Etiket arşivi: Diyanet İşleri Başkanlığı

Laikliğe Çağrı Birlikteliği…

Laikliğe Çağrı Birlikteliği’nden Uyarılar

24 Mart 2022 tarihli Resmi Gazetede Diyanet İşleri Başkanlığı hakkındaki yasada değişiklik yapan 7383 sayılı yasa yayımlanmıştır. Bu yasa ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak Diyanet Akademisi kurulmuştur.

7 Nisan 2022 tarihli Resmi Gazetede de 1 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde değişiklik yapan 98 no’lu Kararname ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir bölüm yetkilerinin devredilmesi yoluyla, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün görevleri genişletilmiştir.

1-3 Aralık 2021’de gerçekleştirilen 20. Milli Eğitim Şûrası’nda, okul öncesi çocuklar için de zorunlu din eğitimi tavsiyesinde bulunulduğu ve uygulamaya da hızla geçildiği ortadadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, giderek hızlanan bu ve benzeri düzenlemeler ve uygulamalarla, tabi olduğu Anayasa hükümleriyle (AS: açıkça) çatışan bir kurum durumuna getirilmiştir.

Cumhuriyet’in bir kurumu olarak (AS: Atatürk döneminde yasayla) kurulmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uzunca bir süredir varlık nedeni dışında görevlerle (AS: yetkilerle) donatılması ve giderek bir Şeyhülislamlık mercii haline gelmiş olması hiç kuşkusuz, Anayasa’nın en başta laiklik olmak üzere (AS: m24), değiştirilemez hükümleriyle (AS: m.2 ve m.174) aykırılık yaratmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin her biriminin, her kurumunun görevleri ile toplumsal yaşama ve siyasete ilişkin açıklama yaparak kendini bir fetva makamına çevirmiştir.

Laiklik ilkesi, devletin dinler karşısında (AS: aktif biçimde) yansız kalmasını gerektirmektedir. Buna rağmen (karşın) her geçen gün artan düzenleme ve uygulamalarla gerek devlet organlarında, gerek siyasette, gerekse de toplumsal yaşamda bu (AS: zorunlu) yansızlık ortadan kaldırılmaktadır.

Eğitim, okul öncesinden başlayarak adeta mahalle mekteplerini andıran bir yapıya dönüştürülmüş iken, şimdi bir de Diyanet Akademisi kurulmuştur. “Biz yolumuza devam edelim, hukuk arkadan gelsin” diyerek Anayasa’yı ve hukuku hiçe sayarak hareket eden iktidardaki partinin, “Diyanet Akademisi” adını verdiği kurumun gerçekte medrese olduğu bilinmelidir. Ülkemizde tarikat ve cemaatlerce işletilen onlarca sibyan mektebi ve medrese bu düzenlemelerle yasal ve meşru duruma getirilmeye çalışılmaktadır.

Öte yandan, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün yetkilerinin genişletilmesi ile Anayasa’ya aykırı olan tarikat ve cemaatlerin bütün eğitim sistemine katılmasının yolu açılmak istenmektedir.

Siyasal partilerin demokrasinin vazgeçilmezi, demokrasinin de anayasanın değiştirilemez ilkelerinden olduğunu, ancak laiklik ilkesinin bütün bunların güvencesi olduğunu bir kez daha vurgulayarak;

  • Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerinin korunması,
  • Aykırılıkların artarak sürmemesi,
  • Atatürk ilke ve devrimlerinin, demokratik ve laik Cumhuriyet’in hukuk ve demokrasi yoluyla korunması için, TBMM’de yer alan siyasal partilere görevlerini anımsatıyor,
  • Anayasa’nın üstünlüğünü ve değiştirilemez hükümlerini gözeterek, 7383 sayılı Yasa ve 98 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmaya çağırıyoruz.

Laikliğe Çağrı Birlikteliği
9 Nisan 2022, Ankara

===========================================
Dostlar,

Sitemizde daha önce yayınladığımız “Diyanet ‘AK’ademisi” başlıklı yazı ile birlikte okunmasını dileriz..

