LAİKLİK VAZGEÇİLMEZDİR…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

LAİKLİK VAZGEÇİLMEZDİR…

Dünya üzerinde pek çok ülkede seçimler yapılır. Halkın önüne konulan sandıklar, demokrasinin bir gereği fakat, tek ölçütü değildir. Bir rejimin demokrasi olduğunun söylenebilmesi için “laiklik” kesin bir koşuldur. Laiklik, kutsal din duygularının istismar edilerek, siyasal ranta dönüştürülmesine karşı duruştur. Başka bir anlatımla aklın özgürleşmesi, kulluk yerine birey ve yurttaşlığın benimsenmesidir.

Yeryüzünde “laiklik” büyük ve kanlı mücadeleler sonucunda kazanılmıştır. Temel insan hakları, eşitlikler ve özgürlükler laik devlet yapısıyla güvence altına alınabilir.

Atatürk Devrimi’nin temeli “laiklik”tir. Dünyanın uzun soluklu mücadeleler sonucunda kazandığı laiklik; Atatürk Devrimi sayesinde, Türk Milleti’nin yaşam biçimine dönüşmüştür.

Cumhuriyetin Kuruluş sürecinde “din elden gidiyor” bahanesiyle gerçekleşen iç isyanlar; bugün, Atatürk Devrimi’ne ve Devrimin temeli laikliğe karşı “kindar” bir siyasal yapıya evrilmiştir. Siyaset eliyle laiklik zayıflatılmış, yalnızca anayasada var olan bir terime indirgenmiştir.

Tüm eksikliklere ve yanlışlıklara karşın Türkiye’de demokrasiden söz edebiliyorsak; insan haklarından, kadın-erkek eşitliğinden, bilimsellikten ve çağdaşlıktan konuşabiliyorsak,
Atatürk Devrimi’nin temeli olan laiklik sayesindedir.

Laikliğe karşıtlık, gericiliktir. Kutsal din duygularını siyaseten istismar etmek demektir. Laikliğe karşıtlık; Yurttaşlıktan vazgeçmek, kula kulluk etmek demektir.
Laikliğe karşıtlık; dinler ve mezhepler arası savaşa evet demektir.

Son 17 yılda; geçmişteki laiklik karşıtı uygulamaların çok üstünde bir siyasal çabayla, laikliğin, yok edilme noktasına getirildiğini görmekteyiz.

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetimi, Kurulları ve tüm Şubeleriyle;
laikliğin milletimiz açısından değerini ısrarla anlatmayı sürdürecektir.

15 Temmuz 2016 FETÖCÜ Darbe girişiminin ardında yatan laiklik düşmanlığıdır. Laikliğe ve Atatürk Devrimi’ne husumet besleyen tarikatlar, cemaatler Türkiye’de darbe yapma düzeyine gelmişse, bunun nedeni laiklik karşıtlığıdır. Siyasal iktidarın; laiklik düşmanı, cemaat ve tarikatlarla yakınlığı sürmektedir.

Yeni 15 Temmuzların yaşanmaması için siyasi iktidarı bir kez daha, içtenlikle uyarıyoruz;

  • “Çok zayıflattığınız laikliğe dört elle sarılın.”
  • Aradığımız huzur, güven ve toplumsal barışın anahtarı laikliktir. 

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

Tarihsel ömür ve toplumsal ömür

Tarihsel ömür ve toplumsal ömür

Semih Koray

Semih Koray
Aydınlık Gazetesi, 6.11.2018

Geçmiş, toplumsal ömrünü tüketmiş tortuların yanı sıra, geleceğin önünü açan tarihsel bir birikimi de içinde barındırır. Onun için her devrim, hem geçmişten köklü bir kopuşu, hem de geçmişin bütün insanlığa malomuş kazanımlarına yeniden can suyu verilmesini içerir. Kopuş, toplumu tortulardan arındırarak ilerlemenin yolunu döşerken, geçmiş, kazanımlarıyla ilerlemenin taşıyıcılığını üstlenecek toplumsal gücün oluşumuna katkıda bulunur.

GEÇMİŞİN KAZANIMLARI HANGİ SAFTA YER ALIR?

