HIZLI NÜFUS ARTIŞI SORUNU / The CHAOS of HUGE POPULATION GROWTH


Sevgili AÜTF Dönem 2 öğrencilerimiz
,
Site okuru dostlarımız. 

  • DÜNYADA ve TÜRKİYE’de NÜFUS SORUNLARI ve POLİTİKALARI

konulu AÜTF Dönem 2 dersi sunumu yansılarını paylaşmak isteriz.

Güncellenmiş dosyayı ilgi ve bilginize sunuyoruz.
Çok emekli ve kapsamlı bir dosyadır (119 yansı).

  • Gereksiz, dengesiz ve hızlı, akıl dışı ve sürdürülemez
    hızlı nüfus artışı ülkemiz ve dünya için en önemli sorunların başında gelmektedir.

Türkiye, 35-40 yıl sürecek bir DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİ DÖNEMİNDEDİR.
Bu dönemde yapılması gereken, genç nüfusun niteliğinin iyileştirilmesidir.
Bu da sağlık ve eğitim yatırımları ile olur.

Nüfusun “hızlı” yaşlanması sorunu yoktur, akut gündem bu değildir.

İvedi olan 2 adım vardır :

1. Hızlı nüfus artışını teşvikten, “en az 3-5 çocuk doğurun” demekten
hemen vazgeçmek. Her ailenin 1 çocukla yetinmesini önermek..

2. Eldeki çooooook genç nüfusun niceliğini (sayısını) değil niteliğini (kalitesini) geliştirmek.. Yaşamsal sorun budur.. Genç nüfusu 21. yy’da acımasız küresel rekabete hazırlamak..
Yabancı diller ve İLETİŞİM öğretmek, geçerli meslekler edindirmek, özgüven kazandırmak,
istihdamı geliştirmek, yurttaşların sosyalleşmesini sağlamak (karma eğitim başta!)..

Ülkemizin öncelikleri bunlar, Demografi politikaları bakımından..
Bir ULUSAL DEMOGRAFİ KURULTAYI toplamak ve nüfus politikalarını güncellemek..

Ayrıca, kürtaj istemiyorsanız etkin ve yaygın aile planlaması hizmetlerini topluma
mutlaka vereceksiniz.. Özellikle de Doğu ve Güneydoğu’da!

Vurgulayalım ki; Anayasa’nın 41. maddesi açık ve net olarak devlete bu görevi yüklüyor.
Siyasal tercihiniz ne olursa olsun :

Anayasa_madde_41

 

 

 

 

 

 

 

 

Oldukça kapsamlı ve doyurucu bir dosya sunuyoruz.
Okunup okutulması, paylaşılması, politikacılara da ulaştırılması dileğiyle..
Umarız, hala Türkiye’de nüfus artışını bilim ve akıl dışı biçimde savunan tepe yöneticiler de, danışmanları da okusun ve yararlansınlar. Ülkemizi yıkımlara sürüklemesinler..

Lütfen tıklar mısınız erişkeyi (linki) ?

Nufus_sorunlari_ ve_ politikalari

Sevgi ve saygı ile.
06.12.2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Bu yansılarda sayın Prof. Ercan’dan çok yararlandık, teşekkür borçluyuz.

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu türban düzenlemesini Danıştay’a taşıdı


Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu

türban düzenlemesini Danıştay’a taşıdı

YARGICLAR_SENDIKASI

Aysel ALP
ayalp@hurriyet.com.tr, 30 Eylül 2014

Turban_ilkokulda_Eylul_2014
Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, orta okul ve liselerde türbanın serbest bırakılmasına ilişkin yönetmeliğin iptali istemiyle Danıştay’a başvurdu.

Eminağaoğlu, AKP’nin kapatma davasına verdiği savunmada,

portresi

“Kendileri için ortaöğretimde türbanı serbest bırakma iddiasında bulunanların ahlak anlayışlarının sorgulanması gerektiğini ifade ettiklerini” anımsattı.

Eminağaoğlu, “Bu düzenlemeyle Mecelle’nin 986. maddesi doğrudan uygulamaya sokulmuş oluyor ki;
bu da hukuk devriminin ortadan kaldırılması
anlamına geliyor.” dedi.

Ortaöğretimde türbanı serbest bırakan yönetmelik değişikliğine dava açıldı!

