Demokrasinin can suyu ve bir soru

 
Kendi ağzından 
Yarın, 17. yıldönümüdür. 14 Ağustos 2001’de, Ankara’da AKP Kurucu Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarihi bir basın açıklaması yapıyordu: 
Aziz Milletimiz… Bugün, önemli bir gün… “Lider oligarşisinin çöktüğü gün” … “parti içi demokrasi(nin) … egemen olduğu … AK Parti’nin doğum günü… 
(Partide) asla bir “lider diktatoryası” oluşmayacaktır… 
Parti yönetiminde … her görev için seçim … Milletvekilliği ve belediye başkanlığı gibi seçimle belirlenen görevler için aday tespitinde bütün üyelerin katılacağı önseçim ve teşkilat yoklaması… 
Konuşmada çok daha fazla demokrasi söylemi vardı; örneğin, Voltaire’e gönderme yapılarak düşünce ve ifade özgürlüğü kararlılıkla sahipleniliyor; AB tam üyeliğine özenle evet  deniliyor,
siyasetçilik makamını bir “kolay servet ve imtiyaz aracı olarak görme” hevesine son verileceği belirtiliyordu. 

Başta önseçim olmak üzere bu sözler tutulmadı. AKP ideolojisi gereği tek kişi egemenliğine doğru evrilirken CHP de iç yapısı demokratik olmadığından önseçim konusunda da AKP’yi zorlayıcı olmadı. Önseçim, AKP’de ve diğer partilerde tümüyle unutuldu. Partilerin üye ve örgütleri işlevsiz kılındı; demokrasinin can suyu kurutuldu. 
Eğer, 17 yıl önce özenle altı çizilen önseçim olgusu yerleştirilseydi; ülke siyaseti gerçek demokrasiden bu kadar uzaklaşmaz, Erdoğan da geçen hafta sorduğu dün neredeydik sorusunu soramaz; bugün dünya demokrasisinin en iyi örneğiyiz diyemezdi. 
Dahası, 180 derecelik bu tersine gidişe iç ve dış sermaye kesimleri hiç güven duymuyor; onların doları varsa bizim de halkımız, hakkımız ve Allah’ımız var dediniz mi, TL hızla eriyor; dolar da alıp başını gidiyor! 
 
Kılıçdaroğlu-İnce ikilisine bir soru 
Önseçim konusunda CHP de büyük ölçüde AKP’nin yolunu izledi. Bu nedenle, son kurultay tartışmaları sırasında İnce ve destekçilerinin parti içi demokrasiden söz etmeleri tam bir kara gülmecedir. İnce, hiçbir seçimde önseçimle aday olmadı. Bu arada çok önemli bir nokta daha var: CHP’nin ikilisi, Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve cumhurbaşkanı adayı İnce, son haftalardaki tutumlarıyla partiyi göz göre göre yok ediyor. Bu durumda onları suçlamak artık yetmez; daha derinliğine sorgulamak gerekiyor. 
Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün, iki eserimden biri (öbürü Türkiye Cumhuriyeti’dir) diyerek övündüğü CHP, önce, çağdaşlaşma çizgisinden uzaklaştırılarak sağcılaştırıldı. Şimdi de bu ikili, kimi yandaşlarını yanlarına alarak yaptıklarıyla CHP’yi tümüyle çalışamaz duruma getirmiş bulunuyor. 

  • Türkiye Cumhuriyeti, ideolojisi ya da ruhu ve fiziğiyle AKP iktidarı ve destekçileri tarafından sonlandırılıyor. 
  • Yeni rejimle Cumhuriyet, hızla bir siyasal İslam cumhuriyetine dönüştürülüyor. 

