Etiket arşivi: yargı bağımsızlığı

Laiklik cephesi

Örsan K. Öymen

Örsan K. Öymen

11 Nisan 2022, Cumhuriyet

Türkiye günümüzde ekonomi, demokrasi, hukuk, adalet, yargı, medya, ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanlarında ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Ancak Türkiye bu alanlarda ilk defa sorun yaşamamaktadır.

Ekonomik kriz Türkiye’nin hemen hemen her iktidarı döneminde yaşanmıştır. Demokrasi, hukuk, adalet, yargı, medya, ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanlarında da özellikle 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinde, büyük sorunlar yaşanmıştır.

Ancak laikliğin bertaraf edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez yaşanmaktadır.

Türkiye, tarihinde ilk kez, demokrasinin yerine teokrasinin kurulması,
yani cumhuriyetin yıkılması tehlikesiyle karşı karşıyadır

Ayrıca günümüzde yaşanan öbür sorunlar da büyük ölçüde, AKP’nin teokrasi hedefinden kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle laikliğin bertaraf edilmesi, ülkedeki tüm öbür sorunları önceleyen, öncelikli bir sorun olarak ele alınmalıdır. Muhalefet öncelikle bu bilinçle hareket etmelidir.
***

  • Laiklik, dinin, devlet, siyaset, hukuk ve eğitim işlerine müdahale etmemesi, bu alanları esir almaması, devletin de bu koşulla, dindar olmayı seçen vatandaşın dini inanç ve ibadet özgürlüğünü, dinsiz olmayı seçen vatandaşın da dünya görüşünü ve yaşam tarzını güvence altına almasıdır.
  • Laiklik dinsizlik değildir.
  • Laiklik, farklı dinlerin, mezheplerin ve dünya görüşlerinin bir arada yaşamasını sağlayan, belli bir dinin ve mezhebin topluma zorla dayatılmasını engelleyen bir uzlaşma modelidir.
  • Laiklik, siyasetin, devletin, hukukun, eğitimin dinselleşmesinin önlenmesidir.
  • Laiklik, dinin, ekonomik ve siyasal amaçlarla suiistimal edilmesinin, dinin, ekonomik ve siyasi çıkarlar için bir araç olarak kullanılmasının önlenmesidir.

Üniversitelerde başörtüsünü yasaklamak laiklik değildir.

  • Laiklik, eğitim müfredatının dinselleşmesini önlemektir.

İmam hatip okullarının ve ilahiyat fakültelerinin tamamını kapatmak laiklik değildir.

Laiklik, imam hatip okullarını müftü ve imam ihtiyacına göre, ilahiyat fakültelerini ilahiyatçı ihtiyacına göre orantılı bir sayıda açmaktır.

Laiklik“Öğretim Birliği” Yasası’nı ihlal eden “4+4+4” eğitim modelinin kaldırılmasıdır,

Kuran kurslarının reşit olmayan öğrencilere dayatılmasının engellenmesidir.

  • Laiklik, zorunlu din dersinin kaldırılıp din dersinin seçmeli ders haline getirilmesidir. 

Laiklik, siyasetin dinsel söylemlere dayandırılmasının, hukukun din kurallarına göre belirlenmesinin, ekonominin din kurallarına göre yönetilmesinin, devlette kadrolaşmanın dini ölçütlere göre uygulanmasının engellenmesidir.

Laiklik, dinin ortadan kaldırılması, dinin yasaklanması değildir.

  • Laiklik, din devletinin kurulmasının ve köktendinci faşizmin önlenmesidir.

***
Türkiye’de laiklik konusunda kurumsal olarak duyarlı olan birçok siyasal parti vardır. Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Halkların Demokratik Partisi, Memleket Partisi, Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi, Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Komünist Hareketi, Emek Partisi bu partilerin içinde sayılabilir.

