Seçimden önce!

Seçimden önce!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan geçen haftanın başlarında yaptığı İngiltere ziyareti sırasında, bir TV kanalında 15 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, eğer  kendisi Cumhurbaşkanı seçilir, ancak Meclis’te karışık bir tablonun çıkması durumunda AKP-MHP ittifakı Meclis’te çoğunluk sağlayamazsasistemin tıkanmasına izin vermeyeceğini, bunu sağlamak için ellerinde A, B,C planı olduğunu açıkladı. Ancak Erdoğan bu çok önemli açıklamasının içeriği konusunda, bugüne dek kamuoyuna bilgi verme gereği bile duymadı.

Neden?

Duyarsızlığın bu kadarı? 
Adı demokrasi olan tüm devlet yönetimlerinin vazgeçilmez ortak özelliği şudur: Seçimlerde adaylar eşit koşullarda yarışmalıdır. Bu, demokrasinin en temel ilkesidir. 
Oysa Türkiye’nin siyasal yapısını köklü bir biçimde değiştireceği konusunda görüş birliği olan 24 Haziran seçiminde, çok büyük ve yıkıcı bir eşitsizlik var: Bir uçta HDP adayı Selahattin Demirtaş tutukludur; diğer uçta, devlet-parti-basın yayın bütünlüğünün tüm gücünü arkasına almış olan AKP adayı Erdoğan var. 
Erdoğan, seçim sürecinde TRT dahil devletin tüm olanaklarını kullanıyor; yetmiyor, yandaş sermaye oluşturarak ele geçirdiği ve ülkenin basın-yayınının %90’ına varan vurucu gücünden tek başına ve sonuna kadar yararlanıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi demokratik seçimin temeli olan adayların eşitliği ilkesini hiçe sayıyor; hiçbir demokratik seçimde görülmeyecek bir tutumla diğer adaylarla birlikte kamuoyunun karşısına çıkmaktan ısrarla kaçınıyor. Bu ayrıcalıklı tutumuyla, örneğin Fox TV gibi tarafsız bir kanalın adayları tek tek de olsa kamuoyunun karşısında tartışmaya çağırdığı programa katılmayacağı anlaşılıyor. 
Erdoğan’ın kamuoyunu hiçe sayan ve seçmene büyük saygısızlık olan bu tutumu, aslında, demokrasi anlayışının ne kadar eksikli olduğunun çok somut bir göstergesidir.

Hemen açıklamalı! 
Başta CHP adayı İnce’nin estirdiği olumlu rüzgâr ve öbür muhalefet adaylarının özellikle bunalıma sürüklenmiş olan ekonomi konusundaki eleştirileri Saray’ı iyice sarsıyor! 
Tam da bu noktada, hele de demokrasi eksiği göz önünde tutulursa, Erdoğan’ın sözünü ettiği A, B ve C planlarının neler olduğunu açıklamasını istemek, başlı başına büyük bir anlam ve önem kazanıyor. 
Anımsanacağı gibi, Erdoğan, adını Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi – CHS koyduğu, dünyada bir benzeri bulunmayan siyasal yapıyı, topluma, siyasal krizleri önleyeceği ve ekonomiyi uçuracağı gerekçesiyle pazarlamıştı. Şimdi ise oluşturduğu yapının siyasal krizlere gebe olabileceğini ve o krizleri aşmanın da yalnız ve ancak kendisi ile olanaklı olduğunu öne sürerek bir kez daha vazgeçilmezliğinin altını çiziyor. 
Bu durumda muhalefetin ve demokratik kamuoyunun birincil görevi Erdoğan’ı, olası bir siyasal bunalımı çözeceğini öne sürdüğü A, B, C planlarını bir an öce açıklamaya zorlamak olmalıdır. 
Ülkeyi, ekonomisi, iç ve dış siyasetiyle büyük krizlere sürüklemiş olan ve kamuoyunu ve seçmeni hiç önemsemeyen Erdoğan’ın, yarının Türkiye’sinde de sorunlara çözüm üretemeyeceği çok açıktır. Krizlere sürükleyen mi kriz çözecektir sorusu özenle sorulmalı ve asıl bu nedenle onun krize çözüm planlarının içeriği tüm yönleriyle ve bir an önce açıklık kazanmalıdır. 
Diğer yönden Erdoğan’ın krize çözüm planlarını ayrıntılarıyla öğrenmek, Türkiye halkının ve sandığa gidecek seçmeninin en doğal ve vazgeçilmez hakkıdır.
====================================
Dostlar,

Üstadımız Sayın Prof. Dr. Yakup Kepenek hocamızdan nefis bir irdeleme..
Tek sözcük eklemeye – çıkarmaya yer yok. Ama gene de birkaç söz etmek gerek :

  • Erdoğan, “millet ne derse eyvallah” diyemiyor. Varsa yoksa BEN!
  • Bu tablo normal bir ruh sağlığına işaret etmiyor..
  • Narsistik kişiliğin girdaplarında – kuyularında boğulmak ve koca bir ülkeyi de feda etmek anlamına geliyor..

