Madde 104 yokmuş gibi davranmak

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Fakat kimsenin de umurunda değil. Umursaması gerekenler, “Devlete ne olduğu” konusu ilgi alanlarında değil gibi davranıyor. Niye derseniz, üç olasılık var:

-Ya devletin organizasyon yapısının değişmesinden daha önemli işleri var 
-Ya mevcut konumlarından oldukça hoşnutlar 
-Ya da milletin vekili olsalar da  gösterecekleri karşı çabaların sonuç getirmeyeceğini düşünüyorlar. Her 3 olasılık da birbirinden birbirinden hazin, birbirinden rahatsız edici.

 
“Nedir bu devletin temelinde yaşanan hukuksuzluk anayasa uygunluğu kuşkulu durumlar?” derseniz, anayasanın 104. maddesini hatırlatarak başlayalım. 
 
Anayasanın 104. maddesi yürürlükte değil mi?

104. madde neden kritik? Çünkü Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini anlatıyor. 
Malum, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen yeni düzende, Başbakan ve Bakanlar Kurulu yok. Yürütme organının tamamını temsil eden Erdoğan, hükümet yerine geçerek istediği konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabiliyor. 
İşte madde 104, Cumhurbaşkanı’na kararname çıkarırken sınırlar çiziyor.
Üç adet net sınır var. Yürürlükteki anayasaya göre Cumhurbaşkanı şu 3 konuda Cumhurbaşkanı kararnamesi çıkaramaz: 

  1. Temel haklar, kişi hak ve ödevleri, siyasi hak ve ödevler 
  2. Anayasanın münhasıran yani “Sen bunu kanunla düzenleyeceksin” dediği konular 
  3. Kanunda açıkça düzenlenmiş konular. 

Bitmedi. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yasalarda farklı hükümler olması durumunda, Cumhurbaşkanlğı karanamesinin değil, yasanın hükümleri uygulanacak. 
 
1 numaralı CB kararnamesi 
Gelelim, bundan üç gün önce yayımlanan 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesine. 
O kararnameyle, devlet organizasyonu tümüyle değişiyor. Cumhurbaşkanlığı, idari ve mali yapıyı yeniden kurgulayıp inşa ediyor. Kurumları birleştiriyor, ayırıyor, bağlıyor, yeni kadrolar, kurullar ücretler, tahsis ediyor. İç politikayı, dış politikayı belirliyor. 
Peki bu kararnamede anayasanın hangi maddesine dayanıldığı yazıyor mu? 
Hayır yazmıyor. Oysa bu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi gökten vahiy yoluyla inmediğine göre kaynağını bir yerden alması gerekiyor. 

-Bunun da muhtemelen (!) anayasa olması gerekiyor.
Anayasa içinde de yüksek ihtimalle madde 104… 


-Bir başka olasılık ise bu kararnamenin, anayasanın OHAL rejimini düzenleyen 

119. maddesine göre çıkarılmış olması. 
Orada da Cumhurbaşkanı’nın olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda kararname çıkarabileceği yazıyor. (Bu maddede yasaları kaldırma yetkisi görmüyoruz.) 

Fakat Resmi Gazete’de yayımlanan 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin anayasanın hangi maddesine dayanılarak çıkarıldığına ilişkin  bir bilgiye rastlayamıyoruz. Bu, kararnamenin kendi varlığıyla ilgili bir sorun.

Fakat asıl olarak 1 Numaralı kararname, fasıllar altında kurduğu – birleştirdiği bakanlıklar, kurullar ve ofisler dolayısıyla aslında yasayla düzenlenmesi gereken bir konuya el atmış durumdadır.

Bu yanıyla da 104. maddeye uygunluğu tartışma konusudur.

Anayasanın 104. maddesi yürürlükte olduğuna göre, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ofis, kurul kurabilme keyfiyetinin kurumsal ve hukuksal bir zeminde yapılmasını beklemek, naiflik değildir.

Yetkisi budanmış da olsa TBMM üyesi milletvekillerinin, baroların bu temel konuda görüş bildirmesi, varlık nedenleriyle oldukça uyumlu olacaktır.
========================================

Dostlar,

HUKUKSUZ CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİ ÜZERİNDEN YAPILMAK İSTENEN NEDİR??

Cumhuriyet gazetesinin değerli ve yürekli yazarı Sayın Çiğdem Toker, yerden göğe haklıdır.

Filli (eylemli, de facto) bir dayatma, başkalaştırma süreci içindeyiz.
Hiçbir sınır, kural, hüküm… tanınmıyor ve yaratılan karambolde ülkemizin yapısı moleküllerine dek ve büyük bir hızla, tartışılmadan, denetlenmeden, tek bir kişinin istenciyle / yönlendirilmesiyle köktenci biçimde değiştiriliyor..

Maliyet her bakımdan çok yüksek.. TBMM devre dışı, AYM felç.edilmiş, Danıştay teslim alınmış.. Basın çok büyük ölçüde sahibinin sesi..

Atılan adımların geri dönüşümü çok güç, yer yer olanaksız olabilir olabilir.

En önemli yitirimlerden biri, hukuk devletinin kırıntısının bırakılmamasıdır.Genel kuraldır; bir mevzuat metni çıkarılırken amaç, kapsam ve ardından DAYANAK gelir.. Sonra da tanımlar yapılır. Söz konusu mevzuat düzenlemesi burada Cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. Bu yetki, 16 Nisan 2017 anayasa halkoylaması ile 6771 sayılı yasanın kabul edilmesiyle Cumhurbaşkanına verilen yetkilerdendir ve yeri Anayasanın 104. maddesidir (17. fıkra)
****

Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.
*****

Dolayısıyla tüm CB kararnamelerinin yasal dayanaklarının gösterilmesi ve Anayasal çerçeveye bağlı kalınması hukuk devleti olmanın zorunlu, kaçınılamaz gereğidir. Tersi keyfi yönetim, mutlakiyet ve anayasanın ihlali suçu olur..