Yapılan tüm araştırmalara göre söz konusu partilerin toplam oyu yaklaşık olarak %54’tür. Teokratik bir monarşinin kurulup demokrasinin ortadan kaldırılmasını amaçlayan AKP-MHP iktidarının son bulması için bu oy yeterlidir.

Söz konusu siyasal partilerin arasında birçok konuda farklılıklar olsa da laiklik bu siyasal partilerin asgari ortaklığıdır. Yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığının ve yargı bağımsızlığının sağlanması; parlamenter düzenin ve hukuk devletinin yeniden tahsis edilip “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”nin sonlandırılması; düşünce, ifade, medya ve örgütlenme özgürlüğünün, üniversite özerkliğinin sağlanması da bu siyasal partilerin asgari ortaklığıdır.

CHP’nin ve İYİ Parti’nin kuracağı ittifaka, söz konusu öbür siyasal partilerin dışarıdan ve sandıkta destek vermesi durumunda, Türkiye AKP diktatörlüğünden kurtulacağı gibi, anayasadaki laiklik ilkesi de korunmuş olacaktır.

CHP ve İYİ Parti, Millet İttifakına zarar verdiği son gelişmelerle anlaşılan Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım Partisi ve Saadet Partisi ile zaman kaybedeceğine, yeni bir ittifak ve işbirliği modeline yönelmelidir.

Tabii laiklik ilkesinden kendileri de vazgeçmediyse!

Liderler zirvesi

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen

Ekonominin, siyasetin, hukukun, eğitimin, kültürün çöktüğü bir dönemde muhalefet partilerinin bir araya gelerek iktidara bir alternatif (seçenek) sunmaları umut vericidir. Bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın bir araya gelmiş olmaları önemlidir.

Siyasal partiler kendi kimliklerini ve ideolojilerini korudukları ve kadrolarını kendi kimlikleri ve ideolojileri üzerinden oluşturdukları ve anayasadaki demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesine uydukları sürece, başka kimliklere ve ideolojilere sahip siyasal partilerle seçim, ortak aday, anayasa, parlamenter sistem konusunda işbirliği yapabilirler.

Bu çerçevede söz konusu siyasal partilerin farklı parti programları olsa da asgari ortaklıklarda buluşarak ortak bir seçim beyannamesi oluşturmaları da olanaklıdır.

AKP hükümetinin olağanüstü hal koşullarındaki baskı ortamında, serbest ve özgür olmayan bir referandumla (halkoylamasıyla), ayrıca mühürsüz oyların sayılmasıyla yasalar çiğnenerek halka dayattığı “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” ve muhalefetteki siyasali partilerin mevcut oy oranları, bu işbirliğini ve ittifakı zorunlu kılmaktadır.
***
Öte yanda söz konusu muhalefet partileri, sorunun tek başına parlamenter sisteme dönmekle çözülmeyeceğini anlamalıdırlar. Çünkü Türkiye’nin temel sorunları 2017’de “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” geçildikten sonra değil, bu sisteme geçilmeden önce, parlamenter demokratik sistemde ortaya çıkmıştır. 2007-2017 arasında AKP iktidarı döneminde yaşanan kimi olayları hatırlamakta büyük yarar bulunmaktadır:

1) Fethullah Gülen çetesi, hükümetin desteğiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, Emniyet’te, yargıda, istihbarat birimlerinde, üniversitelerde, eğitim kurumlarında ve medyada kadrolaştı.

2) “Ergenekon”, “Balyoz”, “Casusluk” ve “OdaTV” adlı sahte yargı süreçlerinin ve kumpasların sonucunda gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, askerler tutuklandı ve yargı bağımsızlığı ortadan kalktı.

3) Medya kurumlarının yaklaşık %80’i, hükümete yakın şirketlere baskıyla sattırıldı, medya bu yolla hükümetin denetimi altına girdi, ifade, basın ve yayın özgürlüğü ortadan kaldırıldı.

4) Üniversiteler hükümetin baskısı ve denetimi altına girdi, hükümete yakın rektörler ve dekanlar atandı, öğretim üyeleri ve araştırma görevlileri işini yitirdi.

5) “Gezi” protestoları sırasında polis şiddeti nedeniyle gençler katledildi, binlerce vatandaş darp edildi.

6) Yolsuzluk iddiaları hükümet tarafından örtbas edildi, soruşturmalar ve yargı süreçleri engellendi.

7) Hükümet, Suriye’de yönetimi devirmeye kalktı, Suriye’deki köktendinci teröristleri destekledi.

8) Hükümet, terör örgütü PKK ile gizli müzakereler yürüttü.

“Millet İttifakı” iktidara gelir gelmez, cumhurbaşkanının halen sahip olduğu yetkilerle, devlet kurumlarındaki, yargıdaki, Emniyet’teki, istihbarat birimlerindeki, TSK’deki, üniversitelerdeki, eğitim kurumlarındaki, medyadaki AKP kadrolaşmasını ortadan kaldırmadığı sürece, ayrıca anayasayı ve yasaları ihlal eden AKP’liler bağımsız yargı önünde bunun hesabını vermediği sürece, Türkiye’nin anayasada belirlenen demokratik, laik, sosyal hukuk devletine kavuşması olanaksızdır.
***
“Millet İttifakı”nın çözmesi gereken bir başka sorun da “Millet İttifakı”nın içindeki siyasal partilerden birinin, özellikle de bu ittifakın en güçlü partisi olan CHP’nin, parlamenter sisteme geçildikten sonra gerçekleşecek seçimlerde 1. parti çıkmayı başarmasıdır. Çünkü bu sisteme göre cumhurbaşkanı, seçimlerde en yüksek oyu alan partinin genel başkanına hükümeti kurma görevini verecektir. AKP tüm kamuoyu araştırmalarına göre, oy oranında düşüş yaşasa da hâlâ birinci partidir. Parlamenter sistemle yapılacak ilk genel seçimlerde durum değişmezse ve anayasal düzeni yıkan, anayasadaki demokratik laik sosyal hukuk devleti ilkesini ortadan kaldıran AKP’nin ve onun yöneticilerinin seçime girmesi olanaklı kılınırsa, AKP tek başına veya MHP ile koalisyon hükümeti kurarak yeniden iktidar olacaktır.

Bu sorunlar çözülmeden, Türkiye AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın vesayetinden kurtulamaz.

Liderler zirvesi

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen

Ekonominin, siyasetin, hukukun, eğitimin, kültürün çöktüğü bir dönemde muhalefet partilerinin bir araya gelerek iktidara bir alternatif sunmaları umut vericidir.

Bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın bir araya gelmiş olmaları önemlidir.

Siyasi partiler kendi kimliklerini ve ideolojilerini korudukları ve kadrolarını kendi kimlikleri ve ideolojileri üzerinden oluşturdukları ve anayasadaki demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesine uydukları sürece, başka kimliklere ve ideolojilere sahip siyasi partilerle, seçim, ortak aday, anayasa, parlamenter sistem konusunda işbirliği yapabilirler.

Bu çerçevede söz konusu siyasi partilerin farklı parti programları olsa da asgari ortaklıklarda buluşarak ortak bir seçim beyannamesi oluşturmaları da olanaklıdır.

AKP hükümetinin olağanüstü hal koşullarındaki baskı ortamında, serbest ve özgür olmayan bir referandumla, ayrıca mühürsüz oyların sayılmasıyla yasalar çiğnenerek halka dayattığı “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” ve muhalefetteki siyasi partilerin mevcut oy oranları, bu işbirliğini ve ittifakı zorunlu kılmaktadır.
***
Öte yandan söz konusu muhalefet partileri, sorunun tek başına parlamenter sisteme dönmekle çözülmeyeceğini anlamalıdırlar. Çünkü Türkiye’nin temel sorunları 2017 yılında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” geçildikten sonra değil, bu sisteme geçilmeden önce, parlamenter demokratik sistemde ortaya çıkmıştır. 2007-2017 yılları arasında AKP iktidarı döneminde yaşanan bazı olayları hatırlamakta büyük yarar bulunmaktadır:

1) Fethullah Gülen çetesi, hükümetin desteğiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, Emniyet’te, yargıda, istihbarat birimlerinde, üniversitelerde, eğitim kurumlarında ve medyada kadrolaştı.

2) “Ergenekon”, “Balyoz”, “Casusluk” ve “OdaTV” adlı sahte yargı süreçlerinin ve kumpasların sonucunda gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, askerler tutuklandı ve yargı bağımsızlığı ortadan kalktı.

3) Medya kurumlarının yaklaşık %80’i, hükümete yakın şirketlere baskıyla sattırıldı, medya bu yolla hükümetin kontrolü (AS: denetimi) altına girdi, ifade, basın ve yayın özgürlüğü ortadan kaldırıldı.

4) Üniversiteler hükümetin baskısı ve kontrolü (AS: denetimi) altına girdi, hükümete yakın rektörler ve dekanlar atandı, öğretim üyeleri ve araştırma görevlileri işini kaybetti. (AS: yitirdi)

5) “Gezi” protestoları sırasında polis şiddeti nedeniyle gençler katledildi, binlerce vatandaş darp edildi.

6) Yolsuzluk iddiaları hükümet tarafından örtbas edildi, soruşturmalar ve yargı süreçleri engellendi.

7) Hükümet, Suriye’de yönetimi devirmeye kalktı, Suriye’deki köktendinci teröristleri destekledi.

8) Hükümet, terör örgütü PKK ile gizli müzakereler yürüttü. 

“Millet İttifakı” iktidara gelir gelmez, cumhurbaşkanının halen sahip olduğu yetkilerle, devlet kurumlarındaki, yargıdaki, Emniyet’teki, istihbarat birimlerindeki, TSK’deki, üniversitelerdeki, eğitim kurumlarındaki, medyadaki AKP kadrolaşmasını ortadan kaldırmadığı sürece, ayrıca anayasayı ve yasaları ihlal eden AKP’liler bağımsız yargı önünde bunun hesabını vermediği sürece, Türkiye’nin anayasada belirlenen demokratik, laik, sosyal hukuk devletine kavuşması olanaksızdır.
***
“Millet İttifakı”nın çözmesi gereken bir başka sorun da “Millet İttifakı”nın içindeki siyasi partilerden birisinin, özellikle de bu ittifakın en güçlü partisi olan CHP’nin, parlamenter sisteme geçildikten sonra gerçekleşecek seçimlerde birinci parti çıkmayı başarmasıdır.

Çünkü bu sisteme göre cumhurbaşkanı, seçimlerde en yüksek oyu alan partinin genel başkanına hükümeti kurma görevini verecektir. AKP tüm kamuoyu araştırmalarına göre, oy oranında düşüş yaşasa da hâlâ birinci partidir. Parlamenter sistemle yapılacak ilk genel seçimlerde durum değişmezse ve anayasal düzeni yıkan, anayasadaki demokratik laik sosyal hukuk devleti ilkesini ortadan kaldıran AKP’nin ve onun yöneticilerinin seçime girmesi olanaklı kılınırsa, AKP tek başına veya MHP ile koalisyon hükümeti kurarak yeniden iktidar olacaktır.

Bu sorunlar çözülmeden, Türkiye AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın vesayetinden kurtulamaz.

GÜVEN GÜVENSİZLİK VE İSTENMEYEN 10 BÜYÜK ELÇİ ÜZERİNE KISA NOTLAR…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Günümüzde, hem ulusal ve hem de küresel ölçekteki ilişkiler, özel koşullar dışında, KARŞILIKLI GÜVEN üzerine kuruludur. Eğer güven bozulursa ilişkilerdeki istikrar da bozulur. Oluşan güvensizliğin boyutlarına göre, oluşan ve oluşacak irili ufaklı krizler mevcut (AS: kurulu) ilişkiler sistemini bozabilir, hatta içinden çıkılmaz hale getirebilir…

Önce kısa bir anı: 1960’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci iken, devrin Borçlar Hukuku hocası Sayın Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu “Borçlanma karşılıklı ortak iradeye dayalı bir sözleşmedir. Ancak yine karşılıklı ortak güvenle ortaya çıkar. Anlaşmadan doğan güveni bozanlar krize neden olurlar. İş mahkemeye giderse güveni bozan haksız duruma düşer.” demişti. Daha sonra yaptığım araştırmada rahmetlinin doktora, doçentlik, profesörlük takdim tezleri ve çoğu makalelerinin ana konusu GÜVEN NAZARİYESİ (TEORİSİ) idi. (AS: Kuramı)

Aile yaşamında eşler arası güven bozulursa aile krizi (AS: bunalımı) doğar; sonuç boşanmaya dek gidebilir.

Ticarî partnerler (AS: ortaklar) arasındaki güven bozulursa aradaki iş ya da ticaret ortaklığı krize girer ve ortaklık sona erebilir. Aynı güvensizlik arkadaşlıkta da dostluğu sona erdirebilir ve hatta düşmanlığa dönüşebilir. Eğer devletler de karşılıklı olarak yaptıkları anlaşmalar ve imzaladıkları sözleşmelere uymazlarsa, güvenin yerini güvensizlik alır. Böyle durumlarda kriz (bunalım) çok yakın demektir.
…..
Güvensizliğin temelinde ahlaksal, hukuksal, ticari (tecimsel), ekonomik, siyasal, kültürel …bağlantıları oluşturan normları ve temel kuralları, yani eski bir deyimle, ahde vefa(AS: pacta sund servanda!) göz ardı etmek, hatta kimi kez hiçe saymak vardır. Eğer bu vefasızlık ve güveni bozma bilerek ve isteyerek güce ve tehdide dayanırsa ortaya zorbalık ve zulüm çıkar.

Demokratik rejimlerde bir ülkeyi yönetenlerin ya da siyasal iktidarların mutlaka bağlı olmaları gereken 2 küme ana sözleşme vardır :

1. küme ana sözleşmeler : O toplumun anayasası ve yürürlükteki anayasaya uygun olarak, yetkili organlarca üretilen yasa, tüzük, yönetmelik ve yönergelerdir. Bu sözleşmelerinin hepsinin bir yanında devlet, daha doğrusu kurulu siyasal iktidar; öbür yanında ise o ülkenin yurttaşları vardır.

Siyasî iktidarlar, hukukun üstünlüğünü benimsediği, anayasa ve yasalara bağlı kaldığı, yurttaşlarına karşı yaraşırlık (liyakat) ve adalet ilkelerine içtenlikle uyduğu sürece istikrar sürer. Ancak tüm yurttaşlar için ayrımsız olarak, yasalar önünde eşitlik, adalet ve liyakat ilkeleri göz ardı edilirse, yurttaşların zihninde siyasal iktidara karşı GÜVENSİZLİK oluşmaya başlar.

İktidar ve yurttaşlar arasında çıkan ya da çıkacak anlaşmazlıklar yargı kurumu tarafından adil ve hukuka uygun çözüme kavuşturulamazsa o toplumdaki hukuksal, ekonomik ve siyasal istikrar bunalıma sürüklenir.

Bir tümce ile de yargı bağımsızlığından da söz etmek gerekir. Gerçek demokrasilerde, Yargı erkinin Yürütme erkine, siyasal iktidara karşı bağımsızlığı olmazsa olmaz bir koşuldur. Ancak yargının bağımsızlığı, yargıçların başına buyruk oluğu anlamına gelmez. Tersine yargının patronu da anayasa, yasalar ve evrensel temel hukuk ilkeleridir. Yani yargı kurumları ve yargıçlar da anayasaya bağlı ve hatta bağımlı olmalıdır. Vicdan, hukuk kurallarının yetersiz kaldığı durumlarda devreye girer. Aksi durumda bir hukuk devletinden söz edilemez.

Siyasal iktidarları bağlayan 2. ana küme normlar ise o ülkenin bağlı olduğu küresel anlaşmalar, imzaladığı uluslararası sözleşmeler ve anayasa metnine dahil ettiği uluslararası hukuk normlarıdır. Örneğin Türkiye, anayasasına eklediği bir madde ile (AS: 90/5 2004’te eklendi) Avrupa İnsan Hakları Sözleşesini kendi anayasa ve yasalarından daha üstün tutmuştur. Türkiye’deki yargı kurumlarının, AİHM kararlarına uymaları kendi anayasasının zorunlu buyruğudur.

Ancak kimi yargı kurumları, kimi kez iç kamuoyu baskısı ya da siyasal iktidarların isteklerini de dikkate alarak, hem Anayasa Mahkemesi kararlarına ve hem de AİHM kararlarına uymak istemiyorlar. O zaman da küresel bir hukuk ve adalet GŪVENSİZLİĞİ oluşuyor. Ülke bir hukuk devleti olmaktan uzaklaşıyor. Yabancı ülkelerin ülke hukukuna karışmaları için zemin oluşuyor. Ülkenin dış itibarı (AS: saygınlığı) ve istikrarı da yaralanıyor.

Bir anımsatma da şudur : Evrensel nitelikteki din ve vicdan özgürlüğü ve evrensel insan hakları ihlalleri (AS: çiğnemleri) başka devletlerin içişlerine müdahale hakkı doğuruyor…

Sonuç: 10 devletin büyükelçilerinin, bireysel olarak, görülen ve belgelenen (AS: ve ısrarla sürdürülen) hukuk ve hak ihlalleri konusunda, Türkiye’nin yetkili makamlarını uyarma hakları vardır. Ancak 10 büyükelçinin bunu hep birlikte ve adeta bir güç gösterisi biçiminde buyruk verir gibi yapmaları hukuksal değil SİYASAL bir iletidir.

Sorulması gereken temel soru şudur :

  • Türkiye hem yurt içinde ve hem de küresel ölçekte bu önemli GÜVEN BUNALIMINA VE SİYASAL BUMALIMA NASIL VE NEDEN SÜRÜKLENDİ?
  • Niçin bağıtlamış olduğu hukuksal sözleşme ve kurallara uyulmuyor?
  • Mevcut siyasal iktidarın kendisine sorması gereken temel soru çok önemlidir.

Sorunu doğru ve güçlü olarak irdeleyip çözebilmek için muhalefetin desteğini almaya, muhalefetle birlikte davranmaya ve mutlaka ORTAK AKLA gerek vardır.

ANAYASA YAPMAK

Suay Karaman

Ülkemizin büyük sorunları arasında ne yazık ki şu an iyi denilebilecek hiçbir olgu yoktur. Ekonomik denge bozulmakta, sürekli olarak paranın değeri düşürülmekte, enflasyon artmakta, açlık, işsizlik, yoksulluk alıp başını gitmekte ve her gün gelen zamlar yurttaşların belini bükmektedir. Tarım, hayvancılık ve sanayi bitirilmiş, demokratik ve laik eğitime son verilmiştir. Terör can almaya devam etmekte, hukuk dışı tutum ve davranışlar sürmektedir. Bunların yanında yolsuzlukta ve savurganlıkta birinciliği kimseye kaptırmamak eğilimindeyiz.

Şimdi bütün bu ve benzer sorunları önemsemeyip yeni bir anayasa yaparak, mucize beklenmektedir. Darbe dönemi denilen 1982 Anayasası’nda birçok kez kritik değişiklikler yapılmış, neredeyse bu anayasa %70 oranında değiştirilmiştir. Ama ülkemizin sorunları azalmadığı gibi daha da artmıştır. İstediğiniz kadar güzel bir anayasa yapın, eğer hukukun dışına çıkarsanız, değişen bir şey olmaz.

12 Eylül 2010 tarihinde halk oylaması ile anayasa değişikliği yapılmıştı. Bu değişiklikle yargı bağımsızlığı kalıcı bir şekilde yok edilmiştir. Mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayıldığı 16 Nisan 2017 tarihinde halk oylaması ile çok kapsamlı bir anayasa değişikliği daha yapılmıştı. Bu değişiklikle parlamenter rejim değiştirilmiş ve ne olduğu belli olmayan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı verilen tuhaf bir yönetime, tek adam yönetimine geçilmişti. Hukuksuzca yapılan bu rejim değişikliğini onaylayanlar ve sessiz kalanlar, şimdi anayasa taslağı hazırlamaya başladılar. Buradaki amaç demokratik ve laik cumhuriyet rejimine son vermek olarak görülmektedir. Mevcut (AS: Eldeki) anayasanın ilk 4maddesi şöyledir:

1. Devletin şekli
Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III. Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti

Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı “İstiklal Marşı“dır.

Başkenti Ankara’dır.

Değiştirilemeyecek hükümler

Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Yapılmak istenen yeni anayasadaki amaç; ilk 4 maddenin de değiştirilmesidir. Proje olan siyasal partiler bunu gerçekleştirmek için el ele vermektedir. Buradaki amaç, laik ve demokratik cumhuriyetimizin, Atatürk ilke ve devrimlerinin sona erdirilmesidir. Yeni anayasa yapılmasını savunmak, ileri demokrasinin sivil anayasası olarak pazarlanmaktadır. Bunu da ambalajlayarak, reform olarak sunmaktadırlar.

  • Yapılmak istenen yeni anayasa, tam anlamıyla bir aldatmacadır, emperyalizmin çeşitli oyunlarından biridir. 

24 Haziran 2018’de seçilen TBMM üyeleri, beş yıl için yasama yetkisi almıştır. TBMM üyeleri, mevcut (AS: yürürlükteki) anayasaya bağlılık yemini ederek, görevlerine başlamıştır. Bu nedenle mevcut (AS: yürürlükteki) anayasaya bağlılık yemini eden TBMM üyelerinin yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur. Bu durumda TBMM üyelerinin mevcut (AS: eldeki) anayasayı tümüyle yok sayarak, yeni bir anayasa yapmaya çalışması etik olmadığı gibi, açıkça suçtur. Anayasa yapmayı, başka yasa yapmak ile karıştırmamak gerekir.

Yeni anayasa yapma koşullarını oluşturmak için, öncelikle halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği halkoyuna sunulur. Bu halkoylamasında nitelikli çoğunlukla “evet” oyu çıkarsa, barajsız bir seçimle kurucu meclis oluşturulur. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı, yeniden halkoyuna sunulur. Yeni bir anayasa ancak bu yolla yapılır. Ancak bir kurucu meclisin yapabileceği yeni anayasayı, kurulu meclise yaptırmaya çalışanlar, tarihin sorumluluğundan kaçamayacaklarını da unutmamalıdırlar.

Anayasa, devletin temel işlevini yerine getirecek organları belirleyen, devletin nasıl yönetileceğine yön veren, kişilerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, devletle birey arasındaki ilişkileri düzenleyen yazılı ve bütünsel bir belgedir. Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirten devletin temel yasasıdır.

19 yıldır ülkeyi yöneten bitik bir iktidar ile silik bir muhalefetin yapacağı “yeni anayasa“, hiçbir sorunu çözemeyeceği gibi, daha da kötüleşmesini sağlayacak ve Cumhuriyetimizle hesaplaşmaya gidecektir. Bu oyunlara gelmeden önce geçmişi ve bugün yapılanları sorgulayarak, düşünmeliyiz, kararımızı buna göre vermeliyiz.

Azim ve Karar, 25 Ekim 2021