Etiket arşivi: sivil anayasa

SİVİL ANAYASA = YENİ DEVLET Mİ?

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

14’ncü CB Erdoğan; “Ülkemizi darbe mahsulü mevcut Anayasasından hep birlikte kurtaralım istiyoruz. İnşallah görev süremiz boyunca, Cumhur İttifakında ortaklarımızla birlikte Türkiye’yi sivil bir Anayasa ile buluşturmaya çalışacağız.” dedi.
Anladık da, “Sivil Anayasayı” yapacağınız ortaklarınız kim? Biz söyleyelim :
Hüda-Par (Hizbullah) – Yeniden Refah Partisi (A. Oktar) – BBP (Muhsin Başkanı satan) – DSP (Saray Elemanı) – Sinan Ogan (Ümit Özdağ’ın elemanı) ve Milliyetçi Hareket Partisi (Bahçeli)

Bu ekibe AKP’nin “Sivil Anayasa” çağrısına koşa-koşa gidecek 2 AKP larvası Davutoğlu-Babacan’ı, Milli Görüşçü Saadet Partisini, Önder olarak Said-i Nursi’yi kabul eden DP’yi de kulübedeki yedekler olarak ekleyebilirsiniz!

Bu ekipten Türk Devleti ve Türk Milleti hayrına bir iş çıkmaz!
Çıksa çıksa, fesat çıkar, bozgunculuk çıkar, ihanet çıkar…
Yalnız, bu ekipte Devlet Bahçeli’ye çok dikkat etmek gerek!
Bahçeli, Anayasanın değiştirilemez olan ilk 4 ve 66’ncı maddesine dokundurmaz, dokunanın elini kırar!

Peki, Erdoğan ne yapar?
Bahçeli’yi taca atar, yerine daha fazla MV olan HDP-YSP’yi alır ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti yerine, Federal Ümmet Devletini kurmaya çalışır!
Yapabilir mi? Mümkün değil! Türk Milleti buna izin vermez.
Denemeye kalkanı da kahreder!

Aziz Türk Milleti;

28. Dönem parlamentosu, yeni bir anayasa yapamaz!
Çünkü yeni seçilen Milletvekilleri mevcut anayasa üzerine yemin ettiler.
Anayasayı tümden yenilemek “Kurucu Meclis’in” işidir.
AKP ve ortakları önce, Yeni Anayasada ne yapmak istediklerini, hangi maddeleri değiştireceklerini, yerlerine ne koyacaklarını Türk Milletine açıkça anlatmalıdır.
Sonra, görevi anayasa yapmak olan, süresi belirtilmiş bir kurucu meclis seçimi yapılmalıdır.
Her siyasal parti, Anayasa yapma konusunda uzman hukukçularını aday gösterir.
Seçilen “Kurucu Meclis” üyeleri toplanırlar ve belli bir sürede “Yeni Anayasayı” hazırlar.
Sonra, Yeni Anayasa Türk Milletinin kabulüne sunulur ve kabul edilirse yürürlüğe girer.
Peki, AKP ve Şeriatçı ortaklarının gerçek amaçları nedir?
“Sivil Anayasa” yapıyoruz görüntüsüyle, yeni bir devlet “Federal Ümmet Devleti” kurmak!
Türk Milletini ve Türk Devletini yok etmek için yapılmakta olan bu sinsi ihanetin kurgucusu emperyalizm’dir.

  • Bu çaba Türklere, T.C. Devletine ve Atatürk’e açıkça savaş ilanıdır.

Yapılması gereken, bu şer ittifakına karşı birleşmek, yobazların karşısına kale gibi dikilmektir.

DOĞRU Parti olarak bizlerin kararı şudur :

  • AKP ve Şeriatçı ortakları “Sivil Anayasa” yapıyoruz diye Türk Milletini Devletini ve Atatürk’ü yıkma gayretlerini fiiliyata döktükleri an, başını DOĞRU Partinin çekeceği, Cumhuriyet tarihinin en büyük “SİVİL İTAATSİZLİK ve DİRENİŞ” başlayacaktır.
  • Görelim bakalım, emperyal kuklalar mı yaman, Türk Milleti mi yaman…

    Sağlık ve başarı dileklerimle, 16 Haziran 2023

Seçimler-3: ‘‘Hangi Anayasa’’ gündemi?

