Vatan Partisi’nden Türkiye Barolar Birliği’nin çağrısına destek

Vatan Partisi'nden Türkiye Barolar Birliği'nin çağrısına destekVatan Partisi’nden Türkiye Barolar Birliği’nin çağrısına destek

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Nusret Senem, Türkiye Barolar Birliği’nin eylem çağrısına destek açıklaması yaptı. Senem, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu kararınca alınan 24 Şubat 2018 günü bütün Baroların Başkanlarını, Baro Yönetim Kurullarını ve kayıtlı bütün avukatları Ankara’ya çağırmasına destek verdi. Senem’in yazılı basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, üç gün önce meslek kuruluşlarının isimlerinde yer alan “Türk ve Türkiye” gibi unvanların Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırılacağını, ardından da bu kuruluşların yapılarının değiştirileceğini ve herkesin istediği gibi birlikler oluşturabileceğini belirtti. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ise bugün, Barolar Birliği Yönetim Kurulu’nun kararlarını kamuoyuna açıkladı, süreci eleştirdi ve 24 Şubat 2018 günü bütün Baroların Başkanlarını, Baro Yönetim Kurullarını ve kayıtlı bütün avukatları Ankara’ya çağırdı.

Vatan Partisi olarak Türkiye Barolar Birliğinin bu mücadelesini destekliyoruz.

CUMHURBAŞKANINA ANAYASA VE YASA BİLGİSİ

Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek ve Genel Sekreterimiz Utku Reyhan da açıkladı. Türk ve Türkiye unvanı meslek kuruluşlarına Bakanlar Kurulu kararıyla değil, kanunla verilmiştir. Meslek kuruluşlarının isimlerini ve yapısını, Sayın Tayyip Erdoğan, OHAL KHK’sıyla da değiştiremez. Çünkü bu birlikler Anayasa’da düzenlenmiştir ve OHAL konusu değillerdir.

Sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı proje FETÖ ve PKK’nın derneklerini barolaştırma ve baroları ortadan kaldırma projesidir. 2013 yılından bu yana savundukları bu projenin şimdi gündeme gelmesi manidardır. Hatırlanacağı gibi 12 Eylül 1980 Amerikancı darbesinin hedef aldığı anayasal kurumların biri de Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Odalarıydı. O gün darbeciler başaramadı. Bugün de Barolarımızı ve Meslek Odalarını ortadan kaldırmayı kimse başaramayacaktır.

Anayasanın “Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları” başlığını taşıyan 135. maddesi, bu birliklerin yasayla kurulacağını hükme bağlamıştır. Ayrıca amacını ve kapsamını belirlemiştir. Birkaç örnek verelim:

Türkiye Barolar Birliği (TBB), 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun 109. maddesiyle düzenlenmiştir.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunuyla düzenlenmiştir.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu ile düzenlenmiştir.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), 6964 Sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanunu ile düzenlenmiştir.
Türk Eczacıları Birliği (TEB), 6643 Sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu ile düzenlenmiştir.
Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK), 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu ile düzenlenmiştir.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), 8771 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu ile düzenlenmiştir.

Örnekleri çoğaltabiliriz. (AS: Örn. Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği Kanunu… Bu sonkini birkaç ay önce AKP çıkardı!)

YÖNETİCİ GEÇİCİ, KAMU KURUMU KALICIDIR

Bazı meslek örgütlerinin yönetimleri yanlış işler yapabilirler, Tabip Odaları Merkez Konseyi’nin bozguncu propagandasında olduğu gibi (AS: Bu görüşe katılmıyoruz!), vatan savaşına karşı konumlara bile girebilirler. Ancak o kuruluşlar, büyük bir meslek kitlesini bünyesinde barındıran kamu kurumlarıdır. Yöneticiler geçicidir, kurum kalıcıdır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da geçicidir. Ama Cumhurbaşkanlığı kalıcıdır. Devlet yönetimi, yöneticileri yüzünden kamu kurumunun kimliğiyle oynayamaz.

Kaldı ki, Türkiye Barolar Birliği hiçbir tereddüt göstermeksizin Vatan Savaşının ve Afrin Harekâtının yanında yer almıştır.

Anayasal açıdan, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının başındaki Türkiye ve Türk ifadelerini kaldırmak, Cumhurbaşkanının başındaki Türkiye ifadesini kaldırmakla aynıdır.

Kamu kurumları olmazsa, devlet başkanı da olmaz.

MESLEKSİZ TÜRKİYE OLMAZ

Meslek kuruluşlarının tıpkı Cumhurbaşkanlığı, Hükümet, Yargı ve Türk Silahlı Kuvvetleri gibi Anayasada düzenlenmesi, bu kuruluşların devlet ve toplum yapısındaki önemleri nedeniyledir.

İşçisi ve çiftçisi, esnafı ve zanaatkârı, mühendisi ve eczacısı, doktoru ve avukatı, sanayici ve tüccarı olmayan bir Türkiye olmaz. Onlara Türk ve Türkiye adlarının verilmesinin anlamı budur.

BAROLAR BİRLİĞİNİN EYLEM ÇAĞRISINI DESTEKLİYORUZ

Vatan Partisi olarak Türkiye Barolar Birliği’nin eylem çağrısını destekliyoruz. Bu nedenle, 24 Şubat 2018 günü Ankara’da toplanacak meslek mensuplarının arasında olacağız. Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Odalarının bölünmesi ve ortadan kaldırılması girişimi sadece avukatların sorunu değildir. Halkın savunma hakkının ortadan kaldırılması sonucunu doğuracaktır. Bu mücadeleye bütün meslek odalarını ve halkımızı çağırıyoruz.

