Büyük atılım yılı ve Türkiye için büyük boşluk

Büyük atılım yılı ve
Türkiye için büyük boşluk

Orhan Bursalı
Cumhuriyet, 01.01.2018
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1 Ocak 2018 bu gün. Umarım yıl boyunca gündeminizi az çok hazırladınız. 
Bugün bilimden bahsedeceğim. 
2017 müthiş geçti. Bilimsel araştırmalar, buluşlar, tekno gelişmeler fırtına gibi esti. Başdöndürücü. Herkese Bilim Teknoloji, biliyorsunuz haftalık çıkıyor, geçen sayısında geniş bir toparlama yayımladı. Kaçırdıysanız, herkesebilimteknoloji.com sitesinden dijital tek sayı olarak da alabilirsiniz. Bu haftaki dergiyle birlikte geçen yılı toplam değerlendirdiğimde şu gözlemi yapıyorum: 
Bilgi birikimleri, belirli bir süre içinde önemli bir buluş ve tasarım sıçraması yapıyor ve olağanüstü bir bilgi ve teknolojik araç olarak karşımıza çıkıyor. 
İvmesi artarak. Geçen birkaç yılın birikimi, gelecek ve sonraki yıllarda daha kısa süreler içinde büyük patlamalarla karşımıza çıkacak. 
Atom altı düzeyde, kuantum araştırmaları, kuantum bilgisayarları olarak beş yıl içinde dünyanın kullanımına açılacak, tüm hesaplamalar olağanüstü bir hızla gerçekleşecek, bugünkü süper bilgisayarların aylar süresince yaptığını saatler – gün boyunca yapacak. İlk kuantum haberleşmesi Çin ile Viyana arasında gerçekleştirildi, kimsenin kıramayacağı -tek tek fotonların kullanımına dayanan- bir şifreleme ile. Temel bilim ile teknolojinin bu buluşmasında Çin bir adım önde.

Büyük atılım yılı 
Uzayda en büyük olay, iki nötron yıldızının 130 milyon ışık yılı uzaklıkta çarpışarak kaynaşmasıydı. Astrofizikçiler, gökbilimciler, türlü çeşitli teleskoplarıyla bu tür büyük olayları izleyebilme konusunda artık kılıçlarını kuşanmış hazır durumdalar. Bu olay, astrofiziğin en büyük atılım yılı olarak tarihe geçti. Evrenle ilgili bazı modellerin doğruluğu kanıtlandığı gibi, böyle büyük çarpışmaların pek çok ağır elementi doğurduğu ve uzaya saldığı da doğrulanmış oldu. Einstein’in Genel Görelilik teorisinin doğruluğu da bir kez daha test edildi. 
Nötron yıldızları büyük yıldız patlamalarından arta kalan maddenin kendi içine- üzerine çökmesiyle oluşan, evrenin en küçük ama en ağır / yoğun yıldızları, bir kaşığa bir milyar ton sığdırdığınızı düşünün. Kendi çevrelerinde de mesela saniyede defalarca dönerler. 
7 dünya benzeri gezegen de keşfedildi. Hepimiz birer uzaylı olarak, hey başka uzaylılar var mı arayışı sürüyor. Dahi adam Elon Muske uzaya gidip geri gelen roketleriyle, (SpaceX – Falcon 7) uzaya sivil geziler için yeni bir dönem başlattı.

Geninde bozukluk mu var? 
Biyolojide olağanüstü gelişmeler yaşandı. Gen makası (CrIspr yöntemi) ile canlıların genleri rahatça kesilip çıkartılmaya başlandı. Mesela nadir bir hastalık olan

  • Hunter sendromlu 44 yaşında bir hastanın genomu CrIspr kullanılarak başarıyla yeniden düzenlendi ve hastalık kayboldu!

Portland’da araştırmacılar, tek hücreden oluşan insan embriyosunu yeniden düzenlediler. Kalıtsal hastalıklar ve kusurlu genlerin ortadan kaldırılmasında büyük bir aşama. Ayrıca rahmi taklit eden bir yapay rahim, erken doğanlar için yepyeni ve sağlıklı bir umudu doğurdu… 

  • Türkiye bunların hiçbirine hazır değil, ilgisiz ve bilgisiz, olayın tamamen dışındayız. 

İnterneti bir ahlak bozukluğu olarak gören ve dünyanın bilgisini içeren Wikipedia özgür ansiklopedisini ülkemizde hâlâ yasaklı tutan bir anlayışla gidebileceğimiz yer koca bir boşluktur.
=========================================
Dostlar,

KURTULUŞ BİLİM ve TEKNOLOJİDE; TÜRKİYE’nin de!

Cumhuriyet gazetemizin saygın yazarlarından Orhan Bursalı, dostluğu ile övündüğümüz insanlardandır. 2018’in ilk yazısını Bilime ayırdı, hayranlık ve saygı uyandıran gelişmelere. Bize de bu dizeleri çağrıştırdı Sn. Bursalı andığımız makalesiyle. Köşesinde son derece nitelikli yazılar kaleme almakla kalmayıp, uzun yıllar bu gazetenin haftalık BİLİM ve TEKNİK ekinin editörlüğünü üstlendi. O dergiden çook şeyler öğrendik. Ne var ki Cumhuriyet bu dergiyi, başlıca akçalı (parasal, mali) sıkıntılar yüzünden sürdüremedi. Ancak Sayın Bursalı pes etmedi ve bu dergiyi çok değerli yazar dostlarıyla birlikte sanal ortama taşıdı :

  • herkesebilimteknoloji.com

Çok mütevazi ödemelerle sanal ortamda sürdürüm (abonelik) yapılabiliyor. Yeni yıl için sevdiklerimize armağan için indirim bile yapmışlar..

Geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın interneti “zehir” olarak nitelemesi ve “zehir evlere girdi” değerlendirmesi çok ürkütücüdür. Klasik görsel – yazılı basında mutlak iktidar tekeli her yola başvurularak sağlanmıştır. Sıra, toplumsal karşıtlığın (muhalefetin) nefes aldığı sosyal paylaşım ortamlarına (media) mı gelmiştir?

Zaten, –nasıl finanse ediliyorsa– yüzlerce – binlerce ücretli AK-Trol 7/24 “görev” başındadır; ispiyon, ihbar, şantaj, aşağılama, yıldırarak edilgin kılma, küfür, hakaret, linç, iftira, siber saldırılar… sıradan silahlar olmuştur.

Aba altından bu alana da sınırlama – sansür sopası gösterildiğine ilişkin ciddi kuşku uyandı bizde. Zehir olan internet olamaz; “internet bağımlılığı” denen bir davranış bozukluğu eleştirilebilir fakat internet olanakları asla. Böylesi ilkellik, çağdışılık hatta arkaiklik olurdu.

Youtube erişimi ülkemizde epey bir süre engellenmiştir.
Wikipedia erişimi neredeyse 1 yıldır yasaklıdır. Oysa bu ansiklopedik sitede son derece önemli – değerli bilgi hazinesi yüklüdür. Yasakçılık sorun çözmüyor. Eğer bu sitede ülkemiz aleyhine doğru olmayan içerikler varsa, uluslararası hukuk kuralları kapsamında uğraş verilmelidir. Uluslararası tahkim bu olanaklardan biridir. Son 1,5 yıldır OHAL altında inletilen toplumun Anayasal haberleşme gizliliği ve güvencesi de (md. 22) ciddi yara almıştır. Güvenlik birimleri yargı kararı olmadan iletişim içeriğine ulaşabilmektedir. Hatta geçen hafta “kuşkulu” (!?) gönderi zarflarını açma yetkisi de eklenmiştir buna!

Bütün bunları bir araya getirdiğinizde, o ülke rejiminin FAŞİZM olduğunu belirleyebilmek için gerek ve yeter koşulların fazlasıyla sağlandığı söylenebilir. Zaten tarihte hiçbir faşist ya da diktatör böylesi sıfatları kendisine yakıştırmamış hatta en tepkisel biçimde reddetmiştir.
Zihni, algıyı, ussalcılığı (akılcılık – rasyonalite) ortadan kaldıran “tuhaf” bir hal olan bu tablo, son derece trajik gelişmelerle ve ancak “zor” ile sonlandırılabilmektedir…
*****

Öte yandan; 1971’de Hacettepe’de başladığımız tıp eğitimimizin daha başlarında, Türkiye’de çağcıl Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği bilimlerinin – sisteminin kurucusu eşsiz Bilim ve Eylem insanı, Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Prof. Dr. H. Nusret Fişek hocamız daha o yıllarda geleceğin tıbbının koruyucu hekimliğe dayanacağını, genetik sağaltım (tedavi) ve koru(n)ma ile
pek çok sağlık sorununun – hastalığın köktenci (radikal) biçimde iyileştirilebileceğini işliyordu. Ne denli derin bir öngörü değil mi??

Yaşamda en gerçek yol göstericinin “bilim ve fen” olduğunu, bunların dışında başkaca yol gösterici aramanın aymazlık – şaşkınlık – sapkınlık olacağını Büyük ATATÜRK boşuna mı söyledi ve bizlere tinsel kalıt (manevi miras) olarak salt bilimsel akılcılığı bıraktı??

Bu sözleri Sn. Bursalı, uzun yıllar Cumhuriyet Bilim Teknik Cumartesi ekinin başından hiç eksik etmedi sağolsun.. Berlin Teknik Üniversitesinde aldığı “sıkı” eğitim, zekasıyla birleşerek Saygın Orhan Bursalı’yı bizlere armağan etti. Bu dizgeselliğe (sistematiğe) dayalı Uygarlık öylesine bir ateştir ki; karşı çıkan yobazları, yarasaları, omurgasız sürüngenleri, insansıları., Platon’un mağara mitosu adamlarını… yakar, yok eder..

Türkiye bu zorunlu bilim kulvarından ayrılamaz, asla arkasını dönemez, kayıtsız kalamaz..
Böyle de olacaktır ve son yılların siyaset bilimi yazınında (literatüründe) tipik bir “anomali” olarak tanımlanabilecek AKP siyasal notasyonu, zamanın ruhunca deterministik paranteze alınarak etkisizleştirilecektir.

Sevgi ve saygı ile. 02 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Zurna ile peşrev olmayınca stratejik derinlikten trajik kepazeliğe…

Zurna ile peşrev olmayınca stratejik derinlikten trajik kepazeliğe…

http://www.abcgazetesi.com/zurna-ile-pesrev-olmayinca-stratejik-derinlikten-trajik-kepazelige-8059yy.htm,
ABC Gazetesi, 27.09.2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Zurna ile peşrev olmayınca stratejik derinlikten trajik kepazeliğe… Nasıl zurna ile senfoni icra edemezseniz, zurnacı ile de diplomasi sanatını icra edemezsiniz… Zurna ile peşrev de olmaz zaten… Diplomasi gerçekten bir yandan sanatçı duyarlığı, öte yandan ayakları yere basan bilimsel ciddiyet, soğukkanlılık gerektiren bir sanat… Lakin “ Kızı başıboş bırakırsan ya davulcuya kaçar, ya zurnacıya …” derler ya… Güzelim ülkem de son yıllarda gerçekten zurnacıların elinde…

XX’nci yy’da parmak ısırtacak başarılara imza atmış Türk Diplomasisi nerede???