Buradan bir kez daha not düşmüş olalım akıl ve vicdan sahibi her-ke-se!
Ve de iş işten geçmeden…

Erdoğan, eğer meşru – hukuksal – demokratik ise bu A, B, C planlarını açıklamak zorundadır.
Açıklayamazsa, açıklamazsa tersini düşünmek gerekecektir ki; bu hukuk devletinde SUÇTUR!

Sevgi ve saygı ile. 22 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com


 

RESMİLEŞTİRİLEN YALAN: “PARLAMENTER HÜKÜMET SİSTEMİ YERİNE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ”

RESMİLEŞTİRİLEN YALAN: “PARLAMENTER HÜKÜMET SİSTEMİ YERİNE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ”

Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU
http://ibrahimkaboglu.org/resmilestirilen-yalan-parlamenter-hukumet-sistemi-yerine-cumhurbaskanligi-hukumet-sistemi.html/

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Başbakan tarafından TBMM’ye 8.5.18’de sunulan “6771 sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Konusunda Yetki Kanun Tasarısı” (30.04.18) ne anlama geliyor?

Kanun yerine KHK  düzenlemeleri ile uyum sağlama yolu;
Önce, Anayasa’nın emredici hükmünün ihlali anlamına geliyor.
Sonra, “tasfiye”nin de Anayasa’ya aykırı yol ve yöntemle kotarılacağı için “yeni dönem”in mevzuata ilişkin temeli konusunda fikir veriyor.
Nihayet, “yeni dönem”in resmi yalanlara dayandırılacağını gösteriyor.

ANAYASA’NIN AÇIKÇA İHLALİ

6771 sayılı Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun Geçici md. 21/A’ya göre,

  1. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bu değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğünü ve kanuni düzenlemeleri yapar”.
  2. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 nci yasama dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde yapılır.”
  3. Meclisin seçim kararı alması halinde 27 nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır”.

TBMM’de 24/4/18 tarihli seçim kararı, bu anayasal düzenlemeye açıkça aykırı. Altı aylık sürede düzenleme yükümlülüğünü 12 ayda bile yerine getirmeyen Meclis, seçimleri 16 ay öne çekmekte sakınca görmedi. Anayasal yükümlülüğü yerine getirmemesi, ihmal yoluyla anayasaya aykırılık oluşturmakta; bu ihmali gecikmeli de olsa telafi etme yerine seçimleri yenileme kararı alması, “eylemli” anayasaya aykırılık durumu oluşturmakta.

ANAYASA’YA AYKIRI TASFİYE KARARNAMESİ

Yasa tasarısı ile, “yasama yetkisi”nin, yani  “Meclis İçtüzüğünü ve kanuni düzenlemeleri yapma” yetkisinin,   Anayasa md. 7’ye aykırı bir biçimde Hükümete devri istenmekte .

Kanun-i Esasi’den bu yana oluşan anayasal kurum ve kurallar ile denge-denetim düzeneğini tasfiye için, “ilkeler ve yetki süresi” başlıklı md. 2; “Bakanlar Kurulu bu Kanuna göre verilen yetkiyi kullanırken; yürürlükteki kanun ve kanun hükmündeki kararnamelerin 6771 sayılı Kanuna uyumlu hale getirilmesini, kamu hizmetlerinin verimli, süratli ve etkin bir şekilde yürütülmesi ile hizmetin özelliği ve gereklerine uygun düzenlemeler yapılmasını,…” öngörüyor. Burada, başlıca üç temel sorun öne çıkıyor:

-TBMM, 12 aydır ihmal ettiği ve kullanmadığı yetkisini, Bakanlar Kurulu’na bir ay gibi sıkıştırılmış bir zaman diliminde kullanması için devrediyor. (Haliyle bu yetkiyi, tıpkı OHAL KHK’lerde olduğu gibi fiilen bürokratlar kullanacak).
-TBMM, yetki kanununa dayanılarak çıkarılacak kararnameleri denetleyemeyecek ve yasalaştıramayacak.
-Anayasa Mahkemesi, yetki kanunu ve bu çerçevede çıkarılacak kararnameler üzerinde -iş işten geçmeden- anayasallık denetimi yapamayacak.

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ: TAM BİR YANILSAMA

Kanun Tasarısı genel gerekçesine göre; “21/1/2017 tarih ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 18/10/1982 tarih ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında değişiklik yapılmış ve yapılan değişiklikle, parlamenter hükümet sistemi yerine cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirilmiştir”.

Seçimler için en güçlü slogan olarak kullanılan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ kavramının resmileştirilmesi, gerçek durumu değiştirmez.  Çünkü;

– Bir kez, anayasa hukukunda böyle bir kavram yok. Ama olsa da fark etmez; çünkü Hükümeti ortadan kaldırmak, 6771 sy. lı Kanun’un öncelikli amacı.
Cumhurbaşkanlığı ise, örtülü bir biçimde kaldırıldı. “Cumhur” başkanlığı, “parti” (halkın bir kısmı) başkanlığına indirgendi. Uygulama ise, bunun teyidi.
-Ya sistem? “Eşgüdüm içinde bulunan kurumlar bütünü” şeklinde tanımlanan sistem ile 6771 sayılı Kanun düzenlemesi arasında bir ilişki yok. Zira bu metnin özü, kurumlar eşgüdümünü değil, bütün kurumları bir kişinin güdümüne koyma hedefini yansıtıyor. Anayasal düzlemde hukuki öngörülebilirlik ve  hukuki güvenlik ilkelerinin ikinci plana atılması da, güdümlü yapıyı pekiştiriyor.

Özetle; hükümetin, cumhurbaşkanlığının ve sistemin olmadığı bir düzenlemeyi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırmak, bir yanılsama, hatta yalanın resmileştirilmesi ötesinde bir anlam taşımaz.

MONOKRASİNİN TEMEL TAŞLARI

Yaşadığımız süreç ve değinilen sorunlar, 24 Haziran seçimlerinde “cumhur ittifakı”nın çoğunluğu alması durumunda ülkemizi nelerin beklediğini göstermesi bakımından işlenmeye değer.

Anayasa değişikliği: TBMM’deki oylama şeklinden 16 Nisan halkoylamasına kadar “meşru olmayan” bir süreç.
-Uyum yasaları: Uyum yasalarının çıkarılmaması ve bu görevin Anayasa dışı yol ve yöntemle, yetkili olmayan organlara  bırakılması, “meşru olmayan” bir geçiş tarzı.
Tek kişi yönetimi: OHAL ortam ve koşullarında dayatma yöntemiyle değiştirdiği Anayasa’ya kendilerinin koyduğu bir kurala bile uymayan bir yönetim, meşru olabilir mi? Hele bu, “gerçek iktidarın Devlet başkanının iradesine dayandığı yönetim” (monokrasi) ise!
================================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu saygın bir Anayasa Hukuku uzmanıdır.
CHP’den milletvekili adayı olması yakışır, dileriz vekilliği de gerçekleşir.
Kaboğlu hoca, 67 yaş emekliliğine çok kısa süre kala, bir OHAL KHK’sı kamu görevinden (Marmara Üniv. Hukuk Fak.) uzaklaştırılmış, emekli olma hakkı da gasp edilmiş ve pasaportuna el konmuştur. Prof. Kaboğlu, geçimini sağlamak için yurt dışı üniversitelerinde de ders verememektedir. Ayrıca terör örgütü ile ilişkilendirilerek ağır cezada yargılanmaktadır….

Bu kuşatmaya ne demeli?
SİVİL ÖLÜM?
SOSYAL ÖLÜM?
YAVAŞ YAVAŞ CİNAYET??
….

Hukuka ve evrensel insan haklarına uyar zerre yanı var mıdır??

– Hayır, yoktur!

Kaboğlu hocamızın yukarıdaki yazısı çok önemlidir. AKP = RTE gider ayak bir kez daha Anayasayı çiğnemekte ve buna TBMM’ni de alet ve suç ortağı kılmaktadır. Bu kısa sürede, gerçekte doğrudan  TBMM yerine, Bakanlar Kurulu KHK’leri ile yapılacak düzenlemeler korkunç bir silah durumuna ge(tiri)lebilir. Hem içeriği bakımından hem de AYM denetimi fiilen ol(a)mayacağı için! (zaman darlığı!)

  • Demokrasiye – hukuka zerre kadar saygısı – bağlılığı olmayan bir siyasal kadro gözünü karartmıştır.
  • Ne yazık ki, iktidarı asla ve kat’a vermemek üzere koşullanmış bu kadrolar, her yaptıklarını sınırsız biçimde rasyonalleştirme psikolojk savunma düzeneklerini de sonuna dek ve sınırsız biçimde kullanagelmektedirler.
  • Akılcı biçimde ikna edilmeleri ve sağduyulu davranmalarını beklemek anlamsızlaşmıştır ve olanağı da gözükmemektedir.
  • Bu durum başlı başına bir politik tıkanma ve hukuksal kördüğümdür..

Ancak tarihte, Gordion’un kördüğümünü kılıcıyla parçalayan Büyük İskender örnekleri de vardır!

Sevgi ve saygı ile. 16 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

OKURLARLA DERTLEŞMEK!

Konuk yazar      : Ertan URUNGA, E. Askeri Yargıç

OKURLARLA DERTLEŞMEK!
Antalya, 11.05.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Sevgili Dostlar,

Bildiğiniz gibi uzun zamandan beri ülkemizi hallaç pamuğu gibi atıp savuran kinci ve dinci bir iktidarın yönetimi altında, geriye kalan ömrümüzü çoğu zaman “Ne olacak bu memleketin hali pür melali?” diyerek, kimi zaman da Bu kadarı da olmaz ki! diye yakınarak, sancılar içinde sürdürmeye çalışıyoruz.

Öyle ki bugün; yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurtuluş ve kuruluş devrimleriyle başımızın göğe erdiği o aydınlık günlerin onur ve kıvancını yaşayan sade yurttaşlar olarak, çağdaş ve güzel ülkemize asla yakıştıramadığımız AKP’nin devr-i iktidarında geçen 16 karanlık yıldan beri bütün ekonomik varlık ve ulusal değerlerimizin arsız bir mirasyedi hovardalığı içinde vahşice tüketildiğini, ulusumuzun şan ve şerefinin büyük bir sapkınlık içinde haince ayaklar altına alındığını, giderek artan iç ve dış sorunlarımızın yanında yoksulluk ve yolsuzluk savlarının da halk içinde doruğa çıktığını görmeyen, görüp de söylemeyen kimse kalmamıştır artık. Hatta bu manzarayı gören yabancı dostlar (!),  İzmir’de denize döktüğümüz o Emperyalist uşakları bile, “Bizim o tarihte yapamadığımızı, şimdi Akepeliler yapıyor”diye, hani neredeyse buzuki çalıp sirtaki oynayacaklar!

Bunu kendileri de görüp telaşa kapılmış olacak ki; çareyi OHAL koşullarında Meclisin kararını beklemeye bile gerek görmeden Erken Seçim ilan etmekte bulmuş, böylece kaygan ve eğik bir zeminde kerhen seçim yarışına girilmiştir.

İKTİDARIN AYMAZLIĞI                                                                                                

Bu şekilde, ülke koşullarının uygun olmadığı bir zamanda alınarak bütün topluma dayatılan Baskın Seçim Kararı, aslında bağnaz AKP iktidarının ülkeyi yönetemediğinin açık itirafı ve hezimetidir. Durumun bu denli ürkünç (vahim) olmasına karşın; büyük bir aymazlıkla devletin Anayasal yapısını değiştiren, ülkenin sabit ekonomik varlıklarını kendi çıkarları için sonuna dek kullanan ve halen Türk ulusunun yaşam alanı olan Vatan topraklarını, Cumhuriyetin mirası ve kamunun malı olan Fabrikaları, ‘Özelleştirme’ adı altında yabancılara haraç-mezat satmayı sürdüren iktidar partisinin; bu akıl almaz aymazlığı karşısında, yarın iktidara gelecek partinin bu zorlukları aşması için yılların yetmeyeceğine kuşku yoktur.

PUSUDAKİ TEHLİKE                                                                                                            

Bu nedenle, seçim yarışına balıklama atlayan muhalefet partilerinin bunları da düşünüp gerekli önlemleri şimdiden alması, ülkemizin geleceği açısından olduğu ölçüde, kendileri için de yararlı olacaktır. Aksi takdirde enkaz altında kalınacağı ve iktidarın yeniden Cumhuriyet düşmanlarının eline geçmesi gibi pusuda bekleyen büyük bir tehlikenin de ortaya çıkacağının, asla göz ardı edilmemesi gerekir.

Öte yandan, geçen yıl Anayasa’da yapılan değişiklikler, 16.04.2017’de yapılan Halkoylaması ile kabul edildiğinden; 24 Haziran 2018’de 600 milletvekili ile birlikte, Devlet içindeki bütün erklerin tek kişinin elinde toplandığı ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen, dünyada bir örneğine bile rastlanmayan, kerameti kendinden menkul bir Rejimin; Cumhurbaşkanı mı – Devlet Başkanı mı – Parti Başkanı mı, neyin başı olacağı önceden bilinmeyen ‘Tek Adam’ için de oylama yapılacak olması, bu seçimlerin büyük önem kazanmasına yetmiştir.

SEÇİM YARIŞI SÜRÜYOR

Cumhur İttifakına karşı CHP’nin adayının kim olacağı merakla beklenirken,  siyasal partilere tanınan sürenin son gününde yapılan açıklamayla bu adayın, partinin emektarlarından Sayın Muharrem İNCE olduğunu öğrendik. Toplum içinde dik duruşu, dürüstlüğü ve mücadeleci kişiliğiyle öne çıkan ve bizim de Atatürk ilkelerine bağlılığı ile tanıyıp ülkemizi aydınlık günlere taşıyacağına güvendiğimiz Sn. İNCE’nin adaylığının ülkemize hayırlı olmasını dileriz.

Bu arada Mecliste gurubu bulunmadığı için gerekli olan yüz bin seçmenin imzasını toplamakta zorlanan Vatan Partisi’nin adayı Sayın Doğu PERİNÇEK’in de, aday gösterme yönteminde mevcut hukuk dışı anti-demokratik engelleri; değişik partilerden aydın yurttaşların ‘demokrasinin erdemi adına’ verdiği imza desteğiyle, sürenin son günü barajı aşarak adaylığının kesinleşmiş olmasını biz de sevinçle kutlarken, kendisinden daha önce ulusal davalarımızda gösterdiği o övülesi çabaları ile elde ettiği zaferlerine yenilerini katmasını da bekleriz elbet!

Son olarak;  güzel Antalya’da Büyükşehir ve Muratpaşa Belediyesi Meclis üyeliği görevlerinden istifa ederek CHP saflarında milletvekili aday adayı olduğunu kamuoyuna ilk duyuran ve Antalya’nın dünyanın gözde kentleri arasında yer almasında büyük emeği geçen, gazetemizin sahibi ve yazarı olarak da hepinizin yakından tanıdığı Sayın Songül BAŞKAYA’nın, coşkun alkışlarla karşılanan bu kararını açıklarken; bir kadın milletvekili olarak TBMM çatısı altında “7 gün 24 saat halkımızın hizmetinde olacağım” sözü de Antalya’nın Gururu olmuştur.

Bu olumlu gelişmelere bakınca, ben de Kırk Haramilere; Artık TAMAM diyorum.

Değerli okurlara da umut ve umut dolu, aydınlık günler olsun!
Saygı ve sevgilerle..
======================================
Dostlar,

ERDOĞAN’ın DERİN AÇMAZLARI ve
İFLAH OLMAZ DİNCİ HAYALLERİ..

Değerli Em. Askeri Yargıç Sayın Ertan Urunga‘nın sitemize “yazarak” gösterdiği ilgi bizleri mutlu kılıyor. Engin birikimi ve deneyimi başlıbaşına önemli ve öğretici, ayrıca kalemi de (artık klavye!) oldukça güçlü Sn. Urunga’nın.. Tüm titizliğimize karşın yazılarında önemli içerik – biçim, noktalama yanlışları göremiyoruz.. Ne güzel !

Ertan bey yazısını bize e-ileti ekinde sunarken, yazıların altında bizim koymaya (ç)alıştığımız katkıları çok değerli bulduğunu da eklemiş sağolsunlar..
(…Siz de uygun görürseniz, yazımın sitenizde yayımlanmasını ve hatta büyük bir yetkinlikle kaleme alıp yazılara renk ve anlam kazandıran o harika değerlendirmelerinizi de esirgemezseniz eğer, buna da çok sevinirim elbet…)

Hoşgörünüzle bu yazının bizde uyardığı çağrışımları kısaca aktaralım :

Erdoğan bir konuşmasında karşısındakilere;

Dindar bir nesil yetiştireceğiz..
Dininizi ve kininiz eksik etmeyin.. buyurmuştu!?

Her 2 tümce de ciddi – ağır yanlışlar içeriyor. İlki bakımından şunlar söylenebilir :
T.C. Anayasasında (md. 2 ve 24 vd.), LAİK bir devlet olarak tanımlanmaktadır. Laik devlet, siyaset bilimi ve kamu – anayasa hukuku öğretisinde (doktrininde) yurttaşlarının dinsel inanç ve kanaatleri ile ilgilenmeyen, Ernest Rennan‘ın tanımıyla bu değerlere adeta sağır – kör olan Devlettir (AYM kararlarında kaynak gösterilmiştir). Dolayısıyla Laik devlet herhangi bir din – mezhep – inanç kümesine hizmet edemeyeceği gibi karşısında da olamaz ve ülkenin laik ulusal eğitim sistemini bu kapsamda tanımlayıp dönüştüremez; “dindar kuşaklar” (!?) yetiştirmeyle işlevlendiremez. Böylesi bir görevi ve yetkisi yoktur. Toplum, aileler uygun gördükleri din eğitimini çocuklarına sağlarlar. Erdoğan’ın bu sözü ve eylemi Anayasamıza açıkça aykırıdır; eylemli olarak (de facto) anayasa çiğnemidir (ihlalidir) ve TCK karşısında açık suçtur.

İkinci tümce daha da ürkünçtür (vahimdir). Hiçbir Dinsel inanç sistemi “kin – kindarlık” öğütlemez ve bu kavramları dışlar. İslam dininde de, Kuran’da da bu yönde bir içerik yoktur. Daha somut söylemek gerekirse “Müslüman kindar olamaz!” Erdoğan bu sözü ile bir ideolojik dinci militan gibi davranmış ve açıkça “DİN DIŞINA DÜŞMÜŞTÜR!”

Geçelim öbür dinsel inançları, İslamiyette “kin – kindarlık” yok – tur”!

  • Erdoğan insanları dinden çıkarmakta, adeta dinlerinden etmektedir!

Bu durumun, Müslümanlığı ile övünen ve bunu siyasete açıkça alet eden Erdoğan için “vahim ötesi” bir açmaz olduğu kesin ve nettir. Ne yazık ki, bir fetva kurumu olmasa da Diyanet, bu bağlamda herhangi bir açıklama yapmayarak fiyaskoya, – ağır suç şirk koşmaya- ortak olmuştur!

İlahiyat fakültelerinden de “tık” çıkmamaktadır. Kahreden bir suskunluk ve teslim oluş niyedir!?

Ülke genelinde itiraz eden sınırlı kişi – çevrelerin çığlıkları ise yandaş hatta sahibinin sesi basın (!?) tarafından boğulmuştur, boğulmaktadır

Ancak halkın sağduyusu, derinden ve sessizce, bu arsız saptırmayı etkisizleştirmededir bereket!
Kadim Anadolu insanının gelenekleri ve töresi, giderek bilgeliği bu hırçın dalgaları kırmış, kıracak görünüyor.. Ne denli içtenlikli – bilinçlidir bilinmez ama Erdoğan da çark etmiş ve 24 Haziran 2018 kritik seçimi eğik düzleminde “Gençler, sıkıldınız değil mi? Sizleri belli kalıplara zorlamayacağız..” demek zorunda kalmıştır. Ancak Erdoğan’ın söz ve eylemlerindeki tutarsızlıklar ciddi bir güven bunalımı doğurmuştur. Bu, yeni ve zorunlu bir taktik takiyye midir?

Uygar dünyanın birkaç yüzyıl önce çok kanlı iç savaşlar sonrasında çözdüğü ve kalıcı barışa erişmesini sağlayan laik – seküler düzeni 21. yy’ın şafağında Türkiye’de sorunsal yapmak, hele güncel siyasete alet etmeye – istismara kalkışmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır, olamaz da.

Hele hele Suudi Arabistan bile, ABD dayatması olduğunu Veliaht Prens Salman’ın ağzından itiraf ettiği “Vahhabi İslamı – Çöl şeriatını” terk ederken! Suudi Arabistan’ı Türkiye ile ikame etmeye kalkmak, akıl fukaralığının en son kertesi olsa gerektir ve bu topraklarda yeri yoktur!

Not   : S. Arabistan ile aynı saatlerde namaz kılmak için yaz saati uygulamasını yasayla kaldıran ve küçücük çocuklar dahil sabahın karanlığında insanların yollara düşmesini dayatan zorba uygulama, tarihin sayfalarına kaydedilmiştir.. Hazindir ki; S. Arabistan Hicri takvimi terk edip Miladi takvime geçince, Türk insanı bu dinci – faşist takıntı eziyetinden kurtulabilecektir..

Sevgi ve saygı ile. 15 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Yusuf Halaçoğlu: ‘Eyalet yok’ diyen 16. maddeye baksın

Yusuf Halaçoğlu: 'Eyalet yok' diyen 16. maddeye baksın

Yusuf Halaçoğlu:
‘Eyalet yok’ diyen 16. maddeye baksın

14.4.2017 (AYDINLIK)

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Başkanlık Sistemi’ne karşı duruşu nedeniyle MHP’den ihraç edilen Kayseri milletvekili Yusuf Halaçoğlu, eyalet tartışmalarını Aydınlık.com.tr‘ye değerlendirdi. ‘Yeni sistemde eyalet var mı yok mu’ tartışmalarını gereksiz bulduğunu belirten Halaçoğlu, 16. maddeye yerleştirilen maddeleri örnek gösterdi ve ‘ispat etsinler istifa ederim’ diyen Başbakan’a tepki gösterdi.

 

Eyalet sistemini tartışmaya gerek bile yok. Anayasa değişikliğinde 16. maddenin içinde 123, 124, 127 var. Her şey ortada. Bunu tartışmak lüzumsuz zaman israfıdır. Bunların bu kafada olduğunu zaten biliyoruz. Biz hep bunun mücadelesini verdik. Bütün konuşmalarımızda halka bunu anlattık. Yeni değil ki. 50 kere adamlar aynı şeyi söylediler hâlâ anlamıyorsak yapacak birşey yok.

Başbakan “ispat ederlerse istifa ederim” diyor. İstifa edecekse etsin.16’ncı madde içindeki değişikliklere baksın. Kimseyi kandırmasınlar. Ne gerek duyarak 123, 124 ve 127’yi anayasaya koydular. Bunu açıklasınlar.

Biz aylardır bunları anlatıyoruz. Bunları söylediğimiz için bizleri ihraç ettiler.

İşte eyalet ve özerklik yetkisi veren o maddeler

Yusuf Halaçoğlu: Ülkücü kardeşlerim ve dava arkadaşlarım bu videoyu seyredip hayır ve evete öyle karar versinler

Yusuf Halaçoğlu’ndan ‘evet’çi MHP’li vekillere çok sert sözler
================================
Dostlar,

Güneş balçıkla sıvanmaz… Anayasa değişikliğinde olup bitenleri yazarak ortaya koyuyoruz. AKP – RTE – MHP güçlerbirliği koalisyonunun ise 18 maddelik değişikliği tel tek ele alarak gerekçeleriyle halkımızı ikna edecek durumu olmadığından, kampanyalarını hep saldırı ve suçlama  üzerine, hamaset ve duygu sömürüsü üzerine kurdular.. 

“Eyyyy Kılıçdaroğlu…” diye başlayan, 180 yalanını bulduk masalı ile süren..
“Kasetle geldi CD ile / kasetle gider..” diye Kılıçdaroğlu’nu tehdit eden…
“Ulan, ahmak, alçak, geri zekalı, ya, be…” edebiyatı ile CB ağzından sürdürülen..
Devletin bütün olanaklarını, yurttaşın vergisini EVET kampanyası için etik – ahlak ve adalet dışı kullanan, HAYIR kampanyalarını olabildiğince engelleyen – boğan…
Yazılı Basını – radyo ve TV’leri ile devletin TRT’si ile kara propaganda yapan…
Anayasa değişikliğini yazanları bile açıkla(ya)mayan.. (dışarda yazıldı çünkü!)
18 madde içinde asla dürüst – saydam – açık olmayan tuzakları ülkeye kuran..
Halkımızın büyük çoğunluğunun okumadığı / okumayacağı / okusa da anlayamayacağı varsayımı ile kurgulanan sinsi değişiklikler.. “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” ucubesi.. Güçler ayrılığını kaldırıp TEK ADAM YARATAN, görünüşte anayasalı ama anayasal olmayan diktatörlüğe sürüklenecek bir karanlık sistem..
Prof. K. Gözler’in deyimi ile “Neverland” bir sözde anayasa düzeni..
Yani yeryüzünde hiçbir coğrafyada – ülkede görülmeyen..
“HAYIR” diyecek onmilyonlarca yurttaşı terörist – PKK’lı – FETÖ’cü – Kandil’ci… ilen etmekten bile sıkılmayan…
………………
Pek çok bakımdan ülkemize yakışmayan bir “EVET” dayatması kampanyası sürdürüldü. Her şeye karşın mazlum halkımız bu oyunlara gelmeyecek ölçüde sağduyuludur..

Sevgi ve saygı ile. 14 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Anayasa paketinde Türkiye’nin eyaletlere bölünme tehlikesi var

Feyzioğlu: Anayasa paketinde Türkiye’nin eyaletlere bölünme tehlikesi var!”

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, 16 Nisan’da oylanacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde eyaletlere bölünme tehlikesi olduğunu söyledi. (2 Nisan 2017, DHA)
Feyzioğlu: Anayasa paketinde Türkiye’nin eyaletlere bölünme tehlikesi var

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Gaziantep Ortak Dayanışma Hareketi tarafından düzenlenen toplantıya katıldı. Bir otelde düzenlenen toplantıda Anayasa değişikliğini anlatan Feyzioğlu, 150’ye yakın il ve ilçeyi gezdiğini belirterek, 16 Nisan’da oylanacak olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde eyaletlere bölünme tehlikesinin bulunduğunu savundu. Hükümet kanadından kimsenin bu sorularına yanıt vermediğini kaydeden Feyzioğlu, şöyle dedi:

blob:http://www.dailymotion.com/15f2b2b0-e6f8-47b4-95d0-a401333fd973 (Konuşmanın bir bölümünü izlemek için tıklayınız.)
“Biz 150’ye yakın il ve ilçeye gittik ve tamamında Türkiye’nin bu Anayasa paketi ile eyaletlere bölünme tehlikesi yaşayacağını anlattık, çıt yok. Hiçbir cevap gelmedi.
150’ye yakın yerde
  • Bu anayasanın içinde özerk bölgeler yaratma yetkisi var. Biz bunu çok tehlikeli buluyoruz.

Bunun çünkü Irak’ta yaratılan özerk bölgenin bugün Kürdistan’a dönüşmesi halk oylaması yapıldı, yapılacak. Irak’ın dağılması gibi Türkiye’yi dağıtacak bir proje olarak görüyoruz. Suriye ve Irak’tan farkımız biz bir demokratik devlet olduğumuz için iç içe geçmişiz. Herkes her yerde. Kimin kim olduğu, kimin hangi etnik kökenden olduğu Türkiye’de önemsiz olmuş. Paketin içinde eyalet yapısı var. Bunu 150’ye yakın yerde söyledik. Fakat hiçbir cevap gelmedi.”

resimid_3279997

 “İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI

İSTANBUL ÖZERK OLMALI’ DEDİ”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ‘İstanbul özerk olmalı’ dediğini ifade eden Feyzioğlu, Topbaş’ın bu özerkliği neye dayanarak istediğini sordu. Cumhurbaşkanına seslenerek sorusuna cevap istediğini ifade eden Feyzioğlu, şunları söyledi:

“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ‘İstanbul özerk olmalı’ dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul’a ciddi ciddi özerklik isterken neyi ağzından kaçırdı dersiniz? Beni mitinglerde sayın Cumhurbaşkanı diline dolamış ama ben buna cevap istiyorum. Bu anayasanın 123, 124, 127’nci maddeleri özerk bölgeler, eyaletler kurma yetkisini dağıtarak içeriyor. Aynı maddede değil özellikle farklı maddelere dağılmış ki, kimse fark etmesin diye.”

Feyzioğlu: Bu gemi batarsa, siz de batarsızınız, biz de...

Prof. Feyzioğlu: Bu gemi batarsa, siz de batarsızınız, biz de…

“İSPATLAYAMAZSA YÜZÜNE TÜKÜRÜRÜM”

Terörist tabutu taşıdığı ve bu nedenle eleştirildiğini öne süren Feyzioğlu, o tabutun
Diyarbakır Barosu eski Baro Başkanı Tahir Elçi’nin olduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:

  • “Feyzioğlu Avrupa’da fink atıyordu da bırakın bu iftiraları. Bırakın bu yalanları; terörist tabutu taşımış da, bilmem ne etmiş de, bırakın bu yalanları. Birisi çıksın terörist tabutu taşıdığımı ispat etsin. İspatlayamazsa yüzüne tükürürüm. Birisi çıksın taşıdığı tabutun üzerinde, PKK bayrağı olduğunu ispat etsin. Türkiye Cumhuriyeti, Diyarbakır Barosu’nun 60 yıllık bayrağını PKK bayrağı olarak kimse tanıtamaz.
  • Bir daha soruyorum. Kadir Topbaş’ın İstanbul’a özerklik istemesinin dayanağı ne?
    Sen bırak benim için attığın iftiraları. Benim kimin tabutunu taşıdığım belli. Ben PKK’nın, öldürülmesinden sonra haftalarca olay yerinde kurşun izi toplanmasına izin vermeyerek delilleri kararttığı Baro başkanımın tabutunu taşıdım.”
    ===================================
    Dostlar,

Bir Cumhurbaşkanının, ülkesinin seçilmiş, yüz bine yakın avukatın temsilcisi olan, yasayla kurulu ve Anayasanın 135. maddesi güvencesinde Türkiye Barolar Birliği Başkanı saygın bir Ceza Hukuku Profesörünü son derece rahatsız edici düzeyde, kanıta dayanmayarak ve gündelik politikacı söylemiyle eleştirmesi, hatta suçlaması, tehdit etmesi, gözdağı vermesi, hedef göstermesi.. Türkiye demokrasisi adına çok düşündürücü ve çok kaygı vericidir. Bu açık bir çaresizlik kanıtıdır aynı zamanda. Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’na da benzer biçimde habire “yalancı” denerek tahrik edilmekte, yapay gerilim beslenmektedir.

Ne sevindirici ki, her 2 saygın kişi de kendilerine yakışan ağırbaşlılıkla, düzeysiz kışkırtmalara asla kapılmadan, serinkanlılık ve sorumlulukla ülke gerçeklerini ortaya koymayı sürdürüyorlar. Oyun boşa çıkıyor ve kurgulayıcıları iyice çileden çıkıyor.

Erdoğan, herkesin tarafsız Cumhurbaşkanı olma yeminini çoktaaaaan unutmuş ve Anayasayı bir parti başkanından farksız tutum ve davranışları ile kezlerce çiğnerken; dilediği herkese hakaret etmeyi, suçlamayı, sorgulamayı hatta iftira atmayı ve tehdit etmeyi, hedef göstermeyi, yargıya açık talimat vermeyi anlaşılmaz biçimde kendisine
hak görüyor!?

Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez. Demokratik hukuk devletinde devlet başkanları dahil hiç kimsenin böylesine bir hakkı – ayrıcalığı – yetkisi yoktur, olamaz!
Üstüne üstlük Erdoğan, kendisine dönük eleştirilerde son derece hoşgörüsüz hatta tahammülsüzdür ve avukatları eliyle derhal  ve çok sayıda “hakaret davaları” açtırmaktadır. AİHM’nin çok sayıda örnek (emsal) kararına karşın TCK 299 (Cumhurbaşkanına hakaret) maddesi tırpan gibi kullanılmakta ve gece yarısı insanlar evlerinden hoyratça alınıp kelepçelenerek nezarete atılmakta, Savcı huzuruna günlerce çıkarılmamaktadır. Ne acıdır ki çoğu yargılama, yasalar ayaklar altına alınarak “tutuklu” yapılmaktadır. Oysa ortada bir “hakaret” suçlaması var ise, bunun dayanağı kanıtlar ortadadır ve “şüpheli” tarafından kaldırılması, değiştirilmesi olanak dışıdır. Bu insanlar hakaret kastı taşımadıkları gibi yurt dışına kaçmamakta ve onurlu duruşlarıyla kendilerini savunarak adalet aramaktadır. Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarları 5 aydır Silivri’de ağır hükümlü koşullarında (oysa halen yalnızca tutuklu yargılanmaktalar!) tutulmaktalar ve Savcı iddianamesini bile hazırlayıp mahkemeye sunmamıştır. Salıverilme istemleri klişe gerekçelerle reddedilmekte, mahkeme savcıya “5 aydır iddianame nerede??” diye sormamaktadır!

Erdoğan Başbakan iken, Danıştay’ın 146’ncı yıldönümü kutlamaları töreninde (10 Mayıs 2014) Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu‘nun konuşmasına demokratik olgunluk gösterememiş ve yersiz bir polemikle salonu terk etmişti. Hemen ardından da ilgili Yönetmelik değiştirilerek adalet düzeni sacayağının bir ayağı olan SAVUNMA adına Türkiye Barolar Birliği Başkanının konuşması engellenmiştir. Herhalde “milli irade” bu olmalıdır AKP – RTE anlayışında.. Oysa çok sesli – çoğulcu (çoğunlukçu değil!) demokratik topum düzeni bu ortamlarda yaratılır ve yaşanır, taraflar birbirini dinler, diyalog kurar ve uzlaşma arar..

Türkiye hızla faşizme savruluyor, büyük ölçüde faşizm altındadır!
Bölünme ve iç çatışma ortamına sürükleniyor, büyük ölçüde sürüklenmiştir!
Ekonomisi perişan, sanat – kültür – bilim – basın yaşamı kurak ve çorak..
Nüfusu hızla çoğalıyor, işsizlik artıyor, halk yoksullaşıyor, borçlu – icralık..
3 açığın (Bütçe, dış ticaret, cari açık) finansmanı, borçları çevirme çoook zorlaştı.
AKP – RTE, içte ve dışta düşman – gerilim – çatışma yaşatarak tabanını pekiştirmek –
bir arada tutmak ve halkoylamasında “evet” çıkarma adına ateşle oynuyorlar..
Türkiye gemisi kayalara çarpar ve parçalanır, batarsa, kaptan da kalmaz ortada..

Bu çok tehlikeli – sakıncalı gidiş ve tempo sürdürülemez, mutlaka sağduyu gerek!

Halkoylaması, AKP saltanatının çöküşü olacaktır..

Sevgi ve saygı ile. 2 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com