Bu gidişe kararlı bir tutumla karşı çıkmayan Kılıçdaroğlu-İnce ikilisine sormak gerekiyor: AKP’nin Cumhuriyete yaptıklarını siz yıllardır ekmeğini yediğiniz CHP’ye neden ve nasıl yapıyorsunuz?
***
İnsanın, üreterek özgürleşmesinin eğitim kurumları olan Köy Enstitülerinin güzide ürünü Mahmut Makal’ı yitirdik; anısı önünde saygıyla eğiliyor, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

PROF. DR. D. ALİ ERCAN : AÇIKLAMA

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

 

Değerli arkadaşlar,

Ben Siyasetçi değilim.
Hiçbir Partiyi tutmuyorum.
Doğa bilimci bir düşünür olarak, gördüğüm nesnel (ölçülebilir) gerçekleri paylaşıyorum,
o kadar…
Gerçeklerin birçok insanı rahatsız edeceğini de bilerek.

Türkiye’nin son 70 yıllık siyasal yaşamı (kısa ömürlü 1-2 istisna dışında) CHP’nin seçimlerde %20-30 bandında kaldığını gösteriyorsa, bu durum “Genel Başkanlardan ve Parti Programından bağımsız” bir gerçekliktir…

Beni derinden üzen, mutlaka partiler üstü, siyaset üstü tutulması gereken büyük Önderin,
Laik T.C. Devletinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk‘ün, CHP aracılığı ile “zımnen” (AS: Örtük olarak) seçimlere sokulması ve her kezinde sandıklardan “yenik” çıkarılmasıdır. 😒

Bu nedenle, Mustafa Kemal‘in kurduğu Devletin temel ilkelerini simgeleyenAltı Ok simgesinin ve “CHP” adının kullanılmasına karşıyım. Keşke bu sorun 1946’da halledilse ve
“Altı Ok” TBMM simgesi olarak tarihe geçseydi…

CHP gibi “bütüncül mantıkla” yani, Üniter Ulus-Devlet içinde (imtiyazsız sınıfsız)
tüm toplumu kucaklamak iddiasıyla kurgulanmış bir Partinin, çok Partili Demokratik Sistemde kolay kolay tek başına iktidar olamayacağı öngörülebilmeliydi.

Nitekim CHP karşı-tezini kendi içinden çıkarmış, DP daha ilk serbest seçimde CHP’ni sandığa gömmüştü. (AS: 14 Mayıs 1950 seçimi)

Sevgilerimle. æ (01 Temmuz 2018)
==============================================
Dostlar,

Bilge İnsan Prof. Dr. D. Ali Ercan’a
Şükran Yazısı

Bu site yazarları, Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan’ı çok iyi tanırlar. Sitemize katkısı çoktur.
Kara Harp Okulunu bitirdikten ve yüzbaşı rütbesine dek geldikten sonra sivil – bilimsel yaşamı seçmiş ve Almanya’nın seçkin üniversitelerinde kendi seçimiyle temel bilim olarak “Fizik” okumuş, ardından Nükleer Fizik alanında uzmanlaşarak Doktora yapmış bir bilim insanıdır.

Yurda dönüşünde Kars Kafkas Üniversitesinde rektör yardımcılığı yapmış, Tıp Fakültesinde Biyofizik dersleri vermiş, Savunma Sanayisi Müsteşarlığı görevine atanmıştır.

Katıksız ama bilimsel akılcılığın süzgecinden imbiklenerek damıtılmış bir Kemalist / Atatürkçüdür. Biz 2004-2006 dönemi ADD Genel Başkan Yardımcılığı görevimizi, Jandarma Genel Komutanlığından emekli Org. Şener Eruygur Paşa’nın takımında (Harbiye’den sınıf arkadaşı) seçimleri kazanan kişi olarak kendisine devretmiştik. Sonraki yıllarda ADD Bilim Danışma Kurulunda birlikte çalışma olanağı bulmuş, birlikte raporlar hazırlamış, ortak konferans ve panellere katılma şansı elde etmiştik.

Sayın Ercan’ı bu süreçlerde daha da yakından tanıma ve “dostu” olma onuruna eriştik.sanırız

Yaşı 80’e yaklaşan ve kimi sağlık sorunları haliyle olan bu bilge kişiden çok ama çok yararlanmak gerek. Facebook sitesinde her gün özlü, kısa, düşündürücü, sorgulayan iletiler paylaşıyor. Sokratik yöntemi izliyor, soru sorarak düşündürtmeye ve çözümlerini insanların kendilerinin üretmesine çabalıyor.. En etkili, kalıcı iletişim – öğretim yöntemini yani..