Saygılarımızla.
https://www.aydinlik.com.tr/vatan-partisi-nden-turkiye-barolar-birligi-nin-cagrisina-destek-politika-subat-2018, 10.2.2018 14:56
===============================================
Dostlar,

ANAYASA Md. 135 Uyarınca kazanılan
“TÜRK – TÜRKİYE” SÖZCÜKLERİ 

Sayın Av. Nusret Senem değerli bir dostumuzdur. 2004 Mayıs’ında Edirne’den Ankara’ya görev yerimiz değiştiğinde (Trakya Üniv. Tıp Fak. nden Ankara Üniv. Tıp Fak. ne) bizi ilk ziyarete gelenlerden idi yine dostumuz ve hemşehrimiz M. Bedri Gültekin ile birlikte. Bizi, o zamanki partileri olan İşçi Partisine üye olmaya çağırmışlardı o nezaket ziyaretlerinde ayrıca. Teşekkür ederek, hiçbir siyasal partiye üye olmayı düşünmediğimizi belirtmiştik. (halen de öyleyiz..)

Av. Nusret Senem hem değerli – nitelikli – birikimli – çok deneyimli bir hukuk insanıdır hem de aynı nitelikleri siyaset insanı olması bakımından da geçerlidir. Bu yazısı, Vatan Partisi adına kurumsal bir açıklamadır ve içeriği çok değerlidir. Yazı içinde bir yerde ayraç içine alarak kırmızı renkle (AS: Bu görüşe katılmıyoruz!) notu düştük.

Demokrasi her şeyden önce çok sesliliktir. Birbirimizin farklı görüşlerini hoşgörü ve saygı ile karşılamak zorundayız. Çok aykırı gelse bile “katlanmak” zorundayız. Karşı görüşlerle, yaşamın gerçeğini birlikte aramalıyız, uzlaşmalıyız. Sevgili Senem’in aşağıdaki tümcesi dışında yazısının tümüne katılmaktayız : 

  • Bazı meslek örgütlerinin yönetimleri yanlış işler yapabilirler, Tabip Odaları Merkez Konseyi’nin bozguncu propagandasında olduğu gibi (AS: Bu görüşe katılmıyoruz!),

Bizim de hekim olduğumuz 1977’den bu yana (hatta tıp öğrenciliğimizden bu yana!) 40+ yıldır üyesi – çalışanı olduğumuz Türk Tabipleri (Ankara, İstanbul, Elazığ, Edirne, son olarak Ankara Tabip odaları) türdeş (homojen) bir topluluk değildir. Türkiye’deki 150 bin hekimin (12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Diş Hekimlerinin de) tek yasal hatta anayasal temsilcisidir. Farklı siyasal görüşler elbette doğaldır ve her 2 yılda bir seçimlerle yöneticiler değişmektedir. Bu gün Erdoğan’ın belirttiği gibi öyle örgütlerin başına gelip “çöreklenmek” yasal olarak olanaklı değildir. Cumhurbaşkanı 5 yılda bir seçilmektedir  ve 2. kez seçilmek olanaklıdır. Daha önce 7 yıl ve 1 kez görev yapılabiliyordu. TBMM seçimleri 4 yılda bir ve sayısız kez vekil seçilmek olanaklıdır. Rektörler 2 kez ve 4+4 yıl seçilebilmektedir.

Yine eklemek gerekir ki; Anayasanın temel niteliklerini doğrudan belirleyerek kurulmasını emrettiği kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları (örn. otomobilleri kamu gibi siyah üzerine beyaz renklidir!) Devletten tek 1 kuruş bile maddi destek – yardım almamaktadır.

Bu bağlamda, Anayasanın 135. maddesiyle özel olarak kurulması emredilen, bunda kamu yararı görülen ve temel özellikleri bile Anayasa koyucu tarafından belirlenen, doğrudan Anayasanın tanımlamasıyla  “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” olan bu zorunlu meslek örgütleri, saydığımız ve çoğaltabileceğimiz örneklere göre çok daha demokratiktirler. Anayasanın ilgili 135. maddesi en uzun – kapsamlı maddelerdendir :

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları (madde başlığı)

  •    Madde 135 – Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.
    Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde asli ve sürekli görevlerde çalışanların meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti aranmaz.
    (Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Bu meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.
    (Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Bu meslek kuruluşları ve üst kuruluşları organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler.
    (Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Bu meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.
    (Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının görevine, kanunun belirlediği merciin veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenileri seçtirilir.
    (Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Ancak, milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarını faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içerisinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.
    *****

    Görüldüğü gibi bu kurumlara akçal (mali) destekten söz edilmemektedir ve kuruluş yasalarında parasal kaynakları belirtilmiştir; kamu kaynaklarından herhangi bir aktarma söz konusu değildir.

AKP bu örgütlenmelerde, tüm çabalarına karşın seçimleri kazanamamaktadır. Öte yandan bu kurum – kuruluşlar AKP iktidarına karşı etkili – ciddi – bilimsel bir muhalefet sergilemektedir. AKP = Erdoğan’ın ne yazık ki bu çok sesliliğe, sıkı karşı çıkışlara tahammül edememektedir. Türkiye’de iğneden – ipliğe her şey ama her şeyin TEK ADAM ERDOĞAN‘a mutlak olarak bağlanması istenmektedir. Haydi diktatörlük, despotluk, totaliterlik demeyelim incitmemek için ama bu SULTANLIKTIR, PADİŞAHLIKTIR.. Mutlak monarşidir ve Osmanlı’da 1876 öncesine denk düşmektedir. (İngiltere’de ise 1215!)

21. yy’da küresel iklim ve Türkiye koşulları (konjonktürü) böylesi bir Sultanlık hevesine geçit vermiyor, vermeyecektir. Başta Anayasa buna engeldir. Köprülerin altından çoooook sular akmıştır (bkz. Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor..). Ayrıca Erdoğan = AKP rejimi, Anayasal sınırları da, demokratik kurum ve gelenekleri de, geçelim hukuk devletini, yasa devleti sınırını da çoktaaaaaaan çiğnemişlerdir.

TBB’nin (Türkiye Barolar Birliği) bu sabah Safranbolu’da aldığı ve Başkan Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu tarafından kararlılıkla yapılan basın açıklamasına bütünüyle katılıyoruz. Son derece ustalıkla, sorumlulukla, birikim ve ağırbaşlılıkla ve de kararlılık ve yüreklilikle (cesaretle!) kaleme alınmıştır. Başkan Prof. Feyzioğlu, “.. bizi kırabilirsiniz…” gibisinden cinayeti bile çağrıştıran sözcükler kullanmıştır! Bu tablo, AKP = Erdoğan’ın ülkemizi sürüklediği ürkünç (vahim) durumu betimlemektedir ne yazık ve ne acı ki!

Erdoğan Başbakan iken, yargı yılı açılışında TBB Başkanı Prof. Feyzioğlu’nun konuşmasına tahammül edememiş, konuşmacı ile polemiğe girişmiş, “edepsiz..” vb. bir başbakana asla yakışmayan, demokrasilerde örneği görülmemiş sözler etmişti. Prof. Feyzioğlu’nun son derece sağduyulu – yürekli “.. edepsizlik yapan ben değilim Sn. Başbakan..” yanıtı vermiş ve Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül’ün kolundan tutup engellemeye çalışmasına karşın ayağa kalkarak toplantıyı terk etmişti. Ardından da Yargı Yılı açılışlarında TBB  Başkanının konuşma hakkı ilgili Yönetmelikten çıkarılmıştı.. Erdoğan ağzını bozmaktan hiç çekinmemekte ve son olarak da bir CHP milletvekiline “ulan ahlaksız!” bile demiş bulunuyor.. Çooook, çok utandırıcı..

AKP = Erdoğan‘ın TBB Safranbolu basın açıklamasını dikkatle okumasını, yetmez, kamera kayıtlarını büyük dikkatle izleyerek hukuk adamlarının oybirliği ile imzaladıkları metin okunurken mimikleri, bakışları, ses tonunu, beden dilini… de anlamaya çaba göstermesini diliyoruz. Hemen hemen tüm toplum kesimleri, giderek azalan yandaşlar dışında barut fıçısına dönüştürülmüştür. Bundan ülkemize ve AKP = Erdoğan’a asla “hayırlı” bir sonuç çık – maz!

  • Erdoğan artık kandırılmaktan kendini kurtarmalıdır. Ustalık dönemindedir kendi deyimiyle ve 16 yıldır ülkenin tepesinde tek başına iktidardır.
  • Ha bire kandırılarak devlet yönetilmez!
  • Bu sonu gelmeyen (!) ardışık kandırılmaların (!?!) faturasını –şimdilik– ülkemiz ödüyor. Sonra?

Sevgi ve saygı ile. 10 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Anayasa paketinde Türkiye’nin eyaletlere bölünme tehlikesi var

Feyzioğlu: Anayasa paketinde Türkiye’nin eyaletlere bölünme tehlikesi var!”

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, 16 Nisan’da oylanacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde eyaletlere bölünme tehlikesi olduğunu söyledi. (2 Nisan 2017, DHA)
Feyzioğlu: Anayasa paketinde Türkiye’nin eyaletlere bölünme tehlikesi var

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Gaziantep Ortak Dayanışma Hareketi tarafından düzenlenen toplantıya katıldı. Bir otelde düzenlenen toplantıda Anayasa değişikliğini anlatan Feyzioğlu, 150’ye yakın il ve ilçeyi gezdiğini belirterek, 16 Nisan’da oylanacak olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde eyaletlere bölünme tehlikesinin bulunduğunu savundu. Hükümet kanadından kimsenin bu sorularına yanıt vermediğini kaydeden Feyzioğlu, şöyle dedi:

blob:http://www.dailymotion.com/15f2b2b0-e6f8-47b4-95d0-a401333fd973 (Konuşmanın bir bölümünü izlemek için tıklayınız.)
“Biz 150’ye yakın il ve ilçeye gittik ve tamamında Türkiye’nin bu Anayasa paketi ile eyaletlere bölünme tehlikesi yaşayacağını anlattık, çıt yok. Hiçbir cevap gelmedi.
150’ye yakın yerde
  • Bu anayasanın içinde özerk bölgeler yaratma yetkisi var. Biz bunu çok tehlikeli buluyoruz.

Bunun çünkü Irak’ta yaratılan özerk bölgenin bugün Kürdistan’a dönüşmesi halk oylaması yapıldı, yapılacak. Irak’ın dağılması gibi Türkiye’yi dağıtacak bir proje olarak görüyoruz. Suriye ve Irak’tan farkımız biz bir demokratik devlet olduğumuz için iç içe geçmişiz. Herkes her yerde. Kimin kim olduğu, kimin hangi etnik kökenden olduğu Türkiye’de önemsiz olmuş. Paketin içinde eyalet yapısı var. Bunu 150’ye yakın yerde söyledik. Fakat hiçbir cevap gelmedi.”

resimid_3279997

 “İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI

İSTANBUL ÖZERK OLMALI’ DEDİ”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ‘İstanbul özerk olmalı’ dediğini ifade eden Feyzioğlu, Topbaş’ın bu özerkliği neye dayanarak istediğini sordu. Cumhurbaşkanına seslenerek sorusuna cevap istediğini ifade eden Feyzioğlu, şunları söyledi:

“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ‘İstanbul özerk olmalı’ dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul’a ciddi ciddi özerklik isterken neyi ağzından kaçırdı dersiniz? Beni mitinglerde sayın Cumhurbaşkanı diline dolamış ama ben buna cevap istiyorum. Bu anayasanın 123, 124, 127’nci maddeleri özerk bölgeler, eyaletler kurma yetkisini dağıtarak içeriyor. Aynı maddede değil özellikle farklı maddelere dağılmış ki, kimse fark etmesin diye.”

Feyzioğlu: Bu gemi batarsa, siz de batarsızınız, biz de...

Prof. Feyzioğlu: Bu gemi batarsa, siz de batarsızınız, biz de…

“İSPATLAYAMAZSA YÜZÜNE TÜKÜRÜRÜM”

Terörist tabutu taşıdığı ve bu nedenle eleştirildiğini öne süren Feyzioğlu, o tabutun
Diyarbakır Barosu eski Baro Başkanı Tahir Elçi’nin olduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:

  • “Feyzioğlu Avrupa’da fink atıyordu da bırakın bu iftiraları. Bırakın bu yalanları; terörist tabutu taşımış da, bilmem ne etmiş de, bırakın bu yalanları. Birisi çıksın terörist tabutu taşıdığımı ispat etsin. İspatlayamazsa yüzüne tükürürüm. Birisi çıksın taşıdığı tabutun üzerinde, PKK bayrağı olduğunu ispat etsin. Türkiye Cumhuriyeti, Diyarbakır Barosu’nun 60 yıllık bayrağını PKK bayrağı olarak kimse tanıtamaz.
  • Bir daha soruyorum. Kadir Topbaş’ın İstanbul’a özerklik istemesinin dayanağı ne?
    Sen bırak benim için attığın iftiraları. Benim kimin tabutunu taşıdığım belli. Ben PKK’nın, öldürülmesinden sonra haftalarca olay yerinde kurşun izi toplanmasına izin vermeyerek delilleri kararttığı Baro başkanımın tabutunu taşıdım.”
    ===================================
    Dostlar,

Bir Cumhurbaşkanının, ülkesinin seçilmiş, yüz bine yakın avukatın temsilcisi olan, yasayla kurulu ve Anayasanın 135. maddesi güvencesinde Türkiye Barolar Birliği Başkanı saygın bir Ceza Hukuku Profesörünü son derece rahatsız edici düzeyde, kanıta dayanmayarak ve gündelik politikacı söylemiyle eleştirmesi, hatta suçlaması, tehdit etmesi, gözdağı vermesi, hedef göstermesi.. Türkiye demokrasisi adına çok düşündürücü ve çok kaygı vericidir. Bu açık bir çaresizlik kanıtıdır aynı zamanda. Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’na da benzer biçimde habire “yalancı” denerek tahrik edilmekte, yapay gerilim beslenmektedir.

Ne sevindirici ki, her 2 saygın kişi de kendilerine yakışan ağırbaşlılıkla, düzeysiz kışkırtmalara asla kapılmadan, serinkanlılık ve sorumlulukla ülke gerçeklerini ortaya koymayı sürdürüyorlar. Oyun boşa çıkıyor ve kurgulayıcıları iyice çileden çıkıyor.

Erdoğan, herkesin tarafsız Cumhurbaşkanı olma yeminini çoktaaaaan unutmuş ve Anayasayı bir parti başkanından farksız tutum ve davranışları ile kezlerce çiğnerken; dilediği herkese hakaret etmeyi, suçlamayı, sorgulamayı hatta iftira atmayı ve tehdit etmeyi, hedef göstermeyi, yargıya açık talimat vermeyi anlaşılmaz biçimde kendisine
hak görüyor!?

Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez. Demokratik hukuk devletinde devlet başkanları dahil hiç kimsenin böylesine bir hakkı – ayrıcalığı – yetkisi yoktur, olamaz!
Üstüne üstlük Erdoğan, kendisine dönük eleştirilerde son derece hoşgörüsüz hatta tahammülsüzdür ve avukatları eliyle derhal  ve çok sayıda “hakaret davaları” açtırmaktadır. AİHM’nin çok sayıda örnek (emsal) kararına karşın TCK 299 (Cumhurbaşkanına hakaret) maddesi tırpan gibi kullanılmakta ve gece yarısı insanlar evlerinden hoyratça alınıp kelepçelenerek nezarete atılmakta, Savcı huzuruna günlerce çıkarılmamaktadır. Ne acıdır ki çoğu yargılama, yasalar ayaklar altına alınarak “tutuklu” yapılmaktadır. Oysa ortada bir “hakaret” suçlaması var ise, bunun dayanağı kanıtlar ortadadır ve “şüpheli” tarafından kaldırılması, değiştirilmesi olanak dışıdır. Bu insanlar hakaret kastı taşımadıkları gibi yurt dışına kaçmamakta ve onurlu duruşlarıyla kendilerini savunarak adalet aramaktadır. Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarları 5 aydır Silivri’de ağır hükümlü koşullarında (oysa halen yalnızca tutuklu yargılanmaktalar!) tutulmaktalar ve Savcı iddianamesini bile hazırlayıp mahkemeye sunmamıştır. Salıverilme istemleri klişe gerekçelerle reddedilmekte, mahkeme savcıya “5 aydır iddianame nerede??” diye sormamaktadır!

Erdoğan Başbakan iken, Danıştay’ın 146’ncı yıldönümü kutlamaları töreninde (10 Mayıs 2014) Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu‘nun konuşmasına demokratik olgunluk gösterememiş ve yersiz bir polemikle salonu terk etmişti. Hemen ardından da ilgili Yönetmelik değiştirilerek adalet düzeni sacayağının bir ayağı olan SAVUNMA adına Türkiye Barolar Birliği Başkanının konuşması engellenmiştir. Herhalde “milli irade” bu olmalıdır AKP – RTE anlayışında.. Oysa çok sesli – çoğulcu (çoğunlukçu değil!) demokratik topum düzeni bu ortamlarda yaratılır ve yaşanır, taraflar birbirini dinler, diyalog kurar ve uzlaşma arar..

Türkiye hızla faşizme savruluyor, büyük ölçüde faşizm altındadır!
Bölünme ve iç çatışma ortamına sürükleniyor, büyük ölçüde sürüklenmiştir!
Ekonomisi perişan, sanat – kültür – bilim – basın yaşamı kurak ve çorak..
Nüfusu hızla çoğalıyor, işsizlik artıyor, halk yoksullaşıyor, borçlu – icralık..
3 açığın (Bütçe, dış ticaret, cari açık) finansmanı, borçları çevirme çoook zorlaştı.
AKP – RTE, içte ve dışta düşman – gerilim – çatışma yaşatarak tabanını pekiştirmek –
bir arada tutmak ve halkoylamasında “evet” çıkarma adına ateşle oynuyorlar..
Türkiye gemisi kayalara çarpar ve parçalanır, batarsa, kaptan da kalmaz ortada..

Bu çok tehlikeli – sakıncalı gidiş ve tempo sürdürülemez, mutlaka sağduyu gerek!

Halkoylaması, AKP saltanatının çöküşü olacaktır..

Sevgi ve saygı ile. 2 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Metin Feyzioğlu: Bu sistemle apartman yönetemezsiniz!

Metin Feyzioğlu:
Bu sistemle apartman yönetemezsiniz!

Manisa’da düzenlenen panele katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, partili cumhurbaşkanlığı kastederek, “Bu siyasi partiler kanunuyla partili cumhurbaşkanı derseniz meclisin başkanı denetleme ihtimali olmaz. Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Bu sistemle apartman yönetemezsiniz” dedi. Yargıtay’daki FETÖ operasyonlarına da değinen Feyzioğlu,
* FETÖ’nün devlete sızmadığını, devletin bir miktar FETÖ’ye sızmış olduğunun görüldüğünü
belirterek, darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmasını istedi. (02.12.2016, SÖZCÜ)
Metin Feyzioğlu: Bu sistemle apartman yönetemezsiniz

Manisa’da Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından ‘Türkiye nereye gidiyor?’ isimli panel düzenlendi. Büyükşehir Belediyesi Kültür Merkezi Lale Salonu’ndaki panele konuşmacı olarak Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu katıldı. Feyzioğlu, panel öncesinde Meclise getirilmesi için imza toplanan yeni anayasa ve partili cumhurbaşkanlığı ile ilgili soruları yanıtladı.

Feyzioğlu, partili cumhurbaşkanlığını hakkında “Bu sistemle apartman bile yönetilmez” dedi. Bazı soruların netleştirilmediğini dile getiren Feyzioğlu, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlal edilip edilmeyeceği endişesi taşıdıklarını söyledi.

Feyzioğlu, “Partili Cumhurbaşkanı partili yönetim kadrosunda olacak mı, yoksa sadece parti üyesi mi olacak Bu bir soru işaretidir. Cumhurbaşkanı tarafının ve iktidar partisinin ‘tabi ki genel başkan olmalıdır’ şeklinde bir yaklaşımı var. Bu noktada kuvvetler ayrılığını düşünmemiz lazım. Biz Barolar Birliği olarak hukuk penceresinden baktığımızda, hangi hükümet sistemini getirirsek getirelim, kuvvetler ayrılığının çok güçlü bir şekilde olması lazım. Şimdi yargının nasıl bağımsız, hesap verebilir olduğunu anayasa taslağında görmeden konuştuğumuz her şey boş. Yasamanın cumhurbaşkanını, hükümeti nasıl denetleyebileceğini görmeden konuştuğumuz her şey boş. Ancak açık seçik bir şey var. Bu siyasi partiler kanunuyla partili cumhurbaşkanı derseniz meclisin başkanı denetleme ihtimali olmaz. Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Bu sistemle apartman yönetemezsiniz. Siz apartman yöneticisi ile deneticiyi aynı kişi yapıyor musunuz Ya da apartman yöneticisi seçip, yöneticiye de deneticiyi sen seç.. dediğinizi duydunuz mu? Bugün siyasi partiler kanunu neye izin veriyor? Milletvekili adaylarının tamamını parti genel başkanını da içinde bulunduğu MYK’nın seçmesine izin veriyor. Önseçimi yüzde yüz ve zorunlu kılan bir siyasi partiler kanunumuz var mı, yok. Partili cumhurbaşkanı, parti genel başkanı da olursa yasama organını kendisi belirleyecek” dedi.

=========================================
Dostlar,

Hep yazıyor, söylüyoruz :

  • Başkanlık rejimi; Türkiye’de dinci faşizmin ve parçalanmanın kapısının anahtarıdır!

Herkes bu çıplak ve vahim tehlikeyi bir an olsun aklından çıkarmadan konumunu belirlemek zorundadır..

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Prof. Feyzioğlu’ndan ‘FETÖ’ uyarısı: Mahkumiyete hazır olsun..

Prof. Feyzioğlu’ndan ‘FETÖ’ uyarısı: Mahkumiyete hazır olsun..

portresi

 Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu, adil yargılanma uyarasında bulunarak
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
* “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden gelecek tarihte görülmemiş sayıda mahkumiyete hazır olsun.” uyarısında bulundu.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, ‘FETÖ’ soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve tutuklananların adil yargılanması gerektiğine dikkat çekerek hak mağrumiyetlerinden ‘FETÖ’nün yararlanacağı uyarısında bulundu. Feyzioğlu, resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada uyarılarını şöyle sıraladı:

FETÖ’nün devletten temizlenmesi, savunma hakkı yok edilerek sağlanamaz. Emin olun, bu durum en çok FETÖ’nün işine geliyordur.

[Haber görseli]

Avukatların tutukevinde OHAL kapsamında soruşturmalarda şüphelilerle görüşmesi çağdışı şekilde engelledikçe:

1. Kimse itiraf veya örgütün çökertilmesini sağlayacak ifadeler beklemesin.
2. Avrupa İndan Hakları Mahkemsi‘nden gelecek tarihte görülmemiş sayıda mahkumiyete hazır olsun.

Emin olun F Tipi örgüt, avukatlık hizmetinin ve savunma hakkının sınırlandırılmasına bakıp, soruşturmaların gölgeleniyor olmasından nasıl da mutlu oluyordur!

F Tipi yapı, savunma hakkı sebebiyle devletin içine yerleşmedi.
F Tipi yapının devletten temizlenmesi, savunma hakkı yok edilerek sağlanmaz.
Suçluyla suçsuz, savunma hakkı olmaksızın birbirinden ayrılmaz.
F Tipi Gladio’nun tam istediği budur!
(ttp://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/614169/Feyzioglu_ndan__FETO__uyarisi__Mahkumiyete_hazir_olsun.html, Cumhuriyet, 11.1.16

========================================
Dostlar,
AKP – RTE, OHAL’i bahane ederrek “sivil darbeyi” hızlandırdı ve yoğunlaştırdı. Ülkemiz her bakımdan kuşatma altında. Dün (10 Ekim 2016), Ankara garı önünde geçen yıl DEAŞ terörüyle (?) alçakça öldürülen 107 yurttaşın katliam yerinde şiddet olmaksızın anılmasına bile izin verilmedi!? Vali bey hazeretleri gidip çiçek sundular sağolsunlar ama, asıl canı yananlara bu bile çok görüldü.. Basında fotoğtafları görüyoruz, polis doğrudan, hedef gözeterek insanların yüzüne biber gazı sıkıyor.. Saçları apak yaşlı bir adm yerde birkaç polisin saldırısı altında..
Nedendir bu nefret ve kin kendi insanına? Balık baştan mı kokuyor?? Kolluğn bu orantısız ve gereksiz – hukuksuz şiddet eylemlerinin ülkemizin barış ve birliğine katkı sağlamayacağını, tersine kutuplaşma tohumları yeşerteceğini Ankara Emniyetinden başlayarak valisi ve daha yukarıdakiler değerlendirmekten acizler mi? Böyle olmadığını biliyoruz. O zaman geriye tek bir olasılık mı kalıyor?? Ülkemiz insanlarını sözde YENİKAPI RUHU ile birleştirip kaynaştırmak mı, ötekileştirip düşmanlaştırarak çok tehlikeli bir gerilim ve kutuplaşmadan siyasal nema mı toplamak? Ülkenin geleceğini tehlikeye atarak..
Hele hele RTE’nin Irak Başbakanına yönelik diplomatik skandal nitelikli sözleri!? Dünya diplomasi tarihinde böylesine sorumsuz örnekler var mıdır acaba?? Hiç sanmıyoruz. Üstelik Cumhurbaşkanı, bizim parlamenter sistemimizde anayasal olarak sorumsuz iken, dolayısıyla böylesine politika belirleyici yetkisi yok iken!

RTE ne yapıyor ve ne yapmak istiyor?? AKP akilleri – kurmayları hala anlamadı mı?? Hiç sanmııyoruz.. Mutlaka ayrımında olmalılar.. O zaman daha neyi bekliyorlar?? iktidarın nimetlerinden nemalanmak gözleri – sağduyuyu bunca mı kör ediyor??

Türkiye, Titanik gibi hızla, gecenin zalim karanlığında acımasız kayalara sürükleniyor. Kaptan bunu görmüyor mu ya da kurtulacağını mı sanıyor??

Sevgi ve saygı ile.
11 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İYİ HEKİMLİK DEĞERLERİ YARGILANAMAZ!


İYİ HEKİMLİK DEĞERLERİ YARGILANAMAZ!

Dostlar,

Biz de basın açıklamasında Ankara adliyesi önünde meslektaşlarımızla birlikteydik.
(Hemen ardından, ADD’nin sözde İÇ GÜVENLİK yasası hk. basın açıklamasına katıldık..)
Türkiye’de hala yargıçlar olduğu için sevinçliyiz.

Davayı rededen mahkemeye ve sayın yargıca, adil ve hukuka uygun kararı için teşekkür ederiz.
Gezi direnişi sırasında AKP’nin zulmüne uğrayan, ilk ve acil yardım gereksinimi duyan
çaresiz yurttaşlara hekimliğin evrensel gereklerine uygun destek veren meslektaşlarımızı
saygı ve şükran ile selamlıyoruz.

Davaya emek veren kişi ve kurumlara da sağolsunlar diyoruz..

Sevgi ve saygı ile,
21.02.2015

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İyi Hekimlik Değerleri Yargılanamaz

http://ato.org.tr/haberler/detay/254#/haberler/detay/298

Sağlık Bakanlığı tarafından Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Onur Kurulu üyelerinin, “Gezi Parkı” protestoları süresince “hukuka aykırı olarak yetkisiz ve kontrolsüz revir adı altında sağlık hizmet birimleri oluşturarak amaçları dışında faaliyet gösterdiği”
iddiasıyla görevlerinden alınmaları istemiyle açılan dava 3. duruşmasında reddedildi.
20 Şubat 2015 saat 09.45’te 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada;
CHP Milletvekilleri Levent Gök, Aylin Nazlıaka, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan,
dönemin Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Dr. Aytuğ Balcıoğlu ve Gezi Direnişi sırasında yaralanan ve gönüllü hekimlerin müdahalesi sonucu kalıcı hasar almaktan kurtulan Akın Can, Kazım Arslan, Duran Eren Şahin tanık olarak dinlendi.

İyi hekimlik değerlerine sahip çıkmak ve Ankara Tabip Odası’na destek olmak adına
CHP Milletvekilleri Aylin Nazlıaka, Levent Gök, Mahmut Tanal, Orhan Düzgün ve
HDP Milletvekili Demir Çelik, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu,
TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, dönemin Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık,
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı, Kaya Güvenç,
Dünya Tabipler Birliği, Norveç Tabipler Birliği ve Avrupa Birliği Daimi Hekimler Komitesi adına Björn Hoft, İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü (PHR) temsilcisi Dede Dunevant ve demokratik kitle örgütlerinin yönetici ve üyeleri, hekimler ve çok sayıda tıp öğrencisi katıldı.

Duruşmadan önce düzenlenen basın açıklamasını okuyan ATO Başkanı Dr. Çetin Atasoy;

Ankara’nın, İstanbul’un, İzmir’in, Adana’nın meydanları kan ve gözyaşıyla yıkanırken, ambulanslar gösteri alanlarına gitmiyorken, hekimler eli kolu bağlı, duracaklar mıydı? Kuşkusuz, hayır! Hayır, çünkü, “halk sağlığını korumak” Türk Tabipleri Birliği’ne ve tabip odalarına yasa ile verilmiş bir görevdir. Hayır, çünkü, yeminlerine ve etik değerlerine göre hekimler sağlık yardımına gereksinim duyanlara hiçbir ayrım gözetmeden yardım etmekle yükümlüdür” diye konuştu. Atasoy sözlerini şu şekilde noktaladı: “Yaşasın iyi hekimlik değerlerimiz, yaşasın hekimlerin halktan yana örgütlülüğü, yaşasın halktan yana örgütlerin dayanışması!”

ATO Başkanı Dr. Çetin Atasoy’un ardından söz alan İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü İletişim Direktörü DeDe Dunevant da tüm dünyadaki doktorların etik görevlerinin acil durumlarda sağlık hizmeti sunmak olduğunu ve Bakanlığın suçlamalarına karşı Dünya Tabipler Birliği, İngiliz Tabip Odası ve Alman Tabip Odası gibi pek çok örgütle birlikte TTB ve ATO’ya uluslararası destek verdiklerini vurguladı.

Konuşmaların ardından duruşmaya geçildi ve tanık ifadelerindeki ortak söylem gönüllü sağlık hizmeti veren hekimlerin ve bu bağlamda iyi hekimlik değerlerinin yargılanamayacağı oldu.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ifadesinde, Gezi Direnişi esnasında
Sağlık Bakanlığı’nın ambulanslarından dahi gaz atıldığını ifade ederken,

“Mülkiyeliler Birliği’nde kurulan revirde polislere müdahale etmemiş olsaydık avukatların, yaralıların ve gönüllü hekimlerin içinde olduğu Mülkiyelilerde neredeyse ikinci Madımak vakası yaşanacaktı. Mevzuata göre Bakanlık bu tarz olaylarda çadır kurmalıyken, sıhhiye bulundurmak zorundayken görevini yerine getirmedi. Hekimlik ve insanlık görevini yerine getiren hekimlere dava açmak değil ödül vermek gerekir.” diye konuştu.

CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka ise,

“Yaralananlar fişlenme korkusu ile hastaneye gitmek istemiyordu. Sert müdahale sonucu

– 9 kişinin hayatını kaybettiği,
– 10 bin kişinin yaralandığı,
– 19 kişinin gözünü kaybettiği

günlerde Sağlık Bakanlığı ambulansları çok yetersizdi. Gönüllü hekimler olmasaydı tablo
çok daha kötü olabilirdi. Gezi’de gönüllü hekimlik yapanlar ve yapamayanlar diye bir ayrıma gitmemek gerekir. Hekimler Gezi direnişinde insan ve hekim olarak hekimlik yaptı” sözlerini kaydetti.

Gezi direnişinde yaralanan Akın Can, Kazım Arslan, Duran Eren Şahin ifadelerde,
polisin hedef gözeterek attığı gaz kapsülü sonucunda yaralandıklarını
ve saatlerce ambulans beklediklerini; gönüllü hekimlerin müdahalesi sayesinde
kalıcı hasar kalmadığını söylediler.

Tanık ifadelerinin ardından ATO’nun Avukatı Ziynet Özçelik savunmasında,

“Gezi direnişinde Sağlık Bakanlığı görevlendirmesi ile revir tespiti yapılmaya çalışıldı.
Sağlık Bakanlığı personeli, revir olmadığını kayıtlara geçti. Anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere verilen sağlık hizmeti ilk yardımdır. Bakanlığın iddia ettiği gibi düzenli sağlık hizmeti sunan bir kuruluş yoktur. Sağlık Bakanlığı yeterli hizmeti vermediği için gönüllü hekimler ilk yardım hizmeti sundu.” diyerek davanın reddini talep etti.

Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın reddine karar verildi.

Duruşma sonrası Adliye önünde açıklama yapan ATO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Atasoy,

“Gezi Parkı protestoları sırasında, Sağlık Bakanlığı yaralılara müdahalede etkisiz kalmıştır.
Bu dava ile ‘iyi hekimlik’ değerlerinin yargılanamayacağı kanıtlandı. Bizler acil durumlarda hiçbir merciden izin almak zorunda değiliz. Özgür hekimlik ve iyi hekimlik adına hayırlı olsun.”
dedi.

TTB Başkanı Dr. Bayazıt İlhan da “ İnsanlık yararına hekimlik değerleriyle toplumun buluşması engellenmeye çalışıldı ama boşa çıktı. İnsanlık yararına hekimlik yapmak suç ilan edilemez” diye konuştu.

Basın açıklamasının tam metni için aşağıdadır.

==================================================

TTB_logo

Yargılanan Ankara Tabip Odası Değil, “İyi Hekimlik Değerleri”dir!
Saldırı Hekimlere Değil, Halkın Sağlık Hakkınadır!

 http://ato.org.tr/haberler/detay/254#/basin-aciklamalari/detay/379

Ankara Tabip Odası – Türk Tabipleri Birliği Ortak Basın Açıklaması

Yargılanan Ankara Tabip Odası Değil, “İyi Hekimlik Değerleri”dir!
Saldırı Hekimlere Değil, Halkın Sağlık Hakkınadır!

Sağlık Bakanlığı Ankara Tabip Odası’nı Haziran Direnişi sırasında göstericilere sağlık yardımı sağlamakla suçlamakta ve Yönetim ve Onur Kurullarının görevden alınmasını talep etmektedir.

Anımsanacağı üzere, yurttaşlarımızın yaşam alanlarının rant uğruna talan edilmesine karşı başlattığı Haziran Direnişi sırasında Türkiye’nin hemen her yerinde olduğu gibi Ankara’da da kolluk kuvvetlerinin yoğun şiddeti sonucu binlerce kişi yaralanmış, biber gazının zararlı etkilerine maruz kalmıştır. Yaralı sayısı Türkiye’de 8163 kişiye, Ankara’da 1549 kişiye ulaşmıştır.  Yaralanmaların önemli bir kısmı tazyikli suyun ölçüsüz kullanımı, biber gazının doğrudan göstericilerin üzerine sıkılması, biber gazı kapsüllerinin göstericilere fırlatılması, plastik mermilerin yakın mesafeden ateşlenmesi sonucu gerçekleşmiştir. Çok sayıda yurttaşımız hayatını kaybetmiştir.

Gezi Parkı eylemlerinde, anayasa ve evrensel sözleşmeler tarafından korunan barışçıl toplanma ve gösteri hakkını kullanan yurttaşlarımıza uygulananlar bütün Dünyanın da kabul ettiği gibi haksızdır, orantısızdır ve vahşet boyutundadır. Öyle ki, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile, hükümeti şiddeti durdurmaya çağırmıştır. Ama hiç oralı olunmamış, tencere-tava çalmak bile suç sayılmış; doktorlar, avukatlar, gazeteciler, hatta “duran adam”lar gözaltına alınmış, kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Şiddet giderek büyütülmüştür. Olayların yaygınlığı ve niceliksel büyüklüğünün de etkisiyle Sağlık Bakanlığı yaralılara müdahalede etkisiz kalmıştır.

Bütün bunlar yaşanırken, Ankara’nın, İstanbul’un, İzmir’in, Adana’nın meydanları kan ve gözyaşıyla yıkanırken, ambulanslar gösteri alanlarına gitmiyorken, hekimler eli kolu bağlı, duracaklar mıydı? Kuşkusuz, hayır! Hayır, çünkü, “halk sağlığını korumak” Türk Tabipleri Birliği’ne ve tabip odalarına yasa ile verilmiş bir görevdir. Hayır, çünkü, yeminlerine ve etik değerlerine göre hekimler sağlık yardımına gereksinim duyanlara hiçbir ayrım gözetmeden yardım etmekle yükümlüdür. Haziran Direnişi’nde olduğu gibi, tıbbi yardım ihtiyacının çok açık ve acil olduğu durumlarda bu gereksinimi görmezden gelemeyiz, yoksa mesleki ve etik sorumluluklarımızı ihmal etmiş oluruz. Evet, hekimler ihtiyaç olan her yerdeydi. Pencereleri kırılarak içlerine göz yaşartıcı gaz atılan acil sağlık noktalarındaydı. Acil sağlık hizmeti verilen noktaları basıp yaralıları dövmenin cezasız kaldığı bu ülkede, o noktalarda kendi güvenliğini hiçe sayıp can kurtarmaya çalışmak suç ise, kabul, bu “suç” işlenmiştir. Bu “suç” ve bu dava, hekimliğin ve o hekimlerin onur plaketidir.

Dünya Tabipler Birliği’nin Cenevre Bildirgesi’nde hekimlerin kendi yaşamlarını insanların hizmetine adayacaklarına dair yemin etmesi öngörülmüştür. Hekim yeminindeki başlıca değerler merhamet, adanmışlık ve yardıma hazır olmaktır. Türk Ceza Kanunu acil durumlarda temel yardımı herkes için bir zorunluluk saymıştır. Türk Tabipleri Birliği’nin Meslek Etiği Kuralları’nda, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nde ve Dünya Tabipler Birliği’nin çeşitli bildirgelerinde acil durumlarda ilk yardımda bulunmak hekimin açık bir yükümlülüğü olarak tanımlanmıştır. Dünya Tabipler Birliği’nin bildirgelerine göre hekimlerin görevlerini yapmaları suç sayılamaz, hastalarının çıkarlarını savunabilmek adına hekimlerin mesleki özerkliği güvenceye alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı hekimlerin adanmışlıklarına, mesleki özerkliklerine karşı giriştiği bu saldırı ile sorumlu olduğu yaşam hakkını tehlikeye attığının farkında mıdır?

Hatırlayalım, Sağlık Bakanlığı o günlerde hastanelere yaralı eylemcilerin kaydedileceği özel formlar göndermişti. Fişleneceği kaygısıyla yaralılar hastanelere başvurmaktan kaçınmışlardı. Böylelikle yaralılara neredeyse “hastaneye gelme” diyen bakanlık, bugün onlara ilk yardımı dışarıda veren hekimleri yargılamaya kalkıyor. Hem suçlu, hem güçlü! Daha doğrusu, onlar suçlu, biz haklı; onlar zayıf, biz güçlü!

Hatırlayalım, Haziran Direnişi’nde hekimler hizmet sundukları sırada darp edilmiş, gözaltına alınmışlardı. Bugün daha da ileri gidiyorlar, tek tek hekimleri değil, hekimliği bütünüyle tutsak etmeye çalışıyorlar. TOMA’lardaki suya kattıkları ilacın hesabını vermeyenler, hekimliğe ruhsat soruyorlar. Hekimliği izine, emire bağlamak istiyorlar. Hekimliği tehdit ediyorlar. Buna boyun eğmeyeceğiz.

Tıpkı bugün burada özgür ve iyi hekimliğe savaş açanlara “hodri meydan” dediğimiz gibi, bu ülkenin insanları ülkede giderek yükselen şiddete, otoriterleşmeye, gericileşmeye karşı direnmeye devam ediyor. TMMOB’u etkisizleştirmeye çalışan düzenlemelere, baskıyı daha da artıracak İç Güvenlik Yasa Tasarısı’na, Özgecan’ın canına mal olan kadın düşmanı, gerici politikalara teslim olmayacağız.

Bu dava ile “iyi hekimlik” değerleri yargılanmakta, hekim örgütleri toplumsal sorunlara duyarsız kılınmak istenmektedir. Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları Sağlık Bakanlığı’nın bu baskıcı tutumu karşısında yılmayacaktır. Çünkü, bizce, halkın sağlık hakkını umursamayan hekimlik “iyi hekimlik” değildir.

Bu davada uluslararası hekim ve insan hakları örgütleri Türkiye’deki hekimlerin, Ankara Tabip Odası’nın yanındadır, temsilcileri buradadır. Türkiye’deki emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve milletvekilleri mesleğinin gereğini yapan hekimlerin yanındadır. Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası olarak bu utanç davasında bizlere desteğini sunan duyarlı tüm kişi ve kurumlara teşekkür ederiz.

Yaşasın iyi hekimlik değerlerimiz, yaşasın hekimlerin halktan yana örgütlülüğü, yaşasın halktan yana örgütlerin dayanışması!

Saygılarımızla, 20.02.2015

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi