26 Ağustos – 9 Eylül 1922 Döneminin Yakın Tarihimizdeki Yeri..

Söyleşi : 26 Ağustos – 9 Eylül 1922 Döneminin Yakın Tarihimizdeki Yeri..

Dostlar,
2 yıl önceki kapsamlı söyleşimizi, güncelliğini koruduğu için yeniden yayınlıyoruz.
Söyleşi fırsatı veren Sn. Mustafa Aydınlı’ya ve yayınlayan Çorlu DEVRİM Gazetesine teşekkür ederiz.

Dr. Ahmet Saltık,
26 Ağustos 2019, Tekirdağ
******

Sorular : Mustafa AYDINLI, E. Öğretmen – Yazar
Yanıtlar : Prof. Dr. Ahmet Saltık, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi
ve Mülkiyeliler Birliği Üyesi (Ankara Üniversitesi SBF – Mülkiye mezunu)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mustafa AYDINLI : 26 Ağustos 1922’nin 95. yılındayız.. Nedir esprisi bu tarihin?
Çorlu Devrim Gazetesi adına size soralım.. (5-6 Eylül 2017 günlerinde yayınlandı)

Prof. SALTIK : Alpaslan’ın ordusunda sağ kanat komutası, bizim ailemiz – soyumuz olan Saltukoğulları’nda idi. Romen Diyojen komutasındaki Bizans orduları yenilerek Anadolu kapıları açıldıktan sonra Alpaslan, Saltukoğullarını Erzurum yöresinde bıraktı ve arka cepheyi onlara emanet etti (1071).

Ertesi yıl (1072’de) Erzurum’da Saltukoğulları Beyliği – Devleti kuruldu ve Anadolu içlerine ilerleyen Alpaslan ordularına arkadan askeri koruma sağladı. Bu Beylik – Devlet 130 yıl yaşayarak 1202’de Büyük Selçuklu Devleti saldırıları ile yıkıldı ve Anadolu’daki dağınık Beylikler düzeni 1299’da Osmanoğulları Beyliğinin öncülüğü ile birleşerek devletleşmeye yöneldi.

Evet, tam 95 yıl önce 26 Ağustos sabahı, Afyon Ovasında cehennem gibi bir savunma savaşı başlatılmıştı. Dönemin dünya hegemonu İngiltere (günümüzde ABD… yarın hangi ülkeler??), Yunanistan’a Batı Anadolu’yu vaadetmişti. Böylelikle, Megali İdea denen Büyük İdeal gerçekleşecek, Ege bir Yunan iç denizi olacak ve yüzyılların hülyası Büyük İyonya yeniden kurulmuş olacaktı. 1830’lara dek yaklaşık 400 yıl Osmanlı valileriyle yönetilen Yunanlar, bölüşülen Osmanlı İmparatorluğu topraklarından önemli bir pay kapacaklardı. Böylesine tarihsel fırsatlar ender düşerdi. Dolayısıyla uğruna neler feda edilmezdi ki! O zamanki nüfuslarına göre (1930-34 döneminde 6,5 milyon nüfus!) çok ciddi bir rakam olan 250 bin kişilik ordu hazırlayıp 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ettiler. Ağababaları İngiltere silah ve mühimmat da satacaktı kendilerine.. İşgal Batı Anadolu’da yayıldı. 1921 yazında Polatlı’ya dek uzandı. Bir de Trabzon tarafında Rum Pontus devleti kurulacaktı ki, Kral Venizelos yönetimindeki Yunanlar için Zeus ve yardımcısı Tanrılar seferber olmuştu adeta!

O Venizelos ki, 1934’te T.C. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK’ü NOBEL Barış Ödülüne aday gösterecek denli uygardı..

Mustafa AYDINLI : AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan neden Afyon’a – Dumlupınar’a gitmedi de Malazgirt’e gitti 26 Ağustos günü?

Prof. SALTIK : Erdoğan’ın, 95 yıl öncesinin yakın tarihi dururken, çok kanlı savunma savaşı verdiğimiz Afyon Ovası’na, Dumlupınar’a.. gitmek varken, bin yıl öncesine adeta mistik bir referans ile kalkıp Malazgirt’e gitmesi pek çok bakımdan sığ siyaset kokuyor. Oysa Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruzu başlatmak için 26 Ağustos gününü (1922) bilerek seçmişti. Malazgirt zaferi 1071’de o gün kazanılmış ve Anadolu yurt tutulmuş, giderek vatan yapılmıştı. 1200’lü yıllardan başlayarak da Batılı tarih kaynakları – uzmanları Anadolu için Turchia” demeye başlamışlardı : Türk yurdu!

Erdoğan vb. nin çok öykündüğü Osmanlı Devleti ise, 621 yıllık yaşamının ardından 10 Ağustos 1920’de Sevr Anlaşması ile tarihin mezarlığına yollandığında, Ön Türkleri (Poto Turcs) bir yana koyarsak[1], bin yıllık Yurt da yeniden Batı emperyalizminin eline, Diyojen’in torunlarının işgaline geçiyordu! Son Padişah Vahdettin Sevr’e onay vermiş, Anlaşmaya resmen imza konmuştu.

Açıkçası Sevr, Alpaslan’ın 26 Ağustos 1071 Malazgirt utkusunun (zaferinin) rövanşı idi;
Batılılarca yaklaşık bin yıl sonra alınan! Mustafa Kemal Paşa bu tarih bilinciyle, yüreği yangın yeri; Bin yıllık Malazgirt zaferinin rövanşını Batı emperyalizmine kaptırmamak için 26 Ağustos gününü seçmişti Büyük Taarruz için (1922)!

Mustafa AYDINLI : Sayın Erdoğan’a ne söylemek istersiniz bu bağlamda ?

Prof. SALTIK : Senin Cumhurbaşkanı olduğun devlet 26 – 30 Ağustos 1922 zaferi ile kuruldu, 1071 ile değil. Önce T.C. kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK‘e tarihsel saygını – vefanı göstereceksin. Ama AKP = RTE, Mustafa Kemal Paşa’ya 1934’te TBMM tarafından Soyadı Yasasıyla verilen yasal soyadını bile bir türlü kullanmıyor! ATATÜRK demeye dilinin ucu ile bile asla yanaş(a)mıyor!

