ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 19 Ağustos 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

İNCE
Muharrem İnce, kendini Atatürk’e benzeterek 4 Eylül’de Sivas’tan “1000 Günde Memleket Hareketi” yürüyüşünü başlatacağını açıkladı.
Atatürk milleti birleştirmek için yola çıkmıştı…

ATATÜRKÇÜ
Devlet Bahçeli ‘Muharrem İnce CHP içinde Atatürk’e dönüşü başlatacaktır’ dedi.
Kendisi AKP içinde başlattı da…

AMAÇ
Amacını açıklayamayan İnce, Millet İttifakı’nda olduğunu söyledi.
Karıştırıcı olarak…

FRANSIZ
Doğu Akdeniz’de ulusal çıkarlarımız çerçevesinde sürdürdüğümüz girişimlere karşı Fransa, Yunanistan’a destek amaçlı askeri güç gönderdi. Ortak tatbikat yaptı.
Yüz yıl önce de Yunan’ı Anadolu’ya bu emperyalistler sürmüştü.
Tarih ders almak içindir…

DOLAR
Damat Bakan Dolardan endişe duyduğunu söyleyen çanakçı gazeteciye soruyor, ”Maaşını dolarla mı alıyorsun?”
Bu kadar nükte gücü ve zeka bir kişiye fazla,
Tanrım bu adamı bizden uzak tut, Tayyip’ten ayırma…

ÇÖZÜM
5,4 metrekarelik Hücredeki Murat Ağırel’e 112 TL elektrik faturası kesilmiş.
Hücreden de yalı fiyatına kira alırlarsa ekonomiye çare olur…

BİDEN
Biden yedi ay önce, “Erdoğan’ı mağlup edin. Darbeyle değil, seçim süreciyle” demiş.
Halt etmiş.
Erdoğan’a gündemlik can simidi atmış…

SARAY
Bilal Erdoğan, Nagehan Alçı’ya Ahlat’taki sarayı göstermiş. Nagehan,”Çok uzun ve unutulmaz bir gün geçirdim” demiş.
Hayırlısı…

YAPTIKLARI
RTE, 18 yıllık iktidarları için, “Yaptıklarımız say say bitmiyor” dedi.
Hesabını verirsiniz…

MİLLİ
Trump, RTE için,”Ben onunla anlaşıyorum. Beni dinliyor” dedi.
Bağımsız, yerli ve milli…

MİZAÇ
Uşşaki Tarikatı şeyhi Fatih Nurullah, müritlerine “Devletin kontrol mekanizmaları içerisinde olalım… Tayyip Reisimiz aynı bizim mizacımızda”
Benzer mizaçtakilerin Cumhuriyet sevgisinden geçilmiyor…

GÜÇ
Berat Albayrak, ekonomik krizden güçlenerek çıkılacağını söyledi.
Her seferinde birileri güçleniyor ama Türkiye ve Türk milleti değil…

CHP NASIL İKTİDAR OLABİLİR?

CHP NASIL İKTİDAR OLABİLİR?

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com, 04.08.2020

Muharrem İnce hırsına yenilip yeni bir parti kurar ve CHP’den bir dilimi koparırsa bu partinin iktidar olma hayalleri şimdilik suya düşer. Oysa Parti,  son kongresinin adını “İktidar Kurultayı” koymuştu. İktidara geleceği vaadi ve bunun çabası yeni değilse de bu kurultayın iktidar hedefine bağlanması, Parti yöneticilerinin bu konuda iyice umutlandığını gösteriyor.

CHP’yi umutlandıran gelişmeler de yok değil. AKP’nin 18 yılda uğradığı kendi ifadesiyle “metal yorgunluğu”, CHP’nin Büyük kentlerdeki yerel seçimlerde, hele İstanbul’da gösterdiği başarı bu umutları artıran olgulardır. Üstüne son ekonomik erimeyi, partizanlığın açtığı sosyal yarayı ve Tek Adam kibrinin yarattığı tepkiyi de koyun. Bunlar en büyük muhalefet partisinin iktidar iştahını açmaz da ne yapar?

Bütün bu gelişmelere karşın, CHP tek başına iktidara gelemeyeceğini biliyor. Bu nedenle son seçimlerde kurduğu Millet İttifakı’na güveniyor. Kamuoyu araştırmalarında partilerin oy oranları inip çıkıyor. Dolayısıyla iktidarın bu yolla ele geçirileceğinin de garantisi yok. AKP, seçimlerde çoğunluğu kaybetmemek için sürekli yeni çareler üretme peşinde. Seçimleri yitirse bile iktidarı bırakmayacağı kuşkuları da zihinlerde gitgide daha çok yer buluyor. AKP (Erdoğan), şimdiye kadar Türkiye’nin gördüğü partilerden çok farklı. Bu partinin yöneticileri, kendilerini İslam’ın hamisi olarak görüyorlar. Böyle yüz yılda bir doğan fırsatı seçim, millî irade, demokrasi gibi kavramlara rıza gösterip kaçırmak istemiyorlar. Bunun için sürekli politikalar üretiyorlar.

CHP’NİN TARİHSEL ŞANSSIZLIĞI

CHP günümüz ihtiyaçlarına yanıt veren Politikalar üretmeye çalışıyor.  Bazılarının sandığının aksine Partide liderlik sorunu da bulunmuyor. Genel Başkan Kılıçdaroğlu görevini bir başkasına bıraksa, CHP’nin bu kadar bile oy alabileceğinin garantisi yok.

CHP’nin şanssızlığı bagajıdır. Geniş halk kitlelerinde, yani yoksullarda Tek Parti Döneminden kalan olumsuz izlenimlerdir. Devletin partisi olarak CHP o dönemde Türk ve Kürt eşraf ve ağalarının çıkarlarını korumuş, onların zenginliklerinin artmasına ve topraklarının genişlemesine yardım etmiştir. Demokrasi ve kuvvetler ayrılığı konusunda o döneme ilişkin sicili de parlak değildir. Gerçi ülkemiz aydınlarının bir kısmında o döneme hayranlık duyanlar az değildir. Bunları Tek Parti Dönemi’nde devlet görevlerinde bulunanlar (memurlar), devletle özdeşleşmiş kentli zenginler teşkil eder. Yoksulluk çekmiş hatta kendi dergâhları kapatılmış olmakla birlikte, Sünnî gericiliğe karşı tutum aldığı için CHP ile bütünleşen Aleviler de onun doğal seçmeni durumundalar. Fakat bu kesimlerin sayısı, CHP’yi iktidara taşımaya yetmiyor. Oran, %30’a %70, haydi haydi % 35’e %65 olarak kendini gösteriyor.

SAĞA MI AÇILSIN SOLA MI?

Bu dengeler nasıl değiştirilecektir? Bir merkez veya merkez sol partisi olan CHP, Sağa açılarak mı oylarını artırabilir, yoksa biraz daha sola yaklaşarak mı?

Sağa açılmak bir süreden beri deneniyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçimlerinde İttifakın da oyunu alabilmesi için muhafazakâr bir aday gösterilmesi, Meclis grubunu eski sağcı veya liberal şahsiyetlerle takviye etmesi, laiklik tanımında ve uygulamasındaki yumuşama “sağa açılma” politikası olarak kabul ediliyor.

Fakat iktidar olmak için bunların yeterli olmadığı da görüldü. Çünkü sağın sahibi var ve tarihsel geçmiş nedeniyle bu bloklaşmayı bozmayı neredeyse olanaksız duruma getirmiş.

CHP sola daha çok yaklaşsa, örneğin Sol Parti veya TKP’nin programını benimsese iktidar olabilir mi? Bu partilerin programları oy getirseydi, önce kendileri ayağa kalkarlardı. Bir süreden beri zaten bütün dünyada sağcılık ve popülizm revaçtadır. Kitlelerin ayağa kalktığı 1960 ve 1990’larda değiliz.

UMUT Z KUŞAĞINDA MI?

Çaresizlik kokan bu arayışlar arasında, bazı politikacılar ve araştırmacıların “Z Kuşağı” denen gençlere umut bağladığı görülüyor. Aksine, dünya yansa bir kalbur samanı yanmayan apolitik bu kuşağın da kendine hayrı yok.

Askerî ve sivil bürokrasinin, yargının, basının artık iktidarı dengeleyici bir rolü kalmadı. Bunlar aksine, günümüzde Tek Parti Rejimini ayakta tutmanın araçlarıdır.

  • CHP’nin iktidar için elinde tutabileceği en güçlü koz, yoksulların yaşamını ekonomik olarak iyileştirilecek bir programı içtenlikle savunmak ve kitleleri bu konuda ikna etmektir.

Unutulmamalıdır ki, AKP, bu politikalarıyla seçimleri kazandı ve artık yoksullara verecek bir şeyi kalmadıysa da uyguladığı o eski politikanın ekmeğini yemeye devam ediyor. Yoksullar, aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen Tek Parti döneminin yoksulluk ve hürriyetsizliğini nasıl unutmuyorlarsa, AKP’nin uyguladığı sosyal politikaları da unutmuyorlar.

CHP’yi güçlendirecek olan böyle bir programdır ve asıl sola açılma budur. Parlamentarizme geri dönme, özgürlük ve demokrasinin gerçekleşmesi, din ve devletin ayrılması bu politikanın üzerine bina edilebilir. Bunu fark edemeyen bir CHP’nin iktidar şansı yok ve son kurultay nedeniyle parti merkezine yöneltilen eleştiriler, bunu anlayamayanların parti içinde ve dışında varlığını gösteriyor. Eğer bir parti kurup seçime girerse, Muharrem İnce ve ekibinin yaşayacağı da büyük bir hayal kırıklığıdır.

Son olarak    : AKP nasıl Celal Bayar’ın, Adnan Menderes’in partisi değilse; CHP de doğal olarak artık Atatürk ve İnönü’nün partisi değildir. Köprülerin altından çok sular aktı. Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarına saygıda kusur etmeden Tek Parti döneminin uygulamalarını tartışmaya bırakmak, hatta bunların içinde olumsuz olanları bizzat CHP’nin eleştirmesinde yarar var. Bunları gözü kapalı olarak savunmak, CHP’ye oy getirmeyeceği gibi onun şimdiki özgürlükçü karakterini de gölgeler.

 

İKTİDAR TARAFINA GEÇMEK

İKTİDAR TARAFINA GEÇMEK

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com 16.01.2020

Yüz dolayında belediye başkanı, partilerinden istifa ederek AKP’ye geçecekmiş. Bunlardan ilk beşine yeni rozetlerini taktılar bile.

Ne denli talihsiz bir zamanlama.

Tam da AKP’nin sonu görünmüşken.