Ülkenin kurumları, başta TBMM ve muhalefet partileri, Hukuk Fakülteleri, TBB, sivil toplum, basın.. içine sokuldukları “şok” durumundan bir an önce çıkmalı ve bu kabul edilemez duruma müdahale etmelidir.

Uyaralım;

  • Türkiye, geçelim tek adamı rejimini; bütünüyle keyfi, kuralsız, hukuksuz, despotik bir aile hanedanlığına sürükleniyor, sürüklendi..
  • Bir dernekte bile kurullarda yakın akrabalar yer alamazken, ülkenin hazine ve maliyesini damada teslim etmenin ne hukukta, ne siyaset etiğinde ne de moral değerlerde gerekçesi olabilir!

Türkiye ilkel bir kabile devleti değildir..

Hemen hemen tüm muhalefeti susturmuş olmak ve bunu fırsat / avantaj saymak ise çok daha büyük bir gaflettir.

Gidiş vahim ötesidir..

  • AKP = Erdoğan mutlaka sağduyu sınırlarına, hukuk içine çekilmelidir.

Epey oldu yazalı (26 Mart 2018),, lütfen tıklar mısınız??

ERDOĞAN 2019 SONRASINI DAVUL ÇALARAK İLAN EDİYOR!

Ne var ki, 2019’un 3 Kasım’ı beklenemedi büyük tufan için tasarım sahiplerince; zaman hızlandırıldı, 20 ay geriye çekildi genel seçimler; böyle emreyledi çalap!

Ancaaak; TL değer yitirmeye hatta erimeye devam ediyor, yoksullaştırma ve ülke emeğini küresel sermayeye ve yerli ortaklarına aktarma kesintisiz sürüyor.. Ve bu karambolde dikkatler başka yönlerde.. Saray’daki cülüs (tahta çıka!) töreninde, Anıtkabir ziyaretinde, Adnan hoca operasyonunda, Hacı Bayram camisindeki namazda, 1. Meclis’teki şovda…

Prof. E. Yeldan 13,5 yıl önce yazmıştı (Cumhuriyet, 12 Ocak 2005) :

  • Türk ekonomisi, yabancıların hizmetçisi oldu..
  • … gerek IMF’ye gerekse ulusal ve uluslararası sermaye çevrelerine aktarılacak
    yeni kaynak arayışı içinde olan tarikatlar koalisyonu AKP‘nin kısa dönemde gerçekleştirmeye çabaladığı bir rant aktarımı ve güven tazeleme operasyonu…

Misyon sürüyor, sürdürülüyor; kadir-i mutlak tek adam – sultan – padişah – imparator – halife..
her ne olmak istiyorsan ol, var git egonu doyur ama benim rantımı sür – dür!

İşte lanetli senaryo bu-dur..

İyi de, nereye dek hey Lordum, bu malign algı yönlendirmesi nereye dek??

Her filmin bir “The End” i yok mudur?

Sevgi ve saygı ile. 13 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin nimetleri

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin nimetleri

sol.org.tr

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

AKP kadroları, patronlar ve iktidara bir biçimde yapışmış asalaklar, elbette yeni anayasayı savunurlar. Hepsinin çok sayıda nedeni var; “ülke otoban hızında yönetilecek…teşvikler hemen uygulamaya konulabilecek…patronların üzerindeki istihdam ve vergi yükleri kaldırılacak…ülkenin her karış toprağının ekonomiye kazandırılmasının önündeki engeller iyice temizlenecek…

Bu gerekçelere daha niceleri eklenebilir.

Ne yazık ki yağmaya “hukuk” statüsü ve gücü kazandıran Anayasa, geçtiğimiz yıl kabul edildi ve ne yazık ki hazırlayanlar, yeniden iktidar oldu.

Çok da üzülmeyelim. “Kazanırsak bu duruma son vereceğiz” diye bizlerden oy isteyenler Cumhuriyetin bütün birikimleri, değerleri, varlıkları, haraç mezat satılırken, ülke imam hatip okullarıyla, kuran kurslarıyla donatılırken, meclisteki güçlerinin azlığına sığınıp, olanı biteni seyretmekle yetiniyorlardı.

Umut tacirlerine kapılıp oyalamalarına izin vermeyelim.

Anayasanın değiştirilen kuralları, cumhurbaşkanının andiçtiği gün yürürlüğe girmiş olacak. Ama yürürlüğe girmesini sağlayacak düzenlemeler henüz çıkarılmadı. (AS: 6-7 Temmuz’da 699 ve 700 s. OHAL KHK’ları çıkarıldı..)

Bugün (4 Temmuz 2018) Resmi Gazete’de yeni anayasaya uyum sağlamak amacıyla yetki yasasına dayanarak çıkarılan 698 sayılı KHK yayımlandı. Çeşitli yasalardaki başbakan; heyet-i vekile; bakanlar kurulu, sözcüklerinin yeni anayasaya uyumlu sözcüklerle değiştirilmesi dışında düzenlemeye rastlanmıyor. Yetki yasasında tanımlanan yetki de tam olarak kullanılmamış. Bütün bunlar, yeni KHK’ların hazırlanmakta olduğunu gösteriyor.

Yeni düzenin nasıl bir şey olacağını sır gibi saklıyorlar. Ortalıkta bir örgüt şeması dolaşıyor yalnızca. Anlaşılan o ki, birkaç gün daha sızan bilgilerle yetinmek zorunda kalacağız.

Devleti nasıl yapılandıracaklarını heyecanla beklerken, isterseniz Anayasanın değiştirilen kurallarını yeniden gözden geçirelim. Belki gelecekte bir yararı olur.

TBMM’nin yasama yetkisi kısıtlandı. 

AKP kadroları, Anayasa değişikliklerini savunurken Meclisin yasama yetkisinin süreceğini ısrarla söyleyip durdular. Hatta “asli görevine dönüyor” yorumları yapanlarına bile rastlandı.

Oysa bu anayasayla Meclisin elinden devletin örgüt yapısını düzenleyici yasa çıkarma yetkisi alındı, Cumhurbaşkanına verildi.

Anayasanın 106’ncı maddesinde; “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir” denilmektedir.

Bu madde, devletin örgüt yapısının düzenlendiği konuların Meclise yasaklanması anlamına gelmektedir. Çünkü “CB kararnameleriyle düzenlenebilir” değil; “düzenlenir” sözcüğü kullanılmıştır. Başka bir organ, yani konunun asıl sahibi Meclis kullanırsa anayasaya aykırı sayılacaktır.

Anayasanın 104’ncü maddesiyle cumhurbaşkanına tanınan yetki 106’ncı maddede olduğu gibi Meclisi dışlamamaktadır ama yasama yetkisinin kısıtlanmasına ortam hazırlamaktadır.

104’ncü maddenin 16’ncı fıkrasında Cumhurbaşkanının isterse kullanabileceği CB kararnamesi çıkarma yetkisine ilişkin kurallar düzenlenmiştir.

Anılan fıkrada; “Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine ilişkin konularda CB kararnamesi çıkarabilir”denilmektedir.

Devlet yönetiminde, her etkinliğin yürütmeyle ilişkisi vardır. Ve yeni anayasayla, yürütme yetkileri cumhurbaşkanında toplanmıştır. Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisiyle ilişkisi olduğunu öne sürüp her konuda düzenleme yapabilir. Verilen yetkinin ilkesi, ölçütü, sınırları belirsiz olduğu için kimsenin sesi çıkamaz.

Fıkrada CB kararnameleriyle düzenlenemeyecek konular sıralanmıştır. Buna göre temel haklar, kişi hakları, siyasal hak ve ödevleri; Anayasada özellikle yasa ile düzenlenmesi öngörülen konular ile yasalarda açıkça düzenlenen konularda CB kararnameleri çıkarılamayacaktır. Daha sonra aynı konuyu düzenleyen bir yasa çıkarılmışsa CB kararnamesi hükümsüz kalacaktır. Yasa ile CB uyumsuzluğunda yasa kuralına uyulacaktır.

Bu kurallar yasaya üstünlük verildiği algısı uyandırmaktadır. Oysa bir gariplik dikkat çekmektedir. Ortaya ölçüsüz, sınırsız kural koyma yetkisi konulmuştur ve kime verildiği belirlenmediği için isteyen kullanmaktadır.

Cumhurbaşkanının yetkisini kötüye kullanması karşısında yapılabilecekler sınırlıdır. Meclisin her ne kadar yasa çıkarıp CB kararnamelerini hükümsüz bırakabilme yetkisi bulunmakta ise de bu olanağın kullanılması kolay değildir.

Cumhurbaşkanı yasaları geri gönderdiğinde yeniden kabul edilebilmesi için nitelikli çoğunluk (AS: 301 vekil) aranmaktadır. Bulunsa bile aradan çok süre geçeceği için belki de iş işten geçmiş olacaktır.

CB kararnameleri cumhurbaşkanına KHK’lara oranla daha çok yetki tanımaktadır.

Adının kararname olması yanıltmasın, Cumhurbaşkanı kararnameleri, yasa gücündedir. Cumhurbaşkanına yetki yasasına gerek olmaksızın dilediği anda ve çok geniş bir çerçevede yasa gücünde düzenleme yapma olanağı sunulmuştur. Üstelik önceki dönem KHK’larından ayrı olarak Meclise denetim için gönderilmesi de gerekmemektedir.

TBMM’nin yürütme organını denetleme yetkisi kaldırılmıştır.

Yürütme erkini elinde tutan cumhurbaşkanı için siyasi sorumluluk öngörülmemiştir. Meclise hesap verecek kimse yoktur. Anayasada cumhurbaşkanı için yalnızca ceza sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verilmiştir. Üstelik öngörülen kurallar öylesine zorludur ki; yargılatabilmek neredeyse olanaksızdır. (AS: 301 ile önerge, 360 ile Komisyona havale, 401 ile Yüce Divan’a..) Cumhurbaşkanlığı yardımcıları ile bakanlar da yargıya gönderilme olasılıklarına karşı anayasanın koruması altına alınmıştır.

Bugüne değin etkili olarak kullanılmamış olsa da yetkinin varlığı bile AKP kadrolarını ürkütmüş gensoru kaldırılmıştır.

Meclisin Bütçe hakkını kullanabilmesi olanağı kalmamıştır:

Parlamentonun, yürütme organına verdiği gelir elde etmek ve harcamak yetkilerini nasıl kullandığını denetlemesi, bütçe hakkı olarak adlandırılır.