İbrahim Ö. Kaboğlu

İbrahim Ö. Kaboğlu
Siyaset 15.06.2023, BİRGÜN

İlk yazıda, adil seçim ilkesini zedeleyen hukuksuzluklara,

ikincisinde 14 Mayıs yasama tercihi ve 28 Mayıs öncesi  savrulmalara değinmiştim. (AS: Seçimler-2: 14 ve 28 Mayıs | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM)

Bu yazı ise, 28 Mayıs sonucu ve 2028’e giden yolda anayasal tehlikeler üzerine.

18 Haziran seçimleri, 2+1 tasarımına yönelikti: TBMM+CB seçimi, anayasal tercihi de ortaya koyacaktı: ‘demokratik parlamenter rejim’.

Deprem güncel, 14 Mayıs ise tarihsel kaldıraç olarak kullanılarak beş hafta öne alınan seçim sonuçları, öngörümün tersi anlamında geçmişe yönelik olarak okundu: ‘2017 kurgusu teyidi’

İKTİDAR ARACI

Cumhur İttifakına göre, 2017 kurgusu ‘Anayasa sayfası artık kapandı’.

Aynı İttifak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS -kendi deyimleri) veya Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY –kendi deyimim) için de 2018 seçimleri sonrasında benzer ifadeler kullanarak ‘demokratik Anayasa önerileri’ni perdelemeye çalıştı.

Ne var ki, Millet İttifakı’nın demokratik parlamenter rejim hazırlıkları,  Cumhur İttifakı’nı 1 Şubat 2021’de ‘sivil anayasa’! gündemine yönlendirdi.

Parlamenter rejim çalışmalarının somutlaşması karşısında Anayasa gündemi için  bu kez, ‘seçim sonrası’nı işaret eden PBDBY yanlıları, 28 Mayıs sonrası, yine ‘sivil anayasa’! demeye başladı.

Görünen o ki Anayasa, TBMM’nin 28. Dönemin gündemde olacak.

Hangi ortamda? 2017 kurgusu öncesi ve sonrası Anayasasızlaştırma   ve bilgi kirliliği süreçlerinin yoğunlaştığı  bir dönemde.

Bakanlık devir konuşmaları keyfi yönetim itirafı oldu: Keyfi ve fiili (eylemli) yönetimden hukuksal düzene geçişe yönelik -özellikle İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı- konuşmaları, seçimler sonucu siyasal iktidarın eldeğiştirdiği izlenimini yaratmayı amaçladı.

Oysa keyfilik,  2017 kurgusunun sonucu idi. Seçimler ise, tek kişilik hükümeti meşrulaştırma vesilesi olarak kullanıldı.

Anayasa’nın yeniden gündeme getirilmesi, şu üç amaçla anlaşılabilir:

-2017 kurgusunu pekiştirmek,

-Toplum mühendisliğini amaçlayan (başörtüsü ve aile) Anayasa değişiklik teklifini genişleterek yenilemek,

Derinleşen iktisadi bunalımı perdelemek.

Ne yapmalı?  Cumhur İttifakının ‘Anayasa gündem tekeli’ni kırmak. Bunun iki önkoşulu var: Doğru bilgi ve demokratik anayasa çalışmalarını sahiplenmek.

DOĞRU BİLGİ İÇİN…

Bakanlar listesi ve devir-teslim konuşmaları, 2017 kurgusuna karşı medya kuruluşlarını bile ‘kabine, hükümet ve bakanlar kurulu’ vb. kavramlar eşliğinde ‘parlamenter rejim sanal izlenimi’ yaratma yarışına soktu.

Yanlış kullanım, ‘seçimler bir anayasa oylaması oldu’ görüşüne ve haliyle PBDBY’nin meşrulaşmasına katkıdan başka bir işe yaramamakta.

Bu nedenle medya, sivil toplum örgütleri ve yurtseverler, gelişmeleri  yakından izlemek görev ve sorumluluğunda:

-Yürütme (CB) ve İdare (Bakanlar), Anayasa’nın emredici hükümlerine  ne ölçüde saygı gösteriyor?

-Yasama, Anayasa’nın özüne ve sözüne saygılı yasa yapıyor mu?

– Bu bağlamda, TBMM’ye -CHP listelerinden- giren Millet İttifakı adayları, katkı vermiş oldukları anayasa çalışması ile ne ölçüde tutarlı davranabiliyor?

Bunlar, olası bir anayasa değişikliği dayatması öncesinde sınav niteliğinde söylem, eylem ve işlemler olacak.

Şu halde asıl sınav, Millet İttifakı için şimdi başlıyor. Ancak ‘Anayasa, siyasetçilere bırakılamayacak kadar ciddi bir alan’ olduğu için sınav, anayasacılar ve hukukçular başta, sivil toplum örgütleri, özgür ve demokratik toplum savunucusu bütün yurttaşların.