İktidar ne yapsın? Ayakta kalabilmek için her yola başvuracak. Kimi belediye başkanlarını görevden alarak yerlerine kayyım atayacak, kimini çeşitli vaatlerle partisinden istifa ettirerek kendi partisine kaydedecek. Muhalif belediyelerin kaynaklarını keserek onları çalıştırmayacak.

Siyasal yaşamımızda ilk kez karşılaşılan bir şey değil. Sayıları az değildir: İktidar mensupları için ağza alınmaz hücumları yapan kimileri, bir sabah bakmışsın ki iktidar partisine geçmiş.

Bunun siyasal ahlakla en ufak bil ilgisi yok. Siyaseti halk için değil, kendi çıkarı için yaptıkları gün gibi açık.

Siyaset kurumu bunların yüzünden her gün ağır yaralar alıyor, halk kitlelerin gözünde gitgide saygınlık yitiriyor.

Bir de tek tek değil, parti olarak, bulundukları konumu terk edip hükümetin yanına kapağı atanlar var.

BUNU DA GÖRMEK VARMIŞ!

TV ekranlarında ibretle görüyoruz ki, uzun süredir hükümete en ağır hücumları yapan ve tek devrimci partinin kendileri olduğunu söyleyenlerin sözcüleri, hükümetin yanında saf tutmuş. Sağda üç, solda üç tartışmacı… Sağdakiler, AKP, MHP sözcüleri. Yanlarında yeni peydah olmuş biri daha var. “Biz üçümüz aynı cephedeyiz. Bizi birbirimizden ayıramazsınız” diyor. Öbür sırada oturanlara hükümetin diliyle yanıtlar yetiştirmeye çalışıyor. Demokrasiyi savunan Millet İttifakı’nı oluşturanları Amerika’nın projesi, terör destekçisi olarak suçluyor.

İzleyiciler şaşkınlık içinde. Onların 50 yıllık muhalif lideri için “Ne yapmak istiyor bu adam?” diye birbirlerine soruyorlar. Geçmişte O’ndan hoşlanan da vardı, hoşlanmayan da. Sözlerine kulak kabartanlar bulunurdu. Şimdi hepsi hayretler içinde. Bütün bir sol ve demokratlarla köprüleri atmış olan bu hareketin, bundan sonra nereye evrileceği merak ediliyor. Olur da, politikada bu denli zikzaklar olur mu?

Bu uzun yolda ara duraklar da var ama özetle belirtmek gerekirse, proletarya diktatörlüğünden Atatürkçülüğe, orada da mekân tutamayıp Tayyip Erdoğan’ın yanına! Türkiye’nin şimdiye dek gördüğü en gerici, en şoven ve savaşçı, kamu kaynaklarını talan eden, saltanat sevdalısı bir iktidarın yanına onları hangi rüzgâr atmış olabilir?

Kimileri bunu, her dönemde ilgiyi üzerinde toplamak isteyen bir serüvencilik olarak yorumluyor ki haklı olabilirler. Bir arkadaş, dünya siyaset tarihinde bunun birçok örneği olduğunu söylüyor. Benim aklıma da İtalya ve Alman tarihinden örnekler geliyor. Azılı milliyetçilik, azınlıklara düşmanlık ve savaş sevdası konusundaki üsluplar (AS: biçemler) benzerlik gösteriyor.

  • Partinin içi giderek boşalıyor.

Eski yandaş ve üyelerin çoğu eylemsiz duruma gelmiş. Bir bölümü resmen istifa etmiş. Ne gazetesine ne televizyonuna adam dayanıyor!

Ne gam, parti artık eski kitlelerinden ve devrimci demokrat çevrelerden oy alma umudunu çoktan yitirmiş. Şimdi, ortağı olduğu iktidara bel bağlamış.

Umudu artık sağ-milliyetçi-rantiyeci kesimde.

Demek bunları da görmek varmış!

 

 

 

2019-2020 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇÖZÜLEMEYEN SORUNLARLA BAŞLIYOR

2019-2020 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇÖZÜLEMEYEN SORUNLARLA BAŞLIYOR

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

2019-2020 eğitim-öğretim yılı, 9 Eylül 2018’de başladı. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon eğitim emekçisi bu eğitim öğretim yılına da birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla, müfredat ve sınav sistemi değişikliği, karma eğitimin kaldırılması girişimleri gibi tümüyle ideolojik bakış açısıyla gerçekleştirilen değişikliklerin gölgesinde girecektir.

Dernek ve vakıflarla imzalanan protokoller, derslik açıkları, kalabalık sınıflar, öğretmensiz okullar, ikili eğitim öğretim, taşımalı eğitim, uluslararası sınavlardaki başarısızlıklar, öğrencilerin tarikat ve cemaatlerin yurtlarına mahkum edilmesi, çocukların örgün eğitim dışına itilmesi, öğretmenlerin özlük sorunları, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik, öğretmenlerin aile birliğinin sağlanamaması, kadrolaşma, liyakatsizliğin ve yandaşlığın egemen olması gibi sorunlar maalesef bu öğretim yılına da taşınmıştır. Bütün bu sorunların üstüne bir de ekonomik krizin yarattığı olumsuz etki yüklenmiştir.