  • Empozisyon, telkin, koşullandırma, baskı, korkutma… ilkelliği yok Ercan hocamızda.

Matematiği günlük yaşam sorunlarında ustalıkla kullanıyor.

Matematiksel Düşünme O’nun için vazgeçilmez bir yaşam biçimi.
Keşke bu konuda yalın bir rehber kitap yazsa..

Matematiksel DüşünmeSaygın Prof. Dr. Cemal Yıldırım denli başarılı olacağından kuşku yok..
*****
Ercan hoca bir siyaset bilimci değil kendi anlatımıyla da..

Biz, Tıbbiye’ye ek olarak Ankara Üniv. SBF – Mülkiye Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü de bitirdik. Ancak itiraf edelim ki, O’nun siyaset bilimi alanında sergilediği matematiksel modellemeleri kıskançlıkla izliyor ve çok şey öğreniyoruz. Üstelik Hacettepe Tıp’ta ilk yılda 2 yarıyıl Yüksek Matematik eğitimi almış ve zaman zaman matematiği güncel sorunları çözmede kullanan birisi olarak.. Bu bölümlerde mutlaka yüksek matematik dersleri konmalı.

Bir kez daha görüyoruz ki evrenin dili Matematik!

Bir kez daha anlıyoruz ki, Mustafa Kemal Paşa‘nın çok büyük isabetle vurguladığı üzere;

  • Yaşamda BİLİMSEL AKILCILIK DIŞINDA YOL GÖSTERİCİ YOK!

Okul öncesi eğitimden başlayarak, aile içinde de her-ke-se temel – hatta ileri matematik eğitimi verilmeli. Ancak temel koşul; yaşamın sorunlarını çözmede nasıl kullanılacağını somutlayarak.

Çin tam da bu yolu izliyor.. Bambaşka bir Matematik dünyası geliştirdiğini duyuyoruz.
Bu eğitim üzerinden insanların soyutlama yeteneği, hayal kurma yeteneği de ateşleniyor.

An geliyor, uzayda hatta yaşamda kimi sorunların çözümünde Matematik bitiyor!
Endüstri 4, Robotik çağ, yapay zeka, nano-teknoloji, kuantum teknolojisi bambaşka yeni ve ileri matematik teknikler ve modellemeler gerektiriyor.

Ancak unutulmasın ki, günümüz uygarlığını başlıca Matematiğe borçluyuz!

Geçtiğimiz hafta ABD’de dünyanın en hızlı bilgisayar işlemcisinin üretildiğini okuduk.
Sıkı durun; saniyede 200 trilyon işlem yapabiliyor bu mikro işlemci! Gerçekte artık “mikro” değil nano hatta piko işlemci demek gerekiyor.. Çeyrek yy öncesinin milyonda 1’ine dek küçültülmüş teknoloji. 2. Büyük Paylaşım Savaşı yıllarında ABD ordusunun gereksinimi için yapılan ilk bilgisayar ENIAC, koca bir salonu dolduruyordu ve günümüz cep telefonu bilgisayarlarının milyarda 1’i yeteneğinde bile değildi.. Ve “fukara” ENIAC, çalışırken çooook ısınmış ve yanmıştı! Günümüz akıllı cep telefonlarında piko teknoloji ile sığdırılan 8 işlemci yerine göre seri ya da paralel bağlantılı olarak 2 GHz dolayında muazzam bir hızla çalışıyor; “quad-core” akıllı telefonlar..

  • Artık nano-piko malzemede boşluk yok; atomlar birbirine değiyor!
  • Nicelik olarak sınıra dayanıldı, niteliksel sıçrama gerekiyor; quantum teknolojisi..

Peki Türkiye nelerle uğraşıyor??

İyi güzel de, bu dünyanın en hızlısı süper hızlı bilgisayar, kendisine programlanan / öğretilen matematik işlemleri yapacak. Dolayısıyla yeni çağın yepyeni sorunlarına ve uzaybilimlerine dönük araştırmalarda, genetikte, farmakolojide, kanser tanı ve sağaltımında… matematik yetmezliğine bağlı bir duraksama dönemine girilmek istenmiyorsa, yeni kuşak (post-modern!) matematik teknikler geliştirilmesi gerek..

Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK, TÜBA ve üniversiteler bu yaşamsal sorunsalın ne ölçüde ayırdında acaba?? Bizi bağışlayın, bu yazıda kullandığımız teknik terimlerin kaçından haberli ortalama üniversite bitirenimiz (mezunumuz) ??

Somutlayalım                              :

CHP’nin elinde ya da yararlanabileceği bir süper bilgisayar olsaydı;
uygun yazılım ile 24 Haziran 2018 kritik seçimlerinin farklı senaryolarla politik-matematik modellemesi (simülasyonu : benzeşimi) yapılabilse idi..
Bu opsiyonlara dayalı politika seçenekleri geliştirilebilseydi..

Tabii bir de mekanik ve dijital seçim hilelerini önlemenin yolu bulunabilseydi;
Türkiye 24 Haziran 2018 sonrası kaotik cehenneme sürüklenmemiş olabilir miydi??

O nedenle, 1 haftadır sitemiz webinde çığlık atıyoruz :

  • Türkiye bu “lanetli parantezi” de kıracak. Tarihin tekerleği asla geri döndürülemeyecek!
    Mart 2019’da yerel seçim var öne çekilmezse.
  • CHP bu süreçte öncü – motor olmak zorunda.. Hızla toparlanmalı ve silkinmeli, iç çekişmeleri bırakıp, içerideki Truva atlarını tasfiye ederek.. 
  • “6 Ok” un büyülü rotasına girin, orada toplanalım yeniden! Anlaşıldı mı, TAMAM mı!?
  • Her şey Türkiye için, insanımız için – insanlık için ve yolumuz AYDINLIK!

  • KURTULUŞ KATIKSIZ “6 OK” !

Çünkü “6 Ok” programı akla ve bilime dayalı, dinamik, kendini yenileyebilen ve kendini çoğaltabilen, sınanmış ve bir mucize yaratmış, dünyaya örnek olmuş, halen Çin’in örnek aldığı.. bir reçete Türkiye ve insanlık için..

Türkiye’nin bu muazzam hazinesini – gücünü yeniden keşfetmesi ve sarılması gerek.

Birilerini vurmak “kurtuluş” değil.. Hele kurtuluşun “birilerini vurmak” olmadığı biliniyorsa..

Son söz :

  • Mustafa Kemal Paşa‘ya,
  • Sonsuza dek payidar kalacağı kesin olan eşsiz yapıtı Türkiye Cumhuriyeti’ne ve
  • onun seçkin aydınlanma savaşçılarından Prof. Dr. D. Ali Ercan‘a selam olsun, aşk olsun!

Sevgi ve saygı ile. 01 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

“CHP taş taş üstüne koymadı” açıklaması ve gerçekler

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan:
“CHP taş taş üstüne koymadı” açıklaması ve gerçekler

Prof. Dr. Hakkı Keskin ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Hakkı Keskin
Siyasal Bilimci, Almanya ve Avrupa Parlamenter Meclisi eski Üyesi, 14.06.2018

28 Nisan 2018 tarihli TBMM gurup toplantısındaki konuşmasında AKP genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı kimliğiyle sayın Erdoğan, sanıyorum duyanları son derece hayrete düşüren, üzen ve öfkelendiren şu açıklamayı yaptı:

  • “CHP susuzluk, çöplük, hava kirliliği, tezek demektir. …
    Bunlar taş taş üstüne koymadılar. Biz istiyoruz ki bir şeyler ortaya koysunlar.”
     

Bu denli ağır hakaretleri içeren ve gerçekleri örtbas eden bir konuşma sanıyorum Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olsa gerekir. 50 yılı aşkın bir süredir üniversite öğrencilik yıllarımı, 30 yıla varan öğretim üyeliğimi ve iki dönem milletvekilliğimi Almanya`da yapmış olmama karşın, Türkiye`deki siyaseti yakından izlemekteyim. Bu denli yetkili birinden böyle bir konuşma hatırlamıyorum. Ne Almanya ve ne de herhangi bir başka Avrupa ülkesinde, muhalefet partisine yönelik buna benzer ağır hakaretleri ve gerçek dışı söylemleri duymadım.