Diyanet ‘AK’ademisi  | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

CHP, Diyanet Akademisi yasasını mutlaka AYM’ye götürmeli.
Bu yasa Anayasa m .2, 5, 6 ,24, 42, 130,136, 174’e açıkça aykırı.

  • Şeriatçı darbe bu, AKP’nin duracağı yok.

CB kararı ile DİB’in kimi yetkileri MEB Dinişleri Gn. Md.ne devredildi.

  • Türban, okul öncesi bebelere dek indirildi. 
  • Okullarda haremlik – selamlık dayatılmakta..

DİB, “minber dokunulmazlığı” isteyecek ölçüde kantarın topuzunu kaçırdı!

Bu arada AİHM, bir kez daha, zorunlu din dersi insan haklarına aykırı dedi!

Sevgi ve saygı ile. 10 Nisan 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

 

HIYANET AKADEMİSİ 

Suay Karaman

24 Şubat 2022 tarihinde AKP Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir ve 49 milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Devlet Memurları Kanununda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” sunulmuştur. Sunulan teklif TBMM Başkanlığınca aynı tarihte Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’na havale edilmiştir. 3 Mart 2022’de komisyonda bu teklif üzerindeki görüşmeler 7 saat 3 dakika sürmüş ve teklif kabul edilerek, TBMM Genel Kurulu’na gönderilmiştir. Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda kabul edilen teklife

  • CHP milletvekilleri Yıldırım Kaya (Ankara), Burcu Köksal (Afyonkarahisar), Serkan Topal (Hatay), Suat Özcan (Muğla), Mustafa Adıgüzel (Ordu) ve Ali Keven (Yozgat) muhalif olmuşlar, gerekçelerini yazmış ve imzalamışlardır. Gerekçelerinde son derece anlamlı bir vurgu yapmışlardır:
  • Teklif, doğrudan Cumhuriyet’in eğitim birliği ilkesiyle hesaplaşma zihniyetiyle hazırlanmış görünmektedir.” Bu anlamlı gerekçe durumun korkunçluğunu gözler önüne sermektedir.

15 ve 16 Mart 2022 tarihlerinde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen teklif, hiç red oyu verilmeden 277 kabul ve 10 çekimser oyla yasalaştı. 600 kişilik parlamentodaki görünümün bu şekilde olması düşündürücüdür. Genel Kurul’daki görüşmelerde suya sabuna dokunmayan birkaç eleştiri dışında, karşı çıkan olmadı. 22 CHP milletvekili ile 12 İYİ Parti milletvekili kabul oyu verdi. Birçok milletvekili oylamaya katılmadı. Üstelik komisyon raporuna muhalif olarak anlamlı gerekçe yazan 6 CHP milletvekilinin oylamaya katılmamış olması da korkunçtur. CHP için bu tutarsız durum, yeni CHP’ye devşirilen parti yönetiminin sağa açılmak için aldığı ilkesiz bir karardır ve Atatürk’ün partisine hiç yakışmamaktadır.

Ülkemizde 110 İlahiyat Fakültesi ve 56 İslami Bilimler Fakültesi varken, çıkarılan bu yasayla Diyanet Akademisi kurulmuştur. Yüksek ihtisas, dini ihtisas ve eğitim merkezlerinden oluşacak Diyanet Akademisi, sözde din adamı yetiştirecek, yeni dinsel merkezler açacak, toplantı ve kurslar düzenleyecek, diplomalar dağıtacaktır. Bu yüzden Diyanet Akademisi için çok fazla kadroya gereksinim doğacaktır. Böylece yaklaşık 150 binin üzerinde personeli bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı, alınacak yeni kadrolarla gereğinden çok daha fazla büyütülecektir.

İçişleri, Dışişleri, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Ticaret Bakanlığı bütçelerinin toplamından daha büyük bütçesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı, yaptığı yayınlar, etkinlikler ve toplantılarla laik sisteme baş kaldırmaktadır. Cumhuriyete ve demokrasiye karşı bir kurum olduğunu gösteren Diyanet İşleri Başkanlığı, böylece eğitimin de içine iyice girecek ve Öğretim Birliği Yasası delinecektir.

