15 TEMMUZ DARBE KOMİSYONU RAPORUNA CHP MUHALEFET ŞERHİ

15 TEMMUZ DARBE KOMİSYONU RAPORUNA CHP MUHALEFET ŞERHİ

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

Basın toplantısında CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu,
“15 Temmuz hain darbe girişimi
– öngörülen,
– önlenmeyen ve
– sonuçları kullanılan
– bir kontrollü darbe olarak tarihe geçmiştir.” dedi.FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun CHP’li üyeleri Erdoğdu, İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu,
Zeynel Emre ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek, komisyonun taslak raporuna ilişkin partilerinin muhalefet şerhini açıkladılar.Erdoğdu, konuşmasına muhalefet şerhini, 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında şehit düşen yurttaşların aziz hatırasına ve gazilere adadıklarını belirterek başladı. Darbe girişiminin memleketin masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişme olduğunu ancak bu hain girişimin olacağını bilen ve bekleyenlerin bulunduğunu ileri süren Erdoğdu,

“15 Temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan kontrollü bir darbedir.” ifadesini kullandı.

Erdoğdu, aylar önce yazılan bazı yazıların darbe girişimininin bilindiğini, hatta hazırlık sürecinin takip edildiğini ortaya koyduğunu iddia ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce Fuat Uğur’un Türkiye gazetesinde 24 Mart 2016, 2 Nisan 2016 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır. Fuat Uğur’un yazılarında kamuoyuyla paylaştığı bilgiler 15 Temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir. Fuat Uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar MİT için açık istihbarat kaynağı olup, Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez. Kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen savcılık iddianamelerinin incelenmesinden cemaatin darbe hazırlıklarına 2015’in son aylarından itibaren başladığı anlaşılmaktadır. Darbeye hazırlık faaliyetleri Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş tarafından yürütülmüştür. Adil Öksüz ve diğer planlayıcılar, darbe girişiminden çok önce cemaat bağlantısı devlet tarafından bilinen isimlerdir. MİT’in ’TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı’ savunması geçerli kabul edilmemektedir. Çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken ’cemaatin hususileri’ olarak adlandırılan başta Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş asker değil sivil kişilerdir. Darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış ve binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir.”

MİT Müsteşarlığının TBMM Araştırma Komisyonuna yönelik yazdığı 22 Mayıs 2017 tarihli yazısında “MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini, ancak TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı’’ bilgisinin yer aldığını belirten Erdoğdu, bunun darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar ettiğini savundu.

Erdoğdu, bu durumun darbe girişiminin öngörülen bir olay olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak ortaya koyduğunu öne sürdü. Erdoğdu, darbe girişiminden bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı 4. Dönem Özel Kuvvetler İhtisas Kursu Mezuniyet törenine katıldığının, önceki yıllarda bu törene katılma geleneği olmadığı halde tören sonrası Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğünün ifadelerle ortaya çıktığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Kara Kuvvetleri Komutanı’nın 15 Temmuz günü İzmir programını erken keserek rutin YAŞ görüşmeleri için Ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin başındaki en yüksek rütbeli subay olan Org. Akın Öztürk’ün olması ve aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur. İhbarcı O.K. ’aynı cemaatten’ vurgusuyla ’kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi’ olduğunu açıkça söyleyerek durumun vahametini ortaya koymuştur. Bu koşullar altında MİT Müsteşarı’nın Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a derhal bilgi vermesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.”

Genelkurmay Başkanı Akar’ın savcılığa verdiği ifadesinde ve TBMM Araştırma Komisyonuna gönderdiği yazısında, olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirdiğinin altını çizen Erdoğdu, “Ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve Genelkurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanlarının darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. TSK’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. Bu durum izah edilememektedir.” değerlendirmesinde bulundu. Erdoğdu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Öngörülen darbe girişimi 15 Temmuz günü öğleden sonra saat 14.20 itibarıyla öğrenilmiş, ancak belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmaller zinciri sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir. 15 Temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit, 2 bin 301 yurttaşımız gazi olmuştur.”

Erdoğdu, darbe girişimi sonrası gelişmelere de değinerek, iktidarın darbe tehdidini bertaraf ettikten sonra bütün muhalefeti dışlayarak bir olağanüstü hal darbesi yarattığını ileri sürdü. Raporda bu konuya ilişkin de detayların bulunduğunu belirten Erdoğdu, darbe girişiminin sonuçlarından faydalanılan ve kullanılan bir olay olduğunu iddia etti. Erdoğdu, “Sonuç olarak muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 Temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan bir kontrollü darba olarak tarihe geçmiştir.” diye konuştu.

Komisyonun bir diğer CHP’li üyesi İstanbul Milletvekili Zeynel Emre de son 15 yılda Türkiye’de çok şeyin değiştiğini ifade ederek, darbelerle hesaplaştığını söyleyenlerin bugün canhıraş bir şekilde, göstere göstere darbeleri örtbas etme çabası içinde olduklarını öne sürdü. Emre, “Yıllarca bizi, ’Eski Türkiye’ diye bir hayaletten koruduğunu söyleyenler, bugün uçan kuşa parmak sallar hale gelmişlerdir. Bugün burada kamuoyuna sunulan bu rapor, işte tam da bu 15 yıllık değişimin eşsiz bir belgesi, muhteşem bir serencamıdır. AKP iktidarının sonu 16 Nisan referandumu ile başlamıştı. İşte bu rapor tam da bu başlangıcın tarihi belgesidir. Bu rapor görevlerini sorumluluklarını yerine getirmeyen, yaptıklarının hesabını vermeyen, vaatlerini yerine getirmeyen, sözlerinin arkasında durmayan, seçimle gelen fakat halkın oylarını zapt eden bir iktidarın tam bir röntgenidir.” şeklinde konuştu. Emre, CHP’nin muhalefet şerhinin baskı ortamına rağmen kimsenin önünü alamayacağı türde bulguları içerdiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Darbe komisyonu görevini bu raporla tamamlamıştır. Komisyon kurulduğu günden bu güne geçen 11 ay boyunca yapması gerekenleri CHP tek başına yapmış ve darbe girişimini fırsata çeviren iktidarın niyetlerini ifşa etmiştir. Raporun her sayfası önemli tespitler ve beyanları içeriyor. Bu bakımdan burada bir kısmını işaret etmek yerine herkesi bu raporu titizlikle okumaya davet ediyoruz ve bilinmesini istiyoruz ki darbe komisyonu her ne kadar resmi görevini tamamlamışsa da komisyonun CHP’li üyeleri olarak bizler bu sorumluluğu bir memuriyet ya da sade bir görev olarak değil bir ödev olarak ele almaya devam edeceğiz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin, “Kontrollü darbeyi tiyatro gibi algılamak isteyenler var. Hayır, öyle bir şey yok.
Bir darbe girişimi oldu. Kontrollü darbe ile kastımızı üç başlıkta özetliyoruz;
1. öngörülen,
2. önlenmeyen ve
3. sonuçlarından yararlanılan.
Delillerimizi ortaya koyduk. Bu üçü bir araya geldiğinde kontrollü darbe tanımını oluşturuyor.” dedi.

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun CHP’li üyeleri ile Erdoğdu, İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu,
Zeynel Emre ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray
, parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek, komisyonun taslak raporuna ilişkin partilerinin muhalefet şerhini açıkladılar.