  • Atatürk Devrimi, hem ümmetin yerine milleti geçirerek, hem de saltanatı yıkıp Cumhuriyeti kurarak Osmanlı’dan köklü bir kopuşu gerçekleştirmiştir.

Ama aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu da dahil Türk tarihinin bütününü milletleşme sürecinin bir güç kaynağı haline getirmiştir. Aslında Türk milleti, Türk-İslâm Uygarlığı’nın insanlığa getirmiş olduğu aydınlığı Osmanlı idaresi altında değil, Atatürk Devrimi sayesinde öğrenmiştir. Çünkü bu feodal uygarlığın kazanımları da, artık tarihsel ömrünü doldurmuş olan feodalizmin Osmanlıcılık ya da İslâmcılığının değil, milletleşmeyi tek çıkış yolu olarak gören Atatürk Devrimi’nin safındadır.

AMERİKAN ‘İSLAMCILIĞI’

Emperyalizmin Ortaçağ’dan artakalmış yakın dostları, çöküşün ürünü olarak ortaya çıkmış en bağnaz ve en vahşi güçlerdir. Bunlar, “Soğuk Savaş Dönemi”nin Yeşil Kuşağı’ndan başlayarak, El Kaide ve DEAŞ’a, Çeçen ve Uygur teröristlerinden FETÖ’nün İslâmcılığına uzanan yelpazeyi kapsamaktadır. Bu, tasarımı, biçkisi ve imalatı ABD tarafından yapılmış bir “İslâmcılık”tır. Bu terör çeteleri, hem emperyalizm adına yıkıcı birer koçbaşı olarak kullanılmakta, ama aynı zamanda Amerikan emperyalizminin “Medeniyetler Çatışması” adı altında İslâm Dünyası’nı hedef tahtasına oturtmasınnın bahaneleri olarak kullanılmaktadır.

İSLAM DÜNYASINDA ABD KARŞITI CEREYANLAR

* Lâikliğin çiğnenmesinin, milletin birliğinin sağlanmasında zaaflara yol açtığına kuşku yoktur.
* Ama lâiklik, emperyalizmle bütünleşmenin değil, emperyalizme karşı milletin birliğini sağlamanın aracıdır.
* Lâiklik adına emperyalizme dayanmak ve ondan medet ummak, dünyada tarihi, ülkemizde de Atatürk Devrimi’ni tersine çevirmek demektir.

TARİHSEL ÖMÜR VE TOPLUMSAL ÖMÜR

Toplumsal sistemlerin “tarihsel ömür”leri ile “toplumsal ömür”leri arasında bir “zaman kayması” vardır. 20. yüzyılın başlarında emperyalist sistemin asalaklığı ve yıkıcılığının ulaştığı boyutlar, böyle bir sistemin tarihsel olarak sürdürülemezliği çıkarımını beraberinde getirmiştir. Lenin, emperyalizmi “can çekişen kapitalizm” olarak nitelerken, Mehmet Akif onu “tek dişi kalmış canavar” olarak betimlemiştir. Mao’nun dilinde ise, emperyalizm “kâğıttan kaplan”dır. Ama emperyalist sistemin yıkılışının tarihsel kaçınılmazlığı ile bu sistemin toplumsal ömrünü doldurarak ortadan kalkması arasındaki “zaman kayması”, halen yaşamakta olduğumuz bir olgudur.

Günümüzde benzer bir “zaman kayması”, Ezilen-Gelişen Dünya için de söz konusudur. Ezilen milletler, milletleşme sürecinin değişik aşamalarında bulunmaktadır. Bu süreç tamamlanmadığı sürece, feodal kalıntılar şu ya da bu ölçüde bu milletlerin içindeki varlıklarını sürdürmeye devam edecektir. Tarihsel ömürleri tükenmiş olsa bile, onların da toplumsal ömürleri henüz sona ermemiştir.