Bu konu beni çok büyük hayrete düşürdü ve derinden üzdü. 16 yıldır Türkiye’yi yöneten bir liderin bu sözleri söylemesine, bir bilim insanı olarak aşağıdaki yazımla yanıt vermeyi aynı zamanda  yurttaşlık görevim olarak görüyorum. 

Cumhuriyetin Kuruluş Yıllarındaki Türkiye’nin Durumu

…………………
……………………………

Osmanlı Devleti’nin Çöküşünün Hızlandıran Nedenler 

Kuşkusuz, Osmanlı Devleti bizim tarihimiz, geçmişimizdir. Ancak bu İmparatorluğun 16. yüzyıldan başlayarak hangi nedenlerden bu denli geri kaldığını, giderek yarı sömürge durumuna geldiğini ve sonunda da parçalandığını bilmek ve buna göre değerlendirme yapmak ve ders çıkarmak gerekir. 1535’te Fransa, 1580’de İngiltere, 1612’de Hollanda, 1617’de Avusturya, 1678’de Polonya, 1700’de Rusya ile yapılan ve bu ülkelere ticarette, kendi ülke girişimcilerine vermediği özel imtiyazlar  (ayrıcalıklar) tanıyan “Kapitülasyon” anlaşmaları, Osmanlı sanayisi ve ekonomisinin yıldan yıla çöküşünün temel nedeni olmuştur. İşin garibi, bu çöküş, İmparatorluğun en güçlü olduğu Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlamıştır. (AS: 1535, Fransa’ya lütfedilen ilk kapitülasyon..)

………………………….
……………………………

Mustafa Kemal Atatürk‘ün Osmanlı Geçmişinden çıkardığı Ders ve
CHP Döneminde yapılanların Özeti
 

Türk halkı, Mustafa Kemal ve kadrosu önderliğinde, tüm sömürge ülkelerine örnek olan Ulusal Kurtuluş Savaşımız kazanıldıktan ve Lozan’da Türkiye’nin bağımsızlığı kabul ettirildikten sonra, Atatürk esas savaşın, Ortaçağ düzeyinde geri kalmış, ekonomisi çökmüş, borçlu, yoksul, eğitimsiz Türkiye’yi, “Çağdaş ülkeler düzeyine çıkartmak” olduğunu söylemektedir. 

Bunun için kararlı ve hızlı bir tempoyla yepyeni bir siyasal anlayışla, tam bağımsız ve kendine yeter ekonomiyi, her alandaki altyapıyı, eğitimli ve sağlıklı bir nüfusu olan Türkiye Cumhuriyetini, ivedi olarak yaşama geçirime yarışı başlar.

Öncelikle halkın ve ülkenin günlük kitlesel gereksinimleri olan yiyecek, giyecek, temel sanayi ürünlerinin, ulaşım hizmetlerinin yerli üretimle karşılanması, kalkınma atılımında temel ilke olarak benimsendi. Gerekli yatırımları yapacak ulusal özel sermaye son derece yetersiz olduğundan, kısa süre sonra Devletçilik ilkesi benimsenerek, 5 Yıllık Kalkınma Planları çerçevesinde kollar sıvandı. İlk yıllarda gerekli hukuksal altyapının oluşması sağlandı ve hedefleri yerine getirecek banka, ticaret ve sanayi örgütlenme ağı kuruldu.
……………………….
………………………..

1929-1939 yıllarında sağlanan bazı ekonomik göstergeler 

Üretim\Yıllar 1929 1939 artış (%)
İplik üretimi (100 ton) 23 90 42
Şeker üretimi (1000 ton)  8 95 1,008
Çimento üretimi (1000 ton) 65        284     337
Krom üretimi (1000 ton) 16 183 1,044
Taşkömürü üretimi (1000 ton)      1,451     2,696      86
Elektrik üretimi (mil. kW saat)         106 253     233
Bakır üretimi (1000 ton)      561
Cam üretimi (1000 ton)     419
Kağıt üretimi (ton)     745
Türkiye sınırlarındaki demiryolu ağı (km)      4,000      7,326       55
Karayolu ağı (km)    29,636    41,600       41

1938’e gelindiğinde, yerli üretimle halkın ve ülkenin şeker, çimento, ağaç ürünleri, lastik, deri, bakır ve bakır ürünleri gereksinimi tümüyle; tekstil, kağıt, toprak ve seramik ürünleri ise çok büyük ölçüde karşılandı.

