükümetin medar-ı iftiharı.
Hepsine birden ‘2023’ vizyonu adını verdiler. Madde madde bakalım 2023 vizyonu kimler için çizilmiş?

  • KÖİ’ler 2009’dan sonra patladı. Önce yasal kılıf hazırlandı. 3996 sayılı YİD Kanunu’nun 2. maddesi değiştirilerek; gar kompleksinden lojistik merkezine, havalimanlarından sınır kapılarına, milli parklardan yaban yaşamı koruma alanlarına, otogarlara ve balıkçı barınaklarına dek her şey kapsama alındı. Ardından 4749 sayılı Kamu Borç Yönetimi Kanunu’na el attılar. 8. maddedeki değişikliklerle Hazine’nin verdiği güvenceler genişletildi. Üzerine bir de ihaleyi dağıtan kurumlara tahvil ihraç etme yetkisi tanındı ki, buradaki garanti de % 100’e çıkarılarak, bütçeye bir kurşun daha sıkıldı.
  • Değişikliklerin içinde en vahimlerinden biri, işi yapacak şirketlerin alacağı borcun tümünü Hazine’nin üstlenmesiydi. Bu Cumhuriyet tarihinin en önemli ekonomik değişikliklerinden birisiydi. Nitekim KÖİ tezgâhı tam burada devreye giriyor. Projeler için alınan borçlara üstlenilen finansal risklere harcanan paralara devlet güvencesi verildiği halde, iş bütçeye değil şirketlerin bilançosuna kaydediliyor. Böylece sanki devletten para çıkmayacak gibi gösterilip bütçe açığına ve kamu borçlarına bunlar dahil edilmiyor. Oysa şirketler batar iflas eder veya işi bırakırlarsa aldıkları borçları kamunun ödeyeceği açık açık yazılıdır. Dolayısıyla bütçe açığı kamunun dış ve iç borç stoku şu anda gösterilenden daha fazladır.
  • 2009’dan sonra ihale edilen KÖİ projelerinin toplam sözleşme değeri 129.5 milyar dolardır. Kalkınma Bakanlığı’nın verilerine bakılırsa 2023’e dek planlanan yeni yatırımların büyüklüğü de 325 milyar dolara ulaşıyor. Şu anda 17 milyar dolarlık karayolu, 68.5 milyar dolarlık havalimanı, 11.5 milyar dolarlık da şehir hastanesi yapılıyor. 2023’e dek 80 milyar dolarlık karayolu, 30’ar milyar dolarlık tren yolu- havalimanı sağlık tesisi ve liman ihalesi planlanıyor.
    5-10 milyar dolarlık olanları hesaba katmıyoruz bile.
  • Yasal değişikliklerden sonra tezgâhın 2. perdesi her ihalede görülen ancak pek dikkat çekmeyen bir ibarede ortaya çıkıyor. ‘Sözleşme değeri’ ile ‘yatırım değeri’ arasındaki fark bize özel şirketlere aktarılacak asgari parayı gösteriyor çünkü. İktisatçı Hakan Özyıldız çok güzel açıkladı: Şu andaki projelerin sözleşme değeri 130 milyar $. Yatırım değeri ise 59 milyar $. Bu ne demek? O işleri devlet kendisi yapsaydı eğer 20-25 yılda elde edeceği 130 milyar dolardan vazgeçip şirketlere ‘buyurun sizin olsun’ demek.
  • Tezgâhın 3. perdesi burada açılıyor. Şirketler yatırım için gerekli kaynağa sahip değiller.
    Öz kaynaklarının ise borç almalarına yetmediğini biliyoruz. Hazine devreye giriyor ve alınan
    her “cent” borca garantör oluyor. Yetmiyor “yabancılar güvenip vermez” diye kamu bankalarını devreye sokuyor. Bununla da kalmıyor; yapılan tüm işlerde tıpkı otoyol ve köprülerde olduğu gibi şirketlere gelir garantisi taahhüt ediliyor. Kimse o yollardan geçmese de, o havalimanından uçmasa da, devletin kasasından şirketlere söz verilen miktar tıkır tıkır ödenecek.
  • Tezgâhın son aşamasının nasıl kurgulandığını görmek için somut örneklere başvuralım:
    Örneğin 3. havalimanına bakalım. Malum ihaleyi Cengiz – Limak – Kolin – Mapa – Kalyon
    Ortak Girişim Grubu 25 yıllık kira bedeli olarak 22 milyar 152 milyon € vererek aldı. İlk iş 4.5 milyar € kredi verildi. Kredinin 3.5 milyar €’luk bölümünü kamu bankaları üstlendi. Tümü Hazine garantisi altında. Sözleşmeye göre devlet 25 yıl boyunca yolcu başına 20 € ödeyecek. Ardından bir de gelir garantisi eklendi. Şirketlere 12 yıl boyunca en az 6.3 milyar € kazanma sözü verildi. Gelir bunun altında kalırsa fark bütçeden karşılanacak. 3. garanti ise sözleşmenin feshi halinde Devletin tesise el koyacak olması. Görünürde ne denli masum değil mi? Oysa işin aslı çok başka. Devlet el koyduğu zaman krediler dahil o güne dek şirketlerin öz kaynaklarından yaptığı giderleri de üstlenmiş olacak. Daha havalimanı açılmadan yıllık 1 milyar € kiranın iki yıl ötelenmesi gelecekte bizi neyin beklediğinin de işareti aslında.