FEODAL KALINTILARI DÖNÜŞTÜRECEK OLAN EMPERYALİZMİN YENİLMESİDİR

Dünyanın bu iki kutbundaki “zaman kaymaları”, aynı sürecin ortak bir sonucu olarak son bulacaktır. Çünkü Ezilen-Gelişen Dünya’da feodalizmi tasfiye edecek olan milletleşme sürecinin ilerletilmesi, emperyalist sistemin geriletilmesine bağlıdır. Üstelik gelişmekte olan bir milletin emperyalizme karşı mücadelesinde kendi içinde sağlayacağı geniş birliktelik, aynı zamanda milleti feodal öğelerden arındırmaya katkıda bulunan bir toplumsal dönüşümü de beraberinde getirecektir.

Günümüzde devrimi vatan savunmasına bağlı hale getiren emperyalizm çağının gerçeği, budur.
===================================
Dostlar,

Olağanüstü akıllıca bir makale bu..
Zaten Prof. Semih Hocanın Matematik zekası dillere destan..
Yazı birkaç kez dikkatle okunsa ve aklı başında dostlarla tartışılsa yeridir..
Çoook öğretici ve yol göstericidir..
Özellikle dinci – islamcılara ve etnik ayrımcı – Kürtçülere..

Sevgi  ve saygı ile. 08 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Devrime Karşı Hınç Birikimi Boşa Gidecek

Devrime Karşı Hınç Birikimi Boşa Gidecek

Orhan Erinç
oerinc@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet, 04.03.2017

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Atatürk Cumhuriyeti’nin ve Anadolu Aydınlanması’nın önemli yıldönümlerinden üçü dün geride kaldı. Geride kalmış olması değerini yitirdiği anlamına gelmiyor. Aksine yaşadığımız bu süreçte ne kadar önemli, anlamlı ve değerli olduğu daha iyi anlaşılıyor.

3 Mart 1924’te çıkarılan üç yasayla
– hilafet kaldırılmış;
– Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay Başkanlığı kurulmuş;
– bütün eğitim kurumları uzunca bir süre adına uygun görev yapan
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştı.  (AS : Tevhid-i tedrisat; Öğretimde birlik)
***
Yasaların çıkarılmasıyla Atatürk Devrimi kapsamında yapılanları Prof. Dr. Suna Kili’nin (1929-29 Temmuz 205), Türk Dil Kurumu’nun 1981 Bilim Dil Ödülü’nü aldığı “Türk Devrim Tarihi” kitabında şöyle anlatıyor:

“Saltanatçıların, hilafetçilerin, tutucuların davranışlarına dört ay kadar dayanılmış, konu İzmir’deki savaş oyunları sırasında Mustafa Kemal tarafından ordu komutanlarına da açılmış ve artık hilafetin kaldırılması gereğinin Meclis gündemine alınması kararlaştırılmıştır.
1 Mart’taki bütçe görüşmelerinde Osmanlı hanedanına, Halife’ye verilecek ödenek nedeniyle konu ortaya atılmış ve birbirini izleyen kararlarla 3 Mart 1924’te

– Şer’iye ve Evkaf Bakanlığı kaldırılmış, yerine
Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş,
– hilafet kaldırılmış, Osmanlı soyundan gelenlerin tümü yurtdışına sürülmüş,
– ülkedeki tüm bilimsel kuruluş ve okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

Hilafetin kaldırılması sırasında gerek ülke içinden, gerekse ülke dışından halifeliği kabul etmesi için Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e pek çok öneri gelmiş, fakat Gazi bunları üzerinde bile durmadan geri çevirmiştir.
Hilafetin kaldırılması, Osmanlıların yurt dışına çıkarılması, eğitim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması, Atatürk Devrimi’nin henüz adı konmamakla birlikte laiklik ilkesinin ilk ve en büyük uygulamasıdır. Devrim artık padişahsız, halifesiz, laik, usçu bir yolda gelişecek, bu doğrultudaki atılımlar birbirini izleyecektir. Ama her yenilikçi adım, yeni bir tutucu akımla karşılaşacak, onunla uğraşacak, başaracak, fakat toplumdaki tutucuların hınçlarının birikimine, fırsat kollamalarına neden olacaktır. Bu, tüm devrimlerin yazgısıdır, bunu değiştirmenin yolu yöntemi bulunamamıştır. Bu yazgının belirtileri günümüzde de görülmektedir.”

