Pek çok ülkenin yatırım yaptığı genetik aşılar ve Türkiye’nin yatırım yaptığı inaktif aşı

Esin Şenol

T24 Haftalık Yazarı

20 Aralık 2020

Esin Şenol

Pek çok ülkenin yatırım yaptığı genetik aşılar ve Türkiye’nin yatırım yaptığı inaktif aşı

Bir ülkenin aşılama stratejisi olarak irdelendiğinde, tek bir pandemi aşısı olarak toplumu sürüklendiği katastrofiden kısa sürede çıkarmaya yetmeyecektir

Çok ıssız bir yeni yıl arifesindeyim ve ıssızlık en derin ihtiyacım.. Aslında, zamanın zor bir “an”ında olmak daha baş edilebilir çünkü her zorluk gibi içinde bir “güç “ve pek çok öğreti barındırır.

Baş edilemez olan, içinde yaşadığım coğrafyanın çaresizliği ile savrulan kalabalıklar ve ufukta görünen kıyıya, nasıl savrulacağımızı kestirememem. En iyi bildiğim ve güvendiğim akıl ve bilimin bizi, bazı coğrafyaları bu kaostan çıkarmaya yeteceğine inancımı kaybetmiş olmakla baş etmeye çalışıyorum.

Bir kurtarıcı olmasını umduğum “aşı”nın dünyada bir yerde gözle görülür, elle tutulur varlığına rağmen bizim memleketin ufkunda bir görünüp bir kaybolması, artık en az umutlanmaya çalışmaktan başka bir program seçemeyen yorgun zihnimi dibe çekiyor adeta.

Geçen yıl neredeyse bu vakitler, nereye evrileceğini, kıta aşarsa nasıl biteceğini öngöremediğimiz bir afetin sinyallerini taramaya ve ayıklamaya çalışıyorduk. O taramalar sırasında gözüme kestirdiğim tek bir haberin kıyısına tutundum ki, o da şuydu : Salgın potansiyeli taşıyan hastalık etkeni virüsün “genomu” yani kimlik kartı, on günde ortaya konmuş ve aşı çalışmaları için ortak platforma eklenmiş yani dünya ile paylaşılmıştı.

Aslında bu, DNA ve moleküler teknolojiler konusunda bilimin geldiği noktayı gösteriyordu. Daha önce 1983 yılında izole edilen HIV (AIDS hastalık etkeni) genomunun tümüyle sekanslanabilmesi (dizilenmesi) ise ancak 2009 yılında gerçekleşebilmişti.

Bu hızlı buluşun anlamını ortaya koyan ise pandeminin 11. ayında kavuştuğumuz bir aşı ve ipi ilk kez göğüslemesini sevinçle karşıladığımız bir teknoloji oldu. Bu ilk önemli ve hızlı hamlenin, bir satranç oyuncusu gibi sakin, akıllı ve sabırlı dediğim virüs ile başa çıkabilmekteki önemli hamlelerin ilki olduğunu biliyordum.

Olup bitene bu noktadan bakarken, kendimi en az yanılmaya programlayarak, temkinli bir umutla, aşıların bolca şansa ihtiyacı vardır cümlesini ise sıkça tekrarlıyordum.

Bu cümleyi söylerken ise aksi halde ne olabileceği konusundaki ön görülerimi ne aklıma ne de dile getirmemeye çalışıyordum. Şimdi bilmediklerini yüksek sesle paylaşmakta sakınca görmeyenler ise, yüksek olasılık çağın buluşu olarak adlandırılacak ve ödüller alacak bir buluşla, yanlış bir strateji ya da stratejisizlikle yatırım yaptığımız tek aşıyı, yeni aşılar aleyhine yarıştırıp “çocukluğumun bilinen aşısı” nostaljisi ile sorgusuz sualsiz taraftarlık yapıyorlar.

Genetik aşılar olarak sınıflandırılan aşıların çalışıldığı teknolojiler ise zannedildiğinden çok daha uzun bir maziye sahip. Burada Katalin Kariko’dan, pandeminin ilk onaylanan ve beklenenden çok daha yüksek bir başarı ortaya koyan aşısının gerisindeki kırk yıllık çalışma ve inancından söz edelim.

Katalin, Macar asıllı bir bilim insanı ve 1978’den beri mRNA teknolojisi çalışıyor. Bu teknoloji ile insan hücrelerini, istenen proteinleri kodlar hala getirebiliyorsunuz. Ama bu çalışmaların erken dönemlerinde, inflamasyon (iltihabi reaksiyon) olarak tanımlanan istenmeyen bir yan etki ortaya çıkıyor.

İnancını kaybetmeyen Katalin için o “büyük an” ise 2004 yılında geliyor. Bu molekülde yaptığı bir değişiklik ile istenmeyen bu tepkinin önlenebildiğini saptıyor. Buluşunu 2005 yılında yayınlanıyor ve bu buluş bugün pandemiyi bitireceğini düşündüğümüz, yüksek etkili, güvenli ve üretim kapasitesi yüksek iki mRNA aşısının yolunu açmış oluyor.

Pandemi, tarihin perspektifinden, dertlere çare olan hangi buluşlara yol açtı dendiğinde, neredeyse tüm sürecine tanıklık ettiğimiz bu buluşu bir kenara not almanızı öneririm. Doğal olarak, dev küresel şirketler ve pek çok ülke yatırımını bu aşılara yaptı. Çünkü bu teknolojideki aşıların üretilebilme kapasitelerinin yüksek olma potansiyeli ve yüksek etkililik ve güvenlik ile iyi bir yatırım olacaklarını öngörmek, bilim ve teknolojiyi özellikle aşı gelişmelerini bilenler için hiç de zor değildi.

Nihayet, uluslararası düzenleyici üç kuruluştan biri olan FDA tarafından tüm dünyaya açık canlı yayınlanan bir oturum sonrasında 11 Aralık 2020 tarihinde, pandemiyi bitirme sözü veren bu aşı “pandemiyi bitirecek aşı” olarak onaylandı.

ABD, Yale Üniversitesi İmmünoloji Bölümünden Prof. Akiko Iwasaki, bu onayı, aşı FDA tarafından “yıldızlı A” ile onaylandı olarak yorumladı. (AS: 17/4 gibi oyçokluğu ile..)

Pandemiden iyi bir sonuç çıktıysa, ilk kez ve bir aşı ile ipi göğüsleyen bu teknolojinin pek çok hastalık tedavisi için yeni gelişmelerin yolunu açmış olduğudur. Tabii kaçınılmaz olarak, bizi “çip”liyorlar sesleri de eş zamanlı olarak yükselmeye başladı. Kaçınılmaz çünkü, yenilikten, bilinmeyenden ve kendi makus talihlerini yenebilmekten korktukları kadar hiçbir şeyden korkmayan insan türünün tüm korkularını metaforik olarak tetikliyor.

  • Ne bizim hücrelerimiz ne de koronavirüsler, mRNA’dan DNA yapabilen enzimlere sahip değil. Yani aşı ile verilen mRNA’nın, DNA’mıza entegre olabilmesi mümkün değil.

Sentetik olarak üretilmiş bu mRNA, hücrenin çekirdek ile hücre zarı arasında kalan sitoplazmasında, virüsün, yalnızca bizim bağışıklık sistemimizi harekete geçiren proteinini kodladıktan kısa bir süre sonra kendini imha ediyor aslında.

Çocukluk aşımız nostaljisine konu olan, Türkiye’nin yatırım yaptığı tek aşı olduğu anlaşılan bir inaktif (ölü virüs) aşı olan Sinovac ise, henüz Faz 3 dediğimiz ve aşının uluslararası ve ulusal onay süreçlerine başvurma koşulu olan verilerini açıklamadı ve paylaşmadı. Önümüzdeki haftalarda açıklanacağı duyumu var.

Bugüne dek kullanmış olduğumuz ve hala grip, çocuk felci ya da hepatit A, kuduz gibi hastalıklar için kullandığımız inaktif aşılar, virüsün hücre kültürlerinde birçok kez pasajlanarak önce zayıflatılıp sonra kimyasal işlemler ile inaktif edilmesi ile elde edilen ölü aşılardır. Teorik olarak hastalık yapabilme ve ciddi yan etkilere yol açabilme riski yoktur ancak oluşturdukları bağışıklık kısa süreli ve nispeten zayıf olup tekrarlayan aşı uygulamaları gerekebilir.

Kabakulak için dört yıl gibi kısa bir sürede geliştirilen bir inaktif aşının, bir süre kullanıldıktan sonra yeterince bağışıklık oluşturmadığı gerekçesiyle, tekrar “canlı zayıflatılmış” bir aşı ile değiştirildiğini de, Faz 3 dediğimiz “gerçek etkililik” ve Faz 4 olarak tanımlanan onay sonrası etkinlik izlem süreçlerinin önemini vurgulamak için ekleyelim.

İnaktif aşı üretim süreçleri, benim yaptığım benzetme ile elle dikiş dikmek gibidir yani zahmetli, maliyetli ve yavaş bir üretim sürecidir. Çok uzun süredir kullanılmakta olmaları nedeniyle pek çok farklı senaryoda (gebelik, kanser ) yapılacak yeni çalışmalar için zaman kaybedilmeden kullanılabilir olmaları iyi yanlarıdır.

Bu aşı, Faz 3 sonuçları paylaşıldığında, hastalık önleyici etkisi, düzenleyici kuruluşlarca belirlenenen %50’den fazla ve en az 3 bin denek için kayıt edilmiş verileri ile güvenli olmak koşulu ile bireyleri hastalığın olumsuz sonuçlarından koruyacaktır. Bu nedenle verilerini gördüğümüz ve yeterli bulduğumuzda yaptırmanızı kuvvetle önereceğiz. Ancak, bir ülkenin aşılama stratejisi olarak irdelendiğinde, tek bir pandemi aşısı olarak toplumu sürüklendiği katastrofiden kısa sürede çıkarmaya yetmeyecektir.