SINAV SİSTEMİ DEĞİŞİKLİKLERİ ÖĞRENCİLERİ MAĞDUR ETTİ

LGS birçok öğrenciyi istemedikleri okullara gitmeye zorunlu bırakmaktadır. Sınavla öğrenci alan akademik liselerin kontenjanlarının sınırlı tutulması, sınavsız öğrenci alan Anadolu Liseleri’nin kontenjanlarının dolduğu birçok ilde öğrenciler seçeneksiz kalmıştır.

Bu sistemle öğrencilerin istemedikleri okullara yerleştirileceği, birçok ailenin çocuklarını istemedikleri halde meslek, imam hatip lisesi ya da özel okullara göndermek zorunda kalacağı yönündeki kaygılarımız ne yazık ki haklı çıkmıştır. Bu değişikliğin uzun vadede eğitim sistemimizi tümden özelleştirme ve imam hatipleştirme projesinin bir adımı olduğu ortadır.

YKS sonuçları ise ortaöğretimdeki çöküşün aynası olmuştur. 2019 YKS’ye giren 2,5 milyon adayın bir gün içinde sabah ve öğleden sonra yapılan oturumlarda başarı göstermesi beklenmiş ancak sorulara verilen doğru yanıtların ortalaması çok düşük kalmıştır. Birçok öğrenci açıkta kalmamak için istemediği bölümleri tercih etmiştir.

Bugün, eğitimdeki başarısızlığın çözümü için tüm paydaşların görüşü alınarak hazırlanacak, bilimsel düşünmeye ve üretmeye dayalı bir eğitim sisteminin gerekliliği kaçınılmaz hale gelmiştir.

– Kamusal,
– parasız,
– bilimsel,
– laik ve
– karma eğitim

hakkından tüm yurttaşlarımızın yararlanabilmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Bu yeni eğitim döneminde de birçok eğitimci yine mesleğine kavuşamayacaktır. Kangrene dönen ataması yapılmayan öğretmenler sorunu giderek büyümüş, mesleğine kavuşturulmayan öğretmen sayısı  700 bine dayanmıştır. Sayıştay’ın denetim raporunda bile yüz binlerce öğretmene ihtiyaç duyulduğu saptamasına karşın, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bu konuda da bir irade göstermemiştir.

Bir eğitim sisteminin dinamosu, öğretmendir. Öğretmenlerimizin kadrolu çalışma haklarını ellerinden alıp, iş güvencelerini yok eden, eşit işe eşit ücret alma haklarını gasp eden AKP iktidarına karşı, Bakan Selçuk da kendisinden önceki milli eğitim bakanları gibi sessiz kalmıştır. Yani yeni eğitim-öğretim dönemi, yalnızca veliler ve öğrenciler için değil, biz eğitimciler için de bolca kara haber barındırmaktadır.

EĞİTİMDE ÖZELLEŞTİRME SÜRÜYOR!

AKP iktidarı döneminde, eğitimde piyasa merkezli işletmeci anlayışı yerleştirilmeye çalışılmış, özel okullara yönelik doğrudan teşvik uygulamalarında ciddi adımlar atılarak kamusal eğitim alanı daraltılmıştır.

  • Kamusal kaynaklar, eğitimin ticarileştirilmesi için özel sermayeye aktarılırken kamusal eğitimin niteliği düşürülmüştür. (AS: AKP sermaye iktidarıdır!)

MEB verilerine göre, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Türkiye’de 54 bin 732 resmi, 13 bin 679 özel okul bulunmaktadır. 2003’te özel okulların resmi okullara oranı % 2 iken, 2019’a gelindiğinde bu oran % 25’e yükselmiştir. 2002-2003 eğitim ve öğretim yılında tüm özel okullarda kayıtlı öğrencilerin toplam öğrenci sayısına oranı % 1 iken, 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında 8 kat artarak % 8,2’ye çıkmıştır.

TAŞIMALI EĞİTİM DEVAM EDECEK, ÇOCUKLARIMIZ TARİKAT VE CEMAATLERİN YURTLARINA MAHKUM EDİLECEK

4+4+4 düzenlemesi ile birlikte 2012-2013 eğitim öğretim yılından başlayarak çok sayıda köy okulu kapatılmış ve taşımalı eğitim uygulamaları yaygınlaşmıştır.

2013-2014 eğitim öğretim yılında taşınan ilkokul ve ortaokul öğrenci sayısı 825 bin 90 iken, 2018-2019 eğitim öğretim yılında taşınan öğrenci sayısı 1 milyon 324 bin 960’a çıkmıştır.

Eğitimlerine devam etmek için yerleşim yerlerine en yakın ilçelere giden öğrenciler Aladağ’da olduğu gibi devlete ait yurt olmadığı için yine cemaat ve tarikatların yurtlarına yönlendirilecektir. Taşımalı eğitim sisteminde özellikle kız çocukları mağduriyet yaşamakta ve eğitimden kopmaktadırlar.

Özellikle ilköğretim ve lise çağındaki çocuklarımız devletin bizzat hizmet verdiği yurtlarda barınma ihtiyacını karşılamalı, hiçbir yolla özel girişim, dernek, vakfın faaliyetine izin verilmemelidir.

