Bir yıl içinde 36 bin soruşturma

Bir yıl içinde 36 bin soruşturma

Partili Cumhurbaşkanlığı “Cumhurbaşkanlığına hakaret” davalarını patlattı. Yeni sistemin 2. yılında açılan davaların sayısı iki katı arttı. Parti başkanlığı ile cumhurbaşkanlığını birlikte yürüten Erdoğan’a ‘hakaret’ten 36 bin kişi soruşturuldu, 12 bin kişi yargılandı, 3 bin 831 kişi ceza aldı. Yargılananlardan 308’i çocuktu.

birgun.net/haber/bir-yil-icerisinde-36-bin-sorusturma-315383 13.9.2020
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
AKP Genel Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığını birlikte yürüten Recep Tayyip Erdoğan’a dokunan yanıyor. Partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesiyle birlikte “Cumhurbaşkanına hakaret”ten yargılananların sayısı her geçen yıl artıyor. Sosyal medyada paylaşım yapanlardan ana muhalefet partisi liderine, çocuklardan yabancı uyruklulara kadar binlerce kişi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği suçlamasıyla kovuşturmaya uğradı, yargılandı, ceza aldı. Son bir yılda 36.066 kişi hakkında soruşturma açıldı. 2018 yılında 5.233 kişi bu suçlama ile yargılanırken 2019 yılında sayı iki katından çok artışla 12.298’e çıktı, 3.831 kişi de cezalandırıldı.

Adalet Bakanlığı’nın 2019 yılı Adalet İstatistiklerine göre, TCK’nın bir yıldan dört yıla kadar hapisle cezalandırılmayı bunun alenen işlenmesi durumunda da altıda bir oranında artırılmasını öngören 299’uncu maddesinden bir yılda 36.066 kişi kovuşturmaya uğradı, bunlardan 12.298’i de açılan davalarda yargılandı.

Verilere göre Erdoğan döneminde kendisinden önceki “resmen” hiçbir siyasi parti ile bağı olmayan cumhurbaşkanlarına göre “hakaret” suçlamasıyla yargılanan ve ceza alanların sayısı binlerle ifade edilecek oranda artış gösterdi.
Erdoğan’ın 2014 yılında başlayan ilk Cumhurbaşkanlığı döneminde TCK’nin 299’uncu maddesi gereğince yargılanan yurttaş sayısında önceki yıllara oranla büyük bir patlama yaşandı. 2018 yılının sonunda sanık sayısı 17.406’ya fırladı. 2018 yılında 5.233 kişi yargılanırken 2019 yılında bu sayı iki katından çok artışla 12.298 oldu. Böylelikle Cumhurbaşkanlığı döneminde Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle yargılananların sayısı 29.704’e çıktı.

9.500 SANIĞA CEZA

Bu suçlamayla yargılananların ortalama üçte biri de mahkûmiyetle cezalandırıldı. Erdoğan’ın ilk seçildiği yıl olan 2014’de 40, 2015’te 238, 2016’da 884, 2017’de 2.099, 2018’de 2.462 sanık mahkûm edilirken; 2019’da rakam 3.831 oldu. Böylelikle Erdoğan döneminde 9.554 kişi hakaret suçlamasıyla cezalandırıldı. Geçmiş yıllarda Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle bir yılda en çok ceza alan yurttaş sayısı 44 iken Erdoğan’la birlikte bu rakamlar binlerle ifade edilmeye başlandı.

2.663 KİŞİYE HAPİS CEZASI

Yargılananlardan hapisle cezalandırılanların sayısı da önceki yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde yüksek oldu. 2019 yılı rakamlarıyla Erdoğan döneminde hapis cezasıyla cezalandırılanların sayısı 2.663 oldu.

EVREN’İ, ÖZAL’I BİLE KATLADI

2019 ‘hakaret’ verileri

► 36.066 kişi soruşturuldu

► 12.298 kişi yargılandı

► 3.831 kişi ceza aldı

Seleflerine göre kovuşturmalar

► Kenan Evren döneminde 340

► Turgut Özal döneminde 207

► Süleyman Demirel döneminde 158

► Ahmet Necdet Sezer döneminde 163

► Abdullah Gül döneminde 848

Çocukları da yargıladılar

► 318 çocuk (105’si 12-14, 213’ü 15-18 yaş arasında)

► 3 tüzel kişilik

► 120 yabancı uyruklu

► 10.730 erkek

► 1.056 kadın

► 30 çocuk ceza aldı (7’si 12-14, 23’ü 15-17 yaş arasında)

4 çocuk cezaevine kondu!
=====================================
Dostlar,

Yürürlükteki Anayasa’nın 103. maddesi aynen aşağıdadır : 

. Andiçmesi (Cumhurbaşkanının)

Madde 103 – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer: “Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

Görüldüğü üzere yemin metninde “tarafsızlıkla” sözcüğü yer almaktadır.
Ancak bir insanın / Erdoğan‘ın hem bir siyasal partinin başkanı hem de “tarafsız” olması yaşamın olağan akışı içinde olanak dışıdır. Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, açık – seçik “taraflı” dır, “taraflı” davranmaktadır ve bu davranış tartışmasız biçimde ANAYASAYI ÇİĞNEME (İHLAL) SUÇU dur.

Yukarıdaki 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı yasanın 7 nci maddesi ile AKP eliyle değiştirilmiş metin öncesinde Anayasanın 101. maddesinin 4. fıkrasında şu hüküm vardı :

  • Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.

Dolayısıyla Anayasa, partili cumhurbaşkanına, kaldırılan bu madde uyarınca, açıkça yasaklanmadığı için kapalı değildir.

Ancak “tarafsız Cumhurbaşkanı md. 103’te açık bir buyurucu (emredici) hüküm olup, partili Cumhurbaşkanı “tarafsız” olmakla / davranmakla yükümlüdür. Bu da eşyanın doğasına aykırıdır. Özellikle Erdoğan örneğinde bu açık anayasaya aykırılık, somut olarak yaşanmaktadır. Anayasada böylesine ucube – çelişen değişiklik ve düzenlemeler uygar – demokratik ülkelerde söz konusu olabilir mi?

Erdoğan’ın parti genel başkanı Cumhurbaşkanı edasıyla pek çok söz ve eylemi, çok sayıda insanı çileden çıkarmakta, tahrik etmektedir. Dahası kimi sözleri kitlelere açıkça hakaret niteliğindedir. Bu durum  demokrasilerde hoş karşılanacak bir tablo değildir ve hukuk düzenince de korunmamalıdır, korunamaz. Yargı yerleri, dayanaksız açılan hakaret davalarıyla gereksiz meşgul edilmekte, anayasanın koruması altındaki ifade özgürlüğüne de facto ve de jure ağır tehdit ve sınırlama sonucu doğurmaktadır.

Erdoğan partisinden istifa etmelidir.

Erdoğan, bunca çok, anormal sayıda “hakaret” davası açmamalı, eleştirilere demokrasi gereği tahammül etmelidir. AİHM’nin bu yönde çok sayıda içtihatlaşmış kararları vardır. TCK’nın 299. maddesi yürürlükten kaldırılmalı, hakarete ilişkin genel hükümler (md. 125 vd.) uygulanmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 13 Eylül 2020, Datça

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
Anayasa Hukuku Doktora Öğrencisi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ : 16 NİSAN 2017’DE YAPILAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ REFERANDUMUNUN YILDÖNÜMÜ

 

KAMUOYUNA DUYURU       :
16 NİSAN 2017’DE YAPILAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ REFERANDUMUNUN
YILDÖNÜMÜ

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’nin anayasal rejiminde yaratılan en büyük kırılmanın yıl dönümündeyiz. 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliği referandumu, demokratik bir siyasal düzenin gerekleriyle bağdaşmayan uygulamalarla gerçekleştirildi:

Referandum, 20 Temmuz 2016’dan beri sürmekte olan olağanüstü hal koşullarında gerçekleşti. Türkiye’nin anayasal rejimi, basının baskı altında olduğu ve milletvekillerinin kürsü dokunulmazlıklarının kaldırıldığı bir siyasal ortamda oylandı. Venedik Komisyonu başta olmak üzere yetkin uluslararası kuruluşların teyit etmiş olduğu, seçimler hususunda geliştirilmiş evrensel demokratik standartlara asgari düzeyde bile uyulmadı.

Referandum sürecinin denetiminden bir yüksek yargı organı olarak sorumlu olan

  • Yüksek Seçim Kurulu iki milyondan fazla mühürsüz oyu kanun hilafına geçerli saydı.

Böylelikle, kararlarına karşı yargı yolu kapalı olan Yüksek Seçim Kurulu’nun Türkiye’nin demokrasi tarihindeki rolü tartışmalı hale geldi.

Referandum sonucunda kabul edilen anayasa değişikliğinin içeriği, anayasal demokrasinin özü olarak tanımlanan kuvvetler ayrılığına aykırıydı. Siyasal iktidarı sınırlandırmanın, mutlak iktidarların önüne set çekmenin ifadesi olan kuvvetler ayrılığı ilkesi, devletin ve yürütmenin başı ilan edilen Cumhurbaşkanı lehine bozuldu. Cumhurbaşkanlığı kurumu egemen kuvvet haline getirilirken, Cumhuriyeti kuran Türkiye Büyük Millet Meclisi işlevsizleştirildi.

Türkiye’nin anayasal rejimi ve ülkenin geleceği, belirli bir siyasal anlayışın taleplerine ve siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillendirildi. Siyasi iktidarın acilen ihtiyaç duyduğu “partili cumhurbaşkanı” kurumu hemen yürürlüğe sokulurken sistemin geri kalan unsurlarının yürürlüğü için ayrı ayrı tarihler belirlendi. Anayasaların toplum kesimleri arasındaki denge ve uzun vadeli toplumsal barışı kuran siyasal sözleşmeler olduğu gerçeği göz ardı edildi.

16 Nisan referandumunun üzerinden bir yıl geçmişken Türkiye’de olağanüstü hal hala sürmektedir. Ülke bir buçuk yılı aşkın bir süredir, hiçbir yargısal ve siyasal denetime imkan vermeyen olağanüstü hal KHK’leri ile yönetilmektedir.

  • Olağanüstü halin siyasal, ekonomik ve toplumsal etkileri ülkemizi büyük bir çıkmaza sürüklemektedir. 

Monarşiden halk egemenliğine geçişin tarihi olarak kutladığımız Birinci TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920’nin 98’inci yılında Cumhuriyetimizin, anayasal demokrasilerin başta  laiklik ve hukuk devleti olmak üzere temel ve evrensel ilkelerinden uzaklaştığını üzüntüyle görmekteyiz.

Türkiye demokrasisinin temel ihtiyacı; olağanüstü halin kaldırılması, evrensel anayasal ilkelere uyulması, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan ve kuvvetler ayrılığını esas alan bir anayasal düzenin tesis edilmesidir.

Saygılarımızla. 16 Nisan 2018

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu

============================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz saygın Mülkiyeliler Birliği‘nin yukarıdaki basın açıklamasına – kamuoyuna duyurusuna biz de aynen katılıyoruz.

OHAL’i sürdürmenin güvenlik gereklerinin kalmadığına inanıyoruz.
AKP = RTE, ülkeyi ancak OHAL baskısı hatta sopası ile yönetebilmektedir, dahası yönetibildiğini sanmaktadır..

Gerçekte, ülkemizi OHAL altında bile, OHAL kılcı ile bile yö-ne-te-ME-mek-te-dir.

Dramatik sahneler gözlüyoruz : Önce Suriye’yi kimyasal silah kullandı bahanesiyle bombalayan eli kanlı batı emperyalizminin katliamını alkışlayan Erdoğan; partisi dahil gelen büyük ve haklı – doğru – yerinde tepkilerle ertesi gün geri adım attı.. Sen 12 bin km öteden gelip burada nasıl füze – bomba yağdırırsın.. gibisinden sormaya başladı.. Libya‘da da öyle olmadı mı? NATO ne arıyor Libya’da.. diye haykıran Erdoğan, 2 gün sonra İzmir’deki NATO karargahını Libya katliamının üssü yaptı.. Kardeşim – biraderim Esad, Batı güdümüyle “hain Esed” olmadı mı?..

Saymakla bitmez.. Allah kimseyi böylesi bir duruma düşürmesin..
Derken, sahibinin sesi Bahçeli, 26 Ağustos’ta erken seçim çağrısı yaptı..
Ne yaparsan yap artık dikiş tutturamıyorsun.. Sonun geldi arkadaş..

Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste..

Sevgi ve saygı ile. 17 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

EMİN ÇÖLAŞAN: Nerede o “namus şeref” yemini, nerede!

Nerede o “namus şeref” yemini, nerede!


EMİN ÇÖLAŞAN

SÖZCÜ
, 10.02.2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

​Sevgili okurlarım, anayasa uyarınca cumhurbaşkanı devletin başı olan kişidir ve her konuda tarafsız kalmakla yükümlüdür. Önce onun konumuna bakalım. Anayasa madde 104:

  • “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir…”
    Şimdi lütfen söyleyiniz, bugünkü cumhurbaşkanı anayasanın bu maddesini nasıl uygulamaktadır! Türk Milleti’nin birliğini mi, yoksa kendi arasında bölünüp gerilimlere sürüklenmesini mi sağlamaktadır? Onun gözünde milletin bir kesimi dost, öteki çok büyük kesimi ise ihanet içinde! Yaptığı her konuşmada ve söylediği her sözde bunu görmüyor muyuz?
    Kendisinden ve partisinden olmayanları her gün bol kepçe ve açıkça suçlamıyor mu,
    böylece anayasayı açıkça çiğnemiyor mu?
    Bu soruya “Hayır sen yanılıyorsun, böyle bir şey yapmıyor” diye yanıt verecek bir Allah kulu acaba çıkar mı!
    * *
    Anayasanın 103. maddesinde çok açık hüküm var. İyi bildiğiniz o maddeyi bir kez daha özetleyip anımsayalım:
    “Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer:
    ‘Cumhurbaşkanı sıfatıyla… anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına (devrimlerine) bağlı kalacağıma… milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma… üzerime aldığım görevi TARAFSIZLIKLA yerine getirmek için
    bütün gücümle çalışacağıma…”


    Ve bu maddenin son bölümü:
    “Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, NAMUSUM ve ŞEREFİM üzerine andiçerim.”
    * *
    Bakınız bu yemin metninde nasıl hükümler var:
    – Anayasaya bağlılık…
    – Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılık…
    – Milli dayanışma ve adalet anlayışı…
    – Herkesin insan haklarından yararlanması…
    – Ve tarafsızlık…
    Ve şimdi bir kez daha sormak zorundayım:
  • Bu cumhurbaşkanı anayasada yer alan bu hükümlerin hangisine bağlı kalmıştır,
    hangisini uygulamıştır?..

    Hele de metnin son bölümü! Büyük Türk Milleti ve tarih önünde namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş olması! Hani nerede o yemin, nerede?
    *
    Karşımızda her konuda açıkça taraf olan, milletin bir kesimini sürekli suçlayan, toplumu sürekli gerilimlere sürükleyen, ettiği yemini bile unutmuş olan bir cumhurbaşkanı var.
    Nisan ayında referandum olayı yaşanacak. Taraf olduğunu ve olacağını daha şimdiden ilan etti.
    Tek adam ve adeta bir parti başkanı gibi.
    Medyanın tamamına yakını zaten emrinde ve hizmetinde.
    Devletin ve milletin maddi ve manevi olanaklarının tamamı da öyle.
    *
    Her gün bir nutuk atıyor, bu bıktırıcı nutuklar bütün televizyon kanallarında
    canlı yayınlanıyor. 
    Sözleri ertesi gün bütün yandaş gazetelerin manşetlerinde.
    Vurdukça vuruyor, muhalefet partilerine ve toplumun önemli bir kesimine bindirdikçe bindiriyor. Kendisinin icat ettiği muhtar toplantıları derseniz, vallahi maşallahı var!
    Neredeyse her hafta sarayda bazı muhtarları toplayıp onlara siyasi nutuklar atıyor.
    Bugüne kadar 36 muhtar toplantısı yaptı. Sadece onlar değil, sürekli fırsat yaratıp ekranlara çıkıyor. Birilerine ödül vermek, göstermelik toplu açılış törenleri, işveren toplantıları ve akla gelen her kesim…
    24 saat ekranda!
    *
    Ama bunlarla da yetinmek gibi bir niyeti yok, referandumda evet çıkar ve tek adam hayali gerçekleşirse… Bu kez partisinin de başına geçecek!
    Partili cumhurbaşkanı…
    Üstelik aynı zamanda partisinin genel başkanı olan bir başkomutan!
    * *
    Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelebilir:
    “Yeni anayasada cumhurbaşkanının yemin maddesi de acaba değişiyor mu?”
    Hayır, o yemin maddesi aynen duruyor. Ona nedense dokunmadılar!
    Herhalde dediler ki “O maddeyi niye değiştirelim, zaten her şey tıkır tıkır yürüyor!
    Kim takar tarafsızlığı, kim takar namus ve şeref yeminlerini!”
    Dolayısıyla Türkiye’de hiçbir şey değişmeyecek.
  • Evet çıktığı takdirde bu düzen, bu baskı ve kuralsızlık rejimi daha beter olacak.
    Milletin yarısı dostları ve yandaşları, kendilerinden olmayan öteki yarısı ise,
    hangi görüşte olursa olsun tasfiye edilmesi gereken düşmanları!
    21. yüzyılda koskoca Türkiye Cumhuriyeti işte böyle yönetiliyor.
    =============================0
    Evet dostlar…

    Sayın Çölaşan tüm açıklığı ve ürkünçlüğü (vahameti) ile ülkenin hal-i pür melalini yazmış..
    Bir Cumhurbaşkanı ülkenin yürürlükteki anayasasını nasıl bunca pervasızca çiğneyebilir?
    Anayasa Mahkemesi arka arkaya apaçık anayasa ihlallerine nasıl sessiz kalır?
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP’nin bunca hukuk dışı işlem ve eylemini nasıl görmez??
    AKP – RTE bu cesareti ve desteği nerden almaktadırlar?

    OHAL altında, temel hak ve özgürlükler bile ölçüsüz sınırlandırılmışken, basın – bürokrasi –  TRT, yerel yönetimler, tüm devlet olanakları elde iken yine bir OHAL KHK’sı ile bu kez Anayasal kurum olan YSK’nın (Yüksek Seçim Kurulu) yetkisi sınırlandırılmıştır. YSK, halkoylaması sürecinde siyasal partilere eşit fırsat tanımayan özel radyo – TV’lere yaptırım
    (para cezası, yayın durdurma) uygulayamayacaktır. Açıkçası yandaş TV’ler ve herkesin vergisi ve elektrik faturası payları ile beslenen devletin TRT’si, hiçbir kural ve sınır tanımadan AKP – RTE çizgisinde EVET propagandası yapacaklar, karşıt görüşlere yer vermeyecekler, adil olmayan, derin eşitsiz bir kampanya ile sözde demokratik halkoylaması yapılacaktır!?
    Bu düzenleme bir kez içeriği bakımından adil ve demokratik değil, hukuk dışıdır.
    İkincisi OHAL KHK’sı ile yasalarda değişiklik yapılamaz.
    Üçüncüsü, YSK yasası seçimlerin yürütülmesi koşulları ile ilgili olup / seçim yasası olup, yapılacak değişikliklerle Anayasanın 67/1 maddesi uyarınca yürürlüğü sınırlandırılmıştır :

  • “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”

    Bu nedenle YSK, söz konusu hukuk dışı kuralı Anayasa’nın açık buyurucu kuralı karşısında uygulayamaz, uygulamamalıdır. Hukukun evrensel kurallarındandır; bir yasal kural anayasaya açıkça aykırı ise ve iptali için yargısal yol da kapalı ise (AYM, OHAL KHK’larını yetkisizlik gerekçesiyle inceleyemeyeceğini kararlaştırdı!)
    “ihmal” edilir ve doğrudan Anayasa uygulanır!
    ****
    Sorular uzatılabilir… Ancak tanı kısa ve nettir : Bu bir AKP – RTE darbesidir!
    Türkiye Cumhuriyeti, AKP – RTE’nin fiili darbesi ile başkalaştırılmıştır.
    Anayasa yürürlükten kaldırılmıştır, bu suç işlenmiştir apaçık.

    AKP iktidarı siyasal – hukuksal meşruluğunu tartışmasız biçimde yitirmiştir. 
    Anayasal düzenin ortadan kaldırılmasının yaptırımı TCK md. 309’da ağırlaştırılmış
    yaşam boyu (müebbet) hapistir. Şimdi bütün sorun, işlenen bu vb. açık ve ağır suçlardan yargılanmadan kurtulmak ve başkalaştırılan – yozlaştırılan TAYYİBİSTAN rejimini pekiştirmektir.

    İlk adım 16 Nisan 2017 günü yapılacak halkoylamasıdır.
    Necip milletimiz tuzağa düşer ve %50’yi aşan oranda EVET derse, kendi sonunu kabullenmiş olacaktır ve bir daha hiç kimse kendisine hiçbir şey sormayacaktır..

Sevgi ve saygı ile. 11 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİNDEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ HAKKINDA ÜYELERİNE MEKTUP

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİNDEN
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ HAKKINDA ÜYELERİNE MEKTUP – ANKET

Sayın Meslektaşım;

TBMM’de görüşülmeye başlanmış olan Anayasa değişikliği teklifi, ülkemiz ve mesleğimiz için son derece önemli düzenlemeler içermektedir. Değişiklik teklifini karşılaştırmalı olarak bir tabloya işledik ve siz değerli meslektaşlarımızın görüşlerine sunduk. Teklifin pek çok maddesine bilgilendirmek amaçlı notlar düştük. Sizden gelecek görüşleri değerlendirip, kendi görüşümüzü oluşturacak ve kamuoyuyla paylaşacağız.
Bu sunuş yazısında özellikle altını çizmek istediğimiz husus,

  • Anayasa değişikliği teklifinin kuvvetler ayrılığı açısından çok ciddi tehlikeler içermesidir.Malumunuz olduğu üzere; kuvvetler ayrılığı sağlanamazsa, bağımsız ve tarafsız olması gereken Yargı Kuvveti Yürütmeye ve/veya Yasamaya bağımlı, dolayısıyla taraflı hale gelir.
    Bu, yargı önünde haklının değil güçlünün üstün gelmesi sonucunu doğurur. Avukatlık mesleği anlam ve değerini yitirir. Avukatın yerini iş takipçileri alır. Hakim ve savcı sıfatını taşıyanlar da idarenin emrindeki memurlara dönüşür.

Yargı organını, yasama ve yürütmeden bağımsız kılmak için hakim ve savcıların mesleğe kabullerinin, tayin ve terfilerinin, disiplin işlerinin, sair özlük işlerinin ve yüksek yargıya seçilmelerinin yasama ve yürütmeden bağımsız bir kurul tarafından düzenlenmesi zorunludur. Anayasa değişikliği teklifi (Komisyonda değiştirilmiş haliyle), Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) 13 üyesinin 7’sinin siyasi parti üyesi (ve muhtemelen iktidar partisi genel başkanı) olan Cumhurbaşkanı tarafından, diğer 6’sının da TBMM tarafından seçilmesini öngörmektedir. Bu durumda, HSK’nın artık bir siyasi partili olacak olan Cumhurbaşkanından, dolayısıyla yürütme organından bağımsızlığından söz edilmesi mümkün olmayacaktır.

Cumhurbaşkanının aynı zamanda siyasi parti üyesi ve genel başkanı olmasına izin veren teklif, Anayasa Mahkemesi’nin de çoğunluk üyesinin (15 üyeden 10’unun) partili Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmesi sonucuna yol açacaktır.

Öte yandan, Anayasa değişikliği teklifi, siyasi partiler içi demokrasiyi sağlamaya yönelik bir düzenleme içermemekte ve milletvekili adaylarının belirlenmesinde siyasi parti genel başkanlarının etkisini sınırlamamaktadır. Cumhurbaşkanının aynı zamanda partisinin genel başkanı, partisinin ise Meclis’te çoğunluğa sahip parti olacağı dikkate alındığında,
TBMM’nin yürütme organını denetlemesinin fiilen mümkün olamayacağı görülecektir.

Tarafsız Cumhurbaşkanından partili Cumhurbaşkanına geçişi öngören teklif, Cumhurbaşkanının, Türk Milleti’nin tamamını değil, mensubu olduğu siyasi partiye oy veren kısmını temsil ettiği algısının yaratılmasına neden olabilecektir. Şu halde teklifin; kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliği getirmeye elverişli düzenlemeleri ile partili Cumhurbaşkanına izin veren hükmünün Anayasamızın, değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez 2. ve 3. maddeleri açısından da incelenmesi gereklidir. Bu sebeplerle; değerli vaktinizi ayırarak gündemdeki Anayasa değişikliği teklifini incelemenizi, teklifin bütünü ve dilediğiniz maddeleri hakkında yorumlarınızı, aşağıdaki bağlantıdan ulaşacağınız web sitemiz üzerinden 11 Ocak 2017 akşamına kadar göndermenizi diliyoruz, önemsiyoruz. Bu görüşlerinizden azami ölçüde yararlanacak ve Türkiye Barolar Birliği’nin görüşünü oluşturarak kamuoyuyla paylaşacağız. Web sayfasına giriş yapmak için aşağıdaki bağlantıyı lütfen tıklayınız:

http://anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr 

Saygılarımla bilgilerinize sunarım. 2 Ocak 2017

Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
==========================================
Dostlar,

TBB (Türkiye Barolar Birliği) son derece önemli bir çalışmaya imza atmış bulunuyor.
Sayın Başkan Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ve emek veren çalışma arkadaşlarını gönülden kutlamak gerekiyor. Sayın Başkanın 90 bine varan avukata yazdığı mektup yukarıda.
Bu mektup ekinde 70 sayfaya varan çok kapsamlı ve bilimsel bir irdeleme yer alıyor.
TBB üyesi avukatların web sitesinden erişerek yanıtlamalarına elveren bir kurgu ile hazırlanmış. Anayasa maddelerinin şimdiki biçimiyle değiştirilen biçimi karşılaştırılarak işlenmiş, açıklanmış. 

Dehşet verici biçimde; ince ince düşünülmüş,

  • parlamenter rejimi – sistemi savurup atan
    katı bir TEK ADAM düzeni getirilmekte
    .

Çok kısa sürede koyu bir diktatörlüğün ülkemizde kurulmaması olanaksız!

Bu değerli çalışmanın özenle okunması ve TBB’nin uzmanlık bilgisiyle yetkinlikle yaptığı karşılaştırmaları ve varacağı korkunç hukuksal sonuçları görmek ve paylaşmak gerekiyor..
Bu metne TBB sitesinden http://anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/Anayasa_Degisikligi.aspx
adresinden veya web sitemizden aşağıdaki adresten erişilebilir :

TBB_2016_ANAYASA_DEGISIKLIGI_TEKLIFININ_KARSILAŞTIRMALI_ACIKLAMALI_METNI

Sevgi ve saygı ile.
05 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Metin Feyzioğlu: Bu sistemle apartman yönetemezsiniz!

Metin Feyzioğlu:
Bu sistemle apartman yönetemezsiniz!

Manisa’da düzenlenen panele katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, partili cumhurbaşkanlığı kastederek, “Bu siyasi partiler kanunuyla partili cumhurbaşkanı derseniz meclisin başkanı denetleme ihtimali olmaz. Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Bu sistemle apartman yönetemezsiniz” dedi. Yargıtay’daki FETÖ operasyonlarına da değinen Feyzioğlu,
* FETÖ’nün devlete sızmadığını, devletin bir miktar FETÖ’ye sızmış olduğunun görüldüğünü
belirterek, darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmasını istedi. (02.12.2016, SÖZCÜ)
Metin Feyzioğlu: Bu sistemle apartman yönetemezsiniz

Manisa’da Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından ‘Türkiye nereye gidiyor?’ isimli panel düzenlendi. Büyükşehir Belediyesi Kültür Merkezi Lale Salonu’ndaki panele konuşmacı olarak Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu katıldı. Feyzioğlu, panel öncesinde Meclise getirilmesi için imza toplanan yeni anayasa ve partili cumhurbaşkanlığı ile ilgili soruları yanıtladı.

Feyzioğlu, partili cumhurbaşkanlığını hakkında “Bu sistemle apartman bile yönetilmez” dedi. Bazı soruların netleştirilmediğini dile getiren Feyzioğlu, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlal edilip edilmeyeceği endişesi taşıdıklarını söyledi.

Feyzioğlu, “Partili Cumhurbaşkanı partili yönetim kadrosunda olacak mı, yoksa sadece parti üyesi mi olacak Bu bir soru işaretidir. Cumhurbaşkanı tarafının ve iktidar partisinin ‘tabi ki genel başkan olmalıdır’ şeklinde bir yaklaşımı var. Bu noktada kuvvetler ayrılığını düşünmemiz lazım. Biz Barolar Birliği olarak hukuk penceresinden baktığımızda, hangi hükümet sistemini getirirsek getirelim, kuvvetler ayrılığının çok güçlü bir şekilde olması lazım. Şimdi yargının nasıl bağımsız, hesap verebilir olduğunu anayasa taslağında görmeden konuştuğumuz her şey boş. Yasamanın cumhurbaşkanını, hükümeti nasıl denetleyebileceğini görmeden konuştuğumuz her şey boş. Ancak açık seçik bir şey var. Bu siyasi partiler kanunuyla partili cumhurbaşkanı derseniz meclisin başkanı denetleme ihtimali olmaz. Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Bu sistemle apartman yönetemezsiniz. Siz apartman yöneticisi ile deneticiyi aynı kişi yapıyor musunuz Ya da apartman yöneticisi seçip, yöneticiye de deneticiyi sen seç.. dediğinizi duydunuz mu? Bugün siyasi partiler kanunu neye izin veriyor? Milletvekili adaylarının tamamını parti genel başkanını da içinde bulunduğu MYK’nın seçmesine izin veriyor. Önseçimi yüzde yüz ve zorunlu kılan bir siyasi partiler kanunumuz var mı, yok. Partili cumhurbaşkanı, parti genel başkanı da olursa yasama organını kendisi belirleyecek” dedi.

=========================================
Dostlar,

Hep yazıyor, söylüyoruz :

  • Başkanlık rejimi; Türkiye’de dinci faşizmin ve parçalanmanın kapısının anahtarıdır!

Herkes bu çıplak ve vahim tehlikeyi bir an olsun aklından çıkarmadan konumunu belirlemek zorundadır..

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com