Katar krizi

Katar krizi

Şahin MengüŞahin Mengü

Aydınlık Gazetesi, 10.6.2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Atam’ın büyüklüğü her gün yeni bir örnekle ortaya çıkıyor.
Cumhuriyet dış politikası için bıraktığı miraslarından birisi, “Araplar arası ihtilaflara taraf olmayın, komşularınızın iç işlerine karışmayın.”
AKP hükümeti hem ihtilaflara taraf oldu, hem de Arap ülkelerinin iç işlerine karıştı. Sonuçta ülkemizi batağa sapladı.
Atatürk Arapların çok kaygan zeminde politika yaptıklarını gayet iyi biliyordu.
Gerçekten, Arap ülkeleri arasındaki gruplaşmalar o kadar kaypaktır ki, o gruplaşmalara Arap coğrafyası dışından bir taraf lehine katılan ülkelerin, şimdi AKP’nin Türkiye’yi içine düşürüldüğü durum gibi, bir gecede kendilerini açıkta bulmaları işten bile değildir.
Rejimleri neredeyse birbirinin aynı olan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkenin bile anlaşamadıkları son örnekle ortaya çıktı.
Nitekim, daha bir yıl kadar önce, Katar, Mısır’ın Müslüman Kardeş Cumhurbaşkanı Mursi‘yi destekleyince, aralarından yine ihtilaf çıkmıştı.
Bu altı ülkeden Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, Katar ile hür türlü ilişkiyi kesmelerine rağmen, Kuveyt ve Oman aynı çizgiyi izlemedi.
Son kriz, Katar Emiri’nin 23 Mayıs günü bir askeri törende yaptığı bildirilen konuşmada, “Hamas’ı Filistin halkının meşru temsilcisi” ve İran’ı da “bölgenin istikrarı bakımından büyük bir ülke” olarak tanımlaması İran’ı ve Müslüman Kardeşleri bir numaralı tehdit olarak gören Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn ile Müslüman Kardeşleri “terörist” ilan etmiş olan Mısır‘ın tepkisini çekti. Katar böyle bir konuşmanın yapıldığını daha sonra reddetmiş olsa da, kriz sona ermedi. Bu ülkeler Katar’ı bölgede, IŞİD, El Kaide ve Müslüman Kardeşler dahil, her türlü terörist örgüte destek vermekle suçladılar.
Krizin bu noktaya gelmesinde, Trump yönetiminin İran ve Müslüman kardeşler hakkındaki değerlendirmesinin Suudi Arabistan ve BAE ile aynı olmasının da etkisi oldu. Nitekim Trump ‘Herkes bilsin ki, zor zamanda şahane işler yapan Sisi’yi tümüyle (full) destekliyoruz, terörizme karşı birlikte mücadele edeceğiz…’ dedi.
AKP iktidarı bu tablo karşısında çeşitli açmazlar ile karşı karşıya.
2014’de Katar ile şimdikine benzer bir kriz çıkmıştı. Krizin sebebi, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in Katar’a sığınan Müslüman Kardeşler kadrolarının sınır dışı edilmelerini talep etmeleriydi. Katar bu talebe kısmen karşılık verdi ve bazı Müslüman Kardeşler önderlerini ülkesinden çıkardı. Kriz böylece sonuçlandı.
İran eleştiriliyor. Hatta AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Fars yayılmacılığından” bile söz etti. Elbetteki sadece bu yaklaşımı nedeniyle Katar ile aynı safta değil. Katar’ın İran ile ortak ekonomik çıkarları var. O nedenle İran’a karşı yumuşak bir tavır alıyor.

  • AKP iktidarı özellikle ekonomik olarak hem Katar’a, hem de Suudi Arabistan’a bağımlı.

O nedenle Katar’a hangi gerekçeyle olursa olsun asker göndermek zaten gergin olan ABD ile ilişkiler daha da kötüleşecek. Suudi’yi tutsa, Katar ile ilişkiler gerilecek.
Velhasıl, Büyük Önder Atatürk’ün dediğini yapmazsan yani çok kaypak zeminde siyaset yapan Araplar arası ihtilaflarda taraf olursan çok sıkıntı yaşarsın.
Tayyip Erdoğan’ın yapması gereken çevresindeki cahilleri değil, Monşerler diye aşağılamaya çalıştığı diplomatları dinlemesinde. Bu davranış hem kendisi ve hem de ülke için yararlı olur.
Zira sıkıntıyı sadece Tayyip Erdoğan yaşamıyor, ülke yaşıyor.
=====================================
Evet dostlar,

AKP – RTE’nin tutarsız ve ehil olmayan dış ve iç politikalarının bedelini Türkiye bir bütün olarak çok ağır biçimde ödüyor, ödeyecek.
Sanırız AKP – RTE ikilisi yerine artık AKP=RTE denklemi kurmak daha uygun. Bu partinin dış politika kadrolarının hemen hemen hiiiç olmamasına karşın Erdoğan, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Dünya çapında hatırı sayılır nitelikteki uzman birikimini, devlet adamlığı sorumluluğu ile asla bağdaşmayan biçimde ”Bunlar monşer” diye ilan ederek aşağılamıştı (http://www.sozcu.com.tr/2014/genel/erdogan-bunlar-monser-550060/).
Bu çok büyük, bağışlanmaz bir gaftı. Ayrıca Erdoğan, çok sayıdaki danışmanlarını, uzmanlıklarından çok hep kendini onaylayacak kişilerden seçmekte ne yazık ki. Bu sorun kendisinin narsisitik kişilik yapısından kaynaklanıyor büyük ölçüde. Dolayısıyla ikili bir zaaf ortaya çıkıyor. Hem danışmanların uzmanlık birikiminin sorgulanır oluşu hem de danışmanların Erdoğan’ın kişilik yapısı nedeniyle hoşuna gitmeyecek bildirimlerde bulun(a)mamaları, bundan çekinmeleri ya da bir cesaret ”usturuplu” biçimde çoook alttan alarak söyleyip raporlasalar da Erdoğan’ın bu tür ”aykırı” (!) bildirimlere çok değer vermeyip bildiğini okuması..
Bu gibi davranışlar Devlet yönetiminde yeri olmayan uygulamalardır. Aklı başında devletlerde kurumsal yapılanmalar hep ama hep devrededir ve Devlet Aklı (Raison D’etat) yetkili kurumlarda oturmuş mevzuat ve gelenek kuralları çerçevesinde mekanizmalarla sürekli devrededir, belirleyicidir. Özetle TEK ADAMLIK asla söz konusu değildir. Hele 16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması sonrası Erdoğan, deyimi yerinde ise ”kadir-i mutlak monark” düzeyine taşınmıştır. Ne var ki 15 Temmuz 2016 ”darbe girişimi” sonrası ”Kandırıldım” itirafı çok hazindir ve acıdır ki ders olmamış gözükmektedir.

Türkiye’nin AKP – RTE döneminde Katar ile ilişkileri başından beri sağlıklı olmamıştır, hatta Patolojiktir. Ortadoğu, yeryüzünün en nazik coğrafyasıdır ve ABD bile İngiltere’nin yönlendirmesi ile ince ayar politikalar sürdürmektedir. Değil ki Erdoğan, tek başına, uluslararası ilişkiler eğitimi olmamasına karşın bu ”Arap saçı” çok karmaşık yapıda başarılı olabilsin!?

Kör inadı derhal bırakıp Türk Dış Politikası’nın Büyük Atatürk döneminde temelleri atılan; Lozan, Montrö, Hatay başarıları ile kanıtlanan, İnönü‘nün ustalıkla sürdürdüğü ve Türkiye’yi 2. Dünya Paylaşım Savaşı cehenneminden koruduğu yol ve yöntemlere hızla geri dönülmelidir. Bunların başında:

  • YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ gelmektedir.
  • Ardından, komşuların ve başka ülkelerin içişlerine karışmamak geliyor.
  • Sınırların değişmezliği (Misak-ı Millli) aynı zamanda bir temel BM ilkesidir.
  • Barışçı dış politika ve karşılıklı çıkarlara saygı bir başka vazgeçilmezdir.
  • ‘Tam bağımsızlık” ve anti-emperyalist doğrultu altın ilke olup, bölgesel hatta küresel işbirliklerine açık ama başka ülkeleri hasım alan ittifaklara girmemek (NATO!) vazgeçilmezdir.
  • Son olarak bölgesel – küresel dengeleri kullanarak pek çok ağır sorunu ve sınırlılıkları olan orta büyüklükte bir ülkenin haddini bilmesi ve ülkenin – ulusun güvenliğini tehlikeye atacak tüm serüvenlerden kesin olarak kaçınmak…

Bir kez de biz yazmış ve anımsatmış olalım Mülkiye eğitimimiz yetkisi ve sorumluluğu ile….

Konunun şakaya gelir yanı yoktur ve Katar sorunu zincirleme başkaca güvenlik sorunların hatta yayılma eğilimi taşıyan tehlikeli bölgesel çatışmaların eşiği olma potansiyeli (riski) taşımaktadır. Kutuplaşmadan kaçınmak zorunludur.

  • İktidarın Katar ile saydam olmayan mali vb. ilişkileri hızla tasfiye edilmelidir.
  • Katar’daki askeri üs kapatılmalıdır.

2011 ilkbaharında Suriye’de yapılan ve inatla hala sürdürülen vahim hatalar zinciri, emperyalizmin kanlı politikalarına taşeron olma ile hangi bataklıklara sürüklendiğimiz ortada. Kaldı ki Türkiye, 20. yy. başında emperyalizmi sıcak savaşlarda Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde ilk kez dize getiren bir ülke olma onurunu taşımaktadır. Bu muazzam başarı, pek çok mazlum ülkeye bağımsızlık savaşlarında örnek ve umut olmuştur. AKP ile sürüklendiğimiz yer, çıkmazdır; emperyalizmin güdümünde komşularımızda darbe yapmaya kalkışmak utanç verici ve onur kırıcıdır. Bu tabloyu Türkiye Devleti ve Türk Ulusu hak etmiyor.

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Mehmet Bedri Gültekin : Kapıyı çalan tehlike ve fırsat

Kapıyı çalan tehlike ve fırsat 

 Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin
aydinlik.com.tr, 01.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ekonomide yolun sonuna geldik. 1980 yılında 24 Ocak kararları ile başlayan; neoliberal politikaları uygulayarak milli ekonomiyi tasfiye etme, Kamu İktisadi Kuruluşlarını elden çıkarma ve emperyalist finans merkezlerine her bakımdan bağlanma diye özetleyebileceğimiz programın sonuçlarını yaşıyoruz. Ama özel olarak belirtecek olursak; AKP iktidarı ile birlikte doludizgin yürürlüğe konan, sıcak para merkezlerinden borçlanarak ekonomi çarkını döndürme döneminin sonuna geldik.

14 yılda 130 milyar dolardan, 150 milyar doları kısa vadeli olmak üzere 400 milyar doların üzerine çıkan dış borç (AS: 420 milyar Dolar!); bir yıl içinde bulunması gereken 250 milyar dolar dış kaynak… Tablo budur ve Türkiye’yi bekleyen geleceğin ne olduğunu görmek için kâhin (AS: önbilici) olmak gerekmiyor.

Türkiye’nin yumuşak karnı

Yolun sonunu gösteren sadece son iki ay içinde Dolar’ın % 25 değer kazanması değildir. Ekonomi, çok çeşitli alanlarda, ABD başta olmak üzere Batı ile kapışan Türkiye’nin yumuşak karnı… ŞİÖ’ye yönelme mesajları veren Türkiye, şimdi ekonomi alanında Batı’dan gelmesi olası saldırılarla karşı karşıya. Türkiye ABD ile birçok cephede karşı karşıya geldi. Bölücü terör, FETÖ, Rusya ve İran’la ilişkiler, “Türk Akımı” anlaşması,  Irak’ın kuzeyindeki 2. İsrail’i Akdeniz’e bağlayacak ABD-İsrail koridoru vb. vb.

“Türkiye’nin ŞİÖ içinde rahat edeceği” yolundaki açıklamalar, ABD açısından bütün bu gelişmelerin üzerine tüy dikmek anlamına geldi.

Bütün bu etkenlere Batı ekonomilerinin 2008 yılında içine yuvarlandığı krizden bir türlü çıkamadığını ve emperyalizmin kendi krizini çevreye yıkarak hafifletme şeklindeki doğal eğilimini de ekleyelim.

Sonuç gerçekten yolun sonundayız ve Batı sistemi içinde ve neo liberal politikalarla gideceğimiz bir yer bulunmuyor.

Batı’nın krizi, Türkiye’nin şansı

Çin’ce de “kriz” aynı zamanda “fırsat” demektir.
Türkiye ekonomisinin şu anda içinde bulunduğu “kriz”, aynı zamanda Türkiye’nin önüne bir “fırsat”ı da çıkarmış bulunuyor. IMF verilerine göre Çin ekonomisi 2014’te yılında satın alma gücü üzerinden yapılan hesaplamalara göre ABD ekonomisini geride bırakarak dünyanın 1 numaralı ekonomisi oldu.

Çin büyüme hızını düşürmesine karşın hala % 7’lerle büyüyor. ABD ekonomisi ise deyim yerindeyse yerinde sayıyor. Sadece bu durumu göz önüne alarak düşünecek olursak, Çin’in şu anda bile ABD ile arayı açmakta olduğunu söyleyebiliriz.

Çin, yıldızı parlayan ülke olarak yalnız değildir. Atlantik ülkeleri çürüme ve durgunluk içindeyken, bütün Asya artık gelişmekte olan dünyadır. Dünya ekonomisinin Asya ile nefes alıp vermekte olduğu, günümüzün en büyük gerçeğidir. Türkiye çürümekte ve çökmekte olan Atlantik sistemi içinde mi yer alacak yoksa gelişmekte olan Asya ile mi birleşecek. Önümüzdeki soru budur ve yaşamaya başladığımız krizin cevabı da buradadır.

ŞİÖ ve Batı Asya Birliği

Daha da somut olarak ele alırsak, Türkiye 50 yıldır kapısında beklediği Avrupa’nın kapısında beklemeye devam mı edecek yoksa şimdi büyük bir arayış içinde olan komşularıyla Batı Asya Birliğine mi yönelecek? Batı Asya Birliği (Türkiye, İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Azerbaycan); 3 milyon km2 toprağı, 250 milyon nüfusu, bugün itibariyle 2.5 trilyon dolar milli hasılası, dünya enerji rezervlerinin %35’ine sahip olması, büyük tarımsal potansiyeli ve zengin maden kaynaklarının yanı sıra genç ve eğitilmiş insan gücüyle dünyanın gelişmeye en elverişli bölgesel birliği olmaya adaydır.

Atatürk tarafından 1930’lu yıllarda Sadabad Paktı’yla (AS: 1937) ilk adımları atılan Bölge ülkeleri arasında birlik fikri, son yıllarda yaşanan acıların ve ödenen bedellerin ardından yeniden canlanıyor. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün günümüzde artan ağırlığı, Batı Asya Birliği için koşulları daha uygun hale getiriyor.

ŞİÖ, AB’nin alternatifi (seçeneği) değildir.. diyenler, AB’nin gerçek alternatifinin üzerinden atlıyorlar. Türkiye’nin kapısını çalan ekonomik kriz ve güvenlik tehdidi bir yandan güvenlik şemsiyesi olarak ŞİÖ’yü, öbür yandan ekonomik bakımdan en yakın ortakları ŞİÖ ülkeleri olan Batı Asya Birliği’ni biricik çıkış yolu olarak Türkiye’nin önüne koyuyor.
===========================

Teşekkürler değerli dostumuz M. Bedri Gültekin…

Batı, geleneksel, genlerine kazınmış emperyalist sömürgenliği ve ikiyüzlülüğünü sürdürüyor.. Türkiye’nin o zamanki AET’ye başvurusu 1963 tarihli Ankara Anlaşması iledir ve Başbakan İsmet İnönü‘nün imzasını taşımaktadır. Aradan 53 uzun yıl geçmiştir ve Türkiye hala bekleme odasında tutulmaktadır. Oysa Birliğe tam üye olmadan Gümrük Birliği‘ne girerek ülkesini pazar kılan ve 1 Ocak 1996’dan bu yana 21 yıla varan dönemde birlaç yüz milyar Dolar dış ticaret açığı verdirilerek kanata kanata sömürülen bir konuma düşürülmüş durumdayız. Üstelik AB ülkelerinin AB dışından 3. ülkelerle bağıtladığı gümrük rejimi de Türkiye’yi doğrudan bağlamaktadır!

Geldiğimiz yer ortadadır. AKP döneminde kişi başına borç artışı, kişi başına gelir artışından daha fazladır. Bir soygun ve talan ekonomisi haramzadelerce dayatılmaktadır.

Türkiye, çok yönlü ilişkiler içinde kapsamlı bir uluslararası dengeye oynamak zorundadır. Dış politikanın tunç yasası ülkenin dostların değil çıkarlarının olacağıdır. Türkiye, karşılıklı çıkarlara saygı ekseninde ülkemizin çıkarlarını ençoklaştıracak çok yönlü ve çok yanlı (taraflı) ilişkiler denklemini kurmak ve işletmek zorundadır.

  • Verili zemin ise YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞTIR..
  • Büyük ATATÜRK tam bağımsızlığın üstüne titriyor ve
  • Savaşı, ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe cinayet olarak tanımlıyordu..

Sevgi ve saygı ile.
02 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Türk Milleti 29 Ekim’de Meydanlarda!

Türk Milleti 29 Ekim’de Meydanlarda!
İşte il il ya
pılacak eylemlerin buluşma bilgileri :

YAŞASIN;
TÜRKİYE CUMHURİYETİ 93 YAŞINDA!

Başlıklı yazımız, görsellerden altındadır, okunması ve paylaşılması dileğiyle.. (Ahmet Saltık)

Türk Milleti 29 Ekim'de Meydanlarda! İşte İl İl Eylem Bilgileri

ANKARA Yer: Güvenpark  Saat: 13.00
İSTANBUL Yer: İstiklal Caddesi Tünel Meydanı   Saat: 17.00
İZMİR Yer: Karşıyaka İzban Önü  Saat: 16.30
MUĞLA Yer: Cumhuriyet Meydanı  Saat: 20.00
ADANA Yer: Atatürk Parkı Saat: 11.00
KARABÜK Yer: Karabük Anıt Meydanı Saat: 15.00
KIRIKKALE Yer: Cumhuriyet Meydanı Saat: 14.00
SİVAS Yer: Alyans Kafe Saat: 15.00
KONYA Yer: Kılıçarslan Şehir Meydanı Saat: 16.00
DENİZLİ Yer: Çınar Meydanı Saat: 19.00
BURSA Yer: 15 Temmuz Demokrasi Meydanı Saat: 14.00
SAKARYA Yer: Çark Caddesi Atatürk Lisesi Tarafı Saat: 19.00
NİĞDE Yer: Ömer Halisdemir Meydanı Saat: 14.00
KAYSERİ Yer: Talas-DonKişot Kitap Kafe Saat: 17.30
ISPARTA Yer: Belediye Önü Saat: 19.00
ESKİŞEHİR Yer: Adalar Atatürk Caddesi Girişi Saat: 15.00
EDİRNE Yer: Şükrüpaşa İlköğretim Okulu Önü Saat: 18.00
BİGA Yer: Diyarbakırlı Ekrem Ergün İlkokulu Önü Saat: 19.00
ANTALYA Yer: Akdeniz Üniversitesi Meltem Kapısı Saat: 17.30
KOCAELİ Yer: Yahyakaptan SDKM Önü Saat: 19.00
ERZURUM Yer: Havuzbaşı Meydanı Saat: 11.00
KIRŞEHİR Yer: Cacabey Meydanı Karşısı İş Bankası Önü Saat: 11.00
BİLECİK Yer: Edebali Stadı Önü Saat: 18.00
SAMSUN Yer: Atatürk Anıtı Önü/İlk Adım Saat: 10.00
DÜZCE Yer: Anıtpark Saat: 10.00
YALOVA Yer: 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı Saat: 18.00
NEVŞEHİR Yer:Türk Telekom Önü Saat: 15.00
ZONGULDAK Yer: İstasyon Caddesi Saat: 18.00
GAZİANTEP Yer: Ulusal Kanal Bürosu Saat: 13.00
BALIKESİR Yer: Atatürkçü Düşünce Derneği Balıkesir Şubesi Saat: 16.00
AYDIN Yer: Sevgi Yolu Saat: 17.00
UŞAK Yer: Anıt Önü (28 Ekim Cuma) Saat: 14.00
KÜTAHYA Yer: Akdemirler İşhanı Önü Saat: 15.00
MERSİN Yer: Cumhuriyet Meydanı Saat: 09:30
Türkiye Gençlik Birliği, tgb.gen.tr
===============================
Dostlar,

YAŞASIN;
TÜRKİYE CUMHURİYETİ 93 YAŞINDA!

“ Ulusumuzun güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için
Devletin tümüyle Ulusal bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin,
iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması lazımdır.”
Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki,
belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî
ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak
ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın
yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve
birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır.
Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek
tehlikelere karşı korunması için,
bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin
bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler,
ortak amaç yolunda birleşmelidir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 

Cumhuriyet en büyük bayramımız ve varlık nedenimizdir.
Dolayısıyla O’nun -Cumhuriyetimizin- kurulduğu gün en büyük bayramımızdır..
Büyük coşkularla kutlamak en doğal hakkımız ve ödevimizdir.

Bu bilinçle davranan tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyoruz.

Ne yazık ki bu Cumhuriyet bayramında da AKP yok!
AKP açıkça Cumhuriyet düşmanı gibi davranıyor..
Kasım 2016 sonuna dek tüm toplantı ve gösterileri yasaklayan Ankara Valiliği kararı, Ekim ortasında geldi. En yakında 2 önemli gün vardı; 29 Ekim ve 10 Kasım.. Rastlantı mı?

Yurtseverlerin güçlü çıkışları ve kesin sivil itaatsizlik kararlılığı geri adım getirdi.
Bu 2 gün, yasak kapsamı dışına istemeyerek de olsa, zoraki alındı.

Bir devlet düşünülebilir mi ki, Cumhuriyetinin 93. kuruluş yıldönümünü terör korkusu ve baskısıyla -ya da daha ürküncü bahanesiyle- yasaklamaya kalksın!?
Bu aslında Devletin kendisini yadsıması ve teröre teslim olması demek değil midir??

Ancak AKP yapacağını gene yaptı; TBMM’den bir Atatürk fotoğrafının daha indirildiğini ve ilgili Yönetmelikte değişiklik yapılarak Garnizon Komutanlarının il ve ilçelerde anma törenlerinde protokolden çıkarıldığını üzülerek öğreniyoruz basından. Milletin ordusunun il -ilçelerdeki temsilcisi en üst düzeydeki komutanlar anma törenlerinden nasıl ve neden dışlanmak istenir? Sağduyulu bir gerekçe bulmak olanaksız!

Ne söylenebilir ki bu tür toplumsal birlik ve dayanışmayı baltalayan girişimleri kendisine yakıştıranlara? Korku mu, intikam mı, kin-nefret mi, ilkellik mi, korkunç cehalet ve ufuksuzluk mu, nankörlük mü, çoooook derin aşağılık kompleksi mi ?? Hangisi, hangisi? Yoksa hepsi mi!

Yeryüzünde hangi ülke var ki, kurtuluş ve kuruluş zaferlerinin yıldönümlerini ordusuyla, komutanlarıyla kutlamasın ve Ordusunu – komutanlarını onurlandırmasın??
Hele hele Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluşu Ordusu öncülüğünde gerçekleştirilmiş ise..
Ülkemizin asli kurucusu Türk Ordusu ise!
Ordu – Millet işbirliği ve güçbirliği vazgeçilmez bir stratejik zorunluluk değil mi?
Sahi sizin Yenikapı ruhunuz ne oldu?? Bir “sosyal psikolojik derdest operasyonu” idi değil mi? Boyası – foyası çabuk döküldü ve İktidar, aslına rücu etti. AKP’nin Millete vefası işte bu denli!

Bir kez daha üstelik diyelim; bu saygın ve mazlum halk Ordusu, OHAL kararnameleriyle yerden yere vurulurken ama tüm yaralanmalarına karşın aslanlar gibi ülkemizi savunmasını sürdürürken! Yurt içinde ve dışında.. Her gün şehitler – gaziler verirken.. Kolu kanadı kırılmaya çalışılıyor, yaralı biçimde, binlerce insangücünü, pek çok teknik donanımını, istihbaratını, emir- komuta zincirini, sağlık sistemini… büyük ölçüde yitirmiş iken.. Cumhuriyetin Ordu’suna vefa bu mudur??

AKP iktidarını çok tehlikeli biçimde yönlendiren ve bu tür akıl ve bilimdışı, ülkemizin çıkarlarına, geleneklerine, töresine… uygun olmayan girişimlere iten-zorlayan “çelik çekirdek” duracak gibi gözükmüyor, zaptedilemiyor?! Bu saptama kritik önemdedir!

  • Hazin olarak görülen o ki, Türkiye’de Halk Cumhuriyeti yıkılarak 2023’e varmadan bir Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti Başkanlığı ısrar ve inatla kurulmak isteniyor, dayatılıyor.
  • Açıkça söylemek zorundayız ki bu ancak İÇ SAVAŞ ile olanaklı..
  • Çoook kanlı ve AKP-RTE’nin kesin olarak yitireceği bir uzun ve kanlı iç savaş…

    Cumhuriyetimizin 93. yılını içimiz coşku dolu kutlayacak ve geleceğe güçlendirerek taşıma kurguları yapacak iken, bu denli vahim içerikte bir saptama yapmak zorunda kalmak bizi kahrediyor. Üstelik küresel konjonktürde son derece yarışmacı, acımasız bir paylaşım savaşı yaşanmakta iken Türkiye’yi bu fay hattına sürükleyenler utanmalı, yerin dibine girmeliler; zerre kadar kaldı ise, -var idi ise- vicdanlarının sesini dinlemek için geç kalmak üzereler..

Başbakan Yıldırım ve 12. Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden R.T. Erdoğan’ın, kamuoyunu olumlu, halkı birleştiren iletiler vermek ve Yürütme işlevini ülkeyi çatışmaya-bölünmeye değil dayanışmaya-birliğe götüren doğrultuda yönlendirmeleri zorunludur. (TBMM Başkanı İ. Kahraman tam olarak umutsuz vakadır, O’ndan bu bağlamda birşeyler beklemek boşunadır..)

Yineleyelim ; Türkiye’de her tür kuşatma ve arkadan vurmaya karşın Cumhuriyetimiz 93 yılını tamamlamıştır. 4-5 kuşak Cumhuriyet insanı yetişmiştir ve çağdaş değerlerle donatılmışlardır. Tarihin çarkını geriye çevirmek ve Türkiye’de suları tersine akıtmak olanaklı değildir. Herkes aklını başına almalı ve laik -demokratik – sosyal – hukuk devletine sahip çıkmalıdır. Anayasa’nın ilk 3 maddesi asla tartışma konusu yapılamaz!. Ülke ve ulusun çelik çekirdeği söz konusu 3 maddedir. O temel çağdaş maddelerde uzlaşmalı ve halkı asla ayrıştırmamalıyız.

Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Büyük Önder Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün de şaşmaz biçimde öngördüğü üzere;

  • “Bilhassa kimsesizlerin kimsesi”  olarak “ilelebet payidar kalacaktır..”
  • Gerek Bursa Söylevi’ndeki gerek
  • Büyük SÖYLEV’in sonundaki GENÇLİĞE SESLENİŞ‘in gereği,
    her koşul ve durumda mutlaka, ne pahasına olursa olsun, yerine getirilecektir.

YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ özlem ve ilkesiyle;

– TÜRK ULUSU’nun – TÜRKİYE DEVLETİ’nin TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞUNUN 93. YILDÖNÜMÜNÜ
– UMUT, KIVANÇ, COŞKU ve SARSILMAZ BİR KARARLILIK
– ve SINIRSIZ BİR ÖZGÜVENLE KUTLUYORUZ.

BU DURUŞUMUZU DOSTA DÜŞMANA
VARGÜCÜMÜZLE HAYKIRARAK DUYURUYORUZ..

YAŞASIN CUMHURİYET!
YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ!
YAŞASIN ATATÜRK CUMHURİYETİ!

  • “Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti
    sonsuza dek yaşayacaktır ve Türk Ulusu, güvenlik ve mutluluğunu temel alacak
    ilkelerle, uygarlık yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir.“
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Sevgi ve saygı ile.
28 Ekim 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Öğretim Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : yasasin_turkiye_cumhuriyeti_93_yasinda

NÜSED’den 1 Eylül Dünya Barış Günü Etkinliği

NÜSED’den
1 Eylül Dünya Barış Günü Etkinliği

(AS : Bizim notlarımz yazının altındadır…)

Söyleşi: 

“İnsanlık ve Hekimlik İdam Cezasını Mahkum Etmiştir”

Konuşmacı: Dr. Uğur Cilasun (Halk Sağlığı Uzmanı)
(Türk Tabipleri Birliği Eski Genel Yönetmeni)

Tarih: 1 Eylül 2016, Perşembe, Saat: 20:00
Yer: Nazım Hikmet Kültür Merkezi (Bahçe) Konur Sokak No: 51 Kızılay-Ankara

Düzenleyenler:
Ankara Tabip Odası
Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSED)

==================================

Dostlar,

NÜSED‘in gerçek emekçilerinden meslektaşımız ve Hacettepe Tıp’tan sınıf arkadaşımız değerli hekim, Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Derman Boztok‘un Derneğin Genel Yazmanı (Sekreteri) olarak gönderdiği duyuru ve çağrı yukarıda.. Bu saygın Derneğin bir dönem (2010-12) 2. Başkanlığını yapmış olmanın onurunu da taşıyoruz.

Keşke biz de Ankara’da olabilsek ve katılabilseydik bu doyurucu ve önemli etkinliğe.
Konuşmacı Dr. Uğur Cilasun da Halk Sağlığı Uzmanıdır ve halen YURT Gazetesi yazarlarından bizim değerli ağabeyimizdir.

Etkinliğe emek verenlere şükranlarımızı sunar, başarılı geçmesini dileriz.

1 Eylül Dünya Barış Günü‘nün (2. Dünya Paylaşım Savaşı’nın resmen bittiği kabul edilen gün) gerçek anlamda Küremize, tüm insanlığa ve özellikle de Ortadoğu’ya ve ülkemize gerçek anlamda “BARIŞ” getirmesini diliyoruz..

  • Küresel barışın 1 numaralı katilinin EMPERYALİZM olduğunu artık adımız gibi biliyoruz!

Bu bakımdan, Büyük ATATÜRK‘ün 2 önemli sözüzü / uyarısını anımsa(t)madan geçemeyeceğiz:

  1. YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
  2. ATA_emperyalizm_kapitalizm_ile_savasimi_meslek_edinmis

 

:

 

 

 

 

 

 

Hoşgörünüzle dikkat çekelim :

  • Bizi yutmak isteyen kapitalizm ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizm” ile savaşı
    meslek’ edinmiş,

“Meslek edinmiş” işlev – görev tanımlaması yapılmıştır.. Bu 2 kadim insanlık – barış düşmanı ile savaşım öyle amatörce, boş zamanlarda, yaz tatillerinde, hafta sonlarında… verilebilecek bir savaşım (micadele) değildir.. Bu savaşımın çok ciddiye alınarak, birnicil sorun kabul edilerek merkeze alınması ve “meslek edinilmesi” gerekmektedir..

Güncel deyimle profesyonelce ve 7/24 temposuyla..

Mustafa Kemal Paşa‘yı böyle okuyor ve okutabiliyor muyuz çocuklarımıza, gençlerimize??

Türkiye AKP’li yıllarda BARIŞ içinde mi, sıcak savaşın kıyısında mı?? Niçin ??

TÜRKİYE ATATÜRK’tür; ATATÜRK TÜRKİYE’dir!

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
NÜSED 2010-12 Dönemi 2. Başkanı
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Erol MANİSALI : 15 Temmuz’da kazananlar ve kaybedenler

15 Temmuz’da kazananlar ve kaybedenler

portresi


Erol MANİSALI
Cumhuriyet
, 09.08.2016

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

Darbe girişiminin önde görülen kaybeden örgütü FETÖ oldu. Ancak aklı başında kimse, uzun yıllardan beri dünyada ve Türkiye’de kurulan “Fethullah Gülen örgütlenmelerinin kesinlikle bu adam ve çevresindeki cemaatçiler tarafından yapılabileceğini düşünemez”. Yenikapı mitinginde Erdoğan, Yıldırım, Kılıçdaroğluve Bahçeli’den hiçbirinin Amerika’nın adını söyleyememesi çok ilginçtir.
Herkes ABD’nin himayesinde ve güdümünde olduğunu biliyordu. Sonunda İlker Başbuğ bile birkaç gün önceki televizyon konuşmasında malumu ilan etti.
O zaman 15 Temmuz’da FETÖ ve ABD birlikte mi kaybetmişler? FETÖ için doğru, ancak ABD için doğru değil.
Basit mantıkla bakıldığında kazananlar kimler?
1) Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının FETÖ tarafından düzenlendiği artık en ayrıntılı kanıtları ile gözler önüne serildi.
2) AKP (ve Erdoğan) paralel devlet savaşlarından galip çıktılar. Üstelik önlerine, “her olanağı veren bir yol açıldı”.
3) Türkiye’de, FETÖ darbe girişimi sonucu, “ilginç bir birleşme ve asgari müşterekler zemini” oluştu. Dün Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yapanlar, bugün bu çabalarına son verdiler. Umarız, “reklam arası” olmaz.
4) Bir anlamda da “emperyalizme karşı bir zafer kazanılmış sayılabilir”. FETÖ ABD’nin kurgusu ise bu sonuç çıkmaz mı?

Soru işaretleri!
Ancak ortada çok önemli soru işaretleri var :

1) AKP ve Erdoğan, “artık biz kazandık” deyip OHAL aracı ile demokrasiyi tamamen askıya alırlar mı?

2) FETÖ’cüleri temizliyoruz diye demokrasi yanlılarını, Atatürkçüleri, ulusalcıları, “FETÖ’nün daha önce yaptığı gibi” temizlemeye kalkarlar mı?
3) Orduyu, polisi ve adaleti, AKP’nin organları durumuna sokup AKP devleti kurarlar mı?
4) “Batı ile kavgalı hale geldik, artık bizim için Ortadoğu ve Arap dünyası esastır” demeye başlarlar mı?

Bu soruların yanıtları henüz net değil. Umarım bu saydıklarım gerçekleşmez. Sonucu, CHP ve MHP’nin kendilerine gelip gelememeleri de belirleyecektir.

‘Gizli kazananlar’ var
Kürtçü (ve Kürdistancılar) için 15 Temmuz kumpasıher iki olasılıkta da onların lehine olacaktı”.
FETÖ kaybederken Kürtçülerin kazancı ne oldu? Türkiye’nin ve ordunun iç sorunları öne çıktığı için Kürtçüler Suriye ve Güneydoğu’da rahatladılar. 15 Temmuz günü Suriye’de ve sınırda ilginç Kürtçü hareketlenmeler yaşandı.
TSK içine kapanmak zorunda kaldığı için PKK ve YPG rahatladı, hareket alanını genişletti. Ankara’nın ABD ve AB ile arası daha da gerginleştiği için PKK ve YPG’ye destek arttı.
Daha sıralanabilecek birçok neden var; 15 Temmuz darbe girişiminin Kürtçü ve Kürdistancılara yarar sağladığını söyleyebiliriz.

ABD’nin zararı var mı?
15 Temmuz sonrası Türkiye’de oluşan fiili durum bile ABD’nin yararınadır;
1) AKP (ve Erdoğan) kendi iktidarlarının devamı açısından ABD ile, “öyle ya da böyle anlaşmak” zorundadır. AKP’nin iç yapısı dolayısıyla, “ABD’ye rağmen” iktidarda kalabilme olasılığı zayıftır.
2) BOP’un amiral gemisi Kürdistan projesi konusunda ABD (ve AB) bugün, 14 Temmuz’a göre daha rahattır.

12 Eylül darbesinde Atlantik ötesi destekle, Fethullahçıların da himaye altına alındığı biliniyordu.

Ama 28 Şubat’taki sivil darbenin, Amerika karşıtı Erbakan’ı devirip, yerine uyumlu İslamcıların getirilmesi için Gülen tarafından yapıldığı bilinmiyordu. Tabii dışa bağımlı kimi generallerin de katkısı ile.
Ben 28 Şubat’ın bir Erbakan’ı devirme darbesi olduğunu 1998’den beri Cumhuriyet’te en az beş kez yazdım. Bunun ayrıntısını 13 Mart 2009’daki son yazıma bakanlar görebilirler. Yazıdan 1 ay sonra da FETÖ ve destekçileri tarafından Silivri’ye gönderildim.

====================================

Dostlar,

Dünyanın en stratejik coğrafyasında yaşıyoruz..
Hem şans hem talihsizlik, hatta büyük risk..
Bu gerçeklik karşısında en büyük güvence, Halkı gerçekler karşısında eğiterek bilinçlendirmek..

Örn. YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ!

Örneğin;

  • Okuyup-yazma bilmeyen tek bir yurttaş bırakılmamalıdır.
    Kalkınma savaşının gerektirdiği teknik işgücü yetiştirilmelidir. (1937 TBMM açış konuşması)
    Yurt sorunlarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, kuşaktan kuşağa yaşatacak
    birey ve kurumlar yaratılmalıdır. (1937 TBMM açış konuşması)

İlk iş, AKP – RTE’nin Türkiye’de din devleti kurma dayatmasından vazgeçmesi!

İşimiz çok zor ama olanaksız değil..
Yaşananlardan herkes gerekli dersleri çıkarmalı, en başta da AKP – RTE!

Bu gün 10 Ağustos…
Yurdu parça parça eden ve işgal eden SEVR paçavrasının Osmanlı Sadrazamı Tevfik Paşa tarafından imzalanmasının 96. yılı..

Mustafa Kemal’in Anafartalar zaferinin de yıldönümü.. Hem de 101. yıl dönümü!
Mustafa Kemal’in göğsünden şarapnelle yaralanıp Gazi olduğu Conkbayırı muharebesinin
tam 101. yılı..

Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek payidar kalacak; herkese ve her şeye karşın!

Sevgi ve saygı ile.
10 Ağustos 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com