Diyanet Akademisi, YÖK ya da Milli Eğitim Bakanlığı’na değil de Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olacaktır. Üstelik Diyanet İşleri Başkanlığı içinde Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü varken ve bu işleri zaten bu müdürlük yapmaktayken, Diyanet Akademisi kurulması ideolojiktir. Diyanet Akademisi ile medrese sistemi geri getirilmek istenmektedir. Bunun kanıtı ise Diyanet Akademisi’nde eğitim görecek erkek öğrencilerin “alacakları eğitimin kesintiye uğramaması” gerekçesiyle askerlikten muaf sayılmalarıdır. Bu da Anayasanın eşitlik ilkesine (m.10) aykırıdır.

Büyük Taarruz öncesi Mustafa Kemal Paşa, 1-4 Nisan 1922 arasında Konya ve ilçelerini ziyaret etmiş ve denetlemelerde bulunmuştur. Medrese ziyareti sırasında öğrencilerin askere alınmaması önerisi iletilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, bu öneriye şiddetle karşı çıkmış ve

  • “Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi yetişmiş evlatları cephede dövüşür, vatan için canlarını feda ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz. Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim.”

sözleriyle tepkisini göstermiştir. Bu olaydan yüz yıl sonra Diyanet Akademisi adı ile medreselerin açılması ve erkek öğrencilerin askerlikten muaf sayılmasının istenmesi, Atatürk ve laik cumhuriyet ile hesaplaşmaktır. Bu yasa TBMM’de kabul edilirken ‘hayır’ oyu çıkmaması, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Üstelik ilkelerinden biri “laiklik” olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin laikliği çiğneyen, Öğretim Birliği Yasası’nı ortadan kaldıran bu yasaya ‘hayır’ oyu vermemesi, hatta 22 milletvekilinin ‘evet’ oyu vermesi karşısında toplum şaşkındır, üzüntülüdür. “Laiklik tehlikede değildir” diyen Kemal Kılıçdaroğlu ile CHP, rotasından, kuruluş değerlerinden ve ilkelerinden sapmıştır. Atatürk ile ilgisi kalmamıştır ama seçmenleri kandırmaya devam etmektedir.

3 Mart Devrim Yasaları’nın 98. yıl dönümünü kutlamayacaksınız, okul öncesi 4-6 yaş çocuklarına din dersi verilmesine ses çıkarmayacaksınız, tarikat ve cemaat yurtlarındaki taciz, tecavüz, intiharlarla ilgilenmeyeceksiniz, dincileri partiye alacaksınız, türbanlılara rozet takacaksınız, laiklik ilkesi yok edilirken sessiz kalacaksınız ve sonra biz Atatürkçüyüz diyeceksiniz. Bu sahtekârlığa son vermenin zamanı gelmiştir. CHP’nin bilinçli ve duyarlı seçmenleri bu yapılanlar karşısında büyük öfke içindedirler. AKP’nin ülkemizi getirdiği durum ortadayken, şeriata doğru gidilirken CHP ve ortaklık yaptığı partilerden laikliğin korunması hakkında hiçbir açıklama yoktur.

Hilafete doğru hızlı adımlarla koştuğumuz bu günlerde, Diyanet Akademisi yasasına karşı tepki vermeyenler, Anayasa Mahkemesi’ne götürmeyenler, ihanete ortaktırlar. Demokrasinin olmazsa olmazı laiklik ilkesine sahip çıkmayanlar, karanlığa mahkûmdurlar.

Azim ve Karar, 28 Mart 2022
https://azimvekarar.net/hiyanet-akademisi/ 

DEVRİM YASALARI

GÜNGÖR BERK
Atatürkçü Düşünce Derneği Danışma Kurulu üyesi
ADD Fethiye Şb. Eski Bşk.
https://www.add.org.tr/makaleler/ 03 Mart 2022