Oysa dünya alemin parmaklarını ısırarak hayranlık, gıpta ve takdirle izlediği bir diplomasimiz, diplomatlarımız vardı 20. Yüzyıl boyunca…
* Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk savaşın bitişi ve SSCB`nin çöküşü depremlerinden eşine, enderine rastlanmaz derecede soğukkanlılık ve başarıyla çıkan…
*Kurtuluş savaşında Gazi Mustafa Kemal-Lenin diplomatik zekâsı
*20. yy’dan geriye kalan tek tapu senedi Lozan Atatürk-İnönü ve diplomatları.
* Atatürk’ün 1937’de hasta yatağından çözüme kavuşturduğu Hatay sorunu
*Ülkesini gözü gibi sakınarak II nci paylaşım savaşından uzak tutan İnönü ve kadrosunun diplomatik dehası…
*Soydaşlarımızı soykırımdan kurtaran rahmetli Ecevit-Güneş-Erbakan liderliğindeki örnek asker-diplomasi işbirliği Kıbrıs Barış Harekâtı
*Zamanın K.K. Komutanı Org. Atilla ATEŞ’in sınırda meydan okuması ile terörist başının Suriye’den apar topar sınır dışı edilmesi…
*1937’de Hatay konusunda yüce Atatürk’ün eşsiz basireti, öngörüsüyle İskenderun körfezinin, 1973’te Ecevit Hükümetinin kararlılığı sonucu D. Akdeniz güvenliğine damgamızın vurulması.
*Ve de D. Akdeniz’in en önemli gücü şanlı Türk Deniz Kuvvetleri armadası…

Ya XXI’,nci yy…

Doğru dürüst algılanamayan 11 Eylül 2001’de başlayan küresel saldırılar… Afganistan ve Irak’ın işgali… Önce şaşkın, şaşkın izlenip sonra bulaşılan Arabi sonbaharlar…
Bu süreçten diplomatik ataklarla sıyrılan İran ayrık tutulursa ateşe sürülerek kendi sonbaharlarına doğru birlikte yol alan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri…
Ocak 2016 Kissinger’in  Putini ziyareti: Yeni paylaşım alanları için son karar :
“Çatışma alanlarını birlikte yönetilmesi … “ 

Cumhuriyet tarihinin ateş çemberinden geçmiş deneyimli diplomatlarını Monşerler olarak niteleyip ellerinin tersiyle bir kenara itip  “Ben yaptım oldu, uysa da olur uymasa da” diyen zurnacılar…
Rus uçağının düşürülmesi ile  paylaşılamayan kahramanlıkların ağır faturası…
Pekiyi neler neler yaptı bu zurnacılar ?
Memetçiğin başına çuval  geçirilirken, olayı müzik notası ile karşıladılar…
Kardeşleri Esad’ı bir gecede Esetleyip, üç vakte kadar Emevi camiinde Cuma eda edecekken, 3.5-4 milyon Suriyeli güzel ülkemde namaz kılmaktalar…
Kalbura dönmüş sınırlarıyla, 3 milyar avro vaadiyle ülke göçmenler ülkesi haline getirilirken “Kayseri pazarlığı” yaptılar…
Musul’u, Kerkük’ü kurtaracaklardı Yeni Osmanlılar…
Musul’u, Kerkük’ü Türkmenlerin kaydını sildirip  peşmergeye kaptırdılar…

Kerkük’te, Musul’da tapu kayıtları yakılıp Türkmenlerin kökünü kazıttılar…
Ülkenin üçte biri PKK’ya yardım ve yataklık edilerek silah, mühimmat deposuna dönüştürüldükten sonra oraları kan, revan, yıkım içinde yeniden fethetmeye kalkıştılar…
Kim bilir kimlerin teşviki ile oruç bozup uçak düşürülürken, bu kepazeliğin ucuz kahramanlığını paylaşamayıp ülkeye hala ödenemeyen ağır bir fatura çıkardılar…
Dünya alem küresel güçlerin yarattığı profesyonel haydutlar çetesi İŞİD’le haşır neşir vaziyetimizi ibretle izlerken, onunla iş tutup, el koyduğu petrolü pazarladılar …
Süleyman Şah Türbesi karavana dönüştürülüp,  PYD’nin insafına terk edilmişken,  “yaratılan canavar” İŞİD’e karşı mücadele bahanesi ile Kuzey Suriye’de PYD-YPG koridoru kurulurken nal topladılar…
Bir zamanların güçlü armadası Türk Bahriyesi Balyozla çökertilerek D. Akdeniz’de inisiyatifi Kıbrıs Rumları, İsrail ve Mısır’a kaptırdılar…
Yetmedi Ege’de 18 adayı AB’ye bağışladılar…