AKP, kapatma davasındaki savunmasında, kendileri için ortaöğretimde türbanı serbest bırakma iddiasında bulunanların ahlak anlayışlarının sorgulanması gerektiğini ifade etmişti!

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, velayeti altındaki oğlunun ortaokulda okuması nedeniyle 27 Eylül 2014’te Resmi Gazete‘de yayımlanan
Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması hakkında Yönetmelikten doğrudan etkilendiğini ileri sürdü. Bu nedenle söz konusu yönetmeliğin yürürlüğünün durdurulması ve iptali için Danıştay’a gönderilmek üzere Çankırı Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurdu.

“TÜM OKULLAR İMAM HATİPLEŞTİRİLİYOR”

Bakanlar Kurulu’nu temsilen Başbakanlık ve Milli Eğitim Bakanlığı‘nın dava edildiği dilekçede;

“Yapılan düzenleme, geleneksel olmakla sınırlı kalmayan, bunun ötesine geçen dinsel bir kural ve uygulamaya dayanak yaratmıştır. Daha önce yalnızca seçmeli Kuran derslerinde varlığı kabul edilen, böylece doğrudan dinsel boyut taşıdığı ortaya konulan ve bu şekilde uygulama alanı bulan durum, şimdi seçmeli Kuran derslerinin dışında tüm derslerde, ders dışında, okulun her yerinde, her saatte söz konusu olabilecektir. Bu durum, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, imam hatip lisesi ve imam hatip ortaokulları dışındaki tüm eğitim ve öğretim kurumlarında, dinsel kurallara uygulama alanı yaratmak, bu okulları da imam hatipleştirmek anlamına gelmektedir.” denildi.

Bu değişiklikle Kur’an derslerinin içeriği seçmeli, görünümü ise tüm okulu kuşatıcı ve kapsayıcı, etkisi altına alıcı bir hale dönüşeceğini ileri süren Eminağaoğlu,

“Öbür öğrencileri bu durumdan koruyacak hukuksal bir önlem bu düzenlemeler karşısında söz konusu olamaz. Hukuka aykırılık bu derece açıktır. Önceki Yönetmelikte, inanç alanında ve o derslerle sınırlı uygulama alanı bulan Türban, şimdi tüm eğitim zamanına yayılmaktadır. Bu durum bir özgürleşme değil, eğitimin, inançla ilgili olmayan derslerde bile dinselleşmesidir. Bu da laik eğitimin ortadan kalkması anlamındadır.” dedi.

“ÜNİVERSİTEDE TÜRBANLA BİR TUTULAMAZ”

Eminağaoğlu, dilekçesinde;

Reşit olmayan, hukuksal ehliyetleri bulunmayan bu kişilerin durumu ile seçmeli Kuran derslerinde türban takılabilmesi durumunun, yine üniversite öğrencilerinin ve kamuda çalışanların üstelik anayasa ve uluslararası hukuka aykırı biçimde türban takmaları durumu, asla bir tutulamaz ve yapılan düzenlemeye gerekçe olarak gösterilemez.
Bu düzenleme Anayasa’nın 2. maddesindeki laiklik ve hukuk devletine, 10 maddesi yönünden ayrımcılık yasağı ve eşitlik hükümlerine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasanın 24/son maddesi ve 42. maddesi hükümleri ile temel hak ve özgürlükler yönünden Anayasa’nın 90/son maddesini de gündeme taşımaktadır.
Bu düzenleme, Anayasa’nın 90/son maddesi gözetildiğinde; BM Çocuk Hakları Sözleşmesine, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesine, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine, bu çerçevede verilmiş bulunan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları ile ayrıca bunlara göndermede bulunarak verilen
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına da çok açıkça aykırıdır.”

iddiasında bulundu.

ÇOCUK CİNSEL NESNE (OBJE) HALİNE GETİRİLİYOR!

Eminağaoğlu,

“Eşitlik çerçevesinde, ayrımcılığa dayanmayan, çağdaş ilkeleri esas alan karma eğitimin, tacizi tetiklediği, bu nedenle karma eğitimden vazgeçilmesi gerektiğini ileri sürenler, daha önce bir korunma aracı olarak, örtünmeyi de ifade etmekte idiler.
Bu yollarla örtünme, aynı zamanda dinsel baskı ve sömürü üzerinden, çocuğun bir cinsel obje haline getirilmesi şeklinde gündemde tutulmuştur. Örtünme konusunda
belirli mesafe kat edenler, şimdi de karma eğitim konusuna yönelmişlerdir.
Bu düşünceler, konuya nasıl yaklaşıldığını ve yapılanların hangi anlayışla gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır.”

diyerek dilekçesiyle birlikte bazı belgeleri de mahkemeye sundu.