Suna Hocanın 1980’lerin başında “belirti” olarak niteliği geriye gitme girişiminin bugün vardığı boyutlar tedirgin edici bir görüntü yaratıyor.
Bu durum da “Hayır” demenin gerekçelerinden birini oluşturuyor.
==================================
Dostlar,

3 Mart 1924 gerçekten Türk Devrimi adına önemli günlerden biridir. Sayın Erinç değinmemiş ama ÖĞRETİMDE BİRLİK (Tevhid-i tedrisat) son derece önemli. Bir ülkenin insanları 2 farklı ve birbirine zıt dünya görüşü ile eğitilebilir mi? Bir yandan şeriat temelli okullar, bir yandan da sonradan açılan laik eğitim veren okullar. Bu gidişi sonu ”şeriat isterük” diyenlerle demokrasinin olmazsa olmazı Laik kesim arasında iç savaştır. Bu bakımdan 3 Mart 1924 gerçek ve önemli bir devrimdir.

HALİFELİK ise tam bir tuzak kurumdur. Hz. Muhammet Allah’ın elçisi (resulü) idi, Halifesi değil.. olamazdı da! Çünkü Allah yeryüzüne bir vekilini yollamamış, bir elçi göndermişti. Tanrının yeryüzüne Halife yollaması kendisinin ortadan kalkmasından sonraki mekanizmalarla yerine bir ardılın / halefin insanlar tarafından getirilmesi ile olanaklıdır. Bu düşünülemeyeceğine ve böyle de olmadığına göre, Hz. Muhammet ölünce yerine Allah’ın elçiliği görevini sürdürmesi için bir başkasını görevlendirmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla daha cenazesi kaldırılmadan Ebubekir, Ömer ve Osman’ın ”halifelik” kavgasına girmesi dinsel değil siyasal iktidar kavgasıdır ve din de buna alet edilerek siyasal önderlik güçlendirilmek istenmiştir. Peygamberin cenazesini Hz. Ali kaldırırken, kendilerini peygamberin iradesi olmadan ve olamayacakken Halife ilan eden bu kişi de öldürülerek siyasal önderlikten (Halifelikten) uzaklaştırılmıştır.

Çoook sonraları (900 yıl kadar sonra) Osmanlı padişahı Yavuz 1517’de Ridaniye / Mısır seferi ile Halifeliği alıp İstanbul’a taşımış ve kendisi üstlenerek siyasal iktidarını güçlendirmiştir. Öyle ki; temeli olmayan, tümüyle uydurulmuş bir yeryüzü kurumu olana Halifelik, Osmanlıda iyice yozlaştırılarak ”Zıllullah” (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi) sayılmıştır! Böylelikle Osmanlı padişahları kadir-i mutlak kesilerek iktidarlarını tanrıdan aldıklarını savlamışlardır. Bu yorum tümüyle din dışıdır ve siyasetin cilvesidir. Üstelik o sıralarda Avrupa’da devlet yönetiminin laikleştirilmesi çabaları oldukça yoğunlaşmış iken.. Martin Luter’in Kiliseye 95 maddelik uyarısının kilise kapısına çivilendiği yıllardır.. Mustafa Kemal Paşa da bu tarihsel gerçeği ve çarpıtmayı – yozlaştırmayı çok iyi bildiğinden; bu içi boşalmış, kendi deyimiyle ”heyula” halifelik makam kedisine önerildiğinde şiddetle tepki vermiştir.

Günümüzde R.T. Erdoğan’ın olağan bir insanın ötesinde idolleştirilmesi, Prof. ünvanlı AKP’li bir vekilin (genel başkan yardımcısı Yasin Aktay) itirafı ile gördüklerinde adeta salavat getirmeleri ne denli hazindir. Kimi insanların aklı hala yüzlerce yıl geride.. Ama Devrim bir gerçek ve insanlık bu yolda ilerleyecek..

Selam olsun 3 Mart 1924 devrimlerini yapanlara ve onların öncüsü Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa‘ya!