OKULLAŞMA ORANI HALA DÜŞÜKTÜR

21. yüzyılın Türkiye’sindeki okullaşma oranları da içler acısıdır. Önümüzdeki dönem içinde de çözülmeyeceği belli olan okullaşma oranı, bugün bizzat Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından itiraf edilmiştir. Bakan Selçuk, ilkokullarda okullaşma oranını %91,5,  ortaokullarda ise %94,47 olarak açıklamış ve bunu iyi bir tablo gibi sunmuştur. Ancak bu rakamların gerisinde yatan gerçek, 17 yıldır iktidarda olan AKP’nin, ilkokul çağındaki çocukların yaklaşık % 10’unu, ortaokul çağındaki çocukların yaklaşık %6’sını okula gönderemediğidir. Bu kayıpçocuklar düzeni de elbette ki iktidarın, çocukları yine dolaylı olarak tarikatlara yönlendirme taktiği olarak devam edecektir.

KRİZ BAHANESİYLE MEB BÜTÇESİNDEN YAPILAN KESİNTİ YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILINI OLUMSUZ ETKİLEYECEK

Yaşanan ekonomik krizi bahane eden AKP iktidarının, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin 2 milyar TL’sini kesmesi yeni eğitim öğretim yılını olumsuz etkileyecektir. En çok kesintinin okul onarımları ve öğrenciler için verilen yardımlardan yapılması, siyasal iktidarın eğitime verdiği önemin göstergesi olmuştur!

Öğrenci sayısının artmasıyla birlikte okul, derslik ve öğretmen açığı hızla büyümektedir. Bugün Türkiye’de halen öğretmeni olmayan okullar bulunmaktadır. Türkiye’deki okulların yarısından çoğunda ikili eğitim yapılmakta, birleştirilmiş sınıflarda eğitim ve taşımalı eğitim uygulamasına devam edilmektedir. Okullardaki altyapı ve donanım eksiklikleri, nitelikli bir eğitim politikasının yürütülmesinin önünde büyük bir engeldir. Okul yetersizliği ve derslik açığının yanında, acil çözüm bekleyen en önemli sorun, öğretmen açıklarıdır.

Ancak siyasal iktidar, MEB bütçesinde kesintiye giderek, kalıcı çözümlerin uzağında kalmakta, dahası eğitimi özelleştirme, eğitimin yükünü yoksul halkın sırtına yükleme anlayışında ısrar etmektedir. Bu anlayışla parasız, nitelikli ve herkese eşit eğitim anlayışının yaşama geçirilmesi olanaklı değildir.

İKİLİ EĞİTİM SORUNU DEVAM EDİYOR

2023 Eğitim Vizyonu’nda, “… ikili eğitime son verme hedefi” öbür programlarda olduğu gibi yinelenmiştir. Ancak bilindiği gibi AKP iktidarında tekli eğitim yapan okullar bile ikili eğitime geçmiş; okul binaları hem içeriden tuğlalarla bölünmüş ve hem de okul bahçeleri küçültülmüş, eğitim sistemi işlevsiz duruma getirilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre ilköğretim kurumlarının % 14.4; ortaöğretim okullarının ise % 6.4’ünde ikili eğitim yapılıyor. Yine MEB’in verilerine göre 2019 sonuna dek ikili öğretimin kaldırılması için Türkiye genelinde 57132’si temel eğitimde, 1630’u ise ortaöğretimde olmak üzere toplam 58762 derslik yapılması gerekiyor. Ancak MEB bütçesinden yatırımlara ayrılan pay ile hele ki ekonomik kriz nedeniyle yapılan kesintiden sonra bunu gerçekleştirmek mümkün görünmemektedir.

YENİ ÇALIŞMA TAKVİMİ,
ÖĞRENCİLERİ DENEY TAHTASI HALİNE GETİRECEK 

Eğitimin yığılmış sorunları çözüm üretilmeksizin ortada dururken, daha çok ara tatil içeren yeni çalışma takvimi açıklanmıştır. Bu takvimin bizim sistemimize uygun olup olmadığı büyük bir soru işareti olarak ortada durmaktadır. Her tatil öncesi rehavetin egemen olduğu, okullarda ders işlenmediği, birçok öğrencinin rapor alarak tatilini uzatıp seyahate çıktığı gibi ögeler de hesaba katılmadan açıklanan yeni takvim, bir kuşağı daha deney tahtası haline getirecektir.

SONUÇ:

Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan sorunların, Bakan değişikliğine, büyük reformlar gerçekleştirileceği vaadiyle açıklanan vizyon belgelerine karşın, 2019-2020 eğitim öğretim yılında da artarak süreceği görülmektedir. Eğitimde yaşanan yapısal sorunlar karşısında MEB’in somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığı, eğitimde yaşanan

– ticarileşme,
– özelleştirme ve
– dinselleştirme

uygulamalarının hız kesmeden süreceği görülmüştür.

Daha önce kezlerce söylediğimiz gibi eğitim sisteminde yıllardır yaşanan sorunların aşılmasının, çocukların nitelikli bir eğitime ulaşabilmesini sağlamak için bugüne dek izlenen bilimsel olmayan eğitim politikalarını tümüyle değiştirmekten geçmektedir.

  • Yaşanan karanlık tablodan çıkışın tek yolu ise
  • eğitimin eşit, parasız, bilimsel, laik ve kamusal niteliğinin artırılmasıdır.

Eğitim-İş olarak parasız, bilimsel, demokratik, laik, ulusal ve karma eğitim mücadelemize, Atatürk’ü ve devrimlerini anlatmaya, haksızlığa, hukuksuzluğa maruz kalmış tüm eğitim emekçilerinin yanında olmaya devam edeceğiz.

  • Yolumuz çağdaş uygarlık yoludur,
  • yolumuz Cumhuriyet yoludur ve
  • bu yoldan asla dönmeyiz.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

==========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ’in yukarıda aktardığımız raporuna bütünüyle katılıyoruz.

Rapor ilk ve orta eğitime odaklanmış.
Okul öncesi eğitim ve yükseköğretim kapsanmamış.
Bu alanlarda da sorunlar ilk ve orta eğitimden geri değil.
AKP iktidarının 17 yılı bulan tek başına iktidarında en çok darbe vurduğu alan kuşku yok ULUSAL EĞİTİM SİSTEMİDİR.
Ulusal eğitime 2 büyük darbe vurulmuştur :

1. Eğitimin laik – bilimsel kanadı kırılmıştır.
2. Eğitim büyük oranda özelleştirilerek
yandaşlara rant alanı açılırken, yoksul çocukları tarikat – cemaatlere çok yönlü malzeme yapılmıştır. Buna ne utanç verici ki, cinsel taciz de dahildir.

Sonuç ortadadır.. Halk kitlelerinin özellikle eğitimsiz – cahil bırakılarak vicdansız ve ahlaksız bir dinci sömürü ile iktidara oy deposu kılınması.. Ne var ki, izlenen sinsi politikaların yaşamda somut karşılıklarını halk kitleleri algılamaya başlamıştır. Nedensellik bağını yeterince kuramasa da sağduyusu ile bu hazin tablodan AKP iktidarını sorumlu tutmaktadır, tutacaktır.

İlk genel seçimde bu iktidarın son bulması için halka önderlik ederek yaşadıklarının nedenlerini anlatma çabası sürdürülmelidir. Sendikalar, dernekler ve özellikle siyasal partiler bu süreçte öncü olmak zorundadır.

MİLLET İTTİFAKI güçlendirilerek sürdürülmelidir. HDP’nin iktidar tarafından kriminalize edilmesine izin verilmemelidir. Bunun en etkin anahtarı HDP’nin elindedir; PKK ve uzantısı terör örgütleriyle tüm bağlarını kesin bir dille atmalı ve etnik temele dayanmayan demokratik siyaset güderek sahnede yer almalıdır. Ancak böylesi bir güçbirliği ile Cumhur İttifakı yenilebilir. Somut örneği 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ve özellikle 23 Haziran’da yinelenen İstanbul BŞBB seçiminde kanıtlanmıştır.

AKP’nin seçeneği, asla bu partiden kopan ve aynı zihniyet sahiplerinin günah çıkaran eski kadroları olamaz. Halkımız bu tuzağa düşmeyecektir.

EĞİTİM-İŞ Sendikamızın web sitesinde 10 Eylül 2019 günü yayınlanan rapor çok değerlidir :

  • MEB İSTATİSTİKLERİ AKP İKTİDARININ EĞİTİMDE YARATTIĞI YIKIMI ORTAYA KOYDU

Bu rapor okunmalı, paylaşılmalı, gereği yapılmalıdır. Tıklayınız

İmam Hatip Okullarındaki Artış Sürmektedir

4+4+4 düzenlemesiyle birlikte imam hatip ortaokullarının yeniden açılması ve birçok genel lisenin imam hatip lisesine dönüştürülmesiyle,

  • imam hatip okullarında inanılmaz bir artış yaşanmıştır.
  • MEB’in istatistiklerine göre Türkiye genelinde 2012-13 eğitim öğretim yılında 1099 olan imam hatip ortaokulu sayısı geçtiğimiz yıl 3286’ya bu yıl 3394’e; 708 olan imam hatip lisesi sayısı ise geçtiğimiz yıl 1605’e, bu yıl 1624’e çıktı.
  • İmam hatip lisesi öğrenci sayısı 605 869, imam hatip ortaokulu öğrenci sayısı ise 761 785 oldu. Geçen yıla göre ortaokul ve lise ile birlikte imam hatipli sayısı 1 350 611’den, 1 367 654’e yükseldi. Bu sayı, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 71 100’idi.
  • Yine imam hatip ortaokullarında görev yapan öğretmen sayısı 39 356’dan, 43 112’ye çıkmıştır. Derslik ve öğretmen ihtiyacının had safhaya ulaştığı ülkemizde imam hatiplerin öğretmen kadrosu bakımından avantajlı olması dikkat çekicidir. (Bkz. MEB İSTATİSTİKLERİ AKP İKTİDARININ EĞİTİMDE YARATTIĞI YIKIMI ORTAYA KOYDU)

Kurulacak ilk Ulusal İktidar eliyle Türkiye, restorasyon dönemine girecektir.

Sevgi ve saygı ile. 20 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
EĞİTİM-İŞ Üyesi
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