Yürütme organı bütçeyi Meclise sunarken, beklenen gelirlerin tutarlarını ve yasal dayanaklarını; ödeneklerin hangi hizmet kalemlerine ne tür öncelikler gözetilerek dağıtıldığını açıklamak ve gelen soruları karşılamakla yükümlüdür.

Kesin hesap yasaları görüşülürken yetkinin doğru kullanılıp kullanılmadığı sorgulanır. Bu süreçte önemli ölçüde Sayıştay raporları esas alınır.

Yeni anayasayla bütçe hakkının kullanılabilmesi olanağı ortadan kaldırılmıştır. Çünkü Bütçe Meclise sunulmamakta; gönderilmektedir. Gönderen ise meclise karşı sorumlu değildir.

  • Bütçe, sanki Kafka’nın Şato adlı romanında betimlenen, diktatör eğilimler içindeki esrarengiz bir kontun şatosunda, sayısı belirsiz bürokratlarca hazırlanmış ve gereği yapılmak üzere Meclise gönderilmiş gibidir. Gönderilmiş olması yeterlidir. Kabul edilip edilmemesi önemli değildir. Reddedilse bile Anayasaya göre tutarlar yeniden değerleme oranlarıyla güncellenip harcanabilmektedir.

Kesin Hesap Yasası reddedilmiş olan İktidarların aklanmamış olduğu varsayılır. Ancak bu da önemsizdir. Çünkü Cumhuriyet tarihinde bu nedenle başı derde girmiş bir örnek bulabilmek olanaksızdır.

Bütçe denetlenemeyeceği için Parlamento adına denetim yapan Sayıştay da boşta kalmıştır.

Son sözümüzü söyleyelim:

  • Devlet kuralsızlaştırıldıkça Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemininin nimetleri artıyor. (04.07.2018)

=================================
Dostlar,

Doğrusu biz de çok kaygılıyız çooook..
Biz de bu ağır sorunu kezlerce yazdık..
Bunca geniş yetki denge – denetleme sistemi oluşturmadan tek 1 insana neden verilir?
600 MV neredeyse “süs” konumuna indirgenmiştir. Siyasal denetim yok gibidir.
Tarihin akışına ters bir ucube model Türkiye’ye dayatılmıştır.
Oysa tek insan yönetiminden meclisli meşrutiyete geçileli 150 yılı buluyoruz 1876’dan bu yana.

Üstelik Mecliste vekiller eliyle temsile dayalı demokrasi de ömrünü tamamlar ve doğrudan demokrasiye geçilirken Türkiye neden terine zorlanmaktadır??

Dileyelim ülkemizin çok fazla gözü – kafası kırılmadan bu dönemden dersler çıkarır ve olağan demokrasiye dönebiliriz.. Bunun için çok uğraşmamız gerekecek çoooook..

Yazık oluyor ülkeye.. Kaynaklar çarçur ediliyor, ülke deneme tahtası yapıldı; çağdaşlaşma ve kalkınma yarışından kopuyor, kopartılıyoruz.. Kamu yönetiminin, 1923’ten bu yana 95 yıllık birikimi çöpe atılıyor.. Sistem DNA’sına hatta DNA’nın moleküllerine dek değiştiriliyor ve tüm bunları 1 tek insan yapıyor..

Bunun adına post-modern mutlakiyet denmez de ne denebilir??
Üstelik şaibeli bir seçimle..

Her şey keşke bir karabasan (kâbus) olsa ve uyanıp kurtulsak..

Ne yazık ki gerçek ve kurtuluş gaflet uykusundan uyanıp savaşımla (mücadele ile) olacak..

Sevgi ve saygı ile. 08 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

BİR ÜLKE NASIL ÇÖKERTİLİR?

BİR ÜLKE NASIL ÇÖKERTİLİR?

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye üzerinde asırlardır hesabı olan emperyalist devletlere şöyle bir çağrı yapsak; “Aranızda bir komisyon kurun. Görevi “Türk Devletini çökertmek” olsun. Hadi gelin yapın!”

İnanın 16 senedir ülkemizi tek başına yöneten AKP kadar yıkım yapamazlar…

1.Olay;
24 Haziran akşamı Antalya Adliyesi önünde, oy çuvallarının tutanak altına alınmadan içeri sokulmaması konusunda bir grup CHP’li genç, Polisler ile tartışmaya girer. Gençler, teslim tutanağı imzalanmadan, oy çuvallarının adliyeye sokulmasını istemezler. Sonuçta tutanak imzalanır ve herkes dağılır.
3 gün sonra polis kamera kayıtlarını inceler ve 10 genç gözaltına alınır.
Hakim, 10 gençten 5’ini tutuklar…

-Aynı günün akşamı özellikle Ankara-İstanbul-İzmir’in kimi semtlerinde yüzlerce kişi, sırtlarında çelik yelek ellerinde otomatik tüfek ve tabancalarla sokağa çıkarlar. Çoğunda Erdoğan’ın posteri ve AKP flamaları vardır. Bu kişiler saatlerce havaya sürekli ateş ederler. İstanbul-Sultanbeyli-Eski Habibler Mahallesindeki “Çocuk Parkının” zemini mermi kovanları ile kaplanır. Ne bir polis gelir, ne kamera görüntüleri incelenir ne de bir kişi bile gözaltına alınır…

2.Olay;
24 Haziran akşamı İzmir’de içkili bir restoranda insanlar eğlenmektedir. Müşterilerden birkaçı, stadyumlarda söylenen ve içinde Erdoğan’a küfür içeren marşı söylerler.
Ertesi gün restoranı basan polis, kredi kartı sliplerinden müşterilere ulaşır ve insanları gözaltına alır.
Hakim, 12 kişiyi tutuklar. Bunların tamamı iş sahibi, itibarlı insanlardır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi gibi düşünmeyen ve kendisine oy vermeyecek olan milyonlarca insanı her gün “Terörist-PPK uşağı-Terör örgütleri destekçileri” diye aşağıladığı, hakaret ettiği ortamda, üstelik seçim havasının gerginliğinde Hakim Bey’in aklına “Haddinizi aşmışsınız. Sizi bu defalık bağışlıyorum, bir daha olursa tutuklarım” demek gelmediğinden veya tayin edilme korkusundan insanları “Devlet Büyüklerine Hakaret” suçundan içeri atmak, özgürlüklerini ellerinden almak daha kolay gelmiş olmalı!