ANAYASA UYANIKLIĞI

Başörtüsüne mutlak özgürlük ve güdümlü aile anlayışı öngören Anayasa değişiklik önerisini genişleterek yeniden gündeme getirme olasılığı nedeniyle,

-Cumhur İttifakı’nın yeni bileşenleri ile anayasal kazanımları sıfırlama isteği nedeniyle,

-2017 Anayasa kurgusu yerine, demokratik parlamenter rejim için yapılan -çelişki ve yetersizliklerine karşın- Anayasa çalışmalarını gündeme getirebilmek için.

Anayasa sınavı ve uyanıklığı, her zamankinden çok daha yaşamsal; bugünkü durumu bile aramak zorunda kalmamak için. Hep öyle olmadı mı?

Sivil ölü kadavraları anayasası

TBMM’ye vurulan ters kelepçe olarak Cumhur İttifakı, şimdi Türkiye’yi kelepçelemek istiyor.

Nisanda seçim yasası değişikliği, şimdi basın ve sosyal medya ile sürmekte.

Seçim yasası, serbest yarış ortamına son vererek demokratik siyaset alanını daralttı. Basın ve sosyal medya düzenlemesi ise demokratik toplumu baskılamaya yönelik. Tek kişi iktidarı ve sürekliliği için dayatılan 2017 Anayasa kurgusunun yasal alt yapısı olarak tasarlanan düzenlemelerin amacı, demokratik muhalefete TBMM ve CB seçimlerini kazanma yolunu tıkamak. Bunlara eklenen “sivil anayasa”(!) sloganı ne anlama geliyor?

NE İSTEDİNİZ DE YAPAMADINIZ?

“İçimizde ukde kalan bir diğer mesele de ülkemizi yeni, sivil, demokratik yöntemlerle inşa edilmiş, kapsayıcı, sade ve vizyoner bir anayasaya kavuşturmak. Yeni anayasa konusunda 2013 ve 2021 yıllarında yaptığımız samimi çağrılar maalesef ülkemizi böyle bir kazanımla buluşturmaya yetmedi. İlk çalışma, Meclis’teki ortak komisyonda tıkandı. İkinci çağrımıza da somut hiçbir yanıt alamadık…” (1 Ekim, TBMM, CB Erdoğan).

“Yeni anayasa Türkiye’nin değişmez gündem maddesidir… Dört anayasanın hiçbiri olağan dönemde hazırlanmadı. Anayasalar korku değil güven üstüne bina edilmelidir.” (Adalet Bk. Bozdağ, 3 Ekim).

Bellek bobinini 15 yıl öncesine sarıyor: Başbakan’ın ‘sivil anayasa’ istemi üzerine Prof. Özbudun ve arkadaşlarınca hazırlanan taslak nerede? AKP, bunu TBMM gündemine neden getirme yerine, 2007, 2010 ve 2017 değişikliklerini yaptı.

2007’de, 367 krizi bahanesi ile halkı aldatarak CB’yi genel oyla seçme yolu açıldı. 2010’da yargı erkini yürütme güdümüne koyarken, “ortağımız bizi aldattı” dendi. 2017’de ise, anayasal denge ve denetim düzenekleri silindi. FETÖ ile ilk kapışmaları ardından, “ne istediler de vermedik?” (2014) diyenlere, Anayasa için 2017 değişikliğinde, “ne istediniz de yapamadınız?” sorusu yöneltilmeli.

NEDEN KADAVRA ANAYASASI?

“Allah’ın lütfu” denen darbe girişimi bahanesiyle ilan edilen OHAL ortamı, “anayasa dayatması” için kullanılarak değişiklik, ‘sivil ölü kadavraları’ üzerine inşa edildi.

  • OHAL KHK’leri, bir tür ‘giyotin’ olarak kullanıldı.

Darbe girişimi ile ilişkileri bir yana, cemaat tarzı örgütlenmelere karşı olan on binlerce kişi, ‘yargısız infaz’ yoluyla ‘sivil ölü’ haline getirildi. Dahası, ağaç kabuğu reva gördükleri “sivil ölü kadavraları” savrulurken, kendileri için çok katmanlı yasal sorumsuzluk duvarı ördüler. Değişikliğe ‘hayır’ diyenleri sindirmek için OHAL ortamında devlet olanaklarını seferber ederek kurdukları baskı ile sonuç alamayanlar, YSK gibi anayasal kurumları da kullanarak zorlama ‘evet’ sonucu elde ettiler.

Sözün özü              : 2007’de ‘sivil anayasa’ ile yola çıkanlar, 2017’de Cumhuriyet’in eşit yurttaşlarını zifiri karanlıkta kalleşçe kurşunlayarak ortalığa saçtıkları
‘sivil ölü’ kadavraları üzerine
Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY)’yi kurguladı.

1 ŞUBAT 2021 VE SONRASI

Millet İttifakı, anayasa çalışmalarını somutlaştırmaya başladığı bir sırada 1 Şubat 2021’de yeniden ‘sivil Anayasa’ çıkışı yapıldı. AKP ve MHP, çalışmalara başladıklarını açıkladı. MHP, 100 maddelik metnin ana çizgilerini kamuoyu ile paylaştı.

Demokratik anayasa çalışmalarının, geçiş dönemi programı ile pekiştirmeye çalıştığı bir sırada, 1 Ekim ve sonrası çıkışları, anayasa gündemi yaratmak mı, gölgelemek mi? Kadınların kamu hizmetlerinde kıyafet özgürlüğüne ilişkin CHP’nin yasa önerisine karşı, AKP, anayasal düzenleme önerisi ile karşılık verdi.

YENİ TUZAKLARA HAYIR!

2013’te TBMM’de Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasını yıkan AKP.

2017’de, anayasal ve siyasal kazanımlarımızı silen AKP-MHP.

2021’de anayasa çalışması başlattıklarını beyan eden AKP-MHP.

2022’de, “İkinci çağrımıza da somut hiçbir yanıt alamadık” diyen de AKP.

‘Pes’! dedirten bu zihniyet ve tavra karşı, başta CHP ve Millet Masası bileşenleri, her zamankinden daha uyanık olmak tarihsel yükümlülüğü ile karşı karşıya.

Hükümetsiz ve kabinesiz bütçe

2017 Anayasa değişikliği, demokrasinin olmazsa olmazlarını kaldırmakla yetinmedi:

•Devlet ve hükümet,
•Siyaset ve idare,
•Devlet yönetimi ve siyasal partiler arasındaki ayrım çizgilerini de sildi.

Kişi + parti + devlet birleşmesi, devlet kurumlarının işleyiş ve ilişkilerinde asgari dayanışma ve eşgüdümü yok etti.

Ne var ki, Saray güdümündeki 27. Dönem Yasama Meclisi, demokratik hukuk devletinin asgari gereklerini yansıtan Anayasa değişikliği bir yana, bunu tartışma zemininden bile uzak.

Bu nedenle anayasa gündemi, 2022 Bütçe görüşmelerinin bir kez daha gözler önüne serdiği, kamu yönetimindeki büyük kırılma ve dağınıklıkları örtme çıkışı olarak da görülebilir.

DEREBEYLİK VE DÜKALIK

Bakanların bütçe sunuşları, yapılan eleştiriler ve yanıtsız kalan sorular, şu gerçeği bir kez daha sergiledi: Bir yandan, -derebeylik görüntüsü veren- bakanlıklar arasında dayanışma ve eşgüdüm yokluğu; öte yandan, bakanlıklar ve Saray arasındaki kopukluk.

Başka bir deyişle, bütün siyasal, idari, akçasal ve çevresel- ülkesel yetkiler bir kişide toplanırken, o kişinin en yakınındaki birimler darmadağınık.

Bakanlar ve bakanlıkların birbirinden kopuk olması, kuşkusuz hükümet yokluğundan.

  • Gerçekte, ne bakanlar kurulu ve kabine, ne de siyasal karar düzeneği var.

Bakanların söylem ortaklığı, konuşmalarında Anayasa ve hukuku değil, referans olarak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanını almaları.

CB Yardımcısının temsil ettiği Saray ise, bakanlıkların üstünde ayrı bir birim ve adeta bir dükalık görüntüsü vermekte.

Saraylılar ve Bakanlar arasındaki söylem ve tutum ortaklığı ise, şefe referans ve itaat.

İDARE DEĞİL, SİYASET

Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına ait” hükmü gereği Anayasa, siyaset yapma yetkisini CB’ye özgüleyerek bakanlıkları idari birimlere dönüştürdü.

Ne var ki uygulama, tam tersi yönde: CB, Yürütme ile yetinmeksizin, kamu yönetimi bütününün sicil amirliğini de üstlendi; dahası, hiyerarşik bakımdan en alt kademedeki bakanlık yöneticilerini bile bizzat atamakta!

Buna karşılık, kendi birim yöneticilerini bile atayamayan bakanlar, Anayasa md.104 açık hükmü ve CBK-1 ile siyasetin, CB başkanlığındaki politika kurulları yoluyla “Saray’a hapsedilmiş” olduğu gerçeğinden kopuk. Bu nedenle, özellikle muhalefete karşı birer siyasal aktör olarak yarışıyorlar. Bu konuda öncülüğü İçişleri Bakanı S. Soylu yapmaya çalışsa da; örneğin, görev süresi 19 haftayı bile bulmayan MEB, konuşmalarını, “19 yıllık AKP iktidarı” bütününü kucaklayacak biçimde yapmakta sakınca görmüyor.

SADAKAT VE DALKAVUKLUK

Bakanlar ve Saray temsilcileri için ortak söylem, lidere sadakat ile sınırlı değil; muhalefet partilerine saldırıda cephe genişlemesi var. Şöyle ki; CHP-HDP-İYİ Parti bütçe eleştirilerine, Bakanlardan önce, AKP-MHP vekilleri, 19 yıllık “altın çağ” (!) övgüsü ve “vatan-millet bekası”! adına yanıt yarışına giriyorlar.

Böylece, Cumhur İttifakı vekilleri, kendilerinden hesap soramadıkları bakanlar üzerinden, muhalefete -eleştirileri nedeniyle- saldırıya geçiyorlar.

Özetle; derebeylikler ve dükalık, kendilerine hesap vermedikleri vekillerle krala sadakat ve dalkavuklukta yarışabiliyorlar.

Sadakat görüntüsü altında dalkavukluk, demokratik siyaset alanını daraltmak ve demokratik toplumu bastırmak için MGK sopasını OHAL sonrası dönemde bile kullanmaya kalkışan çok unvanlı kişiyi kurtaramaz; ama ülkenin geleceğini karartır. Bu nedenle, 6 Aralıkta Genel Kurul’da devam edilecek olan bütçe görüşmeleri, demokratik muhalefet için de bir sınav niteliği taşımakta.

Anayasal süreci şiddetten arındırmak…

“AKP Grup toplantısındaki eylem, anayasal düzenin tümden ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişimdir. 2010 Anayasa değişikliği gibi 2017 Anayasa değişikliği de büyük ölçüde devlet şiddeti desteğiyle dayatıldı. Bu bakımdan şiddet tapınması, aslında amaçlanan ‘sivil anayasa’ (!) için kullanılacak araç üzerine de somut ipuçları sağlıyor.”

(‘Şiddet, devleti yönetim aracı mı?’ başlıklı son yazı /4 Kasım).

Haliyle, ‘Anayasa nasıl okunmalı?’ sorusu öne çıkıyor. Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı arasındaki ayrışma ekseni, Anayasa üzerinden demokratik Cumhuriyet ve teokratik monarşi’ olarak karşıt iki hedef etrafında biçimlenecek.

Demokratik cumhuriyetçilerin kazanmasının ilk koşulu, kavram kirletmelerine izin vermemektir. Haklılık, kendilerini öne çıkarsa da, teokratik monarşi yanlılarının hukuk ve ahlak dışı kirletmeler üzerine becerisi malum.

Bu nedenle, gelinen yer ne ölçüde iyi bilinirse gidilen yön (hedef) daha doğru çizilebilir. Son yıllarda bilinçli ve sistematik biçimde yaratılan anayasal bilgi kirliliği, demokratik cumhuriyet savunucularını bile kafa karışıklığına sürükleyebiliyor.

2709 sayılı 7 Kasım 1982 Anayasa’sı, birbirine karşıt yönde iki değişiklik dizisinde ilk metinden uzaklaşılarak başkalaştı:

• 1987-2004 ekseni; Anayasa’nın güvenlikçi ve otoriter özelliğini, iktidarın dengelenmesi ve özgürlük güvenceleri ereğinde hayli törpüledi.

• 2007-2017 ekseni ise tersine, Anayasa’yı, kurul halinde karar ve denge-denetim düzenekleri ile hesap verebilir hükümete ilişkin kurallardan arındırdı; devleti temsil ve yürütmeye ilişkin bütün yetkileri tek kişide yoğunlaştırdı.

• Bununla, değişiklik öncesi döneme göre bir nitelik farkı yaratıldı. Nasıl?

• 1961 ve 1982 Anayasa’sı arasında nicelik farkı vardı.

• 2017 Anayasa değişikliği ile 1982 Anayasa’sı, 1987-2004 ekseninden değil yalnızca, Osmanlı-Cumhuriyet anayasal gelişmelerinden nitelik olarak farklılaştı; çünkü demokratik hukuk devleti düzenekleri yok edildi.

2023 çifte seçimi, “plebisiter anayasa oylaması”na dönüştürüleceğine göre; demokratik cumhuriyetçiler ve teokratik monarşistler arasındaki hesaplaşma, anayasa üzerinden yapılacak demektir.

Anayasal kurumlara yönelik, ‘Bekleme odasına almak, saygı duymamak ve tanımamak, kapatmak ve yıkmak’ vb. ifadeler, sıradan siyasal söylemler değil. Anayasal düzen yıkıcılığı misyonu ile müseccel ümmetçi-ırkçı mecrada yürüyen teokratik monarşi cephesi, tehdit ve şantaj yüklü söylemlerini, demokratik hukuk devletinin içerdiği değerleri, sistematik ve kararlı bir biçimde aşındırma üzerinde yoğunlaştıracak. Bu nedenle, siyasal, sivil ve akademik çevrelerin ‘demokratik Cumhuriyet’ ekseninde buluşması yaşamsal.

Siyasal düzlemde, öncü rol CHP’de. Sivil toplum örgütleri, sendikalar ve demokratik kitle kuruluşları, toplumsal yapının zinde örgütleri olarak anayasa tartışmalarını gündemlerine almalı.

Akademik çevreler ise, öğrencilere doğru bilgi aktarmalı; yayınlarında nesnel davranmalı, toplumu bilgilendirmede biraz cesur davranabilmeli. Bu üç katmanlı süreçte, insan hakları bilimi gerekleri, ortak payda olarak öne çıkarılmalı; ‘iktidarlar ayrı, insan hakları ise bir bütündür’ görüşü içselleştirilmelidir.

Gelinen yer ve gidilecek yön olarak, 7 Kasım metni ile 17 Nisan metni arasındaki nitelik farkı nedeniyle darbeden çıkış söylemi yerine, demokratik olmayan rejimi aşmak amacıyla demokratik hukuk devleti hedefini öne çıkarmak, daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Düne ilişkin sorunlara karşın ciddi bir birikim de var olduğuna göre, tartışmaları ve somut önerileri geleceğe yönelik olarak yoğunlaştırmak, aklın gereğidir. Kuşkusuz demokratik Cumhuriyetçiler, şiddet sarmalındaki anayasal sürece seyirci kalamaz.

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem”

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” ve “sivil anayasa”, Anayasa tartışma ve atışmalarında en çok kullanılması muhtemel iki kavram.

Demokratik muhalefet partileri, güçlendirilmiş parlamenter sistem (GPS) üzerine çalışmalarını yürütürken, anayasa sayfasını 16 Nisan 2017’de kapattıklarını sürekli vurgulayan Cumhur İttifakı, “sivil anayasa” sloganı ile gündeme katıldı.

“Sivil anayasa” da, öyle: yaklaşık yüzyıldır yapılan siyasal anayasa ve sosyal anayasa ayrımına çevresel anayasa kavramı eklenmiş olsa da anayasalar, “toplumsal sözleşme” temelinde doğaları gereği sivil metinler.

KAĞIT ÜSTÜNDE BIRAKMAK…

Öncelikle, şu ana çelişki kayda değer: “sivil anayasa” sloganı sahipleri, 2017’de kendi koydukları hükümler dahil, Anayasa’yı sürekli çiğniyor. Anayasa Mahkemesi gibi Cumhuriyet’in temel organlarını kaldırmayı önerebiliyor.

Bu ana çelişki, haliyle, tutarlılık ve samimiyet sorununu gündeme getiriyor. Yürürlükteki Anayasa ihlalini sistematik hale getiren Cumhur İttifakı, “sivil anayasa” ile ne yapacak? İşte üçü:

>> GPS yolunda oluşacak ittifakın önünü kesmek, perdelemek ve çelmelemek.

>> Tek kişi yönetimini daha da pekiştirmek için Anayasa’yı , “keyfi yönetim aracı” haline getirmek.

>> Türkiye Cumhuriyeti’ni sadece kâğıt üstende kalan bir kavrama indirgemek.

AMACA GİDEN YÖNTEM

Şefe biat kültürüne dayalı bir toplum oluşturmak amacıyla bilgi kirliliği yaratmak, kavramları çarpıtmak ve demokrasi yanlılarını sindirmek.

Sözüm ona “sivil anayasa” savunucuları, parlamenter rejimin geriye gidiş olduğu cehaletini sergileyebiliyor.

Oysa, olmayan “kabine toplantıları” bile, en kötü parlamenter rejimin, bugünkü tek kişi fiili yönetiminden daha iyi olduğunun bir göstergesi.

O denli keyfi bir yönetim ki, Covid-19 önlemleri konusunda Bilim Kurulu önerilerini bile karartabiliyor.

Özetle, özgürlük ve haklar, Anayasa güvencesi altında olsa da, erkler tek kişide birleştiği için, devlet erkleri, varlık nedenlerini yadsıyarak özgürlükleri boğmakla meşgul.

  • CHP’nin, “128 Milyar dolar nerede?” afişlerini bile TOMA’lar eşliğinde toplatan bir yönetim, halka ne yapmaz?

Nitekim Bilim Kurulu önerilerini hiçe sayarak, kitlesel ölümleri seyretme havasında.

DEMOKRATİKLEŞTİRİLEN TBMM

Bu karanlık tablo karşısında, demokratik rejime dönüş çalışmalarında şu üç hususa dikkat etmek gerekir:

Bugünü iyi tanımlamak: Değinildiği üzere, Anayasal düzlemde demokratik olmadığı gibi, uygulamada, fiili ve keyfi öğeler ağır basıyor.

Başta CHP gelmek üzere, muhalefet partilerinin aradığı, aslında “demokratik hukuk devleti”nin parlamenter rejim ekseninde yeniden inşasıdır. Bu nedenle, Anayasa değişikliğini “rejim/sistem” arayışına indirgemeksizin hedefi, demokratik anayasa olarak koyma gereği var.

Eskisine dönüş algısını önlemek için parlamenter rejim/sistem yerine “güçlendirilmiş parlamenter sistem” deyimi kullanılıyor olsa da çekinmeden parlamenter rejim/sistem diyebilmeli; zira, hangi sıfatla kullanılırsa kullanılsın, rejim/sistem tasarımı, demokratik hukuk devleti ekseninde anlamlandırılmalı.

Doğal olarak birbiriyle yarışma halinde olan demokratik muhalefet partileri, demokratik hukuk devleti anayasal ortak paydaları ve hedefinde birleşmeli.

Bunun için, öncelikle anayasal denge ve denetim düzenekleri somut biçimde ortaya konulmalı;

Sonra, hesap verebilir bir hükümet düzenekleri somutlaştırılmalı;

Nihayet, yasama-yürütme-yargı erklerinin her birinin kendi görev ve yetkilerini kullanmasına elverişli bir yapısal düzenleme açıklığa kavuşturulmalı.

Bu çerçevede TBMM, demokratikleştirilebildiği ölçüde güçlü olur ve görevlerini özerk bir biçimde yerine getirir. Hükümet istikrarı için, kurulması kolay ve düşürülmesi zor düzenleme, aklileştirilmiş veya güçlendirilmiş parlamenter rejim çerçevesinde düşünülmeli; yargı ise, mutlaka bağımsız olmalıdır. Bunları sürekli tartışmalıyız.

Anayasa tuzağı

Anayasa tuzağı

Mehmet Ali GüllerMehmet Ali Güller
Cumhuriyet, 15 Şubat 2021

Neden tuzak olduğuna gelmeden önce, “anayasa propagandalarındaki” bazı aldatmacalara dikkat çekelim:

AKP’NİN ÜÇ ALDATMACASI

1. Ortada fiilen 12 Eylül’ün “askeri” anayasası yoktur. O anayasasının üçte ikisi, üstelik çoğunlukla AKP iktidarı döneminde zaten değiştirilmiştir.

2. Anayasalarda askeri-sivil ayrımı ifadesi tam bir aldatmacadır. Anayasaları kurucular yapar; kurucular da cephede savaşmış askerlerdir çoğu zaman. ABD anayasasında General George Washington’un izleri vardır örneğin. Türk anayasasında da elbette Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün yoğun izleri vardır. “Askeri” anayasa denilerek küçümsenmeye çalışılan bu anayasalar, askerlerin liderliğindeki “demokratik devrimlerin” sonucudur.

3. İktidarın anayasaya uymadığı, iktidarın oluruyla Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının alt mahkemelerce uygulanmadığı şartlarda “sivil anayasa” ihtiyacı propagandası, “siyasi mizaha” dahildir. Türkiye’nin acil sorunu anayasa değil, anayasaya uymayan iktidardır!