Obama, bölgede yapayalnızsınız bari İsrail sizi öpsün.. deyince kendilerinin yola çıkardıkları Marmara şehitlerinin kanını 20 milyon dolara sattılar…
Peşmerge “Biji Obama” yaygarası ile tam teçhizatlı olarak ülkemin içinden Kobani’ye geçerken onlara lahmacun ve kebap dağıttılar…
Irak’ın petrolünü yasa dışı yollardan birlikte pazarladıkları Barzani’yi  Diyarbakır’da Şivanperverle birlikte alayişle karşılayıp, geçtiğimiz günlerde ülkemin başkentini Barzanistan bayrakları ile donattılar…
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bomboş olan salona, seçmen tabanının “gazını almak” için atıp tuttular..
Ancak iki gün sonraki görüşmede, Trump ile ”dostum” diye birbirlerine sarılırken, NATO üyesi Türkiye’ye silah ve mühimmat satmayan ABD’den, kuyruğu sıkıştırılan Katar’ı anımsatırcasına 2016 yılında 6,5 milyar TL zarar etmiş olan THY’a 11 milyar $ değerinde 40 adet yolcu uçağı aldılar…
Ve nihayet Kuzey Irak’ta bağımsızlık ilan etmek için referandum yapılacağının açıklanmasından bu yana o bölgede artık pek caydırıcı ve inandırıcı niteliği kalmayan askeri hareketlilik yerine:

*Erbil Konsolosunun geri çekilmesi,
*Habur sınır kapısının kapatılması, Irak’a Barzanistan’dan geçmeyecek, bu bölgeyi enterne etmekten doğan ekonomik kayıpları da giderecek  Telafer’e kadar uzanacak bir güzergah için yeni bir sınır kapısı açılması,
*K. Irak’a uçuşların durdurulması, hava sahasının kapatılması
*Irak merkezi hükümeti dışındaki petrol sevkiyatının durdurulması,
*Barzani’nin Türkiye’deki şirketlerinin faaliyetlerinin durdurulması
*Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a yapılan transit taşımacılığın durdurulması,
* Kuzey Irak’ın yararlandığı bankacılık hizmetlerinin durdurulması

gibi Barzani’nin yaşam damarlarını kesecek önlemlerin hiçbirini almadılar…

Böylece “Stratejik Derinlik”  “Trajik Kepazeliğe” dönüşürken geç de olsa şimdi küresel konjonktür çerçevesinde Barzanistan, Kuzey Suriye  daha sonra Türkiye ve İran’ı kapsayacak İsrail desteğindeki büyük Kürdistan projesinin ilk adımlarına karşı yukarıdaki önlemlerin alınıp alınamayacağını hep birlikte izleyeceğiz…
===============================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli E. General Dr. Noyan Umruk paşamız..
Biz konuyu size benzer biçimde soru ve çelişkileri ortaya koyarak yazmayı düşünüyorduk, sizin mükemmel yazınızı okuduk. Çok öğrendik ve yararlandık. Sitemizin manşetinde kısa bir değerlendirmeye yer verdik bu gün :
*****

Tayyip bey gene aldanmış, kandırılmış! Bu kez peşmerge Barzani becermiş bu işi! Yoksa Kürt kardeşlerimizin oylarını almak için siyaset gereği mi bu şovlar yapıldı? Gerçekte Kürt kardeşlerimiz mi kandırıldı, istismar edildi acaba AKP = RTE tarafından?? İKBY flamasını devlet bayrağı gibi göndere çektiniz, oysa BM’ye üye bir egemen-bağımsız devlet yoktu ortada; “devlet” diye savundunuz bunu. Şimdi ise tersini söylüyorsunuz!? Kolay mı petrol boru hattı vanasını kapatmak? İkili anlaşmalar var, Uluslararası Tahkim öngörüldü ise bu anlaşmada (Anayasa md. 125/1), Türkiye ağır mali yaptırımlarla karşılaşabilir.. DTÖ ve kutsanan serbest ticaret! Bu anlaşmayı açıklayabilir misiniz? Ayrıca Habur’da insani yaşam gereçlerinin, gıda maddelerinin, ilaç ve su gibi kalemlerin geçişini engelleyemezsiniz.. Savaşta bile.. Taşları döşediniz, şimdi ise ateş bacayı sarınca suret-i Hak’tan görünüyorsunuz.

Erdoğan + Tatlıses + Şivan Perwer ile ilgili görsel sonucu

Ne çirkin, sefil ve de ikiyüzlü siyaset bu!?
Türkiye bu denlisini kaldırmaz, ayağınızı
denk alın efendiler..

Sevgi ve saygı ile.
27 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ümit Özdağ : “AKP POLİTİKALARI KARARLI BİR ‘YAPAMAZSIN’ DİYEMEMEKTEDİR”

Ümit Özdağ’dan çarpıcı açıklamalar!

“AKP POLİTİKALARI KARARLI BİR ‘YAPAMAZSIN’ DİYEMEMEKTEDİR”

Ümit Özdağ'dan çarpıcı açıklamalar!
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)
Bağımsız Gaziantep Milletvekili Özdağ, Bağımsız Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve MHP Ankara eski Milletvekili Özcan Yeniçeri Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Bağımsız Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması ile Türkiye – Irak sınırının değiştirilemeyeceğinin tespit edildiğini belirterek, “Bu sınırda bir değişiklik olması ve sınırın diğer tarafındaki Irak’ın bu sınırdan uzaklaşması ile birlikte bu değiştirilemeyeceği tespit edilen sınır anlaşması ortadan kalkar ve Türkiye’nin Musul vilayeti üzerinde 5 Haziran 1926’ya kadar sürdürmüş olduğu bütün haklar ve iddialar tekrar devreye girer.” dedi.

Bağımsız Gaziantep Milletvekili Özdağ, Bağımsız Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve MHP Ankara eski Milletvekili Özcan Yeniçeri Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) 25 Eylül’de gerçekleşecek bağımsızlık referandumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdağ, “Bu ülkenin kaderi Türkmenlerin varlık bölgesinde emperyalizmin kuklalığını kuşaklardır görev edinmiş bir Peşmerge başının çocukluğundan beri gördüğünü söylediği rüyalarına terk edilemez” dedi.

“AKP POLİTİKALARI KARARLI BİR ‘YAPAMAZSIN’ DİYEMEMEKTEDİR”

AK Parti hükümetinin referandum karşısında pasif kaldığını söyleyen Özdağ, Türkiye ile IKBY arasındaki enerji ilişkilerine dikkat çekerek şunları kaydetti:

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın Çalık Holding CEO’su olduğu dönemde başlayan Barzani ile ikili ilişkiler Albayrak’ın Bakan olmasından itibaren daha da geliştirilmiştir. Ankara ve Erbil arasındaki ikili enerji ilişkilerine başından beri karşı olan Bağdat’ın Türkiye’yi uluslararası tahkim mahkemesinde suçladığı ve dondurduğu bir de dosya bulunmaktadır. Uzun süre Bağdat’ın uyarılarını görmezlikten gelen, Barzani’nin işgali altındaki bölgenin bağımsızlık yolunda ilerlemesi ve hatta Kerkük’ü de ele geçirmesi için ekonomik yatırımların önünü açan AKP politikaları, Barzani’nin 25 Eylül’de Kerkük’ü de içine alacak şekilde gerçekleştirmek istediği referanduma karşı etkili ve kararlı bir ‘yapamazsın’ diyememektedir. Bunun en önemli sebebi ise

  • Erdoğan ile Barzani arasında imzalanan anlaşma ile
  • Türkiye’nin elde ettiği söylenen bölge bloklarındaki hakları,
  • petrol taşımacılığı ve
  • Barzani’nin Türk enerji şirketlerindeki gizli ortaklığıdır.”

“POWERTRANS ŞİRKETİNDE ALBAYRAK’A SORMADAN HİÇBİR ADIM ATILMAMAKTADIR”

Erdoğan ve Barzani enerji ilişkileri ağının en esrarengiz şirketi olan Powertrans petrol taşımacılık şirketi halen aktif durumda” diyen Özdağ, “Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı, Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde Kuzey Irak’ta kara yolu ile petrol taşımacılığı hakkı kazanan şirketin ortaklık yapısında Barzani’ye yakın Nezir ailesi temsilcisi ile Çalık Holding yöneticileri olduğu gibi Berat Albayrak’ın yayımlanan e-maillerinden anlaşıldığı üzere Powertrans şirketinde Albayrak’a sormadan hiçbir adım da atılmamaktadır” şeklinde konuştu.

“HABUR’DA TANK TATBİKATINI KİMSE CİDDİYE ALMAZ”

Türkiye’nin Barzani yönetimi ile en çok iş yapan ve Barzani’yi ekonomik olarak en çok destekleyen devlet konumunda olduğunu aktaran Özdağ,

  • “Bağımsızlık referandumuna neden Erdoğan yüksek sesle ‘hayır’ diyememektedir?” sorusunu sordu.Ekonomik tedbirlerle Barzani’nin Kerkük üzerindeki iddialarının geri çektirileceğini, Bağdat’ın desteklenebileceğini ve Barzani’ye referandum konusunda geri adım attırılabileceğini vurgulayan Özdağ, “25’inde yapılacak bir referandumu gerçekten durdurmak isteyen bir yönetim, hükümet, üç gün önce MGK toplantısı yapıp karar çıkarmaz. Kararları çok önce alır ve uygulamaya koyar, etkisini de göstertir bu kararların.
  • Habur’u kapatmayan bir hükümetin Habur’da tank tatbikatı yapmasını kimse ciddiye almaz, nitekim almıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“BÜTÜN HAKLAR VE İDDİALAR TEKRAR DEVREYE GİRER”

“5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması’nın 5. maddesine dikkat çekmek istiyoruz” diyen Özdağ, bu Anlaşmaya göre Türkiye-Irak sınırının kesin olarak değiştirilemez bir sınır olarak belirlendiğinin altını çizerek şöyle konuştu:

“Bu sınırın değişmesi durumunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Musul vilayeti üzerindeki bütün hukuki ve siyasi hakları tekrar devreye girecektir. Bu sınırda bir değişiklik olması ve sınırın diğer tarafındaki Irak’ın bu sınırdan uzaklaşması ile birlikte bu değiştirilemeyeceği tespit edilen sınır anlaşması ortadan kalkar ve Türkiye’nin Musul vilayeti üzerinde 5 Haziran 1926’ya kadar sürdürmüş olduğu bütün haklar ve iddialar tekrar devreye girer. Bu hususu sadece biz dile getirmiyoruz, bu husus Abdullah Gül tarafından da Dışişleri Bakanlığı zamanında aynen bu şekilde ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletinin devlet geleneği ve dış politikasının vazgeçilmez bir parçası’ şeklinde dile getirilmiştir.”

“BOŞ BİR BİNA ALDIK”

Özdağ, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Meral Akşener liderliğinde kurulacak yeni partinin logosunun ve adının netlik kazandığını belirten Özdağ, “Bunları Sayın Genel Başkan açıklayacak, hepsi büyük bir toplantıyla açıklanacak ama bunun dışında yoğun bir şekilde farklı çalışmalar devam ediyor. Genel merkezle ilgili bu gün bilgi aldım. Biz boş bir bina aldık. Daha iyi oldu boş ve yeni bina. Dilendiği gibi içi yapılıyor, o da 24 saat esasında yapılan bir çalışmayla inşaatı devam ediyor. Normal şartlarda üç buçuk ay sürmesi gereken bir inşaat olduğu ifade ediliyor ama biz bunu Ekim sonuna kadar yetiştirmiş olacağız fakat parti daha önce kurulur.” şeklinde konuştu. (Kaynak: Ümit Özdağ’dan çarpıcı açıklamalar!)

================================================
Dostlar, 

BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?

başlıklı yazımızı 19 Eylül 2017 günü sitemizde yayınlamıştık (üstünde tıklayınız..)
İşte Türkiye’nin durumu bu..
Ülke yöneticileri konumlarını kişisel ticaret bağları için kullandıklarında ülkenin bağımsızlığı – egemenliği de ipotek altına konmuş oluyor.. Irak / İKBY – Türkiye ilişkilerinde olduğu gibi. Anımsanacaktır, Erdoğan bir ara Türkiye’yi bir anonim şirket gibi yönetme düşüncesinden – isteğinden söz etmişti.

  • “Ben bu ülkenin anonim şirket gibi yönetilmesini istiyorum.”
    (Balıkesir Ekonomi Ödülleri Töreni, 15.03.2015; https://www.cnnturk.com/video/turkiye/ben-bu-ulkenin-anonim-sirket-gibi-yonetilmesini-istiyorum

Ne denli tehlikeli, ufuksuz bir değerlendirme ve istek. Bir ülke ve halkı 21. yy’da nasıl bir şirket gibi görülebilir, indirgenebilir? Şirketler kâr amaçlı kurulur. Bir Devletin asla kâr amacı güdemeyeceği vazgeçilmez temel kamu hizmetleri söz konusudur :
Sağlık, Eğitim, Adalet, Güvenlik.. gibi..

Dahası, bu bağlamda bir Devlet ile şirketi karşılaştırmaya girmek tuzağa çekilmek demektir.
O yüzden uzatmıyoruz. Ama bir noktayı mutlaka vurgulamak gerek :

Şirket babanızdan size miras kalabilir ya da siz miras bırakabilirsiniz. Ama ülke – vatan kuşaktan kuşağa kutsal bir emanettir, miras değildir; biz de siz de mirasyedi olamazsınız! Şirket alınır – satılır, pazarlanır, yeni ortaklar alır, tasfiye edilir.. Ülke – vatanın tek bir çakıl taşı verilebilir mi, satılabilir mi?

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalsın diye Atatürk tarafından bizlere kutsal bir emanet olarak bırakılmadı mı??

Ne acı ki Ege’de onlarca adacık – kayalık – coğrafi formasyona Yunanistan’ın el koyması seyredilmektedir. Akla ülkemizin bir anonim şirket gibi yönetilip yönetilmediği geliyor. Ne oldu bu Ege’de onlarca adacık – kayalık – coğrafi formasyona ? Neden gıkınız çıkmıyor??

İKBY başkanı Barzani’ye gerçekte gıkınızı çıkaramadığınız gibi..
Bu 2 olay arasında ne gibi ortak yönler var??
Gün olur öğreniriz elbet.. Bu nasıl bir kadro ve hastalıklı siyaset anlayışıdır ki, Türkiye’nin başına ciddi bir bela olmuştur.. Türkiye tez elden bu kuşatmayı yarmadıkca başına çok daha ciddi felaketlerin geleceğini öngörmemek olanaksız..

Bir örneği daha anımsatalım : Katalonya… İspanya merkezi devletinden bölgesel özerklik alan Katalan kökenli İspanyollar şimdi de ayrılma halkoylamasına gitmek istiyor.. İspanya Anayasa Mahkemesi böylesi bir halkoylamasının Anayasaya aykırı olacağı yönünde hukuksal görüş bildirdi sorulması üzerine. Irak’ta da benzer gelişmeler oldu ve İKBY Başkanı Barzani tüm bunlara, ABD’nin “halkoylamasını iptal et” dileğine nasıl karşı çıkabiliyor tek başına?? Salt İsrail desteği yetiyor mu? İsrail ve ABD bu süreçte ters mi düştü birbirine?? Saf olmayalım..

Tavşan kaç, tazı tut politikası değil mi? Ya da kızım sana söylüyorum, gelinim anla..

Bu olay AKP = RTE için sanıldığından çok  daha ciddi bir turnusol kağıdı ve kırılma noktasıdır. AKP = RTE‘nin Barzani’ye kullandığı, karnından seslendirdiği tümceyi önlerine koyalım :

  • Çok ağır bedelleri olur…

Ama biz karnımızdan konuşmuyor, çok isabetli bir siyasal öngörüde bulunuyoruz; olacak budur!

Sevgi ve saygı ile. 23 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Devrim Şehidi Necip Hablemitoğlu’nu 11 Yıl Sonra Gene Anıyoruz

portresi_bir_soz_ile

Devrim Şehidi Necip Hablemitoğlu’nu 11 Yıl Sonra Gene Anıyoruz

Dostlar,

11 uzuuun yıl geçti…
Kanije ve Uyvar yumrukları ve bakışları birer çocuktular..
Onur anıtı eş Doç. Dr. Şengül Hablemitoğlu ise artık orta yaşlı bir kadın..
Profesör oldu ve Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı..

Türkiye AKP’ye teslim edileli 34 gün geçmişti..

3 Kasım 2002 seçimleri sonucunda kurulan 1. AKP hükümeti 14.11.2002’de TBMM’den güvenoyu almıştı.

Abdullah Gül Başbakan idi ve hükümetlerinin 34. gününde, 18 Aralık 2002 akşamının soğuk kış karanlığında bu kanlı cinayet, uluslararası şebekeler ve içerideki alçak işbirlikçilerince pervasızca işlendi.

Haydi AKP olarak hükümette yeni idiler diyelim.. Engelleyemediler diyelim.. Gerçi bunun da kabul edilir yanı yok çünkü Devlet süreklidir..

  • MİT – Genelkurmay Askeri İstihbaratı – Emniyet İstihbarat ve Jandarma İstihbarat..

gibi devasa 4 istihbarat kurumu bulunan ve devlet geleneği olan bir ülkede böylesi bir cinayetin 11 yıldır aynı hükümet iktidarda iken aydınlatılamaması nasıl açıklanabilir? Üstelik ülkenin her hücresine dek nüfuz etmiş bir
AKP iktidarı veriliyken (mevcutken)..

Anayasal – evrensel düşünce özgürlüğümüzü kullanarak olasılıkları sıralarsak suç mu işlemiş oluruz??

– Beceriksizlik, aymazlık
– Şaşkınlık (gaflet)
– Sapkınlık (dalalet)
– İşbirlikçilik – cinayete ortaklık – ihanet ??

Hangisi, hangisi, hangisi, hangisi??

İlki mi; “Beceriksizlik, aymazlık” mı ??

İkincisi mi; “Şaşkınlık (gaflet)” mi ??

Üçüncüsü mü; “Sapkınlık (dalalet)” mi??

Dördüncüsü mü; “İşbirlikçilik – cinayete ortaklık – ihanet” mi ??

Gücünüze gidiyor ve isyan ediyorsanız neden çözmüyorsunuz 11 yıldır??

Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.. Gerisi laf-ı güzaf.. (boş söz!)

Adının ilk sözcüğü “Adalet” olan bir siyasal parti 11 yıldır tek başına iktidar, TSK’nin kozmik odalarına bile düzmece davalarla girilmiş, kendi atadıkları ve yıllarca birlikte çalıştıkları genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarını terörist örgütçü ilan ederek zindanlarda tutsak alan bir siyasal kadro;

Dr. Necip HABLEMİTOĞLU cinayetini çöz(e)miyor!?

Hazır Cemaat – İktidar arası kayıkçı kavgası gündemde iken,
İktidar muhatabına bir gol daha atmak ister mi acaba??

Boş ya da ham hayal kuruyoruz değil mi??

Çözüm ancak halkın yurtsever – devrimci – halkın iktidarında..
Umudumuzu hatta öngörümüzü, elbette diyalektik bağlamda sürdürüyoruz.

Cinayetin ipuçlarını sürdürmek isteyenler, dostumuz – kardeşimiz Dr. Necip Hablemitoğlu’nun yazdıklarına bakmalılar.. Kimdi başlıca 2 muhatap?

Alman vakıfları ve Fetullah Gülen Cemaatı değil miydi??

Bu vakıflardan birinin başı, Ceviz Kabuğu programında Dr. Necip Hablemitoğlu’nun sorularından bunalarak programı terk etmemiş miydi??

Cemaat’ın ipliğini pazara çıkarmamış mıydı Dr. Necip Hablemitoğlu??

Aşağıdaki dosyayı okumak çok ufuk açıcı olacaktır kuşkusuz..

ETKI_AJANLARI_NUFUZ_CASUSLARI_ve_Fethullah_Gulen_raporu

Bu rapordan çarpıcı bir paragraf :

  • Türkiye’nin, AB adaylık kapısında sonsuza kadar beklemesi pahasına ulus-devlet bütünlüğünden ödün veren; uluslararası tahkimi tartışmasız kabul ile çağcıl kapitülasyonların kapısını açan; tam bağımsızlıktan vazgeçmenin Cumhuriyet’e en büyük ihanet olacağını algılayamayan; bölgesel ittifaklara yönelik alternatif politikalar üretmek yerine, sonuçları ne olursa olsun
    AB’ne koşulsuz teslimiyetçiliği yeğleyen;
  • sömürge valisi görünümlü lider ve politikacılardan kurtulmak zorundadır… 

Biz bu dizeleri yazarken, AB ülkelerinin bir bölümüne vizesiz giriş (!?) bağlamında bir seçim öncesi reklam toplantısında Başbakan R.T. Erdoğan, “AB’ye katılım sürecinde bütün çeptırları* cebinde taşıdığını, bizzat izlediğini” söylüyordu. Toplantıda AB, İçişleri Komisyon Başkanınca (diyelim İçişleri Bakanı düzeyinde) temsil ediliyordu ama bizim Başbakan da konuşuyordu uzuuuun uzun.. AB’ye yük olmaya değil yük almaya geliyorlardı!

(* “çeptır”, İngilizce “Chapter” sözcüğünün okunuşu ve rapor – kitapta “bölüm” anlamına geliyor..)

  • Sevgili Necip; gönlümüzdeki tahtta seni taşımayı sürdüreceğiz.

Cinayetin aydınlanması için sana çoook ama çooook mahçubuz..
Cumhuriyetin tüm burçları, tam da senin acı acı uyardığın biçimde
işgal altında.. 

Ama yine de bu lanetli kuşatmayı yaracak ve Yüce ATATÜRK‘ün aydınlığında Türkiye’mizi geleceğe taşımayı sürdüreceğiz..

Sevgi ve saygı ile.
16.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

MİLLİ HUKUKTAN EMPERYAL HUKUKA

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen‘den (Ankara Üniv. Hukuk Fak. Kamu Hukuku) önemli bir irdeleme ulaştı bize.

MİLLİ HUKUKTAN EMPERYAL HUKUKA.. başlıklı. 7 sayfa ve yoğun bir metin.
KüreselleşTİRmeciler yaşamın her alanını mutla olarak denetlemek istiyor.
Konuyu gündeme taşıyan da İstanbul’da önemli bir hukık fakültesinin dekanı imiş. Analaşılan, içerden müttefikler bulmada fazla zorlanmıyorlar.,

Yazı şöyle başlıyor :

portresi

  • “Geçen aylarda İstanbul’un önde gelen hukuk fakültelerinden birisinin dekanı,
    bir yayın organına vermiş olduğu röportajında, artık yeni bir hukuka gereksinme bulunduğunu, eski hukuk ile sorunların çözülemediğini, hayatın değiştiğini artık yeni bir dünyanın gündeme geldiğini, bu yüzden geçmişten gelen eski hukuk ile meselelerin çözülmesinin giderek olanaksız bir hale geldiğini açıkça ifade ederken, Türk kamuoyuna ve yasama organına acilen yeni bir hukuk ortaya koymaları için açıktan çağrıda bulunuyordu. Aynı zamanda bir idare hukuku profesörü olan bu genç dekan, başında bulunduğu hukuk fakültesinin bir vakıf üniversitesinin parçası olduğunu, ayrıca Amerikan üniversiteleri ile birleşme ya da ortaklık ilişkilerine girdiğini unutarak, anayasa ve yasalara aykırı olarak gündeme gelen bu hukuk dışı statüden de kurtulmak istercesine, Türk hukuk sisteminin acilen değiştirilmesiyle düze çıkabileceğini hesaplayarak, yerleşik hukuk düzenine ters düşen ya da aykırı bir yapılanma getiren bu gibi yeni durumların yepyeni bir hukuk sistemi ile aşılabileceği umudu içerisine girdiği görülmektedir. Dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri küresel sermaye adına yeryüzü devletlerini denetimi altına almağa çalışırken, üniversiteler üzerinden de bütün eğitim kurumları küresel emperyalizmin istediği çizgiye getirmeyi hedefliyordu…” 

Makalenin devamına Anıl hoca şunları yazıyor :

  • Son zamanlarda ortaya çıkan arabuluculuk kurumu da gene milli hukukların devre dışı bırakılmasında etkili olan bir yöntemdir. Vatandaşların hak aramak üzere devletin milli hukukunun uygulandığı mahkemelere gitmesini önleyecek arabuluculuk kurumu eski yargıçlar ya da deneyim sahibi eski avukatlara arabulucu rolü vermekte ve tarafların avukata gider gibi arabulucuya gitmesiyle beraber, arabulucunun vereceği karar ile uyuşmazlık çözüme bağlanmaktadır. Arabulucu, bir hakim gbi olayı inceleyecek, araştıracak ve karara bağlayarak tarafların mahkemelere gitmesini önleyecektir. Mahkemelerin yüksek iş potansiyelini azaltmak üzere getirilen arabuluculuk kurumu ile, tıpkı tahkim ve ombudsman kurumlarında olduğu gibi milli hukuk devre dışı bırakılarak emperyal hukukun önü açılmak istenmektedir. Alternatif hukuk yaratma çabaları milli hukukları devre dışı bırakırken, piyasa odaklı küreselleşmenin üç kurumu olarak tahkim, ombudsman ve arabuluculuk öne çıkarılarak emperyal hukuka geçiş gözlerden kaçırılmak istenmektedir. Milli hukuk, uyuşmazlıkları anayasa ve yasalar doğrultusunda ulusal çıkarlara uygun bir çizgide çözüme bağlarken, alternatif hukuk uygulamaları milli hukukların ötesinde piyasa merkezli küresel hukuku emperyal bir doğrultuda dıştan güdümlü olarak devreye sokmaktadır. Bu aşamada uyuşmazlığa sürüklenen taraflar arasında değil ama ulus devletler ile küresel şirketler arasında ciddi bir arabuluculuk uygulamasına gereksinme vardır.”

Ve bağlarken Sn. Prof. Çeçen şu husulara dikkat çekiyor :

  • “Şimdiye kadar milli hukuku ortadan kaldıran yerine piyasa odaklı emperyal hukuku getiren düzenlemelerin arkasındaki sömürgeci zihniyet artık iyice anlaşılmıştır. Bu yüzden bütün dünya devletlerinde küresel sermayeye karşı tepkiler ve karşı koyma hareketleri yükselmektedir. Önümüzdeki dönemde halk kitleleri kazanılmış haklarını koruyabilmek üzere öne çıkacak,
    ulus devletler de ellerinden alınmış olan ekonomilerini yeniden ele geçirerek ülkelerinin ulusal çıkarları doğrultusunda yeniden milli hukuku geçerli kılabilmek üzere harekete geçeceklerdir. 
  • Aksi takdirde büyük yıkımlar ve iflaslar gündeme gelebilir ve
    dünya sistemi çökebilir. 
  • Milli hukukun yeniden uygulanmasıyla çöküşler önlenebilecek ve emperyalizm sona erecektir.”

Tüm önemli metni okumak için erişkeyi (linki) tıklamalısınız..

Milli_Hukuktan_Emperyal_Hukuka

Sevgi ve saygı ile.
27.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net