-Tutuklamaların yapıldığı günlerde, Ceylanpınar Belediye Başkanı (AKP) Menderes Atilla, hastaneden dönen abisi için karşılama töreni düzenledi.
Tüm resmî kurumlara katılım emri verildi.
İlçe girişinde yüzlerce kişi, ellerinde uzun namlulu otomatik silahlarla binlerce mermi ile ateş ettiler. Ateş etme olayı yarım saate yakın sürdü. Ne bir polis geldi ne bir Savcı gördü ne bir Hakim duydu.
Bu olayda, “Devlet Büyüklerine” hakaret edilmemişti ama “Türk Devletinin” temeline dinamit konup, patlatılmıştı!

Ülkenin bir bölümünde insanların çoğu, elektriği-suyu kaçak kullanır parasını ödemez, vergi vermezse ve devlet kör-sağır taklidi yaparak aldırmazsa, diğer yörelerde insanlar hem kendi kullandıkları elektriğin hem de kaçak kullanan zibidilerin parasını ödüyorsa o ülkede adalet olmaz.

Bir bölgede kaçak kullanılan elektriği kesmeye giden görevliler dövülüp gönderiliyor, diğer yerlerde anında elektrikler kesiliyorsa, o ülkede yasalar herkese eşit uygulanmıyor, demektir.

Bir ülkede dürüst-yasalara uyan- devletine milletine saygılı kişiler bizzat yönetenler tarafından “Salak” yerine koyuluyorsa, o ülkeyi bir arada tutamazsınız.

  • AKP’nin yaptığı ile emperyalist suç şebekelerinin yaptığı birebir aynıdır.

Demokrasiyi hazmetmemiş ortaçağ kafalıların ülke insanlarını “benden olan – olmayan” diye ayırması, ülkede adalete-devlete olan güveni yok edecektir.
Muhalefet Partileri bu durumun farkında değildir. Olsalar bir şeyler yaparlardı!
Bu ayrımcılık Türk Milleti tarafından da görülmediği ve anayasada var olan demokratik direnme hakkımız kullanılmadığı takdirde başımıza daha çok felaketler gelecektir…

Sağlık ve başarı dileklerimle 04 Temmuz 2018
===========================================

Evet dostlar…

Tarihte son sözü hep direnenler söyler..

8/9 Temmuz 2018 gece yarısı Türkiye, 1923’ten bu yana süregelen 95 yıllık parlamenter güçler ayrılığı rejimini terk ederek GÜÇLER BİRLİĞİ olarak da tanımı olanaksız, “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında dünyada örneği olmayan ucube bir sultanlık rejimine ge-çi-ri-li-yor..

1876 ilk Meşrutiyet öncesi Osmanlıda Sultanlar mutlak egemendi,.
1. Meşrutiyet (Şarta bağlanma, conditional) Meclis, Başbakan (Sadrazam) ve Bakanlar Kurulu (Heyet-i Vükela) getirdi.

Ayrıca Padişahın bir siyasal partisi de yoktu!

Şimdiki ucube Türkiye rejiminde 2 muazzam faklılık daha var :

1. Türkiye 15,5 yıllık tek başına AKP iktidarında tam anlamıyla ilkel bir PARTİ DEVLETİNE dönüştürülmüştür.

2. Bu partinin genel başkanı ve mutlak egemeni 1 kişi, aynı zamanda olağanüstü yetkilerle, neredeyse tümüyle siyasal ve yargısal denetimsiz kadir-i mutlak olarak ülkeye el koymuştur.

Seyreyleyin siz bundan sonra “gümbürtü” yü…
Bürokrasi yapacaktır, polis yapacaktır, jandarma yapacaktır..iktidarın örtük buyruklarının gereğini; sorun kamuoyunda yankı uyandırabilirse, siyasal iktidar bu kez “iyi polisi” oynayabilecektir..

Herhalde açık faşizmin “halen” azzzzzzzıcık yumuşak post-modern Türkiye örneği olsa gerektir.
Ayrıca “dinci faşizm” acı sosumuz da var Türkiye’de boooolca..
****

Bir ezginin melodisi kulaklarımızda, engelleyemediğimiz biçimde yankılanıyor..

Kendim ettim, kendim buldum..
Gül gibi sararıp soldum, eyvaaah eyvaaaah..

Öte yandan, tek bir kişiye çağdaş dünyada görülmemiş düzeyde denetimsiz yetki veren düzene 26 milyonu aşan oy yağdırdı necip milletimiz.. (+ şaibe ve siyaset oyunları payı ile?)

Bir acı da burada; bedeli “oy” verenler değil, “direnenler” ödüyor, onlara bedel ödetiliyor..

Şimdi anladınız mı 1 Kasım 1922’de Mustafa Kemal Paşa neden Saltanatı kaldırdı ve yerine kayıtsız şartsız halk egemenliğini koydu..