Zaten hiçbir ülkenin tek bir aşı ile ve bu kadar kısıtlı doz ile kalmadığı da anlaşılmaktadır.

DSÖ’nün yayınladığı bir bildirgede altını çizdiği şu konu da çok önemlidir: Ulusların yönetemedikleri pandemi telaşı ile zaten aşı güvenilirlik ve etkiliklerinden ödün vermeden, azami kısaltılmış süreçleri de devre dışı bırakarak oldu bittiye getirmeleri, en güçlü aşıyı bile uluslararası kullanımda devre dışı bırakacaktır. Bu da dünyanın ihtiyaç duyduğu, etkili aşılardan birinden mahrum kalması anlamına gelmektedir.

Dün sosyal medyada gördüğüm, ABD’de aşı için kolunu uzatan bir yoğun bakım uzmanı; “Aşıya sevinemiyorum, dün doğum yaptıktan 3 gün sonra ölen 33 yaşındaki hasta gözümün önümde” notunu paylaştı. Ve gene orada çocuk yoğun bakım uzmanı olan arkadaşımın aşı yaptırırken çekilmiş fotoğrafına eklediği şu not, boğazımı yaktı :

  • “Bu bir başarı değil, artık çok geç, yüz binler gitti.”

Aşı bizi mi, süreci böyle yöneterek yüz binlerce ölüme yol açanları mu kurtaracak bilemiyorum?

Ama aşı ABD, İsveç gibi, bizim gibi salgını kontrolsüz bırakan ülkelerde, bu bulaşma hızı ve çaresizlikte, bir müjde olmayacak. Belki, şimdilik teselliye benzeyen bir müjde gibi.

Ekonomi mi, kısıtlama mı diyenlere hep sorduğum soru şuydu:

  • “Kaç kişinin ve kimlerin ölmesine razısınız?”

Almanya’nın bilim insanı yöneticisi Angela Merkel, Noel öncesi istenmeyen kısıtlamalar, özellikle okulların kapatılması kararını göz yaşları içinde açıklarken; “Bu ölümlere razı olamam” dedi.

Hepiniz için ıssız bir yeni yıl olmasını diliyorum, dileyebileceğim en güvenli şey şimdilik bu.

Varoluş mücadelesini, ‘kazanıldığında kaybedilen’ bir savaş olmaktan çıkarmaya mecburuz.”
-Çetin Balanüye, Naturans


Yararlandığım kaynaklar

Türker Ertürk : PARADİGMA


PARADİGMA

portresi_papyonlu

Türker ERTÜRK

E. Amiral

 

5 Temmuz 2013 tarihli “ Darısı başımıza “ başlıklı yazım nedeniyle din motifli ama İslam’ın ilahi mesajından zerre kadar nasibini almamış yandaş ve tetikçi medya,
beni darbe duasına çıkmakla suçlamış.

Yabancı kökenli bir kelime olan paradigmayı sözlükler değerler ve anlayışlar dizisi olarak açıklıyor. Daha basit bir ifade ile paradigma, insanların, grupların ve milletlerin olaylara ve konulara bakış açısıdır denebilir.

Beni darbe duasına çıkmakla suçlayanların hangi paradigma ile Mursi’nin devrilmesi olayına baktıklarını bilmiyorum ama benim bakış açımın arkasını dolduran değerler manzumesinin içinde aydınlanma, akıl ve bilim, insan hak ve özgürlükleri ve demokrasi var.

Evet, Mursi’nin devrilmesine alkış tuttum çünkü kendisi ve içinden geldiği
Müslüman Kardeşler demokrat değildi. Onlar demokrasiyi kendilerini istedikleri
durağa kadar götürebilecek bir araç olarak görmekteydiler. Ve terörle içli dışlıydılar.

Mursi, 59 milyon seçmenin bulunduğu Mısır’da ilk turda toplam seçmenin onda birinin ve katılanların ise dörtte birinin oyunu aldı. İkici turda ise toplam seçmenin dörtte birinin, katılanların yarısının oyunu alarak seçildi. Sandık sandık dedikleri budur.
Ayrıca demokrasi sandıktan ibaret değildir. Seçimler öncesinde dinsel istismar yapıldığı, para ve avanta dağıtıldığı herkesin malumudur.

CIA ile iç içe çalıştılar

Başkalarını emperyalizmle işbirlikçilik yapmakla suçlayacak en son örgüttür Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler. İngiliz istihbaratı ile ilişkileri 1940’lara, CIA ile ilişkileri de 1950’li yıllara kadar uzanır. Müslüman Kardeşler 1954-1970 arasında Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır’ı devirmek için CIA ile iç içe çalıştılar. Mursi iktidara gelince emperyalizmin ve İsrail’in çıkarlarını tehdit edecek ne yaptı merak konusudur!
Bir yıl önce iktidara gelirken de arkalarında ABD desteği vardı!