Gelelim neden tuzak olduğuna…

TÜRKİYE’YE ANAYASA TUZAĞI

AKP sözcüleri, yeni “sivil” anayasasının açık açık “yeniden kuruluş anayasası” olduğunu ilan ettiler. Peki, neyi yıktılar da yeniden kuruyorlar? Aslında bu konuda AKP’den çok, AKP’nin “kutlu davasının” yol haritasını açık açık uyguladığını görmeyenlere, görmek istemeyenlere kızmak lazım.

2023’te yeniden kuruluş anayasası, ilan ettikleri “yüz yıllık parantezi kapatma” hedefinin sonucudur; Atatürk’ün Cumhuriyeti, “siyasal İslamcılar” için kapatılacak bir parantezdir!

2023’te yeniden kuruluş anayasası, ilan ettikleri “150 yıllık modernleşmenin yerine kendi hikâyelerini yazma” hedefinin sonucudur; 150 yıl, 1. Meşrutiyet’le başlayan demokratik devrimler sürecimizin miladıdır, ilk anayasanın ve ilk parlamentonun tarihidir!

İşte “yeniden kuruluş anayasası” diyerek, 150 yıllık bu çarpışmayı sonuçlandırabilmeyi “hayal” etmektedirler!

MUHALEFETE ANAYASA TUZAĞI

Yine AKP sözcüleri, anayasanın 1921 Anayasası ruhuyla yapılacağını belirtiyorlar. Yani hem “sivil” diye propaganda yapıyorlar, hem de savaşın ortasında hazırlanmış “en askeri” anayasayı esas almak istiyorlar.

Nedir 1921 Anayasası’ndan anladıkları ruh? Onu da açık açık söylüyorlar aslında:

  • Laikliğin olmaması, özerkliğin bulunması ve kuvvetler birliğinin söz konusu olması…

Savaş şartlarında hazırlanmış bir “geçiş anayasasını” temel alarak: “kuvvetler birliği” ile “tek adam” rejimini pekiştirmeyi, laikliği kaldırarak “kutlu davalarını” yerine getirmeyi, özerklik ile de muhalefeti ayrıştırmayı planlıyorlar…

AKP- MHP ittifakının bugün bir anayasa yapabilmesi teknik olarak mümkün mü? Meclis aritmetiği buna izin vermiyor. Bırakın TBMM’de anayasa yapabilmeyi, bunu cumhurbaşkanı yetkisiyle halkoylamasına götürecek sayıda milletvekilleri bile yok. Peki, bu şartlarda neye güvenerek anayasa yapmaya soyunuyorlar o zaman? İşte anayasa ile muhalefete tuzak kurdukları yer burasıdır.

1921 ruhu ve özerklik, hem HDP’ye çengel hem de Cumhur İttifakı dışında kalanları ayrıştırma, yan yana getirmeme tuzağıdır. MHP’nin “kapatılsın” dediği HDP’yi, AKP’nin “yeni anayasaya tüm siyasi partiler katkı sunmalı” diyerek sürece dahil etmeye çalışması, dikkat çekicidir!

1921 ruhu söylemi, hem AKP’den kopanlara hem de Oğuzhan Asiltürk SP’sine çengeldir. Ali Babacan’ın “ilk dört maddenin tartışılmasını” isteyebilmesi dikkat çekicidir!

ERDOĞAN’IN DÖRT HEDEFİ

Kısacası, partileri bölme ve parçaları yanına çekme konusunda oldukça deneyimli bir taktisyen olan Erdoğan, 2023 seçimlerinde 3. kez aday olup olamayacağı bile anayasacılar tarafından tartışmalı iken, “yeniden kuruluş anayasası” ile birkaç hedefi birden vurmak istemektedir:

1. İktidarını sürdürebilmek için anayasal güvence kazanmaya çalışıyor.

2. Muhalefeti bölmek istiyor. Karşısında tek blok yerine iki blok oluşmasını; bloklar içindeki bazı partileri de bölerek parçaları yanına çekmek istiyor.

3. TBMM’den “uzlaşı” çıkmadığında, “sivil anayasa yaptırmadılar” diyerek anayasacılar-anayasa karşıtları temelinde milleti bölerek seçime gitmek istiyor.

4. Yeni anayasa ile aynı zamanda “beyaz sayfa” açmak istediği ABD ve AB’ye “demokrasi” mesajı vermek istiyor.

Peki, bunu başarabilir mi? Konuyu incelemeye devam edeceğiz…

“Anayasa Değişikliği” Hakkında… / Tüm mazlum annelerine armağanımızdır..

ANAYASA_degisikligi_hakkinda_goruslerimiz_14.5.12