Hiroşima ve Nagazaki faciasının 72. yıldönümünde Nükleer Çağın kısa dökümü

Vatan’ı savunmak dışında Savaş cinayettir…
Yurtta barış, Dünyada barış. 
Mustafa Kemal ATATÜRK

portresi, Gülümseyen
Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı

 

Hiroşima ve Nagazaki faciasının
71. Yıldönümünde 
Nükleer çağın
kısa dökümü

unnamed

 

İlk Atom testi. 16.7.1945

 

 

71 yıl önce ABD, Japonya’nın iki kentine,  6 Ağustos 1945’te  Hiroşima‘ya ve 3 gün sonra da  Nagazaki‘ye 2 atom bombası attı. İlki 15 bin, ikincisi 20 bin ton TNT eşdeğeri olan ve 3 km çaplı bir alanda her şeyi yakıp yıkan bu iki bombalı saldırıda 200 bine yakın insan öldü.
* Bu insanların yaklaşık yarısı hemen 1. günde yanarak öldüler; geri kalanı
yanık yaraları ve çoğu da radyasyon etkisiyle oluşan kanserden 1-2 yıl içinde öldüler.

Displaying

Atom bombalarının, Hiroshima (solda) ve Nagasaki (sağda) üzerinde yükselen bulutları (pilotlar tarafından çekilmiş orijinal fotoğraflar) 

Japonya 2 Eylül 1945’te Müttefik Kuvvetlere (USA, Kanada, UK) koşulsuz teslim oldu (Almanya 3 ay önce teslim olmuştu). Böylece, Adolf Hitler’in başında bulunduğu Almanya tarafından 1 Eylül 1939’da Polonya’nın istila edilişi ile başlayan ve 6 yılda, yarıdan çoğu siviller olmak üzere, yaklaşık 80 milyon insan yitimine neden olan korkunç savaş da resmen bitmiş oluyor ve Dünya yeni bir çağa, ‘nükleer çağ’a giriyordu. Bu dramatik yeni başlangıçla birlikte, ABD emperyalizmi dizginlenemez militarist yükselişini sürdürmeye başladı…

Kore, Vietnam, Afganistan ve Irak Savaşlarında ve Dünyanın dört bir yanındaki
anti-kapitalist devrimci hareketleri bastırmakta kullanılan ABD silahlı kuvvetleri,
Dünyadaki bütün ülkelerin askeri güçlerinin toplamına eşdeğer güçte büyük bir
Savaş makinesidir.
  

Japon Dışişleri Bakanı Mamoru Şigemitsu, ABD Savaş Gemisi USS Missouri üzerinde, ‘Kayıtsız-Koşulsuz Teslimiyet’ Belgesini imzalıyor.. (2 Eylül 1945) 

Artık bundan sonraki savaşlarda, özellikle Nükleer silahların kullanılacağı savaşlarda askerlerden çok sivil halk kitlelerinin ölümle karşı karşıya kalacağı anlaşılmış oldu.
Bu nedenle Fizikçi Albert Einstein, olası bir Nükleer Savaş sonrası insanlığın düşeceği perişan duruma vurgu yaparak, “3. Dünya savaşından sonraki savaşlar herhalde taş ve sopalarla yapılır.” demişti…

6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atılan ~15 kTon TNT eşdeğeri Uranyum Bombasında
(Little Boy) 64 kg U-235 kullanılmıştı. Bombanın toplam ağırlığı 4400 kg.

9 Ağustosta Nagazaki’ye atılan ~20 kTon TNT eşdeğeri Plutonyum Bombasında
(Fat Man) 6,2 kg Pu-239 kullanılmıştı. Bombanın toplam ağırlığı 4700 kg.

ABD’nin 1942-46 arası gizli olarak sürdürdüğü “Manhattan Projesi”nde  (Atom Bombası yapım Projesi)  görev alan Robert Oppenheimer, Enrico Fermi, Ernest Lawrence, James Chadwick… gibi dönemin ünlü fizikçileri 16 Temmuz 1945’te başarıyla gerçekleştirdikleri
nükleer denemede (Trinity Deneyi) Nükleer Bomba dehşetinin de yakından tanığı oldular.

Parçacık hızlandırıcısı “Siklotron”u icadından ötürü Nobel ödülü almış olan Ernest Lawrence, Japon elçisinin de yapılacak Nükleer deneye davet edilmesini, Elçinin Nükleer bombanın gücünü bizzat görmesini, dehşetini doğrudan yaşamasını istemiş ve böylece bombanın Japonya kentlerine atılmasına gerek kalmadan, Japonya’nın teslimiyete ikna edilebileceğini, Savaşın daha az insan yitimi ile sonlandırılabileceğini söylemişti. Ne yazık ki Lawrence’in bu insancıl önerisi Amerikan yönetimince kabul görmedi ve Roosevelt’in ani ölümü sonrası Başkan olan H. Truman Japonya’ya Nükleer bomba atılmasına onay verdi.

İlk Atom Bombasını Marina adalarındaki ABD üssünden Japonya’ya (~2500 km) uçuran Pilot Paul Tibbets, annesinin adını (Enola Gay) taşıyan B-29 Uçağının önünde. (Boing yapımı bombardıman uçağı)

O günden bu yana 71 yıldır barış amaçlı olsun, savaş amaçlı olsun nükleer teknolojiler sürekli geliştirildi (genelde her savaş amaçlı teknolojiye ‘Ulusal Güvenlik amaçlı’
biçiminde 
bir kılıf geçirilir)… Yaklaşık 1/4’ü atmosferde, öbürleri yer altında olmak üzere 2 binin üzerinde Nükleer deneme gerçekleştirildi. Bu denemelerin en büyüğü Rusya tarafından yapıldı. Rusya’nın 1961’de patlattığı Çar Bombası 50 Mega Ton (210 Pt) gücünde idi. Sivil alanlarda da nefes kesen teknolojik gelişmeler ardı ardına geldi.

Tomografi Aygıtı

Tarımda ve Tıp alanında insan sağlığına yararlı nükleer teknikler (Sterilizasyon, Röntgen, MR, Tomografi, SPECT, PET, Radyoterapi... ) çağımızın vazgeçilmezleri oldu. Bunun yanı sıra Elektrik enerjisi üretmek için, toplam 370 GWe gücünde, 400’den çok Nükleer santral inşa edildi. Dünyadaki tüm Nükleer santrallerin 1/4’ü, güç olarak 1/3’ü) ABD’de bulunuyor. Gerçi bu santraller Dünyanın elektrik enerjisi gereksiniminin yaklaşık %15’ini karşıladı ama elektrik enerjisi üretiminin yanı sıra, “yan ürün” olarak, Nükleer bomba yapımında kullanılabilecek Plütonyum da elde edildi.

~0,2Ton/GW.yıl  ölçeğinde, yani 1000 MW gücündeki bir nükleer reaktörde bir yılda kabaca 200 kg. Plütonyum elde edilebiliyor. Örneğin Yap-İşlet modeline göre mülkiyeti Rusya’nın olan 4800 MW gücündeki Mersin-Akkuyu Nükleer santralı da kuramsal olarak bir yılda her biri 150 bin Ton TNT gücünde 16 nükleer bombaya yetecek miktarda, 960 kg Plütonyum üretebilecektir (Tabii Nükleer patlayıcı üretmek için ille Nükleer santral olması gerekmiyor.).

Şimdiye dek Dünya nükleer reaktörlerinde patlayıcı olarak kullanılabilecek nitelikte olasılıkla ~1000 ton Pu-239 elde edilmiş olmalı. Yüksek enerjili a-ışını (alfa) salarak bozunan (Yarılanma süresi 24 bin yıl) ve radyasyon etkisinden çok kanserojen ‘toksik’ etkisiyle tanınan bu yapay element Plütonyum’un parasal değeri yaklaşık milyon $/kg dır.

Bugün Dünyada Nükleer silahlara sahip olan ve “Nuclear Powers” olarak tanınan 8 ülke var… (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, K. Kore) bunlara 100 dolayında nükleer başlık sahibi olduğu bilinen İsrail’i de eklemek gerek. ABD’nin fisyon tipi (Uranyum-235 veya Plutonyum-239 atom çekirdeklerinin parçalanması) Nükleer patlamayı gerçekleştirmesinden 4 yıl sonra, 1949’da Rusya da Atom bombasını patlattı. Rusya’nın Atom programının başında ünlü Rus fizikçileri Andrei Saharov ve İgor Kurçatov bulunuyordu. Arkasından İngiltere, Fransa ve Çin Atom Bombalarını patlattılar…

1952’de ABD ilk Füzyon tipi (döteryum ve trityum atomlarının birleşerek Helyum atomunu oluşturması) Termo-nükleer bombayı patlattı. Halk arasında Hidrojen bombası olarak da bilinen bu daha yüksek enerjili Bomba, Atom bombası olarak bilinen bombadan kat be kat daha güçlü bir bombadır… Bunun üzerine öbür 4 ülke de hemen harekete geçti ve ardı ardına bu zor teknolojiyi başararak Termo-nükleer kulübe üye oldular… (Termonükleer bombanın patlaması için gerekli tetikleme enerjisini küçük bir nükleer bomba sağlıyor.)

1970’ten bu yana Dünyada artık 5 “Super Nuclear Power”  ülke var ve 24.10.1945’te kurulmuş Birleşmiş Milletlerdeki 193 eşit üye ülke arasında bu 5 ülke “öbürlerinden daha eşit” (AS: Primus inter pares) olarak sürekli veto” hakkına sahip oldular (AS: Sürekli 5’ler, Permanent Fives- 5Ps). İşe en geç başlayan Çin en becerikli çıktı; normal Nükleer Bomba yapımından 3 yıl sonra, Fransa’dan 1 yıl önce, Termo-nükleer Bomba (AS: Hidrojen bombası) üretimini başardı.

Ülke Atom Bombası Hidrojen bombası
ABD 1945 1952
Rusya 1949 1953
UK 1952 1957
Fransa 1960 1968
Çin 1964 1967

Aslında Anayasaları izin verse (ve isteseler) 2. Dünya savaşının yenik ülkeleri Japonya ve Almanya da bu listeye çoktan dahil olabilecek düzeyde Bilimsel ve Teknolojik olanaklara
sahip ülkelerdir. Son zamanlarda Uluslararası önemli yaptırım kararlarında, “5+1” şeklinde bir diplomatik formülasyonla, artık Almanya da 5’li Veto Grubuna dahil ediliyor.

Özetleyecek olursak                   :

  1. Dünya Savaşı tüm İnsanlık için çok pahalı bir ders oldu. İnsanlık yalnızca Nükleer dehşeti değil, kimyasal silah dehşetini de yaşadı. Genel geçer kanı o ki; yeni bir küresel (nükleer) savaşı engelleyecek küresel (nükleer) denge artık kurulmuştur; bir nükleer savaş olasılığı çok düşük görünüyor. (AS: Dehşet dengesinin caydırıcılığı; “detant”)

Ama yeni dönemde yeni risklerle karşı karşıya kalındı;

1-Nüfus Patlamasının ve Savurgan Tüketimin Çevre Felaketine yol açan kirlilik ve yıkım etkisi, ağırlıklı olarak fosil yakıt kullanımından kaynaklanan olumsuz iklim değişikliği (küresel ısınım, su baskınları, kuraklık, açlık, susuzluk, hastalıklar…)

2-Gelir dağılımında gittikçe artan adaletsizlik (Zenginin daha zengin, yoksulun
daha yoksul oluşu) ve küresel Yaşam kaynaklarının dengesiz dağılımı, sonuçta kaos, göç, terör, bölgesel savaşlar…

Umarız ki               :

  • Beşiğimiz ve Mezarımız olan Mavi Gezegenimizin, İnsanlık için tek barınak yeri olduğu
    ve bu Gezegenin çok kırılgan yaşam ortamını korumak gerektiği bilinci giderek yayılır.
  • Liberal Ekonominin Dünya yaşam kaynaklarını sömüren umursamaz üretim furyası
    son bulur;
  • “tüketim toplumuna” doğru evrimleşen insanlık, çok geç kalmadan, Gezegeni yaşanamaz duruma getiren savurgan yaşam biçiminden vazgeçer, Nüfus artışını dizginler
    (kadın başına 1 çocuk!) ve
  • Kapitalist ekonominin uydurduğu “Sürdürülebilir kalkınma” peşinde koşmaz, “Doğayla uyumlu sürdürülebilir yaşam modeli” arayışına koyulur.

Aksi takdirde bu yüzyıldaki kıyım 2. Dünya savaşını 50’ye katlayacaktır… æ
________
*1915’te Çanakkale Boğazını, Gelibolu yarımadasını savunan Türk askerlerinin üzerine
İngiliz ve Fransız donanmalarından yağdırılan ve yaklaşık 100 bin askerimizin ölümüne
neden olan konvansiyonel (klasik) bombalar da toplamda 1-2 Hiroşima bombası
eşdeğerindeydi!…

15 kT Nükleer Bomba demek, patladığı zaman 15 bin ton TNT patlamasına eşdeğer yıkım gücü (ısıl enerji) ortaya çıkaran bomba demektir…

Nükleer bombaların ayrıca çok tehlikeli, mutasyon ve kanser yapıcı, ışın (radyasyon)
etkisi vardır.

TNT patlaması ile (yani Dinamiti oluşturan moleküllerdeki Atomların ayrışmasıyla) ortaya çıkan güce aslında “Atom bombası”, Atom Çekirdeklerinin bölünmesi ile ortaya çıkan güce de “Nükleer Bomba” demek gerekirdi. 1 kg U-235 ‘in nükleer parçalanmayla teorik olarak 75 trilyon Joule (75 GJ) enerji açığa çıkar. 1 kg TNT patlamasında 4,2 milyon Joule (4,2 MJ) enerji açığa çıkar; dolayısıyla, “Nükleer Güç, Atom gücünün yaklaşık 17 milyon katıdır” diyebiliriz, (17 kTon/kg) ancak pratikte Atom çekirdeklerinin % 1-20 kadarı zincirleme reaksiyona girer ve öbür teknolojik kısıtlar nedeniyle Nükleer bombaların kuramsal etki/kütle üst sınırı vardır: ~ 6 kTon/kg

Bugün Dünyada, % 90 kadarı ABD ve Rusya envanterinde olmak üzere, her biri ortalama
150 kTon gücünde yaklaşık 16 bin Nükleer Başlık bulunduğu
sanılıyor.
Hiroşima bombasından 10 kat daha güçlü ama yüz kat daha kompakt olan bu başlıkların
dörtte biri her an için kullanıma hazır bekliyor. Kısacası, kullanım riski tümden sıfırlanmıştır” diyemeyeceğimiz Nükleer silahlar tüm insanlığı birkaç kez öldürecek güçtedir; bunun yanında bir o denli de konvansiyonel (AS: klasik) silah gücünü hesaba katmak gerekir.

http://www.youtube.com/watch?v=PB-atl3YBSQ

2. Dünya Savaşındaki başat Ülkelerin Liderleri
ABD-İngiltere-Rusya/Japonya-Almanya
F. D. Roosevelt 1882-1945  H. S. Truman 1884-1972
W. Churchill 1874-1965   J. Stalin 1878-1953
Hirohito 1901-1989   A. Hitler 1889-1945

Preview YouTube video Little Boy – Atom Bomb – Hiroshima

Little Boy – Atom Bomb – Hiroshima
============================================
Dostlar,

Seçkin Nükleer Fizik uzmanı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamız, ricamızı kırmayarak kapsamlı bir 72. Yıl yazısı yazmış Hiroşima kıyımı gününde.. Kendisine engin bilgisi ve nükleer dayatılan enerjiye seçenek son derece yerinde önerileri için teşekkür borçluyuz..

ABD emperyalizmini ve Japon Faşizmini bir kez daha lanetlerken, masum kurbanların anısını saygı ile selamlıyoruz.

Sayın Ercan, bir nükleer savaş olasılığının karşılıklı dehşet dengesine dayalı olarak “epey” caydırıcı (Nuclear deterrence) olduğunu yazıyor.. Dileriz “haklıdır” ve 2,5 serseri,
sonu olmayan bir nükleer intihar serüveni insanlığa nükleer cehennem yaşatmaz..

Anımsayalım; Çernobil faciası, 2 kafadar teknisyenin santralın soğutma sistemiyle sorumsuzca oynamaları sonucu başımıza geldi (26 Nisan 1986).

Fukuşima yıkımı (felaketi) 1 Mart 2011’de idi ve deprem sonrası tsunami için 6 m olarak öngörülen duvarlar, 10 m’yi bulan dalga yüksekliği nedeniyle etkili olamadığı için yaşandı.

Riskleri sıfırlamak olanaklı değil.. Her zaman “beklenmedik – hesaba katılmadık” bir güvenlik zayıflığı olabiliyor ve bedeli son derece ağır oluyor..

Ayrıca halktan gizlenenler de var… İngiltere’deki Windscale Nükleer Güç Santralının 1957’deki patlaması halktan tam çeyrek yüzyıl gizlenmiş, taa 1982’de açığa çıkarılmıştı!