Ya iktidar iken ne yaptı? Mısır’ı tamamen ele geçirmeye çalıştı ve yandaşlarını
kilit noktalara yerleştirdi. Devleti İslamileştirdi, muhalefetin sesini hiç dikkate almadı ve toplumu kamplaştırdıMısır’ın % 10’nu oluşturan Hıristiyanları görmezlikten geldi onlardan bir tane bakan bile atamadı.

  • Ama kızların 9 yaşında evlenmelerinin ve ölen eşle cinsel ilişkiye girebilmenin önünü çıkardığı yasalarla açtı.

Yeni bir anayasa yapıldı, alelacele referanduma gidildi ve onaylatıldı.
Bu Anayasa’da devletin dini İslam ve yasamanın temel kaynağı İslam hukuku dendi.

  • Laiklik yoksa demokrasi yoktur

Öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki, laikliğin olmadığı bir yerde demokrasiden bahsetmek kesinlikle imkansızdır. Laiklik ise bireyi, toplumu ve devleti dinin vesayetine karşı korur. Burada hedef alınan ve sorun olarak görünen din değildir. Dini arkasına alarak birey, toplum ve devlet üzerinde tahakküm kurmak isteyenlerdir. Dünyanın
en kötü, en vahşi ve en merhametsiz diktatörlükleri ve faşizmi dini, dolayısıyla Allah’ı arkasına alanlar tarafından kurulmuştur. Dünya tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur.

Bu sözlerimin üzerine bazı okurlarımdan şöyle bir itiraz gelebilir : Örneğin İngiltere ve İsveç gibi ülkeler resmi olarak laik değildir ama pekala dünyanın en iyi demokrasilerini işletebilmektedirler. Bu doğrudur çünkü bu ülkelerde geniş kitleler aydınlanma konusunda kat ettikleri mesafe nedeniyle din artık vesayet için bir enstrüman olabilme özelliğini kaybetmiştir. Fakat ağırlıklı nüfusu Müslüman olan ülkelerin bu lüksü yoktur.

  • Laiklik ilkesinin anayasalarında yer alması ve titizlikle uygulanması gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar bu nedenle laiklik konusuna titizlik göstermişlerdir.

Demokrasinin olmaz ise olmazını uygulamayan veya aşındıran bir iktidar
demokrat olamaz, amacı kötüdür ve demokrasi söylemleri asla inandırıcı değildir.

İşte ben bu bakış açım nedeniyle Mursi’nin Mısır’da 25 milyon insanın aktif olarak katıldığı bir halk hareketi ile yıkılmasına alkış tuttum. Darısı başımıza dedim,
çünkü Erdoğan ve AKP iktidarının da beş aşağı beş yukarı aynı kafada olduklarını bildiğimden ve uygulamalarını bugüne kadar yakından gözlemlediğimden.
Erdoğan’ın Mursi’ye bütün dünyaya rağmen niçin hala sahip çıktığını
sanırım şimdi daha iyi anlaşılır. Gerçekte Erdoğan kendine sahip çıkıyor.

  • Esas darbe Mısır’da değil Türkiye’de!
  • Esas darbe Mısır’da değil Türkiye’de 11 yıllık AKP icraatıyla Cumhuriyetimize karşı yapılmaktadır.

Dünyanın neresine, hangi ülkesine giderseniz gidiniz, bir iktidar sandıktan çıktım diye
o ülkenin kurucu ideolojisini değiştirmeye kalkması darbedir. Bu ABD’de, Fransa’da, İtalya’da ve Avusturya’da da böyledir. Fransa’da hiçbir iktidar 1789 Fransız Devrimi öncesine özenemez. Avusturya’da hiçbir iktidar geçmişte onlara şanlı bir tarih yaşatan Habsburg hanedanı seviciliğine soyunamaz.

  • Demokrasi kendini korumak zorundadır.

“ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir “ sözü, egemenliğin kaynağının
Tanrısal olmadığının, millete ait olduğunun veciz ifadesidir.
Yoksa sandıktan çıkarsan her istediğini yapabilirsin anlamına gelmez.

Davutoğlu Mursi’nin devrilmesine darbe demeyenlere ve Mısır’da yeni yönetimin
keyfi tutuklamalarına kızmış. İnsanda biraz utanma duygusu olması ve aynada kendine bakması lazım. Gerçekten keyfi tutuklama, hukuksuzluk, adaletsizlik ve darbe arıyorsa lütfen ülkemize baksın.

Saygılar sunarım. (16.7.13)

KURTLAR SOFRASI.. / Dinner Table of Wolves


Dostlar
;

26 Haziran 2012’de sitemize koyduğumuz “KURTLAR SOFRASI” adlı
85 sayfalık kapsamlı çalışmayı bir kez daha gündeminize getirmek istiyoruz.

Bu emekli çalışma, Küresel Elit‘in içyüzünü, anatomisini (yapısını),
fizyolojisini (işleyişini) sergilemekte.

Bu dosyadaki temel bilgileri edinmeden Dünya’yı ve Türkiye’yi anlamanın
çok zor olacağını düşünüyoruz.

Hoşgörünüzle, daha çok ve / veya 1 kez daha gözden geçirilmesi dileğiyle

KURTLAR_SOFRASI_03.10.02

İ ç i n d e k i l e r ……

           İlkel’den İNSAN’a Varış                                                                                          

Taş Devri Yaşamı                                                                                                   

            Mezolitik Dönemi yaşamı

Yeleşik Düzen Neolitik Çağ

            Elle Yapılan Tarım Dönemi

            Neolitiğin Üç Kurumu: Din-Aile-Devlet

            Makineleşme Dönemi

            Sanayi Devrimi

            Makineli Tarım

            Tarımın Ticarileşmesi

            Genetik, Yeni Bir Sömürü Alanıdır                                                                        7

            Sömürge Peşine Düşüş

            Küreselleşme (Köleleştirme, Uluslararası Sömürü)

            Küreselleşme Adı Altında Kurulmak İstenen: “Tek Dünya Devleti”

            Sömürücü ABD Değil, ABD’ye de Hakim Olan ELİT

ABD’nin Merkez Bankası Yoktur

ABD’nin, Merkez Bankası Görevini Gören Federal Rezerv

Paraya ve Petrole Sahip Elit Kimdir?

Siyon Liderleri Protokolleri (Planlarını anlattıkları kitap)

Elit’in Uluslararası Örgütleri: CFR, IMF, DB, DTÖ, BM, Bilderberg,
Trilateral, AB Elit’in Uluslararası Şirketleri

Elit’in Korkusu Ulus-Devletlerdir

Kazanan Hep Elit’tir                                                                                                8

Yazı, Dil, Tarih ve Uygarlıklarıyla; Evrensel Uygarlıkların Kökenini
Oluşturan Ön Türkler /ON OKLAR

Tüm Ülkelerin İlgi Odağı Türkiye

Atatürk Bu Ülkeyi Bağımsızlıktan Ödün verilsin, Köleleştirilsin Diye Kurmadı

Elit’in Parayla Para Kazanması

Zenginler Daha Zengin, Fakirler Daha Fakir Oldular

Tarihte Bir Gezi                                                                                                       9

AYRI Adlar Altında Tanınan Örgütler, Aynı Yere, Elit’e Bağlıdır.

Getirileri Aynı Havuza Akar

Elit, Dünya Eliti’dir

ABD Yazılı Yerleri Elit Olarak Anlamak Gerek

İşte Kurtlar Sofrası

Siyon Tarikatı (1090)

Tapınak Tarikatı (Tampliye Şövalyeleri, 1118)                                                     10

Vatikan                                                                                                                     11

OPUS-DEI

Malta Şövalyeleri                                                                                                    12

Dömenikenler Tarikatı

Fransiskan Tarikatı

Cizvitler Tarikatı

Masonluk (1723)                                                                                                      13

Operatif Masonluk

Spekülatif Masonluk

Masonluğa Giriş Töreni                                                                                         14

Türkiye’de Masonluk

İlluminati (1776)                                                                                                      15

Bohemian Klübü (1830)                                                                                          16

Kurukafa ve Kemikler Tarikatı (1833)

B’nai Brith (1843)

Yuvarlak Masa Örgütü (1877)                                                                                17

Wilson İlkeleri (1912)                                                                                              18

Federal Rezerv (ABD’nin Elit’e ait Merkez Bankası, 1913)         

1 Doların Şifresi: Her Yol Elit’e Çıkyor                                                                  19

Dış İlişkiler Konseyi (CFR, 1921)                                                                          21

Birleşmiş Milletler (1945)                                                                                       22

Uluslararası Para Fonu (IMF, 1945)                                                                     23

Filipinle Hükümetinin İsyanı

Niyet Mektupları (Diyet Mektupları)                                                                       24

Ülkeler Nasıl Köleleştiriliyor?

Nasıl Kurtulacağız?

Özel Çekme Hakları (SDR)                                                                                    

Dünya Bankası (DB, 1945)                                                                                     25

GATT (Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması, 1947)

Truman Doktrini (1947)                                                                                          26

Marshall Planı (1948)

Batı Avrupa Birliği (BAB, 1948)

NATO (Kuzey Atlantik Anlaşması, 1949)                                                              27

NATO ve Götürüleri

Bilderberg (1954)                                                                                                    28

Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET, 1957) sonra AT, sonra Avrupa Birliği          29

Eisenhower Doktrini (1957)                                                                                   30

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD, 1960)

Trilateral Komisyon (Üçlü Komisyon, 1973)

Çok Taraflı Garanti Yatırım Kuruluşu (MİGA, 1985)                                            31

Yıldız savaşları (SDI: Stratejik Savunma Girişimi)

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK, 1990)                                        32

Avrupa Birliği (AB, 1992)

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA, 1992)                               33

GATT, sonra Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ/WTO, 1994)

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS, 1994) 

Avrupa Enerji Şart (1985)                                                                                       34

Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (MAI)

Uluslararası Şirketler                                                                                              35

1919-2002 Arası Türkiye ve Türkiye’ye Dayatılan Anlaşmaların İçyüzü            36

Bir İncelemede “Özünü” Kavramak Önemlidir

İç ve Dış Politikayı Etkileyen Ögeler

Tarih ON OKLAR’da / Türkler’de Başlar

Evrensel Uygarlıkların Kökeni On Oklar / Türkler

Atatürk, Türk Ulusunun Kimliğini, Kökenini Bulması İçin Çok Çalışmıştır

Eksik ve Yanlış Resmi Tarih Değişmelidir

Türkler Dünya Tarihindeki Yerini Almalıdır

Türkiye’nin 1919-1923 Dönemi                                                                              37

Satılmış, Paylaşılmış, Yıkık Bir Ülke

“Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm”

Yeni Bir Toplum, Yeni Devlet ve Sürekli Devrimler

1919-1923 Arası Önemli Olaylar

İngiltere’nin Kürt Politikası

Chester Projesi (1923)                                                                                            38

Türkiye’nin 1923-1939 Dönemi ve Önemli Olaylar                                              39

Montrö Sözleşmesi (1936)                                                                                    

Sadabat Paktı (1937)

Hatay’ın Alınışı (1938)

Türkiye’nin 1939-1945 Dönemi                                                                              40

Atatürk’ün Yolundan Sapış Dönemi                                                                     40

Atatürk’ün Öngörüsü                                                                                            

2. Dünya Savaşı (1939-1945)

Yalta ve Postdam Konferansı (1945)

Ticari İmtiyaz Anlaşması (1939)                                                                            41

Üçlü İttifak (1939)

Türkiye’nin 1945-1960 Dönemi

Atatürk’ün Yolundan Sapış ve Hovardalık Sürüyor

İrticanın Kuramcısı ABD (1945)                                                                             42

Milletler Cemiyeti Görevini Birleşmiş Milletler’e Devrediyor (1945)                 

Bretton Woods Örgütleri: IMF, DB, GATT, DTÖ vb)

Yardım ve Yardım Anlaşmalarının Aslı, Ağır Şartlı Dayatmalardır

Türkiye-ABD Karşılıklı Yardım Anlaşması (23 Şubat 1945)                                43

10 Milyar Dolarlık Kredi Anlaşması (27 Şubat 1946)

Türkiye ABD Arasındaki Ek Anlaşma (6 Aralık 1947)                                          44

Truman Doktrini (12 Mart 1947)

Amerika, Askeri Yardımları Niçin Yapıyormuş?

Askeri Yardım Anlaşması (12 Temmuz 1947)

Marshall Planı (2 Nisan 1948)                                                                                45

Max Thornburg Raporu ve İstekleri (1947)

Marshall Planının Olumsuz Etkileri

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO, 4 Nisan 1949)                                     46

Türkiye’nin NATO’ya Alınma Nedeni

Yardımların Veriliş Nedenleri

Türkiye-ABD Eğitim Komisyonu Anlaşması (27 Aralık 1949)                             47

Albay Haydar Tunçkanat’ın Söyledikleri

Türkiye-İsrail Ticaret ve Ödemeler Anlaşması (4 Temmuz 1950)                      48

Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu (18 Ocak 1954)

Petrol Yasası (7 Mart 1954)                                                                                   49

Ortaklık Güvenlik Anlaşması (10 Mart 1954)                                                        50

NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi (SOFA, 20 Mart 1954)

Askeri Kolaylıklar Anlaşması (23 Haziran 1954)

Vergi Muafiyetleri Anlaşması (24 Haziran 1954)

Bağdat Paktı (24 Şubat 1955)                                                                                51

Elit Rockefeller’in ABD Başkanı Eisenhower’a Mektubu (1956)

Türkiye-ABD Tarım Ürünleri Anlaşması (12 Kasım 1956)                                   52

Londra Deklarasyonu (28 Temmuz 1958)                                                            

Türkiye-ABD İstimlak ve Müsadere Garantisi Yasası (Ocak 1959)

Türkiye-ABD Güvenlik İşbirliği Anlaşması (5 Mart 1959)                                       53

Jüpiterlerin Türkiye’ye Yerleştirilmesi (25 Ekim 1959)

Türkiye’nin 1960- 1980 Dönemi                                                                            

U2 Olayı (1 Mayıs 1960)                                                                                          54

ABD’nin, Zırai Maddeler Ticaretinin Geliştirilmesi Hakkında, 161 milyon dolarlık
İkili Anlaşma ile İlgili Olarak Notası (21 Şubat 1963)

Türkiye-AET Ankara Anlaşması (12 Eylül 1963)                                                 

Türkiye ABD Kredi Anlaşması (31 Mayıs 1968)                                                   55

Ege Sorunu

Kıbrıs Sorunu                                                                                                         

Türkiye’nin 1980 ve Sonrası Dönemi                                                                    56

Türkiye Ekonomisini Etkileyen 4 Kriz                                                                  

Özelleştirme                                                                                                            57

ABD Türkiye’ye Neden Yakınlık Gösterdi?                                                          58

Kürt Sorunu ve ABD

“ABD, Türkiye’de Toprak Bütünlüğünü Desteklemiyor, Aksine Köstekliyor  

Çevik Kuvvet (Birleşik Devletler Merkezi Komutanlık)                                        59

Mutabakat Muhtırası (29 Kasım 1982)                                                                59

Limni Sorunu

Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA, 18 Aralık 1985)

Ortadoğu’da Su Sorunu                                                                                        60

Boğazlar Sorunu

Körfez Savaşı                                                                                                         

Körfez Savaşı Sonrası

Körfez Savaşında Türkiye’nin Kayıpları                                                               61

Avrupa Birliği ve Türkiye (AB, 7 Şubat 1992)

Oyalamanın Serüveni                                                                                             62

Türkiye AET’ye 1959’da üye olmak üzere başvurdu

Ankara Anlaşması (12 Eylül 1963)                                                                        63

Lüksemburg Zirvesi (Mart 1976)                                                                           64

Avrupa Tek Senedi (1 Temmuz 1987)                                                                 65

Dublin Zirvesi (28 Nisan 1990) 

Matutes Paketi (6 Haziran 1990)

Maastricht Anlaşması (7 Şubat 1992), (AET –AT) Avrupa Birliği oldu

Lizbon Zirvesi (25-27 Haziran 1992), Edinburg Zirvesi (11-12 Aralık 1992)

Kopenhag Kriterleri (22 Haziran 1993)

Gümrük Birliği (6 Mart 1994’te imza. 13 Aralık 1995’te yürürlüğe girdi             66

Madrit Zirvesi (16 Aralık 1995)

Amsterdam Zirvesi (16-17 Haziran), Lüksemburg Z. (12-13 Aralık 1997)        67

Cardiff Z. (15-16 Haziran), Viyana Z. (11-12 Aralık 1998)

Köln Zirvesi (3-4 Haziran 1999)

İlerleme Raporu (13 Ekim 1999)

Helsinki Zirvesi (10-11 Aralık 1999) Türkiye “aday” ülke oldu

Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB, 17 Temmuz 2000)

Genişletilmiş Siyasi Diyalog (4 Aralık 2000)                                                       68

Nice Zirvesi (8-10 Aralık 2000)

Ulusal Program

Leaken Zirvesi (14-15 Aralık 2001) …                                                                 69

AB; Kıbrıs, Ermeni Soy. İddiaları, Azınlıklar- Bölücülük, Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban O, IMF programları konularında, Türkiye’den Ne İstiyor?

Kıbrıs, Ermeni Soykırımı İddiaları, Azınlık Sorunu-Bölücülük                           70

Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulunun Yeniden Faaliyete Geçirilmesi, IMF Programlarının Uygulanması, Sonuç                                                           71         

AB Yolunda Neler Yapılacak? Adım Adım 2004                                                72

2000’de, 2001’de, 2002’de Yapılacaklar                                                            73

2003’te, 2004’te Yapılacaklar                                                                              74

Bu İşte Bir Terslik var Avrupa Birliği’ne Hayır

Türkler Aynı Zamanda Avrupalıdırlar                                                                  75

Araştırmacı Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan

Büyük Araştırmacı Yüceler Yücesi ATATÜRK Atatürk’ün Bir Şiiri

Gümrük Birliği (13 Aralık 1995)                                                                            

Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK, AB Ordusu)                              

AB İlişkilerinde Anayasa İhlali ve Yetki Aşımı                                                   76

Türkiye-İsrail Serbest Bölge Anlaşması (14 Mart 1996)                                  77

Türkiye-AB Tarım Anlaşması (9 Ocak 1998)                                                       

Güneydoğu Avrupa (Balkan) İstikrar Anlaşması (30 Temmuz 1999)

Uluslararası Tahkim                                                                                              

Türkiye-ABD Tic. ve Yat. İlişki. Geliştirilmesi Anlaşması (7 Aralık 1999)          78

Nitelikli Sanayi Bölgesi                                                                                          79

Çare ve Çözüm                                                                                                     79-80
Dipnotlar ve Kaynakça (158 adet)                                                                        81-85         

**********************

Dosya şöyle başlamakta                              :

  • İlkel’den İNSAN’a varış; insanın Kendin’den Kendine’dir,
    bir hayli emek, sabır, akıl, bilim, vicdan ve gönül ister.

Taş Devri (Paleolitik Çağ) dediğimiz dönemde, mağaralarda birarada yaşayan, ilkel-eşitlikçi-durağan bir birlikleri olan, ilkel sürü diyebileceğimiz insanlar; daha çok kadınların uğraştığı Toplayıcılık, erkeklerin uğraştığı Avcılık ve Balıkçılık yaparak; Asalak ekonomileri, ortak çalışma, ortak paylaşma ve işbirliği ile yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Ateşi bulmuşlar, taştan aletler yapmışlardır. Korku ve umuda dayalı, düzensiz, raslantısal, sınıflandırıcı, düşçü, taklitçi ve sihirsel kültüre bağlı bir yaşamları vardır. Sonraları Devşiricilik denilen, yabani tahıl toplayıcılığı ile Ambarlama ve Biriktirme yöntemlerini kullandıkları, dinsel düşünüşün yavaş yavaş başladığı, bir tarıma ve üretime geçiş dönemi yaşamışlardır (-12.000, Mezolitik). Daha sonra da insanlar, coğrafi olayların, iklim koşullarının zorlaması ve nüfus artışı nedeniyle, sığınaklarını, mağaralarını bırakmışlar, ekolojik olarak zengin topraklara, vadilere ve daha çok su kenarlarına yerleşmişlerdir. Avcı ve toplayıcı topluluklar, biriktirdikleri malları taşıyamayacakları için yerleşik düzene geçmişler, korunmak için hendekler, surlar yapmışlar, bitkileri ve hayvanları evcilleştirmeye başlamışlardır. Balta, kazma, kürek, çapa, saban, döven, orak, pulluk ve tırpanla yani elle yapılan “tarım”la üretime geçmiş ve toplumsal yaşamı başlatmışlardır (-10.000, Neolitik Çağ). Tekerlekli taşıma araçları, yelkenliler yapmışlar, yünleri eğirip, kumaş dokumuşlar, sazdan hasır ve sepetler örmüşler, kolyeler yapmışlar, topraktan kaplar yapıp seramiklemişler ve yemeklerini pişirmeye başlamışlardır. Toplayıcılık ve avcılıktan tarım ve hayvancılığa geçiş, zamanla yiyecek depolamayı da (artı ürün) olanaklı kılmıştır. Biriktirilen yiyecek fazlası; artık tarımla uğraşmayan, araç gereç yapımıyla uğraşan, bir kısım uzman zenaatçıların da ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tarımsal ürün fazlalığı, ekonomideki ve teknolojideki gelişmelerin temel kaynaklarından biridir. Ekim, dikim, hasat, zenaatçılık, uzmanlaşma derken, köyler kurulmuş, tarım ürünlerinin pazarlanması, değiş tokuş edilmesi ile ticaret diyebileceğimiz alış-veriş başlamıştır. Köylerin zenginleşmesi ve gelişmesi ile kentler kurulmuş ve daha sonra Devletler ortaya çıkmıştır.

Neolitik Çağın geliştirdiği üç kurum;

Din (Korku, umut, yalvarma, yakarma, tapma, tapınma, başeğmeye ödül, başkaldırmaya ceza, ruh, öte dünya, tanrı, melek, şeytan, cin vb),

Aile ve

Devlet’tir.

Artı ürün, toprak ve verimli yerleri ele geçirerek hüküm sürme uğruna, çekişmeler, kavgalar çoğalmış, istilalar başlamıştır. Ekonomik, siyasi çıkar çatışmalarıyla
sınıf kavgaları ve ülkeler arasında sömürü ilişkileri hızlanmıştır.

Makineleşme: 1840-1850 yılları…

Ve dosya şöyle bağlanmakta                   :

Özetle                   :

Yeni bir kurtuluş savaşı gerek…

Çare; Yüceler Yücesi Atatürk’ün yolunu; Akıl, bilim, vicdan ve gönül eşliğinde gereğini yaparak daha ileriye taşımak, insan gibi yaşamak, İNSAN olmaktır…

Bu ulusu tanımayanlar, tanıyamayanlar!!! 

  • BİZ SÖMÜRGE OLMAYIZ, 
  • BİZ KÖLELEŞMEYİZ … 
  • TAM BAĞIMSIZLIK, ÖZGÜRLÜK BİZİM KARAKTERİMİZDİR …

 Aydınlık günler dileğiyle “Günaydın İnsanlık”..

******************

Bu kapsamlı dosyanın üretilmesinde ve paylaşımında paha biçilmez emekleri olan tüm DOST lara, sözcüklere sığmayan gönülden şükranla..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

21. YÜZYIL TÜRKİYE’sinde AYDIN SORUMLULUĞU / Intelligentia’s Responsibility in the 21st Century of Turkey

Aydin_sorumlulugu_1.6.12

Servis Edilen Yeni Osmanlıcılık ve ATATÜRK’ün Osmanlılar Hakkında Görüşleri / Recently Served Neo-Ottomanizm and Atatürk’s Opinions on Ottomans

Neo_Osmanliclilik_ve_Ataturk’un_Gorusleri