Şimdi anladınız mı, 3 Mart 1924’te içi boşaltılmış ve gerçekte din dışı olan heyula hilafeti kaldırarak bizi “acı sos” tan da (dincilik) niçin kurtarmıştı Mustafa Kemal Paşa!?..

Çifte kavrulmuş ucube, dünyada örneği olmayan yeni yoz yönetim rejimi neciiiiiiiiip milletimize hayırlı olsun..

Kaçınılmaz boool musibetleriyle.. Belki ancak böyle terbiye olur ve
Mustafa Kemal Paşa‘nın yaptıklarının değerini anlayabilir muhterem halkımız..

Çünkü “öngörü” öğretilmiyor bu toprağın insanlarına.. “Kul” eğitimi yapılıyor..
ATATÜRK Cumhuriyetinin başı dik özgür yurttaşları olmak yerine tam biat eden kullar..

Onlar da tarihin kanlı laboratuvarında gerçekleri ancak yaşayarak anlayabiliyor.
Taa ki yüzyıllar içinde ender olarak bir dahi çıkıp, mucize yaratıp kurtarıcı olana dek..
O dahi, kendisine yenildiği için İngiliz Başbakanı Lloyd Georg’u Başbakanlık koltuğundan eden Mustafa Kemal Paşa idi. Ama daha 1 yüzyıl bile geçmedi üzerinden..
Birkaç yüzyıl daha mı bekleyeceğiz ve gene bize mi nasip olacak!?

Anadolu halkı kendi göbeğini kendi kesecektir; her şeye karşın..

Bir umut ve de bir yasa var ki; tarihte son sözü hep direnenler söylüyor..
Aşağıdaki demlenmiş dizeler ozan Adnan Binyazar’dan..

  • Düşlerin sonsuza koştuğu yerde
    Sabrın çiçeklerini açtığı yerde
    Asla kapanmaz yaşanan defter
    Çünkü tarihin en güzel yerinde
    Son sözü hep direnenler söyler..

Sevgi ve saygı ile. 05 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

24 Haziran 2018’de seçilecek Cumhurbaşkanının Olağanüstü Yetkileri

24 Haziran 2018’de seçilecek Cumhurbaşkanının Olağanüstü Yetkileri

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’de erken seçimlerin yapılacağı 24 Haziran’dan sonra parlamenter sistemin yerini, 16 Nisan 2017’de yapılan referandumda kabul edilen cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi alacak.

Peki cumhurbaşkanlığı sistemi ne tür değişiklikleri getirecek?

Referanduma kadar cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa partisiyle ilişiğinin kesilmesi gerekiyordu. 1961 Anayasası’ndan beri yürürlükte olan bu şart referandumla birlikte ortadan kalktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP genel başkanlığını sürdürdüğü gibi yeni cumhurbaşkanı da parti üyeliğini sürdürecek.

Anayasa’nın 101. maddesi, “Seçimlerin tamamlanamaması halinde yenisi göreve başlayıncaya dek, varolan Cumhurbaşkanının görevi sürer” diyor.

Başbakanlık kalkıyor

Yeni sistemin en önemli yeniliklerinin başında, başbakanlık makamının ortadan kalkması geliyor.

Başbakanlık biçim ve içerik değişikliği ile birlikte 1. Murad zamanından beri (1320) Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde varlığını sürdürüyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda vezir-i azam, sonra sadrazam denen bu makam, Tazminat’la birlikte Batılı sistemdeki başbakanlık yetkilerini sahip olmuş TBMM’nin açılmasından sonra 1961’e dek başvekil olarak adlandırıldıktan sonra 57 yıldır da başbakan olarak yürürlükteydi.

Başbakanlık makamının kalkmasıyla yürütme yetkisi, Cumhurbaşkanı’na geçiyor.

Cumhurbaşkanı’nın yetki ve sorumluluklarının düzenlendiği Anayasa’nın 104. maddesinde “Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder” deniyor.

Daha önce başbakanı atayan Cumhurbaşkanı artık, cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atama ve görevlerine son verme yetkisine sahip.

Kanun Hükmünde Kararname’nin yerine Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi geliyor

Referandumda onaylanan değişikle kanun hükmünde kararname yerine cumhurbaşkanlığı kararnamesi geldi.Daha önce Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi TBMM tarafından Bakanlar Kurulu’na verilirken yeni metne göre, “Cumhurbaşkanı’na yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” çıkarabilme yetkisi bulunuyor.

Cumhurbaşkanı sanki tarafsız ve sorumsuz bir cumhurbaşkanının sahip olduğu “Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir” yetkisini yeni dönemde de koruyacak. Ayrıca “Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası” yetkisine de hala sahip.

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları nasıl yargılanabilir?

Cumhurbaşkanı Meclis’in denetimine açık değil

Ancak Meclis’te cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar hakkında soruşturma açmak mümkün.

Meclis üyelerinin yarısının oyuyla -300 milletvekili- cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanları hakkında soruşturma açılabilir. Ancak soruşturma komisyonu kurulabilmesi üye tam sayısının 3/5’inin (360 milletvekili) oy vermesi gerekiyor. Komisyonun hazırlayacağı rapor sonrası TBMM üye tam sayısının 2/3’sinin oyuyla (400 milletvekili) Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar Yüce Divan’a sevk edilebiliyor.

Bu arada Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanların yargılanacağı Yüce Divanı oluşturan Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’si Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş olacak.