Prof. Öztrak: Ekonomimiz ağır hasta

Prof. Öztrak: Ekonomimiz ağır hasta

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak,
– “İşsiz sayısı son 7 aydır her ay 900 binin üzerinde artıyor. İşsizlik milletin canını gerçekten çok yakıyor.” dedi.
[Haber görseli]
Öztrak, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısına, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan Tarık Akan‘ı ölümünün 3. yılında anarak başladı. Bu sabah haziran ayı işsizlik rakamlarının açıklandığını anımsatan Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü :
“Ekonomi sağlıklı mı, yurttaşlarımız mutlu mu, milletimizin karnı tok, sırtı pek mi bunu en iyi işsizlik rakamlarından anlarız. Eğer bir ülkede milletin işi varsa, gençler üniversiteden mezun olduğunda hemen iş bulabiliyorlarsa o ülkede işler yolundadır, ekonomide çarklar dönüyordur ama bugün açıklanan işsizlik rakamları bir kez daha şunu gösterdi; ekonomimiz ağır hastadır. İşsizlik haziranda % 13’e yükselmiş. Geçen yıldan bu yana artış 3 puan olmuş.
– İşsiz sayısı 938 bin kişi artmış, 4 milyon 253 bine çıkmış.
– Gerçek işsiz sayımız ise son bir yılda 1 milyon 120 bin kişi artarak 7 milyon 724 bine ulaşmış.”
Son bir yılda çalışma çağındaki nüfusun 800 bin kişi artmasına karşın bunlardan salt  137 bininin iş gücüne katıldığına dikkati çeken Öztrak, bugüne dek böyle düşük düzeyde iş gücüne katılım olmadığını söyledi.
Öztrak, TÜİK‘in açıkladığı rakamları eleştirerek, “Anlaşılan TÜİK’in başında oturan damadın arkadaşı yine kalemi eline almış kimi düzeltmeler yapmış. Verilerle oynayarak gerçekleri gizleyemezsiniz. Artık mızrak çuvala sığmıyor.
İnsanlar işsizlikten inim inim inliyor. İşsizlik milletin canını gerçekten çok yakıyor.” ifadesini kullandı.
“GENÇ İŞSİZLİK ARTIYOR”
Bütün düzeltmelere karşın genç işsizliğinin son bir yılda 5,4 puan arttığının altını çizen Öztrak, iş arayan her 4 gençten birinin iş bulamadığına değindi.

Son bir yılda işini yitiren vatandaşların sayısının 802 bin kişi olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Çalışanların sayısındaki azalma 8 aydır sürüyor. Bu denli yapışkan bir işsizliği ekonominin %4,7 daraldığı 2009 krizinde bile görmedik.” diye konuştu.

Öztrak, 802 bin kişi işini kaybetmesine karşın, İşsizlik Sigortasından yararlananların sayısının 657 binde kaldığını belirterek, İşsizlik Fonu‘nun başka amaçlar için kullanıldığını ileri sürdü.

“Hatırlayın, bu ülkede bir yazar kasa atıldı diye iktidar düşmüştü ama bugün insanlar Ankara’nın göbeğinde kendini yakıyor.” ifadesini kullanan Faik Öztrak, “borçlarını ödeyemediği gerekçesiyle kendini yakan” emekli Recep Peker’in fotoğrafını gösterdi.

“Bu vatandaşımızın gözlerindeki çaresizliğe sarayın bakmasını istiyorum. Aslında bu fotoğraf 17 yıl sonunda bu iktidarın bu ülkeyi nereye getirdiğini açık seçik gösteriyor.” değerlendirmesini yapan Öztrak, borcun milletin kemiğine dayandığını söyledi.

“ÜLKE YÖNETİLMİYOR”

Protestoya düşen senet tutarının, karşılıksız çeklerin, bankaların tahsil edemediği borçların arttığını, milletin yuvasının yıkıldığını anlatan Öztrak, şöyle konuştu:

“Milletin sesini ne saray sosyetesi ne de havuz medyası işitiyor. Onların işi tıkırında. Kanatlı, kanatsız, tekerlekli, tekerleksiz, yüzen, yüzmeyen her cins sarayları var, oralarda oturup milleti unuttular. Daha yeni Almanya’dan her biri 20 milyon liralık 4 tane lüks araç almışlar. Niye almışlar? ‘Millet bu kadar sıkıntı içinde niye tasarruf yapmıyorsunuz?’ dediğinizde yanıt hazır, ‘Sarayın itibarından tasarruf olmaz.’ Biz, boşuna söylemiyoruz, ülke yönetilmiyor, ülke savruluyor. Bunlar israfın, debdebenin, şatafatın doruklarında gezerken milletten iyice koptular.”

Faik Öztrak, esnafın, çiftçinin perişan olduğunu, ayçiçeği üreticisinin malını nereye satacağını bilemediğini belirterek, elektrikten doğalgaza, sigaradan çaya zam yağmuru altında milletin sırılsıklam olduğunu dile getirdi.

İktidarın, “yandaş borçlarını” yapılandırmaya öncelik verdiğini, çiftçinin, esnafın, memurun, işçinin, sanayicinin derdine çare aramadığın söyleyen Öztrak, “Damat bir yandan gidiyor yabancı haber ajanslarına ‘Türkiye’nin güçlü mali tabloları güven veriyor‘ diye dil döküyor, öbür yandan kendine bağlı Borçlanma Genel Müdürlüğü kuruyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi adama? Mali dengeler bu denli güçlüyse, Borçlanma Genel Müdürlüğü’ne neden ihtiyaç duydunuz?” dedi.

