Bitmeyen senfoni

Bitmeyen senfoni

Suha Umar
Emekli Büyükelçi

Yunan dostlarımız âlem adamlardır. İki yüz yıldır, ikide bir kabaran iştahlarının ve onları kışkırtan Batılı ağabeylerinin etkisinde kalıp Türk topraklarına göz dikerler. Sonra da dımdızlak ortada bırakılıp bir güzel sopa yerler. Bu bitmeyen bir senfonidir. Hal böyle iken bir de dayılanırlar ki sormayın!

Bir şeyler yapmalıydık

1990’lı yılların ilk yarısı idi. Yunanistan, uluslararası antlaşmalara göre askerden ve silahtan arındırılmış olan Ege Adaları’na (12 Adalar) yıllardır silah ve asker yığmaya devam ediyordu. Nedense pek sesimiz çıkmıyordu. O tarihlerde Dışişleri Bakanlığı, Milletlerarası Güvenlik ve Silahsızlanma Genel Müdür Yardımcısı idim ve Yunanistan’ın bu densizliğine fena halde içerliyordum. Benim gibi duruma canı sıkılan Denizcilik, Havacılık Genel Müdür Yardımcısı arkadaşım Ahmet Banguoğlu ile kafa kafaya vermiş ve Yunanistan’ın antlaşmaları açıkça ihlal eden bu tutumunu NATO’ya taşımaya karar vermiştik. Zamanın Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’in, “Tamam Süha, ama basına sızmasın” koşullu onayı ile konuyu, üye ülkelerin başkentlerinden gelen özel temsilcilerden oluşan, NATO Üst Düzey Çalışma Grubu’na(1) götürmüştüm.

‘Erkekseniz gelin alın’

İlk toplantıda hazırlıksız yakalanan Yunan temsilci belli ki ikinci toplantıya, toplantı sonunda Atina’ya çekeceği şifreli telgrafını bile önceden hazırlayıp gelmişti.

Görüşmelerin bir aşamasında söz alıp “şimdi söyleyeceklerim Türk meslektaşım için Yunancadır(2) dedikten sonra, “Molon lave”(3) dedi ve afili bir tavırla mikrofonunu kapatıp arkasına yaslandı. Bu sözcükler belli ki onun Atina’ya göndereceği telgrafın şu son paragrafını oluşturuyordu: “Türk şunu, şunu dedi. Ben, ‘erkekseniz gelin alın’ dedim. Yanıt veremedi.”

Paragraf değiştiren yanıt

Diğer temsilciler, “Ne oluyor? Ne dedi?” dercesine birbirlerine bakarlarken söz aldım ve “Yunan meslektaşımın söyledikleri benim anlayamayacağım sözler değildir. Biz bu sözleri en son 1974 yılında Girne Dağları’nın üzerinde görmüştük” dedim ve mikrofonu kapattım. Kimse yine bir şey anlamamıştı ama herhalde Yunan meslektaşım telgrafının son paragrafını değiştirmek zorunda kalacaktı.

Bunlar nereden mi aklıma geldi? İnanmayacaksınız ama Kanal İstanbul’dan. Ne ilgisi var? demeyin.

Birkaç gün önce Yunan basınında üstteki resim yayımlandı.

Tam da Yunan dostlarımızın anlayacağı dilden, “Molon lave” diyeceğim ama son 17 yılda Türkiye Cumhuriyeti’nin, ekonomi, uluslararası politika ve askeri açıdan düşürüldüğü duruma bakarak, doğrusu, geliverirlerse diye endişelenmediğimi de söyleyemeyeceğim.

1- HLTF: High Level Task Foce. NATO’nun Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerinde, NATO tutumlarını belirlemekle görevli idi.
2- It is Greek to him. Bu ifade, İngilizcede, “söylediğimi anlamaz” anlamına gelir.
3- “Molon lave” Yunanca, “erkekseniz gelin alın” anlamındadır.

Uğur Mumcu anılıyor…

Uğur Mumcu anılıyor…

(AS: Bizim önemli notumuz yazının altındadır..)