……………………..
……………………..

AKP hükümetleri 2002-2017 döneminin ekonomik göstergeleri: 

  • Ulusal gelir ortalama yılda % 4,8 olarak büyümüştür.
  • Enflasyon ortalama yılda % 10,4 olmuştur.
  • Türk Lirasının ABD Doları karşısındaki değeri 2003-2010 yıllarında 1,50 TL olarak kalması sağlandı. Ancak 2011’den sonra TL’nin $ karşısındaki değer yitiği her yıl artarak Haziran 2018’ de 4,50 TL oldu.
  • İşsizlik ortalama olarak yılda % 10,7 oldu. Gençlerde ise bu oran % 25`i aşmaktadır.
  • 2002’de 15 milyar $ olan dış ticaret açığı, 2017 sonunda 77 milyar Dolara çıkmıştır.
  • Türkiye’nin toplam dış borcu 2002’de 129,6 milyar Dolardan 2017 sonunda 453,2 milyar Dolara tırmanarak, ulusal gelirin %53,3’üne ulaşmıştır.
  • Türkiye’nin 1 yıl içinde 236,8 mılyar $ dış borç ödeme yükümlülüğü var. Döviz rezervlerinin büyük ölçüde azalması nedeniyle, örneğin yüz Dolarlık dış borç ödemesi için devlet kasasında yalnızca 60 Dolar bulunmaktadır (Mehtap O. Ertürk, Sözcü, 5.2018)..
  • AKP döneminde başta kamu iktisadi kuruluşları ve fabrikalar olmak üzere satılan devlet varlıklarından 65-70 milyar $ sağlanmıştır.
  • 16 yıllık AKP döneminde devlet varlıklarının satılmasından sağlanan bu geliri yapılan dış borca eklersek, toplam 523,2 milyar Dolar kaynak elde edilmiştir. Ayrıca Dolar kuru ortalamasıyla bu sürede toplam olarak 2,1 trilyon dolar vergi alınmıştır. Bu kaynağın nereye, nasıl harcandığının açıklanması ve bilinmesi gerekir.
  • AKP hükümetlerinin sürekli olarak övündükleri yolların, köprülerin, Avrasya tünelinin, 3. hava alanlarının yapılma maliyeti, Devlet varlıklarının satılmasından sağlanan 65-70 milyar Dolarla fazlasıyla yapılacağı inancındayım. En pahalı yatırımlar arasında yer alan Avrasya Tünelinin maliyeti 1,2 milyar Dolardır. Muhalefet partilerinin bu konuları ayrıntılarıyla araştırmaları gerekmektedir. Yukarıda ad ad sıralanan 1923-50 yıllarına dek yapılan fabrika ve kuruluşların ve 1950 sonrasında kamu varlıklarına ait kurumlar, fabrikalar, limanlar, madenler, AKP döneminde yıldan yıla çoğu yabancı firmalar olmak gerçek değerlerinin altında ve genellikle AKP’ye yakın firmalara satılmıştır. Günümüzde muhalefet partilerince yapılan yoğun eleştirilere karşın, şeker fabrikaları da satılmıştır. Buna karşın AKP döneminde devlet tarafından yeni bir fabrika açılmamıştır.
  • 2002’de hane halkı borç yükünün, hane halkı harcanabilir gelirine oranı %4’ten 2015’te %51`e ulaştı. Çalışanlar, gelirinin yarısını bankalardan aldıkları borçlara ödemekte (Sözcü, 30.5.2018). Bu dönemde gelir dağılımındaki adaletsizlik ve dengesizlik daha da artmıştır. OECD ülkeleri arasında gelir dağılımı adaletsizliğinde Türkiye ilk 3 ülke arasında yer almaktadır. Türkiye`de 2016 sonunda yüksek gelirli nüfusun % 20`si ülke gelirinden %47,2 pay alırken, en düşük gelir dilimindeki %20 nüfus (16 milyon) ise toplam gelirden %6,2 pay alabilmektedir.
    ===================================================Dostlar,