Çıray, toplantıda yaptığı açıklamada, 15 Temmuz FETÖ’nün darbe girişiminin, vatandaşların ezici çoğunluğu açısından hiçbir şekilde hiç beklenmeyen bir olay olduğunun altını çizdi. Darbe girişiminin, başta TSK olmak üzere bütün kurumlarına duyduğu güveni sarsacak bir mahiyet taşıdığını belirten Çıray, “darbe girişiminin iktidar eliyle tek adam devletine ulaşılmasını hızlandıracak bir katalizör” olarak görüldüğünü ileri sürdü. Darbe girişiminin yarı karanlıkta bırakılmak istendiğini iddia eden Çıray, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın bilgi vermek üzere komisyona gelmemesinin de bunun bir göstergesi olduğunu söyledi. Komisyon çalışmalarının iktidar eliyle etkisizleştirildiğini savunan Çıray, şunları söyledi:

“Bu darbe, kalkışma teşebbüsü neticesinde 249 vatandaşımız şehit olmuş, binlercesi kalıcı izlerini ve etkilerini ömürleri boyunca taşıyacak şekilde yaralanmıştır. Üstelik bu bir ulusun kendi iç ve dış güvenlik kurumlarına, yargısına, devletine duyduğu güvenin neredeyse tamamen yok edildiği bir şekilde yaşanmıştır. Bu yönüyle hiç tartışmasız bedeli zaman içinde daha da ağırlaşarak hissedilecek tarihi bir sosyal travmadır. İşte Türk milletine, benzerine Hollywood filmlerinde bile rastlanmayacak dehşet verici bir travma yaşatan bu hain kalkışmanın diğer hukuki ve adli sorumlusu AKP iktidarlarıdır. Kamuoyuna açıkladığımız CHP raporunu işte bu utanç verici duruma demokratik bir reddiye olarak düşünün; tabii Meclis’in onurunu korumaya ve kurtarmaya yönelik bir naçizane çaba… Aynı zamanda 15 Temmuz’da kaybettiğimiz veya yaralanan insanlarımıza karşı bir vicdani sorumluluğun yerine getirilmesi çabası…”

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da konuşmasına “Darbe girişimi Türkiye’nin kanlı cumasıdır. Tıpkı kırmızı pazartesi gibi” diyerek başladı.

“Her şey önceden biliniyordu. Katil belli, maktul belli. Ama hiç kimse müdahale etmiyordu” diyen Tanrıkulu, darbe girişimi sonrasında Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin daha güçlü hale getirilmesinin gerektiğini, ancak iktidarın bunun tam tersi bir yol izlediğini savundu.

Darbe girişimi sonrası ülkede olağanüstü hal rejiminin inşa edildiğini, ülkenin otokratik bir rejime sürüklendiğini ifade eden Tanrıkulu, hak ihlallerinin arttığını savundu. Tutuklanmanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürüldüğünü, “Atın zindana, sonra bir suç buluruz” anlayışı ile hareket edildiğini iddia eden Tanrıkulu, yaşananların hiçbir darbe döneminde yapılmadığını kaydetti.

Tanrıkulu, “Dört siyasi partinin ortak iradesiyle kurduğu komisyon, Türkiye’de demokrasinin ve hukuk devletinin yeniden inşası için bir fırsat olabilirdi. Ama maalesef olmadı. Şu anda toplumumuz ortak acıları, ortak zeminleri ve ortak köprüleri büyük ölçüde kaybetmiş bir topluma dönüştü. Bu kadar yaygın mağduriyet, Türkiye’nin ilerideki toplumsal barışını onarılamayacak bir biçimde yeni örgütlerle karşı karşıya bırakabilir. Parlamentoyu ve hükümeti uyarıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Komisyonun CHP’li üyeleri, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladılar.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, darbe girişiminin siyasi ayağı ve ByLock kullanımına ilişkin bir soruyu yanıtlarken, şunları dile getirdi:

“Bu rapor tümüyle zaten darbenin siyasi ayağına işaret etmektedir. Bu darbenin siyasi ayağı Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Ancak biz, bireyleri tek tek suçlayarak tarihi muhalefet şerhini bir suçlama metnine dönüştürmedik. Bu bilgilerin hepsi savcıların ve hükümetin de elinde var. Bunlar da savcılıklar tarafından açığa çıkarılacak.”

Erdoğdu, “kontrollü darbe” ifadesini açmasının istenmesi üzerine, bu ifadeyi bir tiyatro gibi algılamak isteyenler olduğunu belirterek, buna tepki gösterdi.

“Bir darbe girişimi oldu. Birçok şehit verdik, gazilerimiz var.” diyen Erdoğdu, şöyle devam etti:

“Kontrollü darbe ile kastımızı üç başlıkta özetliyoruz; öngörülen, delillerimizi koyduk; önlenmeyen, delillerimizi koyduk; sonuçlarından yararlanılan, delillerimizi koyduk. Bu üçü bir araya geldiğinde kontrollü darbe tanımını oluşturuyor.”
Muhalefet şerhinin hukuki bir başvuruya zemin oluşturup oluşturmayacağı sorusuna ise CHP milletvekilleri, bu girişimi yapması gerekenin savcılıklar olduğu yanıtını verdiler.

CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ise bir başka soruyu yanıtlarken, partilerinin darbe girişimiyle ilgili tüm davaları takip ettiğini belirterek, “Bizim komisyonda sıklıkla karanlık noktaların ortaya çıkmasına yönelik bazı taleplerimiz hep yargılama süreçleri gerekçe gösterilerek reddedilmişti. Ancak yargılamalar aşamasında o çelişkilerin daha fazla gün yüzüne çıktığını görüyoruz.” diye konuştu.

Sanıkların bir kısmının da suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarda bulunduklarının farkında olduklarını söyleyen Emre, CHP’nin kamuoyunu doğru şekilde bilgilendirmeye çalıştığının altını çizdi.

İstanbul Milletvekili Tanrıkulu, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damatlarının serbest bırakılmasıyla ilgili soruyu yanıtlarken şu değerlendirmede bulundu:

“Eskiden ’Ankara’da dayın varsa işin görülür’ denirdi. Şimdi artık dayılar değil kayınbabalar dönemi başladı. Hiç kimsenin suçsuz yere tutuklanmasını istemem ama adaletin sadece damatlar üzerinden işlemesi de kamuoyu vicdanını yaralamaktadır. İçeride suçsuz yere yatan binlerce mağdur var. Hepsinin sabit ikametgahı var. Bunları sokaktan toplamadılar.”

Aykut Erdoğdu, toplantının sonunda, sözlerini, “Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarına ve emniyet yetkililerine baskı olduğunu biliyoruz. Ama bunların tamamını, bildiğimiz her şeyi açıklayacak değiliz. Çünkü bir; bilginin kaynağı bizim için çok önemlidir, iki; bu bilginin açıklanmasında toplumsal fayda olup olmadığını ölçüp biçecek kadar birikimli bir partiyiz. Ancak cumhuriyet savcılarını ve araştırmayı yürüten emniyet mensuplarına yönelik baskı olduğunu biliyoruz.” şeklinde tamamladı.