Mevcut Anayasa’da yürütmenin başı olan başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önergeyle (55 vekil!), soruşturma açılması istenebilirken, üye tam sayısının yarısının (276 vekil) kabul etmesi durumunda bu kişi veya kişiler Yüce Divan’da yargılanabiliyor(du).

Gensoru kalkıyor!

Mevcut Anayasa’da var olan TBMM üye tam sayısının yarısının (276 vekil) katılımıyla başbakan ve bakanları düşürmek için gensoru verme hakkı da tarihe karışıyor.

  • Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında gensoru verilemeyecek.

Cumhurbaşkanı’nın yapacağı bütçede Meclis değişiklik yapma hakkına sahip değil

Daha önce Bakanlar Kurulu’na ait olan bütçe yasası teklifi yetkisi, Cumhurbaşkanı’na devrediliyor. Yürürlükte olan yasaya göre, Meclis bütçede değişiklik yapma hakkına sahipken artık bu haktan yoksun kalacak.

Meclis’in bütçeyi onaylamaması durumunda “geçici bütçe yasası çıkarılır. Geçici bütçe yasasısının da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye dek bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır.” Böylelikle Meclis’in bütçe üzerindeki etkisi de sona ermiş oluyor.

OHAL ilanı artık Cumhurbaşkanı’nın yetkisinde

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, Cumhurbaşkanı, “savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması, tabii afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tümünde veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal” ilan edebiliyor.

Daha önce Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulu’nun görüşünü aldıktan sonra OHAL ilan edebiliyordu.

Bir kişinin 15 yıl cumhurbaşkanlığı yapabilmesi olanaklı

Cumhurbaşkanı’nın görev süresi, mevcut Anayasa’da olduğu gibi beş yıl ve bir kişi en çok iki dönem Cumhurbaşkanı seçilebiliyor.

Ancak Cumhurbaşkanı’nın 2. döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilirse, Cumhurbaşkanı bir kez daha aday olabiliyor.

Yeni düzenleme Meclis’te çoğunluğu sağlayabilen bir Cumhurbaşkanı’na on beş yıl cumhurbaşkanlığı sağlayabiliyor.

(Hilmi Hacaloğlu, https://www.amerikaninsesi.com/a/yeni-sistemde-cumhurbaskaninin-yetkileri-cok-artacak/4361618.html)
===================================

Evet dostlar..

Durum böyle ciddi, kritik, nazik, vahim hatta vahim ötesi!..

24 Haziran 2018 günü sandıktan çıkacak Cumhurbaşkanı neredeyse “Kral” gibi yetkili olacak
Osmanlı padişahlarının bile Başvezirleri vardı, şimdi yok..
1. Meşrutiyet (1876) sonrası Meclis ve Vekiller Heyeti vardı.
Şimdi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi denen AKP’nin dış güdümlü olarak dayattığı dünya da benzeri olmayan ucube sistem, meşrutiyet sonrası Osmanlı Sultanından daha yetkili.. Mutlakiyete, 1876 öncesine dönüş gibi neredeyse..

  • Amaç tek bir adamı ele geçirip Türkiye’yi dışarıdan yönetmek..

Batılılar açıkça yazıp – çizdiler – söylediler.. Yok TBMM, yok Anayasa Mahkemesi, yok Senato, yok TSK, yok sivil toplumun gücü… bunlarla uğraşmak istemiyorlar..

1 Mart 2003 Tezkeresinin TBMM’de 100 dolayında yurtsever AKP’li vekilin de sağduyusuyla reddedilmesi kırılma ya da dönüm noktası oldu. 2 haftalık Başbakan RTE ilk sınavında sınıfta kalmıştı! Düğmeye o zaman basıldı.. 2 ya da 2,5 parti ve TEK ADAM REJİMİ biçildi Türkiye’ye. Haydut devlet, 4 Temmuz 2003’te Irak’ın kuzeyinde 11 subayımızın başına çuval geçirmekle yetinmedi, yetinemezdi!

Atlantik ağası” Adamını suça buladı, peeeeeeeeek çok belge – bilgi ile kuşatıp Güliver‘in bağlanması gibi deyim yerinde ise “sabitledi”..

Giderayak Afrin, Fırat Kalkanı gibi sınırlı operasyonlara göz yumdu ve son olarak Münbiç ve Kandil senaryolarına “pembe ışık” yaktı.. Kandil’de 35 üst düzey PKK-YPG yöneticisi salak salak TSK bombardımanını bekliyorlardı ve akılsızlıklarına doymasınlar, keklik gibi avlandılar!

Bu kadim halk bu utanmaz masalları – oyunları yutacaksa diyecek birşey yok..

Üstelik olağanüstü yorgun / bitkin, zaman – yer- kişi – olay yönelimi bozulmuş, düşünce akışı ve belleğinde ciddi boşluklar – bozukluklar… olan birisini yeniden SULTAN GİBİ YETKİLENDİRMEK!?

Erdoğan 15,5 yıldır kesintisiz ve tek başına mutlak iktidarla ülkeyi yönetmekte..
Gelinen yer İFLAS EŞİĞİ!

  • Borçlar döndürülemiyor, ekonomi cayır cayır yanıyor!

    24 Haziran 2018 sonrası yürürlüğe girecek Anayasa değişiklikleri ile (yukarıda verildi), kuramsal olarak 15 yıl daha (3 dönem) mutlak yetkili CB olarak kalması olanaklı.. Bu senaryo işlerse, halen 65. yaşının içinde olan RTE, yaşarsa 80 yaşına dek ve toplamda 30,5 yıl Türkiye’yi tek başına yönetmiş olacak. Uygar dünyada buna benzer tek bir demokratik ülke var mı??