    Saygın bilim ve siyaset insanı Prof. Dr. Hakkı Keskin‘in değerli ve kapsamlı çalışması 10 sayfayı aşkın bir emek ürünü..
    Yukarıda bir ölçüde paylaştık..
    Tümünü okumak için lütfen tıklayınız.. ve de paylaşınız..

    RTE’nin CHP tas tas üstüne koymadi savı ve gerçekler HAKKI KESKİN

    Sevgi ve saygı ile. 21 Haziran 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Önce Vatan mı? Adalet mi?

Önce Vatan mı? Adalet mi?

Konuk yazar : Lütfü Kırayoğlu

Yaşamımız boyunca yanıtlamakta güçlük çektiğimiz ikilemlerle karşılaşırız.  Herkesin başına gelmiştir. Çocukluğumuzda kimi aile büyükleri ya da tanıdıklar bizi zor durumda bırakmak için “anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?” sorusunu yöneltirlerdi. Sonraki yıllarda çok daha başka ikilemlerle karşılaşır olduk. Bazı konular insanların önüne ikilem olarak gelmemeli. Ancak ne yazık ki yaşam bu ikilemleri önümüze getiriyor.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, asla ikilem olarak karşımıza çıkmaması gereken duyarlı bir ikileme yanıt verdi. Hem de sorulmadan…

Muharrem İnce Sözcü gazetesi ile yaptığı görüşmede, “Hani ‘Önce Vatan’ yazar ya bütün askeri birliklerde, bence ‘Önce Adalet” olmalı. Adalet yoksa orası vatan değildir artık, orası toprak parçası olmuştur.” dedi.

Yazının bütünü okunduğunda biraz daha hoşgörüyle değerlendirebiliyorsunuz. Ancak bu sözler gazete manşetlerine “Önce vatan değil, önce adalet olmalı” şeklinde yansıdı. Belleklerde bu yer etti. Bu başlık üzerinden de İnce’ye ağır eleştiriler yöneltildi.

Özel olarak bir soru yöneltilmediği halde Muharrem İnce’nin böyle bir ikilemi ortaya atıp bu ikileme bir yanıt bulmaya kalkışması gerçekte kendi düşüncesi değilse, en iyimser bakıldığında siyasetteki acemiliği olarak değerlendirilebilir.

Vatan kavramı da, adalet kavramı da insanlar kadar ulusların yaşamında  gerçekten son derece önemlidir. Ancak her şeyden önce vatan kavramı (AS: ülküsü!) adalet kavramına (AS: ülküsüne!) göre çok daha somut bir kavramdır ve hiçbir zaman ikisi arasında bir öncelik karşılaştırması yapılamaz.  Bu nedenledir ki Mustafa Kemal Atatürk’e ait olduğu bilinen “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünü her fırsatta söyleriz.

Vatan olmayınca ne adalet olur, ne insan hakları ne de öbür özgürlükler. Hangi inanca, hangi ideolojiye inanırsanız inanın, inancınızı, ideolojinizi yaşama geçirmek için bir vatan toprağına gereksinim duyarsınız. Bir vatanınız yoksa idealleriniz değil ancak hayalleriniz vardır. Evet vatanı kuru bir toprak parçası olmaktan çıkaran kimi değerler için mücadele etmeliyiz. Ama o toprak parçası olmadan hiçbir değerimiz yaşama geçemez. Kupkuru hayalden ibaret kalır.

Bir vatana sahip olamadıkları için ulus bile olamamış toplulukların yüzlerce yıl bir vatana sahip olabilmek için kanlı mücadeleler verdiklerine tarihte pek çok örnek vardır. Bu insanların sahip oldukları adalet, en fazlasından onlara “lütfen” bahşedilecek kadar bir adalettir.

Bu konuda kafalar bir kez karıştığında, vatanını kurtarmak için Osmanlı Padişahına isyan eden Mustafa Kemal Paşa’ya yürürlüteki adalet sistemi çerçevesinde “asi” deyip idama mahkum edilmesini de yadırga(ya)mazsınız. Bugün vatanına yönelik saldırıyı püskürtmek için canhıraş mücadele veren Beşar Esad’a da “katil-despot” sıfatı yakıştırıp verdiği vatan mücadelesine burun kıvırırsınız.

Gerçek vatanseverler aynı zamanda adalet savaşçılarıdır. Ancak hiçbir zaman vatan kavramının (AS: ülküsüne!) önüne başka kavramları geçirmezler.

Bütün okurların bağımsız bir vatanda, özgür, adil, aydınlık günlerde bayram gibi bayram kutlamasını dilerim. Güzel günler göreceğiz…

19 Mayıs 1881’in 125. Yılına Armağan : EMPERYALİZM TÜRKİYE’den NE İSTİYOR?

19 Mayıs 1881’in 125. Yılına Armağan : EMPERYALİZM TÜRKİYE’den
NE İSTİYOR?

Dostlar,

12 yıl önce, 2006’da, ADD Genel Başkan Yard. iken Viyana‘da bir konferans vermiştik.
ADD Avusturya Şubeleri kurucu başkanı dostumuz Sn. Erol Güçlü’nün çağrısı ile o ülkede idik. Erol bey ve arkadaşları inanılmaz bir özveri ile çalışmaktaydılar.

AKP iktidarı Türkiye’nin başına bir küresel proje ile getirilmişti 3 Kasım 2002 seçiminde. 57. Koalisyon hükümetinin 2 ortağından MHP Genel Başkanı Bahçeli durup dururken (!?) ortaklıktan çekilmiş, Başbakan Ecevit’in “has” (!?) adamlarından Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem CHP’den ayrılmış ve süregelen ağır 2001 ekonomik bunalımı ortamında erken seçime gidilmişti.

AKP yeni kurulmuş, programı dışarılarda yazılmış, bir an önce misyonuna koşulmak istiyordu. Öyle de oldu, seçmen, ekonomik bunalıma tepki ile %34 dolayında oy ile TBMM’nin 2/3’üne yakın sandalyesini, -seçim sisteminin de azizliği ile- bu çiçeği burnunda partiye vermişti. AKP, Erdoğan önderliğinde Türkiye’yi hızla dönüştürmeye başlamıştı. Biz 2004 Haziran’ında merhum Ertuğrul L. Kazancı ile ADD yönetimini almış, Genel Başk. Yrd. görevini üstlenmiştik. 2 yıl olup biteni halkımıza anlatmaya çabaladık konferanslarla vb. çabalarla. 2006 Haziran’ında biz de Genel Başkanlığa aday olmuştuk ancak yurt içi ve dışı Aydınlanma çalışmalarımızı sürdürüyorduk.

Bu bağlamda Viyana‘da idik seçim kampanyası sürerken. Ulusun dikkatini çekmek isitiyorduk

  • EMPERYALİZM TÜRKİYE’den NE İSTİYOR??

Kapsamlı bir power point yansısı demeti (yansı sayısı 125’i aşkın) hazırlamıştık ve dolaşıp anlatıyorduk.. Mustafa Kemal ATATÜRK, kendi doğum gününü “19 Mayıs” olarak sevinçle kabul etmişti. 19 Mayıs 1919’un 87. ama gerçekte Mustafa Kemal’in doğumu 19 Mayıs 1881’in 125. yılında idik ve bu ince espriye de gönderme yapmak için bu konferansı 125. yıla adadık..

Dosyayı indirmek için lütfen tıklar mısınız??

19_Mayis’in_125._Yilina_Armagan_Emperyalizm_Turkiye’den_Ne_Istiyor_VIYANA_konf.

 2006 verilerini günümüzle karşılaştırma olanağı da bulunabilir böylelikle..
Ekonomide duvara nasıl dayandık adım adım…

Sevgi ve saygı ile. 20 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com