Püsküllü Beladan Fesli Deliye

Püsküllü Beladan Fesli Deliye

Konuk yazar : Lütfü Kırayoğlu 

Adamın biri yıllardır kafasına taktığı fesi ile dolaşıp Cumhuriyet Devrimlerine saldırıyor. Başındaki fes ile Şapka Devrimine karşı olduğu mesajını veriyor. Her fırsatta Atatürk’e dil uzatıyor. Ulusal Kurtuluş Savaşımız için “keşke Yunanlılar kazansaydı” diyebiliyor. Başı sıkıştığında ise elindeki deli raporu ile yasalardan kurtuluyor. Buna karşın, Atatürk’ün makamında bulunan zat, kendisinin ayağına dek gidip ziyaret edebiliyor.

Adam, başındaki fesi ile ünlü olduğuna göre bu topraklara fesin nasıl girdiğini bir kez daha anımsatmak zorunlu oldu.

Bir Oğuz boyu olan Kayılar Asya steplerinden kopup Batıya yöneldiklerinde göç yollarında ilerlerken bütün eşyalarını yükledikleri develeri, atları ve eşekleri yanında önlerinde keçileri de vardı. Bugünkü Suriye topraklarında beyleri Süleyman Şah’ı defnedip Anadolu topraklarına girdiklerinde önlerinde güttükleri keçi sürülerinin günün birinde dünya tekstilinin en kıymetli ham maddesi olacağının farkında olmasalar da keçileri ile ilgili önemli kural ve gelenekleri vardı. Aşiretleri dışına asla bir erkek ve dişi keçiyi vermiyorlardı. Kayı boyu Anadolu’ya yerleşip Osmanlı devletini kurduğunda, tarihi İpek Yolunu da denetim altına almışlar, bu arada Kayıların tiftik keçisinin yünü ve bu yünden üretilmiş tekstil ürünleri ipek yolu ticaretinin en değerli değişim ürünleri arasına girmişti.

Kayı boyunun keçileri Ankara dolayındaki ormanları tüketirken tiftik keçisinin yünü “Angora yünü” olarak ünlenmiş, İngiltere’nin tekstil üretimini de çökertmişti. İngiliz Kraliçesi 1. Elisabeth (1533-1603) İngiltere tahtında oturduğu yıllarda Osmanlı devletine gönderdiği bütün elçilerine Türklerin yünlü teknolojisini öğrenme görevi veriyor, bu arada erkekli-dişili keçi ailesi edinmek için her türlü hileye başvursa da sonuç alamıyordu.

İngiliz yünlü sanayi çökmek üzereydi ki, kırmızıya boyanmış yünden keçeleştirilerek yapılmış kesik koni şeklindeki bir başlığı Fas ülkesinin erkeklerine giydirmeyi başararak kalitesiz yün ürünleri için bir pazar yarattılar. İlk önce Fas’ta kullanıldığı için bu serpuşa “fes” adı verildi. Aradan yaklaşık 250 yıl geçti. Osmanlı devletinin çöküşe gittiği dönemde fes ilginç bir biçimde Osmanlı resmi giysisi olarak önümüze geldi. (Osmanlı devletinin çöküş dönemine girmesi ile İngilizler Türklerin Tiftik keçilerinden bir sürüyü alarak benzer iklim koşullarının olduğu Afrika’da üretmeyi başardıktan sonra yünlü teknolojisinde ilerleme gösterdiler. Bu gelişmeler Yazar Metin Aydoğan tarafından dile getirilmiş, ilk sosyalistlerden Sadri Ertem de Osmanlı devletinde İngiliz rekabetine dayanamayan dokumacıların çöküşünü “Çıkrıklar Durunca” adlı eserinde anlatmıştır.)

Osmanlı devletinin çöküş döneminde III. Selim artık yozlaşan Yeniçeri Ocağı yerine Nizam-ı Cedit adlı yeni bir ordu kurmak istedi. Bu orduya başlık olarak “şubara” adlı bostancıların giydiğine benzer silindir biçimli bir serpuş giydirildi. Ancak başlarına geleceği sezen Yeniçeriler Kabakçı Mustafa isyanı ile ayaklanarak III. Selim’i devirdiler.  Yerine kısa süreliğine IV. Mustafa geçirilse bile Alemdar Mustafa Paşa önderliğinde bastırma hareketi ile III. Selim’in torunu  II. Mahmut tahta getirildi (1808). II. Mahmut bir süre sonra duruma egemen olarak “Vakayı Hayriye” adı verilen bir hareket ile Yeniçeri ocağını yerle bir etti. (1826) Bu sırada kurulan Asakir-i Mansure-i  Muhammediye adlı yeni ordunun başlığı tartışılırken fes giyilmesi kararı alındı.

Fes giyilmesi kararına karşı o zamanın gericileri dinsel gerekçeler göstererek büyük bir direniş gösterdiler. 1845’te fesin biçimi ile ilgili önemli kurallar getirildi. Tüm düzenli birlikler ile devlet görevindekiler fes giyecekti. Ancak fesin tepesinde bükülmemiş ipekten yapılmış püskül bulunuyor ve fırtınalı havalarda bu püsküller darmadağın oluyordu. Oysa bu püsküllerin düzenli olması ve her gün taranması bir zorunluktu. Bu nedenle sokaklarda tıpkı ayakkabı boyacıları gibi püskül tarayıcıları türemiş ve para karşılığı püskül taramaya başlamışlardı. Yani İngilizlerin tekstil sektörünü kurtarmak için Fas halkına giydirdikleri fes, 250 yıl sonra Osmanlı topraklarına geldiğinde tepesine püskül takılmış, püskülün düzgün olması askerlerin ve devlet memurlarının başının belası olmuştu. Bugün kullandığımız “püsküllü bela” deyiminin kaynağının bu olduğu söylenir.

Osmanlı devleti dönemindeki gericilerin dinsel gerekçelerle karşı çıktıkları fes, günümüz gericilerinin simgesi oldu ve günümüz gericilerinin simgesi fesli deli de başımıza “püsküllü bela” kesildi.

Tarih bilmeyen sahte tarihçilere anımsatırız…
========================================

Dostumuz Sn. Kırayoğlu’na bu güzel yazısı için teşekkür ederiz..

Eğer yanılmıyor isek, biz o “fesli” ile Sn. Cevizoğlu’nun bir TV programında canlı yayına çıkmış idik.. ErişKesi (linki) aşağıda.. 14 Ekim 2011’de..

Osmanlı’ya Tapılmalı mı, Yakılmalı mı ?
https://youtu.be/zwHP41LbtkU 
https://www.youtube.com/watch?v=Z_dNl4oEXY4

Sevgi ve saygı ile. 20 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Hıncal Uluç : Beş Lira

Beş Lira

portresi_askeri_casusluk..
Hıncal Uluç  

Muhlis Sabahattin İstanbul’da Opera ve Operetler oynayan bir kumpanya kurmuş, 1930’lar.. Carmen‘i oynuyorlar..
Turneye çıkmışlar.. Trenle.. İzmit.. 

Ful çekmişler.. Oradan Adapazarı.. 

Havalar bozunca temsil iyi gitmemiş.. Eskişehir tam felaket.. Kar diz boyu, temsil bile yapamamışlar.. Yapamayınca da otelde rehin kalmışlar iyi mi?. Beş lira gerek. Beş lira da önemli para ha.. Babam anlatırdı.. Bebek Belediye’de 125 kuruşa faça masa donatılıp Müzeyyen dinlendiği günler.. 

Kumpanya karalar bağlamış otelde mucize beklerken, haber duyuluyor.. 
Atatürk Ankara’dan trene binmiş Eskişehir’e geliyor..

Şapka devrimi, o yıl çıkan ve kadınlarda peçeyi kaldıran kanunla tamamlanmış..
Ata, tanıtmak ve anlatmak için dolaşıyor.. 


Muhlis Bey lobide haykırıyor.. 
“Atatürk arkadaşım.. Parayı bulduk..” 
Kostüm sandıklarını açıyor.. İçinden bir frak çıkarıyor. Giyiyor.. Doğru Eskişehir garına.. Orada görevliler penguen kılıklı adama bakıyorlar.. Biri “Amerikan Sefiri olmalı” diyor..
Yol açıyorlar.. Muhlis Bey en öne geliyor.. 

Tren gara giriyor.. Vagonun camı iniyor.. Atatürk’ün şapkalı eli gardakileri selamlıyor.. Sonra, iniyor aşağı, karşılayıcılara teşekkür etmek için.. 
Bir bakıyor, karşısında yakın dostu Muhlis Sabahattin.. 
Kollarını açıyor.. 

“Muhlis!..” 
“Kemal!..” 

Sarmaş dolaş oluyorlar.. 
Muhlis Bey iki cümleyle özetliyor.. 
“Otelde rehin kaldık, Kemal. Beş lira gerek!..” 
Atatürk ceplerini karıştırıyor, cüzdanı açıyor.. 
Üç tek lira çıkıyor üzerinden.. 
“Üç liram var, Muhlis!..” 
“Beş lira lazım, Kemal..” 
Atatürk yanındaki dört yıldızlı generale dönüyor.. 
“İki liran var mı?.. 
Paşa ceplerini karıştırıyor ve 1 lira uzatıyor.. 
“Bu kadar var paşam..” 
Atatürk “Dört lirayla idare et Muhlis” diyor.. 
“Beş lira, Kemal” diyor, Muhlis Bey.. 
Atatürk özel kalem müdürüne dönüyor bu defa.. Hasan Rıza Soyak olmalı.. 
“Bir lira bul” diyor.. Özel Kalem Müdürü ceplerini karıştırıp, beş kuruşlar,
on kuruşlarla bir lirayı denkleştiriyor.. 

Atatürk sonunda “Beş Lira”yı Muhlis Sabahattin’e uzatıyor.. 

Ali Poyrazoğlu “Ben bu öyküyü birinci elden dinledim.” dedi..
“O kumpanyanın Carmen temsilinde Don Jose’yi canlandıran tenor Celal Sururi’den..” 


Devrin güzelliğine bakar mısınız?.. Hani sövdükleri devrin.. 

İnanmadınız değil mi?. 
İnanılacak gibi değil çünkü.. 
Ama Atatürk‘ün hangi yaptığı inanılacak gibiydi ki?.


Onun için “Ata” Türk idi O!.. 

Teşekkürler Atam.. Sana minnet!.. Sana şükran!..