-MUHALEFET ŞERHİ-

1) Bu Muhalefet Şerhi 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Sırasında Şehit Düşen Yurttaşlarımızın Aziz Hatıralarına ve Gazilerimize Adanmıştır.
2) 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan Kontrollü Bir Darbedir
3) 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen kanlı ve hain kalkışma bu memleketin masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişme olmuştur. Ancak bu hain darbe girişiminin olacağını bilen ve bekleyenlerde vardır.
4) 15 Temmuz darbe girişiminden aylar önce yazılan yazılardan darbe girişiminin bilindiği hatta bu girişimin hazırlık sürecinin takip edildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce Fuat Uğur’un Türkiye Gazetesinde 24 Mart 2016, 2 Nisan 2016 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır.
5) Fuat Uğur’un yazılarında kamuoyuyla paylaştığı bilgiler 15 Temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir.
6) Fuat Uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar MİT için açık istihbarat kaynağı olup, Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez.
7) Kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen Savcılık iddianamelerinin incelenmesinden Cemaatin darbe hazırlıklarına 2015 son aylarından itibaren başladığı anlaşılmaktadır.
8) Darbeye hazırlık faaliyetleri Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş tarafından yürütülmüştür. Adil Öksüz ve diğer planlayıcılar darbe girişiminden çok önce Cemaat bağlantısı devlet tarafından bilinen isimlerdir.
9) MİT’in “TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” savunması geçerli kabul edilmemektedir.
10) Çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken “Cemaatin Hususileri” olarak adlandırılan başta Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş asker değil sivil kişilerdir. Darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış ve binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir.
11) MİT Müsteşarlığı TBMM Araştırma Komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisiyle darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar etmiştir. Bu durum 15 Temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak önümüze çıkarmaktadır.
12) 14 Temmuz 2016 tarihinde yani kalkışmadan bir gün önce Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la birlikte Özel Kuvvetler Komutanlığı 4. Dönem Özel Kuvvetler İhtisas Kursu Mezuniyet törenine katıldığı, önceki yıllarda böylesine bir törene katılma geleneği olmadığı, bu tören sonrası MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde 18:00 – 00:30 arası yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğü ifadelerle ortaya çıkmıştır.
13) Kara Kuvvetleri Komutanının 15 Temmuz günü İzmir programını erken keserek rutin YAŞ görüşmeleri için Ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin başındaki en yüksek rütbeli subay olan Org. Akın Öztürk’ün olması ve aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur.
14) İhbarcı O.K. “aynı cemaatten” vurgusuyla “kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi” olduğunu açıkça söyleyerek durumun vahametini ortaya koymuştur. Bu koşullar altında MİT Müsteşarının Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a derhal bilgi vermesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.
15) Genelkurmay 2. Bas¸kanı Org. Yas¸ar GÜLER’in beyanından MİT Müsteşarının Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmek istediği ancak ulaşamadığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında Cumhurbaşkanı Koruma Müdürü Muhsin Köse’ye “Muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?” sorusuyla durumun vahametini anlattığı ancak detay bilgi vermediği anlaşılmaktadır.
16) Bu soru hayatın olağan akışı içerisinde sorulabilecek bir soru değildir. Bu durumda Hakan Fidan ve Muhsin Köse tarafından Cumhurbaşkanı’nın bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususu karanlıkta kalmakta ve makul şüpheler artmaktadır.
17) Genelkurmay Başkanı gerek Savcılığa verdiği ifadesinde gerek TBMM Araştırma Komisyonu’na gönderdiği tarihsiz yazısında olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirmektedir. Ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve Genelkurmay Başkanı ve bazı Kuvvet Komutanların darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
18) Genelkurmay Başkanı’nın tüm kuvvet komutanlıklarına 18:30’da hareket merkezleri aracılığıyla ilettiği emirler saat 19:26’da adreslerine ulaşmıştır. Bu emirlere rağmen TSK’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. Bu durum izah edilememektedir.
19) Özel Kuvvetler Komutanı Korg. Zekai Aksakallı’nın Ankara’da görülen darbe davasının duruşmasında dile getirdiği “TSK’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘personel kışlayı terk etmesin’ emri verilir. Birlik komutanları kışlalarında, mesaiye devam edilir. Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 Temmuz’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. Uygulansaydı darbe girişimi baştan açığa çıkardı” şeklindeki ifadesi şüpheleri artırmıştır.
20) Kara Kuvvetleri Komutanı, Kara Havacılık Komutanlığındaki yaklaşık 2 saat süren incelemelerinde durumu hiç belli etmeden dikkatli incelemeler yaptığını ve personele sorduğu sorularla bilgi almaya çalıştığını, incelemeleri sırasında herhangi bir hareket hazırlığı görmediğini ve 21:25 sıralarında Kara Havacılık Komutanlığından ayrıldığını beyan etmektedir. Ancak Kara Kuvvetleri Komutanı’nın hiçbir hareket görmediği Güvercinlik Kara Havacılık Okul Komutanlığından Kara Kuvvetleri Komutanının ayrılmasından dakikalar sonra helikopterlerin havalanarak hain darbe girişimine katılabilmiş olması izah edilememektedir.
21) MİT’in bildiği ve dış makamları bilgilendirdiği Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın öngörülen bu darbe başladıktan sonra Cumhurbaşkanı’nın “darbeyi eniştemden öğrendim” demesi Başbakan’ın “eşten dosttan öğrendim” demesi ve sanki hiç bilmedikleri ve beklemedikleri şok edici bir gelişmeyle karşılaşmış gibi davranmaları anlaşılamamaktadır.
22) Öngörülen darbe girişimi 15 Temmuz günü öğleden sonra 14:20 itibariyle öğrenilmiş ancak yukarıda belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmaller zinciri sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.
23) 15 Temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit 2301 yurttaşımız gazi olmuştur.
24) Darbe sonrası oluşan milli birlik ruhuna “Yenikapı mitingi” adı verilmiş ve darbe tehlikesi atlatılıncaya kadar bu uzlaşma sürdürülmüştür. Darbe tehlikesi sürerken ilan edilen OHAL’in geçici olduğu söylenmiş ve TBMM’de bulunan 4 siyasi partinin ortak iradesi ile bir Araştırma Komisyonu kurulmuştur.
25) Darbe tehlikesinin atlatılmasıyla birlikte Erdoğan tarafından Yenikapı süreci bozulmaya başlamıştır. Darbe tehlikesini atlatıncaya kadar olduğu söylenen OHAL kalıcılaştırılarak TBMM devre dışı bırakılmış ve Erdoğan’ın karşı darbe süreci başlamıştır.
26) Darbe araştırma komisyonu fiilen lağvedilmiş ve komisyon darbeyi girişimini araştıran değil Erdoğan’ın karşı darbesini aklayan bir kara propaganda aracına dönüşmüştür.
27) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbeye karşı direnen bütün kişi ve kurumları aldatarak başlattığı karşı darbe sürecinin hukuki silahı OHAL olmuştur. OHAL KHK’larıyla devlet tarumar edilmiş ve TSK’nın emir komuta sistemi parçalanmıştır.
28) Gerek 15 Temmuz darbe girişimi gerek Erdoğan darbesi karanlıkta tutabilmek ve halkımızın bilgi almasını engellemek için gazeteci tutuklayarak, gazete, televizyon, radyo ve haber siteleri kapatılarak basın susturulmuş ve sansür edilmiştir.
29) Özellikle yayın hayatları Cemaatle mücadele etmekle geçen ve bu mücadelede ağır bedeller ödeyen Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerine Cemaat suçlamasıyla yapılan adaletsizlikler karşı darbe sürecinin güç gösterisine dönüşmüştür.
30) Cemaatle mücadele bahane edilerek içlerinde cemaatle hiç ilgisi olmayan on binlerce kamu görevlisinin de olduğu yüzbinlerce insan gözaltına alınmış, tutuklanmış veya ihraç edilmiştir. Tutukluluk ve ihraç işlemleri aileleri özellikle çocukları da kapsayacak şekilde fiili cezaya dönüşmüştür.
31) Tescilli Cemaatçiler yurt içinde ve yurt dışında serbestçe dolaşırken en alt düzeyde on binlerce kamu görevlisi hiçbir savunma hakkı tanınmadan açlığa ve sefalete mahkum edilmiştir.
32) Hayatları cemaatle mücadeleyle geçen on binlerce kamu görevlisi de sırf muhalif oldukları için AKP’nin gadrine uğramış, işlerinden ve aşlarında olmuşlardır.
33) Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere hiçbir yargı kuruluşunun ve hiçbir yargıcın hakim güvencesi kalmamış hakim ve savcılar OHAL silahıyla rehin alınarak AKP’nin emir erine dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bu duruma direnen ve Cemaatle hiçbir ilgisi olmayan hakim ve savcılar terörist damgasıyla Cemaat çuvalına atılmışlardır.
34) Karşı darbe sürecinde kadroları boşaltılan kamu görevlilerinin yerine AKP yandaşları doldurulmuş, Erdoğan parti devleti inşası süreci başlamıştır. OHAL olağanlaşmış KHK’lar kanunlaşmıştır.
35) En son yapılan haksız, hileli ve mühürsüz referandumla parlamenter rejim rehin alınmış yerine gayri meşru bir Başkanlık rejimi kurulmuştur.
36) Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere 15 Temmuz hain darbe girişimini sonuçları kullanılmış ve karşı darbe gerçekleştirilmiştir. Bu sebeplerle 15 Temmuz darbe girişimi karşı darbe yapmak amacıyla sonuçları kullanılan bir darbe girişimidir.
37) Muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan bir Kontrollü Darbe olarak tarihe geçmiştir.
38) Bu Muhalefet Şerhi 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Sırasında Şehit Düşen Yurttaşlarımızın Aziz Hatıralarına ve Gazilerimize Adanmıştır.
=========================================
Dostlar,

Bu çalışma son derece önemlidir. Dün (14 Haz. 2017) konuyu web sitemizde işlemiştik.
313 sayfalık, içerdiği belge ve irdelemelerle tarihsel önem ve değer taşıyan bu metnin tümüne erişmek için erişke (link) adresi vermiştik. Bu yazımızı ve 313 sayfa eki okumak için tıklayın.

CHP’den TBMM FETÖ Komisyon Raporuna 313 Sayfa Karşıoy

Yukarıdaki metin, basın açıklamasında yapılan özettir.
Gn. Bşk. Sn. Kılıçdaroğlu‘nun 14 Haziran 2017 gecesi CNN TÜRK’te yaptığı açıklamaya göre ellerinde birkaç bin sayfa belge – bilgi vardır ancak 313 sayfa ile şimdilik yetinilmiştir.
Bu kritik açıklama ve siyasal hamlenin deyim yerinde ise ödülü, ertesi gün gelmiş ve CHP’nin gazeteci kökenli milletvekili Enis Berberoğlu, MİT TIR’ları ile ilgili Cumhuriyet’te yapılan haberde devlet sırrını açıklamaktan suçlanarak, 25 yıl hapse mahkum edilmiş ve hemen İstanbul Maltepe cezaevine konarak infaza geçilmiştir… Oysa seçilmiş miletvekilinin cezasının dönem sonuna ertelenmesi gerekir.

CHP’ue böylelikle ‘‘haddini bil” gözdağı verilmiş olması çok güçle olasıdır.

Yaklaşık 9 saat kadar sonra, 15 Haziran 2017 Perşembe günü, CHP Gn. Bşk. Sn. Kemal
Kılıçdaroğlu
, Ankara Güven Park’tan saat 11:00’de İstanbul Maltepe cezaevine,
Enis Berberoğlu’na doğru bir ADALET YÜRÜYÜŞÜ başlatacaktır.

Türkiye son derece sıcak bir dönem yaşamaktadır.
Tek ve kesin sorumlu ve sorunlu olan AKP = RTE’dir!
15 yıldır ülkeyi tek başına yönetme gücü – olanağı – ayrıcalığı yetmemiştir bu ikiliye!
Daha fazla ne istediklerini anlamak kolay değildir.
Ancak gelinen yer, tam anlamıyla ‘‘KADİR-İ MUTLAK TEK ADAM” rejimidir.
Ülke OHAL altında inletilmekte ve son derece katı bir despotizm – totalitarizm dayatılmaktadır.
Yapılan ağır hatalar saymakla bitmez. AKP = RTE’nin derin çelişkilerini E. Tümg. Sn. Naci Beştepe‘nin yazısından okuyabilirsiniz. (http://ahmetsaltik.net/2017/06/14/rteakp-iktidari-ve-ikilemler/)
Bu sitede yıllardır yazıyoruz…

* ÜLKENİN HIZLA NORMALLEŞTİRİLMESİ – DERHAL HUKUK DEVLETİNE DÖNÜLMESİ..

27 Mayıs 1960 askeri darbesinin (bir Devrim ile sonuçlanmıştır..) hemen öncesinde DP – Menderes’in CHP hakkında anayasayı tümüyle çiğneyen Tahkikat Encümeni kurması (15 DP vekili) akıllara gelmektedir. Bu Encümen’in mahkeme yetkisi olup (!), hedef CHP’yi kapatarak mallarına el koymaktır. Tarihsel kişilik İsmet İNÖNÜ TBMM’de tarihsel önemde bir uyarıda bulunmuştur :
– … Bunu yaparsanız sizi ben bile kurtaramam…
Sonrası malum.. Meşruluğunu yitiren bit iktidar ve halkın meşru direniş hakkını kullanması..AKP = RTE ne yapmak istiyor?? Ya da ne yaptığının gerçekten ayırdında mı????
Türkiye’yi uçurumun eşiğine sürüklediklerini hala görmüyorlar mı, intihar mı edecekler??? Şimdi bu sözlerimizden ”darbe kışkırtıcılığı” yorumu zorlanmasın..Darbeyi AKP = RTE yaptı, OHAL ile perçiniyor 20 Temmuz 2016’dan bu yana..

Bu kanlı bataktan nasıl çıkacağız, onun kaçınılmaz aranışı içinde Türkiye ve dünya!

Sevgi, saygı ve ciddi endişe ile. 15 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

FAŞİZMİN ANAYASASI’NDAN “RTE” ANAYASASI’NA VARIŞ

FAŞİZMİN ANAYASASI’NDAN
“RTE” ANAYASASI’NA VARIŞ

Dr. Ali Nejat Ölçen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

61 Anayasasının 10 ve 11. maddeleri, Devlet’e, kişinin temel hak ve özgürlüklerini korumayı görev olarak vermiş ve de temel hak ve özgürlüklerin özüne yasaların dokunamayacağını koşul görmüştü.
Bu iki önemli madde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetine ve İsmet İnönü’nün demokrasisine sahip çıkan devletin temel niteliğini tanımlamaktaydı.

O nedenledir ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930 yılında Millet Meclisi’ne sunduğu Ekonomi Programı’nın ilkelerini 61 Anayasası’nda görebilmekteyiz. Eğer 61 Anayasasının 10 ve 11. maddeleri Köy Enstitüleri ve Halkevleriyle birlikte  devam edebilseydi, bugün Cumhuriyetin karşıtlığı yaşanmaz, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan yasalar gündeme girmez ve de ulusal bilincin engelleri ve karşıtları doğamazdı.

Mustafa Kemal (Atatürk olmadan önce) İzmir’deki İktisat Kongresinin 1923 yılı
(AS: 17 Şubat) açılış konuşmasında:

İstiklâli tam için şu düstur var: Hakimiyeti milliye hakimiyeti iktisadiye ile tersim edilmelidir (çizilmelidir) yegâne kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasî ve askerî muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferle tetviç edilmedikçe (donatılmadıkça) semere, netice payidar (sürekli olamaz).