“HER GÜN 77 MİLYON DOLAR FAİZ ÖDENDİ”

AKP iktidarlarında, Türkiye’nin dış borcunun 3,5 kat artarak 453 milyar dolara yükseldiğini, iç borcunun ise 700 milyar lirayı aştığını savunan Öztrak, “Milletin kesesinden tek kuruş çıkmayacak deyip yaptıkları kamu özel iş birliği projeleri bugün tam bir kara delik olmuş. Milletin yatmadığı hastane, geçmediği köprü ve yollar için dolar ve avro ile milyarlık garantiler vermişler.” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, 50 milyon $ için Türkiye’nin en stratejik fabrikalarından Tank Palet Fabrikası’nın Katar’a satılmak istendiğini belirterek, “Dün Genel Başkanımız, ‘Tank Palet Fabrikası’nın Katar ordusuna peş keş çekilmesine zemin hazırlayan 1105 sayılı karar neden Resmi Gazete’de yayımlanmadı?’ diye sordu. Saraydan ‘çıt’ yok. Madem saraydan ‘çıt’ yok, milletimizin stratejik savunma sanayini Katar ordusuna peş keş çeken bu kararnameyi açıklamak sarayın ortağı Sayın (Devlet) Bahçeli’ye düşer.” diye konuştu.

Bu yıl ilk 7 ayda bütçeden yapılan faiz ödemesinin yaklaşık 11 milyar dolar olduğuna işaret eden Öztrak,

  • 2003’ün ilk günlerinden 31 Temmuz 2019’a kadar bütçeden faiz için ödenen tutarın 467 milyar dolar olduğunu anlattı.
  • CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, AKP’nin iktidarda olduğu 16,5 yılda her gün faize 77 milyon dolar ödendiğini söyledi.

“AKILLARA DURGUNLUK VEREN LAFLAR”

Harcamalar artarken, bütçenin zamlarla ve 1 kezlik gelirlerle toparlanmaya çalışıldığına değinen Öztrak, bunun sürdürülebilir bir durum olmadığının altını çizdi.

  • “Ekonomi tel tel dökülüyor ama saray aspirinle, milletin kefen parasına el koyarak, TÜİK Başkanına verileri makyajlatarak, bir de gündem değiştirerek durumu idare etmeye çalışıyor.” diyen Öztrak, iktidarın, milletin boşalan tenceresini, cüzdanını biran önce doldurması gerektiğini söyledi.

Öztrak, açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ‘Halkımız, bize Erdoğan ile olun diye oy verdi. Erdoğansız Bülent Turan, Çanakkale’de bir hiçtir. Erdoğan ile yürürsek kıymetimiz var.’ dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Öztrak, şu yanıtı verdi:

“Şaşkınlık içindeyim. Bunu söyleyen Meclis Grup Başkanvekili. Kuvvetler ayrılığı, şu, bu bir sürü laflar söylemişlerdi. Bu iş artık Osmanlı dönemindeki biat siyasetini geçti, Hitler dönemi siyasetini de geçti, bugün gördüğümüz Putin’in dönemindeki siyaseti de geçti, bu açıkçası Kuzey Kore siyasetinin aynısı. Kuzey Kore’de yöneticiler, milletvekillerinin Kuzey Kore diktatörüne nasıl yapmadıkları kalmıyorsa, bu laflar Türkiye’de de işin o noktalara doğru gittiğini gösteriyor. Bunların hiçbiri doğru değildir. Bu laflar son derece tehlikeli ve akıllara durgunluk veren laflardır. Siz, millet yoksa hiçsiniz, o veya bu kişi değil. Tek bir sorumluluğunuz var, millete hesap vermek.”

“HER ŞEYDEN BİR ŞEY ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORLAR”

“AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, ‘Biz, FETÖ‘cü olan 15-20 milletvekilini partiden gönderdik.’ diyor. Bu milletvekilleriyle ilgili bir şey yapılmış mı, soruşturma var mı? Değerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine Öztrak, şunları söyledi:

“Bir, FETÖ’cü milletvekilleri hakkında ne yaptınız? İki, o FETÖ’cü milletvekillerini, milletvekili olmak için atayanlara ne yaptınız? Yazıktır, günahtır. Bu memlekette cebinde dolarları olan, zengin olan FETÖ’cüler protokollerde geziyor. Eski milletvekiliysen hakkında hiçbir şey yapılmıyor ama mahkemelerde beraat etmiş, suçsuzluğunu kanıtlamış insanlar hala daha devlete geri dönemiyorlar.” (AS : AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi ses ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI)

“İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “anahtar partiyiz” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Akşener’in bu çıkışı bir rota değişikliği mi?” sorusuna Öztrak, “Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Akşener’in oluşturduğu Millet İttifakı geçtiğimiz yerel yönetimler seçimlerinde çok büyük başarı elde etmiş ve Türkiye’nin otoriter bir rejime doğru kayışını durdurmuşlardır. Ciddi bir demokrasi mücadelesi verilmiştir. Bunun dışında ben, Sayın Genel Başkan hakkında yorumda bulunma konusunda kendimi yetkili görmüyorum.” karşılığını verdi.

“Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ‘Biz tatile çıkmadık, çalıştık’ şeklinde ilçesinde afişler astırdı. Bu mesajın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik olduğu iddia edildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu Öztrak, “Türkiye’de havuz medyasına dönüp baktığınız zaman öküzün altında buzağı arama konusunda son derece mahirler. Dolayısıyla her şeyden bir şey çıkarmaya çalışıyorlar. İki belediye başkanımız da ihlas ile çalışıyorlar, gerekenler yapıyorlar.” biçiminde yanıtladı.

“CHP’den ihraç edilen eski Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka‘nın Parti Meclisi (PM) toplantısında affedilmesinin” sorulduğu Öztrak, bu konuda herhangi bir tartışmanın yaşanmadığını, PM’nin gizli oylamayla takdirini ortaya koyduğunu sözlerine ekledi.