Etiket arşivi: NATO

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 01 Haziran 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

MASRAF

RTE’nin koruma ekibinin günlük masrafı 1.3 milyon TL.yi buluyormuş.

Yazık…

BİDEN’CI

Kılıçdaroğlu, NATO’nun gerekli olduğunu ancak iktidarın üslerin kapatılması teklifi getirmesi halinde destekleyeceklerini, ülkemizde yabancı asker istemediklerini açıkladı.

Kılıçdaroğlu ve CHP’yi Biden’cı olarak yaftalayanlar buyurun dinliyoruz!..

VİCDANSIZ

Sigara ve alkol zamlarıyla ilgili RTE, “Devamlı artırıyoruz. Bundan çok rahatsızlar. Hem suluda artırıyoruz, hem sigarada artırıyoruz. Aç sefil geziyor, rakıyı birayı almaktan geri durmuyor” dedi.

“Açlık yok, vicdansızlık etmeyin!” diyen kimdi?..

MEHDİ

Eski SADAT Başkanı Adnan Tanrıverdi’nin “Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız” sözlerinin ardından kendilerine 200’ü aşkın Mehdi başvurusu yapılmış.

Az…

SANDIK

SADAT kurucularından Ersan Ergür, ”Bu vatanı Türkiye düşmanları ile işbirliği yapanlara sandıkta teslim etmeyiz” yazdı.

Nasıl?..

ZIRCAHİL

RTE, “Dünyanın hiçbir yerinde ilişkisi kalmayan gösterge, faiz-enflasyon dayatmasını tek kurtuluş reçetesi gibi önümüze koyanların bir kısmı zırcahil, bir kısmı ise alenen haindir” ifadelerini kullandı.

Faiz sebep, enflasyon neticedir” dayatması mı?..

EFES

Anadolu Efes koçu Ergin Ataman şampiyonluk maçından sonra, geçen yıl olduğu gibi Avrupa’ya Türkçe seslendi.

Yine geçen yılkı gibi kupayla Anıtkabir ziyaret edildi.

Fenerbahçe taraftarı olarak Efes Pilsen takımını omzumda taşıyorum…

NEREYE?

RTE’nin avukatı, “Kemal Kılıçdaroğlu’ndan tahsil edilen manevi tazminatlardan 150 bin TL, Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle, Kılıçdaroğlu’nun haksız ithamlarla hedef aldığı vakıflara bağışlanmıştır. dedi.

Bağış yapılan vakıflar kime çalışıyor?..

KRALCI

CHP milletvekili Çeviköz, “CHP, Finlandiya’nın NATO üyeliğini desteklemeye hazır.”

CHP’nin NATO’dan NATO’cusu…

ASALAK

Elektrik faturalarından TRT payının kaldırılmasının ardından kurumun gelir kayıplarının kısmen telafisi (yitiklerinin bir ölçüde giderimi) amacıyla cep telefonu, bilgisayar ve tabletlerde bandrol ücretlerinde artış yapıldı.

Milletin kanını emme kurumu…

YÜRÜTME

RTE’nin imzasıyla yayınlanan kararda “Türkiye Maarif Vakfı’na, Vakfın amaçlarını gerçekleştirmek için yapacağı hizmetlere ilişkin giderlerin karşılanmasına yönelik olarak 2022 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden 1 milyar 871 milyon 857 bin Türk Lirasına kadar kaynak aktarılabilir” deniyor.

Vakıf denen kurum bağışla (vakfedilenlerle) yürür, bunlar bütçeden (milletten) yürütüyor…

BORÇ

En borçlu belediyeler arasında bulunan Konya BŞB, 40 gün sabah namazına gelen çocuklara 40 bin bisiklet dağıtacak.

Parası yok ayran içmeye bisikletle gider…

ÇİZGİ

Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum’un “Ben solcu bir adamım. Atatürk benim kırmızı çizgimdir. Yeni anayasa da laiklik ve Atatürk üzerine kurulacak” sözlerine Şamil Tayyar ve Mehmet Metiner’den “Reis’in çizgisine uymadığı” gerekçesiyle tepki yağdı.

AKP’nin tersten kırmızı çizgisi…

TARİKAT

Vatan Partisi, Ankara BŞB önünde “Usulsüzlüğe, Yolsuzluğa, Tarikatlara izin verilemez” pankartı ile protesto eylemi yaptı.

Duyarlılıklarını kutlarım.

Yolsuzlukla, usulsüzlükle ve tarikatlarla her alanda iç içe yaşayan AKP’ye bir kez olsun eleştiride bulundularsa, eylemleri dürüsttür…

FETÖCÜ

FETÖ’nün vali, vali yardımcıları ve kaymakamlardan sorumlu mülkiye yapılanması mahrem  imamı A.Y. 56 vali, vali yardımcısı ve kaymakamı fotoğraflarından tek tek teşhis ederek bu kişilerin örgüt içindeki konumları ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.

Bu kadar vali ve kaymakamı kim atadı?..

AHLAKSIZLIK

Isparta Gül Festivali’nde Melek Mosso’nun sahne alması, Yeniden Refah Partisi, Milli Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği’nin “ahlaka uygun bulmadıkları” için engellendi.

Yerine çıkarılacak olan Seda Sayan, her yönüyle onların istediği gibi Asım’ın nesline ve Türk halkının ahlak anlayışına uygundur!

Mosso gibi iktidarı eleştirmez, yalar…

ÇÖZÜM

Kocaeli Valiliği, sanatçı Melek Mosso’nun da sahne alacağı, Kandıra gençlik festivali Full Fest’i ‘ormanda konaklama yasağı’ gerekçesiyle iptal etti.

En iyi çözüm toptan yasaklama. AKP’nin üç “Y”sinin biri…

AÇIK

Kocaeli-Başiskele’de bir cafe (AS: kafe), kapısına “Burada açık giyinmek yasaktır” yazdı ve içeri şortla giren bir genç kızı dışarı çıkarttı.

Yukarıdaki imamlar gaz çıkarınca…

HAİN

RTE, “Dünyanın hiçbir yerinde ilişkisi kalmayan gösterge, faiz-enflasyon dayatmasını tek kurtuluş reçetesi gibi önümüze koyanların bir kısmı zırcahil, bir kısmı ise alenen haindir” ifadelerini kullandı.

Faiz sebep enflasyon sonuçtur” dayatması mı?..

YALANCI

“Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen yasa teklifi ile Türk Ceza Yasası’na “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu eklendi. Cezası 1-3 yıl.

Bundan böyle AKP/RTE hakkında eleştirel haber yapmanın cezası bellidir biline…

CEZA

Tele1, KRT, Flash TV ve Halk TV, Kılıçdaroğlu’nun “Bir Kaçış Planı Anatomisi” videosunu yayınladıkları için para cezası aldı.

Belgeli de olsa iktidara karşı yayın yapılamaz!..

SAPKIN

Prof. Şahin Filiz’in “Biz ümmet değil milletiz” ifadesini yobaz Yeni Akit “sapkınca” diye değerlendirdi.

Kim sapkın?..

HÜDA

Hizbullahçıların partisi Hüda-Par yaptığı açıklamada,

“Başta Şeyh Said olmak üzere Kürtlerin büyük bir saygı ile andıkları Kürt âlimlerine zulmedildiği resmen kabul edilmeli, yakınlarından ve bütün halktan özür dilenmelidir.” dedi.

Cumhuriyet düşmanları cumhuriyetten yararlanıyor…

Biri “Barış” mı dedi?

author

İktidar yandaşı medyayı okur ya da izlerseniz, kabaca şöyle bir manzara ile karşı karşıya olduğumuzu zannedebilirsiniz:

Kuzeyimizde Rusya ile Ukrayna savaş ediyor.

Bütün dünya saf tutmuş bu savaşı kışkırtıyor.

Bu savaş kışkırtıcı, kana susamış ve insanların ölümünden zevk alan askeri bloklar, savaşın üzerine benzin dökmek suretiyle devam etmesinden yanalar.

Ancak…

Bütün bu olup bitenlere tepeden ve son derece tarafsız ve soğukkanlı bir konumdan bakabilen, “Büyük Küresel Resmi” görebilen, olağanüstü müthiş bir vizyon sahibi ve barış güvercini yürekli bir “milli değerimiz” var.

O da, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan (nam-ı diğer Reis).

Onun inisiyatifi ve dirayetli önderliği ile Türkiye silahları susturmak, bölgeye ve tüm gezegenimize hak ettiği barış ve huzuru getirmek için gecesini gündüzüne katıyor.

Bu yorumları yapan ve bu “gazı” pompalayanlar, herhalde meseleyi “Satürn, Uranüs veya Mars’tan” izliyorlar.

Sanki sözünü ettikleri “Ultra Barışçı Lider” ve onun yönlendirdiği dış politika, şu anda pek çok toprak parçasında askeri güç bulunduran, en az son 10 yıldır deyim yerindeyse çatır çatır silahlı çatışma ortamlarında askerleri ölen ya da yaralanan ve bunları “marifetmiş gibi” şehit evlatlarımızın boylu boyunca uzandığı musalla taşlarında atılan nutuklarda savunan biri değilmiş gibi.

Sanki, NATO denilen saldırgan askeri ittifakın her “S” (savaş) harfini telaffuz ettiğinde, aklından her “Ç” (çatışma) geçtiğinde eline tuzluğu alıp “Biz varız!..” diye askerimizi koşturmaya hevesli bir yönetim değilmiş gibi.

Sanki el âlemin şeriatçı kana susamış çapulcularını eğitip, komşu bir ülkenin rejimini değiştirmek için (hâlâ) Suriye topraklarında ya da ne amaca hizmet ettiğimizi kimin nerede saf tuttuğunun hesabını bile tutamadığımız Libya topraklarında askeri amaçla bulunmuyormuşuz, orada turistik etkinlik yapıyormuşuz gibi.

Sanki şu an çatışan iki ülkeden birine (Ukrayna) askeri teçhizat (İHA – SİHA) vermekle kalmayıp, bunu daha kalıcı bir savunma (siz saldırı diye okuyun) sanayi işbirliğine dönüştürmeyi (işin damat – mamat tarafına hiç girmiyorum) büyük bir marifet gibi kamuoyuna pazarlamıyormuş gibi.

Sanki o İHA’ların – SİHA’ların “hedefleri tam isabet vurması” görüntülerini iftiharla besleme medyaya servis edip, “Rus tanklarını, Rus askerlerini nasıl madara etti bizim İHA’lar ama… Kih kih” diye övünmüyorlarmış gibi. Tarafsız “arabulucu”yuz ya!

Sanki (daha neredeyse 3 vakit önce) çekilen ABD’nin adeta “taşeronu” konumunda Afganistan’da ille de bir rol üstlenmek için, yani başımızı Taliban’la da belaya sokmak ve orada bir NATO rolü üstlenmek için zıp zıp zıplayan, “dünyanın başka nerelerine asker yollayabiliriz?” diye adeta haritayı önüne açıp yer beğenmeye çalışan kendileri değilmiş gibi.

Sanki son 10-20-25 yıldır her fırsatta komşularının topraklarına “terörist kovalıyoruz” bahanesi ile “tankıyla topuyla paldır küldür dalmayı” büyük bir marifet diye pazarlayan bunlar değilmiş gibi.

Sanki (o kadar da uzağa gitmeden) kendi topraklarında bile her türlü sorunu, tankla topla, mermi ile, sopa ile, bomba ile çözmekten başka bir vizyonu olmayan, içeride ve dışarıda “barışın B’sinden bile nefret eden” başkalarıymış gibi…

Birtakım beslemeler de kalkmış, 1 haftadır destanlar yazıyorlar yandaş medyada:

Bu Reis var ya, bu Reis… Bu gidişle bu olayı çözer ve gelecek yıl Nobel Barış Ödülü’nü de alır inşaallah…”

Reis’in ne yiyip ne içtiğini, manda yoğurduna neler kattığını, hamd olsun kendi ağzından duyduk da…

Yandaşların ne yediğini ve her gece yatağa girmeden önce “ne içtiklerini” gerçekten merak ediyorum.

Ciddi bir bilimsel çalışma konusu olabilir.

Rusya – Ukrayna savaşı

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
04 Mart 2022 Cumhuriyet

24 Şubat 2022 günü Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in emriyle Rus askeri birliklerinin Ukrayna topraklarına girmesiyle başlayan saldırı, Ukrayna’nın NATO üyeliğini engellemek ve Rusya’nın etki alanında kalmasını sağlamak amacıyla 2014’te Kırım’ın işgalinden sonra yaptığı en büyük harekâttır. Bu harekât, Rusya’nın Ukrayna ile aralarındaki sorunları –Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda öngörüldüğü gibi– “barışçı yollarla, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak” çözmek ilkesine (m. 1/1),

  • tüm üyelerin uluslararası ilişkilerinde… başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasal bağımsızlığına karşı… kuvvet kullanma tehdidine veya kuvvet kullanmaya başvurmaktan” kaçınmak yükümlülüğüne (m. 2/4)

aykırı olarak yürüttüğü bir savaş niteliğindedir.

İLİŞKİLER

Aslında Ukrayna ve Rusya’nın geçmişlerinde ortak, uzun bir tarih vardır. 1917 Sovyet Devrimi ile çarlık rejiminin yıkılmasından sonra 30 Aralık 1922’de Rusya ve Transkafkasya Sovyet Federe Sosyalist Cumhuriyetleri ile Ukrayna ve Beyaz Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri tarafından “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği” (SSCB) adıyla yeni bir devlet kuruldu. Kısaca “Sovyetler Birliği” olarak da anılan ve 1991 yılına kadar devam eden bu devlet, son yıllarında aralarında Ukrayna da bulunan 15 sovyet sosyalist cumhuriyeti ile 20 özerk sovyet sosyalist cumhuriyetinden oluşuyordu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve/veya devlet yönetiminde Andrey Vişinsky, Nikita Kruşçev ve Nikolay Podgorni gibi önemli görevlere gelmiş Ukrayna kökenli insanlar da vardır.

Ukrayna, Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde 24 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Aynı süreçte bağımsız bir devlet olan Rusya Federasyonu ile Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın öncülüğünde 21 Aralık 1991’de kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu’na  11 devlet daha katıldı.

ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki siyasi bölünmenin yansıması olarak 14 Mayıs 1955’te SSCB’nin öncülüğünde 8 devletin katılımıyla bir savunma örgütü antlaşması olarak imzalanan Varşova Paktı, Doğu Avrupa’da SSCB’nin dağılmasını izleyen rejim değişikliklerine paralel olarak 1 Temmuz 1991’de sona erdi. SSCB’nin yerini alan Rusya Federasyonu dışındaki Varşova Paktı üyeleri, 1999-2009 yılları arasında NATO’ya alındılar. Geçen yıl Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski, ülkesinin NATO’ya üye olmak istediğini söyledi. Ancak Rusya Federasyonu Başkanı Putin, NATO’nun Ukrayna’yı da içine alacak şekilde genişlemesini ülkesi için yeni bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Bu açıdan Rus askeri harekâtı, böyle bir durumun ortaya çıkmasını önlemeye yönelik bir erken müdahale niteliğindedir.

UKRAYNA’YA DESTEK

Rusya Federasyonu’nun Ukrayna topraklarında ilerlemeye devam eden askeri harekâtı, Ukrayna’nın kahramanlık örnekleri verilen cesur direnişiyle karşılaşmıştır. Henüz herhangi bir ittifak içinde yer almayan Ukrayna, toprak bütünlüğünü ve siyasal bağımsızlığını tek başına savunmak durumundadır. Savaş, Rusya ve Ukrayna arasındadır. Gerçi harekât emrini veren Putin başta olmak üzere, Rusya, bu saldırı dolayısıyla dünyanın hemen her tarafında kınanmakta, Ukrayna’yı desteklemek için Rusya’ya karşı bazı yaptırımlar uygulanmaktadır. Ancak bu yaptırımlar, daha çok, sonuçları uzun vadede ortaya çıkacak, dolayısıyla kısa vadede caydırıcı etkisi olmayan ekonomik yaptırımlar niteliğindedir. Son olarak Almanya Ukrayna’ya silah (1.000 tanksavar ve 500 Stinger füze) göndereceğini; ABD Ukrayna’ya hafif silah ve tanksavar yardımı yapacağını açıklamıştır. ABD, Ukrayna işgalinin NATO ülkelerine de sıçrayacak bir genişleme göstermesi olasılığına karşı Avrupa’ya takviye birlikleri göndermeye başlamıştır.

TEMELDEKİ SORUNUN ÇÖZÜMÜ

Buna karşılık 26 Şubat 2022 günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını kınayan ve Ukrayna’ya karşı güç kullanmayı “derhal durdurmasını” öngören karar tasarısı, Rusya’nın vetosuyla önlendi. Bu durum, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 15 üyeli Güvenlik Konseyi’nin usule ilişkin olmayan konularda dokuz üyenin olumlu oyu ile alınan kararlarında beş sürekli üye Çin, Fransa, SSCB, Birleşik Krallık ve ABD’nin olumlu oyunu arayan, dolayısıyla onlara veto hakkı tanıyan 27. maddesinin 3. fıkrası, barışın tehdidi, bozulması ve saldırı eyleminin bir sürekli üye tarafından gerçekleştirilmesi durumunda sistemin işlemediğini, işlemeyeceğini gösteren en yeni örnektir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan bu düzenlemenin değişen koşullara göre gözden geçirilmesi gerekir.

Uzun bir sınırla komşu olan iki ülke konumundaki Rusya ve Ukrayna arasındaki uyuşmazlığın temelinde Ukrayna topraklarının ileride NATO üyesi olarak, hatta NATO üyesi olmadan Rusya’ya güneybatıdan yapılacak bir saldırıda kullanılması olasılığı konusundaki kaygıların bulunduğu anlaşılıyor. Bu kaygıların giderilmesi için Ukrayna’nın NATO üyeliğini ertelemek, hatta Ukrayna için İsviçre benzeri bir tarafsızlık statüsü üzerinde durmak gerekir. Her iki tarafın da soruna çözüm bulmak için görüşmeye hazır oldukları konusundaki açıklamaları umut vericidir.

TÜRKİYE’NİN TUTUMU

Gerek Rusya gerek Ukrayna ile siyasi planda genelde iyi ilişkileri yanında güçlü ekonomik ve ticari ilişkileri olan Türkiye, bir yandan Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasını uluslararası hukukun ihlali olarak nitelerken öbür yandan iki ülke arasındaki uyuşmazlığın barışçı yollardan çözümü için aralarında yapılacak görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıklamıştır. Savaşın açtığı yaraların sarılması için her türlü insani yardımda bulunmaya da hazırdır.

Bu arada Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin, özellikle “Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri 10-18. maddelerde belirtilen koşullar içinde, Boğazlardan tam bir geçiş ve gidiş geliş serbestliğinden yararlanacaktır.

Bununla birlikte, savaşan herhangi bir devletin savaş gemilerinin boğazlardan geçmesi yasak olacaktır” cümleleriyle başlayan 19. maddesinin her ikisi de Karadeniz’de kıyısı olan iki devlet arasındaki savaş koşullarında Türkiye tarafından uygulanması kritik önemdedir.

KARARIN NEDENİ

Son olarak yine 26 Şubat 2022 günü Avrupa Konseyi’nin, Ukrayna saldırısı nedeniyle siyasi yaptırım olarak Rusya Federasyonu’nun üyeliğini askıya alan kararına ilişkin oylamada Türkiye’nin çekimser kalması, her iki ülke ile ilişkilerinde dengeyi gözeten bir politikanın uygulaması olarak görünmektedir. Ancak bu kararın alınmasına neden olayın, bağımsız bir devletin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına yapılan bir saldırı olarak devam ettiğini unutmamak gerekir. Avrupa Konseyi’nin kararı, Rusya’yı durdurmaya, Ukrayna’yı işgalden vazgeçirmeye yöneliktir.

Ukrayna savaşının arka planı

Alev Coşkun
Alev Coşkun
Cumhuriyet, 27 Şubat 2022

 

Putin: Başka çaremiz kalmamıştı, hedeflere ulaşınca çekileceğiz

Zelenski: Hiçbir yerden yardım alamadık

Lavrov: Ateşkes için hazırız

Geçen salı günü Rusya, Ukrayna’ya karşı dört bir yandan hava ve kara saldırılarıyla savaş başlattı. Batı dünyası bu savaş hareketine karşı olduğunu sert bir biçimde belirtiyor, ancak askeri yönde eylemli bir harekette bulunmuyor, yalnızca Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımlar uygulayacağını açıklıyor.

Bu işin esası nedir? Bu savaşı tetikleyen gelişmeler nelerdir? Konunun arka planında neler var? Bir çözümleme yapalım. 1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldı, tek kutuplu bir dünya düzeni oluştu, ABD giderek dünyanın tek egemeni durumuna geldi.

‘RENKLİ DEVRİMLER’

Bu tek kutuplu dünya düzenini güçlendirmek amacıyla, Soros’un maddi ve Batılı devletlerin siyasal destekleriyle renkli devrimler öne çıktı… Yugoslavya’da 2000 yılında “Buldozer Devrimi”, 2003 yılında Gürcistan’da “Gül Devrimi”, 2004’te Ukrayna’da ”Turuncu Devrim”, 2005’te Kırgızistan’da “Lale Devrimi” gerçekleşti. Bu ülkelerde büyük ölçekli sokak gösterileri sonrası tartışmalı genel seçimlerle iktidarlar devrilmiş, Batı yanlısı, liberal kökenli siyasal iktidarlar oluşmuştu.

  • Rusya güçsüz kalmıştı, arka bahçesindeki bu gelişmelere karşı çıkamıyordu.

Avrupa’da eski Varşova Paktı üyeleri Romanya, Polonya, Çekoslovakya ve Bulgaristan NATO’ya üye olarak kabul edildiler. 3. Dünya düşüncesinin ileri ülkesi Yugoslavya 4 parçaya bölündü. Bunlar yetmedi, NATO’nun 2008’de Bükreş toplantısında Gürcistan ve Ukrayna’nın da NATO’ya üye olma istemlerinin olumlu karşılanmasına karar verildi.

KUŞATMA POLİTİKASI

Sovyetler’in dağılması sonrası Rusya bir askeri çerçeveye alınmak isteniyordu. Yinelersek Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya, güneyde Arnavutluk, dağılan Yugoslavya, Slovenya, Hırvatistan, Karadağ ve Kuzey Makedonya ya NATO’ya alındı ya da AB’ye alındı.

ABD ve NATO, Rusya’ya karşı bir kuşatma politikası izliyor, özellikle Karadeniz’de denetimi ele geçirip Karadeniz’i bir NATO kapalı denizi durumuna sokma çabası içine giriyordu.

RUSYA’NIN TOPARLANMASI

Ancak zaman içinde Rusya kendisini toparlamış, ekonomisi göreceli olarak güçlenmiş, petrol ve doğalgaz alanında Avrupa’nın gereksinmelerine cevap verebilir düzeye ulaşmıştı.. 2000’li yılların başında göreve gelen Putin yönetimi, deneyim, birikim ve süreklilik kazanmıştı… Nitekim, Rusya gelişmelere artık duraksamadan yanıt verebiliyordu. Gürcistan’da 2003 yılında başlayan renkli devrime karşı, Rusya karşılık vererek sınırda Ahbazya ve Güney Osetya’yı önce Gürcistan’dan kopardı ve ardından bağımsızlıklarını ilan eden bu özerk yönetimleri tanıdı…

Özellikle Ukrayna’nın NATO’ya alınmak istemesi ve Karadeniz’in NATO gölü durumuna getirilmesi karşısında Rusya stratejik kararlar almak durumunda kalıyordu.

RUSYA’NIN ÇEMBER İÇİNE ALINMASI

Bu gelişmeler karşısında Rusya doğuda bir yandan Orta Asya Türk cumhuriyetleri, güneydoğuda Kafkaslar, Karadeniz’de Kırım ve Gürcistan, batıda ise Ukrayna sınırında önlemler alıyordu. ABD Savunma Bakanı L. Austin, daha birkaç ay önce bu durumu şöyle belirtmişti:

“Karadeniz, NATO’nun Doğu kanadıdır ve Karadeniz’in güvenliği ABD’nin ulusal çıkarıdır.” 

Unutulmamalıdır ki ülkelerin coğrafi konumları aslında o ülkenin stratejik önceliklerini de saptar ve dikta ettirir. Bu durumda Rusya için en önemli stratejik bölgeler Kafkasya, Kırım Yarımadası ve batıda Ukrayna sınırı olarak ortaya çıkıyordu. Rusya kendisine dayatılan bu çemberi kırmak gerektiğini değerlendiriyordu. Nitekim yukarıda belirtildiği gibi Rusya, bu çemberi Kafkaslar bölgesinde 2008’de Abhazya ve Osetya’ya özerklik vererek güvenceye almış, kendisi için son derece stratejik öneme sahip Kırım Yarımadası’nı ise 2014’te kendi topraklarına katmıştı.

Rusya, Ukrayna’nın doğusunda, Rusya ile sınırdaş olan iki özerk bölgenin (Donetsk ve Lugansk) kendi çıkar bölgeleri içinde olduğunu öteden beri belirtiyor. İşte yaklaşık bir haftadır süren Ukrayna savaşı aslında, Rusya’nın bir bakıma Avrupa ile var olan sınırını güvence altına alma amacını taşımaktadır.

ORTA ASYA

Rusya’nın doğuda, Orta Asya’da ise sınırını sağlama almak için geçen ay Kazakistan’da gelişen olaylar unutulmamalıdır. Kazakistan’daki kalkışmaya karşı hükümet, Rusya’nın başını çektiği KGAÖ’yü yardıma çağırdı. Askeri birlikler hızla gelip geniş coğrafyayı denetim altına aldılar, sonra yavaş yavaş çekildiler. Ardından Kazakistan Başkanı Tokayev, Moskova’ya gidip Putin’e teşekkür etti.

Bu tablo, Rusya’nın kendi sınırları çerçevesinde, kendi çıkarlarını tartışmaya açmak istemediğinin açık bir göstergesidir.

BATI’NIN TAVRI

Rusya’nın eylemli savaş hareketine karşı ABD ve Avrupa sıcak bir çatışmadan kaçınıyor, ekonomik yaptırımlar üzerinde duruyorlar.

Tüm bunlar olurken Putin amaçlarının işgal olmadığını, hedeflere ulaşılınca savaşı bırakacağını ve işgal ettiği topraklardan geri çekileceğini açıklayarak ateşkes ve barış yolunu açık tutmuş oluyor. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, ateşkesin bir an önce sağlanmasını istiyor. Kremlin ise ateşkes ve uzlaşma görüşmeleri için Putin’in bir heyet göndermeye hazır olduğunu açıkladı. Rusya bir yandan askeri hareketi sürdürerek hedefine doğru ilerlerken öte yandan dünya kamuoyu dengesini sağlamak amacıyla barışçı açıklamalar yapıyor.

TÜRKİYE’NİN TUTUMU

Türkiye için Rusya ve Ukrayna, gerek güvenlik, gerekse ekonomik yönden çok önemli iki komşudur. Savaşın başladığı ilk gün, Erdoğan’ın “Her iki devletin dostluğundan vazgeçmeyiz” açıklaması yapması ve Rusya’nın Avrupa Konseyi’nde temsil haklarının askıya alınmasının oylamasında çekimser oy kullanması çok doğru ve milli çıkarlara uygun bir yaklaşımdır. Sertliklerden uzaklaşarak böylesi dengeli bir tavrın devam etmesinde yarar vardır.

SONUÇ

Rusya kendi ulusal çıkarları için harekât başlattığını ileri sürüyor. NATO’nun giderek Rusya’yı çembere aldığı değerlendirmesini yapıyor. ABD ise bunu savaş açmak olarak görüyor. 0Rusya’nın bu ilerleyişini durdurmanın 2 yolu var. Birincisi, Batı’nın aynı şiddetle sıcak savaşa girmesidir ki bu bir çılgınlık olur. Aslında dünya kamuoyu da bunu kabul etmiyor. İkinci yol, Rusya ile uzlaşma masasına oturmaktır. Bu durumda:

1- Rusya’nın Ukrayna, Kırım ve Dombay bölgesiyle ilgili görüşleri kabul edilecektir.
2- Rusya, Ukrayna’da işgal ettiği topraklardan geri çekilecektir. Böylece Batı dünyası diplomatik bir başarı kazanmış olacaktır.
3- Ukrayna’nın NATO’ya alınması bu durumda ertelenecektir. Zaten Ukrayna, Batı’nın ipine tutunarak NATO’ya girmenin ne kadar sakat bir iş olduğunu da anlamış bulunmaktadır.

Putin’in temel amaçlarından birisi, aslında Ukrayna’nın tümünü işgal etmek yerine Kiev’de Rusya yanlısı bir hükümet değişikliğini sağlamaktır. Bu çatışmaların sonucu Kiev’de Zelenski hükümetinin istifa etmesi de beklenmelidir. Onun yerine Moskova yanlısı bir hükümet gelirse Rusya için önemli ikinci bir başarı sağlanmış olacaktır.

Bu krizde Çin’in Rusya’nın yanında yer alması ABD için düşündürücü olmalıdır. Bugün artık tek kutuplu değil, çok kutuplu bir dünya düzeni ile karşı karşıya olduğumuz gerçeği unutulmamalıdır.

  • Türkiye, dengeli tutumuyla Rusya, Ukrayna ve Batı dünyasıyla ilişkileri iyi tutarak milli çıkarlarımızı korumalıdır.

ANAHTAR ATATÜRK’TE

Türkiye’nin kuzeyinde gelişen, üstelik temellerinde Karadeniz’in denetim ve egemenliği konusu olan çatışma, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Burada tarihi bir anektodu anımsatmak istiyorum. 2. Dünya Savaşı’nın en sıcak günlerinde Dışişleri Bakanı Şükrü Saracoğlu, 21 Eylül 1939’da Karadeniz üzerinden Rusya’ya gitti. Moskova’da Sovyet lideri Stalin ile görüştü. Saracoğlu’nu dostça karşılayan Stalin, gülerek “Umarım boğazların anahtarlarını da birlikte getirmişsinizdir” dedi. Saracoğlu

  • “Maalesef ekselans Stalin, Mustafa Kemal Paşa anahtarları beraberinde götürdü.”

yanıtını verdi. Bu yanıt, Boğazlar konusunun Türkiye için ne derece önemli ve stratejik olduğunu gösterir. Bugünkü sorumlu yöneticilere ve diplomatlara da ders olmalıdır.

Cari açığın asıl sebebi ne?

Barış Doster

Barış Doster
Cumhuriyet, 12 Şubat 2022
Son Yazısı / Tüm Yazıları

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cari açığın asıl sebebi ne?

Merkez Bankası; geçen yılın aralık ayına ilişkin ödemeler dengesi istatistiklerini açıkladı. Buna göre cari denge, aralık ayında 3.84 milyar dolar açık verdi. Son 1.5 yılın en yüksek aylık cari açığı oluştu. Hazine ve Maliye Bakanı’nın, Londra’daki finans çevreleriyle yaptığı toplantının asıl amacını açıklıyor aynı zamanda bu cari açık. Türkiye; yine, yeniden, bir kez daha dışarıdan kaynak arıyor, borç arıyor.

  • Elde avuçta kalan son kamu mallarını da satarak, yok pahasına elden çıkararak, para bulmaya çalışıyor.  

Peki, izlenen bu ekonomi modelinin başarı şansı var mı? Yok. Olsaydı, şimdiye kadar olurdu zaten. Dahası var. İzlenen ekonomi modelinin ısrarla yerli ve milli olduğunu öne süren iktidar; Katar’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden umduğunu bulamamış olmalı ki, bir kez daha Londra’nın finans çevrelerinde para arıyor. Bu görüşmeden sonuç çıkar mı? Çıkmaz.

Çünkü Türk ekonomisinin yapısal sorunları var :

  • Üretemiyor!
  • -Yüksek faiz, yüksek döviz kuru, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yüksek dış borç, yüksek cari açık sarmalını aşamıyor.
  • O yüzden, önünde hiçbir siyasal, hukuksal, ulusal, toplumsal, kamusal, örgütsel engel istemeyen finans kapital, çokuluslu şirketler, yabancı sermaye çevreleri, Türkiye gibi, dış kaynak bağımlısı olan ülkelere çok ağır koşulları dayatıyorlar. 
  • Gittikleri ülkede risk almayı, rekabet etmeyi, yasalara uymayı, doğayı ve çevreyi gözetmeyi, sendikal örgütlülüğün önünü açmayı değil, kısa sürede, en risksiz yoldan, büyük kazanç elde etmeyi istiyorlar.
  • Onların gündeminde istihdam yaratmak, o ülkenin kalkınmasına yardımcı olmak değil, o ülkeyi olabildiğince sömürmek, kaynaklarına el koymak, kamusal varlıklarını ucuza kapatmak var çünkü.  

ENERJİYİ ÖZELLEŞTİRMENİN BEDELİ

Yüksek elektrik ve doğalgaz faturalarının halkın belini büktüğü ülkemizde, cari açığın en büyük sebebinin, enerji ithalatından kaynaklandığını bilmiyor mu yurttaşlarınız? Biliyorlar. Durum buyken mevcut iktidar ve öncekiler, her konuda olduğu gibi, enerji konusunda da niçin bu kadar hararetle savundular özelleştirmeleri? Enerji sektöründe küresel ölçekte söz sahibi olan dev şirketlerin gücünü görmüyor mu siyasetçilerimiz, bürokratlarımız? Görüyorlar. Petrol ve doğalgazda dış kaynak bağımlısı olmamızın, diğer yönleri yanında, dış politika ve ulusal güvenlikte ne tür zaaflar doğurduğundan haberleri yok mu? Var elbette.

Şunu da unutmayalım                              :

Çokuluslu şirketler; kendilerine ayak bağı olarak gördükleri ulusal yargıyı, uluslararası tahkimle devre dışı bıraktılar büyük ölçüde.

Siyasi partiler de çokuluslu sermayenin işini kolaylaştıran, onlar için ve onlar adına alan temizliği yapan, onların çıkarlarını gözeten örgütlere dönüştüler, özellikle de küreselleşme süreciyle birlikte.

  • Neo liberalizm bunun ekonomi politiği, uluslararası tahkim bunun hukuki çerçevesidir.
  • IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi yapılar bunun ekonomik organları, NATO ise bu düzenin jandarması, işgal ve saldırı aygıtıdır.

O nedenle cari açık sorunumuz yapısaldır. Üstelik sadece ekonomik de değildir; politik, ideolojik yönleri de vardır.
================================

Dostlar,

Bizim katkılarımız şöyle :

* Enerji Bakanı Fatih Dönmez, Türkiye’nin 2021 yılı toplam enerji dışalımı (ithalatı) faturasının 55 milyar $’ı bulacağını söyledi. (28.12.2021, Dönmez: 2021 yılı enerji ithalat faturası 55 milyar doları bulur)
* 2021 yılı toplam cari açığı henüz yayınlanmadı ama 40 milyar $ altında kalmaz kanımızca.
2020 yılında cari açık 36,7 milyar $ olarak gerçekleşti. (https://www.bloomberght.com/cari-acikta-2020-tablosu-2274513)
Dolayısıyla cari açıkta temel kalem enerji dışalımı. Doğalgazda %99, akaryakıtta %92 düzeyinde dışalıma bağımlı Türkiye. Toplu taşıma, demiryolu – deniz yolu yok karayolu var.. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım çok yetersiz, enerji tasarrufu yetersiz, kayıp-kaçaklar önlenemiyor..
* 2022 bütçesi : Bütçe gelirleri 1,472 Tr TL. Açık 278,3 milyar, faiz 240,4 milyar TL; her 6 TL bütçe gelirinin 1 TL’si borç faizine gidecek (%16,3!). Faize karşı RTE, “nas edebiyatı” yapıyor.
* 2022 bütçesi, tek başına iktidar gücüyle AKP’nin yaptığı 20. ardışık bütçe. Bütçede faiz oranı 2010 yılında da %16,4 idi. Neden azaltıl(a)mıyor?? Üstelik 2022 bütçesi ağırlıklı Dolar kuru 9,37 TL üzerinden hesaplandı! Daha baştan tüm hesaplar boşuna. Ek bütçe zorunlu, Hazine tem takır!!
* Bütçe açığı, cari açık ve dış ticaret açığı “Bermuda şeytan üçgeni” benzeri Ulusal Ekonomiyi kuşatmış durumda ve sorun açıkça “yapısal”!

Dolayısıyla; Prof. Barış Doster meslektaşımıza (ikimiz de Siyaset bilimciyiz!) kritik ek :

  • AKP, 3 Kasım 2002’de iktidarı devralmış ve tek başına iktidarının 20. yılında Türkiye’yi apaçık bir iflasa (moratoryuma!) sürüklemiştir!
  • Tüm ulusal varlıklar haraç – mezat satılmıştır, satılmaktadır, ulusal bağımsızlık kalmamış gibidir.
  • Tüm bunlar rastlantısal ya da beceriksizlik ürünü asla olamaz!
  • O zaman geriye hangi olasılık kalıyor ve T.C. bu yıkımı nasıl durdurur??

Sevgi, saygı ve KAYGI ile.13 Şubat 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik