Tarihsel ömür ve toplumsal ömür

Tarihsel ömür ve toplumsal ömür

Semih Koray

Semih Koray
Aydınlık Gazetesi, 6.11.2018

Geçmiş, toplumsal ömrünü tüketmiş tortuların yanı sıra, geleceğin önünü açan tarihsel bir birikimi de içinde barındırır. Onun için her devrim, hem geçmişten köklü bir kopuşu, hem de geçmişin bütün insanlığa malomuş kazanımlarına yeniden can suyu verilmesini içerir. Kopuş, toplumu tortulardan arındırarak ilerlemenin yolunu döşerken, geçmiş, kazanımlarıyla ilerlemenin taşıyıcılığını üstlenecek toplumsal gücün oluşumuna katkıda bulunur.

GEÇMİŞİN KAZANIMLARI HANGİ SAFTA YER ALIR?

  • Atatürk Devrimi, hem ümmetin yerine milleti geçirerek, hem de saltanatı yıkıp Cumhuriyeti kurarak Osmanlı’dan köklü bir kopuşu gerçekleştirmiştir.

Ama aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu da dahil Türk tarihinin bütününü milletleşme sürecinin bir güç kaynağı haline getirmiştir. Aslında Türk milleti, Türk-İslâm Uygarlığı’nın insanlığa getirmiş olduğu aydınlığı Osmanlı idaresi altında değil, Atatürk Devrimi sayesinde öğrenmiştir. Çünkü bu feodal uygarlığın kazanımları da, artık tarihsel ömrünü doldurmuş olan feodalizmin Osmanlıcılık ya da İslâmcılığının değil, milletleşmeyi tek çıkış yolu olarak gören Atatürk Devrimi’nin safındadır.

AMERİKAN ‘İSLAMCILIĞI’

Emperyalizmin Ortaçağ’dan artakalmış yakın dostları, çöküşün ürünü olarak ortaya çıkmış en bağnaz ve en vahşi güçlerdir. Bunlar, “Soğuk Savaş Dönemi”nin Yeşil Kuşağı’ndan başlayarak, El Kaide ve DEAŞ’a, Çeçen ve Uygur teröristlerinden FETÖ’nün İslâmcılığına uzanan yelpazeyi kapsamaktadır. Bu, tasarımı, biçkisi ve imalatı ABD tarafından yapılmış bir “İslâmcılık”tır. Bu terör çeteleri, hem emperyalizm adına yıkıcı birer koçbaşı olarak kullanılmakta, ama aynı zamanda Amerikan emperyalizminin “Medeniyetler Çatışması” adı altında İslâm Dünyası’nı hedef tahtasına oturtmasınnın bahaneleri olarak kullanılmaktadır.

İSLAM DÜNYASINDA ABD KARŞITI CEREYANLAR

* Lâikliğin çiğnenmesinin, milletin birliğinin sağlanmasında zaaflara yol açtığına kuşku yoktur.
* Ama lâiklik, emperyalizmle bütünleşmenin değil, emperyalizme karşı milletin birliğini sağlamanın aracıdır.
* Lâiklik adına emperyalizme dayanmak ve ondan medet ummak, dünyada tarihi, ülkemizde de Atatürk Devrimi’ni tersine çevirmek demektir.

TARİHSEL ÖMÜR VE TOPLUMSAL ÖMÜR

Toplumsal sistemlerin “tarihsel ömür”leri ile “toplumsal ömür”leri arasında bir “zaman kayması” vardır. 20. yüzyılın başlarında emperyalist sistemin asalaklığı ve yıkıcılığının ulaştığı boyutlar, böyle bir sistemin tarihsel olarak sürdürülemezliği çıkarımını beraberinde getirmiştir. Lenin, emperyalizmi “can çekişen kapitalizm” olarak nitelerken, Mehmet Akif onu “tek dişi kalmış canavar” olarak betimlemiştir. Mao’nun dilinde ise, emperyalizm “kâğıttan kaplan”dır. Ama emperyalist sistemin yıkılışının tarihsel kaçınılmazlığı ile bu sistemin toplumsal ömrünü doldurarak ortadan kalkması arasındaki “zaman kayması”, halen yaşamakta olduğumuz bir olgudur.

Günümüzde benzer bir “zaman kayması”, Ezilen-Gelişen Dünya için de söz konusudur. Ezilen milletler, milletleşme sürecinin değişik aşamalarında bulunmaktadır. Bu süreç tamamlanmadığı sürece, feodal kalıntılar şu ya da bu ölçüde bu milletlerin içindeki varlıklarını sürdürmeye devam edecektir. Tarihsel ömürleri tükenmiş olsa bile, onların da toplumsal ömürleri henüz sona ermemiştir.

FEODAL KALINTILARI DÖNÜŞTÜRECEK OLAN EMPERYALİZMİN YENİLMESİDİR

Dünyanın bu iki kutbundaki “zaman kaymaları”, aynı sürecin ortak bir sonucu olarak son bulacaktır. Çünkü Ezilen-Gelişen Dünya’da feodalizmi tasfiye edecek olan milletleşme sürecinin ilerletilmesi, emperyalist sistemin geriletilmesine bağlıdır. Üstelik gelişmekte olan bir milletin emperyalizme karşı mücadelesinde kendi içinde sağlayacağı geniş birliktelik, aynı zamanda milleti feodal öğelerden arındırmaya katkıda bulunan bir toplumsal dönüşümü de beraberinde getirecektir.

Günümüzde devrimi vatan savunmasına bağlı hale getiren emperyalizm çağının gerçeği, budur.
===================================
Dostlar,

Olağanüstü akıllıca bir makale bu..
Zaten Prof. Semih Hocanın Matematik zekası dillere destan..
Yazı birkaç kez dikkatle okunsa ve aklı başında dostlarla tartışılsa yeridir..
Çoook öğretici ve yol göstericidir..
Özellikle dinci – islamcılara ve etnik ayrımcı – Kürtçülere..

Sevgi  ve saygı ile. 08 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

GÜRKUT ACAR : AYNI İHANET..


AYNI İHANET..

Portresi_bir_uyari

GÜRKUT ACAR
CHP Antalya Milletvekili

Son yıllarda tarihi tersine anlatan, ahlaksızca çarpıtan, yalan olduğunu bile bile toplumun kendi dünyasında yaşayan kesimlerini, özelikle dindar yurttaşlarımızı kandırmak üzere yoğun bir “bilgi kirlenmesi” yaratan karşı devrimi yaşıyoruz.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızı veren; karşı devrimci milletvekillerinin de bakan, başbakan, milletvekili olarak görev yaptıkları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kuran

Mustafa Kemal Atatürk’e ve İsmet İnönü’ye “iki ayyaş”

diyerektoplumun gözünden düşürmeye çalışan bu anlayış; tarihteki büyük ihaneti
tekrar ediyor.

“Türk Milleti” sözünü 11 yıllık iktidarında kullanmayan bu anlayış ülkemizin kaynaklarını talan ediyor, satıyor, savıyor, yağmalıyor, yandaşlara ve yabancılara yağmalatıyor.
Bu yalanları belgeleriyle birlikte tarihin çöplüğüne gömen Mustafa Kemal Atatürk,
gerçek bir belgesel olan NUTUK kitabında aynen şöyle diyor:

  • “Efendiler, bilindiği üzere, yeni Türk Devleti’nin yerini aldığı Osmanlı Devleti,
    uhud-ı âtika (eski anlaşmalar) adı altında birtakım kapitülasyonların esiriydi. Hristiyan halkın birçok hakları ve ayrıcalıkları vardı. Osmanlı Devleti,
    Osmanlı ülkesinde oturan yabancılara karşı yargı hakkını uygulayamadı;
    Osmanlı vatandaşlarından aldığı vergiyi, yabancılardan alması engellenmiş bulunuyordu. Devletin varlığını kemiren ve kendi sınırları içinde yaşayan azınlıklarla ilgili tedbirler alması mümkün değildi.
  • Osmanlı Devleti kendisini kuran temel unsurun, Türk Milleti’nin,
    insanca yaşamasını sağlayacak tedbirleri alma bakımından da engellenmişti; memleketi imar edemez, demiryolu yaptıramazdı. Hattâ okul yaptırmakta bile serbest değildi. Bu gibi durumlarda, yabancı devletler hemen işe karışırdı.
  • Osmanlı hükümdarları ve çevresindeki yakınları, gürültü ve gösteriş içinde yaşayabilmek için memleket ve milletin bütün servet kaynaklarını kuruttuktan başka; milletin her türlü çıkarlarını feda etmek, devletin şeref ve haysiyetini ayaklar altına almak şekliyle birçok dış borçlar yapmışlardı.
  • O kadar ki, devlet bu borçların faizlerini bile ödeyemeyecek duruma gelmiş, dünya gözünde, iflas etmiş sayılmıştı.
  • Efendiler, mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti’nin dünya gözünde
    hiçbir değeri, fazileti ve haysiyeti kalmamıştı. Devletler arası hukukun dışında tutulmuş, 
    sanki himaye ve korunmaya muhtaç bir duruma gelmiş gibi
    kabul ediliyordu.” (*)

Bugün Türkiye’yi yöneten anlayış, Osmanlı’yı yücelten, Cumhuriyeti kuranları
küçültmek için elinden gelen her türlü alçakça saldırıyı yapan bir konumdadır.
Övdükleri Osmanlı İmparatorluğu’nun ve yöneticilerinin son aşamada
ne aşağılık durumda olduğunu NUTUK belgeleriyle ortaya koymaktadır.

Tarih tekerrürden ibarettir derler.
(AS: Tarih aptallar için tekerrür eder; akılı olan ders alır ve yeni tarih yazar.)
Bugün yaşadıklarımız da tarihin tekerrüründen ibaret.
Osmanlı’nın son döneminde ihanet eden bir padişah (AS : Vahdettin) vardı;

AKP, iktidarının son döneminde

  • Türkiye’yi bölünme noktasına getirmiş,
  • Doğu Anadolu Bölgesi’ni PKK’ya teslim etmiş,
  • Türk Aydınlanması olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dayanaklarını
    bir bir yok etmiştir.

Şimdi sanki aynı durum yinelenmekte ve ülkeyi yöneten iktidar yalnızca kendi çıkarlarını düşünerek, halka ihanet etmektedir.

Bu durumda; iktidarın sonunun, Vahdettin’in sonundan çok farklı olmayacağı açıktır.

Türk Halkı, AKP’nin “benden sonra tufan” anlayışını asla kabul etmeyecektir.

*NUTUK; Mustafa Kemal Atatürk

Nurullah Aydın’dan yeni kitap : TÜRKLERİN MÜHRÜ


portresi

29’uncu kitabım TÜRKLERİN MÜHRÜ

Kamer yayınlarından çıktı. Bütün kitapçılarda.

İyi günler, iyi çalışmalar. Sevgi ve dostlukla.

 

Nurullah AYDIN
(eski hakim-savcı-hukukçu-yazar-akademisyen)

***** 



ARKA KAPAK metni 

Türklerin mührü; bulunduğu her yerde vardır.
Türk tarihi; kültür-ülkü-bağımsızlık ve var olma tarihidir.
Bağımsızlık; Türk Milletinin ve Türk Devlet anlayışının temelidir.
Türk Devleti’nin tarih sahnesine çıkışı; yiğitlik, kahramanlık ve feragate dayanır. 

Türkler tarih boyunca; yabancı soydan halklar üzerinde ince egemen bir tabaka teşkil etmekle beraber, onları yok etme gibi insanlık dışı yollara sapmamış; başka kültürlere, ırklara ve dinlere saygı duymuştur. Yabancı halkların Türklüğü benimsemelerinde,
baskı, şiddet, zorbalık olmamıştır. Asimilasyon Türk devlet geleneğinde yoktur
 

Türk; yukarıda gök çökse, aşağıda yer delinse devlet ve yasasını bozdurmama azminde olan, dürüst ve adil, edepli, ahde vefalı, alçakgönüllü, aile bağı kuvvetli, pratik düşünceli ve yüksek kavrayışlı, saf ve temiz yürekli, asil, yardımsever, misafirperver, nazik, samimi, içtendir. 

Türk; cesur, namuslu, vatanına bağlı, ölen ama mağlup edilemeyen, düşman karşısında kasırga yıldırım, dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yeli, berrak bir göldür.   

Türkler; vekarlı, kanaatkar, sabırlı, zorluklara katlanan, amacı hedefi olan,
şecaat, cesaret ve fazilet sahibi yiğitlerdir.

Türkler; yönetilen değil yönetendir.

Türkler; akıl, bilim ve sanat odaklı düşünce, inanç ve yaşam anlayışına sahiptir.

Türklerin kuvvetli yanı feraseti ve mertliği, zayıf tarafı saflığı ve iyiniyetliliğidir. 

Türklük kültürel bir kimliktir. Türklük bir hissetmedir. 

Türk Milleti; ortak milli ve manevi değerlere, ortak ideallere sahip bir millettir.

Türk Milleti; erdemli, ahlaklı, kahraman bir millettir.

Türk Milleti; insanlık ailesinin köklü şerefli bir üyesidir.

Türk Milleti; etnik kimliklerle, dinlerle ve mezheplerle ayrıştırılamaz

Türk Devleti; kucaklayıcı, birleştirici, ötekileştirmeyen bir devlettir.

Barış, adalet, huzur ve güven; Türk’ün egemen olduğu her yerde var olan
temel bir gerçekliktir.
 

  • Ayyıldızlı bayrak altında yaşayan, vatandaşlık bağı olan,
    Türk Milleti’nin mensubudur.

Bağımsızlığı, Türk kimliğini, Türk dilini, Türk kültürünü, Türk medeniyetini korumak, geliştirmek, ilerletmek, kendini Türk Milleti’nin asli unsuru gören her insanın
temel görevidir.
 

Kim olduğunu bil ki; yok edilmeyesin, güçlü kuvvetli olasın.