Bu bakımlardan; Türkiye’nin Akkuyu ve Sinop nükleer güç santrallarından vazgeçerek temiz – güvenli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi ve ulusal enerji seferberliği ilan etmesi gerekir. Son yıllarda güneş enerjisinden, rüzgar enerjisinden yararlanma alanında epey teknolojik ilerleme sağlanmıştır ayrıca..

Almanya’nın 2030’a dek nükleer enerjiden çıkacak olması son derece öğreticidir.

Sevgi ve saygı ile. 6 ve 9 Ağustos 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com                      

Notlar : Sitemizde daha önce yayımladığımız ve güncellediğimiz aşağıdaki 2 dosyanın da incelenmesini öneririz : Radyasyon_ve_Toplum_Sagligi_2011
http://ahmetsaltik.net/2015/08/07/hirosima-ve-nagasaki-vahsetinin-67-yili/

 

Soner YALÇIN : Erdoğan’ın Uzun Gecesi


Dostlar,

Usta, çok birikimli ve yürekli araştırmacı yazar Soner Yalçın müthiş bir makale yazdı..
Hitler’in Almanya’da çok kanlı biçimde diktatörleşmesi serüveni..

Türkiye’de olup bitenlerle öylesine çok benzerlik taşıyor ki.. dehşet veriyor..
Hitler’in “Uzun bıçaklar gecesi” ve Erdoğan’ın şimdilik 2 sözcüklü “Uzun… gecesi”..
Kullanılan metaforlar ve analoji kavramları çok ustaca ve çok ilginç, düşündürücü.

İbretle okunmalı ve Türkiye benzer olası gelişmelere karşı önlem almalı, mutlaka! 

Sayın Soner Yalçın’a bu çok önemli ve uyarıcı belgesel yazısı için teşekkür borçluyuz.

  • Bu arada 2 bakanın, İçişleri Bakanı Muammer Güler ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın istifaları açıklandı.. Ancak her 2 düşük – sabık bakanın da istifa yazıları şablon gibi ve intikam – kin kokuyor.. Israrla, ağır sıfatlar kullanarak yaşananların kendilerine, hükümete ve AKP’ye iğrenç bir komplo olduğunu savlamaktalar.. Toplumdan özür dileme, özleştiri verme, soruşturmanın esenliği için demokrasi ve adalete saygı gereği görevden çekilme.. gibi kavramlar AKP’nin, RTE’nin ve sekreterlerinin (bakanlarının!) sözcük dağarcığında (portföyünde) yok ne yazık ki!

Soner Yalçın‘ın bu dehşetli tarih belgeseli (yorumsuz!) yazısını başta Başbakan
R.T. Erdoğan olmak üzere bakanları, danışmanları, tüm AKP’liler ve de TSK mutlaka ve özenle okumalı..

Sevgi ve saygı ile.
25.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=======================================

Erdoğan’ın Uzun Gecesi

portesi


Soner YALÇIN

 

17 Ara­lı­k’­ta (2013) ope­ras­yo­n baş­la­dı. O ge­ce Baş­ba­kan Er­do­ğan, ope­ras­yo­nu ya­pan beş em­ni­yet ami­ri­ni gö­rev­den al­dı. Ar­ka­sı gel­di; İs­tan­bul, An­ka­ra, Bur­sa, Trab­zon,
Ko­ca­eli gi­bi bir­çok şe­hirde ve Em­ni­yet Ge­nel Mü­dür­lü­ğü­’n­de ce­ma­at­çi ol­du­ğu­na
ina­nı­lan po­lislerin tas­fi­ye­si baş­la­dı. Ha­len de­vam edi­yor. Ben­zer ola­yı bir ge­ce­de kim, na­sıl yap­tı? O kav­ga­nın ne­den­le­rin­den bi­ri de Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çi­miy­di…

Adı; Paul von Hindenburg. Alman muhafazakar partilerin adayı olarak 1925’te Cumhurbaşkanı seçildi.

“Bohemyalı Onbaşı” diye küçümsemesine karşın, 30 Ocak 1933’te Adolf Hitler‘i şansölye/başbakan tayin etti.
1933’ün sonbaharında 86 yaşındaydı ve iyileşmesi mümkün görünmüyordu;
akciğer kanseriydi.

Alman muhafazakarları, Alman birliğinin kurulmasına öncülük eden Hohenzollern hanedanından son imparator II. Wilhelm’in oğlu Prens Wilhelm‘i cumhurbaşkanı yapmak istiyordu. Bunun sebebi; II. Wilhelm’in annesi Prenses Augusta Victoria, İngiltere Kraliçe’si Alexanderia Victoria’nın kızıydı. Bu seçimle Almanlar, İngilizlerle
I. Dünya Savaşı’nda bozulan ilişkilerini düzeltmek istiyordu.

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmak isteyen biri daha vardı; Hitler!..
“Hizmet hareketi”
Adı; Ernst Röhm…
1887 Münih doğumluydu. I. Dünya Savaşı’nda savaştı.
Yüzbaşı’ydı. Savaştan sonra Hitler’in bulunduğu Alman İşçi Partisi‘ne katıldı.
Partide kendine yakın bulduğu ilk isim; eski bir asker ve devlet muhbiri olarak çalışan Hitler‘di. İttifak yaptılar.

“Yenilikçiydiler…”
Önce partinin adının değişmesi için mücadele ettiler;

“Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi” yaptılar.

Irkçıydılar ve aslında sosyalizm düşmanı/anti-Marksisttiler ama o dönemin Almanya’sında “sosyalizm” modaydı ve geniş kitlelerle ulaşmak için bu adı seçtiler. Ardından, etkileyici hitabet yeteneğiyle 29 Temmuz 1921’de Hitler parti başkanı seçildi. “Nasyonal Sosyalizm” (NAZİ) parti ideolojisi haline getirildi.

Partiyi ele geçirmelerinde en büyük yardımı “hizmet hareketi” olan “Sturmabteilung” kısaca “SA” denen “sivil” paramiliter güçten aldılar.
Bunlar aslında, I. Dünya Savaşı’nda küçük-özel sızma/saldırı timleri olarak kullanılmıştı. Savaştan sonra işsiz kalmışlardı. Dağınık haldeydiler. Şimdi yeni kurulan faşist hareketin emrindeydiler.

Kahverengi gömlekli faşist SA’ların başına Ernst Röhm getirildi.
Hedeflerinde solcular, Yahudiler olan SA’lar gençleri kazanmak için “Jimnastik ve
Spor Bölümü” gibi kulüpler açtılar. Devletin sinir merkezlerine sızmaya başladılar.

Bu arada; laiklik taraftarı Alman Halk Partisi (DVP) başbakanlığındaki koalisyon hükümet döneminde, devlet tarafından sıkı takip altına alındılar. 8 Kasım 1923’te Fransızlar’ın Ruhr’u işgalini bahane ederek, Münih’te “milli ihtilali” başlatan /yani darbeye kalkışan Hitler ve Röhm tutuklandı.
Parti kapatıldı.
Gömleğini çıkardı

Hitler, anayasayı kuvvet zoruyla değiştirmek suçundan müebbet ceza alması gerekirken, “vatana ihanetten” 5 yıl aldı. Yalnızca 9 ay hapis yattı.
“Hapis mağduriyetini” iyi kullandı; tartışılmaz “liderliği” onaylandı.
Bu güçle kolları sıvadı; partiyi yeniden kurdu.
Ancak eski partisinin yarı askeri görüşüyle ve görünümüyle iktidar olamayacağını anlamıştı. Hükümet olmak için geniş kitleleri kazanması gerekiyordu.
Kendine ve partisine yeni “imaj” lazımdı. İlk, SA’ların simgesi kahverengi gömleğini çıkardı!
Muhafazakar olmasına rağmen partiye kadınları üye kabul etti. Örgütlenmeye önem verdi.
Bu arada partiyle artık organik ilişkisi bulunmayan Röhm ile ilişkisini perde arkasından yürüttü.
Ve 1929 dünya ekonomik krizi Hitler’e ve dolasıyla Röhm’e yaradı.
31 Temmuz 1932’deki seçimlerde %37.4 oy alarak, 1. parti oldu. 1919’dan beri Almanya’da siyasal istikrar sağlanamıyordu. Milliyetçi-muhafazakar partiler Hitler’e destek verdi;

NAZİ’ler iktidara geldi.

Muhalifler kampta…
Hitler ve Röhm ittifakı Almanya’da birçok polisiye operasyona imza attı.

  • Reichstag/Alman Meclisi yangını komplosuyla
    muhalifleri, aydınları toplama kamplarına gönderdiler.

Konuyu çok dağıtmamak için basından örnek vereyim:

Almanya’nın en büyük gazetelerine sahip Ullstein Ailesi’ne baskı yaptılar.
Aile hisselerini Hitler’in başçavuşu Max Amann’e satmak zorunda kaldı.
Gazeteciler Carl von Ossietzky ve Walter Kreiser’i; sıradan haberleri bahane ederek,
“gizli askeri bilgileri ifşa ederek vatan hainliği yaptıkları” suçlamasıyla cezaevine attılar. Lothar Erdmann, Else Ury, Heilig Bruno, Fritz Heymann, Jakob Cahnmann gibi gazeteciler de benzer suçlarla aynı akıbete uğradılar.
Kurt Tucholsky gibi gazeteciler baskıya dayanamayıp intihar etti.
Georg Bernhard gibi genel yayın yönetmenleri yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.
Kuşkusuz boşluğu “yandaş gazeteler ve gazeteciler” ile doldurdu.

“Paralel Devlet” istenmedi

NAZİ’ler içinde Hitler’e “sen” (du) diye hitap eden tek kişi Röhm‘di.
Fakat iktidar ateş topuydu. Yollar ayrılacaktı. Bunu ateşleyen ise cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. Hitler, o koltuğu istiyordu ve bunun için Ordu’ya ihtiyacı vardı.
Fırsatı yarattı; tarih 16 Mayıs 1934 idi.
Doğu Prusya’daki askeri tatbikat sırasında Deutschland gemisinde, Savunma Bakanı Werner von Blomberg, Genelkurmay Başkanı Werner von Fritsch ve Donanma Komutanı Amiral Erich Raeder’e fikrini açtı.
Soylu generaller, milis sayısı 4.5 milyona ulaşan SA’ları, yaygaracı-ayaktakımı olarak görüyordu. Röhm köylüydü. Büyük Almanya’nın geleceğinde bunlar olamazdı.
SA’lar arasındaki eşcinsel yaşam, Prusya ekolünden gelen muhafazakar komutanları
çok rahatsız ediyordu.

Hitler’den, SA’ların tasfiyesini istediler. “Paralel Ordu”yu kabul edemeyeceklerini belirttiler. Aksi durumda Hitler’e destek veremeyeceklerdi.
Yalnızca ordu değil…
Hitler’in iktidar olmasına “yeşil ışık” yakan Gustov von Bohlen, Robert Bosch,
Albert Voegler, Georg von Schnitzler gibi büyük işadamları, gelişigüzel tutuklamalara, Yahudiler’in ölümlerine ve dizginlenemeyen SA terörüne son verilmesini istiyordu.
Ordu ve işadamları; polis ve asker üzerinde ayrıca kamu yönetiminde geniş yetkilere sahip paralel bir “SA devleti” istemiyordu.

Hitler kabul etti; kendini iktidara getiren “hizmet hareketi” SA ve “onursal başkan” Röhm’ü feda edecekti.

Villasından laf sokuşturdu

Ernst Röhm kendine çok güveniyor; iktidarın belkemiği olduğuna inanıyor ve gücün bir gün önlerine serileceğine inanıyordu.
Sportpalast gibi stadyumlarda topladığı SA “müritlerine” verdiği söylevlerinde,
“SA’lara artık lüzum kalmadığı sözü kulağımıza geliyor bunu kabul edemeyiz.”
diye meydan okumaya devam etti.
Görünüşte Hitler ile sadakatleri karşılıklıydı. Hitler “SA sorunu”nu yumuşaklıkla halletmek istedi. Röhm’ü yatıştırmak için kabinesine alıp bakan bile yaptı.
Naziler’in günlük gazetesi Voelkischer Beeobacchter’de Röhm’ü öven yılbaşı mektubunu yayınlattı.

Ne bakanlık ne övgü dolu mektup Röhm’ü yatıştırdı.
Münih Prinzregentenplatz’deki yeni villasındaki sohbetlerde sürekli kinayeli konuştu;
laf sokuşturmaya devam etti. Kabine üyelerine “narren” (budalalar) diyordu.
1934’te hükümete muhtıra verdi: SA’lar ulusal savunmayı üstlenmeliydi!
Gerilim had safhadaydı.
Komplo teorileri havada uçuşuyordu; bunlardan en önemlisi Röhm’ün Hitler‘e
darbe yapacağı iddiasıydı!
İp koptu; Hitler, “Uzun Bıçaklar Gecesi”ne hazırlanıyordu…
“Onursal Başkan” Röhm öldürüldü

Kendisine darbe yapılacağına inanan Hitler, “hizmet hareketi” SA ve “onursal başkanları” Röhm’ü ortadan kaldırmak için kurnaz bir taktiğe başvurdu:
Önce SA’da ayrışma yarattı.
Gestapo Şefi Hermann Göring akıllı bir hareket yaptı: SA’ların bir kolu olan siyah ceketli polislerden kurulu SS (Schutzstaffel) şefi Heinrich Himmler‘i Prusya Gestapo Şefi yaparak yanına çekti.
Ardından…
Hitler tüm SA’ların temmuz ayı boyunca izinli olmasını emretti.
İzinlerinde özel üniformalarını giymeyecek ve silah taşımayacaklardı.
6 Haziran’da Röhm’ün buna yanıtı yine sert oldu:
“Eğer SA’nın düşmanları SA’ların bir daha toplanmayacağını ya da izinden sonra ancak bir kısmını geri alınacağını sanıyorsa, kısa sürecek umutlarıyla oyalansınlar. Onlar gerektiği zaman gereken şekilde cevaplarını alacaklardır. Almanya’nın kaderi SA’nın elindedir
ve öyle de kalacaktır.”

Röhm ve SA’lar, Hitler’in kendilerinden vazgeçemeyeceğine inandı.
Hitler iyi, çevresi kötüydü! Bu iyi niyetle Hitler’in emrine uyarak
hayatlarının hatasını yaptılar; tatile çıktılar.
Ordu neler olacağını biliyordu; Genelkurmay Başkanı Werner von Fritsch, 25 Haziran’da orduyu alarma geçirdi; bütün izinler kaldırıldı ve askerlerin kışlalarından çıkması yasaklandı.
Ve 30 Haziran Cumartesi…
Berlin ve Münih’te darbe yapacağı söylenen üst düzey SA’lar tek tek yakalandı.
Bu sırada, Röhm ve üst düzey SA komutanlar Bavyera’daki Tegernsee Gölü kıyısındaki Hanslbauer Oteli’nde uyuyorlardı. Burada olmalarının nedeni; iki gün önce Hitler’in, Röhm’ü arayıp bir konferans için tüm SA liderlerini 30 Haziran’da Bad Wiessee’de toplamasını istemesiydi.
Hitler önce gece Münih’e geldi.
Gözaltında olan SA’larınn üzerine yürüdü, tokatladı. Yaptıkları “ihaneti” affetmeyecekti. SA’lar ne olduğunu bile anlayamadı; darbe sözünü ilk kez duyuyorlardı.
Hitler sonra otomobille Hanslbauer Oteli‘ne gitti.
Röhm’ün odasına tek başına girdi; giyinmesini ve kendisiyle gelmesini emretti.
Röhm otomobile bindirilip götürülürken oteldeki tüm SA’lar öldürüldü.
SA komutanı Edmund Heines’in yatağında bir erkek olması,
ileride SA’ların gözden düşürülmesi için propaganda malzemesi yapılacaktı.
Röhm, Münih’e getirildi ve Stadelheim hapishanesine kapatıldı. Yıllar önce,
Hitler ile birlikte “Birahane Darbesi”ne karıştıkları iddiasıyla bu cezaevine atılmışlardı.

Hitler dava arkadaşına lütufta bulundu ve masasına bir tabanca bıraktırdı;
kafasına sıkmasını istiyordu. Röhm, “beni Hitler öldürsün!” dedi.

‘Hizmet hareketi’nin sonu

  • Uzun Bıçaklar Gecesi‘nde oluk oluk kan aktı…

Yalnızca SA’lar öldürülmedi o gece; Hitler’e zamanında kim muhalefet etti ise;
kim Hitler hakkında çok bilgi sahibi ise hepsi öldürüldü.
Örneğin, 1923’te Birahane Darbesi’ni bastıran, Bavyera eski Başbakanı SA karşıtı
Gustav von Kahr öldürülenler arasındaydı.
Örneğin, Hitler’e “Kavgam” kitabının yazılmasından yardımcı olan ve
Hitler’in özel yaşamını bilen Papaz Bernhard Stempfle öldürüldü.

SA’lara yakınlaşan eski Başbakan general Kurt von Schleicher yeni evlendiği karısıyla birlikte evinde katledildi.
Yine SA’lara yakın general Kurt von Bredow yok edildi.
Bizim tarihimiz acısından önemli bir yeri olan; Başbakan Yardımcısı ve
Cumhurbaşkanlığı adaylığı için adı geçen Franz von Papen kaçarak canını kurtardı.
Sekreteri Herbert von Bose ve yakın çalışma arkadaşı Edgar Jung öldürüldü.
Yine Papen’in siyasi çevresinden Katolik lider Erich Klausener de katledildi.

Öldürülenler arasında 13 milletvekili vardı.

Bir süre ev hapsinde tutulduktan sonra önce Viyana ardından Ankara’ya büyükelçi yapılarak Berlin’den uzaklaştırılan Papen’in, yakın arkadaşlarının öldürülmesine karşın teklifi kabul etmesi Almanya’da kendisini rezil duruma düşürdü.
Yanlışlıkla öldürülenler de oldu; ünlü müzik eleştirmeni Dr. Wili Schmid,
SA komutanlarından Wili Schmid ile karıştırıldı.

  • Uzun Bıçaklar Gecesi’nde kaç kişinin öldürüldüğü hiçbir zaman bilinemedi.

Resmi açıklama, 19’u yüksek rütbeli 70 kişinin olduğu yönündeydi!
1957’deki Münih duruşmalarında ölü sayısının binin üzerinde olduğu kayıtlara geçti.
Sonuçta Hitler, Röhm’den kurtuldu. Kahverengi gömlekli SA’lar tasfiye edildi.

13 Temmuz’da Hitler meclise şu bilgiyi verdi:

“Röhm haindi; Fransa istihbaratı adına çalışıyordu ve darbe yapmaya hazırlanıyordu!”
Tarihçiler, Uzun Bıçaklar Gecesi’nin Nazi Almanya’sı için dönüm noktası olduğunu
kabul eder. Çünkü; Cumhurbaşkanı Hindenburg 2 Ağustos’ta öldü.

Üç saat sonra

  • Hitler kabinesi; Başbakanlık makamı ile cumhurbaşkanlığı makamını birleştirdi.
  • Devlet Başkanlığı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’na Hitler getirildi!

1934’te halk desteğini kaybeden Hitler artık “Führer” idi!
Nazi Almanya’sında bir daha seçim olmadı…

http://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/soner-yalcin/erdoganin-uzun-gecesi-428571/, 22.12.13

Nihat Genç: Gösteriş için şiddet..

Nihat Genç: Gösteriş için şiddet

Balyoz davası sonrası medya yorumlarını okuduk, yüzde yüzü yani tamamı ‘sahte belgeler’ kuşkusunu dile getirdi, sağcısı solcusu yandaşı hepsi bir ‘milli mutabakat’ gibi sahte belgelerin varlığının mahkeme kararını tartışılır hale soktuğunu beyan etti.

Yandaş İslamcı liberaller sonunda şöyle bir ittifak içindeydi, mahkeme kararları doğru, az bile, ancak sahte belgeler işi bozuyor.

Peki sahte belgelerle inşa edilmiş bir davanın kararını daha nasıl alkışlıyorsunuz?

Orasını sormayın. Şöyle demek istiyorlar:

‘Hukuk yok ama özgürlük varmış.’

Sahte belgelere rağmen mahkeme kararını alkışlayanların haletini ruhiyetini bir de şöyle yorumluyorum: ‘Karnımız doyduğu için mahkeme özgür karar verdi, ama belgeler de sahte.’

Sahte belgelere rağmen mahkemenin bu meşum kararını onaylayanların ruh hallerini daha başka nasıl yorumlayabiliriz, şunun için de olabilir, ekonomideki bırakın yapsınlar’ın hayata geçebilmesi için önce ‘hakimleri de bırakalım yapsınlar’ın devreye girmesi şarttır.

şte böyle bilinmez saçma sapan bir yere geldiniz.

Bence işleri doğru tahmin edemediniz. Taraf Gazetesi tezgahınız tutmadı. Artık yeni deli danalara yeni uçuk virüs gençlere ihtiyacınız var.

Oysa geçmişten ders alacak çok zamanınız vardı.

Hem size hem PKK’ya hem de Amerikalı dostlarınıza selamım olsun, Türkiye’nin fiyatı çok yüksektir, hukuk ondan da yüksek. Taraf Gazetesi’ne giydirdiğiniz özgürlük don’u tutmadı, b.k içindesiniz.

Türkiye’yi bir hukuk bataklığına kim düşürdü? Şimdi yukarlarda aranızda konuştuğunuz tek çare, bunların hepsini yeni anayasayla affettirip bir mutabakat zemini işte yeni bir fırıldakla buluruz düşüncesi.

Geçin bunları, hukuk dışında ‘don’ yoktur. İnsanlığın yolundan şaşmayın.

John Steinbeck’in meşhur lafıdır, Amerika’da sosyalizm niye tutmuyor sorusuna karşılık: ‘Çünkü Amerika’da öyle bir atmosfer yaratıldı ki yoksullar kendilerini geçici olarak dara düşmüş milyonerler olarak görür.’

Türkiye’de en akıllısından en aptallına kadar yarattığınız atmosfer şuydu: Darbecileri cezalandıralım özgürlük gelir. Balyoz ve Ergenekon ve ODA TV tutuklularına küfreden herkes kendini ‘özgürlükler içinde dans ederek yüzüyor’ sandı.

Bir yere geldik ama nereye geldik, budalalar cennetine hoş geldiniz.

Sahte belgelere cinnetle sarılmış bir iktidar ve onun yandaşlarınızı izledik.

Sahte belgelerle dolu uçaklarının düştüğünü birkaç sene daha kabul etmekte zorlanacaklar. Ancak bu süre içinde sadece Türkiye değil tüm dünya, tezgahın bütün pisliklerini okumuş anlamış ve yeterince bizler kadar şaşırmış olacak.

Bence siz eski günlerdeki gibi ekranlarda ‘mehdi’nin yeniden dönüşü tartışmalarına’ başlayın, başka yolunuz kalmadı.

Adolf Hitler’in lafıdır, düşünemeyen insanlar yöneticiler için ne büyük şans.

Taraf ve yandaş basın, yöneticilerinize geçtiğimiz on yıl içinde çok çok büyük şanslar verdiniz.

Özgürlük diye tepinip yeterince eğlendiniz ancak şimdi şarap ve saçmalık stoklarınız tükendi.

Yeni Yalanlar’a Yeni Tezgahlar’a ihtiyacınız var.

Yeni yalanlar yeni tezgahlar da buluşmak üzere, bekleriz, biz yine burada olacağız.

Şuraya bakın, on yıldır sabah akşam Türkiye’yi oyaladınız, gömdüğünüz silahlar, yerleştirdiğiniz virüsler, sahte belgeler hepsi açığa çıktı, şimdi de, sahtelermiş ama olsun, bir ceza verilmeliydi. Yani ‘gösteriş için şiddet’. Yani göz korkutma, sindirme için.

İşte benim de Balyoz yorumum: ‘Atlar gitti bu eşekler kaldı.’

On yıl içinde köyde tavuk ot sığır kalmadı, iktidar ve sizler, tarımla, toprakla, bereketle değil işte bu zırva belgelerle uğraştınız, sonuç, ülke diye elinizde sadece bu keçilerin yaşayabildiği çorak değneksiz araziler kaldı.

Bu yüzden yine de Kafka’nın lafını hatırlatmak lazım: ‘Umut var ama bizim için değil.’ Özgürlük keçileri ve özgürlükçü eşekler, sizler varken bu iktidarlar hiç bitmez, korkmayın.

Açılmış tarlalar bakımsız kalırsa yeniden dikenliklere dönüşür. Gün gelir dikenler de yurdunu ister, dikenler istila ederek saldırır.

On yılda hukuku siyaseti dikenler gibi istila ettiniz. Ve sonunda:

İskambilden yapılmış dijital virüs kuleniz çöktü.

Bir de, kendi aralarında dahi kalleşler, Taraf Gazetesi ve yandaş İslamcılar mahkeme kararından sonra hakimleri yalnız bıraktı. Hakimler sizlerin bavulları ve manşetlerinizi karara bağladı ama şimdi onları sahipsiz bırakıyorsunuz. Pişmemiş ördekleri hakimlerin ağzına tıktınız, insan modern bir uygarlıkta birazcık zeki birazcık akıl işi ‘belge’ uydurur, sizler zeki akıllı, Türkiye ve dünya aptal, öyle mi, şimdi, yut yutabilirsen?

Sonunda selametle çıktığınız yol, sizler ve hakimler ‘hukuksuz’ kupkuru çıplak firavunvari bir ‘şiddet gösterisine’ razı oldunuz… Aferin size.

Tabii bu şiddet gösterisiyle yalnız canavarlaşmadınız, bu arada, servetlerinize servet ekranlarda ününüze ün kattınız, ihaleler, kadrolar, sınav yerleştirme merkezleri dahi kendi cemaatinizin tayin merkezleri çoktan oluverdi, kardeşim bir değil iki değil yüzlerce liberal yazar bin fantom gücünde özgürlükçü yazar oldu, onlarcası ekranlarda bulaşık temizleyici persil kahramanı oldu.

Bakın lideriniz sayın Tayyip bey şehid sayılarını artınca tek bildiği çözüm olarak, çocuk sayısını üç’ten beş’e çıkarttı, ne demek bu, böyle yaltakçı sessiz yazarları gördükçe, annelerinize yeni siparişler veriyor, ne üçü ne beş’i düzinelerce istiyor.

Neydi meşhur tekerlemeniz: ‘Mahkeme safhasına müdahale etmeyelim karışmayalım’, ‘iddialar var efendim’ diye diye bugüne geldiniz, geldiğiniz yerde tren şu anda kontrolden çıkmıştır.

Tek becerinizin belge uydurma olduğunu gördük. Belge uydurarak toplumu sindirme tutuklama yoluna girdiniz.

İnsan soruyor, bu kadar aç İslamcıyı liberali yandaşı doyuracak başka bir sihirbaz çözüm niye bulamadınız, bizden ne istediniz, yıllarca yatıyor arkadaşlarımız.

Ama olsun, hayırlı da oldu. Katlettiğiniz hukukla dünyaya kepaze oldunuz, kendi kendinizi ıslah etmiş oldunuz. Ne sizi döven ne sizi yasaklayan olmadı. Kendi kararlarınızla kendinizi infilak ettirdiniz, bunun adına artık bizler bir isim takalım: Özgürlük Bombası.

Bilmem siz kime güvenerek asker olsun yazar olsun yurttaşlarımızı savunmasız zavallı tahtakuruları gibi ezip yok etmeye karar verdiniz.

İşte korktuğunuz kabus başınıza geldi sonunda dize geldi konuştu sahte belgeler.

Hepinize tekrar tekrar ders olsun. Hayatlarımız sizin sinsi iktidar pazarlıklarınızın tertiplerinizin konusu olmayacak.

Sahte belgelerle gerçekte postmodern bir Frenkeştayn yaratıp üstümüze saldınız.

Bu Frenkeştayn şimdi sizi yavaş yavaş yiyecek.

Bunun adına ‘hıyarcıklı veba da’ denir, eski dünyaları yok eden.

Canavarlar sadece vahşi ortamlarda karın doyurur.

Onu bunu şunu kurumları yazarları hepsini basıp tutuklayıp bu hukuksuz vahşi ortamı bu yüzden planladınız.

İnsanoğlu, mısır, pirinç, buğday ektiği günden beri ‘hukuk’a güvenir, hukuk’tan üstün yoktur.

Ancak uyanmamış hala sahte belgelerin üstüne bir de keyifle kahvelerini içen köşe canavarları var.

Bırakalım içsinler, kahve ikramımız olsun afiyet olsun, son bir kahveye idam mahkumlarında dahi izin verilir, tadını çıkartsın şu son birkaç yılının.

Nihat Genç
Odatv.com
, 25.9.12