Eminağaoğlu, Türk Medeni Kanunu’nun 1926 yılında yürürlüğe girmesiyle kaldırılan Mecelle’nin 986. maddesinin doğrudan uygulamaya sokulduğunu savundu.

Bir köşe yazarının

“Bu madde kızlarda buluğ çağının başlangıcının 9, erkeklerde ise
12 yaş olduğu vurgulanmaktadır. Buluğa ermek, yani cinsel yönden olgunlaşmak, Mecelle’ye göre hem dinsel yönden yükümlülüğe girmek, hem de ergenliğe ulaşmak için yeterli sayılmaktadır. Kızların ilkokuldan sonra okuldan alıkonulmalarında yatan gerçek de budur.”

sözlerini mahkemeye sundu.

“BU BİR SİYASİ PARTİ EYLEMİDİR, YARGITAY’A BİLDİRİLMELİDİR”

Eminağaoğlu dilekçesinde,

“2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 106’ncı maddesinin emredici kuralı uyarınca, ortaya konulan gerekçe ve kararlar gözetildiğinde,
açılan bu davanın, Dairenize söz konusu madde uyarınca yüklenen görev gereği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na da, siyasal parti eylemi olarak bildirilmesi zorunluluğu söz konusudur.”

anımsatması yaptı ve dilekçeyi şu istemle bitirdi:

1-      Savunma süresi beklenmeden veya savunma süresi kısaltılarak, tebligatın görevli eliyle yapılması yoluna gidilerek, açık hukuka aykırılık karşısında, giderilmesi güç veya olanaksız zararlar gözetilerek, teminatsız olarak, yürütmenin durdurulmasına
karar verilmesi,

2-      Hukuka aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi,

3-      Dava ve davaya konu düzenlemeden, 2820 sayılı Yasa’nın 106’ncı maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haberdar edilmesi arz ve talep olunur. 30.9.2014

Eminağaoğlu türban düzenlemesini Danıştay’a taşıdı

Aysel ALP / ayalp@hurriyet.com.tr
30 Eylül 2014
Ünlü yargıçtan 'okulda türban' başvurusu

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, orta okul ve liselerde türbanın serbest bırakılmasına ilişkin yönetmeliğin iptali istemiyle Danıştay’a başvurdu.

Eminağaoğlu, AKP’nin kapatma davasına verdiği savunmada, “Kendileri için ortaöğretimde türbanı serbest bırakma iddiasında bulunanların ahlak anlayışlarının sorgulanması gerektiğini ifade ettiklerini” anımsattı. Eminağaoğlu, “Bu düzenlemeyle Mecelle’nin 986.maddesi doğrudan uygulamaya sokulmuş oluyor ki; bu da hukuk devriminin ortadan kaldırılması anlamına geliyor” dedi.

Ortaöğretimde türbanı serbest bırakan yönetmelik değişikliğine dava açıldı! / AKP, kapatma davasındaki savunmasında, kendileri için ortaöğretimde türbanı serbest bırakma iddiasında bulunanların ahlak anlayışlarının sorgulanması gerektiğini ifade etmişti!

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, velayeti altındaki oğlunun ortaokulda okuması nedeniyle 27 Eylül 2014 tarihinde Resmi Gazete‘de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması hakkında Yönetmelikten doğrudan etkilendiğini ileri sürdü. Bu nedenle söz konusu yönetmeliğin yürürlüğünün durdurulması ve iptali için Danıştay’a gönderilmek üzere Çankırı Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurdu.

“TÜM OKULLAR İMAM HATİPLEŞTİRİLİYOR”

Bakanlar Kurulu’nu temsilen Başbakanlık ve Milli Eğitim Bakanlığı‘nın dava edildiği dilekçede; “Yapılan düzenleme, geleneksel olmakla sınırlı kalmayan, bunun ötesine geçen dinsel bir kural ve uygulamaya dayanak yaratmıştır. Daha önce sadece seçmeli kuran derslerinde varlığı kabul edilen, böylece doğrudan dinsel boyut taşıdığı ortaya konulan ve bu şekilde uygulama alanı bulan durum, şimdi seçmeli kuran derslerinin dışında tüm derslerde, ders dışında, okulun her yerinde, her saatte söz konusu olabilecektir. Bu durum, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, imam hatip lisesi ve imam hatip ortaokulları dışındaki tüm eğitim ve öğretim kurumlarında, dinsel kurallara uygulama alanı yaratmak, bu okulları da imam hatipleştirmek anlamına gelmektedir” denildi.

Bu değişiklikle Kur’an derslerinin içeriği seçmeli, görünümü ise tüm okulu kuşatıcı ve kapsayıcı, etkisi altına alıcı bir hale dönüşeceğini ileri süren Eminağaoğlu, “Diğer öğrencileri bu durumdan koruyacak hukuksal bir önlem bu düzenlemeler karşısında söz konusu olamaz. Hukuka aykırılık bu derece açıktır.
Önceki yönetmelikte, inanç alanında ve o derslerle sınırlı uygulama alanı bulan türban, şimdi tüm eğitim zamanına yayılmaktadır. Bu durum bir özgürleşme değil, eğitimin, inançla ilgili olmayan derslerde bile dinselleşmesidir. Bu da laik eğitimin ortadan kalkması anlamındadır” dedi.

“ÜNİVERSİTEDE TÜRBANLA BİR TUTULAMAZ”

Eminağaoğlu, dilekçesinde;

“Reşit olmayan, hukuksal ehliyetleri bulunmayan bu kişilerin durumu ile seçmeli kuran derslerinde türban takılabilmesi durumunun, yine üniversite öğrencilerinin ve kamuda çalışanların üstelik anayasa ve uluslararası hukuka aykırı biçimde türban takmaları durumu, asla bir tutulamaz ve yapılan düzenlemeye gerekçe olarak gösterilemez. Bu düzenleme Anayasa’nın 2 nci maddesindeki laiklik ve hukuk devletine, 10 maddesi yönünden ayrımcılık yasağı ve eşitlik hükümlerine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Ayrıca 24/son maddesi ve 42.maddesi hükümleri ile temel hak ve özgürlükler yönünden Anayasa’nın 90/son maddesini de gündeme taşımaktadır. Bu düzenleme Anayasa’nın 90/ son maddesi gözetildiğinde; BM Çocuk Hakları Sözleşmesine, Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesine, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine, bu çerçevede verilmiş bulunan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları ile ayrıca bunlara göndermede bulunarak verilen Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına da çok açıkça aykırıdır.”

iddiasında bulundu.

ÇOCUK CİNSEL OBJE HALİNE GETİRİLİYOR!

Eminağaoğlu, “Eşitlik çerçevesinde, ayrımcılığa dayanmayan, çağdaş ilkeleri esas alan karma eğitimin, tacizi tetiklediği, bu nedenle karma eğitimden vazgeçilmesi gerektiğini ileri sürenler, daha önce bir korunma aracı olarak, örtünmeyi de ifade etmekte idiler. Bu yollarla örtünme, aynı zamanda dinsel baskı ve sömürü üzerinden, çocuğun bir cinsel obje haline getirilmesi şeklinde gündemde tutulmuştur. Örtünme konusunda belirli mesafe kat edenler, şimdi de karma eğitim konusuna yönelmişlerdir. Bu düşünceler, konuya nasıl yaklaşıldığını ve yapılanların hangi anlayışla gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır” diyerek dilekçesiyle birlikte bazı belgeleri de mahkemeye sundu.

Eminağaoğlu, Türk Medeni Kanunu’nun 1926 yılında yürürlüğe girmesiyle kaldırılan Mecelle’nin 986. maddesinin doğrudan uygulamaya sokulduğunu savundu. Bir köşe yazarının “Bu madde kızlarda buluğ çağının başlangıcının 9, erkeklerde ise 12 yaş olduğu vurgulanmaktadır. Buluğa ermek, yani cinsel yönden olgunlaşmak, Mecelle’ye göre hem dinsel yönden yükümlülüğe girmek, hem de ergenliğe ulaşmak için yeterli sayılmaktadır. Kızların ilkokuldan sonra okuldan alıkonulmalarında yatan gerçek de budur” sözlerini mahkemeye sundu.

