Etiket arşivi: cari açık

Akaryakıt zamları “Nas” inadının bize hediyesi

Şahin FıratŞAHİN FIRAT

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Geçen hafta ayçiçeği yağını yazmıştım, bu hafta da fiyatı
arttığında her şeyin fiyatını etkileyen akaryakıt zamlarını…

Eylül 2021’de Cumhurbaşkanının “Faiz Sebep, Enflasyon Sonuç” tezinin hayata geçirilmesi için eylül ayı Merkez Bankası Para Piyasası Kurulu toplantısında düşürülmeye başlayan politika faizi ile bugün yaşadıklarımızın fitili ateşlendi. Bugün ekonomi ve hayat pahalılığı anlamında başımıza ne geldiyse ‘Ben ekonomistim’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “NAS ve bu da benim tezim” dediği faiz-enflasyon söylemiydi.

Yaklaşık dört, dört buçuk ay görevde kalan, Kasım 2020’de göreve gelen Merkez Bankası önceki başkanı Naci Ağbal göreve gelir gelmez cumhurbaşkanının tezinin aksine reel ekonomi bilimine uygun kararlar alarak ve kısa sürede politika faizini %10’lardan %19’a çıkartarak negatif faiz oluşmaması için enflasyon ile faizin arasındaki makası kapatarak fiyat istikrarı sağlamaya çalıştı. Oldu da… Döviz kuru geri geldi piyasaya hem içerde hem de dışarıda güven duyulmaya başlandı. Bu reel ekonomiye uygun eylemler cumhurbaşkanının tezine aykırı idi ve nitekim tek adam yönetiminin gereği yapılarak Naci Ağbal 20 Mart 2021’de görevden alındı ve yerine o dönemde bir gazetede verdiği açıklama ile faiz artırımı yönünde yalakalık yapan, önce manşet enflasyoncu, sonra çekirdekçi akabinde de (ardından da) fiyat istikrarı ve döviz kurunu umursamayarak cari açığı kapatma peşinde koşan Şahap Kavcıoğlu geldi.

Reel faiz enflasyonun altında kaldığında manşet enflasyondan vazgeçerek çekirdek enflasyonu baz alan çekirdekçi Şahap, korkudan ve koltuğundan olmamak için eylül ayına kadar faize dokunamadı. Tarih 23 Eylül’e geldiğinde Merkez Bankası, cumhurbaşkanının söylemlerine dayanamayarak ve ekonomi bilimine aykırı olarak tüm dünya faiz artırırken faizi düşürdüler. İşte bu anda film koptu. Ağustos 2021’e gelene kadar faiz ve enflasyon kardeş kardeş gidiyordu, bazen enflasyon bazen de faiz aşağıda veya yukarıda oluyordu, geçmişte de benzer görünüm vardı. Fakat eylülden aralık ayına doğru, %19 olan politika faizi %14’e kadar düşürüldü ve enflasyon faiz makası giderek açıldı. Şubat 2022’ye gelindiğinde inatla tutulan politika faizi %14 iken TUİK resmi enflasyonu %54,44 oldu. Bu makas aralığı, getirisi olmayan liradan uzaklaştırarak döviz kurunu patlattı. Eylülde 8,32 TL olan Dolar kuru 20 aralıkta 18 lirayı geçti! Üç ayda kademe kademe 2 katından daha fazlaya yükselen döviz, cumhurbaşkanı için yaratılan bir kahramanlık hikayesi ile 3-5 saatte 11 liralara geldi. Hatta 2 gün içinde 23 Eylül’de Dolar 10,78 lirayı gördü. Ama kimse, cumhurbaşkanı doları 8,32 liradan 14 liraya düşürdü diyemedi. (Kinaye)

Yukarıda anlattığım yaşanan süreç önemli olduğu için hatırlatma gereği duydum. Biz ülke olarak petrol ürünlerinin %93,6’sını ithal ediyoruz. İthal ederken de döviz ödüyoruz, bu yüzden döviz kuru fiyatlarının akaryakıt fiyatları üzerinde çok büyük etkisi var. Kısaca şöyle diyelim: Eylülde Dolar 8,32 lira, 1 litre motorin 7,25 lira ve brent petrolün varili 80 Dolar idi. Bir litre motorin 0,87 cent dolayındaydı. Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan düşük yoğunluklu savaş nedeni ile petrolün varili 139 Dolara kadar çıktı. Rusya ve ABD’nin 303 milyar varil petrol ile dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Venezüella ile politikalarda yumuşama, petrolün varilini 110 Dolara düşürdü. Savaşta yaşanan uzlaşma çabaları ile de 1 varil petrol 100 Doların altına indi.