Sevgi ve saygı ile.
04 Mart 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Vatan Partisi’nin Türk Milletine Bildirisi: Türkiye Cephesi’nde birleşmeye çağrı

Vatan Partisi’nin Türk Milletine Bildirisi

Logo

“Milletimizi ve bütün partileri bölücü teröre karşı Türkiye Cephesi’nde birleşmeye çağırıyoruz”

Merkez Karar Kurulumuz, 1 Ağustos 2015 günü İl Başkanlarıyla birlikte
Ankara’da toplanarak aşağıdaki bildiriyi yayınlamıştır.

(Not : Bu bildiriyi – çağrıyı  3 Ağustos 2015 günü sitemizde yayımlamıştık, yineliyoruz…
10 Ağustos 2015, Dr. Ahmet SALTIK)

         Büyük Türk Milleti,

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin PKK ve IŞİD gibi bölücü ve yobaz terör örgütlerine karşı
iç ve dış cephede yürüttüğü mücadele, vatanımızın bütünlüğü, bağımsızlık ve barış için
yaşamsal önemdedir. Bu savaş, “saray savaşı” değil, vatan savaşıdır.
Edirne’den Van’a dek bütün yurttaşlarımızın yüreği Mehmetçikle birlikte çarpmaktadır.

AKP-PKK Ortaklığının ABD güdümündeki “Kürt Açılımı barış getirmemiş,
ülkemizi kanlı süreçlerin içine itmiş ve iflas etmiştir. Türkiyemiz, teröre karşı mücadelede
yeni bir döneme girmiştir.

Washington yetkililerinin de itiraf ettikleri üzere,
PKK/PYD terör örgütü ABD’nin
“kara gücü”dür.

Bu durumda, bölücü teröre karşı mücadele, ABD’nin Güney sınırımızda İsrail ile birlikte sözümona “Kürt Koridoru” açma girişimine karşı mücadele ile iç içe geçmiştir.
İncirlik üssünün açılması başta olmak üzere, ABD’ye verilen her olanak,
bölücü terörün güçlendirilmesinden başka bir şeye hizmet etmeyecektir.

Artık apaçık ortaya çıkmıştır ki, ABD’nin güney komşularımıza karşı 25 yıldır yürüttüğü savaş ve yıkıcılık, Türkiyemizin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını da hedef almaktadır.

Bu durumda, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ve Lübnan ile güvenlik ve ekonomik gelişme amacıyla işbirliği yapmak, bölücü ve yobaz terörüne karşı kalıcı başarı için şarttır.
Vatan Partisi, Batı Asya Birliği’ni yaşama geçirmek amacıyla yürüttüğü çalışmaları
başarıyla sürdürmekte ve milletimizin değerlendirmesine sunmaktadır.

ABD ve İsrail’in stratejik piyonu olan bölücü teröre karşı mücadeleyi kesin sonuca ulaştırmak için, devletin ve milletin bütün olanaklarını seferber etmek, bugün yakıcı
ulusal görevdir. Bu amaçla, başta Güneydoğu bölgemizde yaşayan insanlarımızın can ve
mal güvenliğini sağlamak
, bütün yurtta Kürt yurttaşlarımızı bağrımıza basmak ve
teröre karşı seferber etmek, millî birliğimiz için önceliklidir.

Türk de biziz, Kürt de biziz hepimiz Türk milletiyiz.

Vatan Partisi olarak, bütün siyasal partileri hiçbir ayrım gözetmeden bölücü teröre karşı
Türkiye Cephesi’nde birleşmeye çağırıyoruz. Bütün dünya bilmelidir ki,
Cumhuriyetimizi yıkacak ve vatanımızı bölecek bir güç tanımıyoruz.

Türkiye’nin bölücü teröre ve arkasındaki emperyalist devlete karşı tarihsel mücadelesi başlamıştır. Bu mücadelenin bütün milletimizi birleştirmesi, daha tutarlı program ve siyasetlerle yürütülmesi herkesin görevidir. Kesin başarı için, bu topraklarda yaşayan her yurttaş ve
her örgüt sorumludur. Türk milleti olarak bu zorlu süreçten büyük kararla çıkacağız. Cumhuriyetimizi ve halkımızı yeniden Atatürk Devrimi temelinde örgütleyeceğiz.

Vatanımızı bütünleştirecek ve Üretim Ekonomisini kuracak bir Millî Hükümet,
ülkemizin ufkundadır. Vatan Partisi, Millî Hükümette sorumluluk ve görev üstlenerek milletimizin bağımsızlık ve demokrasi davasına hizmet etmeye hazırdır.

Hiçbir güç, Türk milletinin bağımsız ve özgür yaşama kararı kadar kuvvetli değildir.

=================================

Dostlar,

Ustalıkla, birikimle, yüreklilik ve kararlılıkla ve de sağlam bir öngörüyle oluşturulan
önemli bir metni paylaşıyoruz.. Vatan Partisi‘ne teşekkür ediyoruz.

Çağrının her sözcüğünü  özenle okunması gerekiyor..
Hamaset yok, ötekileştirme yok, nefret söylemi yok, şiddet yok..
Ohh be..
Barışçı çağrı var, Kürt kardeşlerimizi kucaklama var..
Etnisite gözetmeden “Hepimiz Türk Milletiyiz” kaynaşma çağrısı var..

ATATÜRK Devrimini sürdürme kararlığı vurgusu var..
Konulan tanı doğru ve net, düşman kıvırmadan adresleniyor..
Dışlanan bölücü terör, onun maşası PKK ve maşayı tutan ABD – İsrail – AB..
TSK’nın doğru refleksleri ve Devlet yetkililerini bunlara iknası..

Neredeyse tümünün altını çizecek ve koyu yaparak öne çıkaracağız.
Halkımız 7 Haziran 2015 genel seçiminde “oyları bölmeyelim, telef etmeyelim..” kaygısıyla Vatan Partisine hak ettiği oyu ver(e)medi. Oysa ülkemizin sorunlarını saptamada ve çözmede
en tutarlı programa bu Parti sahip. Kadroları da son katılımlarla çok güçlendi ve tabanı genişledi. Ülkemizi yeniden ATATÜRK Devrimleri rotasında birleşmeye çağırmakta sürekli.
Oy kaygısıyla asla popülist davranmadığından, en gerçekçi irdelemeler ve çözüm önerileri
bu Partiden gelmekte. Ulusal Kanal ve AYDINLIK Gazetesi de aynı doğrultuda çaba içinde.

Bu 3 kurumun sesine kulak kabartmak, doğruları öğrenmek için çok yerinde bir davranış.

Her şeye karşın ve her zaman iyimseriz.. Stratejinin altın kurallarından biridir :

Beka sorunu ile yüz yüze gelen devlet, meşru savunma refleksiyle doğruyu bulur..

Kimi çekinceler kuşkusuz konabilmekle birlikte, son gelişmelerin bileşke vektörü budur..

Sevgi ve saygı ile.
03 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Atatürk Devrimi, Atatürkçülük Nedir?

Dostlar,

ADD Kurucularından çok değerli meslektaşımız Sayın Dr. Armağan Cengiz Büker
önemli bir yazı göndermiş. Sayın Prof. Dr. Sina AKŞİN‘in önenli ve özlü bir derlemesi..

Atatürk Devrimi, Atatürkçülük Nedir?

Arial 10 punto ile dolu dolu 8 sayfa..
Daha önce ADD Genel Merkezi web sitesinde yayımlanmış ama en altta verilen erişke (link) bizim de not koyduğumuz üzere, ne yazık ki çalışmıyor..

Bu katkısı için Sayın Dr. Büker’e ve yazı sahibi Prof. Akşin’e teşekkür ederek paylaşmak istiyoruz.. Makalenin tümüne pdf olarak erişmek için lütfen tıklar mısınız??

Ataturk_Devrimi_Ataturkculuk_Nedir_SINA_AKSIN

Türkiye’nin bu zor m zor günlerinde bir kez daha özenle okunalı..
O’nun, Yüce ATATÜRK‘ün yolundan ayrılmasaydık bugün bu ağır sorunları yaşamayacaktık

Sevgi ve saygı ile.
01.04.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com