Şam olmadı verelim El-Bab

Şam olmadı verelim El-Bab

Portresi

Hüsnü MAHALLİ
YURT
, 21.9.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Halep üzerinden Şam’a 24 saatte varılacaktı.
Üç ay sonra Emevî Camisi’nde namaz kılınacaktı.
Şam’dan devam edip Kahire’ye gidilecekti.
Müslüman Kardeşler Mursi, Erdoğan’ı Yavuz Selim gibi Sultan ve Halife ilan edecekti. 29 Mayıs 2013’te 3. Boğaz Köprüsü’ne Yavuz Sultan Selim adı verildi.
Bir ay sonra Mursi devrilip proje çökünce AKP çok kızdı.
Suriye’de binlerce cami, kilise, kutsal türbe, mezar  ve dini mekân yakılıp yakıldı.
AKP’nin Sünni müttefikleri tarafından. Allah yolunda cihat için. Yine olmadı.
‘Bari Halep olsun’ dediler. Herkes bu şehre yüklendi. Hiçbir Alevi ve Şii’nin yaşamadığı Halep.
Yüzlerce ruh hastası terör örgütü Halep’i ele geçirmek için saldırıya geçti.
Halep ile Türkiye sınırı arasında tüm köy, kasaba ve şehirler bu örgütler tarafından işgal edildi.
IŞİD, NUSRA, ÖSO ve benzerleri…

  • On binlerce yabancı ruh hastası, manyak ve katil Türkiye’ye geldi ve buradan Suriye’ye girerek bu örgütlere katıldı.
  • On binlerce TIR durmadan onlara silah, askeri malzeme ve günlük ihtiyaçlarının tümünü taşıdı. Donları dâhil.
    ‘Sünni’ Halep düşmedi. 30 Eylül 2015’te Rus uçakları geldi denge bozuldu. Suriye ordusu birçok yeri teröristlerden geri aldı. 24 Kasım’da Rus uçağını düşüren Türkiye savaşın doğrudan tarafı oldu. Komşularla sıfır sorundan tümü düşman komşulara geçildi. İki de yeni komşumuz oldu.
    PYD ve IŞİD.
  • Her şey karıştı ama AKP ders almadı.

Suriye’nin yakılıp yıkılması için AKP’ye mezhepsel ve emperyal gaz verenler ortadan kayboldu.
Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Ürdün ve bildik Batılı ülkeler. AKP yine anlamadı.
Ya da anladı da anlamazlıktan geldi. Şimdi de ‘Şam ve Halep olmadı bari El-Bab olsun’ diyor.
Musul da bonusu olur. Bab, Halep’in 35 km kuzey doğusunda. Şimdi değil 50 yıl önce de
bu kasaba Suriye’nin en çağdışı bağnaz ve gerici kasabasıydı. Tam AKP’ye göre.
Hiçbir yerde siyah çarşaf yokken burada kadınlar çarşaf erkekler şalvar giyerdi.

AKP hiçbir şeyden ders almıyor ve almayacak.

24 Ağustos’ta TSK’yi ÖSO ve benzeri katil grupların emrine verdi.
Öz olarak hiçbirinin IŞİD ve NUSRA’dan farkı yok.
500 yıl önce 24 Ağustos’ta Selim, Mercidabık’tan Suriye’ye girmişti.
Mercidabık Cerablus ile El-Bab arasında bir yerde. Mercidabık IŞİD elektronik gazetesinin adı.
Peki diyelim ki Türk ordusu Cerablus’tan Azez’e  kadar olan sınır bölgesinden sonra  El-Bab’ı aldı. Bu da yetmedi PYD kontrolündeki Menbiç’i ele geçirdi. Ya sonrası?
Menbiç’ten sonra Türk ordusu Fırat’ın doğusuna geçmeli oradan Rakka’ya doğru yol almalı sonra da eski Osmanlı vilayeti Musul’a girmeli! Yavuz oraya gitmemişti ama olsun.
AKP yapar mı yapar. Türk generaller artık memur.
15 Temmuz’u atlatmış bir ordu El-Bab’ı 24 saat içinde halleder! Şam’ı hallettiği gibi!
El-Bab Arapçada kapı demek. ‘O kapıdan girildiği zaman tüm bölge bizim’.
Öyle düşünüyor AKP ve onun zavallı yandaşları.
5 yıllık kan susuzluklarını gideremedi. 5 yıllık kin, nefret ve gaddarlık yetmedi.
Girdik El-Bab’tan çıktık Musul’dan. Düşman dediğiniz de kim!
Suriye, Irak ve onlara destek veren İran, Rusya, Lübnan Hizbullah.
Artı PYD ve ona destek veren ABD ve Batılı müttefikler.
Artı ‘Musul bizimdir’ diyen müttefikimiz Barzani.
İki başkentini yani Rakka ve Musul’u elinden alacağımız IŞİD. Evelallah hepsini yeneriz.
Baktık yenemiyoruz döneriz özümüze.
IŞİD, NUSRA ve onlarca ‘hakiki Müslüman’ örgütü yeniden müttefik beller yedi hatta on yedi düvele karşı savaşırız. Haçlı kâfirler ve onların devamı Ermeni, Süryani ve bilumum yerli Hıristiyanlar, Komünist artıkları, Araplar, Persler, Kürtler, Şiiler, Aleviler ve daha kimler kimler.
İçtekilerini saymıyoruz. Tam AKP’ye göre bir söylem. Ver gazı şişir hamaseti.
Türk-Osmanlı-İslam sentezi. Yalandan kimin boynu kırılmış şimdiye kadar.
Salla palavrayı gitsin. Ya gitmezse?
Türkiye gider. 
Nasıl mı? El-Bab’tan. İki tarafı cehenneme açılan kapıdan. Oralarda Huriler de yok!
=====================================

Dostlar,

AKP’nin sorumsuz , öngörüsüz, ufuksuz, akıldışı Suriye politikası ülkemizi batağa sürükledi. İşte BOP Eşbaşkanlığı böyle bir şeydir.. Adama kendi ülkesini böldürürler!
TBMM derhal sürgündeki tatilini bitirmeli ve OHAL Kararnameleri dahil, temel yakıcı sorunlar ele alınmalıdır. Suriye politikası özel oturumlarda tartışılmalı, AKP politikaları değil, ulusal bir rota çizilmelidir.

Ne yazık ki günümüzde Özal’ı Irak serüveninden alıkoyan merhum Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay kıratında komutanlar da yok!

Sevgi ve saygı ile.
22 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Hüsnü Mahalli : B planı

B planı

PortresiHüsnü Mahalli
hmahalli@hotmail.com, 24.08.2016
http://www.yurtgazetesi.com.tr/b-plani-makale,12392.html

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Amerikalılar her sıkıştıklarında ‘Suriye’de B planımızı devreye sokabiliriz’ tehdidinde bulunurlar. ABD 2. Başkanı Biden bu gün Ankara’da olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan Biden ile görüştükten sonra Tahran’a uçacak. ABD Dışişleri Bakanı Kerry Sırbistan, Kosova, Karadağ ve Körfez ülkelerinden sonra Kenya ve Güney Sudan’ı turladı. Adam her yerde tezgâh peşinde. Son dönem Rusya ataklarına karşı cephe oluşturmaya çalışıyor.

Rus atakları içinde Putin-Erdoğan ve Erdoğan-Ruhani buluşmaları var. Buna bağlı olası Ankara-Şam barışması. Rus uçaklarının İran havaalanlarını kullanarak IŞİD, Nusra ve diğer terör örgütlerini bombalaması. Rusya, İran ve Lübnan Hizbullah destekli Suriye ordusunun başta Halep olmak üzere birçok yerde teröristleri yenilgiye uğratması.

Çin’in yakında Suriye’de asker bulundurma olasılığı. Rusya uçaklarının Yemen havaalanlarında konuşlanmaya hazırlandığı dedikoduları. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Ankara’da herkesin Fetö ve 15 Temmuz darbesiyle ilgili olarak CIA ve ABD‘yi suçlaması. 

  • ABD bölgesel ve uluslararası alanda sıkışmış durumda.

Ankara Putin’le anlaşmasından geri adım atmaz ve son 5 yıllık tehlikeli politikalarından ABD çok daha zorlanacak. Bunu bilen Obama yönetimi kendince oyun oynuyor. Başta IŞİD olmak üzere Suriye ordusuyla savaşan terör örgütlerini rahatlatmak isteyen Washington, kendince Kürt kartını oynamaya kalkıştı. PYD-YPG güçlerini Menbiç’e sokan Amerikalılar Türkiye’nin olası Rusya-İran birlikteliğini bozmak için Kürtleri Haseke’de ayaklandırdı. YPG‘liler %30‘u Kürt olan Haseke’yi ele geçirmek için saldırıya geçti. Suriye ordusu çok sert karşılık verince Amerikan uçakları Kürtleri korumaya kalkıştı.

Amerikalılar Suriye cephesiyle de yetinmedi

Barzani’ye bağlı Peşmergeye kapsamlı hava ve kara desteği veren Amerikalılar, Kürtlerin Irak ordusundan önce Musul doğusunda bazı bölgeleri işgal etmesini sağladı. Alman, İngiliz ve Fransız askerinin de katıldığı bu operasyonlarla Amerikalılar, kendilerince herkese ama özellikle Ankara’ya mesaj vermeye çalışıyor.

‘Bana numara çekersen başına bin bir çorap örerim’ modundalar.

Çorap dedikleri PKK eksenli bir Kuzey Suriye planı.

Arap medyasına göre Suriye ile barışmaya yakın gibi görünen Ankara’ya kızan Suudi’ler bu işe destek veriyor. Ilımlı ve radikal İslamcılara karşı savaşan Suriye ordusuna karşı bu kez Kürtler ayaklandırılacak.

  • 5 yıllık mezhep ağırlıklı kavga etnik bir provokasyonla
    Suriye cehenneme çevrilecek.

Amerikalılar ‘altın vuruş’ peşinde. Cehennem bir Suriye’nin alev topları her tarafa dağılacak. Ama öncelikle Türkiye’ye. Gaziantep saldırısı dahil son bir yılda yaşanan olaylar cehenneme giden duble yolun viyadükleriydi. Ankara ne düşünüyor bilemem ama çok fazla düşünme zamanı kalmamıştır.

Umarım Ankara ‘Stratejik Derinlik’ kafasıyla ikili oynamıyordur.
Oyun çok tehlikeli ve gelecek çok karanlık. AKP çabuk davranmalı. Başta Suriye olmak üzere bölgedeki tüm Kürtler bu kirli ve çok tehlikeli oyunun figüranları olmamalı. Lütfen biraz tarih.

İngiltere, Fransa ve ABD her zaman Kürtlere kazık atıp yüzüstü bıraktı. Kürtler her zaman çok acı çekti. Bu acılara son vermek için

  • Kürtler emperyalist ülkelerle değil yaşadıkları ülkelerin halklarıyla davranmak zorundadır. 

Buna karşın İran, Irak, Suriye ve Türkiye de bildik ‘ırkçı’ politikalarından vazgeçerek yeni türden çözümler için oturup düşünmeli ve gecikmeden karar alıp uygulamalı.

Bir ve son kez akıllı olduğumuzu kanıtlamak zorundayız.
Bir ve son kez vicdanlı ve akıllı olmalıyız.
Bir ve son kez satılık ve ihanet içinde olmadığımızı herkes görmeli.

Yoksa hep birlikte dünya-ahiret cehenneminde cayır cayır yanmak için hazır olmalıyız. Kuru odunlar gibi. Başka da işe yaramayız.
Amerikalıların B, C ve hatta X ve W planlarında.

===========================

Dostlar,

Sn. Mahalli’nin bu çok önemli yazısını virgülüne dek katılarak paylaşıyoruz. AKP – RTE’nin devlet aklı ve sorumluluğuna yaklaştıklarını görmek sevindiricidir ancak yeterizdir. OHAL döneminde olan Türkiye’nin Meclisi’nin 1 Ekim’e dek tatilde olması kabul edilemez. TBMM hemen çalışmaya geçmeli, tüm gelişmeler TBMM’de tartışılmalı, Meclis mutlaka söz ve karar sahibi olmalıdır.

RTE + 27 kişilik Bakanlar Kurulu = 28 kişi.. Gerçekte ise TEK ADAM! Bu ağız (28 diş metaforu!) gündemdeki çelik çekirdekten alev topunu çiğneyemez. AKP – RTE’nin oligarşik hatta monarşik ve de Meclissiz dayatması kabul edilemez. Devletin kurumsal birikimi ve düzenekleri (mekanizmaları) tam güç görev başında olmalıdır. Başbakan’ın ego okşarcasına Kılıçdaroğlu’nu ve Bahçeli’yi kapıda karşılayarak toplantılar yapması, diler ve umarız vitrine dönük olmasın.

ABD Başkan Yrd. Joseph Biden’in Ankara havaalanında Washington Büyükelçimiz ve Ankara Vali Yardımcısınca karşılanması da..

Sevgi ve saygı ile.
24 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dip not                  :
ABD 2. Başkanı J. Biden’in Esenboğa’da uçaktan artistik adımlarla hızla indikten sonra yılışık biçimde kolunu ülkemizin Washington Büyükelçisinin omuzuna dolaması ve epey bir süre öyle kalması her türlü diplomatik nezaket kuralının dışındadır. Biden’ı bu çirkin davranışından dolayı kınarken, Sn. Büyükelçimimizin neden uygun bir beden manevrasıyla bu aşağılayıcı – hegemonik beden dilini boşa çıkarmadığını anlayamadık ve büyük üzüntüyle izledik.. Biden, Ankara’da Vali Yrd. düzeyinde karşılanmanın / karşılanmamanın şoku ile bir panik atak yaşadı dileyelim (!)..

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Kimi dinci memleketin; kimi dinci çocukların ırzına geçiyor (ve çağrışımlarımız)

Murtaza Demir yazdı:

Kimi dinci memleketin; kimi dinci çocukların ırzına geçiyor

– Evet, kimi dinci memleketin ırzına geçerken, kimi dinci de çocukların ırzına geçiyor! Dincinin karakteri ve ahlakı bu…

Karşı cinsin bulunmadığı Osmanlı medreselerinde eğitim gören gençlerin birçoğunun
eşcinsel olduğunu tarihimiz kaydediyor. Günümüz devlet yöneticilerinin tarihi gerçeğimizi
bilip-bilmedikleri tartışma götürür olmakla birlikte; bilim, salt erkek çocuklarının
eğitim gördüğü tedrisat seçeneğini, cinsel sapkınlığın nedenlerinden biri olarak görüyor.

Soru 1- Bu gerçek ortadayken, yöneticiler neden Osmanlı’ya hayranlık besler ve
neden karşı cinsin olmadığı medrese biçimi eğitimi (erkek-erkeğe) tercih ederler?

Soru 2- Öğrencilerin, hocaları tarafından taciz, istismar ve seks aracı durumuna getirilmeleri karşısında, hükümet temsilcileri neden edilgen davranır, neden bu tür skandalları
örtmek-kapatmak isterler?

Soru 3- Çok sayıda yalan ve hayali habere, iftiraya, haysiyet cellâtlığına imza atarak
kıyametleri koparan yandaş medya, bu tür sapkınlıklar karşısında neden sus pus olur?

Bu sorulara adam gibi yanıt vereceklerini sanmıyorum, olsa olsa olaya ‘vakayı adiyeden’ diyerek kapatmaya çalışan hükümete değil, bana küfür ederler ama gerçekleri örtemezler.

İçten dindarları ayırıyor ve geriye kalanlar için diyorum ki; bunlar dindar değil, din taciridir. Siyasette ve ticarette örneklerini sıkça gördüğümüz bütün din tacirlerinin din ve Allah tasavvurları Muaviye damarından beslenir… Bu damar din taciridir, dincidir, sapkındır ve tamamı ahlaken dûn‘dur (!)

Din tacirinin en genel mesleği yalancılık, hırsızlık ve ahlaksızlıktır…

Kimisi din üzerinden siyaset yapar, çalar, Hazineyi yağmalar ki, bunların tamamı hırsız oğlu hırsızdır! Rakı, şarap içmezler… Bu doğrudur, çünkü bunların “yedikleri insan eti,
içtikleri kandır; kan içerler!

Muhalefet partileri “Yahu şu hırsızlık meselesini araştıralım, bir araştırma komisyonu kuralım, gerçeğin ne olduğunu anlayalım ve önlem alalım..” diyerek araştırma önergesi verir ancak bunlar, pisliğin kendilerinden kaynaklandığının açığa çıkmaması için bu önergeleri
her kezinde reddederler…

Kimisi din üzerinden ticaret yapar, dinci siyasetçiye dayanarak kamu hazinesini yağmalar… Rezalet öylesine açıktır ki, “Bakan” olarak atadıkları adamlar, hırsızın önüne yatacak ölçüde
alçaktır, karaktersizdir! Veren “ne isterse verir, alan da her istediğini alır…” Veren babasının malını değil, kamunun malını verir. Oğluna, kızına, damadına, yedi sülalesine verdiği gibi…

Ve tamamı yalancıdır; yeminlerine inanılmaz!

Özetle ülkenin her yanında vıcık vıcık şerefsizlik, hırsızlık, yağmacılık, kamu malını
peş keş çekme rezillikleri akmaktadır. Vicdanı olanın vicdanını sızlatmaktadır…
Bu hukuksuzluk ortamında, kanunun, yöneticinin, hukukun yerle yeksan edildiği ülkemde
kimisi de, ‘din öğretiyorum’ diyerek çoluk çocuğun ırzına geçmektedir.

Rezillik, yüzsüzlük öyle bir noktaya gelmiştir ki, daha dün Parlamento’da;
acaba öbür dinci kurumlarda da bu tür ahlaksızlıklar var mı, varsa ne ölçülerde,
sorumlu kim, sorunun kaynağı nedir, araştıralım..
” denilerek verilen önerge,
yine AKP hükümeti çoğunluğu tarafından reddedilmektedir…

  • Evet, kimi dinci memleketin ırzına geçerken,
    kimi dinci de çocukların ırzına geçiyor!

Dincinin karakteri ve ahlakı bu…
Bir de dinci şiddet var; mesela IŞİD ve türevleri… IŞİD’in din kabulü, dincinin sömürdüğü,
aç ve cahil bıraktığı, “hayrın ve şerrin Tanrı emri olduğuna” inandırdığı zavallı gençlerin sapkınlığıdır…

Dinci, (tekrar ediyorum dindar değil) karaktersiz olduğu kadar, tehlikelidir de…
Çünkü IŞİD de dincinin eseridir, Karaman’da ve ülkemin dört bir yanında yaşanan
ve sanıldığından çok daha yaygın olduğu bilinen cinsel sapkınlık da!

Utanıyoruz, başımız yerden kalkmıyor ama anlatamıyoruz. Yalnızca kahroluyoruz! (24.03.2016)

Murtaza Demir
Odatv.com

======================================

Dostlar,

Bu Karaman faciası üzerinde bir hekim olarak önemli ekleyeceklerimiz var :
İnsa0n 2 doğaya doğar.. İlki fiziksel – coğrafyasal doğal çevresidir. İkincisi ise içine doğduğu toplum – kültür ya da sosyal çevredir. İnsanı insan yapan bu 2. çevredir.

Epey zaman önce, Avustralya’nın derinliklerinde ormanlarda 18 yaşlarında olduğu kestirilen
bir “kadın” görülmüştü. 4 ayak üstünde yürüyor ve hayvansı sesler çıkarıyordu.. Her nasılsa bebekliğinden sonra yabanıl ormanlarda büyümüş ve ölmemişti. Tam bir “animal” (hayvansı) yaşam sürdürüyordu. Doğallıkla konuşmayı da öğrenememişti. Yani SOSYALLEŞEMEMİŞTİ!

Bu “İnsansı” (Quacy modo) uzmanlarca alındı ve yine uzman bir ailenin yanına yerleştirildi.
Ne görelim, depresyona girdi! Özel korumalı biçimde yeniden “yetiştiği” ortama zorunlu olarak iade edildi!

İşte insanın insanlaşması = Sosyalleşmesi böylesine bir olgudur.
Tersi durumda anti-sosyal kalırsınız.. Tıpta “Anti-sosyal kişilik bozukluğu” diye bir
hastalık / durum vardır. Kimi insanlar da, gerçekte toplum içinde yaşayıp yetişmekle birlikte,
toplumla kaynaşıp bütünleşme içinde kişiliğini geliştirme sürecini tamamlayamaz ve yine
belli ölçülerde anti-sosyal kalabilmektedir. Bu sorun önemli bir Sosyal Psikiyatri, Sosyoloji, Antropoloji, Kriminoloji, Siyaset Bilimi sorunsalıdır (problematiğidir).

Aşabilmenin başlıca yolu ise, doğal sosyal ilişkileri doyasıya yaşamaktır. Bu bağlamda da
ilk koşul, doğada olduğu gibi kadın – erkek 2 cinsiyetin ortak sosyal yaşantıları olmasıdır.
Bu öğrenme deneyimleri boyunca kadın ve erkek birlikte uygar toplumsal işbirliği ve
rol paylaşımını öğrenirler. Cinsellik tercihlerini doğallıkla oluşturur, ezici ağırlıkla
heteroseksüel (cinsel eğilimi karşı cinse yönelen) olurlar.

Dürtü denetimini de öğrenirler.. Öyle ki; plajda bile karşı cinsten insanlar uygar – sosyal ilişkiler ötesinde taşkınlık, dürtü denetimi sorunu yaşamazlar.. Ne harika olgudur..
Toplum, kurallarıyla insanları terbiye eder, olgunlaştırır ve uygarlaştırır. Ancak kadın – erkek yaşamı haremlik – selamlık olarak ayrıldığında, bu davranış insanın doğasına aykırı olduğundan, cinsel tercihlerde sapmalar için zemin sağlamaktadır. Cinsal sapmaların
psiko-patolojisi ve fizyopatolojik – endokrin denge bozuklukları karmaşık düzeneklere (mekanizmalara) dayansa da, her 2 cinsiyetin toplumsal yaşamı olağan akışında paylaş(a)mamaları çok ciddi bir sorun kaynağıdır..

Osmanlı döneminde sapık cinsel tercihlere ilişkin haremde, sarayda çok sayıda örnekler vardır. Yıllar önce (1999) çook kapsamlı yazmıştık, alıntılar sunalım :

  • Reşat Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları adlı yapıtında Hanedan’ın tüm pisliklerini sergilemektedir. İşte 2 örnek :
  • “.. 4. Murat’ın da böyle bir yaşamı olduğunu, (oğlancılık) tarihler yazarlar.
    Annesi Kösem Sultan, oğlunu sürekli güzel oğlanlarla ilişkiye yöneltmişti.
    İlk gözdesi Ermeni dönmesi Musa Melek Çelebi’ydi…” (Koçu, syf. 207-21)
  • “.. Fatih, Rahip Lukas Notaras’tan 14 yaşındaki yakışıklı oğlunu kendisine istemiş,
    vermeyince de rahibi öldürtmüştür. ” (syf. 207-21)
    Fatih’in sapık cinsel seçimini Osmanlı Tarihi adlı yapıtında Lord Kinross da
    dile getirmektedir :“… bir akşam, cinsel zevklerinin çok yönlü olduğu söylenen Padişah (Fatih) yemekte adeti üzerine bol şarap içtikten sonra Lukoş’un evine hizmetçilerinden birini gönderip 14 yaşındaki yakışıklı oğlunu kendisine yollamasını istedi. Red yanıtı alınca da derhal Lukoş’un başının uçurulmasını buyurdu. Oğlunun ve damadının da idamlarını emretti. Bir süre sonra 3 kelle şölen sofrasında önüne getirildi. Daha sonra öbür Rum ileri gelenleri de öldürttü…” (syf. 230)
  • Yine Fatih’in, Galata’da bir genç rahibe Avni takma adıyla yazdığı şiir son derece açıktır:“.. gittiği kiliseyi görenler mescide varmazlar
    Şansın iyi gitti, o sevgili bu gece yatağına geldi..”
    (Eş-Şekaikun Numaniye, Mecdi çevirisi, syf. 81)[1]
  • Haremde padişahın oğlancılığı konusunda Hans Dernschwams İstanbul ve Anadolu’da Seyahat Günlüğü adlı yapıtında son derece çarpıcı örnekler sunuyor. “Genç oğlanlar için Padişah İstanbul’da, Galata’da, Edirne’de ve Bursa’da hatta bizzat kendi sarayında
    özel köşkler yaptırırdı.” diyor (syf. 190). Bu kitapta yüz kızartıcı pek çok örneğe yer veriliyor.
  • Osmanlı Tarihi adlı yapıtında Alphonse de Lamartine, şunları yazıyor :
    “.. Saraylar yalnız savaş ganimeti olan güzel kızlarla değil, aynı zamanda bir bölümü
    hadım edilen ötekileri ise doğaya ters düşen cinsel ilişkiler için kullanılan güzel oğlan çocukları ile doluydu. Kadınca güzellikleriyle tanınan oğlanlardan bazıları harem güzellerinin en büyük rakipleri oluyorlardı…” (Cilt I, syf. 114).
  • Yavuz, “.. ‘altın, kadın ve oğlan’ tutkusuyla giriştiği İran savaşına giderken, yüzbinlerce Türk’ün can ve kan verdiği (1514) Çaldıran dolayında bir köyde gördüğü bir Acem oğlan karşısında
    uzun uzun durup tutkusunu şu 2 dize ile dile getirmekten kendini alamadı :”“ Şirler (aslanlar) pençe-i kahrımdan olurken lerzan
    Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek!

    (A.K. Meram, Padişah Anaları ve 600 yıl bizi yöneten devşirmeler, Toplumsal Dönüşüm yay.,
    5. Bs., İst. 1997, syf. 185-6)

[1] SHOW TV Ceviz Kabuğu Programı’nda Murat Bardakçı, 30/31 Temmuz 1999 gecesi telefonda bu şiirin tümünü okumuştur. Ahmet Akgündüz şiirde rumuz olduğunu ileri sürmüş fakat İlber Ortaylı “… şiirin anlamının çok açık olduğunu, rumuz olmadığını.” belirtmiştir.. Bardakçı ayrıca, Şeyhülislam Yahya Efendi’nin Divanı’nda daha da ileri giden şiirler olduğunu, RTÜK nedeniyle okumak istemediğini belirtmiştir. Yine Bardakçı, A. Cevdet Paşa Tarihi’nde “İstanbul’da delikanlı sevgililerimiz vardı. Tanzimat erkek yerine kadını koydu” dendiğini de aktarmıştır.

**********

Bu konuyu / sorunu oldukça ayrıntılı olarak yazmış (1999) ve web sitemizde yayımlamıştık (28.10.2015), bakılmasını ve ibret-i alem için okunmasını – okutulmasını dileriz..
31 sayfalık bu kapsamlı çalışmamızı indirmek için aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayabilirsiniz..

  • YENİ OSMANLICILIK HASTALIĞI’nın Yeniden Servis Edilmesi Nedeniyle
    Osmanlı Devletinin Kuruluşunun Yılını Kutlamanın Abesliği ve
    ATATÜRK’ün Osmanlılar Hakkında Görüşleri
    (http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/Neo_Osmanliclilik_ve_Ataturkun_Gorusleri2.pdf)

    İşte AKP, işte yeni Osmanlı hayranlığı ve Halife – Sultanlığa baş koymuş bir RTE..
    Ve de Türkiye’nin bütün uygarlık tarihini utandıran, yerin dibine sokan utanç halleri..
    Utanç buzdağının yalnızca ucu!
  • Eyyyy yurdum insanı AKP’liler…Artık uyanın ve bu sefil anlayışlardan kendinizi ve ülkenizi kurtarın..
    Çoluk – çocuğunun yobaz dinci sapıklarca ırzına geçilmesini engelleyin..
    Dahası, kendinizi bu cinsel tercih sapmalarından koruyun ve normal adam olun..
    Bu olanaklı.. Kendinizi ağır, yüz kızartıcı suç ortaklığından sakının..

    Çare AKP’den kurtulmak… anl artık.. gör artık.. 

Öte yandan uluslararası toplumun da bu kahredici rezalete
asla sessiz kalmamasını istiyoruz.. Bu küresel bir sorundur..

UNICEF başta olmak üzere Dünya Sağlık Örgütü, BM ve Çocuk Hakları Bildirisi, İHEB… üzerinden Türkiye etkili biçimde uyarılmalı ve bu ceberut iktidarın artık dayanç (tahammül) kalmayan saldırısından tasallutundan), yaşamı cehenneme döndüren
insanlık düşmanı dinci ilkelliğinden Türk halkı bir an önce kurtarılmalıdır.

Sevgi ve saygı ile.
02 Nisan 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : Karaman_faciası_uzerinde_bir_hekim_olarak_soyleyeceklerimiz..
Ayrıca bakınız : 

Suudi İttifak’ın son numarası

Suudi İttifak’ın son numarası

Pazartesi günü kurmayları ile toplantı yapan Obama,
‘Başta Suudi Arabistan ve Türkiye olmak üzere Müslüman ülkelerin IŞİD‘e karşı mücadelede samimi davranmadıklarını’ söylemiş.

Dün sabah Savunma Bakan Ashton Carter aniden Türkiye’ye geldi.
Suudi Savunma Bakanı, Veliahtın Veliahtı ve Kralın oğlu Muhammed,
sabah namazından sonra ‘Teröre Karşı İslam Ülkeleri İttifakı’ kurulduğunu ilan etti.
Duasını edip etmediğini ya da ettiyse duanın kabul edilip edilmediğini bilmiyoruz ama
Emir Hazretlerinin namaz kıldığından bile şüpheliyim.
Bu adam 8 aydır Yemen’i bombalıyor ve işgal etmeye çalışıyor. Şimdilik 30 bin ölü var.
Bu adamın sülalesi İslam coğrafyasında tüm pisliklerden sorumlu.
Bu ülkenin Dışişleri Bakanı Elcibir ‘ Son 40 yılda 90 ülkeye 115 milyar dolar yardım ettik ama bazıları bize karşı samimi davranmıyor..’ dedi.
Adam haklı çünkü o paraları dağıttığı kişiler aslında işbirlikçi iktidarlar ve benzeri kişi ve kurumlar.
Örneğin Suudiler 1980-1990 döneminde Pakistan ve Afganistan’a milyarlarca dolar yardım etti.
Kaide ve Taliban’ın kurulması ve güçlenmesi için.
Örneğin Suudiler Somali’ye yardım etti Kaide’ci El-Şabab ortaya çıktı.
Örneğin Suudiler Irak ve Suriye devletine yardım etmedi ama IŞİD, Nusra, ÖSO vb.
onlarca terör örgütüne milyarlarca dolar dağıttı.
Örneğin kime nasıl ve ne kadar verdiği belli değil ama Nijerya’da Boko Haram‘ın kurulmasını sağladı.
‘Arap Baharı’ sürecinde  Suudiler Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’de radikal İslamcı gruplara milyarlarca dolar dağıtıp iktidar olmalarını sağladı.
Dönelim konumuza.
Hayatımda bu kadar aptal, saçma ve rezil bir konu görmedim.
Belki de kendileri gibi düşünen kıt zekalılarla alay ediyorlar.
Yeni İttifak’a ne gerek var?
Ortada İslam İşbirliği Örgütü var ve bu örgütün de merkezi Cidde’de .
Suudiler 1969’da ABD’nin talimatı ile bu örgütü o zaman dost ve müttefik
Şii İran Şahı ile birlikte kurdular.
O gün bugün bu örgüt hiçbir işe yaramadı.
Örgütün 56 üyesi KKTC’yi tanımaz.
Peki 1945’te İngiliz tavsiyesi ile kurulan Arap Birliği Örgütü ne işe yaradı?
Kocaman bir HİÇ.
Bu örgüt Suudi Arabistan ve Katar’ın baskısıyla ‘Arap Baharı’ sürecinde NATO‘ya
çağrıda bulunarak ‘Gelin Suriye ve Libya’yı işgal edin’ dedi.
İslam coğrafyasında tüm İslami terör örgütlerinin arkasında, yanında ve tepesinde Suudiler var.
Siyasi, askeri ama en önemlisi ideolojik.
İlkel, çağ dışı, karanlık ve kanlı Vahabi mezhebi.
Bu coğrafyada çok dostu var.
Baksanıza 33 ülke Suudilerin İttifak çağrısına ‘Ben de varım’ demiş.
Birçoğu ‘dandik’ ama olsun.
Gelin birlikte bakıp o tezgahın ne kadar iğrenç ve aptalca olduğu görelim.
Aptalca olduğunun ilk kanıtı, Körfez ülkesi olmasına rağmen Umman Sultanlığı
‘Ben bu işte ben yokum’ dedi.
Listede yer alan Filistin devlet değil. Filistin’de iki hükümet var. Gazze’de radikal İslamcı HamasRamallah’ta ise Hamas düşmanı Abbas’ın ‘laik’ hükümeti var. Oysa bu ülke zaten
İsrail işgali altında ve yeni İslami İttifak İsrail’i düşman bellemiyor.
Listede yer alan Lübnan’da aylardır cumhurbaşkanı seçilemiyor, hükümet toplanmıyor,
ülke ciddi bir IŞİD ve Nusra saldırısıyla karşı karşıya ve bu saldırıya karşı savaşan
Hizbullah Şii olduğu için, Suudiler ve müttefikleri tarafından ‘Kafir’ ilan edilmiş durumda .
En büyük aptallık ise IŞİD’e karşı savaşan Irak ve Suriye bu İttifak’a davet edilmemiş bile.
Belki de Alevi ve Şii oldukları için.
Suudi ve müttefiklerine göre bunlar IŞİD’ten daha tehlikeli.
Durum böyle olunca İran’ı davet etmek günah olur!
Başka aptallıklar da var .
Listede adı geçen Yemen 9 aydır Suudiler tarafından bombalanıyor.
Suudiler, Kaide’cilerin yardımıyla işgal ettiği Aden’de bir hükümet oluşturdu,
başkent Sana’da başka bir hükümet var..
Listede yer alan Somali Kaide’ci El-Şabab, Nijerya Boko Haram ve Afganistan ile Pakistan Taliban ile savaşı duruyor.
Cibuti denilen ülke  İngiliz, Amerikan, Fransız ve İsrail üsleriyle dolu.

Gelelim en orijinal noktaya :
Listede yer alan iki ‘düşman’ ülke Mısır ve Türkiye‘ye.
Mısır ve İttifak’ın kurucusu Suudi Arabistan Müslüman Kardeşleri terör örgütü ilan etmişti.
Türkiye ise dünyanın tüm Müslüman Kardeşler partilerine ve bu partilerin yan kuruluşlarına
ev sahipliği yapıyor.

BM, ABD ve AB tarafından terör listesine alınan IŞİD ve Nusra başta olmak üzere,
Suriye ve dünyanın neresinde olursa olsun tüm terör örgütleri Müslüman Kardeşler kökenlidir. Suudilerin İttifak aptallıklarını daha fazla anlatmanın anlamı yok.
Ortada IŞİD’e karşı Uluslararası İttifak varken  bu yeni İttifakın hiçbir anlamı yok
ya da olmamalıydı.
Ama Rusya, Suriye, Irak ve İran IŞİD’e karşı daha etkili bir İttifak kurmaya çalışırken
Suudilerin rahat durması olanaksız.
‘IŞİD önemli değil Şii ve Aleviler daha tehlikeli’.
‘Hele arkalarında Moskof varsa’.
‘Sünniler derhal birleşip bu İttifak’a İttifak ile karşı koymalıdır’.
Suudilerin bu kadar zekası yoktur mutlaka ‘Biri’ onlara akıl vermiştir.
Baksanıza Erdoğan ve Sisi’yi aynı sepete koymuşlar.

=============================
Teşekkürler Sayın Hüsnü Mahalli..

Ortadoğu gayya kuyusu ve çok karmaşık gelişmeler..
Ufkumuzu açıyorsunuz..

Türkiye de S. Arabistan’dan sonra NATO – ABD – AB uydusu olma hüneri bakımından,
korkarız 2. sırayı kimseciklere kaptırmaz.
Bay RTE ve AKP’si bunun için iktidar yapılmadı mı ve bu amaçla kullanılmıyorlar mı tepe tepe?

Mustafa Kemal ATATÜRK ise;
“İSTİKLAL-İ TAMME”, “İSTİKLAL-İ TAMME”, “İSTİKLAL-İ TAMME”
(TAM BAĞIMSZILIK) diye diye hançeresini yırtıyordu neredeyse..

Bu arada UNDP Kasım 2015 Dünya HDI (İGİ) verilerini yayımladı..

Türkiye 3 sıra daha geriledi ve 72. sıraya düştü.. Yaşasın AKP – RTE..
Nüfusumuz Dünyada 13. sırada, ekonomimiz 19. sırada (2015 sonu verileriyle G-20 dışına düşebilirz!), sağlığımız 90. sırada, kişi başına gelirde 60. sıradan geride, sağlıkta 34 OECD ülkesi içinde 31. sırada, gelir dağılımı adaletsizliğinde 34 OECD ülkesi içinde sondan 2. (Meksika sonuncu), 32 gazetecisi hapiste…

Veee. Bay RTE bu tablodan sorumlu değilmiş gibi, sorunların çözümü (!) için
BAŞKANLIK (Sultanlık!) istiyor..

Her şeyle ama her şeyle dalga geçen bundan ağır AKIL TUTULMASI’nın tarihte örneği var mı?

Sevgi ve saygı ile.
16 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Uçurumdan önceki son çıkış

Uçurumdan önceki son çıkış


Erol Manisalı
umhuriyet, 20 Ekim 2015

1 Kasım ülkenin içine yuvarlanmakta olduğu felaketin son çıkış noktası durumuna geldi. Seçimde demokrasiyi, çağdaş değerleri, ülkenin bütünlüğünü savunan bir çoğunluk kazanamazsa, Türkiye felaketin içine sürüklenecektir.

Kutuplaşma daha da büyüyecek, etnik ve mezhepsel çatışmalar yoğunlaşacak, terör azacaktır.

Türkiye’nin sınırları değişecek ve
bölünme ortaya çıkacaktır.

Kimi sınır ülkeleri ile çatışmalar doğacaktır.
Ülke yavaş yavaş Suriyeleşecektir.
Kimse “biz farklıyız, biz onlara benzemeyiz, sağduyu egemen olur” benzeri duygu ve düşünceler ile kendini aldatmasın.
2008’den beri Türkiye’nin fiilen yaşamakta olduğu olayların ortaya çıkacağını,
15-20 yıl önce kim tahmin edebilirdi ki?

Ülke yavaş yavaş yalnız içerden değil dışardan da kuşatılmaya başladı.

İçeriye kapanan ülke
Demokrasiden giderek daha da uzaklaşıyoruz. Ne Meclis ne de anayasal kurumlar yasalara göre çalıştırılabiliyor.
Yasaklar giderek yaygınlaşıyor. Konuşmak, yazmak, haber almak baskı altına sokuldu.
Hukuk, “hukuk dışılığın aracı haline geldi.
Ve bunu düzeltecek yasal ve anayasal mekanizmalar işletilemiyor.

Suriye’deki, Irak’taki iç kavgalar ve silahlı çatışmalar ile adeta bütünleşmiş durumdayız.
Ülke, Ortadoğu kaosunun bir parçası haline getiriliyor.

İçerde askerin, polisin, bürokrasinin yasal düzeni sağlayamadığı yerler var.
TSK yalnız dışarda değil, içerde de silahlı çatışmaların içinde.

Siyasal partiler arasında, “asgari müşterekler” yok olmuş. Oturup konuşamıyorlar bile.
Çünkü demokrasi, çağdaşlık, laiklik ve Türkiye’nin bütünlüğü konularında aralarında
farklar var.

Laik, çağdaş ve demokratik bir Türkiye yerine dinci bir toplum düzenini esas alanlar var. Ucu IŞİD’e kadar uzanıyor.
Türkiye’nin bütünlüğüne karşı, Atatürk milliyetçiliğinden uzak,
etnik milliyetçiliği” esas alan siyasal partiler var.

Bunlara karşı, çağdaş ve Avrupa benzeri demokrasiye yakın duranlar büyük baskı altındalar.
Bu nedenle, aralarında “asgari müşterek” oluşturamıyorlar.

Ülke üzerindeki oyun

Bütün bunların beraberinde, Türkiye ve bölge üzerinde oynanan oyunlar ülkeyi kaosa sürüklüyor.

Türkiye içindeki ve sınırındaki terör örgütlerine silah,
para ve eğitim desteği veriyorlar.

Eskiden saklarlardı. Bugün açık açık söyleyerek işi sürdürüyorlar.

IŞİD, PKK, PYD, YPG son yıllarda dışardan, küresel güçlerden büyük destek alıyorlar.

Türkiye içindeki kimi odaklarla bütünleşmişler.
Kutuplaşmayı keskinleştiren bir misyon içindeler. 

Türkiye 3 büyük tehdidin baskısı altına planlı bir biçimde sokuldu:

1. İçerde etnik ve mezhepsel bölücülüğü üslenmiş büyük örgütlerin etkili terör eylemleri.
2. Ortadoğu’da Irak, Suriye ve S. Arabistan’ın içindeki kimi örgütlerin ve kurumların Türkiye’yi kaosa sürükleyen etkileri.
3. Küresel kimi büyük güçlerin Türkiye ve bölge üzerindeki uygulama ve planlarının Türkiye’de yarattığı kaos ortamı.

Üç etmen bütünleşme içinde, Türkiye’nin içinde yaşadığı kaosu daha da derinleştiriyor.
Bu nedenle 1 Kasım’da bu şeytan üçgeninin bozulması” tek ve son çıkış yoludur.
Bu ülke, bir millet olduğunu 1 Kasım’da kanıtlamak zorundadır.

Aksi halde, bugünden çok daha kötü felaketlerle yüz yüze gelmemiz kaçınılmaz hale gelir. 1 Kasım, uçurumdan önceki son çıkış noktasıdır. Ya çıkacağız, ya çıkacağız, başka yolu yok.

=================================

Dostlar,

Sayın Prof. Erol Manisalı hocamız en çıplak ve çarpıcı biçimde, 13 yıllık tek başına AKP -RTE iktidarı ile içine sürüklendiğimiz “ürkünç durumu” ortaya koyuyor..

Dileriz Halkımız sağduyulu davranarak bu felaketten kendisini ve ülkemizi korur..

1 Kasım 2015… Türkiye için adeta bir Milat..
İlk görev seçime katılmak ve geçerli oy kullanmak..
Katılım % 84’te 90’lara ulaşır ve aşarsa AKP’nin iktidar olma olanağı
hemen hemen hiç kalmıyor.. Çok yazdık bu hususu..
Lütfen yüksek katılım sağlayalım ve geçerli oy kullanalım..

Lanetli yıllar – AKP’nin Fetret dönemi kabusu gerilerde kalsın..
Yıkımın onarımı onlarca yıl alabilecek..

Sevgi ve saygı ile.
22 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com