Sevgi ve saygı ile. 22 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Seçimden önce!

Seçimden önce!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan geçen haftanın başlarında yaptığı İngiltere ziyareti sırasında, bir TV kanalında 15 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, eğer  kendisi Cumhurbaşkanı seçilir, ancak Meclis’te karışık bir tablonun çıkması durumunda AKP-MHP ittifakı Meclis’te çoğunluk sağlayamazsasistemin tıkanmasına izin vermeyeceğini, bunu sağlamak için ellerinde A, B,C planı olduğunu açıkladı. Ancak Erdoğan bu çok önemli açıklamasının içeriği konusunda, bugüne dek kamuoyuna bilgi verme gereği bile duymadı.

Neden?

Duyarsızlığın bu kadarı? 
Adı demokrasi olan tüm devlet yönetimlerinin vazgeçilmez ortak özelliği şudur: Seçimlerde adaylar eşit koşullarda yarışmalıdır. Bu, demokrasinin en temel ilkesidir. 
Oysa Türkiye’nin siyasal yapısını köklü bir biçimde değiştireceği konusunda görüş birliği olan 24 Haziran seçiminde, çok büyük ve yıkıcı bir eşitsizlik var: Bir uçta HDP adayı Selahattin Demirtaş tutukludur; diğer uçta, devlet-parti-basın yayın bütünlüğünün tüm gücünü arkasına almış olan AKP adayı Erdoğan var. 
Erdoğan, seçim sürecinde TRT dahil devletin tüm olanaklarını kullanıyor; yetmiyor, yandaş sermaye oluşturarak ele geçirdiği ve ülkenin basın-yayınının %90’ına varan vurucu gücünden tek başına ve sonuna kadar yararlanıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi demokratik seçimin temeli olan adayların eşitliği ilkesini hiçe sayıyor; hiçbir demokratik seçimde görülmeyecek bir tutumla diğer adaylarla birlikte kamuoyunun karşısına çıkmaktan ısrarla kaçınıyor. Bu ayrıcalıklı tutumuyla, örneğin Fox TV gibi tarafsız bir kanalın adayları tek tek de olsa kamuoyunun karşısında tartışmaya çağırdığı programa katılmayacağı anlaşılıyor. 
Erdoğan’ın kamuoyunu hiçe sayan ve seçmene büyük saygısızlık olan bu tutumu, aslında, demokrasi anlayışının ne kadar eksikli olduğunun çok somut bir göstergesidir.

Hemen açıklamalı! 
Başta CHP adayı İnce’nin estirdiği olumlu rüzgâr ve öbür muhalefet adaylarının özellikle bunalıma sürüklenmiş olan ekonomi konusundaki eleştirileri Saray’ı iyice sarsıyor! 
Tam da bu noktada, hele de demokrasi eksiği göz önünde tutulursa, Erdoğan’ın sözünü ettiği A, B ve C planlarının neler olduğunu açıklamasını istemek, başlı başına büyük bir anlam ve önem kazanıyor. 
Anımsanacağı gibi, Erdoğan, adını Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi – CHS koyduğu, dünyada bir benzeri bulunmayan siyasal yapıyı, topluma, siyasal krizleri önleyeceği ve ekonomiyi uçuracağı gerekçesiyle pazarlamıştı. Şimdi ise oluşturduğu yapının siyasal krizlere gebe olabileceğini ve o krizleri aşmanın da yalnız ve ancak kendisi ile olanaklı olduğunu öne sürerek bir kez daha vazgeçilmezliğinin altını çiziyor. 
Bu durumda muhalefetin ve demokratik kamuoyunun birincil görevi Erdoğan’ı, olası bir siyasal bunalımı çözeceğini öne sürdüğü A, B, C planlarını bir an öce açıklamaya zorlamak olmalıdır. 
Ülkeyi, ekonomisi, iç ve dış siyasetiyle büyük krizlere sürüklemiş olan ve kamuoyunu ve seçmeni hiç önemsemeyen Erdoğan’ın, yarının Türkiye’sinde de sorunlara çözüm üretemeyeceği çok açıktır. Krizlere sürükleyen mi kriz çözecektir sorusu özenle sorulmalı ve asıl bu nedenle onun krize çözüm planlarının içeriği tüm yönleriyle ve bir an önce açıklık kazanmalıdır. 
Diğer yönden Erdoğan’ın krize çözüm planlarını ayrıntılarıyla öğrenmek, Türkiye halkının ve sandığa gidecek seçmeninin en doğal ve vazgeçilmez hakkıdır.
====================================
Dostlar,

Üstadımız Sayın Prof. Dr. Yakup Kepenek hocamızdan nefis bir irdeleme..
Tek sözcük eklemeye – çıkarmaya yer yok. Ama gene de birkaç söz etmek gerek :

  • Erdoğan, “millet ne derse eyvallah” diyemiyor. Varsa yoksa BEN!
  • Bu tablo normal bir ruh sağlığına işaret etmiyor..
  • Narsistik kişiliğin girdaplarında – kuyularında boğulmak ve koca bir ülkeyi de feda etmek anlamına geliyor..

Buradan bir kez daha not düşmüş olalım akıl ve vicdan sahibi her-ke-se!
Ve de iş işten geçmeden…

Erdoğan, eğer meşru – hukuksal – demokratik ise bu A, B, C planlarını açıklamak zorundadır.
Açıklayamazsa, açıklamazsa tersini düşünmek gerekecektir ki; bu hukuk devletinde SUÇTUR!

Sevgi ve saygı ile. 22 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com