Ankara’daki evinin önünde 24 Ocak 1993‘te aracına konulan bombanın patlaması sonucu yaşamını yitiren araştırmacı gazeteci ve yazar Uğur Mumcu’nun katledilişinin 27’nci yılı dolayısıyla pek çok yerde anma ve etkinlik düzenleniyor. Yüzlerce insan, Mumcu’nun Ankara’daki evinin önünde toplandı. Törene CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı.

Fotoğraflar: Necati Savaş, Kurtuluş Arı

Gazetemiz yazarı, Uğur Mumcu, ölümünün 27’nci yılında bombalı suikaste uğradığı ve adının verildiği sokaktaki evinin önünde anıldı. Anma törenine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Başkanvekili Levent Gök, CHP’li bazı milletvekilleri ve çok sayıda kişi katıldı. Kılıçdaroğlu, tören öncesinde Mumcu’nun evinde eşi Güldal, kızı Özge ve oğlu Özgür Mumcu ile görüştü.

Görüşmenin ardından Mumcu ailesi ve Kemal Kılıçdaroğlu, Faili Meçhuller Anıtı’na ve Mumcu’nun yaşamını yitirdiği  alana karanfiller bıraktı, mum yaktı. Alandakilerle Mumcu’nun hayatını kaybettiği yerde saygı duruşunda bulunuldu, şarkılar seslendirildi.

Faili Meçhuller Anıtı’nın olduğu alanda Mumcu’nun köşe yazılarının bulunduğu gazeteler, daktilo ve bilgisayarın yer aldığı özel bölüm dikkati çekti.

KILIÇDAROĞLU:
MUMCU’NIN YOLU ENGELLENEMEZ

Kılıçdaroğlu, anma etkinliğinin gerçekleştirildiği sokaktan ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, Uğur Mumcu’nun insan olmanın ötesinde unutulmaz bir kişilik olduğunu söyledi. Mumcu’nun bilim insanı, gazeteci, aydın, emekçi ve Kuvayımilliyeci olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

Hainler onu yok etmeye çalıştılar ama o, düşünceleriyle yaşıyor. Onu her yıl saygı, sevgiyle anıyoruz. Anmaya da devam edeceğiz. Buraya insanlar da zaten aynı düşüncelerle geliyor. Onun bütün düşüncesi yolsuzluklardan arınmış demokratik bir Türkiye’ydi. Aynı amacı aynı çerçevede sürdürüyoruz, mücadelesini yapıyoruz, kavgasını veriyoruz. Hiç kimse Uğur Mumcu’nun açtığı yoldan yürüyüşümüzü engelleyemez. Bu kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz ve edeceğiz. Bütün hedefimiz şu : Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmak.”

İSTANBUL

Uğur Mumcu’yu anmak için aralarında Cumhuriyet Gazetesi Çalışanları, TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, TGS Genel Sekreteri İlkay Akkaya, TGS İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna ile TGS üyeleri ile gazeteciler biraraya geldi.

Anmada konuşan Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş şunları söyledi: “Bundan 27 yıl önce Uğur Mumcu katledildi. Hedef Uğur Mumcu nezlinde gerçeklerin üstünü örtmek, araştırmacı gazeteciliğe gözdağı vermekti. Ocak ayında 3 gazeteciyi andık. 8 Ocak’ta Metin Göktepe, 19 Ocak’ta Hrant Dink, 24 Ocak’ta Uğur Mumcu katledildi. Gazetecileri öldürürsek gerçeklerin üstünü kapatırız diye düşünenler, gazetecilik mesleğini bitiririz diye düşünenler yanıldıklarını gördüler. Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü yıl doğan çok sayıda meslektaşımız bugün Uğur Mumcu gazeteciliği geleneğini sürdürüyor. Gerçekleri topluma ulaştırmak için yeni gazeteciler çıktı sahneye. Onları tutuklamayı, cezaevlerine tıkmayı, davalar açmayı denediler ama yine de gazetecilik mesleğini bitiremediler. Hala gerçekleri topluma ulaştırmak için çaba sarf eden, mücadele eden binlerce gazeteci var. Uğur Mumcu mezarında rahat uyu senin gibi gazetecilik ilkelerine bağlı, geleneğini sürdüren binlerce gazeteci var.”

“UNUTULMAYACAK”

Durmuş’un ardından konuşan Cumhuriyet çalışanı Ozan Yurtoğlu ise, “Cumhuriyet Gazetesi dün olduğu gibi bugün de gazetecilik yapmaya devam ediyor. Her biri duruşuyla toplumda simge haline gelmiş yazarları katledilen Cumhuriyet Gazetesi’nin bugün durduğu yer, yine aynı yerdir. Uğur Mumcu’nun mirasını devam ettiren muhabirleri, yayın kadrosu, yazarlarıyla Cumhuriyet Gazetesi, Mumcu’nun çizgisini sürdürmeye kararlıdır. Mumcu aradan geçen onca yıla rağmen, Cumhuriyet Gazetesi’ne ve muhabirlerimize bıraktığı gazetecilik anlayışıyla vurulduğu yerde unutulmamıştır ve unutulmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Açıklamaların ardından meslektaşları Mumcu’nun anıtına karanfil bıraktı.

=========================
Dostlar,

Dün, 2 Ocak 2020 günü, ADD Çankaya Şubemizin düzenlediği Uğur Mumcu ile Demokrasi ve Laiklik şehitlerini anma amacıyla düzenlenen bir toplantıya katıldık.

Yüksek Ticaretliler Derneği’nin Mithatpaşa Cd. 16 no’daki salonunda, Demokrasi – Laiklik şehitlerinden Uğur Mumcu’nun ağabeyi Av. Ceyhan Mumcu‘yu dinledik.

Bize çok önemli bilgiler verdi..

Birini kısaca paylaşalım, kendisini dinlerken aldığımız notlardan aktaralım..

  • Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar okkan Uğur’un ölüm yıldönümünde yaptığım bir konuşmayı / basın açıklamasını fakslamamı istedi. Uğur Mumcu’yu Diyarbakır’da anacağız ve sizin o tok sesli metninizi Devlet Tiyatrosu sanatçılarından birine okutacağım.. Gönderdim. Telefonda ayrıca, o gün, Türk Polis tarihine geçecek bir operasyon yapacağınız ve katilleri yakalayacağını söyledi.. Biliyorsunuz o gün, 5 koruması ile birlikte, aracı havaya uçurularak öldürüldü…
    ===============================Yorumsuz aktardık…
    Demek ki bu telefon görüşmesi dinlendi..
    Cinayet hazırlığı yapıldı.. Kime, Diyarbakır Emniyet Müdürüne..
    5 korumasıyla birlikte resmi makam otomobili havaya uçurularak..
    Böylesi hain ve büyük bir cinayet operasyonunu planını neden Devlet haber alamadı ?
    Diyarbakır’da bu çapta bir operasyon Devletten saklanarak nasıl yapılabilir?
    Haydi yapıldı, failler ve azmettirenler ortaya kon(a)maz mı??

    Kontrgerilla dışında olasılık geliyor mu aklınıza??

    NATO eliyle 1952’de Demokrat Parti / Bayar – Menderes ikilisinin yurdun bağrına sapladığı hançer..

Yurttaşlarının, üst düzey kamu görevlilerinin kendi vatan topraklarında emperyalizme kurban edildiği bir ülke.. Bunca eli – kolu bağlı mıyız?? Neden çözemiyor ve engelleyemiyoruz?

Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu, Emniyet Genel Müdürü / İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile görüşmesinde duvardaki sır tuğlasını çekmesini istemişti cinayetin aydınlanması için. Ağar ise çekemeyeceğini, devletin çökebileceğini… söylemiş ve gerçek durumu ortaya koymuştu..

AKP = RTE 17+ yıldır tek başına iktidar.. Aydınlatmadılar, aydınlatamadılar bu cinayetleri..

Bu ne anlama gelir, geliyor sevgili halkımız ve AKP’liler ?????

Sevgi, saygı ve ACI ile. 24 Ocak 2020, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Güvenilmez ABD’yle güvenli bölge kurulur mu?

Güvenilmez ABD’yle güvenli bölge kurulur mu?

Barış Doster
Cumhuriyet, 17.8.19

Suriye’nin kuzeyinde kurulacak güvenli bölge konusunda ABD’yle pazarlıklar sürse de, Türkiye, en yetkili ağızlardan ABD’ye güvenmediğini dillendiriyor. Ülkemizi yönetenler, ABD’nin Türkiye’yi oyaladığı yönündeki endişelerini saklamıyorlar. Bizzat Dışişleri Bakanı, “Münbiç gibi olmasına, ABD’nin oyalamasına izin vermeyiz” diyor. Deneyimli komutanlar; güvenli bölge tanımı, güvenli bölgeye ilişkin beklentileri, PKK terör örgütü ve uzantılarına yönelik tutumları taban tabana zıt olan iki ülkenin güvenli bölge konusunda uzlaşmasının hayal olduğunu söylüyorlar. 
Bu noktada temel soru şu:

Türkiye, Suriye’nin bütünlüğünü, Suriye’yi bölmek isteyen ABD’yle mi sağlayacak; Suriye’nin bütünlüğünü savunan Suriye devletiyle mi?

PKK terör örgütü ve uzantılarına karşı çok haklı ve meşru bir mücadele yürüten Türkiye, bu terör örgütlerine “kara gücüm” diyen, onları Türkiye’ye karşı koruyan ABD’yle güvenli bölgenin derinliğine ilişkin kilometre hesabında uzlaşsa bile, esas meseleyi görmezden mi gelecek? 
Bu sorulara yanıt ararken, hiç uzağa gitmeden, yakın dönemin yakıcı gündem maddesi olan S-400 konusunda ABD’nin bize neler dediğini anımsayalım. Anımsayalım ki, bugün ve gelecekte karşılaşacağımız soruları yanıtlamak kolay olsun.

S- 400 pazarlıklarından ders alındı mı?
ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasını engelleyemeyince, önce Türkiye’yi F-35 savaş uçaklarının üretim sürecinden çıkardı. Hemen sonra, ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’nı (CAATSA) gündeme aldı. Ardından da Türkiye’ye, “S-400’leri aldın, bari aktif hale getirme” demeye başladı. Türkiye’yi ikna etmek için de vaatlerini sıraladı. 
S-400’leri aktif hale getirmezsen, serbest ticaret anlaşması yaparım; Obama döneminde satmadığım Patriot füzelerini satarım; seni yeniden F-35 savaş uçaklarının üretim sürecine dahil ederim. 
ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından olan, ülkenin müesses nizamıyla derin ilişkileri bilinen Atlantik Konseyi’nin üyesi, Rand Corporation uzmanı Hans Binnendijk ise daha ileri gidip dış politika, savunma ve güvenlik çevrelerinin etkili yayın organı Defence News için kaleme aldığı yazıda özetle şunları önerdi:

Türkiye, NATO’nun S-400 sisteminden yararlanmasını sağlayabilir. S- 400 sistemini kullanacak kadro, çokuluslu hale getirilebilir, NATO personelinin kullanımına açılabilir. F-35 savaş uçakları, S-400 radarına girdiğinde, S-400 sisteminin çalıştırılması yasaklanabilir. S-400 savunma sisteminin hem NATO savunma ağı hem F-35 savaş uçaklarının bilgisayarıyla bağı koparılabilir. Böylelikle, S- 400’ler daha etkisiz bir hava savunma sistemine dönüşür, fakat bu, Erdoğan’ın ödemek durumunda kalacağı fiyatın bir parçası olur. (“A last chance for Turkey? There could still be time to fix the S-400 issue”, www.defencenews.com; 29 Temmuz) 
Soru kısa ve acı. Türkiye, şimdiye dek pek çok konuda ABD’den yediği kazıkları unutup güvenli bölge konusunda ABD’ye nasıl güvenecek?

YENİ ASKERLİK YASASI

YENİ ASKERLİK YASASI

Dr. CİHANGİR DUMANLI

E. General, Cumhuriyet, 5.6.2019

  • Yürürlüğe girmesi hedeflenen yeni askerlik yasası TSK’nin gücünü azaltarak ulusal güvenliğimize açık bir tehdit oluşturmaktadır. Söz konusu yasa Türkiye’nin güçlü ve caydırıcı bir askeri güce en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde TSK’nin gücünü ve eğitim düzeyini düşürecek niteliktedir. Ulusal güvenliğimizi tehdit eden bu yasaya karşı başta ilgililer olmak üzere tüm ulusun uyanık ve tepkili olması bir zorunluluktur.

[Haber görseli]

Hızla yasalaşmakta olan ve İstanbul seçiminden önce yürürlüğe girmesi hedeflenen yeni askerlik yasası TSK’nin gücünü azaltarak ulusal güvenliğimize açık bir tehdit oluşturmaktadır. Şöyle ki: 

1) Askerlik süresinin kısaltılması 
Yasa ile askerlik süresi altı aya indiriliyor. Bunun ilk bir ayının eğitim merkezlerinde temel askerlik eğitimi; beş ayının da kıtalarda yapılması eğitim düzeyini düşürür. Bir ayda yeterli temel eğitim verilemez. Geri kalan beş ayda ise birlik mevcutları azalacağından özellikle mürettebatla kullanılan silahların eğitiminde zafiyet yaratır. Askerlik süresi 24 aydan 20 aya; daha sonra 18 aya indirildiği dönemlerde topçu batarya komutanlığı yapmış birisi olarak mevcutların düşmesinin eğitimde yarattığı zafiyeti görmüş birisi olarak yazıyorum. 

2) Altı ayını dolduran yükümlülerin terhis edilmesi 
Halen TSK’de dört tertip erbaş ve er görev yapmaktadır (1998/3, 1998/4, 1999/1 ve 1999/2) bunlarda ilk iki tertip altı ayını doldurduğundan yasanın yürürlüğe girmesi ile terhis edilecek. Bu TSK mevcudunun yarıya düşmesi demektir. İçerde terörün devam ettiği, baharla birlikte her gün şehit haberlerinin geldiği; Suriye kuzeyinde ABD silahları ile donatılmış ve eğitilmiş terör örgütünün toprak bütünlüğümüzü tehdit ettiği, Doğu Akdeniz’de enerji mücadelesinin yoğunlaştığı; Ege’de adalarımızın işgal edildiği, Karadeniz’de NATO – Rusya güç mücadelesinin devam ettiği, ABD’in İran’a yönelik saldırgan tutumunun yoğunlaştığı bir güvenlik ortamında TSK’nin gücünün yarıya indirilmesinin kimin çıkarlarına hizmet edeceğini okurların takdirine bırakıyorum. Balkan Harbinden önce “savaş çıkmaz” rahatlığı ile en eğitimli 75 bin asker terhis edilmiş, yerleri rediflerle doldurulmuştu. Bunun neye mal olduğunu Balkan faciasının acı deneyleri ile yaşadık. Erken terhisin İstanbul seçiminden önce yasalaşması da seçim yatırımı olduğunu düşündürmektedir. 

3) Bedelli askerliğin kalıcı hale getirilmesi 

  • Bedelli askerlik Cumhurbaşkanının daha önce söylediği gibi hukuka, anayasanın eşitlik ilkesine ve kamu vicdanına aykırı ve ulusal birliğimizi bozacak niteliktedir. 

    4) İsteyenlerin ek altı ay maaşlı askerlik yapması 
    Yasaya göre altı ayını dolduranlar isterlerse bir altı ay daha ayda 2000 TL maaşla askerliğe devam edebilecekler. Bu durumda bir birliğin (Ör: piyade bölüğü) bir kısmı parası olmadığı için zorunlu askerlik yaparken, bir kısmı da aynı işi maaşla yapmış olacak. Bu durum kıtalarda ikilik yaratır. Askerliğin temel değerleri olan birlik-beraberlik ve disiplini bozar. Bazılarının can vererek yaptıkları vatan hizmetinin para karşılığı yapılması ulusal değerlerimize aykırıdır. 

    5) Cumhurbaşkanına askerlikten muaf tutma yetkisinin verilmesi 
    Yasanın 2. maddesi şöyle: 
    “Barışta, olağanüstü hal veya seferberlik hallerinde veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, cumhurbaşkanınca gerekli görülen sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllüler, cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara uydukları takdirde askerlik hizmetinden muaf tutulur.” 
    Böylesine muğlak ifadelerle cumhurbaşkanına bu yetkinin verilmesi TBMM’nin yetkilerini cumhurbaşkanına devretmesi anlamına gelmektedir. Anayasaya ve kamu vicdanına aykırıdır. Bu yetkinin kötüye kullanılma olasılığına karşı hukuki bir önlem de bulunmamaktadır.

6) Sonuç 
Söz konusu yasa Türkiye’nin güçlü ve caydırıcı bir askeri güce en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde TSK’nin gücünü ve eğitim düzeyini düşürecek niteliktedir. Söz konusu yasa daha önce Balyoz-Ergenekon gibi kurmaca davalarla
– ordunun general/amiral ve subay gücünün zayıflatılması;
– askeri okulların kapatılması;
– askeri adalet ve sağlık sisteminin kaldırılması

gibi darbelerle birlikte düşünüldüğünde emperyalizmin Sevr Anlaşmasında yapamadığının yüz yıl sonra gerekleştirilmesidir. (Hatırlanacağı gibi Sevr Türk ordusunun gücünü sınırlandırmayı ve askeri okulların kapatılmasını öngörüyordu). 

Ulusal güvenliğimizi tehdit eden bu yasaya karşı başta ilgililer olmak üzere tüm ulusun uyanık ve tepkili olması bir zorunluluktur.

AMERİKAN AMBARGOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

AMERİKAN AMBARGOSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Onur Öymen

Amerika’nın Türkiye’ye uygulamayı kararlaştırdığı ambargolarla ilgili olarak medya kuruluşlarının ve Bloomberg Televizyonunun bu sabahki (2 Ağustos) programında sorularına karşılık özetle şunları söyledim:

Amerika’nın Türkiye’ye karşı ambargo uygulama kararı çok yanlıştır. Bu karar yalnız Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilere değil, NATO’nun temelini oluşturan dayanışma ilkesine de büyük zarar verecektir.

Geçmişte de Türkiye’ye Amerikan ambargosunun örneği vardır. 1975 yılında Amerikan Kongresi Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesine tepki olarak ve baskı yapmak amacıyla ülkemize silah ambargosu uygulamıştı. O zaman Türkiye Kıbrıs konusundaki haklılığının verdiği güçle baskılara direnmiş ve ülkemizdeki üs ve tesislerden Amerikan askerlerinin yararlanması yasaklamıştı. Üç yıl süren ambargo sırasında Türkiye hiçbir taviz vermemiş, sonunda Amerika geri adım atarak ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştı. Bu defaki ambargolara karşı da haklılığımızı kanıtlayarak etkili bir tepki göstermek gerekmektedir.

Amerika’nın şikayet ettiği konularda çözüm diplomatik müzakere veya uluslararası hukuk yoludur. Türkiye’ye yönelik eleştirilere diplomasi yoluyla cevap vermek, haklılığımızı kanıtlamak gerekmektedir.

Demokrasi, adalet ve insan hakları alanında başka ülkeleri eleştirerek yön vermeye çalışan Amerika aynı alanda başka ülkelerin eleştirilerine kapalıdır. Böyle eleştirilere muhatap olmamak için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonundan çekilmiştir.

Amerika, gene aynı nedenlerle 123 ülkenin katıldığı Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Sözleşmesini onaylamamıştır. Çeşitli ülkelerle, Amerikan askeri ve sivil yetkililerini bu mahkemeye şikayet etmeyecekleri taahhüdünü almak için görüşmelerde bulunmuştur.

Amerika, Economist Intelligence Unit’in, ülkeleri demokratik standartlarına göre sıralayan listesinde “eksiksiz demokrasiler” arasında yer almamaktadır. Türkiye de maalesef eksiksiz demokrasiler arasında geçmemektedir. Türkiye’nin bu alandaki eksiklerini gidermek bizim iç sorunumuzdur ve başka ülkelerin baskısıyla çözüm aramak doğru değildir.

  • Her halde Amerika’nın ambargosunu haklı bulmak mümkün değildir.

Saygılar, sevgiler. 02.08.2018