Kalkıp Diyarbakır’da 1 Nisan 2017’de 1 Nisan şakası yaparcasına (!) Kürt kökenli yurttaşların çoğunlukta olduğu bölgede, acı veren bir siyasal opportünizm örneği olarak ‘‘Tek millet” diyor ama dönüp ‘‘.. bakın Türk demiyorum..’‘ diye vurgulayarak açık etnik duygu sömürüsü yapıyor.. (http://ahmetsaltik.net/2017/04/02/pamukoglu-hayir-onde-yuzlerinden-belli/)

Malazgirt meydanında şu veya bu bildik yöntemlerle toplanan kalabalığın Erdoğan dahil ne kadarı bu yalın tarihsel gerçekleri biliyor? Her yer İHO – İHL yapıldı.. Çocuklar doğru dürüst tarih mi okuyabiliyor?? Tabii böylelikle kitleleri meydanlara toplamak da kolay, yüksek dozda hamaset ile beyinlerini yıkamak da.. Kurgulanan da tam da bu korkarız, galiba değil; korkarız! Yaaa, işte böyle AKP Genel Başkanı Erdoğan… Şimdi danışmanları haşlama – ayıklama zamanı! Çıplak gerçek çok daha ağır ve olduğu gibi yazılmalı, not düşelim :

  • Tarihi çarpıtarak gerçekte kitlelerin beyin iğfalidir; 26 Ağustos 2017’de Malazgirt’te yapılan..
  • Siyaseten! Neciiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiip mi necip milletimize armağan, yapanlara da afiyet olsun!

Mustafa AYDINLI : Büyük Taarruz nasıl yürütüldü ve sonuçları neler oldu?

Prof. SALTIK : Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa savunma savaşını fiilen cephede yönettiği için, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İNÖNÜ) bu savaşa “Başkumandan Muharebesi” adını verdi. Mustafa Kemal Paşa, 04 Ekim 1922’de TBMM’de Büyük Taarruz’u anlattığı konuşmasında, bir yıl önce Başkomutan atanırken söz verdiği gibi “Yunan Ordusunun harimi ismetimizde tamamen boğulduğunu” açıkladı. 1922 Büyük Taarruz ise Türklerin Anadolu’da yeniden tutunmalarını sağladı.

Büyük Taarruz bir “mevzi” savaşı değil, “düşmanı imha” savaşıdır, “topyekûn” bir savaştır. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’la, yenilmiş – dağıtılmış – silahları elinden alınmış – subayları tutsak edilmiş bir orduyu baştan kurarak Batı emperyalizmine karşı ilk kez, Çanakkale savunmasını da katarsak 2. kez büyük bir utku kazandı. Ordularına ”Hat’tı savunma yok; sathı (vatan yüzeyini) savunma var; o satıh tüm vatandır!’’ diyerek dünya askerlik tarihinde örneği olmayan emirler verdi. Büyük Taarruz’u tarihte benzersiz kılan, bu özellikleridir; tüm mazlum uluslara örnek olmuş, bağımsızlık savaşımlarında güç ve esin kaynağı, güdülenme (motivasyon) sağlamıştır.

Sakarya Meydan Savaşı ile Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki Türk Orduları stratejik bir başarı sağlamışlardı. 22 gün – 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı ve onu izleyen başarıların gerçek anlamını kavrayabilmek için bu gelişmeleri ulusal sınırları aşan ölçekle değerlendirmek gerekir. Emperyalizme karşı sıcak savaşta kazanılan bu tarihin 2. büyük kara zaferi ile (ilki Çanakkale deniz ve Gelibolu kara savunması – 1915), sömürülen tüm doğu halkları, Mustafa Kemal’de bir öncülük, bir gün bağımsızlığa açılacak olan girişimin, bağımsızlık güllerinin ışıklarını görüyorlardı.

Falih Rıfkı Atay Çankaya adlı kitabında şunları kaydetmişti (syf. 363):

  • “Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak,
    şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak,
    belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”

Mustafa AYDINLI : 9 Eylül’e uzanan süreç? ?

Prof. SALTIK : Sakarya Meydan Savaşı’ndan yaklaşık 13 ay sonra, 95 yıl önce 26 Ağustos 1922 sabahı, şafak atarken bu kez yine Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusu, Sakarya’dakinin dört katı dolayında asker ve çok daha güçlü lojistik destek ile, cehennem gibi top atışlarıyla, işgal ettikleri Türk yurdunu Yunan askerlerine cehennem etmeye başlamıştı. Öylesine berkitilmiş (müstahkem) askeri mevziler yapmışlardı ki Yunanlar; kolay kolay 6 aydan önce hiçbir saldırı çökertemezdi. Ne var ki yalnızca 4-5 gün dayanabildiler. 30 Ağustos günü arkalarını dönmüş, her yeri yaka – yıka Afyon ovasından Ege’ye doğru kaçmaya başlamışlardı. Ordu komutanı general Nikolaos Trikupis bile tutsaktı ve Mustafa Kemal Paşa’nın çadırında konuk edilmiş, kahve ikram edilmiş, kılıcı dahi alınmamıştı. Atina’daki başkomutan Hacı Anesti öfke bunalımlarındaydı. General Trikupis, ölene dek her yıl 10 Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve giderek saygı duruşunda bulundu.

Büyük Taarruz sürdürüldü ve kaçabilen Yunan birlikleri 9 Eylül 1922 günü İzmir’de denize döküldüler. O gün, salt Türkiye ve biz Türkler için değil, dünya tarihi açısından da bir dönemeçtir. Hem bizim hem Yunanların (Yunanların değil!), hem de emperyalizmin sömürgesi mazlum uluslar için bağımsızlık savaşımı meşaleleri yakılmıştır.

Başta Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, utkuda (zaferde) belirleyici işlev gören Fahrettin Altay paşa ve süvarilerine, emeği geçen her-ke-se, şehit ve merhum gazilerimize vefa borcumuzu ödeyebilmenin tek 1 yolu var.. Atatürk’ün belirttiği gibi Türk Ordusunun utkusuyla (zaferiyle) sonuçlanan Büyük Taarruzdaki temel amaç, yalnızca düşmanı yenmek değil;

  • Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak” olduğuna göre,

Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi ”kayıtsız şartsız bağımsız” bir Devlet olarak sonsuza dek hep ilerleme içinde yaşatmak, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine taşımak, hepimizin tarihsel borcudur! Gerisi hamasi söylevler, boş laflardır.

Mustafa AYDINLI : Son olarak eklemek istediğiniz?
Prof. SALTIK : Büyük yurtsever ozanımız Nazım Hikmet’in (RAN) dillere destan Kuvayı Milliye destanından bir alıntı yapmadan olmaz…

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.
Paşalar O‘nun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: “Üç” dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.

Reis ”..solcular vatansever olamaz…” buyurmuş.. Yukarıdaki dizeler vatan aşkı dışında hangi duygularla yazılabilir? Nazım Hikmet’in vatan aşkını sorgulamak hiç kimsenin haddi değildir. Ağzına ”Türk” sözcüğünü almaksızın, özellikle ”… bakın Türk demiyorum!” dahi diyebilen ülkemiz yöneticileri (http://ahmetsaltik.net/2017/04/02/pamukoglu-hayir-onde-yuzlerinden-belli/) Hacca da gitseler ihramlara bürünerek, 26 Ağustos’larda Malazgirt’e de gitseler, 26 Ağustos’un ruhu ile barışık olmadıklarını yadsıyamazlar; bu çok vefasızca, hatta utandırıcıdır. Türk Ulusu böylesine bir aşağılanmaya asla yaraşır olmadığı gibi, kabul de etmeyecektir..

Mustafa Kemal Paşa‘nın kurduğu bu devlette, demokratik cumhuriyetin nimetleriyle ATATÜRK‘ün koltuğunda oturan Erdoğan’ı bu davranışları nedeniyle esefle karşılıyoruz, kendisini tarihsel gerçeklerimize saygılı olmaya, insafa ve vefaya çağırıyoruz.

Büyük Atatürk’ün demesiyle;

  • “Amacımız ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü,
    aynı zamanda da tam egemenliğimizi elde etmektir.
    Bizi bu amaçtan alıkoyacak herhangi bir güce karşı savaşacağız.”

Ulusal kurtuluş savaşımının önderi, düşmanı salt askeri olarak yenmenin yetmeyeceğini, Osmanlı İmparatorluğu deneyiminden ötürü çok iyi biliyordu. Askeri alanda öngörülen taktik ve stratejik planların siyasal alanda da uygulanması gerektiğinin bilincindeydi. 1. Dünya Paylaşım Savaşının yenileni (mağlubu) 4 devletten salt Türkiye, kendine yengin (galip) devletlerin zorla imzalattıkları Sevr Anlaşmasını yırtıp Lozan’ı kabul ettirerek savaştaki zaferinin ardından bir de diplomasi zaferi eklemiştir. 1. Dünya savaşının 4 yenileninden Almanya Versay, Avusturya St. Germain, Macaristan Trianon ve Bulgaristan Neuilly Antlaşmalarının kendilerine uygulanmasını engelleyememişlerdir.

Bize tam bağımsız bir ülkenin çocukları olma hakkını veren başta Mustafa Kemal Paşa ile silah – dava arkadaşlarını, acılı ve yorgun savaşçılarını, İskilipli Atıf gibi sözde hocaların aldatmasıyla  yurt savunmasından kaçmayan Mehmetçiklerimizi, şehitlerimizi ve merhum gazilerimizi sonsuz bir minnetle-şükranla anıyor, sevgin (aziz) anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ diyoruz Büyük Atatürk gibi..
Savaşı, Ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe cinayet görüyoruz büyük komutan Atatürk gibi.

BÜYÜK TAARRUZ’UN ve 30 Ağustos, 9 Eylül zaferlerinin 95. Yılı Ulusumuza ve dünyaya KUTLU OLSUN diyoruz bir kez daha.. 15 Mayıs 1919’da başlayan İzmir’in – Ege’nin işgali, ancak 3,5 yıl sonra 9 Eylül 1922’de sonlandırılabildi ve İzmir’in dağlarında çiçekler açtı..

  • Yaşşa Mustafa Kemal Paşa, yaşşa Mustafa Kemal Paşa, yaşşa Mustafa Kemal Paşa!

Mustafa AYDINLI : Teşekkür ederim..

Prof. SALTIK : Ben de hem size hem Çorlu Devrim Gazetesine teşekkür ederim.
============================
[1]  1071 yılı, Müslüman Türklerin Anadolu’ya ilk gelişlerinin tarihidir. Türkler milattan önce 13 bin yılında Anadolu’ya gelip, Anadolu’nun dip kültürünü oluşturdular. Ön Türkler Anadolu’ya göçebe olarak değil, göçmen olarak geldiler.

“23 NİSAN MİLLİ EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMIMIZIN” DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

23 NİSAN MİLLİ EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMIMIZIN” DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Güzide Filiz Tuzcu

Tarihçi
23.04.2019

(AS: Bizim kısa katkımız, yazının altındadır..)

BÜYÜK ATATÜRK’ÜN KONYA KONUŞMASI: 20 MART 1923

{TÜRK AYDINLARIN- “HAYAT REHBERİ” OLACAK MUHTEŞEM KONUŞMALARDAN BİRİ (ÖZET) } 

Sayın Gençler, 

      Gerçekten bu millet yüzyıllarca kendi arzusu dışında, milletin isteklerinin ve çıkarlarının aksine yönetilmiştir ve millet hiçbir tarih döneminde, doğuştan kendinde var olan kabiliyetini geliştirecek çalışma ortamına sahip olamamıştır. Ve bu olanaksızlıklar yüzünden millet, birçok felâketler karşısında zayıf kalmıştır. O acı felâketler ki, milleti ölüme götürebilecek nitelikte idi. (Şayet Büyük Atatürk, hak – hukuk tanımaz – saldırgan – işgalci düşmanlara karşı, Milletimize ve Kurtuluş Savaşına kahramanca liderlik yaparak, mucizevi zaferler kazanmasıydı, bugün ne Aziz Vatanımız Türkiye Cumhuriyetimiz vardı, ne de bizler, dünyada özgür, onurlu ve saygın bir hayat yaşayabiliyorduk… Bu bağlamda Türkler için hayati derecede önemli iki tarih vardır; 19 Mayıs 1919 – Şanlı Kurtuluş Savaşımızın İlk Adımı ve Şerefli Türk Milletinin Azmini ve Özgür İradesini Temsil Eden – Bağımsız Şanlı Ankara Millet Meclisi’nin Açılışı 23 Nisan 1920.)
……….
……………….
……………..

Özellikle bizim milletimiz, milli kimliğini – milliyetini bilmemenin çok acı cezalarını çekmiştir. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli toplumlar hep milli inançlarıyla – milliyet idealinin gücüyle kendilerini kurtarmışlardır. (Onlar, milli dil – din ve kültürlerine yüzyıllarca sımsıkı sarılarak, okulları ve kiliseleri aracılığıyla “milli bilinçlerini” korumuşlardır; hatta Osmanlı padişahları, Türkler dışında gayrimüslim tüm toplumlara ve de Araplara bu hususta salt izin vermekle kalmamış, onları bu hususta teşvik ederek, desteklemiştir!) Biz ise ne olduğumuzu, onlardan farklı, onlara yabancı bir millet olduğumuzu, sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Gücümüz zayıfladığı anda bizi hor ve hakir gördüler. Anladık ki kabahatimiz, kendimizi unutmakmış!

      DÜNYANIN BİZE SAYGI GÖSTERMESİNİ İSTİYORSAK, ÖNCELİKLE “HİSSİ, FİKRİ VE FİİLİ OLARAK, BÜTÜN DAVRANIŞ VE HAREKETLERİMİZLE” KENDİ BENLİĞİMİZE VE MİLLİYETİMİZE SAYGI GÖSTERMELİYİZ. BİLELİM Kİ MİLLİ BENLİĞİNİ – KİMLİĞİNİ BULAMAMIŞ MİLLETLER, BAŞKA MİLLETLERİN AVI OLURLAR. MİLLİ VARLIĞIMIZA DÜŞMAN OLANLARLA DOST OLMAYALIM. (Müttefik de olmayalım) BÖYLELERİNE KARŞI BİR TÜRK ŞAİRİN DEDİĞİ GİBİ;

TÜRKÜM VE DÜŞMANIM SANA, KALSAM DA BİR KİŞİ” diyelim.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, Konya Konuşması – 20 Mart 1923
(Kaynak: Atatürkçülük – Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Milli Eğitim Bakanlığı Yay.,
Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 2001, s. 267-77)
****
Yazı çok uzun olduğundan, giriş ve son bölümü yukarıda verdik.. Tümü için lütfen tıklayın:

====================================

Dostlar,

Yazının sonunda bizim katkılarımız :

Biz, Tanrı da olsa, -kutsal kitabında vs.- barışçıl – hoşgörülü olsun istiyoruz..
İnanan – inanmayan .. gibi ayrımları hiçbir gerekçe ile kabul etmiyoruz…
Büyük ATATÜRK‘ün görkemli uyarısına bağlıyız : “Yurtta barış, dünyada barış!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın ülkemizde ve Dünyada kutlu ve mutlu
olmasını diliyoruz.

Bu eşsiz bayramı çocuklarımıza ulusal egemenliğin anlamını bayram havasında kavratmak için
bir fırsat olarak kullanmalıyız..

“HİÇBİR ULUSUN ALEYHİNE OLMAYAN BİR BARIŞ YOLU BİZİM İLKEMİZ OLACAKTIR…” / Mustafa Kemal ATATÜRK

Ve başta iktidar olmak üzere her – ke – se bir kez daha, altını çizerek anımsatıyoruz :

  • Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki; onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur…” / Mustafa Kemal ATATÜRK

Sevgi ve saygı ile. 23 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Nükleer bombalara 10 milyar dolar takviye

Nükleer bombalara 10 milyar dolar takviye

Nükleer bombalara 10 milyar dolar takviyehttps://www.aydinlik.com.tr/nukleer-bombalara-10-milyar-dolar-takviye-turkiye-subat-2018-118.02.2018

(AS: Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

NTI’ın son raporunda ABD’nin Avrupa ve Türkiye’de konuşlanan nükleer bombalarının modernizasyonu için çok büyük bir harcama yapmayı planladığı belirtildi. Nükleer tehditleri araştıran uluslararası kuruluş Nuclear Threat Initiative (NTI) uzmanlarının hazırladığı raporda, serbest düşümlü nükleer bomba B-61’in modernizasyon planlarının ABD’ye 10 milyar dolardan fazlaya mal olabileceği belirtildi. Belgede, ABD Kongresi bütçe idaresinin değerlendirmesine göre ABD’nin 30 yıl içinde taktik nükleer kuvvetleri için yaklaşık 25 milyar dolar, yani ortalama olarak her yıl 1 milyar dolar harcayacağı kaydedildi.

3’TE 1’İ İNCİRLİK’TE

NTI uzmanları, Soğuk Savaş döneminden sonra NATO’nun nükleer potansiyelini oluşturan 150 adet B-61 bombasının Belçika, Almanya, İtalya, Hollanda ve Türkiye’de bulunduğuna, bombaların yaklaşık 3’te 1’inin İncirlik Üssü’nde muhafaza edildiğine dikkat çekti. Amerikan nükleer bombalarının bakım ve modernizasyonu için yapılan büyük harcamaların haklı gerekçelere dayanmadığını ifade eden uzmanlar, “ABD Başkanı’nın Amerikalı olmayan bir pilot ve bir Amerikan B-61 bombasıyla birlikte çift amaçlı bir NATO uçağı kullanarak, 70 yıldan bu yana ilk kez bir nükleer saldırıya karar vereceği koşulları hayal etmek zor” ifadelerini kullandı.

NÜKLEER ÜSLER TEHDİT ALTINDA

ABD’nin nükleer silahlarının bulunduğu askeri üslerin güvenliğinin son zamanlarda tehdit altında olduğuna dikkat çekilen raporda, Brüksel’deki terör eylemlerinin yol açtığı sonuçların Belçika’nın nükleer işletmelerinin gerçek bir tehditle karşı karşıya kaldıklarını gösterdiği ifade edildi. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 2016’da, IŞİD’den gelebilecek olası bir tehlike nedeniyle İncirlik Üssü’ndeki Amerikan askerlerinin ailelerini tahliye ettiği belirtilen raporda, 15 Temmuz 2016’daysa üssün komutanı olan Tuğgeneral Bekir Ercan Van’ın darbe girişiminde yer aldığı gerekçesiyle tutuklandığı vurgulandı.

50 NÜKLEER BOMBA TÜRKİYE’DE

İncirlik’teki nükleer tehlikeyi Aydınlık’a değerlendiren Emekli Hava Tümgeneral Beyazıt Karataş ise şunları söyledi:

  • “2009 yılında NATO’da yapılan görüşmeler sonrası nükleer caydırıcılık bahane edilerek NATO’nun bazı ülkelerinde bulunan ve eski nesil olduğu ifade edilen uçaklardan atılabilen ‘B61-3/4’ nükleer bombaların, yeni nesil olduğu belirtilen ‘B61-12’ tahrip gücü çok yüksek olan termonükleer bombalarla değiştirilmesi, Avrupa ve Türkiye’de konuşlandırılması kabul edilmişti. Bu plan doğrultusunda 180 adet B61-12 termonükleer bomba 70 adet İtalya, 50 adet Türkiye, 20 adet Almanya, 20 adet Belçika ve 20 adet Hollanda olmak üzere 5 NATO üyesine yerleştirildi.”

ÇALIŞMALAR TAMAMLANDI

E. Tümg. Karataş şöyle devam etti:

  • “Raporu hazırlayan isimlerden nükleer fizikçi Hans Kristensen, 2015 yılında da İncirlik Üssü’nde nükleer modernizasyon kapsamında yeni nesil nükleer bombaların yerleştirileceği ‘21 sığınağın’ bulunduğu ‘NATO sahasının’ güçlendirildiğini açıklamıştı. Nükleer bombaların yerleştirilmesi düşünülen hava üslerine ilişkin gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması için altyapı inşaatlarına 2015’te başlandı ve uçuş test atışları biten bombalar 2017 yılı başından itibaren (AS: bu yana) Türkiye’de İncirlik Üssü’ne yerleştirilmeye başlandı. Ayrıca Kristensen, Avrupa ve Türkiye’de konumlandırılacak nükleer bombaların modernize edilen bombalar olmadığını, çok işlevli yeni bir nükleer silah olduğuna vurgu yapmıştı. Kristensen, B61-12 nükleer bombaların “Hiroşima’ya atılan atom bombasının asgari dört katı gücünde ortalama 50 kiloton” yıkıcı bir güce sahip olduğunu ve yer altı ve üssündeki hedefleri yok etme gücüne sahip olduğunu da vurgulamıştı.

TERÖR YUVASI ABD’YE KAPATILMALIDIR

Sonuç olarak;

1. Nükleer silahlarını baskıyla Türkiye’ye yerleştirerek ‘Türkiye’yi nükleer hedef’ haline getiren, terör örgütlerine destek veren ve bunlar için İncirlik Üssü’nü kullanan ABD’ye İncirlik Üssü kapatılmalıdır.

2. 2011 yılı sonu 2012 yılı başından itibaren NATO maskesiyle Malatya/Kürecik’e konuşlandırılan füze savunma radarı kapatılmalıdır.

3. 01 Ekim 2015 tarihinden itibaren sözde Arama-Kurtarma maksadıyla Diyarbakır Hava Üssü’nde bulunan 3 Silahlı Helikopter, 2 Silahlı Ulaştırma Uçağı ile 500-1000 ABD askerinin kaçak olarak adlandırdığımız Diyarbakır Hava Üssü’nü kullanmasına son verilmelidir.”
==========================================
Dostlar,

ABD, NATO, Türkiye ve AKP = Erdoğan :
Lanetli İttifak Artık Dağılmalı!

İlk gençlik yıllarımızdan bu yana NATO’ya karşıt olduk. Türkiye’nin bu saldırı – savaş örgütünden ayrılmasını savunduk. Hele hele İncirlik başta olmak üzere 90 dolayında nükleer başlığın ülkemizde konumlandırılması bizi çok üzüyordu. Çünkü komşumuz SSCB’ye dönüktü bu nükleer tehdit.. Gerekçesi ise “Sovyet saldırganlığı” nı caydırmak idi. Oysa Türkiye, Doğu – Batı blokları arasında bir sıcak çatışmada Rusya’nın muazzam askeri gücü karşısında NATO’nun güneydoğu kanadında deyim yerinde ise “yem” idi.

1963 Küba Domuzlar Körfezi krizinde ABD Kongresinde yapılan gizli görüşmeler 25 yıl sonra kamuoyuna açıklanmıştı. Sovyetlerin Küba’ya nükleer başlıklar yerleştirmek istemesi sorunun kaynağı olarak ileri sürülmekteydi. Bu gizli görüşmelerde Türkiye’den beklenenin, vargücüyle, dolayısıyla kendisini tüketip harap olarak Sovyetleri 24 saate yakın oyalamasıydı Akdeniz’e inene dek.. Bu arada ABD’nin Akdeniz’den sorumlu 6. Filosu dahil gerekli tahkimat sağlanacaktı. Türkiye kamuoyu, bu dehşet verici gerçeği 1988’de Türk basınından öğrendi. Ama uslanmadık ne yazık ki!

NATO Anlaşmasının tam tersine bir misyondu bu. Çünkü Sovyetlerin olası bir saldırısında NATO, Türkiye’yi sözde savunacaktı! Böylesi bir çatışmada Türkiye’deki üslerden bizim denetimimiz dışında Sovyetlere nükleer saldırı yapılması durumunda, Türkiye açık olarak Rus nükleer bombardımanına hedef olacaktı.

NATO bunlarla da kalmadı. Ülkemizde yaygın ve sürekli kontrgerilla çalışmaları yürüttü, Maraş, Çorum ve Sivas’taki Alevi katliamı, aydın – sol öncülerimizin sözde işleyeni bilinmeyen (faili meçhul!?) cinayetlere kurban edilmesi.. Ulusal birliğin zedelenmesine dönük türlü ekonomik – sosyal – kültürel – dinsel – dilsel – politik – yönetsel – mali… operasyonlara girişti. Darbeler yaptı (12 Mart, 12 Eylül…), iktidarları değiştirdi. Dahası, TSK içinden parlak subaylarımız NATO okullarında “eğitilerek” en hafif deyimiyle NATO hayranı – bağımlısı… kılındılar. Haydi beyinleri yıkandı, assimile edildiler demeyelim.. ADD’deki yönetim görevlerimiz döneminde (1996-2006) verdiğimiz konferanslarda, gittiğimiz yerlerde askeri garnizonun en üst düzey komutanlarını ziyaret eder, etkinliğimize çağırır, ülke sorunlarını konuşurduk. Çok sayıda generalin NATO aleyhinde bize söz söyletmek istemediğini, NATO’ya toz kondurmadığını acı acı anımsıyoruz. Biz bir çırpıda “malum solcu” oluyor, hatta “işin derin içyüzünü kavrayamayan” olarak “alaycı” karşılanıyorduk.

Yaşanan acı olaylar TSK’ya da gerçekleri sanırız biz Aydınlardan sonra öğretti. Örn. İtalya NATO Kolejinde Türkiye’yi de parçalamayı öngören BOP haritasının Türk subaylara açılması önemli bir kırılma noktası oldu. 1974’te ABD Başkanı Johnson’un Başbakan İ. İnönü’ye mektubu da.. Kıbrıs’ta NATO silahlarını kullanamazsınız ültimatomu.. Ekleyelim; Almanların Leopard tanklarını PKK’ya karşı kullanmamızı istememesi, onarım – bakım – modernleştirmeye ambargo koyması..

1984’ten bu yana süregelen PKK ile Türkiye’yi de-stabilize etme, giderek bölme çabası artık bardağı aşıran dev damlalar olmalı. Kandil’e kara operasyonumuza ABD’nin sürekli engel olmasına ne demeli??

Sonuç olarak                                 :
ATATÜRKÇÜ DIŞ POLİTİKA ilkelerine dönülmelidir.
– Aktif tarafsızlık – bağlantısızlık ile hiçbir ittifaka girmeden herkesle dostluk kurmak;
YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ
– Kimsenin toprağında gözümüz yok, 1 karış toprağımızı da vermeyiz.
– BM’nin “sınırların değişmezliği” ilkesine saygılı ve bağlıyız.
– Kimsenin içişlerine karışmayız, karşılığını da bekleriz.
– Savaş, milletin yaşamı tehlikeye düşmedikçe bir cinayettir.. (ATATÜRK)
– Büyük güçler arasında denge politikası güdülmelidir.

ABD ile Türkiye’nin hiçbir stratejik ortak hedefi yoktur, kalmamıştır..
Tersine, ABD’nin özellikle Ortadoğu politikaları ülkemizi de bölmeyi hedeflemektedir.
Varşova Paktı dağılmış, soğuk savaş neredeyse çeyrek yüzyıldır bitmiştir..
NATO’nun hiçbir anlam ve işlevi kalmamıştır.
ABD ile stratejik ortaklık ne yazık ki stratejik karşıtlığa (haydi düşmanlık demeyelim..) dönüşmüştür.

  • Tüm kağıtlar yeniden karılmalı ve yepyeni bir küresel denge rejimi kurulmalı;
  • Türkiye de orada tam bağımsız – onurlu – barıştan yana – egemen/eşit – dünya uluslar ailesinin saygın bir üyesi – demokratik hukuk devleti olarak, uluslararası hukuka bağlı,
  • ülkesiyle ve ulusuyla bölünmez bir bütün olarak varlığını sonsuza dek sürdürmelidir.

AKP politikaları bu ilkelerden henüz ve hala çok uzaktır ne yazık ki.. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 saati aşkın görüşmesinin ne gereği ve anlamı vardır? Üstelik görüşmede resmi tercüman olmadığı ve resmi tutanak tutulmadığı basında yazılmaktadır. Bu dehşet verici bir durumdur ve halktan – basından – tarihten birşeyler mi kaçırılmak istenmektedir?? Yeni ve tehlikeli serüvenler mi kotarılmaktadır?? Bu sorular rahatsız ediyor ve sorulması istenmiyorsa, diplomasinin kurallarına uyulmalıdır. Sorunlar ciddi ve ağırdır. En azından TBMM’de gizli oturumda görüşülmeli ve tutanaklar devlet arşivine girmelidir.

  • AKP = Erdoğan, ABD tarafından defalarca kandırıldığını belirtmektedir!

Bu çok hazin bir itiraftır, ayıptır, utandırıcıdır ve Erdoğan’ı kurtarmaya yetmez, yetmemelidir. Böylesine acı ve kahreden bir tablodan sakınmak ve ülke – ulus çıkarlarını en yetkin biçimde savunabilmenin yolu, Devletin kurumsal düzeneklerini kullanmaktır; burnunun dikine tek başına ve çok bilmiş tavırlarla kostaklanmak asla değil..

Artık yeter!

Bu bağışlan(a)maz hatalar yüzünden ülkemiz sıcak çatışmaların / savaşın içine bile sürüklendi. Çok ağır maddi – manevi  bedeller ödemeye mahkum olduk, ödüyoruz.. Her gün şehitler veriyoruz. Hiç kimsenin böylesine ağır bir faturayı Türkiye’ye ödetme hakkı olamaz! Hele hele hem bu durumlara ülkeyi sürüklemek, ardından da “beka” savaşı veriyoruz tafrası atmak! Halkın beynini yıkamaya dönük mesajlar dışında ağzını açanı da tehdit etmek, hapislere atmak, işine son vermek.. Olacak şey değil.. AKP hızla hatta derhal bir şokla normalleşmek zorundadır.

Sevgi ve saygı ile. 18 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

CHP 36. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi

CHP 36. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi

(AS: Bizim katkımızı yazının altındadır..)

CHP’nin 36. Olağan Kurultayında sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede “Önümüzdeki dönemin Parti Örgütünün hedef ve öncelikleri şu ilkeler olacaktır :

– Tek adam rejimine son verilecek ve kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme geçilecektir.
– Cumhuriyet ve demokrasinin temeli olan laiklik ilkesinden taviz verilmeyecek ne dinin siyasallaştırılmasına ne de siyasetin dinselleştirilmesine izin verilmeyecektir. Din, vicdan ve inanç özgürlüğüne müdahalelere izin verilmeyecek,
– Yaşamın her alanında adalet ve huzur sağlanacaktır.
– OHAL derhal kaldırılacak, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yasama ve yargı denetimine alınacak ve
– 15 Temmuz hain darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün siyasi ayağı kesinlikle ortaya çıkarılacaktır.” denildi.

CHP 36. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi

CHP’nin 36. Olağan Kurultayı Sonuç Bildirgesinde,

  • “CHP, kökleri Kuvayı Milliye’ye dayanan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde
  • tam bağımsız, laik, demokrat ve çağdaş Türkiye’nin kurucu Partisidir.

    80 yıllık (1923 – 2002) Cumhuriyet tarihi boyunca bütün Cumhuriyet hükümetlerinin katkısıyla uçurumun kenarında yıkık bir ülkeden, içeride ve dışarıda saygın ve güçlü bir ülke konumuna gelmişti. Ancak; bugün Cumhuriyetimizin temeli olan kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmış, tek adama dayalı parti devleti kurulmuştur.

  • Darbe girişimi bahane edilerek karşı darbe gerçekleştirilmiş ve ilan edilen OHAL aracılığıyla temel hak ve hürriyetlerimiz yok edilmiştir.
  • Milli servetimiz ve birikimlerimiz yağmalanmış, geniş halk kitleleri işsizlik ve yoksulluğa mahkum edilmiştir.
  • Daha acı olanı ise, birlikte yaşama irademiz; ayrıştıran, kutuplaştıran ve ötekileştiren kimlik siyaseti ile aşındırılmıştır.
  • Hiç kimse unutmasın bu ahval ve şerait içinde ülkemizin umudu kuruluşun ve kurtuluşun Partisi olan CHP Cumhuriyetin temel değerleri ve sosyal demokrasinin evrensel ilkelerinden ödün vermeksizin yoluna devam edecek, ülkemizi çağdaş uygarlığa taşıyacaktır. Hiçbir güç bizi bu kutsal davamızdan alıkoyamayacaktır.” denildi.

“TEK ADAM REJİMİNE SON VERİLECEK”

Bildirgede şu maddelere yer verildi:

Önümüzdeki dönemin Parti Örgütünün hedef ve öncelikleri şu ilkeler olacaktır :

Tek adam rejimine son verilecek ve kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme geçilecektir. Cumhuriyet ve demokrasinin temeli olan laiklik ilkesinden taviz verilmeyecek ne dinin siyasallaştırılmasına ne de siyasetin dinselleştirilmesine izin verilmeyecektir. Din, vicdan ve inanç özgürlüğüne müdahalelere izin verilmeyecek, yaşamın her alanında adalet ve huzur sağlanacaktır. OHAL derhal kaldırılacak, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yasama ve yargı denetimine alınacak ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün siyasi ayağı kesinlikle ortaya çıkarılacaktır.

Yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü sağlanarak, tüm vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği güvence altına alınacak, seçimler adil ve güvenli olacaktır.

  • Kürt sorunueşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir.

Çağdaş demokrasilerde 4. güç olarak benimsenen medya özgürlüğü sağlanacaktır.

Yüksek katma değerli kapsayıcı büyüme hedeflenecek,

  • eğitim ve sağlık parasız, kaliteli ve ulaşılabilir olacaktır.

Herkes milli gelirden hakkını alacak, açlık ve yoksulluk sıfırlanacak, gelir dağılımı adaletini ve bölgesel kalkınmayı sağlamak devletin temel görevi olacaktır.

Tarımsal üretim planlanacak, ekilmeyen tarım arazisi kalmayacak, çiftçi desteklenerek ithalata karşı korunacak ve Türkiye tarımda tekrar kendi kendine yeten ülke konumuna getirilecektir.

Devlet şeffaf, tarafsız ve hesap verebilir olacak, kamuda tüm atamalar liyakata uygun yapılacak, yolsuzluk suçlarında zamanaşımı kaldırılacak, cezaları ağırlaştırılacak ve yolsuzluk yapanlardan hesap sorulacaktır.

Asgari ücret vergi dışı bırakılacak, taşeronların tümü kadroya alınacak, tüm kamu ve özel sektör çalışanlarına sendikalaşma özgürlüğü tanınacak, sendikalaşma özendirilecek, eşit işe eşit ücret uygulanacaktır. Şehit aileleri ve gazilerimiz arasında uygulanan ayrımlar kaldırılacak, şehit aileleri ve gazilerimiz Milletvekillerine tanınan hak ve imkanlardan yararlanacak. Kadınlara ve gençlere hayatın her alanında eşitlik sağlanacak, kadınlar ve çocuklar şiddete karşı korunacak, şiddet uygulayanlara verilen cezalar artırılacaktır. Engellilerin sosyal ve ekonomik hayata eşit katılımı sağlanacaktır.

“Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesiyle bütün komşularımızla ulusal çıkarlarımız gözetilerek iyi ilişkiler kurulacak,

AB müktesebatına uyum sağlanacak, AB’ye tam üyelik hedeflenecektir.

Havamız, toprağımız ve suyumuz korunacak, denizlerimizin, ormanlarımızın ve tarım arazilerimizin yağmalanmasına izin verilmeyecektir.

  • Cumhuriyet ve demokrasi, laik ve çağdaş yaşam;
    eşitlik, özgürlük ve dayanışma, adalet ve cesaretle kurtarılacak, korunacak ve yüceltilecektir.”
    ==========================================
    Dostlar,

    Cumhuriyetimizin kurucusu – ATATÜRK’ün partisi CHP‘nin 36. kurultayının ardından açıklanan sonuç bildirgesi genel anlamda doyurucudur. Hatta yer yer coşkulandırıcıdır, ümit vericidir.

Şu aşamada ayrıntılı irdelemeye girmeden 3 önemli noktaya dikkat çekmek istiyoruz :

  1. “…eğitim ve sağlık parasız, kaliteli ve ulaşılabilir olacaktır.” son derece yerindedir, nasıl yaşama geçirilebileceği de bu ilkenin benimsenmesi ölçüsünde önemlidir.
  2. “AB müktesebatına uyum sağlanacak, AB’ye tam üyelik hedeflenecektir.” noktasında farklı düşünüyoruz. AB’nin emperyal – sömürgen bir yapı olduğunu, gelecek vaadetmediğini ve en önemlisi TAM BAĞIMSIZLIĞIMIZIN bitmesi olarak görüyor – biliyor ve onaylayamıyoruz.
  3. Kürt sorunueşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir.” önermesinde çok düşülen bir yanılgının yinelendiğini düşünüyoruz. Daha önceleri de web sitemizde bu konuyu birkaç kez işledik ama bir kez daha açıklayalım :
“Eşit yurttaşlık”, bir ülkede toplulukların (halkların, milliyetlerin, cemaatlerin) birbirlerine eşitliği temelinde kurulan sistemi anlatır. Farklı etnisite ve inanç topluluklarının hukuksal-siyasal olarak tanınması; farklı toplulukların birbirleri karşısında konumlandırılması demektir. Bu etnikçi anlayış, bir tür yeni-feodalizm icadıdır.
Oysa CHP Programı, devletin yurttaşların etnik köken, inanç, cinsiyet, vb. topluluk özellikleri karşısında kör kalmasını, bunlardan bağımsız olarak her yurttaşın birey olarak eşitliğini yükseltir. Bizim için “eşit yurttaş” değil, “yurttaşların eşitliği” ilkesi esastır. 
“Kürt sorunu” na böyle yaklaşıyorsa, anayasanın “ilk dört maddesinin güçlendirilmesi” hedefine ulaşamayacağı çok açıktır. Üstelik tam tersine, böylesi bir yaklaşım Anayasanın ilk 4 maddesini içeriksiz, güçsüz ve temelsiz bırakacaktır. Bu yaklaşım, CHP için çok açık olan “ilk dört madde kırmızı çizgimizdir” ilkesini reddetmek anlamına gelmektedir.
Konunun izleyen günlerde netleştirilmeei ve yersiz kavram karmaşasına yer verilmemesi gerekir. Kavramların yerli yerinde, doğru, bilinçli kullanılması zorunludur. Hele hele nazik ulusal konu ve sorunlarda..
Sayın Kılıçdaroğlu ve özenle oluşturacağı MYK’ya, Kurultaydan çıkacak Parti Meclisine, TBMM grubuna, tüm örgüte ve ülkemizin bu ağır bunalımdan çıkarılması için çaba göstermek zorunda olan tüm yurttaşlara… hepimize kolay gelsin… Önümüzdeki 2 yıl, 2018 ve 2019 Cumhuriyetimizin geleceği açısından kırılma yılları olmasın; kuşatmayı mutlaka yaralım!

Sevgi ve saygı ile. 04 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

ABD’den Afrin çağrısı: Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz

ABD’den Afrin çağrısı           :
Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz

ABD Dışişleri Sözcüsü Heather Ann Nauert, olası Afrin operasyonu için “Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz.” dedi.

ABD’den olası Afrin operasyonuna dair açıklamalar gelmeye devam ediyor. Gün içinde Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Pentagon’un açıklamalarından sonra bir açıklama da ABD Dışişleri Sözcüsü’nden geldi.

ABD Dışişleri Sözcüsü Heather Ann Nauert, Türkiye’nin düzenleyeceği olası Afrin operasyonu için “Türkiye’yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz.” dedi.

PENTAGON “ORDU” İDDİALARINI REDDETMİŞTİ
Pentagon, SDG’ye kurdurmayı planladıkları “Sınır Güvenliği Gücü“nün “yeni bir ordu” veya “konvansiyonel sınır muhafız gücü” olmadığını iddia etmişti.

Pentagon açıklamasında, “ABD, Suriye’de yerel güvenlik güçlerini eğitmeye devam ediyor. Eğitim, toplumları yıkıma uğramış mültecilerin evlerine dönmeleri için güvenliği artırmak üzere tasarlanmıştır. IŞİD‘in aynı zamanda yönetimsiz ve kurtarılmış olan yerlerde tekrar ortaya çıkmaması için gereklidir. Bu yeni bir ‘ordu’ veya ‘konvansiyonel sınır muhafız gücü’ değildir.” ifadelerini kullanmıştı.

DIŞİŞLERİ BAKANI “TÜRKİYE’YE BORCUMUZ VAR” DEMİŞTİ
Dışişleri Bakanı Tillerson “Suriye’nin kuzeyinde sınır koruma birlikleri kurulacağı” haberlerine ilişkin, “Türkiye’ye bir açıklama borcumuz var. Bu, tümüyle yanlış resmedilmiş ve yanlış tanımlanmış bir durum ve bazı kişiler yanlış konuşmuş. Herhangi bir sınır güvenlik gücü kurmuyoruz.” yorumunu yapmıştı. (http://www.abcgazetesi.com/abdden-afrin-cagrisi-turkiyeyi-boyle-bir-adim-atmamaya-cagiriyoruz-75635h.htm, 18.1.18)
================================================
Dostlar,

Çok dikkatli olmalıyız.
AKP’nin sabıkası 1 değil, 2 değil, 3 değil..
Hem kandırılıyor (!?) hem kandırıyor..
İç siyasette sürüklendiği kırılgan konum için yapmayacağı şey yok gibi.
7 Haziran 2015 seçiminde %41’de ve 258 vekilde kalmış, tek başına iktidarı yitirmişti.
1 Kasım’a dek hem ülke birden bire yangın yerine döndü hem de siyasal manevralarla hükümet kurdurulmayarak seçim yenilendi.. AKP her nasılsa bu kez %49,4 ile 317 vekile çıkıverdi!?
5 ayda 5 milyon oy artışı nasıl sağlandı, nlamak ve anlatmak olanak dışı.. Bir masal gibi!

Şimdi ise birkaç puanlık MHP oylarıyla da %51 bulunamıyor..
O halde “yeni”, “yepyeni” şeyler yapmalı.. Artık her ne olursa..
Son günlerde muhalefete dönük söylemler çok ağırlaştı ve düzey yitirdi.
Dış politikada ABD’ye çatma ise hudut – sınır tanımıyor..
Kıçı kirliler mi dersiniz, kalleşlik orduları mı dersiniz..
7 dakikada çeyrek domuz yiyenleri mi dersiniz??
Gerçek anlaşıldı, İstanbul’a yeni il başkanı seçilen Canan Kaftancıoğlu’nun eşinin yabancı konuğu domuz eti yiyen kişi.. Hem bu ülkede müslüman olmayan insan yok mu?
Dileyen domuz eti yeri dileyen Bulgaristan’dan, Arjantin’den ithal edilen “helal et” (!?)
Bu tercih kimseyi ilgilendirmez, Cumhurbaşkanı polemik yapıyorsa çok çirkindir, kabul edilemez ve AKP = RTE‘nin ne denli zor durumda olduğuna açık kanıttır.. Ölçü kaçırılmıştır!

Laf aramızda, müslümanlar onlarca yıl şeker hastalığı için domuz insülini kullandılar!
Bir Müslüman çıkıp da “helal insülin” üretemedi. Gene Batı bilim dünyası rekombinant DNA tekniği ile tümüyle sentetik insülin üretti de “çile” (!?) bitti!

Hamaset hiç bu denli yüksek dozda ve fütursuz kullanılmamıştı.
Dileriz Devlet aklı ve kurumları, sağduyulu AKP’liler… bu feci gidişi frenlesin..
Elbette ulusal çıkarlarımız korunsun ama siyasal çıkarlara asla alet etmeden.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ!

Bir de Ege’de işgal edilen ve sayısı 150’leri aşan ada – adacık – kayalık gibi coğrafya formasyonu VATAN TOPRAKLARI için AKP = RTE neden Suriye için olduğunun binde 1’i düzeyinde olsun ses çıkar(a)mıyor?? Neden, neden??!!

Sevgi ve saygı ile. 18 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com