“BU BİR SİYASİ PARTİ EYLEMİDİR, YARGITAY’A BİLDİRİLMELİDİR”

Eminağaoğlu dilekçesinde, “2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 106’ncı maddesinin emredici kuralı uyarınca, ortaya konulan gerekçe ve kararlar gözetildiğinde, açılan bu davanın, Dairenize söz konusu madde uyarınca yüklenen görev gereği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na da, siyasi parti eylemi olarak bildirilmesi zorunluluğu söz konusudur” anımsatması yaptı ve dilekçeyi şu istemle bitirdi:

1-      Savunma süresi beklenmeden veya savunma süresi kısaltılarak, tebligatın görevli eliyle yapılması yoluna gidilerek, açık hukuka aykırılık karşısında, giderilmesi güç veya olanaksız zararlar gözetilerek, teminatsız olarak, yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi,

2-      Hukuka aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi,

3-      Dava ve davaya konu düzenlemeden, 2820 sayılı Yasa’nın 106’ncı maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haberdar edilmesi arz ve talep olunur. 30.9.2014

===================================

Dostlar,

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlunu

bu yürekli girişiminden dolayı kutluyor ve dilekçesine biz de imza koyuyoruz.

Bilindiği gibi bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM İŞ Sendikamız konuyu Danıştay’a taşımıştı. Bu dosyayı web sitemizde paylaşmıştık. O dilekçe de gerekçeleri bakımından oldukça varsıl ve hukuksal olarak güçlü bir metin.

(EĞİTİM – İŞ İlkokulda Türban Yönetmeliğini Danıştay’a Taşıdı, http://ahmetsaltik.net/2014/10/06/egitim-is-ilkokulda-turban-yonetmeligini-danistaya-tasidi/)

Sn. Eminağaoğlu’nun dilekçesinin hukuksal bakımdan çok ustaca kurgulandığı ve gerekçelendirildiği görülüyor.

Özellikle AKP’nin AYM’deki kapatılma davasında yaptığı savunmasında kendisine
iftira edildiğini savladığı konunun bu gün bizzat kendisince yürürlüğe sokuluşu
hazin bir gerçekliktir. Bu olguyu gündeme çıkarmak çok yerinde olmuştur.

Öte yandan anılan Yönetmelik değişikliği, AKP’nin siyasal parti olarak kurumsal kişiliğinin bir politik seçimi ve eylemidir. Siyasal Partiler Yasasında yasak eylemdir ve kapatılma nedeni yapılabilecektir.

Sayın Eminağaoğlu, AKP iktidarının vargücüyle engelleme çabasına karşın yargıçlar sendikası kurmuş yılmaz bir hukukçu olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yardımcılığı görevinde gelen birikimi ile, Danıştay 8. Dairesini aynı zamanda, görmekte olduğu bir dava üzerinden suç duyurusunda bulunarak konuyu Yargıtay Cumhuriyet Başsavclığına götürmesini de istemektedir.

Danıştay 8. Dairesinin son derece ciddi bir tarihsel sınavla yüz yüze olduğu ortadadadır.
Bu Daire geçmişte de benzer davalara bakmış ve hükümler üretmiştir. Kurban Bayramı tatili sonrasında hızla bir ön karara ulaşması beklenir. Anayasa gereği (md. 138/-3), görülmekte olan bir dava ile ilgili olarak mahkemeleri etkileyebilecek herhangi bir söylem ve eylemde bulunmamak gerekiyor.

İlgili kritik tarihsel kararı merak ve sabırsızlıkla bekliyoruz.

AKP iktidarı hiçbir hak – hukuk – kural – uluslararası anlaşma – AİHM kararı…
dinlemez ve fiilen (de facto) gerici – dinci kuşatma uygularken;
biz elden geldiğince hukuka saygılı kalmaya çabalıyoruz.

Ne hazin bir ironi..
Bu olguya da tarih önünde not düşmek isteriz.

Sevgi ve saygıyla.
06.10.2014, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Köy Enstitüleri : Anadolu Rönesansı’nın Yıldönümleri


Dostlar,

17 Nisan 1940.. Köy Enstitüleri’nin açılışı.. 73 yıl geçti..

27 Ocak 1954.. Köy Enstitüleri’nin kapatılışı.. 59 yıl geçti..

Tüm engellemelere karşın “Yeni Kuşak Köy Enstitülüler” yetişti! 

Örgütlendiler ve Derneklerini kurdular.
Başında, değerli meslektaşım Dr. Alper AKÇAM var..
http://www.ykked.org.tr/ web sitesi etkin ve çok öğretici..

AYDINLANMA IŞIĞI SÖNMEYECEK… ilkesiyle çalışmaktalar..

Bu gün İzmir’de bir etkinlikleri var.. Aydınlanma Onur Ödülü’nü,
bilge insan DOĞAN HIZLAN’a sunacaklar..

Bir de panel var elbette, güne not düşecekler..
İzmirli dostlar kendilerini çok şanslı saymalı bu oturum nedeniyle..

Bu görkemli kurumların benzerlerini, günün koşullarına göre yeniden yaratmak
ve işlev kazandırmak gerek.

Çünkü halkın eğitimi sorunu aşılamadı. Devrimi koruyup – kollayacak kuşaklar yeterince üretilemedi.

Büyük Atatürk,

  • “Cumhuriyet fikren, ilmen ve bedenen güçlü ve yüksek düzeyli koruyucular ister..” uyarısında bulunmuştu.

Atatürk Devrimi = Anadolu Rönesansı denklemi çok net ve kesindir.

Köy Enstitüleri bu denklemin anahtarı idi; mutlaka kaldığı yerden devam etmeliyiz.

Prof. Dr. John DEWEY, Büyük Atatürk‘ün ABD’den davet ettiği ve görüşlerinden yararlamdığı bir eğitmbilimci idi. Bakın ne diyor Köy Enstitüleri için :

  • “Hayalimdeki eğitim kurumları ‘
    Köy Enstitüleri olarak’ Türkiye’de kurulmuştur.”

imeceye_cagri

Bir kez daha BOZ URBALILARA selam olsun!

Sevgi ve saygı ile.
17.4.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===========================================

EKONOMİ POLİTİK
Cumhuriyet 27.4.11

Prof. Erinç Yeldan

portresi

Anadolu Rönesansı’nın Yıldönümleri

Geçen hafta Anadolu devriminin en önemli köşe taşlarından birisinin,
23 Nisan Egemenlik Bayramı’nın yıldönümünü kutladık.
Bu ay içinde genç Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından bir diğeri ise
17 Nisan 1940 tarihinde kurulmuş olan Köy Enstitüleri idi.

  • Köy Enstitüleri projesi, okuma yazma oranı %5’i bile bulmayan
    Anadolu gerçeğinin kendi tarihini yaratma mücadelesidir.”
     desek yanlış olmaz.

Tümüyle Türkiye’ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde
Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Âli Yücel ile dönemin İköğretim Genel Müdürü
İsmail Hakkı Tonguç bizzat yönetmişti.

Köy Enstitüleri, geleneksel “derse ve kitaba dayalı eğitim” yerine, yaşamın pratiği içinde, “iş için, iş içinde eğitim” ilkesi eğitim anlayışıyla kurulmuştu.
Dahası, her Köy Enstitüsünde öğrenciler kendi okullarını ve üretim atölyelerini kendileri inşa ediyor; kendi öğretmenlerini yetiştiriyordu. Öğretmenleri ise gerek öğrencilere, gerekse köylülere pratik tarımsal üretim tekniklerini, okuma yazmayı ve temel bilgileri öğretiyordu.

1940-46 arasında Köy Enstitülerinde on beş bin dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve kapatıldığı 1954 yılına dek 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam
17.251 köy öğretmeni yetiştirilmişti.

Ancak, Köy Enstitüleri, yalnızca okuma yazma, temel bilgiler ve pratik üretim eğitimi ile değil, aynı zamanda sanat, edebiyat ve müzik eğitimi alanlarında da öncü kurumlar olarak tanınmaktaydı. Öğrenciler, geleneksel saz, keman ve mandolin gibi müzik aletlerini öğrenmekte ve oluşturdukları bandolarda 17 Nisan ve 29 Ekim şenlikleri başta olmak üzere konserler vermekteydi. Hasan Âli Yücel, Milli Eğitim Bakanlığı döneminde çok sayıda dünya edebiyat klasiğini Türkçeye tercüme ettirmişti.

Köy Enstitüleri, öğrencileri her yıl 25 tane (ayda 2 tane!) klasik romanı okumakla yükümlüydü.

Köy Enstitüleri, kanımızca Anadolu gençlerinin birer yurttaş olarak gelişimine
4 alanda öncülük etmiştir:

İlki, Köy Enstitülerinde eğitim gören gençler konuşmayı ve kendilerini ifade etmeyi öğrenmişlerdir. Bu konuda çok sık anlatılan bir öyküye göre, İsmail H. Tonguç bir enstitü ziyaretinde öğrencilere sorduğu sorulara yanıt alamaz. Genç öğrenciler utançlarından Tonguç’un yüzüne bile bakamazlar. Bunun üzerine Tonguç
şu yorumda bulunur:

“Anadolu köylüsü 600 yıldır susturuldu. Bundan böyle bu öğrencilerimize yalnızca matematik ve fen ilimlerini değil, aynı zamanda konuşmayı da öğretmeliyiz”.

Köy Enstitüsü öğrencilerinin ikinci kazanımı haklarını arama kararlılıklarıdır.

Alev Coşkun’un bize aktardıklarına göre, öğrenciler, öğretmenleri ve yöneticileri ile birlikte her cumartesi günü toplanmakta; karşılıklı olarak yakınmalarını bildirmekte ve açık eleştiri ve özeleştiri ortamında demokratik hak arama bilinci geliştirmekteydiler.(*)

1940’ların baskıcı ortamında verilen bu demokrasi sınavı, gerici, karşıdevrimci çevreler tarafından “komünistlik öğretiliyor” propagandası yayılarak engellenmek istenmiş ve bu mücadele, Enstitülerin kapatıldığı 1954 yılına dek sürmüştür.

Köy Enstitülerinin üçüncü kazanımı laik ve çağdaş eğitim anlayışını Anadolu insanına tanıtmasıdır. Bilimsel kuşkuculuk, öğretileni sorgulamak, sanat, edebiyat ve müziğe yakın ilgi Köy Enstitülerinin ana eğitim felsefesini oluşturmaktaydı.
Ama daha da önemlisi, (dördüncü olarak) Köy Enstitülerinde kız ve erkek öğrenciler bir arada karma eğitim yapıyor ve birlikte okuyor, birlikte çalışıyor ve
birlikte üretiyordu.

Kadın erkek eşitliği ve yurttaşlık bilincinin temellerinin atıldığı Köy Enstitüleri,
kısa zamanda büyük toprak sahiplerinin, ağaların ve Cumhuriyet Türkiye’sinin karşıdevrimcilerinin ortak düşmanı haline geldi.

“Komünizm tehdidi”, “Din elden gidiyor”, “Halkımız din eğitimi alabilecek imam ararken gençlerimiz komünistlik öğreniyor.” türünden gerici propagandalar, Türkiye’nin NATO üyeliği ve Marshall yardımı aracılığıyla Amerikan emperyalizminin güdümüne girdiği yıllarda Köy Enstitüleri büyük bir karşı saldırıyla karşılaştı.

Nitekim köy ağaları bir yandan kırsal kesimde kendi egemenliklerinin sonu olabilecek Köy Enstitüsü eğitim sistemine karşı çıkarken bir yandan da

ABD; Türkiye’ye sağladığı mali destek karşılığında

– “beş yıllık kalkınma planları” ve 

– Köy Enstitüleri”leri gibi “Sovyet sistemine benzer uygulamaların” 

kaldırılmasını talep etmekteydi.

Karşıdevrimci muhalefetin saldırılarının yükselmesiyle birlikte 1947’de Köy Enstitülerinin müfredatları değiştirildi ve sonunda da 1954 yılında Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer tarafından kapatıldı. İsmet İnönü“CHP oy yitiriyor kaygısıyla” bu gelişmelere sessiz kaldı.

Köy Enstitülerinin tarihçesi, özellikle genç okurlarımız için geçmişte kalmış,
nostaljik bir proje olarak görünebilir. Oysa bu proje çok sayıda akademik araştırmaya konu olmuş, tüm dünya eğitim yazınında büyük ilgi uyandırmış bir ulusal yurttaşlık projesinin atıldığı çok önemli bir adımdır.

  • Köy Enstitüleri; Anadolu İhtilali’nin ve yarım bıraktırılmış
    Anadolu Rönesansı’nın 
    son derece önemli bir mihenk taşıdır.

 

Nice 17 Nisan’lara…

_________________________

(*) Alev Coşkun, “Hasan Âli Yücel, Aydınlanma Devrimcisi”,
Cumhuriyet Kitapları, Nisan 2007.