DEVRİM YASALARI

3 Mart 1924 de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önemli 3 Devrim Yasası kabul edildi. Bu yasalarla ‘Hilafet’ kaldırıldı, Şer’ iye ve Evkaf Bakanlığı’na son verildi, eğitim ve öğretimde birlik sağlandı. Saltanat kaldırıldıktan ve Cumhuriyet ilan edildikten sonra Osmanlı Devleti’nden geriye sadece ‘Hilafet Kurumu’ kalmıştı. Halifelik, padişah Yavuz Sultan Selim’in Suriye ve Mısır’ı ele geçirdiği 1517 yılında Osmanlı hanedanına geçmişti. Osmanlı döneminde babadan oğula kalıyor ve halk üzerinde bir baskı işlevi görüyordu. İslam dünyasında ise önemsizdi. Gerçekte halifeliğin Kuran’da yeri yoktu ve dinsel bir makam olması söz konusu değildi. Çünkü İslam dininde tanrıyla kul arasında bir aracı bulunamazdı. Bu kurum, Cumhuriyet döneminde devrim karşıtları ve saltanat yandaşlarının sığınabileceği bir merkez oluşturacak, çağdaş devlet anlayışıyla çelişecekti. Çıkarılan yasayla halifenin görevine son verildi ve hilafet makamı kaldırıldı. Halife ve Osmanlı saltanatı kökeninden gelen tüm kişilerin ülke içinde oturması yasaklandı. Bu kişiler Türk vatandaşlığından çıkarılarak ülke dışına gönderildi. Hilafetin kaldırılmasıyla devlet yönetimindeki iki başlılık olasılığı ortadan kalktı. Uluslaşma ve laik devlet yolunda yapılacak köklü değişimlerin önü açıldı.

Çıkarılan ikinci yasayla ‘Şer’ iye ve Evkaf Bakanlığı’ ve ‘Genel Kurmay Bakanlığı’ kaldırıldı. Bu bakanlıklarla din ve devlet işleri birlikte yürütülüyor, adalet şeriat mahkemelerince dağıtılıyor, dinsel vakıflar ve ordu yönetiliyordu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde ise toplumsal yaşamdaki düzenlemelerle ilgili yasama ve yürütme, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun oluşturduğu hükümete aitti. Çıkarılan yasayla din kurumlarının yönetimi için başkent Ankara’da, Başbakanlığa bağlı, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca atanacak Diyanet İşleri Başkanı, ülke içindeki tüm cami ve mescitler ile buralarda çalışan imam, müftü ve diğer din adamlarını yönetecekti. Bunun yanı sıra vakıf işlerini ulusun gerçek yararına uygun olarak yürütmek üzere yine Başbakanlığa bağlı bir Genel Müdürlük kuruldu.

Aynı yasayla Genel Kurmay Bakanlığı da kaldırıldı. Yerine Cumhurbaşkanını temsil etmek üzere, Ordunun barış döneminde yönetim ve komutası ile görevli, en yüksek askeri kurum olarak Genel Kurmay Başkanlığı kuruldu. Genel Kurmay Başkanı, Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanının onayı ile atanacak ve görevlerinde bağımsız olacaktı. Bu ikinci devrim yasasıyla din ve ordunun siyaset dışı bırakılması sağlandı ve laik devlet yolunda önemli bir adım daha atıldı.

Devrimin 3. önemli yasası ‘Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası’ idi (AS: Öğretim Birliği). Osmanlı döneminde hem dinsel eğitim veren medrese gibi okullar hem de çağdaş eğitim veren kurumlar vardı. Bu ikili eğitim sistemiyle iki türlü insan yetişiyordu. Devrimlerin benimsetilmesi, ulusun düşünce ve duygu birliğinin sağlanması, bu ikiliğin ortadan kaldırılması amacıyla ülkedeki tüm bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Bu devrim yasasıyla da çağdaşlaşma ülküsü doğrultusunda laik eğitime geçildi.

  • Anayasamızın 174. maddesiyle, başında Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası olmak üzere, Devrim Yasalarının tümü koruma altına alınmıştır.

Bu Devrim Yasalarının üzerinden doksan sekiz yıl geçti. Yıllar içinde laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten siyasal iktidarlarca yasalarda laiklik ilkesini aşındıran değişiklikler yapılageldi. Yirmi yıldır ülkemizin yönetiminde Siyasal İslam çizgisini çağrıştıran (AS: dayatan!) bir parti bulunuyor. 24 Haziran 2018’de yapılan seçimler sonunda rejim değiştirildi. Demokratik Parlamenter rejimden alaturka Başkanlık rejimine geçildi. Yaşadığımız günlerde yeni rejimin kurumsallaşmasına çalışılmaktadır. Ufukta ise yeniden güçlü Demokratik Parlamenter rejime dönüşün ayak sesleri duyulmaya başlamıştır.

Cumhuriyeti 3 Mart Devrim Yasaları ile yaşatmak

DOÇ. DR. HALİL ÖZCAN
BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ

Cumhuriyeti 3 Mart Devrim Yasaları ile yaşatmak

Cumhuriyet, 03 Mart 2022

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Atatürk’ün Milli Mücadele’deki yakın arkadaşları başta olmak üzere ortaya çıkan muhalifler, İstanbul’daki Halifeden siyasi güç almaya çalıştı. “Hilafet bizde kaldıkça biz ortaçağdayız” diyen Atatürk, en büyük eserine halifelik üzerinden bir tehdit geldiğini hissederek 1 Mart 1924’te TBMM’yi açış konuşmasında, “Cumhuriyetin bugün ve gelecekte her türlü saldırıdan kesinlikle ve sonsuza kadar korunmuş bulundurulması gerekir” dedi. Bu konuşmadan iki gün sonra 3 Mart’ta Cumhuriyeti, akıl ve bilim temelinde, çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırarak sonsuza kadar koruyabilmek için Türkiye’yi laikleştiren üç yasa kabul edildi.

Dinin ve ordunun, siyasetin dışında bırakılması gerekçesiyle hazırlanan 429 sayılı Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’nin (AS: Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Bakanlığının, yasanın özgün adı : Seriye ve Evkaf ve Erkânı harbiyei umumiye vekâletlerinin ilgasına dair kanun) kaldırılması yasası kabul edildi. Bu kanunla, hukuk ve devlet laikleştirilerek yasa yapma ve yönetme yetkisi, TBMM’ye ve hükümete verildi. İnanç ve ibadetlerle ilgili hizmetleri yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Aynı yasayla orduyu siyaset dışı bırakmak için Harbiye Vekâleti kaldırılarak Genelkurmay Başkanlığı kuruldu. Bu yasayla din ve devlet işleri ayrılmış, manevi güç kullanan din ile maddi güç kullanan Ordunun millet egemenliğine müdahalesinin önüne geçilmiş oldu.

Cumhuriyeti sonsuza kadar akıl ve bilim temelinde yaşatacak nitelikte kadroların yetiştirilebilmesi için de 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Yasası kabul edildi. Bu yasa ile medreseler dahil tüm eğitim kurumları, Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilerek eğitimdeki mektep ve medrese ayrımına son verildi. Aklın, hukukun ve bilimin önündeki ulema ve medrese engeli kaldırıldığı için Aydınlanma süreci hızlandı.

MANİFESTO GİBİ KONUŞMALAR

Egemenliğin üzerinde kayıt ve şart istemeyen TBMM, yüzyıllardan beri Türk milletinin felaket sebebi ve imparatorluğun çöküş aracı olarak değerlendirdiği hanedanın halifelik makamıyla varlığını devam ettirmesini, Türk milletinin milli varlığı için tehlikeli gördü. Bunun için 431 sayılı Hilafetin Kaldırılması ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Dışına Çıkarılması yasası kabul edildi. Ancak diğer iki yasa hemen kabul edilmesine rağmen bu yasa, TBMM’de uzun tartışmalara neden oldu. Tartışmaların uzaması üzerine kalplerdeki “endişe ve tereddütleri” gidererek “akıl ve vicdanlara açıklık getirmek” isteyen dönemin Adalet Bakanı ve İslam fıkıhı müderrisi olan Seyit Bey, Kuran’dan, hadislerden, İslam ve Osmanlı tarihlerinden örnekler vererek bir manifesto niteliğindeki konuşmasıyla halifeliğin, dinin gereği olmadığı konusunda TBMM’yi ikna ederek yasanın oybirliği ile kabul edilmesini sağladı.

SAPMANIN AĞIR BEDELİ

Sadece yaptığı yeniliklerle değil, 3 Mart’ta Devrimin ve Aydınlanmanın önündeki kurumları ortadan kaldırarak da devrimciliğini ispat eden Atatürk, Cumhuriyeti sonsuza kadar belirlenen çağdaş hedef doğrultusunda yaşatmak için 3 Devrim Yasasını gündeme getirdi. Böylece dinin ve Ordunun siyasete müdahale etmesinin önüne geçilerek laik Cumhuriyetin gerektirdiği özgür bireylerin yetiştirilmesinin ve Türk Aydınlanmasının da önü açıldı. Atatürk sonrası, çok partili yaşam ile birlikte, din ve Ordunun siyasete müdahalesi ve Öğretim Birliği Yasası’nın ihlal edilmesi, 15 Temmuz kalkışmasına sebep oldu. (AS: Makalenin yazarıyla konuştuk; 15 Temmuz 2016 ayaklanması ile bu Devrimler tümden yok edilmek istendi!) Cumhuriyeti bilimsel akıl temelinde sonsuza kadar koruyup yaşatabilmek için sadece ülkeyi yönetenlerin değil, yönetmeye aday olanların da 3 Mart 1924 Meclis müzakerelerinin yer aldığı Türkiye’yi Lâikleştiren Yasalar adlı eseri okumaları ve laik Cumhuriyetin kuruluş felsefesini özümsemeleri gerekir.

İstanbul Barosu : 3 Mart tarihli 3 Devrim Yasası 96. Yılında

3 Mart tarihli 3 Devrim Yasası 96. Yılında

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi   –  İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği

ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

Ulusal Egemenlikten ve Eğitim Birliğinden Ödün Verilemez  

3 Mart 1924 tarihinde Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 3 Devrim Yasasıyla,
ülkemizde çağdaş, demokratik ve laik bir ulus devletin temelleri atılmıştır.  

 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 429 sayılı 1. yasayla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını sağlamak üzere Şer’iyye – Evkaf ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaletleri kaldırılmış, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı; Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Genel Kurmay Başkanlığı kurulmuştur.  Yasanın 1. maddesinde “Türkiye Cumhuriyetinde halkın işleri ile ilgili yasaları yapmaya ve yürütmeye yalnız TBMM ile hükümet yetkilidir” denilerek  milletin egemenlik hakkının yalnızca yetkili organlarca kullanılabileceği vurgulanmıştır.

3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 2. yasa, Tevhid-i Tedrisat Kanunudur. Bu yasa ile  yurttaşlar arasında duygu,  düşünce ve kültür birliğinin,  dayanışmanın sağlanması amaçlanmıştır. İlkokuldan başlayarak öğretim birliği” ilkesine bağlı kalmak, kadın erkek ayrımı yapmadan Cumhuriyetimizin temel niteliklerine bağlı kuşakların yetiştirilmesini sağlamak hedeflenmiştir.

Yurttaşların din bilgilerini doğru öğrenmesine özen gösterilmiş ve  Tevhidi Tedrisat Kanunu 4. maddesinde “Milli Eğitim Bakanlığı dini bilgiler bakımından yüksek uzmanlar yetiştirmek üzere Üniversitede bir İlahiyat Fakültesi kuracak, ayrıca imamlık ve hatiplik gibi dini görevlerin yerine getirilmesiyle görevli memurların yetişmesi için de ayrı okullar açacaktır” hükmüne yer verilmiştir. Böylece dinin siyasete alet edilmesi önlenmek istenmiştir.

3 Mart 1924 tarihli 3. yasayla Halifeliğin kaldırılması kabul edilmiştir. Bu nedenle, 3 Mart 1924 tarihli 3 Devrim Yasası Türkiye’yi laikleştiren yasalar” olarak anılmaktadır.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği olarak, 

  • Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkıyor;
  • Laik ve Bilimsel Eğitimden ödün verilmesine;
  • kadını BİREY olarak görmeyen zihniyete;
  • gerici, bölücü girişimlerle Türkiye’nin geleceğinin karartılmasına;
  • bağsız koşulsuz millete ait olan ulusal egemenliğimizin her kim olursa olsun BİR KİŞİYE bırakılmasına HAYIR diyoruz!

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi ve
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği