İşte tartışılan Halk Özel Harekatı

İşte tartışılan Halk Özel Harekatı

Fevzi KIZILKOYUN-ANKARA, Hürriyet, 29 Aralık 2017
(AS : Bizim katkımız yazınn altındadır..)
 

15 Temmuz darbe girişiminin ardından bireysel silahlanmaya gittikleri, AK Parti’nin talimatıyla hareket ettikleri iddiası Meclis’e taşınan Halk Özel Harekât’ın (HÖH) genel başkanı Fatih Kaya, bir yılda 22 ilde 7 bin üyeye ulaşan örgütlenmeyi anlattı: 

MİLLETİMİZLE MEYDANLARA İNDİK: “Hain darbe girişimine karşın bir talimatla milletimizle birlikte meydanlara indik. HÖH çadırını 16 Temmuz’da ilk Trabzon’da kurduk. 30 Kasım 2016’da derneğimizi kurduk. İçinde çocuklar var, teyzeler var, öğretmenler, işadamları, esnaf var. Başı açığı da, kara çarşaflısı da var.
 
SIZMAK İSTEYEN FETÖ’CÜLER: İstanbul, Ankara başta olmak üzere 22 ilde şubemiz açıldı. 7 binin üzerinde üyemiz var. İçimize sızmak isteyen çok FETÖ’cü var.
 
1 LİRA AİDAT TOPLUYORUZ: İlk girişte 10 lira, aylık olarak ise sembolik bir lira alıyoruz. Beş ay öncesine kadar 121 şubemiz vardı. Maddi sıkıntılardan dolayı kapattık. Devletten yardım almıyoruz.
 
BİZE İHTİYAÇ DUYULDUĞUNDA: Devletimiz, askerimiz, polisimiz her şeye hâkim. Zamanı geldiğinde, 80 milyonluk millet olarak bize ihtiyaç duyulduğunda her zaman hazırız.
 
CUMHURBAŞKANI İLE FOTOĞRAF: Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çektirmeyi herkes ister, ben de bu ülkenin evladı olarak çektirdim. Cumhurbaşkanımıza ‘biz böyle bir oluşumdayız’ demeye, anlatmaya gittim. Milletin seçtiği biriyle fotoğraf çektirmek niye rahatsız eder?
 
SURİYE’DEKİ FOTOĞRAF: Kamu görevlisiyim. 6 ay ücretsiz izne ayrılıp Suriye’ye gittim. Türkmenlere yardım ettim. Oraya giden o atmosferde hücum yeleğiyle öyle poz verir.
İşte tartışılan Halk Özel Harekat
HÖH ARABALARININ BİZİMLE İLGİSİ YOK: Her tarafta HÖH yazan arabalar var. Bunların bizimle ilgisi yok. Davalar açtık.
 
SİLAHLI DEĞİLİZ: Üye olacaklara, dededen kalma tüfekle dahi resmin varsa üye olamazsınız diyoruz. Silahlanmaya gerek görmeyiz çünkü devletimiz her şeye vakıftır.
 
GEZİ BENZERİ BİR OLAYDA SOKAĞA ÇIKMAYIZ:Gezi benzeri olayı basmak için sokağa çıkmayız, devletin askeri-polisi var. 15 Temmuz gibi devletin emiri mümini talimat vermediği sürece sokağa çıkmayız. Meclis’i niye benimle meşgul ediyorlar?”
 
‘BU TÜR MİLİS GÜÇLERE İHTİYAÇ YOK’
MECLİS’e daha önce Halk Özel Harekât ve bu amblemi taşıyan araçlarla ilgili soru önergesi de veren CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, şunları söyledi: “Soru önergesi verdik, cevabını bekliyoruz. Devlet içinde gücü kullanacak olanlar ya jandarmadır ya da polistir. Kanunda tanımı olmayanların kendilerine vazife çıkarması hukuk devletine aykırıdır. Eğer bu olmazsa aşiret devleti olur. Vatandaşın devlete olan güveni sarsılır. İçerden ve dışardan gelecek tehditlere karşı vatandaşı koruyan devletin şemsiyesidir. Bu tür illegal yapıların olmaması gerekir. Nasıl cemaat 15 Temmuz hain darbe girişimi yaptıysa, ileride de bu yapılar başka bir şey yapar. Devlet, cemaatlerle, bu tür yapılarla yaşamaz. Cihadın hukuk devletinde yeri yok. Devletin bekasını da devletin güvenlik güçleri korur. Zaten devletin bekası tehlikeye girerse her vatandaşın nefsi müdafaa hakkı var. Bu tür milis güçlere ihtiyaç yoktur, bunlar milis kuvvettir.”
 
‘DERHAL KAPATILMALI’
TÜRKİYE Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, ‘Halk Özel Harekât’la ilgili “Baştan söyleyeyim ki derhal kapatılmalıdır, sadece Facebook sayfalarına bakılırsa bile kapatılmalıdır” diyerek şöyle devam etti: “Dernekler Kanunu’na aykırıdır. KHK ile yüzlerce dernek kapatıldı, devletin güç kullanma tekeline ortak çıkmaya çalışan bu dernekle ilgili bildiğimiz kadarıyla bir soruşturma bile yok. Ayrıca sosyal medyadan Cumhurbaşkanı’na hakaret edildi diye yüzlerce polis ve savcı bunları takip ediyor. Bunun 10’da birini silahlarıyla sosyal medyada zorbalık gösterisinde bulunan kişi ve gruplara yönelik yapmıyorlar. Zaten son KHK ile çıkarılan malum hükümle ilgili ciddi endişeye sevk eden bu hoşgörüdür. Son KHK’da yanlışlık olursa yargı gereğini yapar demek topu taca atmak demektir. Çünkü sivillere geleceğe yönelik cezai sorumsuzluk getiren düzenleme, yargıdan önce sivil vatandaşları muhatap alan bir düzenleme. Malum dernekler, silahlarıyla poz veren zorbalar, bu maddeyi bir cezasızlık maddesi olarak anlayıp, 15 Temmuz’un devamı niteliğinde eylem diye yorumladıkları, istedikleri her eyleme müdahale hakkını kendilerinde görecekler. Yargı sonradan cezalandırsa ne olur cezalandırmasa ne olur…”
 
YANIT BEKLEYEN SORULAR
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ile CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yanıtlanması istemiyle Meclis Başkanlığı’na verdiği 2 ayrı soru önergesinde özetle şu soruların yanıtları istenmişti:
– Halk Özel Harekât yazısı ile birlikte bir Osmanlı amblemi ve Türk Bayrağı logosunun yer aldığı ticari tipteki araç resmi midir? Resmi ise ‘Halk Özel Harekât’ nereye bağlıdır?
– Söz konusu şahıslar ve araçlar hakkında bir işlem yapılmamışsa nedeni nedir? Resmi birimlere bağlı olmadan sokaklarda tur atarak halkı tedirgin eden bu araçlar ve şahıslar, devletin asli görevlerinden olan milli güvenliğin sağlanması durumunu tehdit eden bir unsur değil midir?
– Halk Özel Harekât’ın genel başkanı olduğu ifade edilen Fatih Kaya’nın, Türkmen Dağı’nda tim komutanı olduğu doğru mudur?

İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
www.internethaber.com, 29 Aralık 2017
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından polis arabasına benzer tepe lambalı, sirenli ABD malı Halk Özel Harekat (HÖH) araçlarıyla gündeme gelen HÖH’le ilgili tartışmalar bitmiyor. 696 KHK’daki ‘sivillere yargı kalkanı’ düzenlemesiyle HÖH bir kez daha tartışmaların göbeğine oturdu. Bireysel silahlanmaya gittikleri, AK Parti’nin talimatıyla hareket ettikleri, sivil milis gücü olarak hazır tutuldukları, iç savaşa hazırlık için örgütlendikleri iddiaları Meclis’e taşınan Halk Özel Harekât Derneği (HÖH) Genel Başkanı Fatih Kaya, bir yılda 22 ilde 7 bin üyeye ulaşan örgütlenmeyi Hürriyet’e anlattı… İşte o açıklamaları..
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattıMİLLETİMİZLE MEYDANLARA İNDİK: “Hain darbe girişimine karşın bir talimatla milletimizle birlikte meydanlara indik. HÖH çadırını 16 Temmuz’da ilk Trabzon’da kurduk. 30 Kasım 2016’da derneğimizi kurduk. İçinde çocuklar var, teyzeler var, öğretmenler, işadamları, esnaf var. Başı açığı da, kara çarşaflısı da var.
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
SIZMAK İSTEYEN FETÖ’CÜLER: İstanbul, Ankara başta olmak üzere 22 ilde şubemiz açıldı. 7 binin üzerinde üyemiz var. İçimize sızmak isteyen çok FETÖ’cü var. 
 
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
BİZE İHTİYAÇ DUYULDUĞUNDA: Devletimiz, askerimiz, polisimiz her şeye hâkim. Zamanı geldiğinde, 80 milyonluk millet olarak bize ihtiyaç duyulduğunda her zaman hazırız.
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattıCUMHURBAŞKANI İLE FOTOĞRAF: Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çektirmeyi herkes ister, ben de bu ülkenin evladı olarak çektirdim. Cumhurbaşkanımıza ‘biz böyle bir oluşumdayız’ demeye, anlatmaya gittim. Milletin seçtiği biriyle fotoğraf çektirmek niye rahatsız eder?
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
SURİYE’DEKİ FOTOĞRAF: Kamu görevlisiyim. 6 ay ücretsiz izne ayrılıp Suriye’ye gittim. Türkmenlere yardım ettim. Oraya giden o atmosferde hücum yeleğiyle öyle poz verir.
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
HÖH ARABALARININ BİZİMLE İLGİSİ YOK: Her tarafta HÖH yazan arabalar var. Bunların bizimle ilgisi yok. Davalar açtık.
 
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
GEZİ BENZERİ BİR OLAYDA SOKAĞA ÇIKMAYIZ: Gezi benzeri olayı basmak için sokağa çıkmayız, devletin askeri-polisi var. 15 Temmuz gibi devletin emiri mümini talimat vermediği sürece sokağa çıkmayız. Meclis’i niye benimle meşgul ediyorlar?”
 
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
SİLAHLI DEĞİLİZ: Üye olacaklara, dededen kalma tüfekle dahi resmin varsa üye olamazsınız diyoruz. Silahlanmaya gerek görmeyiz çünkü devletimiz her şeye vakıftır.
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı
İşte Halk Özel Harekat! HÖH Başkanı nasıl örgütlendiklerini anlattı

=====================================
Dostlar,

Hiçbir hukuk devletinde asla olamayacak ve kabul edilemeyecek bir durum.
AKP iktidarı böylesine korkunç bir hata da yaptı ise derhal tasfiye etmelidir.
Kendi girişimi dışında ise yasal işlem başlatmalı ve derhal kapatmalıdır.
Böylesi bir girişim yabancı devletler kökenli olsa bile T.C. Devleti zamanında haber almalı ve engellemelidir. Bu tür girişimler ülkede İÇ SAVAŞ çıkarabilir!

Devletin 1 numaralı görevi halkının can ve mal güvenliğini sağlamaktır.
Bu temel sorumluluk asla akıldan çıkarılmamalı ve her şey ama her şey HUKUK DEVLETİ kuralları içinde kalmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 14 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Rifat Serdaroğlu: YENİ REFORM PAKETİ

YENİ REFORM PAKETİ

portresi_gulen

Rifat Serdaroğlu

14 yıldır iktidarda olan Bademler, yine ve yeniden bir paket daha açtı.
Aksilik bu ya her paket, büyük iddialarla açıklanan kendisinden bir evvelki paketi bozuyordu!
“Acemi nalbant’ın mesleği gâvur eşeğinde öğrendiği gibi”
ülke yönetmeyi, belediye encümeni yönetmek sanan Bademler,
hep yeni paket açıyorlar, çuvallayınca da, eskisini kötüleyip yeni bir paket daha açıyorlar!
Nasılsa kendilerinde “Yalan Söylemek” gibi bir alışkanlık var.
Söyleyecek yalan bulamadıklarında, ancak o zaman doğruyu söylüyorlar!
Bir de Türk Milletine sürekli yalan söylemekten utanmayan kösele suratları var.

14 yılda Türkiye’yi, tüm Cumhuriyet Tarihinde yapılan borçlanmanın 3 katı borçlandıran, ülkeyi parçalanma noktasına getiren, kendi insanına tarihimizin en büyük “terör korkusu sebepli iç göçünü” yaşatan, çevremizde konuşabileceğimiz tek komşu bırakmayan bu acemi bademlere kimi önerilerimiz olacak!
Hem yeni Badem Paketinin eksiklerini söylemek,
hem de onlara işin doğrusunu göstermek bizim vatandaşlık görevimizdir;

-Paketin Güvenlik Kısmına Ek

Ülkemizde yapılacak Uluslararası Toplantılardan önce, Gazetecileri tutuklamayın. Hem kendinizi hem de bizi rezil ediyorsunuz.
Toplantı bitsin tutuklamayı o zaman yapın.
Toplantı öncesi toplumsal olaylarda, gösterilerde Toma-moma kullanmayın. Polis arkadaşlar, göstericilerin kafalarına değil, yumuşak yerlerine
copla vursunlar.
Toplantı öncesi, sakın ola ki medya kuruluşlarına el koymaya kalkmayın. Bekleyin biraz yahu! Kaçıyor mu koca koca binalar? Adamları yedirin içirin gönderin, sonra el mi koyacaksınız, kafa mı atacaksınız, o zaman yaparsınız.

-Paketin MİT Kısmına Ek

MİT’ten hiçbir şey saklamayın yahu! Olay bittikten sonra haberleri oluyor. Adamlar sadece Tırlarla nakliyecilik yapmaktan kendi işlerini unuttular! Gazeteciler bile MİT’ten önce haber alıyorlar.
Bazı ülkelerin istihbarat örgütleri “Hayrola yahu, sizde bomba patlamış, çok sayıda ölü varmış” diye sorunca, bizim MİT’çiler mırın kırın etmekten utanır olmuşlar. Koyun şu yeni pakete bir madde “Her olay MİT’e de haber verilecek, çocuklar habersiz bırakılmasın” diye,
olay çıkmasın kardeşim…

-Paketin Muhtar Kısmına Ek;

Bakın kardeşim! Muhtarları toplayıp toplayıp Saraya götürüyorsunuz. Adamlara ömürlerinde görmedikleri yemekleri yediriyorsunuz.
Saray’dan çıktıktan sonra evdeki yemeği beğenmeyip karısını döven
kaç Muhtar var biliyor musunuz? Adamların kimyalarını bozdunuz yahu!

Saraydan dönen Muhtar kendini Sultan’ın Uç Beyi olarak görmeye,
akşam eve geç gelen komşu kızlarına bile bağırmaya başladı.
Koyun şu paketinize, “Muhtarlar Saraya gidemez” diye bir madde,
siz masraftan biz de dertten kurtulalım yahu!

Son öğüt en önemlisidir. Devlet yönetmek, bilgi-görgü-dürüstlük-beceri- danışma-açıklık ister. Türk Milletinden hiçbir şeyi saklamayın!

Malınızın mülkünüzün, yurtiçi ve yurtdışı yatırımlarınızın, Vakıflarınızın-
Urla ve Çatalca’daki çiftliklerinizin, damadın ve yakınların üzerine olan konaklarınızın, kupon arazilerinizin hesabını mertçe verin.
Hiçbir şeyin gizli kalmayacağını unutmayın!
Gizli gizli öpüşenin aşikâr olarak doğuracağını hep hatırlayın.

Yanlış yapmayın, her işin doğrusunu öğrenin ve doğru yapın…

Yazıyı bir okurumun gönderdiği bir fıkra ile bağlayalım. İçimiz odun ateşinin üstündeki tencerenin dibi gibi kapkara oldu be! Biraz da gülelim dedik!
Çok şey mi istedik…

Anası Temel’i merdiven altında mastürbasyon yaparken yakalar,
hemen kocasına gider ve;

“Ula Tursun, ha bu uşak büyüdi artık. Onu evlendirelum,
yoksa kuruyacak da”
der. Temel’i evlendirirler. Düğünden üç-dört gün sonra babası Temel’i merdiven altında yine aynı pozisyonda yakalar!

“Ula ne ediysun, biz seni daha yeni evlendimeduk mu?
Yoksa kariyla bi problemin mü var?”

Hemen toparlanan Temel; “Yok Baba, karinun koli yoruldi da…”

Babası, “Ula bi şeyun da doğrusuni öğren be uşağum.
Badem misun nesun da…”

  • Sağlık ve başarı dileklerimle
    (18 Aralık 2015)

    =============================

    Dostlar,

    Sayın Serdaroğlu’nun hünerli acı mizahı bir yana, ülkenin durumu gerçekten pür melal..

    Bademler ya da “İmamlar” ülkeyi tam anlamıyla ve her yönden çıkmaza soktu. Hem Cumhuriyet’ten öç aldılar – almaktalar – almayı sürürecekler
    hem de korkunç düzeyde suça bulaştılar.. Karunlar kadar zengin oldular..
    Saymakla bitmez yapıp ettikleri…
    Oğullar hep çok yetenekli – ticarete yatkın ve birkaç alanda girişimler içinde kısa sürede inanılmaz servet sahibi oldular.. Filolar kurdular, vakıflar açtılar. Ülkede gelir dağılımı dayanılmaz kertede adaletsizleşti..
    AKP iktidar olduğunda TUG’in (Toplam Ulusal Gelir, GSMH) 2/3’ünü
    (yaklaşık %66) en varlıklı %10’luk kesim alırken, 2015 sonlarında bu oran düşmek yerine daha da büyüdü.. Bu en varlıklı % 10, ulusal gelirin artık 3/4’ünü (yaklaşık %75) kapatıyor. 34 OECD ülkesinde dipten 2. sıradayız.

    AKP ekonomisi Dolar milyarderleri üretiyor;
    yığınları yoksullaştırıyor.. Bunu bilerek – tasasrlayarak yapıyor..

    Oysa AKP 2002 Kasım’ında iktidar olduğunda topluma “3 Y” sözü verilmişti :

    1. Y: Yoksullukla savaş..
    2. Y : Yolsuzlukla savaş..
    3. Y : Yasakları kaldırma…

Her 3 hedef de tersine yönde büyük “başarı” (!) ile gerçekleştirildi.

Ülkenin Doğu – Güneydoğusunda adı konmamış bir iç savaş yaşanıyor. AÇILIM denen ihanetin bedelini güvenlik güçleri ve masum yöre halkı ödüyor. Anlaşılan PKK da AKP – RTE’yi kandıranlar kervanında..
Önüne gelen bu ikiliyi kandırıyor.. Ve bu siaysal kadro, Türkiye’yi tarihinin
en karmaşık – en sorunlu dönemine sürüklemiş durumda..

Klasik siyasetbilimi kuramlarıyla açıklanması çok zor bir tablo.. ve özgün.
Başkaca örneği – benzeri yok gibi insanlık tarihinde.

İşimiz çoook zor çoook AKP – RTE‘nin ne duracağı var ne de olup bitenlerden ders almaya..

Türkiye Titanik gibi..

Kayalara onca hızıyla çarpmış ve ciddi yara almış durumda..
Daha açık söyleyelim : Su alıyor…
Kırmızı alarm veriyor… SOS. SOS. SOS. SOS…

*****

“Vatanın bağrına düşman dayamışsa hançerini
Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.” / Mustafa Kemal ATATÜRK

Sevgi ve saygı ile.
19 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

AHMET TANER KIŞLALI : Türkler ve Kürtler…

Dostlar,

Rahmetli Devrim Şehidi eski Kültür Bakanlarından Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı‘nın AKİT‘in hedef göstermesi üzerin kahpece aramızdan kopartılışının üzerinden
tam 14 uzun yıl geçti.

Aziz anısına hürmetle sitemizde bundan önce 2 yazı koyduk (21.10.13) :

Bu makale ise, rahmetlinin 15 yıl önce Cumhuriyet‘te yazdığı
HAFTAYA BAKIŞ köşesindeki irdelemesi..

Tema : TÜRK – KÜRT KARDEŞLİĞİ!

Aradan geçen 15 yılda bu kardeşliğin nasıl acımasızca, kalleşçe dinamitlendiğini izliyoruz. Her geçen gün bu 2’linin nasıl sistemli olarak ayrıştırıldığını gözlüyoruz.
Bedeli binlerce can oldu.. Analar ağladı, babalar ağladı, çoook yazık oldu..

Geldiğimiz yerde durup bir kez daha serinkanlılıkla düşünmek zorunlu!..

  • Çünkü bundan sonrası artık sıcak çatışma, kanlı kardeş kavgası, İÇ SAVAŞ!

ABD’de 50 ayrı millet bir “Birleşik Devletler ulus devleti” kurmuş, “Amerikan milleti – ulusu” diye sentetik – yapay bir üst kimlik edinmiş ve kaynaşarak bir arada yaşıyorlar. Federasyon çoook zayıf.. Güçlü bir tekil – üniter ulus devlet söz konusu, resmi dil tek.
Bu birliktelik, ortak millet kültürü – hukuku yaratma çabası onları bir dünya devleti yaptı..

  • Yeryüzünün en güçlü ulus devleti ABD; 50 milletten oluşuyor.
    Bölünmek kimsenin aklına gelmiyor!

Avrupa’da da çok güçlü ulus devletler var..
İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya bunların başlıcaları.. Japonya, Kore, Çin de öyle!

Sonuç : Büyük Atatürk çözümü yazmıştır. Yeryüzünün en insancıl, en demokratik, insan haklarına dayalı, barışçı, asla ırkçı olmayan ulus – millet tanımını vermiştir :

  • Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Artık aklımızı başımıza almamız ve dış güçlerin oyununa gelmeden birlikte kardeşçe dayanışarak yaşamalıyız.

Demokrasimizi tüm nimetleriyle, ekonomik varsıllaşma başta olmak üzere
adil olarak tüm ülke insanımıza yaymalıyız.

Bunu Türk – Kürt kardeşliği ile birlikte yapmalıyız.

  • Kürt kardeşlerimiz emperyalizmin bölücü oyunlarına gelmemeli.
  • PKK emperyalizm adına Türkiye ile vekaleten yürüttüğü ve artık
    orta düzeye tırmandırdığı iğrenç kanlı taşeron savaşı derhal sonlandırmalı.
  • PKK – BDK – KCK, eli kanlı soykırımcı emperyalizmle işbirliği ile özgürlük savaşı verilemeyeceğini, emperyalizmin tarihinde hiçbir halkı özgürleştirmediğini,
    bunun doğasına aykırı olduğunu anlamalı. Uzun erimde hedefin bölme ve yönetme – sömürgeleştirme (divida et impera!) olduğu akıldan çıkarılmamalı!
  • PKK – BDK – KCK, eli kanlı soykırımcı emperyalizmle işbirliği ile özgürlük savaşı vermenin ahlak dışı olduğunu anlamalı ve önkoşulsuz silah bırakmalı.
    Çözüm bu coğrafyada, her tür dış karışmadan bağımsız olarak aranmalı..
  • Türkiye Cumhuriyetini birlikte kurduk; kırmızı çizgilerimiz ortaktır, korunmalıdır :– Ülke ve halk bölünmezliği,
      (tek millet – tek devlet)
    – tek resmi dil,
    – tek bayrak

    asla tartışılmamalıdır.

    **********

Anadolu AYDINLANMASI’nın ürünü Devrim şehidi Ahmet Taner Kışlalı
hala öğretmenimiz..

Türkler ve Kürtlerbaşlıklı Cumhuriyet‘te yayımlanan 20 Kasım 1998 tarihli yazısı aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 21.10.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Türkler ve Kürtler…

Görsel

AHMET TANER KIŞLALI
(HAFTAYA BAKIŞ)

Yenisey Anıtları, Orhun Yazıtları‘ndan daha eskidir.
Ve Yenisey’deki ”Elegeş” anıt taşında, o yörenin ve dönemin Türkçesiyle şöyle yazar:

”Men Kürt el-kanı Alp-Urungu…”

Yani, ”Ben Kürt hanı Alp-Urungu…”

Bu, Kürt sözcüğünün bugünkü biçimiyle kullanıldığı ilk yazılı örnektir.
Orhun Anıtları’nda ise, bugünün Anadolu Türkçesinde bulunmayan,
ama bugünün Anadolu Kürtçesinde bulunan tam 532 sözcük vardır.

Üstelik Oğuz Han‘ın 24 torunundan birisinin adı da Kürt’tür.

Araştırmanın sahibi ise, Alman Prof. De Groot ‘tur.

****

Birçok bilim adamı, Kürtlerin aslında Türklerin bir boyu olduğunu öne sürüyor.

Macar araştırmacılar, Macaristan’da yaşamış Türk-Kürt boylarına örnek olarak
18 köy saptamışlar.

Dikkati çeken bir nokta da, Kürt sözcüğünün anlam taşıdığı tek dilin Türkçe oluşu.

Kaşgarlı Mahmud ‘un ünlü ”Divan-ı Lügat-ıt Türk” ünde, Kürt ”kutsal kayın ağacı” anlamına geliyor. Kazak Türkçesinde ise, Kürt demek ”kar yığını” demek.

***

Kürt araştırmacıların bazıları, Eyyubi devletinin Kürt olduğunu yazıyorlar.

Oysa Selahaddin Eyyubi ‘nin kardeşleri arasında Turan, Tuğtekin, Böri adlı olanları var. Eşlerinden biri ise Umar Bey kızı Emine.

Dönemin şairlerinden İbn Senaülmülk, Halep’in Selahaddin Eyyubi tarafından alınmasından sonra şöyle yazıyor:

”Arap milleti, Türklerin devletiyle yüceldi. Haçlı davası Eyyüb’ün oğlu tarafından perişan edildi.”

