Mahfi EĞİLMEZ : Şimdi Ne Olacak?

KENDİME YAZILAR…

Dr. MAHFİ EĞİLMEZ

 

 

 

Şimdi Ne Olacak?

Aylardır ne olacak, nasıl olacak diye piyasalar üzerinde etkili olan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi geride kaldı. Şimdi sırada siyasette, ekonomide ve finansal piyasalarda büyüyen sorunlar var. Finansal piyasalar yılbaşından bu yana süren seçim odaklanması nedeniyle bir türlü yerli yerine oturamadı. Tekrarlanan seçim ve yapılan açıklamalar sonrasında bir miktar toparlanma yaşamış olmalarına karşın, Borsa İstanbul BIST 100

Endeksi, 26 Mart günü ulaştığı 105 bin noktasından 10 bin puan aşağıda, USD/TL kuru yılbaşındaki 5,27 değerinden 0,49 puan yukarıda, banka faizleri yılbaşındaki düzeylerinin 3 – 4 puan üzerinde bulunuyor. Bu piyasalarda ideal hedefleri belirlemek kimi alanlar için kolay kimileri için zordur. Örneğin BIST 100 endeksinin 125 bine ya da 200 bine yükselmesinin kimseye ya da ekonomiye doğrudan bir zararı olmaz. Buna karşılık kur konusu çok duyarlıdır. USD/TL kurunun yükselmesi bir yandan ihracatı teşvik ederken bir yandan da ithal girdi fiyatlarının artmasına yol açtığı için enflasyon üzerinde yükseltici etki yaratır. Faizlerin düşmesi bir yandan üretim maliyetlerinin düşmesine yol açarken bir yandan da kişilerin tasarruf eğilimini düşürerek onları tüketime yönlendirmek yoluyla enflasyonu yükseltici etkiler yaratır.

Aşağıdaki tablo, bugün elimizdeki siyasal sorunların en önemlilerini ve bu sorunların gelecekteki durumunu seçeneği olarak göstermek amacını güdüyor.

Sorunlar Sorun Kalkarsa Sorun Sürerse Sorun Ağırlaşırsa
S 400 sistemi +
D. Akdeniz aramaları +
AB İle İlişkiler +
ABD ile İlişkiler ++

Bu sorunların yalnızca Türkiye’nin çabalarıyla çözülmesi olanaklı değil. Örneğin S 400’ler konusunda ABD görüşünden vazgeçerse kimsenin ek bir şey yapmasına gerek kalmadan sorun çözülür. Buna karşılık ABD ısrarından vazgeçmezse Türkiye’nin ABD ve Rusya arasında bir çözüm üretmesi gerekir. Ki bütün tarafları da doyuracak böyle bir çözüm üretilmesi çok da kolay görünmüyor.

Bu sorunların olumlu yönde çözülmesine ekonomi ve siyasal – sosyal alandaki sorunların çözümü katkı yapacağı için onları da bir tabloda gösterelim.

Sorunlar Sorun Kalkarsa Sorun Sürerse Sorun Ağırlaşırsa
Hukukun üstünlüğü ++
Yargı bağımsızlığı ++
Erkler ayrımı ++ —-
Ekonomik reformlar +++

Hiç kuşkusuz toplumun sorunları bunlarla bitmiyor.
– Eğitimin bilimsel temellere dayandırılması,
kamu kesiminin aşırı harcamalarının önlenmesi,
tarım kesiminin kapsamlı ve ciddi bir reforma tabi tutulması

gibi pek çok sorun daha var çözülmesi gereken.
Ama burada saydıklarımız hemen başlanıp tamamlanması gerekenler.

Önümüzdeki dönemde piyasaların bu iki tabloda yer alan sorunların çözümlenmesine göre biçimleneceğini söyleyebiliriz. (26.6.19, http://www.mahfiegilmez.com/2019/06/simdi-ne-olacak.html#more)

Yargıda reform yaparmış gibi davranmak

Yargıda reform yaparmış gibi davranmak

Sorunun kaynağı olanların, başka bir deyişle yargıyı bu hale getirenlerin
bugün çözümün bir parçası olmaları mümkün değildir.
Sorunun çözülmesi için öncelikle iklimin değişmesi gerekmektedir.
Ülkede siyasi iklim değişmeden
yargı bağımsızlığı önündeki engellerin giderilmesini kimse beklememelidir.

Image result for Av. Dr. Mehmet Ruşen GÜLTEKİN

Av. Dr. Mehmet Ruşen GÜLTEKİN
Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Cumhuriyet, 5.6.19

Adalet Bakanlığı 23.06.2019 tarihinde “Yargı Reformu Stratejisi” ni açıkladı. Bir kere sonra söyleyeceğimi baştan söyleyeyim ki, bu bir yargı reformu filan değil. Geçmişteki örnekleri gibi “mış gibi yapmak”. Bakanlık 2009, 2010, 2017 yıllarında da yargıyı daha bağımsız kılmak, hukukun üstünlüğünü tesis etmek gibi amaçlarla birtakım düzenlemeler yapmıştı. Ancak hiç birisi yargının siyasallaşmasını önlemedi. Zaten aslında asıl amaç da bu değildi. Özetle, yargıyı vesayet altından çıkarmayı vaat edenler yargıyı kendi vesayeti altına aldı.

  • Evrensel olarak yargı bağımsızlığı için en önemli koşullardan birisi yargı üst kurulunun bağımsızlığıdır. Bu kurulun Türkiye’deki adı Hâkimler ve Savcılar Kurulu’dur (HSK).

Yargı üst kurulları “hukuk devleti”nin en önemli ögelerinden olan “yargı bağımsızlığı” ilkesinin etkili bir biçimde yaşama geçirilme ihtiyacından doğmuştur. Eğer yargı, yasama ve yürütme organları açısından bu organların hukuka uygun davranmasını sağlama işlevini yerine getirecekse, HSK bağımsız olmalıdır.

HSK’nin değiştirilen yapısı 
HSK o ülkedeki yargıç ve savcıların atama, terfi, meslekte yükselme ve disiplin işlemleri gibi pek çok konuda en üst dereceli kurumdur. Siyasi iktidar 17 yıl içinde 2’si anayasa referandumu ile olmak üzere toplam 3 kez bu Kurulun yapısını değiştirmiştir. Ancak bunların hiçbirisinde HSK, yürütmeden bağımsızlaştırılmamış aksine yürütmeye daha bağlı hale getirilmiştir. En son Nisan 2017 referandumu ile HSK, tümüyle yürütme tarafından seçilen kişilerden oluşturulmuştur. Örneğin Adalet Bakanı ve müsteşarının yürütme organının bir temsilcisi olarak HSK’de olmamaları gerektiği yönünde kezlerce eleştirilmesine karşın halen Adalet Bakanı HSK’nin başkanı, bakan yardımcısı da doğal üyesidir. 13 üyenin 6’sını partili cumhurbaşkanı belirlerken, kalan üyeleri TBMM seçiyor. TBMM tarafından seçilen adaylar ise zaten Meclis’teki siyasi iktidar tarafından belirlenmektedir. Çünkü bu konuda herhangi bir zorunlu nitelikli çoğunluk aranmamaktadır. Böylece Türkiye’de son durumda fiilen HSK üyeleri tümüyle yürütme organı tarafından belirlenmekte, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’si de yine partili cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Böyle bir sistemde ise o ülkede yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. 
Sonuçta eğer ülkemizde bir yargı reformundan bahsedeceksek, öncelikle, HSK’ye üye seçimi tümüyle yargıya bırakılmalı, yürütmenin etkisinden mutlaka kurtarılmalıdır. Bu gerçekleşmedikçe yargıda reform söylemi “mış gibi yapmaktan” öteye geçemez. 
Hemen konuyu bir örnekle açıklayayım. Yargıda reform strateji raporu açıklandı ve yargıçlara coğrafi güvence verileceği söylendi. Bir kere yargıca coğrafi teminat verilmesine gerek yok. Yalnızca var olan “atama yönetmeliğinin” uygulanması yeter. Ancak HSK bu atama yönetmeliğini uygulamıyor ve bunun bir denetimi yok. Anayasa’nın 139. maddesinde “yargıçlar 65 yaşından önce emekliye ayrılamaz” yazıyor ama 2 kere haksız olarak yeri değiştirilen (sürgün edilen) yargıç kendiliğinden emekliliğini istemek zorunda kalıyor. HSK’nın bugün, tek kişilik kararname çıkararak bir yargıcın yerini değiştirmesinin, yetkisini değiştirmesinin, yargıcı savcı, savcıyı yargıç olarak atamasının, hukuk yargıcını ceza yargıcı olarak atamasının önünde bir engel var mı? Yok. Aksi de geçerli. Yani bu işleri adaletli bir şekilde yapabilir de ama yapmıyor. Yargıç, hakkındaki haksız sürgüne karşı yine aynı dairede yeniden inceleme talebinde bulunabiliyor. Zaten bu kişiler kararı veren yargıçlar. İtiraz ettiğinde de inceleyenlerin yarısı yine haksız kararı verenler oluyor ve sonuçta verilen karar kesin.

Yargıçlara coğrafi teminat 
Bir yargıç mesleği boyunca 7-8 yer değiştiriyor. Bu yer değiştirmelerin bir kanunu, bir koşulu, bir süresi bir sistemi yok. Bugün İstanbul, İzmir veya Ankara yargıçlığına meslekte 3 yılını doldurmamış yargıçlar atanıyor. Bu yargıçlar henüz yeterli deneyim kazanmadan kapasitelerinin çok üzerindeki dosyalara bakmak zorunda kalıyor. Bu durum, adeta yeni mezun olmuş tıp fakültesi mezununa bypass ameliyatı yaptırmaktır. Sonuç, hasta ölür. Dolayısı ile hukukta da adalet ölüyor işte. Özetle, yargıda atama sistemi yanlış çalışıyor diye yakınmalar doğru değildir. Aslında yargıç atamalarında hiçbir kural bulunmamaktadır
Üzücü olan son yargı reform belgesinde yargıçlara coğrafi güvence verilmesi söyleminden bir gün sonra çıkarılan HSK Kararnamesi ile 3722 yargıç ve savcının yeri değiştirildi. Bunlardan en az 700’ü sürgün niteliğinde yani istek dışı atamalar. Örneğin, cumhurbaşkanına hakaret davasında beraat kararı veren yargıç, iki yıl içinde önce Balıkesir’den Zonguldak’a, oradan Erzurum’a son kararname ile Kars’a verildi. Başka bir deyişle sürgün yerinden de iki kez sürgün edildi. Kendisi verdiği beraat kararı sebebiyle yer değiştirme cezası aldı ancak bu ceza üç kere uygulandı! Sadece yargıçlık sınavında kızı yüksek not almasına rağmen mülakatta elenen bir cumhuriyet savcısı, bu konuyu sosyal medya aracılığı ile eleştirdiği için önce Çanakkale’den Malatya’ya sonra Afyonkarahisar’a sürüldü. Yine Demokrat Yargı genel sekreteri, hastalık mazereti nedeniyle bulunduğu Yargıtay tetkik yargıçlığından Erzurum’a sürüldü. Üstelik kendisinin tedavisinin bu şekilde kesilmesinin hayati boyutta tehlike yaratacağı bilinmesine rağmen. Tek sebebi ise ifade hürriyetini kullanarak bazı haksız uygulamaları eleştirmesi. Yargıcın kendisi ifade hürriyetine sahip değilken önündeki dosyada ifade hürriyetini sağlaması mümkün olabilir mi? 
Sonuç olarak; sorunun kaynağı olanların, başka bir deyişle yargıyı bu hale getirenlerin bugün çözümün bir parçası olmaları mümkün değildir. Sorunun çözülmesi için öncelikle iklimin değişmesi gerekmektedir. Ülkede siyasal iklim değişmeden yargı bağımsızlığı önündeki engellerin giderilmesini kimse beklememelidir. Türkiye’de hukuk güvenliğinin sağlanması, adaletin gerçekleşmesi için öncelikle memleketime bahar gelmesi şarttır.

Halkçılık ve popülizm

Halkçılık ve popülizm

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet
, 03.12.18

Demokrasi, halkın egemen olduğu yönetim biçiminin adıdır. Ancak demokraside, halkın istediği her şey gerçekleşmez. Çünkü halk, demokratik çerçevede kalabileceği gibi, demokrasi dışı istemlerde de bulunabilir. Örneğin, halk faşizm istedi diye faşizm gelirse onun adı demokrasi olmaz. Halk monarşi istedi diye monarşi gelirse onun adı demokrasi olmaz. Halk teokrasi istedi diye teokrasi gelirse onun adı demokrasi olmaz. 

Demokrasinin sandıktan ve seçimden ibaret olmadığını ve demokrasilerde halkın her istediğinin olmaması gerektiğini en çarpıcı bir biçimde gösteren örneklerden birisi, Almanya’da 1932’de gerçekleşen genel seçimlerdir. Siyasal söylemini komünizm karşıtlığı, Musevi düşmanlığı, Alman milliyetçiliği ve popülizm üzerine kuran Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, Adolf Hitler’in liderliğinde, oyların % 33’ünü alarak iktidara gelmişti. Aynı seçimlerde Almanya Sosyal Demokrat Partisi %20, Almanya Komünist Partisi %17, Merkez Parti %15, Alman Milliyetçi Halk Partisi %8 oy almıştı. 

Hitler 1933 yılı ocak ayında başbakan olarak atandıktan sonra, mecliste tek başına çoğunluğu sağlayamadığı için yeni seçimlere gidilmesi kararını çıkartmış, bir ay sonra ise parlamento binası ateşe verilmişti (AS: Reihcstag yangını!). Hükümet bu eylemin komünistler tarafından gerçekleştirildiğini iddia ederek Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’un da desteğiyle, 1933 yılı şubat ayında olağanüstü hal ilan ederek tüm özgürlükleri ve hakları askıya almıştı. 

1933 yılı mart ayında baskı koşullarında gerçekleşen seçimlerde Hitler oyların %44’ünü almıştı. 1933 yılı şubat ayından başlayarak güvenlik, istihbarat ve yargı kurumlarının başına Hitler’in liderlik ettiği NSDAP partisi üyeleri atanmış; sosyalistler, komünistler, sosyal demokratlar tutuklanmış, mart ayındaki seçimlerden sonra başbakana olağanüstü yetkiler veren yasal düzenleme merkez sağ partilerin de desteğiyle meclisten geçmiş, Almanya Komünist Partisi, Almanya Sosyal Demokrat Partisi ve sol sendikalar kapatılmış, düşünce, ifade, basın, yayın ve örgütlenme özgürlüğü ortadan kaldırılmış, Museviler üzerinde baskı ve ayrımcılık uygulanmış, 1932 ve 1933 yılındaki seçimler diktatörlüğü getirmiştir

Hitler söz konusu dikta rejimini, halktan aldığı %33’lük ve %44’lük destekle kurmuştu ve gerçekleştirdiği her uygulamayı halk adına gerçekleştirdiğini söylemişti. Ancak siyaset bilimi ve siyaset felsefesi literatüründe kimse, Hitler’in seçimle iktidara gelerek kurduğu diktatörlük rejimini demokrasi olarak nitelendirmemektedir. 

Gerçek şudur ki                     :
– yasama, yürütme, yargı arasında üçler ayrılığı ilkesinin ve yargı bağımsızlığının olmadığı;
– düşünce, ifade, basın, yayın ve örgütlenme özgürlüğünün olmadığı;
– medyanın iktidarın tekelinde olduğu,
– laikliğin olmadığı,
– ekonomik ve sosyal adaletin olmadığı,
– nitelikli temel bir eğitim düzeyinin olmadığı bir ülkede,

kurulan sandıkların ve halkın oylarının hiçbir anlamı yoktur. 

21. yüzyılda, Türkiye, Rusya, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde yaşananlar da bunu açık bir biçimde göstermektedir. Bu ülkelerde seçimle iktidara gelen otoriter yönetimler, Hitler yönetimiyle bire bir örtüşmese de, bu ülkelerde yaşananlar, Almanya’da Nazi iktidarında yaşananları hatırlatmaktadır. 

  • Sandıkçılığa ve popülizme indirgenmiş sahte bir demokrasi anlayışı,
    bu ülkeleri karanlığa doğru sürüklemektedir.

– Medyanın iktidarın propaganda mekanizmasına dönüştüğü,
– halkın doğru haber alma hakkının engellendiği,
– iktidara muhalif olanların gözaltına alındığı veya tutuklandığı,
– yargı mekanizmasının iktidarın emrine girdiği,
– meclisin ve yargının bazı yetkilerinin yürütmeye devredildiği,
– göstermelik seçimlerin gerçekleştiği bu ülkelerde,

demokrasinin varlığından söz etmek olanaklı değildir. 

Halk, belli başlı kişilerin ve odakların sürekli iktidarda kalmalarına hizmet eden bir araç değildir. Siyasette, halk araç değil, amaç olmalıdır.

Bunun gerçekleşebilmesi için de öncelikle, halkçılığın halk dalkavukluğu olmadığı, halkçılığın popülizm olmadığı kavranmalıdır.

HAK, HUKUK, VİCDAN

HAK, HUKUK, VİCDAN

Konuk yazar :
Av. Nurullah AYDIN
4 Eylül 2018-ANKARA

Türkiye’de her kesimin siyasetçisi, hukukçusu, akademisyeni, gazetecisi ortak insanlık hukuk anlayışından uzaklaştı. Uluslararası sözleşmelerle kabul edilen ilkeler yerine, kendi değerleri açısından bakılmasını istiyor.  “Hukuk devleti mi, yargı bağımsızlığı mı, siyasi irade çoğunluk despotizmi mi var?” tartışmaları yapılıyor.

Yandaş veya karşıt algısı; hukuk kurallarının uygulanmasında en büyük handikaptır.

İnsanlar farklılıkların eşitsizlik doğurduğunu, gücü elinde olanın ayrıcalıklı olduğu, keyfiliğin haklardan yararlanmada düzensizlik oluşturduğu endişesi içindedir.

İnsanlar; bazı insanların bazılarından daha ayrıcalıklı olmasını önlemek için de hukuk kurallarını, adil yargılamayı, kanun önünde eşitliği, masumiyet ilkesini, suçsuz ceza olmaz ilkesini benimsemiştir. Bunun sonucu olarak hukuk devleti kavramını benimseyerek, anayasa ve yasalarla siyasi iktidarın, sermaye sahiplerinin halk yığınlarını istismarını önlemeye çalışmışlardır.

Çağın gereği anayasal devlet, hukuk devletidir.
Demokrasi; ayrıcalıkların olmadığı herkesin (AS: yasalar önünde) eşit olduğu hukuk devleti varsa anlamlı sistemdir.
Demokrasi; yöneticilerin halk tarafından belli süreyle seçilmesi ve değiştirilebilmesi iken, Hukuk devleti; kişi sınıf ve zümre ayrımcılığının olmadığı, herkesin her vatandaşın doğuştan eşit haklara sahip olduğu temeline dayanır. Bunun için de kuvvetler ayrılığı anlayışı ile yargı bağımsızlığı (AS: ve tarafsızlığı) esas alınmıştır.

Tarih boyunca yargıyı istediği gibi kullanan siyasi iktidar, her zaman hukukta muhaliflere adalet hakkı tanımadan yeni haksızlıklar yaratmıştır. Ne adına? Din adına, ideoloji adına haksızlıklar yapılmıştır, yapılmaktadır.

Gücün hukukunun olduğu yerde despotizm vardır.

Hukuk başka şeydir, yasa çıkartmak başka şeydir. Hukuk, yasayı belirler. Yasa, hukuku belirlemez. Bir yasa çıkarıldığında bu hukuk olmaz, yasal düzenleme olur.

Genel olarak gözlenen; siyasi iktidarın yargı gücünü de kullandığı, bunun için yasal düzenlemeler yaparak yargı erkini emrine aldığı şeklindedir.

Yürütmeye verilen yetkiler; normal, olağan bir hukukun çok üstündedir. Bu yetkilerle; hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmayan düzenlemelere gidilmiştir.

Türkiye’de siyasi iktidar gücü; hukuk devleti değil yasa devleti olmayı tercih etmiştir.
Mahkemelerde olması gereken yetkiler; hukukun temel ilkelerine dayanmalıdır.
Bunlar suçsuzluk karinesi ilkesi, kuşkudan sanık yararlanır ilkesi, silahların eşitliği ilkesi, adil yargılanma ilkesidir.

Hukuk devletinde kimseye olağanüstü, hukukun olması gerektiğini söylediğinin dışında yetkiler verilemez. Verildiğinde başka güç merkezleri oluşur, hukuk ortadan kalkar.

Yasalar hukukun hizmetinde olmalı. Hukuku kimse kullanmamalı. Sonuçta yasal bir düzenleme yaparsınız ama bu hukuka uygun olmaz.

Hukukun amacı düzeni ve adaleti sağlamaktır. Adalet, yasanın emrine girmişse o zaman görünüşte vardır. Hukukla ilgisi olmaz, görünüşte hukuktur.
Hiç kimseye, olağanüstü, hukukun olması gerektiğini söylediğinin dışında, yetkiler verilmemelidir. Verilirse, hukuk ortadan kaldırılmış olur. Korkarak, ürkerek, duygusallığa kapılarak hukuk oluşturulmamalıdır. Yasa çıkarırsınız ama artık o hukuka uygun değildir, iktidar gücünün korkutma aracıdır.

Yaşanan ve yaşatılan sıkıntılar, toplumda hemen herkesi rahatsız edici bir boyuta gelmiştir.

Keyfi, yandaşı koruma ve kollama, muhalifi sindirme-susturma, haklarından yoksun bırakma anlayışı; adalet sistemini, yargı sistemini bunaltmış, yargıya olan güveni sarsmıştır.

Oysa yargı; güçsüzlerin sığınacağı limandır. Hak arayan ya da haksızlığa uğrayan insanlar, adaletin bağımsız ve yansız sağlanması ile rahatlamalıdır. Uygulamalardan ve sıkıntılardan ders alınmalıdır.

Günün Sözü: Güçlünün güçsüze yapacağı en büyük kötülük, adalet adına adaletsizlik yapmasıdır.

Anayasa değişikliğinin “Evet”çilerden bile saklanan içeriği

Anayasa değişikliğinin
“Evet”çilerden bile saklanan içeriği

Özge Ozan
http://sendika14.org/2017/01/madde-madde-anayasa-degisikligi-evetcilerden-bile-saklanan-icerik-ozge-ozan/
Halkın çoğunluğu bu Anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini, içeriğini bilmiyor.
Birçok AKP’li gazeteci bile “Niye bu kadar aceleye getirildi, niye içerik tartışılmadı” diyerek gerçeklerin halktan gizlendiğini itiraf ediyor. O zaman iş başa düşmüştür.
Anlatacağız. Bu ülkenin gördüğü en büyük “konuşma seferberliği”ni yapacağız.

Anayasa değişikliği teklifi Meclis’ten geçti. Şimdi sıra referandumda. Anketlerde Anayasa değişikliğinin içeriğini “hiç” bilmeyen, “çok az” ya da “biraz” bilenlerin oranı %78.
Nasıl bilinsin? Düşünce, ifade özgürlüğü ve gösteri hakkının dahi kısıtlandığı, muhalif medyanın kapatma kararları ile susturulduğu bir Olağanüstü Hal döneminde, kapalı kapılar ardında hazırlanıp, kavga dövüş Meclis’ten geçirilen bir teklif bu.

Ülkenin nasıl yönetileceğini belirleyen bir Anayasa değişikliği, hakkındaki Meclis görüşmelerinin canlı yayımlanmadığı, haber bültenlerinde görüntülerin kırpılarak kendine yer bulduğu, tartışma programlarında az doğru çok yanlış “bilgi”nin halkın üzerine boca edildiği, “Hayır” diyenlerin ekranlarda yer bulamadığı bir süreçle Meclis’ten geçirildi.

Üniversitelerin, akademisyenlerin, gazetecilerin, hukukçuların, sendika ve demokratik kitle örgütlerinin, meclis dışı siyasi partilerin, halkın özgürce Anayasa değişikliğini tartışmasına izin verilmeyen, hızıyla insanları serseme çeviren bu süreçte herkesin hemfikir olduğu bir şey var, halkın çoğunluğu bu Anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini, içeriğini bilmiyor. O zaman iş başa düşmüştür. Anlatacağız. Bu ülkenin gördüğü en büyük “konuşma seferberliği”ni yapacağız.

“Kararsızım” diyen, “İçeriğini bilmiyorum ama ‘güçlü Türkiye’ için evet diyeceğim” diyen yurttaşlara seslenelim: “Sadece bu Anayasa değişikliğini önerenleri değil, “hayır” diyenlerin gerekçelerini de dinleyin”. Gerçekten dinlediğinizde neden “#TekAdamRejimineHayır” dediğimizi anlayacaksınız…

Maddelere boğulmadan işin özetini versek yeterlidir, mesele “Güçlü Türkiye” değil tüm gücün bir “Tek Adam”da toplanmasıdır… Ayrıntı isteyen için ise durum aşağıdaki gibidir…

Anayasa değişikliği ne getiriyor?*

Kısaca özetlersek, “cumhurbaşkanlığı sistemi” diye sunulan Anayasa değişikliği teklifinin asıl hedefi dünyadaki örneklere benzer bir “başkanlık sistemi” kurmak değil kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp “kuvvetler birliği” sistemi kurarak tüm yetkiyi “Tek adam”a devretmektir. Yasama ve yürütme kuvvetlerini “Tek Adam’da birleştirmektir.

Anayasa değişikliği ile bildiğimiz parlamenter sistem ortadan kalkıyor. Başbakan ve Bakanlar Kurulu ortadan kaldırılıyor.

Yasama organı olarak Meclis’in ana işlevlerinden biri olan yürütmeyi dengeleme ve denetleme imkanı tamamen ortadan kaldırılıyor. Devlet organlarının kanunla düzenlenmesi kuralının terk edilmesi gibi birçok alanda Meclis’in yasa yapma yetkisi elinden alınıyor.

Tek bir kişiye, oylarımızla seçtiğimiz Meclis’i feshetme, ülkeyi sürekli olağanüstü halle, kanun hükmünde kararname ile yönetme yetkisi veriliyor.

Bu sistemin dünya üzerinde başka bir örneği yok.

Bu sistemde tüm yetkiler bir kişinin/ Tek Adam’ın elinde toplanacak. Nasıl mı? Madde madde anlatmaya çalışalım…

Tek Adam karşısında hükümsüz Meclis

  • Anayasa değişikliğinin getirdiği sisteme göre tüm yetkileri elinde toplayacak “Tek Adam” TBMM seçimleri ile birlikte yapılacak “cumhurbaşkanlığı” seçimleri ile seçilecek. Genel seçimler 4 yıldan 5 yıla çıkarılacak. Ve Tek Adam ile Meclis’in görev süreleri mutlak biçimde birbirine bağlanacak. İki seçimin aynı anda yapılması ile Cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluğunun aynı siyasi partiden olması yani yasamanın yürütme güdümünde oluşması hedeflenecek.
  • Meclis çoğunluğu, Tek Adam’ın partisinde değil de başka parti veya partilerin milletvekillerinden olsa dahi mevcut sistemde olduğu gibi bakanlar kurulu ve başbakanı seçemedikleri için, milletvekili seçimlerin yapılmasının anlamı da kalmayacak. Asıl olan tek seçim Tek Adam’ın seçilmesi olacak. Milletvekili sayısı 600’e çıkarılacak ama ana işlevleri “maaşlarını” düzenli alıp, ayrıcalıklarını korumak olacak.
  • Tek Adam, partisinin başında yer alabilecek. Yani “cumhurbaşkanı” partili olacak, partisinin genel başkanı olabilecek. “Tarafsız” ve “bağımsız” olmayacak.

Meclis’i millet değil Tek Adam seçecek

  • Tek Adam, partisinde de egemen olduğu ve hangi milletvekillerinin seçileceğine karar vereceği için seçimleri partisi kazandığında Meclis çoğunluğu da Tek Adam tarafından belirlenmiş olacak. Meclis’in Cumhurbaşkanı karşısında bir bağımsızlığı kalmayacak.

Hiç seçmediğiniz Bilal’i o koltukta görmek ister misiniz?

  • Tek Adam, tüm bakanları ve yardımcılarını kendisi belirleyecek. Örneğin Tek Adam oğlunu cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilir. Değişiklik teklifine göre cumhurbaşkanlığı makamının geçici/sürekli boşalması halinde yenisi seçilene kadar Tek Adam tarafından atanan Cumhurbaşkanı yardımcısı cumhurbaşkanının tüm yetkilerini kullanabilecek. Oğul örneğinden gidersek böyle bir durumda tüm bu yetkiler seçim olmaksızın babadan oğula devredilebilecek. Gözünüzün önüne oğlu getirmek bile yeniden düşünmek için bir neden olabilir (!)

Millet bakacak, Vekilleri bakacak, Tek Adam’ın adamları yönetecek

  • Sayısı belli olmayan bu söz konusu bakan ve cumhurbaşkanı yardımcılarının maaşlarını biz vergilerimizle ödeyeceğiz ancak onlar Meclis’e dolayısı ile halka karşı değil Tek Adam’a karşı sorumlu olacak. Onun ağzından ne çıkarsa onu yapacak. Tek Adam atadıklarını istediği zaman görevden alabileceği için, ona itiraz etmeleri de mümkün olmayacak. Tek Adam’ın yaptığı atamalar Meclis ya da başka bir organın denetimine ve onayına bağlı olmayacak.
  • Tek Adam, üst kademe kamu görevlilerini atayabilecek, görevlerine son verebilecek, atamalara ilişkin esaslar yine tek adamın çıkaracağı kararname ile belirlenecek. Tüm bürokrasi sadece Tek Adam’a karşı sorumlu olacak.

Tek Adam sorgulanamayacak, soru bile sorulamayacak

  • Halk yine oy verip Meclis’teki milletvekillerini seçecek ancak halkın seçtiği Meclis’in yürütme organını-Tek Adam’ı denetlemesi mümkün olmayacak. Meclis’e karşı sorumlu bir hükümet (yürütme) oluşmayacak, güven oylaması kalkacak. Doğalında milletvekilleri ortadan kaldırılan bakanlar kurulu için gensoru veremeyecek. Düzenleme ile sözlü soru ortadan kaldırılacak. Mevcut sistemde yürütmenin başı olan başbakana yazılı soru sorabilirken değişiklik referandumdan geçerse milletvekilleri Tek Adam’a soru bile soramayacak. Ancak yardımcıları ve bakanlarla muhatap olabilecek. Üstelik değişiklikte yazılı sorular cevaplanmazsa ne olacağı yazmadığı için bu uygulamanın da hiçbir etkisi olmayacak.

Tek Adam sevmediği Meclis’i feshedebilecek

  • Bugünkü gibi Mecliste basit çoğunlukla (Meclis’teki vekil sayısının yarısı) erken seçim kararı alınamayacak. Meclis’in beşte üçü bu kararı verebilecek. Seçim kararı verildiğinde “Tek Adam” seçimi de birlikte yapılacak. Ancak hazırlanan sistemde Meclis çoğunluğu Tek Adam’ın partisinden olduğunda o istemediği sürece yasal süre dolmadan ülkeyi seçime götürmek mümkün olmayacak. Tabi Tek Adam isterse her şey çok “kolay” olacak.
  • Tek Adam Meclis seçimlerinin yenilenmesini istediğinde. Meclis’i feshedebilecek. “Ben yaptım oldu” demesi yeterli olacak. Tek Adam’a oy vermeyenlerin de temsil edilmesi gereken Meclis sadece Tek Adam’ın kararı ile yenilenecek. Halkın kolektif çıkarı değil Tek Adam’ın siyasi çıkarı belirleyici olacak. Seçim tehdidi Tek Adam’ın elinde Meclis’in üzerinde salladığı bir kılıca dönüşebilecek.

Tek Adam koltuğu bırakmak istemezse…

  • Peki ya Tek Adam koltuğu bırakmak istemezse? Değişikliğe göre cumhurbaşkanının iki kez seçilme hakkı var. Ancak ikinci dönemde yasal süre bitmeden Tek Adam Meclis’i feshedip yeniden seçime giderse iki kez sınırına takılmadan bir kez daha aday olabilecek.
  • Tek Adam’ın yürütmeye ilişkin konularda kararname çıkarma yetkisi olacak. Ülkeyi Meclis’e hiç sormadan çıkardığı kararnamelerle yönetebilecek. Mevcut sistemde KHK çıkarma yetkisi parlamentonun kabul edeceği ve konu, amaç ve süre gibi unsurlar açısından sınırlandırılmış bir yetki yasasına dayanır ve sonrasında da parlamentonun KHK’yi onay yoluyla denetlemesini içerirken, yapılan değişiklikle TBMM’nin denetim olanakları tümden ortadan kaldırılacak.
    Tek Adam yetkisini doğrudan Anayasa’dan almış olacak.

Tek Adam’ın partisi Meclis’i kilitleyecek

  • Anayasa’ya göre yasama yetkisi devredilemez, ancak Anayasa değişikliği referandumdan geçerse Tek Adam’a kanunla düzenlenmeyen bir konuyu kararnameyle düzenleme, yasal boşlukları kararnameyle doldurma yetkisi verilecek. Tek Adam, eğer yasayla düzenlenmiş bir alan varsa o konuda kararname çıkaramayacak. Ve eğer çıkardığı kararname yasa ile çatışırsa o yasa uygulanacak, ancak Meclis çoğunluğu da Tek Adam’ın partisindeyse Meclis’in kanun çıkarması engellenerek “yasal boşluk” alanlarında at koşturabilecek.
  • Tek Adam, “cumhurbaşkanlığı kararnamesi” ile Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev ve yetkileri, teşkilat yapısı, merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasını sağlayabilecek. Örneğin Aile Bakanlığı ya da örneğin Çevre ve Şehircilik bakanlığı bir gecede kapatılabilecek, bu kamu kurumlarında halkın yararına işletilebilecek tüm mekanizmalar Tek Adam’ın bir sözü ile kaldırılabilecek.

Devlet Denetleme Kurulu bile Tek Adam’ın oyuncağı olacak

  • Tek Adam örneğin Atatürk Kültür, Dil, Tarih Yüksek Kurumu, TRT, YÖK, Kredi ve Yurtlar Kurumu, Üniversiteler, Devlet Tiyatroları, Türk Patent Enstitüsü, Sosyal Güvenlik Kurumu gibi…“kamu tüzel kişiliği” kurma konusunda da kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisine sahip olacak. Yine Devlet Denetleme Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği gibi kritik kurumların tüm işleyiş ve teşkilat yapılarında kararname ile değişiklik yapabilecek.
  • Tek Adam, yönetmelik de çıkarabilecek.

Tek Adam’ın canı sıkılırsa OHAL ilan edecek

  • Tek Adam, olağanüstü hal (OHAL) ilan edebilecek. Üstelik kendi bakanlarından bile görüş almasına gerek yok. Bir sabah uyanıp olağanüstü hal ilan edebilir. Yapılan değişiklikle olağanüstü hal ilan nedenleri de artırılıyor. Savaş, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, doğal afet, salgın hastalık ve ağır ekonomik bunalım gibi birbiri ile ilişkisiz konular OHAL ilanına gerekçe yapılıyor.
  • Değişiklikte olağanüstü halin kaç kez uzatılabileceği konusunda bir sınır getirilmediği için, örneğin Tek Adam görevde bulunduğu süre boyunca ülkeyi sürekli olağanüstü halle yönetebilecek.
  • OHAL ilan ettiğinde OHAL kararnamesi çıkarabilecek ve çıkardığı kararnameler “kanun” hükmünde kabul edilecek. Anayasaya uygunluk denetimi dışında bulunan bu kararnameler ile Tek Adam bu kararnamelerle Anayasa hükümleri de dahil olmak üzere hukuk düzeninde kalıcı değişiklikler yapabilecek. Yani olağanüstü ilan ettiği dönemde Anayasayı da fiilen askıya alabilecek.

Tek Adam istediği suçu işleyecek, yargılanamayacak

  • Bu kadar yetkiyi elinde toplayan Tek Adam nasıl mı yargılanacak? Bekir Bozdağ diyor ki şimdiye kadar Cumhurbaşkanı yalnız vatana ihanetten yargılanabiliyordu, değişiklikle siyasi sorumluluk veriliyor, cezai sorumluluk getiriliyor. Elbette Bozdağ tüm yürütme yetkisini Tek Adam’ın elinde topladığını, bahsedilenin aynı “cumhurbaşkanı” olmadığını söylemediği gibi, ceza almasının neredeyse imkansız olduğundan da bahsetmiyor. Şöyle ki Tek Adam hakkında ancak 600 vekilin salt çoğunluğu yani 301 vekil soruşturma açılmasını teklif edebilecek, ancak beşte üçünün onayıyla (360) bu teklif kabul edilecek ve yine ancak 400 vekil “evet” derse Yüce Divan’a gönderilebilecek. Yani Tek Adam Meclis çoğunluğunu elde tutan bir partinin genel başkanı olursa kendi partisi istemediği sürece yargılanamayacak. Tek Adam iktidarı bittikten sonra da eğer Meclis’in nitelikli çoğunluğu “evet” demezse yargılanmayacak.
  • Hadi diyelim olmayacak şey oldu. Tek Adam Yüce Divan’a gönderildi. Yani Meclis’in üçte ikisi Tek Adam suçludur diye düşündü. Tek Adam’ın yargılanmak için gideceği yer Anayasa Mahkemesi yani üyelerinin büyük bölümünü atadığı yer. Hadi diyelim burada da olmayacak şey oldu. Tek Adam mahkum oldu. Eğer mahkumiyet “cumhurbaşkanı seçilmeye engel” bir suçtan değilse Tek Adam görevde kalmaya devam edecek.

Tek Adam istemezse kimse yargılanamayacak

  • Tek Adam’ın atadığı bakanlar ve cumhurbaşkanı yardımcıları eğer suç işlerlerse, yani aşina olduğumuz o “dörtlü” gibi hırsızlık, yolsuzluk yaparlarsa, rüşvet alırlarsa ne olacak? Onların da Yüce Divan’a sevk edilmeleri için yine üçte iki (400) oy gerekecek. Yani Tek Adam istemediği sürece hiçbir bakan ve yardımcısı yargılanamayacak. Görevleri bittikten sonra da yargılanmaları için aynı oran gerekecek.

“Bağımsız yargı” yok, “Tek Adam’a bağımlı yargı” var

  • Peki ya yargı? Tek Adam, Anayasa değişikliği ile yeni adı HSK (Hakimler ve Savcılar Kurulu) şeklinde değişecek olan HSYK’nin, neredeyse yarısını kendisi seçecek. HSK Başkanı, Tek Adam tarafından atanan Adalet Bakanı olacak. Tek Adam tarafından atanan Adalet Bakanlığı müsteşarı ise doğal üye olacak. Sayısı 13’e indirilen üyelerden 4’ünü Tek Adam kendisi atayacak. Tek Adam’ın atadığı HSK üyelerinin göreve başlaması için Meclis’ten onay aranmayacak. Kalan üyeler TBMM’de, yani hâkim Meclis çoğunluğu yani iktidar partisi ve değişikliğe destek veren parti tarafından belirlenecek. Yani Meclis çoğunluğu Tek Adam’ın partisindeyse HSK’nın tüm yapısını o belirleyecek. Yargı bağımsızlığı tamamen ortadan kaldırılacak.

Dosta düşmana O karar verecek,
sonra ”kandırılmışım” deyip işin içinden çıkacak

  • Tek Adam ülkenin “milli güvenlik siyaseti”ni belirleyecek. “Milli Güvenliğin sağlanması ve TSK’nın yurt savunmasına hazırlanmasından” Meclis’e karşı Tek Adam sorumlu olacak. Yani istediğini düşman istediğini dost ilan edebilecek. Ülkenin savaşa sürüklenmesine ya da ülkedeki bir toplumsal kesimin “iç düşman” olarak belirlenmesine tek başına karar verebilecek, sorun çıktığında “kandırıldım” deyip işin içinden çıkabilecek.
  • Tek Adam, TSK başkomutanı olacak. Askerleri istediği gibi savaşa sokup çıkarabilecek. Zorunlu askerlikle TSK’ya katılan gençler Tek Adam’ın ağzından çıkan söz ve aldığı kararla ölüme gönderilebilecek. Genelkurmay Başkanı Tek Adam’a karşı sorumlu olacak.

Memleketin kasası Tek Adam’a

  • Biraz da “paradan” haber verelim. Yapılan Anayasa değişikliği ile Tek Adam bütçeyi de kendisi oluşturacak, Meclis’e kendisi sunacak. Halkın parasının nereye aktarılacağına, eğitime, sağlığa, savaşa ne kadar bütçe ayrılacağına kendisi karar verecek. Dünyadaki “başkanlık sitemlerinde” Meclis’in elindeki en önemli koz “başkanın” bütçesi üzerindeki onay yetkisiyken “Türk tipi başkanlık” diye sunulan Tek Adam sisteminde bu denetleme/denge unsuru da ortadan kaldırılacak. Tek Adam bütçesi Meclis tarafından onaylanmazsa, geçici bütçe kanunu çıkarılacak o da çıkarılamazsa eski bütçe yeniden değerlenme oranına göre artırılarak yürürlüğe girecek. Meclis tamamen işlevsizleşecek. Tek Adam Meclis onayı dahi olmadan harcama yapabilecek.

Maddeleri de örnekleri de çoğaltmak mümkün.
Ama bu kadarı da referanduma götürülen Anayasa değişikliğinin temel özelliğini anlatmaya yetiyor.
80 milyonun iradesi, bu memleketin bugünü ve geleceği tek adama teslim edilebilir mi?

HAYIR!

* Yazıda Önce Demokrasi’nin “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine teknik ve bilimsel rapor” metninden, mecliste.org’ta yayımlanan uzman görüşlerinden yararlanılmıştır.