DÜNYADA BİR EŞİ DAHA YOK!

Bırakın Türkiye’yi dünya tarihinde böyle bir anlaşma var mıdır? Yokmuş ki, Dünya Bankası yayınladığı raporda dünyada en büyük Hazine garantisi almış şirketleri Cengiz Limak Kolin Kalyon ve MNG olarak sıraladı. Buyurun size 2023 vizyonu! Neredeyse tek kuruş harcamadan şimdiden 70 milyar dolara yakın bir geliri garantilemiş durumdalar. Ha, unutmadan son bir garanti de İstanbul’un nüfusu isterse kıyamet kadar artsın, 25 yıl boyunca tek bir havalimanı bile yapılmayacak olması.

Hızımızı almışken şu sıralar parlatıp durdukları şehir hastanelerine de göz atalım. 20 şehir hastanesinin yatırım bedeli 10.2 milyar € ve Sağlık Bakanlığı’nın bu tesisler için ödeyeceği kira
yıllık toplamda 2.2 milyar €. Kiraların 25 yıl boyunca toplam tutarı ise 57 milyar €’yu buluyor. Sözleşmelerde “ödemeler finansmanın sağlandığı para cinsinin ülkesinde gerçekleşen enflasyonla güncellenecektir” deniyor. Yani her yıl enflasyon oranında zam yapılacak. Ayrıca hastaneleri işletenlere de hasta garantisi’ verildi. Kulağa tuhaf gelebilir, ancak, devlet açıkça hasta olan vatandaşını ihale etti. Ve taahhüt edilen kadar insan hastalanmazsa bütçeden açığı kapatma sözünü verdi.

Son olarak da nükleer santrallere değinelim. Sinop Nükleer Santrali ihalesinde üretilen elektriğin 20 yıl süreyle 12 cent/dolardan alınacağı taahhüt edildi. Üstelik dünyada nükleer santralde üretilen elektriğin birim maliyetinin en fazla 7-8 cent/$ dolayında olacağının kestirildiği bir dönemde. Benzer tablo Akkuyu Nükleer Santrali’nde de var. Dört reaktörün her birine ayrı ayrı 15 yıl garanti tanındı. Fiyat garantisi ise ilk yıllarda 15.4 cent/kw ile başlayacak ve 20 yılda ortalama 12.4 cent/kw olacak. Bu denli pahalı elektriği ne sanayiye ne de konutlara satamayacağına göre, belli ki burada da devreye kamu bütçesi girecek.

Bugün hükümetin yaptığı tüm KÖİ projelerinde aynı durum geçerlidir. İşin vahimi,
KÖİ’lerin mucidi sayılan İngiltere’nin özellikle sağlık sisteminin çökmesi üzerine modelden acilen vazgeçmesi. Sağlıktaki enkazı toparlamakla meşguller hâlâ. İsveç ise inşaatların hızla yapılması dışında yararını görmediğinden, kamu kaynaklarını kanser gibi tüketen KÖİ’leri bir daha hiçbir hükümet uygulamasın diye tümüyle yasakladı. Keza öbür Kuzey Avrupa ülkelerinde de sonuç aynı.

Hukukun görece iyi işlediği kamu denetiminin en sıkı olduğu ülkelerde bile yol açtığı yıkım ortadayken, OHAL koşullarında hukuku askıya almış, Sayıştay ve Meclis denetimini devre dışı bırakmış, Danıştay – idare mahkemelerini karar alamaz duruma getirmiş Türkiye’de
sağlıklı işlemesi mümkün mü?

Sahi safça bir soru oldu bu OHAL niye sürüyor ki zaten!
=========================================

Dostlar,

Sayın Bahadır Özgür, ülkemizin nasıl yağmalanıp talan edildiğini tüm çıplaklığıyla yazmış durumda.. AKP 187 aylık iktidarında Kamu İhale Yasası’nı 186 kez değiştirdi! Bunun da dünyada örneği, eşi – benzeri olmadığı kesin! Nedenini sormaya gerek var mı?! Ya Yüce TBMM’nin bunlara alet edilmesine ne demeli??

Şehir hastanelerini, gelir güvenceli köprüleri… biz de bu sitede çoooook yazdık.
Sayın Çiğdem Toker’in epey makalesine sitemizde yer verdik..

Geldik tıkandık, borçları çeviremiyoruz!
Yağma Hasan’ın böreği tükendi!Sorumlusu elbette 15,5 yıllık tek başına iktidar olan AKP ve yağmadan pay alarak oy verenler!

Ulusumuzun bu acımasız soygunu artık görmesi ve masallara kanmaması gerek..
Üstelik bunu yapanlar herkesten dindar geçinip başkalarına din öğretmeye de kalkıyor!

  • Yüce Tanrı’nın sabrı nasıl da taşmıyor ve bu örneği görülmemiş sefil düzeni derhal yerle bir etmiyor; aklımız almıyor!?

Çok açık yazalım :

  • 24 Haziran / 8 Temmuz sonrasında da AKP / RTE devam ederse, çıra gibi yanacağız!

Sevgi ve saygı ile. 30 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Başarı budur! Avrupa’da şampiyon dünyada ilk 5’teyiz!

Başarı budur! Avrupa’da şampiyon dünyada ilk 5’teyiz!

Ufuk Söylemez

Ufuk Söylemez
Aydınlık Gazetesi, 5.4.2018

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

AKP iktidarı eseriyle ne kadar övünse haklıdır bence. T. Erdoğan ve B. Yıldırım’ın 30 Ulusal TV kanalının neredeyse 28’inde günde en az 5-6 kez, canlı-canlı bağıra-çağıra konuşarak, ekonomik icraatlarıyla övünüp, böbürlenmelerini çok görmemek lazım. Hatta büyük ekonomik başarıları başta olmak üzere AKP’nin icraatlarını 24 saat canlı olarak verecek birkaç TV kanalı daha tesis ve tahsis edilmesinde yarar var bence. Neden mi? Niçin olmasın? Dile kolay ülkeyi ve ekonomiyi Avrupa’da şampiyon yaptıkları ve dünyada da ilk 5 ülke arasına sokmayı becerdikleri için! Şaka bir yana, Türk ekonomisi;

  • giderek zayıflayan temel ekonomik göstergeleriyle,
  • biriken ve ötelenen riskleriyle,
  • ağırlaşan borç yüküyle ve
  • hızla bozulan yatırım iklimiyle..
    yokuş aşağı giden, freni patlamış kamyon misali savruluyor maalesef.
  • Ülkemiz bugün, Avrupa’da toplam 50 bağımsız devlet arasında hem enflasyonu, hem işsizliği, hem de faizleri çift haneye fırlamış ve burada kronikleşmiş olan tek ülke.

Tabi cari açık ve dış ticaret açığında da öyle. Tek bir istisna olan, büyüme ve “ihracat arttı” şovları yapılırken, kişi başına düşen milli gelirde de dünyada 75. sıraya düşüyor olunması ne yazık ki…

438 milyar $’ı aşan rekor dış borcu ile, TL bazında – nominal (kâğıt üzerinde) olarak büyüyen ama reel olarak, dolar bazında küçülen bir ekonomiden söz ediyoruz. Ancak iktidar ve hempaları rekor ithalat ve dış ticaret açığı artışlarını “ihracatta rekor kırdık” nidalarıyla örtbas ediyorlar.

  • 5 yıldan beri dolar bazında küçülen ekonomimizi “rekor büyüdük” diye sunuyorlar.
  • Yine dolar bazında reel olarak fakirleşen halkı “büyüme masallarıyla” avutuyorlar.

Bana göre iktidarın en büyük başarısı gerçekleri ters-yüz etmekte ve başarısızlıkları ise başarı diye empoze etmekteki kabiliyetidir. Hiç sıkılmadan, gerçekleri böylesine ters-yüz edebilmek hakikaten büyük bir başarı. Bu kafa sayesinde,

  • Avrupa’da bugün faiz oranları “sıfır ile %2” arasındayken, Türkiye’de %15-20’lere fırladı.

Bu kafa sayesinde, ev kadınlarını ve iş bulsa çalışmaya hazır olanları hesaba katmamalarına rağmen, % 17’lere yaklaşan çift haneli işsizlik bugün sosyal felaket boyutlarına erişmekte. Bu kafa sayesinde, yoksulu daha da yoksullaştıran en haksız ve adaletsiz vergi olan enflasyon Avrupa’da ve gelişmiş ekonomilerde “sıfır ile %2-3” aralığında iken Türkiye’de çift haneye demir atmış durumda. Buna sebep olanlar ise günde 5-6 kez canlı yayınlarla, Gobells’e rahmet okutacak türden “başarı propagandası” yaparak adeta beyin yıkıyor, milletin aklıyla bir manada da alay ediyorlar.

Buna başarı denmez de ne denir? Futbolda olamadık ama

  • çift haneli faizlerde,
  • çift haneli işsizlikte ve
  • çift haneli enflasyonda Avrupa’da şampiyonluğu, dünyada ise, 5.’liği yakaladık.

Bundan ala başarı olur mu hiç? Ne mutlu bize…
==============================================
Dostlar,

2018 BÜTÇESİNİN SEFALETİ!

Sayın Ufuk Söylemez’in yazısı çok çarpıcı. Somut rakamlara dayalı. Sitemizde daha önce özetle paylaşmıştık, 2018 merkezi yönetim bütçesinin sefaletini ama bir kez daha dikkate sunalım :

  • 2018’de öngörülen bütçe gideri 763 milyar TL. Bunun 599’u (%88’i) vergi! Bunun da en az 2/3’ü çok adaletsiz dolaylı vergi (tüketimden alınan vergi); kazançtan alınan doğrudan vergi değil!
  • Beklenen bütçe geliri gelir 697, bütçe açığı 66 milyar TL; yerli – yabancı sermayeden borçlanılacak! 2 basamaklı enflasyonun altında bir faizle bu borcu kim verecek Türkiye’ye?
  • Hele Moodys’ “Türkiye’de  kurumlar çöktü.” gerekçesiyle kredi notumuzu geçen ay indirmişken!
  • Bu durumda AKP = RTE‘nin “indirin şu faizleri..” bağırtıları ne anlama geliyor, kime dönük?
  • 2018’de ödenecek kamu borcu faizi 71,6 milyar TL Öngörülen bütçe gelirlerine oranı 71,6/697 milyar TL = %10,3. Öngörülen vergi gelirlerine oranı 71,6/599 milyar TL = %12. Açıkçası, bütçe gelirinin her 10 TL’den 1’i, vergilerimizin her 8,5 TL’den 1’i, kamunun borçlarına faiz olarak gidecek.
  • Ayrıca borç anapara ödemeleri de var her yıl. AKP iktidarı bunları azaltarak öteliyor; faizi daha da büyüyecek zamanla!
  • 2018’de 230 milyar $ dolayında sıcak (taze!) döviz girdisi gerek borçların çevrilmesi için.
  • Sormak ve anımsamak gerek (438 milyar $’ı aşan rekor dış borcu unutmadan!) :
    Devlet neden borçlanır?
    Devlete kimler borç verir; vergi vermeyenler mi Devlete borç veriyor?
    Enflasyonun altında faizle kim borç verir devlete?
    -Borç isteyeceklerimiz Moodys’in raporuna bakmayacak mı? “Bu rapor bizim için yok hükmünde” demenin ne anlamı olabilir gerçekleri okuyamayan milyonları aldatma dışında??
  • Nitekim Bütçede borç faizinin 2017’ye göre %26 artması üstte yazdıklarımızın kanıtı değil mi?
  • 2018 bütçesinde öngörülen yatırım ödeneği 68,8 milyar TL ile borç faizinden daha az!?
  • Sağlık Bakanlığı bütçesi 37,6 milyar TL. Borç faizinin neredeyse yarısı. 81 + 4 = 85 milyon insanın 1 yıl boyunca Sağlık Bakanlığı ödeneği (SGK dışında) kişi başına yalnızca 442 TL! Yaşasın! Vergi + prim = ek vergi yetmiyor; sağlık hizmeti için eller cebe; 12 kalem haraç!
  • Diyanet İşleri Başkanlığı ödeneği 7,8 milyar TL. Diyanet Vakfı muazzam fonlara sahip. Ayrıca yüz bin dolayında camiye temizlik, aydınlatma, su, bakım – onarım yerel yönetimlerden.. 151 bin personeli var bu Sünni mezhepçi kurumun.. Ekonomiye katkısı ne??
  • SGK’ya aktarım (transfer) : Bu yıl 133,5 milyar TL! Beklenen bütçe geliri 697 milyar TL’nin yaklaşık 5’te 1’i! Bu aktarım 2016’da 108 milyar TL idi, 1/4 oranında artırıldı. Oysa Bütçe 2016’ya göre %17 büyüdü. SGK açıkları hızla büyüyor, 2017 sonunda 30 milyar TL oldu. Geçen yıl bütçe açığı 47 milyar TL idi ve Maliye Bakanı N. Ağbal, “..62 milyar TL açık hedeflemişken 47 oldu, çok başarılıyız..” buyurdu! Oysa Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün 1923-38 arası Cumhurbaşkanlığı döneminde 1 yıl (1929 Dünya ekonomik bunalımına bağlı..) dışında bütçe hep denkti, fazlalık verdi. Osmanlı borç taksitleri yıl yıl bütçenin %31’ine ulaşırken! Batılılar buna “Atatürk’ün ekonomi mucizesi” dediler hayranlıkla. Zamanede AKP iktidarı ve Maliye Bakanı, bütçenin %8’i dolayında açığı “başarı” olarak sunabiliyor. Oysa “açık bütçe” başlıbaşına bir utanç kaynağı ve tam bağımsızlığın 1 numaralı düşmanı! “Algı yönetimi” ya da halkımızı aptal – salak yerine koyup vahşice aldatma – sömürme tam da bu olsa gerek!
  • Emniyet Genel Müd. + Jandarma Gn. Kom. ödeneği 40,1 milyar TL. Sağlık Bakanlığından çok!
  • Merkezi Yönetimin borcu 2017 sonunda 871,6 milyar TL’ye ulaştı; %15 artarak.. Gerçek enflasyon bu oran mı acaba?? Enflasyon bunun altında ise neden Merkezi yönetim reel (gerçek) enflasyon hızının da üstünde borçlanır? Üstelik borçlanma artarken kamu yatırımları neden geriler??
  • Neden 2017’de gelir dağılımı iyileşmemiş, yeni Dolar milyarderleri var edilmiştir iktidar eliyle?
  • Ulusal gelir (GSMH) ve kişi başına gelir Dolar olarak neden düşmüştür? Dünyada kaçıncıyız?
  • Türkiye hala GSMH rakamı ile dünyanın ilk 20 ülkesi içinde midir yoksa G-20 liginden düşmüş müdür?
  • Ve de tüm bu çıplak – yakıcı gerçekler karşısında tümüyle gereksiz – yersiz – yanlış – yandaş zengin eden… 3. havaalanı, Akkuyu NGS, Kanal İstanbul, Şehir Hastaneleri.. vb. mali yükü çooooooooooooooook ağır (60 milyar TL’yi geçiyor salt Kanal İstanbul ve 2018 bütçesinin 10’da 1’i!) göstermelik projeler nasıl bir sorumsuzlukla sürdürülebilir??
  • Son olarak; bırakalım 2023’te dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde olmayı, ilk 20’den bile düşmüş iken neden bu büyük yalan sık sık söylenmekte ve Saray’da üniversite hocalarınca bile alkışlanabilmektedir??!!

Hep birlikte SOSYAL ŞİZOFREN mi olduk??

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com