***

Hep söylenir.

Türklerle Kürtler Anadolu’da bin yıldır birlikte yaşıyorlar.
Başka coğrafyalardaki beraberlikleri ise çok daha eskilere gidiyor.

Uzun süren birlikteliğin yarattığı kültür ortaklığı, yadsınamayacak kadar somut kanıtlarla dolu.

Türklere özgü 24’lü toplumsal-yönetsel düzene Kürt boylarında da rastlanıyor.
12 hayvan temelli Türk takvimi Kürtlerde de var. ”Atalar Kültü, Yersu Kültü,
Ateş Kültü” iki kesimin de ortak inançları.

Atasözlerinden manilere, tekerlemelere, bilmecelere, düğün ve yas törenlerine,
çeşitli oyunlara, birçok geleneğe kadar.. benzerlikler, hatta aynılıklar,
sayılamayacak kadar çok.

Nevruz da iki kesimin ortak bayramı.

Türk cumhuriyetlerinde rastlanan ”kırmızı, sarı, yeşil” renk tutkusu,
Kürtler arasında da çok yaygın… Hatta PKK bayrağında bile var.

***

A. Tayyar Önder ‘in geniş kapsamlı araştırmasında, yukarıda bazı örnekleri yer alan bilgiler çok ayrıntılı bir biçimde ele alınıyor.

Ama bu konudaki araştırmaların en ilginçlerinden birisi Ziya Gökalp‘e ait.

Birçok Anadolu Türk’ünde olduğu gibi.. Ziya Gökalp’in kökeninde de,
Türklük ile Kürtlük karışmış. Kendisinin Diyarbakır ve çevresinde yaptığı,
üç ay süren araştırma, bu karışımın toplumsal boyutlarını ortaya koyuyor.

Kürtleşen Türkmen boyları..
Örneğin, Türk olduklarını Kürtçe söyleyen Türkanlılar..

Kırsal kesimde Kürtleşen Türkler..
Kentlerde Türkleşen Kürtler…

1993 yılında KONDA’nın İstanbul’da yaptığı ankette, ana ve babası Kürt olanların oranı % 7.44’tü. Ve ”Kendinizi ne hissediyorsunuz” diye sorulduğunda %4’ü ”Türk” yanıtını vermişti…

***

İşte, çok anlamlı bazı somut bilgiler!

İşte “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” diyen Atatürk‘ün tanımı!

Ve işte, kurulduğundan bu yana, yurttaşlarının ”kökenlerine bakılmaksızın” her göreve gelebildikleri, her işi yapabildikleri Türkiye Cumhuriyeti!

Türkiye’nin ”Ortadoğu’nun İsviçresi” olmasını engellemeyi amaç edinmiş olan
bazı Avrupa ülkelerinin ”türlü-çeşitli” oyunlarının sergilendiği bir dönemde…
tüm bunların bir kez daha anımsanmasında yarar olduğunu düşündüm.

Müslüman Ülkeler ve Aydınlanma Felsefesi


Müslüman Ülkeler ve Aydınlanma Felsefesi

Dr. AYŞE ATALAY

Ortadoğu coğrafyasında Müslüman ülkeler dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı sözcüğün tam anlamıyla birbirlerini boğazlıyorlar. Irak’ta, Suriye’de süregelen mezhepsel çatışmalar barbarlık boyutuna erişmiş bulunmakta. Müslüman dünyasında neden bir türlü barışa, dinginliğe, hoşgörüye, uzlaşıya erişilemiyor? Bu kin, bu nefret,
bu farklılığa olan kahredici hoşgörüsüzlük neden? Acaba bu durum Batı’nın yüzyıllar sonra bir dizi kargaşadan, kanlı savaşlardan sonra ulaştığı aydınlanma felsefesinin Müslüman coğrafyasına ulaşmamasının bir sonucu mu?

Felsefe; en başta soru sormaktır..

Ne? Neden? Kim? Niçin? Ne şekilde gibi bir dizi soru sormak ve bu soruların kökenine inmektir. Bu açıdan felsefe sorgulayıcıdır. İtaatkâr, boyun eğici değildir. Karşı çıkar, karşı argümanlar sunar, irdeler, sarsar. Bu bakımdan kurulu düzeni, statükoyu altüst edebilir. Aydınlanma felsefesi de bu açıdan bakıldığında ortaçağın skolastik düzenini sarsmıştır. Körü körüne inancın yerine aklı, özgürlüğü, bilimi; boyun eğmenin, biat etmenin yerine sorgulamayı ve son kertede başkaldırmayı içerdiğinden skolastik düşünce biçiminin karşısına dikilmiştir.

Bu durum ise dogmaların savunucularının ve bu dogmaların sayesinde yönetme yetkisini elinde tutanların sonu demekti ve bu açıdan bakıldığında da skolastik dogmalar statükoyu simgeliyordu.

İşte aydınlanma felsefesi, dogmanın karşısına özgür insan aklını koyduğu için skolastik düzeni (en azından uygar toplumlarda) büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
O halde aydınlanma felsefesinin özünde ne yatıyordu? Aydınlanma düşüncesinin özünde özgür insan aklı ve buna bağlı olarak direnme ve başkaldırı hakkı vardır.

İşte büyük çoğunluğu Ortadoğu coğrafyasını oluşturan Müslüman ülkeler günlük yaşamda olsun, devlet-yurttaş ilişkisinde olsun felsefeyi, daha özel bir deyişle aydınlanma felsefesini kabul ettikleri dogmalara aykırı bulduklarından, kutsala sığınarak reddediyorlar. Bu reddediş ise yine kendilerine mezhep savaşı, iç savaş, daha çok kan, daha çok ölüm ve vahşet olarak geri dönüyor.

Oysa aydınlanma felsefesinin insan aklına tanıdığı özgürlük yanında insana kattığı bir başka değer de vardır. Bu da “kutsal”ın dokunulmazlığına, tartışılmazlığına karşı direnmek, kutsal, erişilmez olarak bellenen tabuları aklın sorgulayıcı, sarsıcı özgürlüğü içinde ortadan kaldırmaktır. Yani bir başka deyişle başkaldırıya meşruiyet kazandırmaktır. 21. yüzyılda Ortadoğu coğrafyasında çoğu şeriat kurallarına göre yönetilen, evrensel değerlerden uzak ülkelere baktığımızda aydınlanma felsefesinin özgür insan aklına eylemde tanıdığı başkaldırı hakkının bile ayırdında olmadıklarını görüyoruz.

  • Bir toplumda ilerleme,
    ancak ve ancak insan aklının özgür bırakılmasıyla sağlanır.

İnsan aklı ise düşünce üretir. Bu açıdan felsefesi olmayan toplumlar ya da yaşamın
her alanında felsefeyi dışlayan toplumlar salt düşünceden bile korkarlar. Bir başka deyişle özgürlük ve ilerleme kavramları zamansal açıdan birbirine koşut bir seyir izler. Özgürlük ve ilerleme kavramları ise felsefenin insan aklını biçimlendirdiği kavramlardır. İnsana “düşünmeni yasaklıyorum” demek, evrenin en şerefli yaratığı olarak kutsal metinlerde adı geçen insanı küçümsemek demektir. (Cumhuriyet, 6.10.13)

SESSİZ ÇIĞLIK EYLEMİNDE NELER SÖYLEDİK??


SESSİZ ÇIĞLIK EYLEMLERİ, KOLLUK VAHŞETİ ve R.T. ERDOĞAN ÜZERİNDEN;
HALK AYAKLANMASININ SOSYAL PSİKOLOJİK İRDELEMESİ

Dostlar,

Sessiz Çığlık” eyleminde bu Cumartesi de katıldık.
Kitle sayısal olarak önceki haftadan daha küçüktü.
Ankara tatile çıkıyor galiba.. diye düşündük.
Ama tekerlekli sandalyesinde bir kadın da oradaydı!
Hasdal’da, Hadımköy’de, Maltepe’de, Silivri’de, Sincan’da… zindanlarda tutsak
ya da rehin alınan asker – sivil yurttaşların yakınları idi gene bir avuç..

Ellerinde “sevdiceklerinin” fotoğrafları vardı.. Yer yer kollarının var gücüyle yukarı kaldırıyor, yorulunca da sıkı sıkı göğüslerine bastırarak tutuyorlardı.

Kadınlar, ağızları bağlı örgü örüyorlardı. Hava çok sıcaktı..

Bir gezgin (mobil) sesbüyütürden (hoparlör) marşlar çalınıyordu…
Güzelim Harbiye Marşı da!
Basın olarak Ulusal Kanal ve Başkent TV dışında mikrofon görmedik ama
en az 5-6 kamera üçayaklarının (tripod) üzerinde çekim yapmaktaydı.

Geçen hafta, birşeyler söylemek istediğimizi düzenleyiciye belirtmiştik. O hafta tümüyle “sessiz çığlık” idi yapılan.. Ağızlar bağlı, kadınlar eşlerine çorap – hırka vb. örüyor; fotoğraf ve posterler de zaten dilsiz..

Siyasal iktidar belki bu “dil” den anlardı !?

Ama olumlu gelişen bir şey olmuyordu..

Bu hafta ilk sözü, Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Sayın Av. Erdem Akyüz aldılar. Bırakalım hukukun özünü, yani her somut olayda gerektiğinde hukuk yaratarak adaleti gerçekleştirmeyi; apaçık, net, pozitif hukuk kurallarının (normlarının) bile nasıl ayaklar altına alındığından örnekler verdi. Uluslararası normların da.. Dehşet verici bir tablo idi. Çünkü Hukuk içinde kalarak hak arama ve adaletsizliği dışlama (bertaraf etme) olanağı kalmamıştı.. Peki ne yapılacaktı?

Karşımızda hukuku pervasızca çiğneyen, yargıyı büyük ölçüde siyasallaştırmış bir iktidar vardı. Nasıl savaşım verilecekti? Silahlar denk değildi.. Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Sayın Av. Erdem Akyüzü dinlerken kafamızda bu acı çağrışımlar dolaşmaktaydı.

*******************

Pablo_Neruda_Halkin_gercek_gucu

Mikrofon bize uzatıldığında aşağı – yukarı ve şunları söyledik (yazarken eklemeler yaptık) :

Ülkemizin değişik zindanlarında yıllardır tutsak / rehin alınan asker – sivil yurttaşlarımızı saygı ve sevgi ile selamlıyoruz. Verdikleri ulusal dava savaşımının (mücadelesinin) ortaklarıyız.

Bu günler de elbet bitecektir. Onurlu ve dik duruşları nedeniyle onlarla övünüyoruz..

Biz bu gün burada salt bilimsel bir değerlendirme yapacağız. 40 yılı aşan tıp birikimimizi
öne çıkaracağız. Politik söylemler iktidarı çok rahatsız ediyor. Belki bilimsel gerçekler işe yarar??

Pekii.. Bir canlı, bir toplum neden ÇIĞLIK atar?

Tehlikede olduğunu, yardıma gereksinimi olduğunu başkalarına duyurmak için..
Bu davranışın Tıpta, Psiko-biyolojide karşılığı, Hans Selye’nin STRES KURAMI’dır. Canlılar strese sokulduklarında ÇIĞLIK atarlar.
Bu çığlık doğası gereği seslidir ve hatta olabildiğince yüksek şiddette
(dBA) ve tizdir ki duyulma olasılığı artsın.

Ne var ki, 1 yıla varan süredir bu eylemler SESSİZ ÇIĞLIK olarak yürütülüyor.
Hem çığlık atılacak hem de bu eylem, doğasına aykırı olarak SESSİZ olacak!
Aşkolsun bu halka, helal olsun bu insanların sabır, olgunluk ve yaratıcılıklarına!
Ancak bu sessiz çığlıkları da duyan yok! Oysa seslisinden etkili olur diye umulmuştu!

Çare neydi? Çare, hükümeti rahatsız edecek eylemlerde.. Bu belirlemenin de payı olsa gerek ki, 1 aydır bu kez “İNTİFADA” (sesli mi sesli çığlık!) sergilenmekte. İşte bu tablo siyasal iktidarı epey ürküttü ve o ölçüde de orantısız şiddet hatta vahşet kullanmaya başladı.

Oysa sağduyunun gereği, bu insanların ne dertleri olduğunu anlamaya çalışmayı gerektiriyordu. Ardından da demokratik uzlaşma kültürünün gereği olarak istemleri olabildiğince, hukuk içinde karşılamak..

Ne ki, tam tersini gözlüyoruz.. Gittikçe artan kolluk şiddeti..
Bu bir kısır döngüdür ve Sistem Kuramı’na göre yıkım doğurur.
Yıkılacak olan Halk değilse kimdir? Elbette siyasal iktidardır!

– 5 insanımız öldü,
– 13 insan gözünü yitirdi,
– çok sayıda insanın yüzünde sabit izler kalacak
(Adli tıp deyimi ile Çehrede sabit eser)..
– 60 dolayında ağır yaralı var. Kafatası kırılanlar, kaburgaları kırılanlar,
halen yoğun bakımda olanlar..
– 8 bini aşkın resmi kayıtlı yaralı var..

Bir de milyonlarca gönlü kırıklar..
Yani psişik travma alanlar ki olumsuz etkileri bırakın yaşam boyu sürmeyi, kuşaklar boyunca aktarılabilecek olanlar.. Özellikle can yitikleri!

Ne oluyoruz?? Ülkede iç savaş mı var??

Ve araçlarını bu denli ölçüsüz, orantısız, hukuk dışı ve yaralama – öldürme erekli kullanan polise parasal ödül (Osmanlı Ulufesi?) 2 anlama gelebilir :
Ya açık bir psikolojik savaş ya da tam bir düşünsel karmaşa (mental konfüzyon)!
İki seçenek de birbirinden sakıncalı AKP yönetimi ve ülkemiz için.

Çok talihsiz bir saptama ki, ülkenin tepe yöneticisi “kör gözüm parmağına” tutumu içinde. Hem de inatla, gözü kara biçimde.. Kolluk tek tutamağı gibi, tek koruyucusu gibi, öylesine bir algı içinde. Halkının en az yarısını kendisine “düşman” görmekte.
Oysa demokraside ötekileştirme yoktur, çoğunluk baskısı olamaz, çoğulculuk temeldir. En az sayıdaki insanların bile hakları korunur. İktidarınız değil %50 (ki gerçekte matematiksel olarak hiç %50 olmadığı gibi halen çok daha düşük, AKP azınlık iktidarı!), % 80 bile olsa, mutlak sınırlarınız vardır :

TEMEL İNSAN HAK ve ÖZGÜRLÜKLERİ!
Bunun da çerçevesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi – AİHS‘dir ve
Türkiye bu Sözleşme’ye taraftır, hukuksal olarak bu üstün hukuk normlarıyla bağlıdır (Anayasa md. 90)!

  • Bu olaylar AİHM’ne taşınacak ve Türkiye çok sayıda davada ciddi mahkumiyetler alacaktır. AKP iktidarının siyasal – tarihsel ömrü ve işlevi tamam olmuştur.

Toplumsal olaylarda kolluk, güvenlik önlemi alırken, sağlık hizmetleri için de koridorlar açmak zorundadır. YAŞAM HAKKI kutsaldır ve her şeyin üzerindedir. Devletin de
1. görevi yurttaşın can – mal güvenliğini sağlamaktır. Polis bunu becerememekte,
Sağlık Bakanlığı da görevini gereği gibi yapmamaktadır. Oluşan kabul edilemez hizmet boşluğu, gönüllü hekimler tarafından Türk Tabipleri Birliği örgütlemesi ile kapatılmaya çalışılmış ve çok sayıda acil sağlık hizmeti gereksinimi yerinde karşılanmıştır.
Bu yapılmasa idi tablo çok daha ağır olabilirdi. Hükümet en azından bu katkıyı şükranla karşılamak yerine, bir başka irrasyonel davranışla sağlık personelini ellerini
arkadan kelepçeleyerek
gözaltına almıştır! Yetkili Cumhuriyet savcısı bu açık yasa dışı davranışa nasıl göz yumabilir? Bırakın arkadan kelepçelemeyi, normal kelepçenin de koşulları yoktur! Bu kişilerin kaçma olasılığı, kendisine ya da çevresine zarar verme olasılığı.. Hangisi vardı? Üstelik elleri arkadan kelepçelenen insanın özel olarak korunması gerekir.. Gözaltına alınırken itilir kakılırsa ve düşerse kendisini ciddi – ağır yaralanmalardan nasıl korur? Yoksa amaç – murat tam da bu mudur? Tam da bu tür vahşet midir parasal ödül (başa bela Yeniçeri ulufesi!) getiren? Oysa sağlık çalışanlarının savaşta bile dokunulmazlığı vardır. Kendilerine ateş edilmez,
tutsak alınmazlar.. Hipokrat yemini ve Tıbbi Deontoloji Tüzüğü,
hekimleri her durumda gereksinim sahiplerine tıbbi yardımla yükümlü kılar.

Bir de Sağlık Bakanlığı’nın soruşturma işlemi.. Tam bir trajik-komedi!
Türkiye Barolar Birliği Sağlık Bakanlığı hakkında, çok yerinde bir girişimle
suç duyurusunda bulundu. Türk Tabipleri Birliği de bugünkü kongresinde Bakanlığı kınadı ve bu yardımın gerektiğinde sürdürüleceğini açıkladı
(Başkan, tıbbiyeden sınıf arkadışımız sevgili Prof. Özdemir Aktan’ın ağzından).

  • Biz de diyoruz ki; BARİ SAVAŞ HUKUKU UYGULAYIN!

 

Sessiz_ciglik_konusmamiz_30.6.13

 

 

 

 

 

 

 

Polisin kullandığı basınçlı suya gelince : Bir kez basıncı çok yüksek, çarptığı insanları savurup yere seriyor.. Bu ciddiyaralanma, sakatlanma hatta ölüm riski demektir. Gözünüze gelirse kesin olarak parçalar ve kör edebilir. Bu bakımdan basıncının azaltılması ve 45 derece açı ile yere sıkılması gerekir. En fazla diz altı düzeyinde insana sıkılabilir çok zorunlu kalınırsa..

İçine “ilaç” koymaya gelince.. İstanbul Valisi beyefendi “Suya kimyasal değil ilaç konuyor” buyurmuş. Özürü kabahatini öyle aşkın ki.. Bir kez ilacı yalnız hekimler kullanır. Böylesi bir amaçla kullanımı hekimlerin de yetkisinde değildir. İlaç kullanımı hekimler için ciddi tıbbi – yasal yükümlülükler de doğurur. Vali bey güya “kimyasal kullanmıyoruz” demeye getiriyor ama bilgisi her ilacın bir “kimyasal” olduğunu ayırtedemeyecek durumda! AKP’nin valisinin bu hallerini art alana itersek, tablo vahimdir. Kolluk, basınçlı suyu hatalı ve vahşice kullanmakla yetinmemekte, boyalı kimyasal katarak insanları damgalamaktadır. Ayrıca bu boyalı kimyasallar deride yangı tepkimesi oluşturarak insanların canlarını ek olarak yakmaktadır. Beklenen, her araç mübah olarak protestocuları dağıtmaktır. RT Erdoğan’ın asabı bozulmakta, tahammül edememekte, kalabalıkları zaafiyet olarak görmekte ve Bakanına kesin talimat vermektedir : DAĞITIN!

  • Polis de “DAĞILIN LAN DAĞILIN” buyurmaktadır.

An gelir, Halepçe vb. örneklerdeki gibi halkına kimyasal silah kullanma eşiğine gelirsiniz, uyaralım.. Bu sulara hiçbir kimyasal katılMAmalı ve yukarıda belirttiğimiz kısıtlarla kullanılmalıdır.

BİBER GAZI sorunu.. Başbakan “olağandır, polis kullanır..” deme zorunluğunu neden duyuyor? Danışmanları O’na, AİHM’nin Nisan 2012’de Ali Güneş davasında Türkiye’yi mahkum ettiğini, 10 bin € tazminat ödendiğini neden söylemiyor?? Ya da RTE bilmezden mi geliyor? Bu gazların içeriği nedir? Bir hekim olarak benim bunları bilmem gerekir ki, etkilenenlere uygun sağaltım verebileyim, varsa özgül antidotunu kullanayım. TTB İçişleri Bakanlığından sordu ancak yanıt yok.. Oysa Anayasa md. 74 “gecikmeden” yanıt yükümlüğü yüklüyor İdareye!

Kapalı mekanlara asla sıkılmamalıdır, kitleler uyarılmadan kullanılmamalıdır.
Düşük yoğunlukta ve havaya 45 derece açı ile atılmalıdır. Bu koşullarda bile insanlar zarar görürse, AİHM kararı uyarınca Devlet – Kolluk zincirleme sorumludur ve
Devletin zararı hatalı kamu görevlisine rücu (geri yükleme) zorunluğu vardır.

40 yılı aşan tıbbi birikimimizle rahatlıkla söyleyebiliriz ki;

  • Başbakan R.T. Erdoğan’ın ruhsal duygudurumu (İng. mood) ülkemizi yönetebilecek durumda değildir.

Her gün yazılı basın ve TV’lerden bu durum açık ve net olarak izliyoruz.

  • Başbakan zorunlu bir “mola” almalıdır.

Bir yurttaş olarak, tam donanımlı bir Üniversite hastanesinden “görevini sürdürebilir” raporu almasını istiyoruz. Başbakan buna zorlanmalıdır. Türk Tabipleri Birliği,
Türk Psikiyatri Derneği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği HASUDER, Türk Psikologlar Derneği.. bu bağlamda baskı grubu olmalıdır.

TÜBA, TÜBİTAK, Üniversiteler etkisizleştirilmiştir
, sesleri çık(a)mamaktadır!
Başbakanın buna yanaşmayacağı kesin gibidir. O zaman “yokluğunda” (gıyabında) rapor düzenlenebilir.. Bu rapor istemi bir demokratik meşru direniş yöntemidir. Çünkü bu kişinin davranışları kamuoyu önündedir.  Panik bozukluğu içindedir. Bilerek ve isteyerek
gerçek dışı açıklamalarda ve tahriklerde bulunmakta, halkını yanıltmaya ve ayrıştırmaya çalışmaktadır. Realiteden kopmuş gibi bir görünümü vardır, bu durum çok tehlikeli
bir dissosyasyona neden olabiliir. Dissosyatif sendromlar tıpta ağır tablolardır,
kişilerin hak (ve fiil) ehliyetlerini ciddi düzeyde sınırlamak gerekebiir. Ayrıca ruhsal kapasitesinde apaçık bir regresyon izlenmektedir; geçen hafta Kayseri mitinginde kalabalıklara 2 kez “kadanızı alırım sizin” gibi üzerinde çooook durulması gereken
bir abartılı duygusal tepki göstermiştir. Regresyon, puerilizm eşiğinde ciddi midir?

Bu kritik soruların yanıtını merak ediyoruz.
Gerçek durum bu ise, RT Erdoğan’ın tıbbi raporla en azından bir süre görevinden ayrılması ve tedavi edilmesi gerekebilir.
Durumun ortaya konması 5 kişilik bir Psikiyatrist kurulunun raporunu gerektirir.
Bunu istemeliyiz.

Bu arada; Devletin başı olan kişi, neden bu denli atıldır neden, neden?

Sonuç olarak :  İktidar panik içindedir, halk, deyimi yerinde ise “teneke çalmaktadır”. Eylemler tüm dünyada haklı, meşru ve de çooook yaratıcı bulunmaktadır.
Sağduyu herkesten çok R.T. Erdoğan’a ve AKP yöneticilerine düşmektedir.
Bürokrasi de, yasaya aykırı emirleri uygulamamalıdır. Allah’tan ümit kesilmez; Çankaya’da oturan AKP’li zat da, hidayate erişir mi acaba?? Göreceğiz.

Siyaset kurumu, bu inanılmaz güzellik ve incelik (zarafet) taşıyan halk direnişine
benzer yaratıcılıkla önderlik etme yükümü altındadır.
Bu, dayanılmaz, karşı konulmaz, ertelenemez asal bir tarihsel sorumluluktur.
Aksi takdirde dere, akacağı yatağı kendi potansiyeli ile bulacak ve
kapsamlı bir politik tasfiye kaçınılmaz olacaktır.

Adnan Binyazar‘ın söylemiyle

  • “Son sözü, tarihin en kritik yerinde hep direnenler söyleyecektir!”..

Direniş şehidi, polis kurşunu kurbanı Ethem Sarısülük de bu dövizi taşıyordu vurulduğunda.. Elinde başkaca hiçbir şey yoktu..
Ama mahkeme, katil polis Ahmet Şahbaz’ı “nefsi müdafa” bağlamında salverdi!?
Dayan yüreğim dayan..

Dayanacak ve örgütlü savaşımla (mücadele) ile bu deli gömleğini de
mutlaka yırtacağız
.

Herkese ama herkese sabır, kolaylık ve kesin bir sağduyu diliyoruz.

Umutsuzluk ATATÜRK’ün devrimci halkına yakışmaz, bilimsel değildir, duygusaldır.

Felsefeci Prof. Ahmet İnam, “Umutsuzluk Ahlaksızlıktır” diyor bu adı taşıyan kitabında!

Adnan_Binyazar_son_sozu_hep_direnenler_soyler

Önümüzde 3 D modeli duruyor..

Diren Türkiye!

Dik dur Türkiye!

Dev-ri-le-cek-ler !!!

Yazımız pdf olarak da okunabilir :

 

HALK_AYAKLANMASININ_SOSYAL_PSIKOLOJIK_IRDELEMESI

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net