Ekonomi dışı yaşayan Osmanlı Devleti sonrasında, Mustafa Kemal’in 1923 yılında böylesi gerçekçiliği hangi ülkede bir devlet başkanı  söyleyebilmiştir. Mustafa Kemal, (Atatürk olmadan önce) Büyük Millet Meclisine sunduğu “İktisadî Rapor”da ekonomi ile hukuk’un bütünlüğü
ileri sürülmekteydi (madde 3):

Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa adil hayat ve faaliyetinin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadî teşebbüs ve inkişafın da başlıca muhafızı ve müşevviki (özendiricisi) dirler.

Ve o tarihe kadar bir başka ülkede hiçbir devlet adamı, hukuk ile ekonomi arasındaki bütünlüğün sağlanacağından söz etmemiş ve Birinci (1932) ve İkinci (1935) Sanayi Planlarıyla uygulanmasını sağlayamamıştı.

Şimdi soruyoruz: Türkiye’mizde 12 Eylül 1980 sonrası ve özellikle 15 yıllık AKP’li iktidarında hukuk var mı ki, ekonomik girişimlerin koruyucu ve özendiricisi olabilsin? Acaba
temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan yasaların varlığından söz edebilir misiniz?

Bülent Ecevit, kendisini Karaoğlan yapan CHP’den ayrılarak Demokratik Sol Parti’ (DSP) yi kurarak Nisan 1999’da 57. Hükümeti oluşturduğunda “temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan yasalara karşılık, Anayasa’nın 15. maddesini şöyle değiştirmişti (10 Kasım 2001):

– ‘‘Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde ‘temel hak ve hürriyetler’ in kullanılması kısmen ve tamamen durdurulabilir.”

Acaba kurduğu 57. Hükümette koalisyon ortağında kim başbakan yardımcısıydı Devlet Bahçeli karşı çıkabildi mi? Ve o koalisyon hükümetinde Bülent Ecevit MHP’den oluşan kaç devlet bakanına yer vermişti? 19 adet. Ve o devlet bakanından hiçbiri temel hak ve özgürlüklerin
özüne dokunulmasına karşı çıkmamıştı?

Beş siyasal parti değiştirerek en sonunda Vatan Partisinde Genel Başkan Yardımcısı olan
Yaşar Okuyan dahil, Bülent Ecevit’in 57. Hükümetinde Avrupa Müktesebatını Üstlenme kararnamesinde Avrupa Birliği’nin direktifleriyle yüzlerce kez çalışmalar yapıldığına ilişkin Devletimizi aşağılayan söylemlere Devlet Bahçeli ve de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan ve diğerleri karşı çıkabildiler mi?

Bülent Ecevit’in ABD’den aktardığı Kemal Derviş’in Dışişleri Bakanı İsmail Cem’le
57. hükümetten ayrılarak Bülent Ecevit’in karşısında ayrı parti kurdular ve onların önerdiği
erken seçimde DSP Meclis dışında kalarak AKP’nin doğuşuna yol açılmış oldu.

AKP İktidarında Deniz Baykal’ın katkılarıyla Milletvekili olan R.T. Erdoğan,
AKP iktidarında Başbakanlık koltuğuna oturduğunda bu olanağı kendisine sağlayan
Deniz Baykal’a teşekkür edebildi mi?

DSP iktidarında Bülent Ecevit, 61 Anayasasındaki temel hak ve özgürlüklere dokunulmasını sağladığı içindir ki, R.T. Erdoğan BOP Eşbaşkanı olmuş ve kendisine görev verildiğini açıklamıştı. Temel hak ve özgürlükleri yok eden yasaları artırmakla yetinmemiş, hukukun faşistleşmesini sağlayarak, Açılım Projesi ile PKK’nın yeniden oluşumunu sağlamış, yollara hendekler kazılı bombalar konulmasına kaymakam ve valiler seyirci kalmışlar, Fettullah Gülen’in ortaklığıyla Devletin paylaşılmasına katkıda bulunmuş, sonraları can dostu Esat’ın Suriyesini yıkacağını sanarak Cuma namazını orada kılacağını da açıklamaktan çekinmemişti. R.T. Erdoğan Başbakan ve sonra da Cumhurbaşkanı seçildiğinde acaba Türkiye’de bir babayiğit ortaya çıkıp hangi kararınızda başarılı olabildiniz diye sorabilir mi?

Bugün Türkiye bir iç savaşın içindedir. Bu kaosu kim yarattı?

Bugün ülkenin Yasama, Yürütme ve Yargılama erklerini Cumhurbaşkanının ellerine teslim eden Millet Meclisinden Faşizmin hukukundan kurtuluş beklenebilir mi? Biri ortaya çıkıp (gazetelerdeki ünlü köşe yazarları dahil) muhalefette milletvekilleri, gizli tanığın hukuk devletinde geçerliliği olabilir mi ve devlete 5726 sayılı yasa ile gizli tanığın gizli kalması için kimliklerinde her türlü değişimin yapılması sahtekârlığı verilebilinir mi? Ve bu demokrasiyle değil ahlâk ile de bağdaşamaz kim diyebildi? Ve acaba biri çıkıp örneğin Eski Meclis Başkan Vekili Hasan Korkmazcan temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan yasaların  çizelgesini çıkarıp bu yasalar var oldukça Demokrasiden ve insan haklarından söz edilemez diyebildi mi? Demokratik Cumhuriyetin erdemini ve kurallarını koruyan çağcıl Anayasa metni hazırlayabildi mi?

Bizler laf üretmenin uzmanlığını sürdürdükçe elbette Devletin tüm kurumlarını tek kişiye devreden Anayasa, R.T. Erdoğan’ın hamiyetli ve basiretli ellerine geçtiğinde, acaba AKP’nin  yok olmasını önleyebilecek mi?

Kişiyi devlet yapan bu Anayasa halkın uyanışını yeniden yaratabilmesinin olasılığı,
olası mı dır?

Bizden söylemesi.. kim bilir?

Dr. Ölçen.
==================================
Evet dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, 1921 doğumlu, Atatürk sevdalısı bir bilgeden bu dizeler..
İTÜ mezunu Mühendis, Ekonomi doktorası, DPT uzmanlığı ve milletvekilliği deneyimli.
Lütfen www.olcen.net adresli web sitesini ziyaret eder misiniz?

20 yıla yakındır kıyk emeklilik parasını ayırarak 2 ayda bir çıkarıp ücretsiz dağıttığı
TÜRKİYE SORUNLARI dizisini hayranlıkla izler misiniz??

Ve RTE ile AKP kendine sormaz mı ki, benzer hataları geçmişte yapanlar siyaset sahnesinden silinip gittiler..

Bir tansık (mucize) olur da RTE, kendisini kesin olarak despotlaştıracak Anayasa değişikliğini veto eder, gündemden kaldırır mı??

Ya da, ya da AYM gerçekten ‘‘Ankara’da yargıçlar var” dedirterek, önüne getirildiğinde değişiklikleri açıkça anayasaya aykırılık karşısında iptal eder mi??

Türkiye’nin bu 2 tansıktan birine öyle gereksinimi var ki!

Değilse, yurttaş Gordion’un (AKP – MHP – RTE’nin!) düğümünü halkoylamasında çözecek!

Yılmaz ÖZDİL : REİNA…

REİNA…

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 03.01.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Menfur saldırının failleri deaş, daeş, pkk, pyd, dhkpc, fetö, cia, eset, dış güçler, üst akıl ve cehape’dir.
Hükümetimiz haricinde herkes sorumludur.
Reina’da yaşanan terör olayı İsmet İnönü hükümetinin Lozan’daki hataları yüzünden olmuştur. Bu katliamın planlayıcıları, gezi darbesine katılan tiyatroculardan, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan karikatürlerden ve Hüsnü Mahalli‘den cesaret alıyor, milletimiz oynanan büyük oyunu görüyor.
Hem Beşiktaş saldırısının hem de Ortaköy saldırısının cehapeli belediyenin sınırları içinde olması manidardır, yakınlaşmamızdan rahatsızlık duyulan sayın Putin‘in konsolosluğu ak partili belediyenin güvencesi altındayken, Amerikan konsolosluğunun bir başka cehapeli belediyenin sınırları içinde olması tesadüf olamaz, Türkiye’nin şahlanışından rahatsız olan cehapeliler sinsi ilişkilerinin hesabını vermelidir.
Her terör olayından sonra Ak parti hükümetini suçlamak, hedef saptırmaktır, ak parti hükümeti bu elim olayın mağdurudur.
Teröre karşı en güzel cevap, hamdolsun Osmangazi köprüsüdür, Avrasya tünelinden yedikleri tokadın sesi taa pensilvanyadan duyulmuştur.
Reina saldırısı hızlı trenle buluşmamızı geciktirir ama engelleyemez, modern havalimanını geciktirir ama engelleyemez, duble yolları yapmamızı engelleyemez, bu bayrak inmez, bu ezan dinmez.
Reina kurbanlarının Suudi Arabistanlı, Iraklı, Lübnanlı, Tunuslu, Ürdünlü, Kuveytli ve Suriyeli olması, islamofobinin vardığı noktayı açıkça gözler önüne seriyor.
Ölenler arasında hiç Batılı turist bulunmaması, Türkiye’nin Batılı turistler için ne kadar güvenli bir ülke olduğunun, huzur ve istikrar adası olduğunun kanıtıdır.
Yılbaşını kutlamak için Reina’ya gelenler arasında Suriyelilerin bulunması, Fırat Kalkanı harekatımızın ne kadar başarılı olduğunun göstergesidir, ordumuz niye Suriye’de diye soranlar, mazlum Suriye halkının Reina’ya gelmesini hazmedemeyen elitlerdir, seçkincilerdir.
Saldırganın noel baba kılığına girdiği iddiası tevatürdür, kendisi bildiğiniz teröristtir, terörün dini olmaz, kostümü olmaz, noel demek suretiyle herhangi bir dine atfedilemez.
Terörist, terörle kararlı mücadelemiz karşısında kaçmaktan başka çare bulamamıştır.
Rus büyükelçiye suikast yapan teröristi öldürdük diye eleştirenler, şimdi utanmadan çıkıp, teröristi neden yakalamadınız diye eleştiriyor, yakalayınca beğenmiyorlar, yakalamayınca gene beğenmiyorlar, istemezükçü bunlar, sırf bu çelişkili davranış bile cehapenin kirli yüzünü ortaya koymaya yetiyor.
Beşiktaş’ta 45 vatandaşımız hayatını kaybetti, Kayseri’de 14 vatandaşımız hayatını kaybetti, Reina’da yabancıları saymazsak sadece 11 vatandaşımız hayatını kaybetti, 20 günde 45’ten 11’e inmesine rağmen terörü sanki büyüyormuş gibi göstermek kötü niyetlidir, birliğimizi beraberliğimizi zehirlemeye yöneliktir.
Reina saldırısı bir kez daha göstermiştir ki, başkanlık sistemine karşı çıkmak terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmektir.
*Arkadaş, köşeyi başkasına mı kiraladın, nedir bu kepazelik derseniz?
*
Cahil cühela tiplerin Osmanlı sevdasıyla memleketin başını nasıl bi belaya soktuğunu anlatmaya çalıştık senelerdir… Yazılabilecek ne varsa yazdık, sözün bittiği yere geldik.
Bari bu senenin ilk yazısında değişiklik yapalım, yazmadıklarımızı yazalım istedik.
Hiç olmazsa bugünlük yalakalar kadar ahlaksız, yalakalar kadar vicdansız, yalakalar kadar küstah, yalakalar kadar yüzsüz olalım, memleketin haline üzüleceğimize, memleketi süzme salak yerine koyalım, herkese şapşal muamelesi yapalım istedik.
*
Bence bugünlük siz de bana uyun.
Kendinizi yalaka yazarların okurları yerine koyun.
Akılalmaz saçmalıkları makul fikirlermiş gibi okuyun.
Beyninizi hiç kullanmayacağınız için, inanın kafanız hiç olmadığı kadar rahat edecek, ne tasa kalacak, ne dert!
========================================
Dostlar.

Değrli yazar Yılmaz Özdil çok başarılı bir politik hiciv yazısı daha sunmuş oluyor..
SÖZCÜ gazetesine ve yazarına saygı gereği bu yazıyı dün paylaşmadık.

Geldiğimiz yer, Andersen’in “Kral Çıplak” masalından çok daha hazindir.
Dolayısıyla, artık sürdürülebilir zerre yanı kalmamıştır.
Sosyal olaylar elbette fen bilimlerinde olduğu ölçüde öngörülebilir değillerdir ve çok geniş zaman dilimlerine yayılabilmektedir. Ancak çok iyi biliyoruz ki; diyalektik olarak, koşulları oluştuğunda çok köklü altüst oluşlara, isyanlara, kalkışmalara, devrimlere.. yol vermektedirler. Kitleler genellikle çok sabırlı davranmakta ancak ayağa kalktıklarında da çok kanlı tablolar oluşmaktadır. Toplumları o kerteye dek germenin ve baskılamanın hiçbir rasyoneli yoktur.

Tayyip bey bu günkü “muhtarlar size söylüyorum, gelinim dinle” toplantısında bindirme kıta, zoraki dinleyici figüran muhtarlara karşı son 15 yılın belki de eeeeeeeen yumuşak (!?) söylemi içinde idi.. Yerseniz tabii.. Post pahalıdır, 21 maddelik teklifin “yemlik” dense bile 3 maddesi Komisyonda feda edilmiştir. TBMM genel kurulunda da ciddi fireler verilecek ve paket tanınmaz bir kadük durumuna bile düşebilecektir. Diyelim ki halkoylmasında da %50,5 ile geçse, bu geröekt bir Pirus zaferi sayılmak gerekmez mi? Hele bir de TBMM’de ya da halkoylamasında reddedilirse!? Erdoğan ne durumlara düşecektir?? Bunlar hesap edildi mi?

MHP açık fireler vermeye başladı. AKP içinde isyanın büyüdüğü artık saklanamıyor. Saklı gizli HDP – İmralı pazarlıkları mı sürdürülüyor?? HDP’nin genel başkanı dahil 9-10 vekili hapistedir. Bu insanlar halkoylaması pazarlığı için rehin midirler? HDP eğer TBMM’de “evet” derse AKP durumu nasıl açıklayacaktır? Haydi HDP’yi anlarız, rehinlerini kurtarsın, federasyon mavi boncuklarına inansın.. AKP bu bağlamda HDP ile gizli bir yazılı metne imza atar mı? Ya sonra u metin açıklanırsa???

Ya MHP AKP – RTE’ye tuzak kuruyorsa, TBMM’de “hayır” deyip Tayyip beyin itibarını 2 paralık etmeyi kuruyorsa??

Ya kripto FETÖ’cüler başta, onlarca AKP’li vekil müritlikten kurtulup acı gerçeği görür ve TBMM genel kurulunda gizli oylamada “hayır” ya da “boş” oy verirlerse RTE’nin hali nice olur?

Tayyip bey şöyle ya da böyle çooooook yetkili bir Cumhurbaşkanı seçilmişken neden kumar oynar ki? Neden tüm ciddi edinimlernin riske sokar ki?? Üstelik ülke de büyük tehlikelerle kuşatılmış iken..

Biz aklıselimin ağır basacağını ve Tayyip beyin sultanlık dayatmasını geri çekeceğini umuyor, diliyor ve hatta düşünüyoruz. Ya da biraz daha gecikme ile TBMM’de yahut son durakta halkta! Halk “hayır” deyince hükümet devam edebilecek midir, Tayyip bey durumu nasıl kurtaracak??

İyisi mi siz de hiç kafa yormayın bu sorularla.. Müritler, biat etmiş öbürleri, akıllarını başkalarına terketmiş milyonlar gibi açın bir renkli TV dizisini, hurafe programını……
6 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenmenin nimetlerini (!?), satrancın melanetlerini… izleyin..

Sevgi ve saygı ile.
04 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yekta Güngör ÖZDEN : Gerçek hukuk devleti miyiz?

Gerçek hukuk devleti miyiz?

yekta güngör özden sözcü ile ilgili görsel sonucu

Yekta Güngör ÖZDEN
SÖZCÜ
, 26.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

-Dün (25 Aralık), aramızdan ayrılışının 43. yıldönümünde saygıyla ve özlemle andığımız
İsmet İNÖNÜ için-

Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası bağımsız bir devlet olarak tanınmayı sağlayan Lozan Barış Antlaşması‘nda asıl uğraşın bir “Hukuk devleti kurmak” olduğunu İsmet İNÖNÜ anlatmıştı (Ankara Barosu Dergisi, Atatürk ve Cumhuriyet Özel Sayısı, 1973, sayfa 22-24, “İstiklâl Savaşı ve Hukukî Hedefi” başlıklı yazı). Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinde hukuk ve adalet konusundaki özdeyiş nitelikli, dolgun içerikli sözleri hepimizin bilincindeki özgün yerindedir. Özellikle “Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet biçiminde varlığı kabûl olunamaz”dan (1920) sonra “Egemenlik bağsız, koşulsuz ulusundur” (1923) sözleri yaklaşımındaki gerçekçiliğin ve çağdaşlığın güzel yansımalarıdır. Cumhuriyet devriminin hukukun yapılanmasında eğitim izlencelerinden, okullar ve yüksek öğrenim kurumlarından başlayan açılım ve atılımları, yönelişteki bilimselliği ve yurtseverliğiyle insancıllığı güçlü biçimde ortaya koymuştur. Anayasa, yasalar ve düzenlemelerin temelindeki anlayışla yaşama geçen hukuksallık, örnek gelişmelerle sürdürülmüştür.
Demokratikleştirilmesi özlenip öncelik taşırken Bay RTE‘ın istediği başkanlık sistemini gerçekleştirmek için küçük değişikliği gündeme getirilen yürürlükteki Anayasa’nın Başlangıç Kısmında sözü edilen “…cumhuriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni .. -…kuvvetler ayırımı.. -… medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme… -… hak ve hürriyetlere kesin saygı…” vurgulamaları yanında özellikle 2. maddesi “… demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti” niteliğini içermekte, 1. ve 4. temel maddelerinin yanında 5. madde “… sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri…” tanımına yer vermektedir. Anayasa’nın 6, 7, 8, 37’nci maddeleri ve yargıyla ilgili 138-159. maddeleri hukuk devletinin yaşama geçme ilkelerinin ve yönteminin kurallarıdır. Hukuka bağlılık, Anayasa’ya bağlılıkla ölçülür. “Bir kere delmekle bir şey olmaz. – Siz bildiğinizi yapın” denilirse hukuk yoktur.

GERÇEK BÖYLE Mİ?

Adaletin gecikmesine ilişkin yakınmalar bir yana, gerçekleşmesine ilişkin eleştiriler günümüzün sorunları içinde önsırada yer almaktadır. 1990’ın son yıllarında %97 olan yargıya güven oranının %2,5 gibi “yok” denilecek bir düzeye düşmesi büyük kaygı yaratmakta ve üzmektedir.
1961 Anayasası‘nın son biçiminde yer almayan Adalet Bakanı’nın Yüksek Hâkimler Kurulu’na başkanlığı, 1982 Anayasası’nın eleştiri alan bölümlerinden birindedir. Kurul seçimlerindeki siyasal nitelikli gruplaşmaların dışında, yüksek yargı üyeliklerinin siyasal kararlarla ve düzenlemelerle düşürülüp yerlerine yenilerinin atanması, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun doyurucu olmayan kanıtlarla kanun hükmünde kararnameye sığınarak yaptığı meslekten çıkarmalar, yetersiz stajla yargıç ve savcı atamaları, yer ve görev değişiklikleri, sakıncalı işlemleri ortaya çıkan kimi yargı görevlilerini görevde tutması düşündürücüdür. Yüksek yargı organlarına seçimlerde ve atamalarda siyasal yandaşlık gözetilmesi, partizanlık çabalarıyla iktidarın dayatmaları, yetersiz kanıt ve incelemelerle, doyurucu olmayan gerekçelerle kararlar alınması, Yargıtay ve Danıştay’a kadrolaşmalarla gruplaşmalardan, Anayasa Mahkemesi üyeliklerine yandaşların atanmasından sözedilmesi üzüntü ve endişeleri artırmaktadır. Yargısına güvenilmeyen devletin saygınlığı, güvenirliği kalmadığı gibi hiçbir işlemi inandırıcı olamaz. Buna neden olan herkes sorumludur. O kadar çok aykırılık var ki saymakla, yazmakla bitmez. Hukuksuz yaşam, ölümle birdir.

EĞİLİM

Hukuk eğitim ve öğretimine gereken önemin verilmediği gerçeği acıdır. Biçimsel yaklaşımlardan öte hukukun anlamı, değeri, yaşamdaki yeri, hukuk kuruluşları (yargı yerleri, barolar ve derneklerle kurumlar) konusunda doyurucu bilgiler verilmemekte, hukukun siyasete araç olmasına karşı çıkılmamaktadır. Türkiye Barolar Birliği ile kimi baroların tepkileri dışında özellikle üniversitelerden ses çıkmamaktadır. Üstünkörü eğitim, diplomayla yetinmek dışında etkin bir çabaya tanık olmak özlemi duyulmaktadır.

  • Şimdilerde kanun hükmünde kararnamelerle hukuk dışılık geçerli gösterilmek istenmektedir.
  • Yasalarla yapılamayacak uygulamaların kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirilip
    bu uygulamanın sürdürülmesi, hukuk devleti yönünden, sakıncalara neden olmaktadır.
  • Hukuksal niteliğini yitiren devlet, devlet değildir.
  • Gerçek hukuk devleti olsaydı gündemdeki gibi bir Anayasa değişikliği Meclis’e getirilir miydi?Gerçek hukuk devletinin onuru büyük, kıvanç duyurur.

ANMA

Yarın, İstiklâl Marşı şairi Mehmet Akif ERSOY‘u yitirişimizin 80. yılı. Saygıyla anıyoruz.
==================================
Teşekkürler değerli büyüğümüz Sayın Yekta Güngör Özden..

Sizin başkanlık ettiğiniz dönemim (1991-98) Anayasa Mahkemesi’ni öyle çok arıyoruz ki
ve Türkiye’nin gerçekten bağımsız – yansız ve Türk Milleti adına karar verecek bir
Anayasa Mahkemesi’ne ülkemizin bu sırada öyle çok gereksinimi var ki!

Dileriz, ülkemizi karanlıklara sürükleyecek Anayasa değişikliği teklifi TBMM’den geri çekilir.. AKP – MHP – RTE sağduyulu davranır, hatadan dönme erdemi gösterirler..
Değilse, tarihsel bir kritik görev Anayasa Mahkemesi’ni bekliyor..
Yapılacak Anayasa değişiklikleri doğrudan rejimi değiştirmektedir ve Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek ilk 3 maddesini arkadan dolanarak değiştirmekte, ortadan kaldırmaktadır. Bu kabul edilemez ve şimdiki TBMM’nin bile yetkisi dışındadır.

2 siyasal partinin 330’u aşarak ülkenin geleceğini tehlikeye atmaya hakkı olamaz.
Bu sayı bulunsa bile yapılmak istenen meşru değildir, bir ulusun egemenlik hakkının gaspıdır!

Bu bakımlardan, Anayasa Mahkemesi söz konusu değişiklikleri önüne getirildiğinde salt şekil koşulları (oylama gizliliği, 2 kez görüşme ve ivedi görüşme yapılamaması) denetlemekle kalmayıp (Anayasa md. 148/2; teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı özüne girecek ve temel görevi olan Anayasayı koruma yetki ve sorumluluğu ile iptal edecektir. Tıpkı Esas Sayısı : 2008/16 Karar Sayısı : 2008/116 kararı gibi.

Böylelikle Cumhuriyetin 93 yıllık birikimi, taa 1876’lara uzanan demokratikleşme uğraşının (1. Meşrutiyet) birikimi birlikte bu belayı da defedecektir. Bu tehlikeli serüvene, kişisel hırslarına yenilerek ülkemizi sürükleyenler utançlarıyla başbaşa kalacak ve tasfiye edilerek tarihin çöplüğüne atılacaklardır.. MHP yok olacaktır! Bu hazin sona uğramamak için hala geç değildir..

* ANAYASA DEĞİŞİKLİKLİĞİ TEKLİFİNİZİ LÜTFEN YARIN GERİ ÇEKİNİZ..

Bunu bir inat sorunu yapmayınız.. Sizi bağışlamaya hazırız..
Ülke yönetiminde inatlaşma olmaz.. Sağduyu hepimize çok ama çok iyi gelecektir..

Sevgi ve saygı ile.
28 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

YILMAZ ÖZDİL : Cumhuriyet mucizedir!

Cumhuriyet mucizedir!

portresi_kisa_kollu

YILMAZ ÖZDİL
29 Ekim 2016

 

29 Ekim 1923 sabahı…

Nüfus 13 milyondu, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu, postane yoktu, dükkan yoktu. 30 bin köyde, yani her dört köyün üçünde cami yoktu.

Traktör sayısı sıfırdı, biçerdöver sayısı sıfırdı, karasaban vardı.

Ayçiçeği üretimi yoktu, şeker üretimi yoktu, ekmeklik un bile ithaldi, pirinç ithaldi, bütün memlekette sadece beş bin hektar alan sulanabiliyordu. Beş bin köyde sığır vebası vardı.

Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu, bir milyon kişi frengiydi, iki milyon kişi sıtmaydı, üç milyon kişi trahomluydu, eminim gençlerimiz şu anda internete girip “trahom nedir?” diye arıyordur, çünkü artık hayatımızdan çıktı, o zamanlar üç milyon kişi trahomluydu, verem, tifüs, tifo salgını vardı. Bit’le başa çıkılamıyordu.

Bebek ölüm oranı yüzde 40‘ın üstündeydi, dünyaya gelen her iki bebekten biri ölüyordu. Anne ölüm oranı yüzde 18‘di, her beş anneden biri ölüyordu. Ortalama ömür 40‘tı, 41‘inci yaşını gören şanslıydı. Memlekette sadece 337 doktor vardı.

Sadece 60 eczacı vardı, yalnızca 8’ii Türk’tü. Diş hekimi sayısı sıfırdı.
Sadece dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
*
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi, komple kül edilmiş köy sayısı binin üzerindeydi, ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler yabancıya aitti, demiryollarının bir metresi bile bize ait değildi.

Toplam sermayenin sadece yüzde 15‘i Türk’tü.

Osmanlı’dan ayakta kala kala dört fabrika kalmıştı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…”Sanayi” denilen işletmelerin % 96‘sında motor yoktu. 10 işçiden fazla işçi çalıştıran, sadece 280 işyeri vardı, bunların da 250‘si yabancılarındı.

Kişi başına milli gelir 45 dolardı.

Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı, güya vardı demek daha doğru olur, çünkü, elektrik üretimi sadece 50 kilovat saattı, yanlış okumadınız, sadece 50 kilovatsaattı. Dört mevsim kullanılabilen karayolu yoktu, otomobil sayısı 1490‘dı, sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
*
Zaten perişanız, üstüne, mübadeleyle 400 bin insan geldi. Ceplerinde para yok, iş yok, başlarını sokacak ev yoktu, sığınabilecekleri akraba yoktu, çoğunluğu hastaydı. Gelen her iki çocuktan biri, yollarda, at arabalarının sırtında, ilk iki ay içinde hayatını kaybetti. Kendi ailemden biliyorum, çaresizlikten mağarada kalanlar oldu, mağarada!
*
Kadın, insan değildi. Eşit eğitim hakkı yoktu, meslek edinme hakkı yoktu, boşanma hakkı yoktu, velayet hakkı yoktu, kendisine miras kalan mallar üzerinde bile tasarruf hakkı yoktu, seçme hakkı yoktu, seçilme hakkı yoktu, doğum izni yoktu, çalışma hayatında eşit hakkı yoktu, eşit işe eşit ücret hakkı yoktu, kürtaj hakkı yoktu, gebeliği önleme hakkı yoktu, kızlık soyadını kullanma hakkı yoktu.
*
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, padişahların hediye olarak, trenlerle Avrupa’ya kaçırılmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi zevalli saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu. Kimisi güneşin tümden battığı ezani saat’i esas alıyordu.”Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı ses çıkıyordu.
*
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat‘ı kimisinin aralık‘ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!
*
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
*
600 yıl boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Arapça-Farsça harmanlamasına Osmanlıca denilmişti. Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

*”Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik” filan deniyor…

Halbuki, İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 (AS: 1728-1923; 195 yıl olacak..) sene boyunca basılan kitap sayısı, alt tarafı 417 adetti.
Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteferrika da devşirmeydi.
*
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire bir kitabında maalesef “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılandan azdır.” demişti! Gazete sadece İstanbul ve İzmir’de vardı.
*
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar erkeklerin ezici çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuğumuzdan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Başkent Ankara’da mesela, sadece iki lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu. Bütün memlekette tek üniversite vardı, Darülfünun, medreseden halliceydi. Memleket bilimden çoook uzaktı. Medreselerde Türkçe yasaktı, bağnazlık yuvasıydı, din diye hurafe öğretiyorlardı.
*
30 Ekim 1923 sabahı…
Mustafa Kemal, kendi el yazısıyla İsmet İnönü‘ye mektup yazdı.
Cumhuriyet’in ilk cumhurbaşkanı, Cumhuriyet’in ilk gününde, Cumhuriyet’in ilk başbakanına şöyle diyordu:

Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı, yoksul
ve esir ülkelere örnek olacağız, kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu, özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız,
bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim, Allah yardımcımız olsun.”

*
Cumhuriyet devrimi, mucizedir.
*
Ve, 29 Ekim 2016 sabahı…

Utanmadan dil uzatan, ya vatan hainidir, ya da vatan hainidir.
=========================

Tek sözcükle “BRAVO” Yılmaz Özdil!

En büyük bayramımız kutlu ve mutlu olsun!
YAŞASIN ATATÜRK – TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZ!

Sevgi ve saygı ile.
29 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com