Ülkemizde yaşananlara gelince: Benzin ve motorin fiyatları petroldeki artış nedeniyle 7 gün içinde üst üste 7 kez zamlanmış ve litre fiyatı 22 liranın üstüne çıkmıştı. Brent petrolün fiyatının rekor düzeylerden 98 dolara düşmesi ile birlikte benzin ve motorin fiyatlarına üç günde 3’üncü indirim yapılarak motorin 17 Mart 2022’de 18,82 liraya geriledi. Şimdi Eylül 2021 fiyatları ile kıyasladığımızda, varili 80 Dolar olan petrol bugün 98 Dolar ve %18,6 oranında artmış. Yine eylülde 0,87 cent olan motorinin litresi 1,03 Dolara denk gelecekti. Kısaca, adına ‘NAS’ ya da ‘çok kötü ekonomi yönetimi’ deyin, eylülde başlayan ve peş peşe 3 ay faiz düşürmeleri, reel ekonomi ile inatlaşma olmasaydı ve Dolar önce 18 liraya ve akabinde (ardından) bugün 14,65 liraya gitmeseydi, biz bugün motorini 8 lira 60 kuruşa alacaktık. (Eylül Dolar kuru 8,32 lira x 1,03 Dolar=8,56 lira). Yine bugünün Dolar rakamları ile hesaplayacak olursak, motorin 15,09 lira olması gerekirken (Dolar kuru 14,65 x Brent petrol fiyat artışından kaynaklanan 1,03 Dolar = 15,09 lira) 3 indirim sonrası motorin 18,82 lira, yani devlet motorini 3 lira 73 kuruş daha pahalıya satıyor, kısaca indirimin zaman yitirmeden yapılması gerek.

Yukarıda yaptığım hesaplama faiz düşürülmesi öncesi Eylül 2021 oranlarına göre yapıldı. Peki bu benzin, motorin, doğalgaz fiyatları nasıl belirleniyor? Açıklayalım: Dünyada birkaç akaryakıt borsası var, Türkiye Akdeniz havzası için İtalya’daki Genova Petrol Borsası’nı referans değer olarak alıyor, gece saat 22:00’de bu borsada Türkiye için açıklanan değer, ertesi gün saat 15:00’te Merkez Bankamızın döviz kuru ile çarpılarak elde edilen tutara dağıtıcı ve bayi karı, ÖTV ve KDV eklenerek tüketici fiyatına ulaşılıyor. Aradaki fark zam veya indirim olarak gece yarısından itibaren (başlanarak) uygulamaya konuyor. Yani, bugün belirlenen fiyat 18 Mart’ı 19 Mart’a bağlayan gece yarısı geçerli oluyor. Bu nedenle EPDK ve EPGİS’in fiyatlar üzerinde bir etkisi olmadığı ifade ediliyor.

Dünyada varil petrolün fiyatını OPEC, arz düzenlemeleri ile yani üretimi artırarak veya azaltarak belirliyor. 2008 krizinde petrolün varili 165 Dolara çıkmıştı, 2020 nisan ayında ise varili 18 Dolara kadar düşmüştü, hatta -37 Dolarları da gördü, stoklama kapasitesi yüzünden petrolü verip üstüne de alana ödeme yapılıyordu. Motorin fiyatlarının benzini geçmesi, motorin üreten rafinerilerin çoğunlukla Rusya’da olması ve savaş durumu nedeni ile oldu.

Sonuç olarak; Türkiye fiyat belirlerken İtalya’daki borsayı referans değer alıyor, sanki petrol İtalya’da işleniyor ve rafine ediliyormuş gibi fiyatı orası belirliyor. Oysa petrolü biz komşularımızdan alıyor, TÜPRAŞ vs… gibi tesislerimizde işliyor ve rafine ediyoruz. Bu açıdan bakınca da devletin buradan çok büyük kazancı oluşuyor. Bu fiyatlamaya vatandaşımız lehine bir çözüm bulunması zorunludur. Diğer taraftan (öte yandan) üretim ve lojistik amaçlı kullanılan akaryakıtın özel tüketim vergisi mi olur? Tarlasını süren çiftçinin kullandığı traktör için aldığı motorin özel tüketim mi?

Bunların da kaldırılması zorunlu duruma gelmiştir.
==============================================
Dostlar,

Sitemizde daha önce yayınladığımız, bu konu ile çok bağlantılı bir yazı “Akaryakıt zamları haksız kazanç kapısı” başlıklı. Sn. Prof. Duran Bülbül’ün irdelemesine göre akaryakıt üzerinde %42 oranında vergi var; ÖTV ve KDV olarak. Örn. 1 Lt mazot pompada 10 TL’ye satılabilecek ise, üzerine 4,20 TL bu 2 vergi katlamalı ekleniyor ve 14,20 TL’ye satılıyor.. (Akaryakıt zamları haksız kazanç kapısı | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc).

  • Önce ÖTV ekleniyor, bu tutara KDV eklenerek vergiden de vergi alınıyor!

Hazine gelirleri içinde çok önemli bir kalem tutuyor bu anormal yüksek ve ve acımasız dolaylı vergi rejimi. İğneden ipliğe her ürünün fiyatına yansıyor ve fiyatlar genel düzeyini yükselterek enflasyonist baskı doğuruyor.

Bir vergilendirme rejimi hem “dolaylı” olması yüzünden satın alma güçlerinden bağımsız olarak herkese “aynı” düzeyde yük getirerek çok adaletsiz, yoksullaştırıcı, gelir dağılımını bozucu ve de vergi genel kuramı bağlamında fahiş ve akıl dışı (irrasyonel !) olabilir mi??!!

Devr-i AKP‘de oluyor. Hem de Ukrayna – Rusya çatışmasını gerekçe (bahane) kılıp 1 hafta boyunca her gün anormal oranlarda fiyat artırılabiliyor. Çünkü bütçenin dikiş tutar yanı yok! Temel gıda ürünlerinde %8’den %1’e çekilen KDV’nin acısı (telafisi!) çokça (fazlasıyla) çıkarılmış oldu böylece.

  • Anayasa md. 73 aşağıda :VI. Vergi ödevi
    Madde 73 – Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle
    yükümlüdür.
    Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
    Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
    …………..

Anayasanın muradına ve sözüne aykırı bir vergilendirme rejimi halka dayatılmakta…
AKP iktidarında Devlet, halkın sırtında sopalı tahsildara dönüştürülerek yandaşlar varsıl kılındı. Devlet gelirleri yağmalandı, talan edildi, aşırı borçlanma ve israf sürdürüldü; açıkça ilan edilmemiş br moratoryum (iflas) eşiğine sürüklendik… Tüm rastalntısal ya da iktidar sahiplerinin zeka fukaralığı donucu değil; istendik! Kurgulu!

Nasıl mı??

– Yığınları acımasız yoksullukla teslim alarak – adeta felç ederek tevekküle itmek…
– Devlet değil, hatta hükümet de değil, Partyi = AKP eliyle yarımlar sunup buna bağımlı kılmak
– “Biz gidersek” yardım da alamazsınız sömürüsü..
– İnsanları yoksullaştırıp yaşamı bütünüyle kısırlaştırarak yığınları de-politize etmek
– ….

Bir de, Ekonomist olduğunu savlayan TEK ADAM‘ın “nas” dayatması (!?) (takıntı ya da inanç asla değil; tümüyle politik araç, dini iğrenç siyasetlerine vahşice alet etme..

Bu yepyeni, evrensel (!), tüm iktisat kuramlarını çöpe atan (!!), dahice İktisat Kuramı var başımızda.. NOBEL’li iktisatçılar günah çıkarmakta : Biz yanıldık, Mr. Erdogan haklı!!??

“Faiz neden, enflasyon sonuç..” (??!!)

  • Türkiye / Türk halkı, ne halt etti de başına bunca ağır ve ardışık musibet geldi; bir an önce aynaya bakarak yüzleşmek ve derdine derman bulmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 23 Mart 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

Cari açığın asıl sebebi ne?

Barış Doster

Barış Doster
Cumhuriyet, 12 Şubat 2022
Son Yazısı / Tüm Yazıları

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cari açığın asıl sebebi ne?

Merkez Bankası; geçen yılın aralık ayına ilişkin ödemeler dengesi istatistiklerini açıkladı. Buna göre cari denge, aralık ayında 3.84 milyar dolar açık verdi. Son 1.5 yılın en yüksek aylık cari açığı oluştu. Hazine ve Maliye Bakanı’nın, Londra’daki finans çevreleriyle yaptığı toplantının asıl amacını açıklıyor aynı zamanda bu cari açık. Türkiye; yine, yeniden, bir kez daha dışarıdan kaynak arıyor, borç arıyor.

  • Elde avuçta kalan son kamu mallarını da satarak, yok pahasına elden çıkararak, para bulmaya çalışıyor.  

Peki, izlenen bu ekonomi modelinin başarı şansı var mı? Yok. Olsaydı, şimdiye kadar olurdu zaten. Dahası var. İzlenen ekonomi modelinin ısrarla yerli ve milli olduğunu öne süren iktidar; Katar’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden umduğunu bulamamış olmalı ki, bir kez daha Londra’nın finans çevrelerinde para arıyor. Bu görüşmeden sonuç çıkar mı? Çıkmaz.

Çünkü Türk ekonomisinin yapısal sorunları var :

  • Üretemiyor!
  • -Yüksek faiz, yüksek döviz kuru, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yüksek dış borç, yüksek cari açık sarmalını aşamıyor.
  • O yüzden, önünde hiçbir siyasal, hukuksal, ulusal, toplumsal, kamusal, örgütsel engel istemeyen finans kapital, çokuluslu şirketler, yabancı sermaye çevreleri, Türkiye gibi, dış kaynak bağımlısı olan ülkelere çok ağır koşulları dayatıyorlar. 
  • Gittikleri ülkede risk almayı, rekabet etmeyi, yasalara uymayı, doğayı ve çevreyi gözetmeyi, sendikal örgütlülüğün önünü açmayı değil, kısa sürede, en risksiz yoldan, büyük kazanç elde etmeyi istiyorlar.
  • Onların gündeminde istihdam yaratmak, o ülkenin kalkınmasına yardımcı olmak değil, o ülkeyi olabildiğince sömürmek, kaynaklarına el koymak, kamusal varlıklarını ucuza kapatmak var çünkü.  

ENERJİYİ ÖZELLEŞTİRMENİN BEDELİ

Yüksek elektrik ve doğalgaz faturalarının halkın belini büktüğü ülkemizde, cari açığın en büyük sebebinin, enerji ithalatından kaynaklandığını bilmiyor mu yurttaşlarınız? Biliyorlar. Durum buyken mevcut iktidar ve öncekiler, her konuda olduğu gibi, enerji konusunda da niçin bu kadar hararetle savundular özelleştirmeleri? Enerji sektöründe küresel ölçekte söz sahibi olan dev şirketlerin gücünü görmüyor mu siyasetçilerimiz, bürokratlarımız? Görüyorlar. Petrol ve doğalgazda dış kaynak bağımlısı olmamızın, diğer yönleri yanında, dış politika ve ulusal güvenlikte ne tür zaaflar doğurduğundan haberleri yok mu? Var elbette.

Şunu da unutmayalım                              :

Çokuluslu şirketler; kendilerine ayak bağı olarak gördükleri ulusal yargıyı, uluslararası tahkimle devre dışı bıraktılar büyük ölçüde.

Siyasi partiler de çokuluslu sermayenin işini kolaylaştıran, onlar için ve onlar adına alan temizliği yapan, onların çıkarlarını gözeten örgütlere dönüştüler, özellikle de küreselleşme süreciyle birlikte.

  • Neo liberalizm bunun ekonomi politiği, uluslararası tahkim bunun hukuki çerçevesidir.
  • IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi yapılar bunun ekonomik organları, NATO ise bu düzenin jandarması, işgal ve saldırı aygıtıdır.

O nedenle cari açık sorunumuz yapısaldır. Üstelik sadece ekonomik de değildir; politik, ideolojik yönleri de vardır.
================================

Dostlar,

Bizim katkılarımız şöyle :

* Enerji Bakanı Fatih Dönmez, Türkiye’nin 2021 yılı toplam enerji dışalımı (ithalatı) faturasının 55 milyar $’ı bulacağını söyledi. (28.12.2021, Dönmez: 2021 yılı enerji ithalat faturası 55 milyar doları bulur)
* 2021 yılı toplam cari açığı henüz yayınlanmadı ama 40 milyar $ altında kalmaz kanımızca.
2020 yılında cari açık 36,7 milyar $ olarak gerçekleşti. (https://www.bloomberght.com/cari-acikta-2020-tablosu-2274513)
Dolayısıyla cari açıkta temel kalem enerji dışalımı. Doğalgazda %99, akaryakıtta %92 düzeyinde dışalıma bağımlı Türkiye. Toplu taşıma, demiryolu – deniz yolu yok karayolu var.. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım çok yetersiz, enerji tasarrufu yetersiz, kayıp-kaçaklar önlenemiyor..
* 2022 bütçesi : Bütçe gelirleri 1,472 Tr TL. Açık 278,3 milyar, faiz 240,4 milyar TL; her 6 TL bütçe gelirinin 1 TL’si borç faizine gidecek (%16,3!). Faize karşı RTE, “nas edebiyatı” yapıyor.
* 2022 bütçesi, tek başına iktidar gücüyle AKP’nin yaptığı 20. ardışık bütçe. Bütçede faiz oranı 2010 yılında da %16,4 idi. Neden azaltıl(a)mıyor?? Üstelik 2022 bütçesi ağırlıklı Dolar kuru 9,37 TL üzerinden hesaplandı! Daha baştan tüm hesaplar boşuna. Ek bütçe zorunlu, Hazine tem takır!!
* Bütçe açığı, cari açık ve dış ticaret açığı “Bermuda şeytan üçgeni” benzeri Ulusal Ekonomiyi kuşatmış durumda ve sorun açıkça “yapısal”!

Dolayısıyla; Prof. Barış Doster meslektaşımıza (ikimiz de Siyaset bilimciyiz!) kritik ek :

  • AKP, 3 Kasım 2002’de iktidarı devralmış ve tek başına iktidarının 20. yılında Türkiye’yi apaçık bir iflasa (moratoryuma!) sürüklemiştir!
  • Tüm ulusal varlıklar haraç – mezat satılmıştır, satılmaktadır, ulusal bağımsızlık kalmamış gibidir.
  • Tüm bunlar rastlantısal ya da beceriksizlik ürünü asla olamaz!
  • O zaman geriye hangi olasılık kalıyor ve T.C. bu yıkımı nasıl durdurur??

Sevgi, saygı ve KAYGI ile.13 Şubat 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Nas saçmalığı

Cumhuriyet, 29.11.2021

 

AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın, faizlerin yükseltilmeyeceğini açıklarken bunu dini bir söyleme dayandırması, “nas” olarak da adlandırılan mutlak dini bir hükümden söz etmesi, anayasadaki laiklik ilkesinin ihlalidir.

  • Anayasanın 24. maddesinde “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri, istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” ifadesi yer alır.
Erdoğan, faiz kararını gerekçelendirirken din kurallarına ve Kuran’a göre bir karar aldığını ilan etmiştir!

***
Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunların bir nedeni de AKP hükümetinin teokrasi ve monarşi sevdasıdır.

Türkiye, siyasetin ekonomiyi belirlediği bir aşamadadır. Yasama, Yürütme, Yargı arasındaki güçler ayrılığı, düşünce, ifade, yayın, örgütlenme özgürlüğü ve laiklik yeniden
tahsis edilmeden, ekonomik krizin sona ermesi olanaksızdır.

Türkiye’nin genel ekonomik ve sosyal adalet sorununun çözülmesi için bunlardan fazlasının yapılması gerekse de, mevcut ekonomik krizin içinden çıkılması için alınması gereken asgari önlem budur.

  • Şeriatçılık, köktendincilik, İslamcılık, dincilik demokratik ortamı zehirlediği gibi; demokrasinin yerine teokrasiyi getirdiği gibi, ekonomik çöküşü de beraberinde getirmektedir.

Merkez Bankası başkanının veya ekonomiden sorumlu bakanların değişip değişmemesi hiçbir anlam ifade etmemektedir. Türkiye’de teokratik bir monarşi kurmak isteyen Erdoğan’ın kişisel iktidarı sona ermeden, Türkiye’nin ekonomik krizden kurtulması olanaksızdır. Mutlak olan bir hüküm varsa o da bu hükümdür.

Çünkü bu, dinlerin değil, siyaset biliminin ve Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gerçekliklerinin zorunlu kıldığı bir durumdur.

  • Dinlerin buyurduğu hiçbir şey mutlak değildir; aksine tartışmalı, öznel ve kişiseldir.

Tartışmalı, öznel ve kişisel bir inancın anayasaya aykırı bir biçimde toplumun, siyasetin, ekonominin tamamına dayatılması durumunda, siyasi ve ekonomik bir krizin çıkması kaçınılmazdır. Tarihte bunun aksini kanıtlayan hiçbir örnek bulunmamaktadır.
***
Öte yanda Türkiye’nin ekonomik sorunlarının çözülmesini tek başına faizlerin inip çıkmasına bağlamak da büyük bir hatadır. Tarım, sanayi, teknoloji alanlarında üretimin yapılmadığı bir ortamda cari açık da kapatılamaz, enflasyon da indirilemez, büyüme hızı da artmaz, dış ve iç borçlanma da sona ermez, Türk Lirası da değer kazanmaz.

Üretmeyen bir ülke yurtdışına ihracat yapamayacağı gibi, yurtiçinde gerçek ve somut karşılığı olan bir ekonomiyi de yaratamaz. Üretimin olmadığı bir ülkedeki parasal akış ve alışveriş, hizmet sektörü dışarda tutulacak olursa, kredi borçlanmasına ve/veya karaparaya dayanır.

Öte yanda 80 (AS: 85 + 5!)  milyonluk bir ülkenin yalnızca turizm ve bankacılık gibi hizmet sektörünün unsurlarıyla ayakta kalması olanaklı değildir. Türkiye’nin tarım, sanayi ve teknoloji alanındaki yatırım ve üretim sorununu çözmesi, ekonomik kalkınma için zorunludur.

Bu bağlamda hem kamu sektörüne hem de özel sektöre büyük sorumluluk düşmektedir. Ancak devletin bu yaşamsal sorunu salt özel sektörün tercihine bırakmaması, kamucu ve devletçi bir anlayışla, 1920’lerde ve 1930’larda olduğu gibi, buna öncülük etmesi gerekmektedir.
***
Şu anda devletin kaynakları büyük ölçüde tüketildiği için, bunu sağlamak ancak bütçe giderlerindeki öncelikleri değiştirmekle olanaklıdır. Yolsuzlukların önlenmesiyle bu kaynak tek başına sağlanamaz.

Sağlık ve eğitim bütçeleri hariç (AS dışarıda) tutularak devletin tüm kurumlarının bütçeleri bu doğrultuda yeniden tasarlanmalıdır, % 50’lere dek varan kısıntılara gidilerek tarım, sanayi ve teknoloji üretimine yönelik yatırımlar gerçekleştirilmelidir.

  • Ancak öncelikle, en kısa sürede erken seçime gidilmelidir!

Prof. Dr. Korkut Boratav; HAYAL DÜNYASINDALAR

Prof. Dr. Korkut Boratav, AKP iktidarının ekonomi ve döviz kuru hedeflerini yorumladı: HAYAL DÜNYASINDALAR

YEP’in 2023’te doları 8.02 TL’de tutma öngörüsünün bugünden çöktüğünü belirten Boratav, “hem büyüyelim hem cari fazla verelim” hedefinin de desteksiz olduğunu belirtti.

31 Ekim 2020 Cumhuriyet

Prof. Dr. Korkut Boratav, AKP iktidarının ekonomi ve döviz kuru hedeflerini yorumladıİktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, 2021-2023 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Programı (YEP) hedeflerini değerlendirerek “desteksiz atışları” kimsenin ciddiye almadığını ifade etti. Boratav, şu vurguları yaptı:

– Bugün ekonomiyi yöneten belge haline gelen YEP’in en kritik noktası büyümedir. Bu hedef tutmazsa bütün sistem çöker. Çünkü genellikle bütün değişkenler milli gelire oranla verilir.

– Ortalama Dolar kuru hedefi tutmazsa, daha hızlı artarsa Dolarlı milli gelir dramatik şekilde düşecek. Hele bir de sabit fiyatlı TL küçülmesi ile birleşirse tam dramatik bir tablo olur.

– YEP’e göre bu yıl için ortalama Dolar kuru 6.91 TL ama Cumhuriyetin 97. yılını kutlarken oldu 8.30 TL. Önümüzde 2 ay var. 6.91’i tutturmak mümkün değil. Dolarlı milli gelirdeki bütün öngörü de çökecek.

Talimat mı var?

– 2023 için ortalama Dolar tahmini ise 8.02 TL. Daha bu yılın kurunu tutturamayan YEP, 2023’te kuru 8.02 TL’ye nasıl indirecek? Böyle bir hayalperest öngörü olsa olsa olağandışı sermaye girişleri ile olabilir.

– Uluslararası kurumların ortalamasına göre, Türkiye bu yıl %4.7 küçülecek. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Türkiye’ye bunu yakıştıramıyor. %0.3 büyüme diyor.

– Peki, TÜİK güvenilir mi? 2. çeyrekte %9.9 küçülme hesaplamışlarsa şöyle bir şüphe doğuyor: Sayın bakan “aman iki haneli olmasın” diye talimat mı vermiş? Çünkü tek haneye indirmenin yolu 9.9’dur.

– Sonraki yılların milli gelir hesaplarına bakarken şöyle bir tahminim var: Bakan %5’i çok seviyor. Üç tane YEP yapıldı her birinde sonraki iki yıl değişmez şekilde %5 büyüme oldu.

– Bu sevgi nereden geliyor? İstihdam ve milli gelir bağlantılarını hesaplayan çok sayıda araştırma şu tespiti yapıyor ki ekonomi %5 büyümenin altına inerse işsizlik artar.

– Ayrıca Albayrak’ın örtülü bir tutkusu var: Ekonomi hem büyüsün hem cari açık yok olsun.

HADİ KOLAY GELE!

– Ayrıca bunu birleştirecek temel makro değişkenler nedir? Hiçbir açıklama yok. Sadece boş ifadeler var. Yerli ve milli üretim artırılacak. Nasıl artırılacak?

– Türkiye AB ile imzaladığı gümrük anlaşmasından yani ortak gümrük tarifesinden vazgeçerek ithal ikamesine mi dönecek? Doları ucuzlatıyorsun o zaman ihracat nasıl artacak? Bunların yanıtı yok.

– Bizim YEP’ler adeta şunu diyor: Ali Babacan’ın yaptığı işi yapacağım. 2015’e kadar ekonomiyi yöneten anlayış yüksek sermaye girişleridir. Ucuzlayan dolar, değerlenen TL. Dolar cinsinden milli gelir artıyor ancak cari işlem açığı da artıyor. “Ben bir mucize yapacağım” özlemi içinde Bakan. “Bu değişkenleri gerçekleştireceğim ama cari açığı da yok edeceğim.”

– 2023 hedefi şudur: Dolar ortalama 8 liraya düşmüş, milli gelir %5 büyüyor, cari işlemler dengesi de yavaş yavaş azalarak artıya dönüyor. Türkiye’nin Dolarlı milli geliri de 875 milyar Dolara ulaşıyor. Hadi kolay gele. YEP şu anda kadüktür. Zaten kimsenin de umurunda değil. Desteksiz atışlar, Türkiye ekonomisini temsil eden, iş dünyasını temsil eden söylemler, kimsenin ciddiye almadığı ifadeler olarak geçip gidiyor.

Ekonomik tablo ve beklentiler ağırlaşıyor

Ekonomik tablo ve beklentiler ağırlaşıyor

Erdal Sağlam
Cumhuriyet, 16 Mayıs 2020

Mart ve nisan aylarına ilişkin veriler geldikçe, ekonomik tablonun giderek ağırlaştığı da somut olarak görülmeye başladı. Bununla birlikte beklentilerin de hızla bozulduğu, salgın nedeniyle 2020’nin tümüne ilişkin umutların azalmaya başladığı da gözleniyor.

Ekonomi çevreleri, diğer ülkelere kıyasla salgından etkilenenlere Türkiye’de daha az maddi yardım verildiğini hatırlatarak gelen bütçe verilerinin buna rağmen ciddi bozulmaya işaret ettiği görüşündeler. Salgından çıkış programlarının devreye sokulduğunu ama hazirandan itibaren hemen toparlanmaya geçişin zor gözüktüğünü kaydeden aynı çevreler, yılın ikinci yarısında da salgın için ek yardımların gündeme gelebileceğinin altını çiziyorlar. Salgında ikinci bir dalga gelmese bile krizin faturasının ortaya çıkmasıyla birlikte, birkaç ay sonra yeni yardımlara olan ihtiyacın daha somut gözükeceği görüşündeler.

Bu arada özellikle işsizlik oranlarında henüz salgın etkisinin görülmediği, kısa çalışma ödeneği gibi ara çözümler nedeniyle, ilk 6 ayda işsizlik oranlarının fazla artmayacağı görüşü hâkim. Bununla birlikte hazirandan sonra bu imkânların ortadan kalkmasıyla, canlanmanın derecesine bağlı olarak, resmi işsizlik sayılarının ikinci yarıda artması bekleniyor. Bu unsurun, talebin canlanması ve toparlanmanın başlamasına da olumsuz etki yapacağını kaydeden ekonomi çevreleri, “hem salgın nedeniyle talepte çekimserlik, talep ertelemesine devam gibi eğilimler görülebilir hem de gelirlerin azalmasına bağlı talebin artması zorlaşabilir” diyorlar. Bunun da toparlanmanın gecikmesine yol açması kaçınılmaz olacak.

İç talepte salgından çıkışta ancak kademeli bir artış olabileceği, bunun da 2020 yılının sonuna kadar sürebileceği tahminlerini yapanlar çoğunlukta. Hatta bazı sektörlerde ancak 2022 yılında normale dönüş olabileceğini söyleyenler var.

İç talepteki bu beklentilere karşılık dış talebin çabuk toparlanması da pek beklenmiyor. Örneğin tekstil gibi sektörlerde Avrupa’da normalleşme başladığında ellerindeki stokların önce eritileceği, yeni siparişlerin daha sonra verilebileceği belirtiliyor. Bu arada dün açıklanan AB’nin resmi tahminlerine göre bölgenin, yılın ilk çeyreğinde %3.8 oranında küçüldüğü açıklandı. Dolayısıyla Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan AB’ye satışların açılmasının da zaman alacağı, zorunlu mallar dışında bekleme eğiliminin hâkim olmasından korkulduğu görülüyor.

Üretimde büyük düşüş

Geçen hafta yayımlanan mart ayı sanayi üretim endeksine göre, üretim %7.2 oranında düştü. İş çevreleri, mart ayının büyük bölümünde üretimin devam ettiğini, dolayısıyla asıl olarak nisan ayı verisinin daha büyük bir daralmaya işaret edeceği görüşündeler. Bununla birlikte sanayi üretiminin yanında hizmetler sektöründe çok daha büyük daralmalar yaşanacağı tahmin ediliyor. Yani mart ayının dahil olduğu ilk çeyrek büyümesinin, ocak ve şubat ayı artışlarına rağmen, sıfıra yakın bir oranda gelmesi bekleniyor. Asıl düşüşün ise ikinci çeyrekte görüleceği, daha sonraki toparlanma eğiliminin tüm yılın büyüme rakamında etkili olacağı gözüküyor.

Merkez Bankası’nın dün açıklanan mayıs ayı beklenti anketine göre, bu yılın tümünde beklenen ekonomik daralma %1.3 düzeyine çıktı. Bir önceki ankette bu oran %0.6 daralma idi. Önümüzdeki dönem ekonomide küçülme tahminlerinin daha da artabileceği belirtiliyor.

Merkez Bankası beklenti anketine göre, yıl sonu enflasyon tahmini %9.38’e indi. Yine $ kuru olarak da 7.01 TL’lik bir ortalama tahmin yer aldı. Özellikle kurla ilgili tahminlerin önümüzdeki aylarda artması beklenirken, ikinci yarıda kurların fiyatlara etkisinin görülmesi halinde, enflasyon tahminlerinin yükselmesi de kaçınılmaz olabilir.

Beklenti anketi bize bozulma beklentilerinin arttığını ama salgından çıkışın etkisinin henüz beklentilere tam olarak yansımadığını gösteriyor.

Bununla birlikte aylık cari açık rakamının 4.9 milyar $’a çıktığı, önümüzdeki dönem bunun azabileceği ama dış borç geri ödemelerine ek, cari açık finansmanı için de ek döviz talebinin ortaya çıkmasının sürpriz olmayacağı söylenebilir. Sadece son bir haftada yabancıların 1 milyar doların üzerinde tahvil ve hisse senedi satarak çıktıkları, zaten net rezervlerin eksiye döndüğü, swapla ilgili umutların giderek kaybolduğu göz önüne alındığında, dış kaynak ihtiyacının ne kadar acil hale geldiği de bir kez daha ortaya çıkıyor.

Salgının etkisiyle ilgili gelen ilk veriler bariz kötüleşmeyi gösteriyor ama bu tablonun daha da ağırlaşması bence kaçınılmaz olacak. Hep söylediğimiz gibi, çok daha kapsamlı çözümlere, yönetim anlayışının değişmesine ihtiyaç var.