Ataol Behramoğlu : Cesaret ve isyan şiirleri

Cesaret ve isyan şiirleri

Ataol Behramoğlu
Cumhuriyet, 23.09.2917

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Bizim edebiyatımızda cesaret şiirleri denildiğinde aklıma en önce Şarkışlalı Âşık Serdari’nin “kısa çöp uzundan hakkın alacak” dizesinde ölümsüzleşen destan şiiri gelir… Sivas’ın Şarkışla ilçesinde 1834’te doğup 1918’de (kimi kaynaklara göre 1921 ya da 22’de) yaşamdan ayrılan Serdari, bu ünlü şiirinde 1886-87 yıllarındaki kuraklığı konu almış. Aşağıya giriş ve sonuç dörtlüklerini alacağım bu destan şiir, toplumsal adaletsizlik devam ettikçe bir cesaret ve isyan şiiri olarak gündemde kalmayı sürdürecektir…

Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim (…)

Serdari halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akıbet dağılır ilimiz bizim

Pir Sultan’ın, Veysel’in hemşerisi Serdari’nin kehaneti doğrulanmış, şairin seksen yılı aşkın ömrünün süreçlerinde parçalanıp dağılması süren Osmanlı Devleti, yine Serdari’nin tanık olduğu Balkan Savaşları ve İlk Dünya Savaşı’nın yıkımları sonucunda da tarih sahnesinden çekilmiştir..
***
Bizim halk şiirimizin, dilimize, siyasal ve yazınsal tarihimize özgü nedenlerle, dünya halk şiirinin en yüce doruğunda bulunduğundan kuşkum yoktur.

“Ferman Padişahın, dağlar bizimdir” (Dadaloğlu,18-19. yy.) meydan okuyuşu, idam sehpasına giderken “Benden selam olsun ev külfetine / Çıkıp ele karşı ağlamasınlar” (Pir Sultan Abdal 15-16. yy.) gibi bir sesleniş, “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” (Köroğlu, 16. yy.) gibi özdeyişsel dizeler, Türkçe ve şiir yaşadığı sürece var olmayı ve etkilerini sürdürecektir…
***
Namık Kemal (1840-1888) benim her zaman en ön sıradaki şairlerim arasında olmuştur. “Zalim avcıya hizmet etmekten köpekler zevk alır.” diyebilmek günümüzde de her babayiğidin harcı değildir… Ve çok zaman önce okuduğumdan bu yana hep ezberimdeki şu “rubai”ye bakın:

Zalim olsa ne rütbe bî-perva
Yine bünyad-ı zulmü biz yıkarız
Merkezi hâke atsalar da bizi
Küreyi arzı patlatır çıkarız…

(Zalim ne kadar pervasız olursa olsun/ Yine zulmün temelini biz yıkarız/ Yerin dibine de atsalar bizi/ Yerküresini patlatır çıkarız.)
Böyle muhteşem dizelerin, bir insanın kaleminden çıkmış olduğuna insanın inanası gelmiyor…
***
Ve Tevfik Fikret… Çağdaş şiirimizde cesaret ve isyan şiirinin en büyük öncüsü ve bence her anlamda gelmiş geçmiş en büyüğü: 

İnsanlığı pâ-mâl eden (çiğneyen, ayak altına alan) alçaklığı yık ez
Billah yaşamak yerde sürüklenmeye değmez

***
“O duvar, o duvarınız, vız gelir bize vız” diye haykıran Nâzım’dan, “Yürü üstüne üstüne / Tükür yüzüne celladın” çağrısının sahibi Ahmed Arif’e; “Kızılırmak”ın şairi Hasan Hüseyin’den “Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara” dizesinin şairi Metin Demirtaş’a, “isyan” sözcüğünü günümüz şiirinde belki ilk kez ve defalarca kullanan Nihat Behram’a kadar, geçmişten bugünlere büyük bir cesaret ve isyan şiirleri ırmağı akıp gelir ve dünya şiir okyanusuna karışarak devam edecektir… Yazıyı iki alıntıyla tamamlayayım… İlki benden olsun:

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur. 

Ve Leton şiirinin büyük ustası Yan Raynis’ten (1865-1929) dilimize çevirdiğim, “Gücümün Kaynağı” başlıklı evrensel bir cesaret ve isyan şiiri:

Umutsuzluk kaçar türkülerimden
Ölüm orada yer bulmaz kendine
Orada umut, direniş ve güç
Ateş, inat ve öfke

-Nasıl başardın bunu, şu günlerde
Acı kapı kapı dolaşmadayken?
-Gelecek düşüncesidir koruyan beni
Emekçi halktır bana güç veren.

============================================
Dostlar,

Sanatın gücü işte..
Zor zamanlarda şiire, edebiyata, sinemaya, tiyatroya, resime, yontuya da sarılmak gerek..
Aydın sorumluluğu ateşten gömlek..
“Gerçek Aydın” ın umutsuzluk – depresyon – çökkünlük hakkı yok..
Bunlar bize biraz “paralı askerliği” anımsatıyor.
Bilim terbiyesi, bilimsel yöntem ve us yürütme eğitimi alan AYDIN, kendini sınırlar sözcükleri ile.
Der ki; “…şu şu şu veriler bana şunları – bunları düşündürüyor...”
Nokta.
Ötesi yok.
Bilimsel öngörü ve çıkarımla sınırlı.
Ve de bu durum olumsuz ise nasıl müdahale edileceği?
Çöktüm, öldüm, bittim, benden bu denli, felaket.. gibi duygusal yaklaşımlara yer yok!

Dolayısıyla “Sistematik Felsefe ve Mantık” eğitimi herkes için zorunlu olmalı.
Toplumda depresyon vb. ruhsal sıkıntıları aşmanın bir yolu da “Sistematik Felsefe ve Mantık” eğitimi.

Bu arada, Rifat Ilgaz’ın “AYDIN MISIN?” şiirini anmamak haksızlık olabilir / olur..
Son dizeleri aktaralım yalnızca.. (tümü için tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2014/07/08/turker-erturk-rifat-ilgazi-aniyoruz/)
…….

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Ve de kadim Ahmed Arif’in görkemli ANADOLU şiirinden birkaç dize :

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Bu lanetli dönemi de geride kalacak ülkemizin..
Bilge hocamız Emre Kongar‘a saygı ile

DİREN LAİKLİK…
DİREN HUKUK DEVLETİ…
DİREN DEMOKRASİ!

Sevgi ve saygı ile. 23 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Kabineyi bırak müfredata bak

Kabineyi bırak müfredata bak
Emre Kongar
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İktidarın emrinde olan medya, tümüyle kabine değişikliği haberleriyle dolu: Bu değişikliğin önemi ve anlamıyla ilgili yorumlardan geçilmiyor. Oysa bizi kimin, nasıl yönettiği belli… 
Kabine değişikliğinin, egemenin kişisel tercihlerini belirtmesi dışında ciddi bir anlamı ve önemi yok. 
Tabii bu arada, toplumu asıl etkileyecek olan Milli Eğitim’deki müfredat değişikliğinin üstü örtülüveriyor
Başta Cumhuriyet olmak üzere birkaç muhalif gazete de yazmasa, çocuklarımızın geleceğini karartacak, toplumu yanlış yönde biçimlendirecek olan bu yeni müfredat programından haberimiz bile olmayacak.
***
Yeni müfredat programının temel değişikliklerini çok kaba olarak şöyle anlatabiliriz: 

1) Evrim çıkıyor, Şeriat giriyor. 
2) Atatürk ve Laiklik çıkıyor, Muamelat, Ukubat ve Cihad giriyor. 
3) Özet olarak: Bilim çıkıyor, Din giriyor

Zaten bütün Milli Eğitim sisteminin imam-hatip modeline uygun olarak yeniden yapılandırıldığı biliniyordu. 
Şimdi bir de kıyıda köşede, çağdaş eğitim veren okul kalmasın diye, tüm müfredat programı, yani zorunlu olarak takip edilmesi, okutulması ve öğretilmesi gereken konular, yeniden belirlendi.
***
İdris Küçükömer’le başlayıp, günümüzdeki İkinci Cumhuriyetçiler ve “Yetmez Ama ‘Evet’çiler” tarafından savunulan çarpık (güya sol) siyasal tezlerin sahipleri artık zaferlerini kutlamak için, zil takıp oynayabilirler: 
Asıl İkinci Cumhuriyet, (eğer adına hâlâ Cumhuriyet demek olanaklıysa) şimdi kuruluyor: 
Sadece Anayasa değişikliği ile, yasama, yürütme ve yargıya tek başına hâkim olan “Tek Adam Yönetimi” dayatarak değil… 
Çocuklarımızın beyni de yıkanarak… 
Ve kendi deyimleriyle “Dindar ve Kindar bir Nesil” yetiştirerek!
***
Kılıçdaroğlu’nun on maddelik Maltepe bildirgesinin sekizinci maddesi şöyleydi: 

8. Demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. 
Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan, insan haklarına dayalı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat esası kamuda göreve başlama ve yükselmede esas alınmalıdır.

Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden üreten eğitim politikaları değiştirilmelidir.
***

Bu iktidar sadece Demokratik rejimi sonlandırarak değil: 
Zaten sömürülmekte olan ülkemizi çağdaş dünyada daha da geri bıraktıracak… 
Ve iflas ettirerek tam bir sömürgeye dönüştürecek bir eğitim sistemi ile de… 
Halkımıza çok çok büyük bir kötülük daha yapıyor!

DİREN LAİK, DEMOKRATİK, ÇAĞDAŞ VE TEKNOLOJİK EĞİTİM… 
DİREN ADALET… 
DİREN DEMOKRASİ… 
DİREN KILIÇDAR!
=================================
Dostlar,

MİLLİ EĞİTİMDE DİNCİ – ŞERİATÇI MÜFREDAT GERİ ÇEKİLSİN

Türkiyemizin belki de en önemli gündem maddesi bu konu olmalıdır.
Kuşku yok öbür gündem maddeleri de çok yürek yakıcı..
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça 4,5 aydır, dile kolay, 135 gündür ölüme yatmış durumdalar ve ne hazindir ki her geçen an ölümün karanlık sonsuzluğuna göz göre göre yaklaşmaktalar!?
Vicdanlar mühürlenmiş ve AKP iktidarı duymuyor, görmüyor..
Önceki gün TBMM’de, CHP Mersin Milletvekili Çocuk Hekimi Prof. Dr. Aytuğ Atıcı’nın aşağıdaki tümceyi, birkaç dakikalık söz hakkı süresine sığdığı ölçüde 11 kez yineledi :

  • Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevinde ölmesin..
  • Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevinde ölmesin..
    ……………………..
    …………………………………….

Sevgili meslektaşımız Prof. Atıcı’nın sakalı, 20 Temmuz 2016’da AKP darbesiyle OHAL ilanından bu yana 1 karışı çoktan geçti..
Dağlar taşlar feryatları – figanları duydu ama AKP = RTE duymuyor, görmüyor, bakmıyor, ilgilenmiyor..

AKP = RTE, iktidarda zamanlarının iyice azaldığının ayırdındalar. Vargüçleriyle iktidarda biraz daha kalmak birincil hedef ve amaçları için çırpınmaktalar. Bu sürede de Türkiye’yi olabildiğince dincileştirerek gericileştirmek ve olabilirse bu sayede pekiştirilen (tahkim edilen) kendilerinin itiraf ettiği “az eğitimli” kitlenin oylarıyla iktidarı sürdürmek.. Bu mantıkla AKP – MHP’nin gelenekselci – muhafazakar – mütedeyyin ve az eğitimli tabanına sürekli politik ödünler vermek. Dolayısıyla Milli Eğitim müfredatında yapılan çağdışı – gerici – dinci – şeriatçı – bilim ve akıl dışı değişiklik 2 işlevli.. Hem AKP’nin dünkü örtük günümüzde artık apaçık kinci – dinci kuşaklar yetiştirme hedefinin gereği hem de değinilen tabanı bir arada tutup oylarını almak..
*****

İlköğretim çocukları, “kara çarşaflı öğretmenleri” eşliğinde yürütülüyor sokaklarda..
Önde mehter takımı yürüyor..
Ardında başlarında fes ile erkek öğrenciler..
Arkasında türbanlı kız öğrenciler..
Sınıflarda hep birlikte dinci sloganlar atılıyor ve tek parmak kaldırılarak topluca
tekbir getiriliyor..
Youtube’da izlemek için tıklayınız : https://youtu.be/9pqRkKq90nc

*****
Bu kentin valisi, Cumhuriyet başsavcısı, emniyet müdürü, garnizon komutanı nerededir?
Bu ülkenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nerededir, bunları neden görmez??
Türkiye adım adım şeriat düzenine mi sürüklenmektedir göz göre göre!?
*****
TBMM İçtüzük değişikliklikleri bir başka yakıcı konu..
16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması ve YSK’nın tam kanunsuzluğu ile gayrımeşru duruma düşen anayasa değişikliği yetmezmiş gibi, zaten işlevsizleştirilen – göstermelikleştirilen TBMM, bu kez bir de İçtüzüğü ile felç edilerek teslim alınıyor. Muhalefetin sesi iyice kısılıyor. TBMM Başkanı, Atatürk’e aşırı alerjili Bay Kahraman papyon – fraktan rahatsız olduğundan, bu da kaldırılıyor.. Anayasa Mahkemesi’nin TBMM içtüzüğünü ve değişikliklerini -önüne getirilmesi durumunda- yasalar gibi anayasaya uygunluk bakımından denetleme yetkisi var (Anayasa md. 148/1). Ama bu Anayasa Mahkemesi ile mi? Kendini yokumsamadı mı bu heyet OHAL KHK’sından başka her şeye benzeyen “AKP OHAL KHK” larını incelemeyi yetkisi dışında gören ??
*****
AKP = RTE, giderayak vargücüyle abanıyor Türkiye’ye.. İç ve dış sorunlar ise tırmanmada. Heyhaaaat, çıkmaz sokak.. Yolun sonu görünüyor artık.. Ne yaparsanız yapın, yarattığınız enkazın altında kalacaksınız..
*****
Milli Eğitim Bakanlığı için merhum Prof. Ahmet Taner Kışlalı “Milli İHANET Bakanlığı” demişti. Şimdi ise “Dinci İhanet Bakanlığı” demek gerekecek.. Kala kala tek sözcük kaldı. Bu düzenleme Danıştay’dan mutlaka dönmelidir. Ardından yasa değişikliği – torba yasa ya da OHAL KHK’sı ile dayatmayı sürdürebilir mi AKP acaba??

Erdoğan, şu dakikalarda onlarca TV kanalında konuşmakta (21.7.17, 15:56).. Güncel yakıcı sorunlara değinmemekte.. Almanya ile yaratılan ciddi bunalıma gene içi boş – altı boş, hamasi çıkış, İsrail’in özür dayatması, ABD’nin Erdoğan’ın bu ülkeye gelmemesini istemesi.. Büyüklere masallara devam. İstanbul Şehir Hastaneleri.. Bir fiyasko – talan politikası kör kör gözüm parmağına sürdürülmek isteniyor.

  • Öyle sanıyoruz ki; ne Türkiye ne de başka bir ülke, bütün zamanlarda ve coğrafyalarda böylesine kötü bir yönetim görmedi! Bize de bu zulüm nasip oldu ne günah işledi isek??

Sevgi ve saygı ile. 21 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Madımak ve Adalet Yürüyüşü

Madımak ve Adalet Yürüyüşü

Emre Kongar
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

CHP’nin neredeyse Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek kadar büyük ve görkemli olan Adalet Yürüyüşü, dünya medyasında, biraz yankı yapmakla birlikte, hak ettiği yeri pek bulamadı. Oysa bu Yürüyüş, bir partinin silkinişini, bir liderin yeniden doğuşunu ve Türkiye’de kara bulutların gölgesinde kalan Demokrasinin, yeniden, geleceğimizi aydınlatan bir umut halinde ortaya çıkışını simgeliyor.
***
Büyük bölümü mülkiyetine el konularak iktidar tarafından denetlenen, geri kalanları da baskı ile denetim altına alınan “asil ve necip” medyamız da bu “Adalet Yürüyüşü”nü, ya “İstanbul Yürüyüşü” diye kamufle ederek ya da bizim vergilerimizle utanmadan beynimizi yıkamaya kalkan TRT’nin yaptığı gibi “Sözde Adalet Yürüyüşü” diye karalayarak yansıtıyor.
***
Geçen hafta sonu, Kuşadası Belediyesi, Eğitim Sen Kuşadası Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Kuşadası Şubesi ve Alevi Kültür Derneği Kuşadası Şubesi tarafından düzenlenen MADIMAK anma etkinliklerine katıldım. Ayrıntıları ve yaptığım konuşmanın ana hatlarını www.kongar.org adresli sitemdeki “Güncel” yazımda okuyabilirsiniz. Bu anma törenlerinden algıladığım en önemli gerçek, Kılıçdaroğlu’nun Büyük Adalet Yürüyüşü ile Madımak katliamına duyulan isyanın tam bir duygu ve düşünce bütünlüğü içinde yaşanmakta oluşudur. Örneğin, Kuşadası anmalarındaki panele ve konsere katılan genç ve değerli CHP milletvekili Ali Haydar Hakverdi, doğrudan Adalet Yürüyüşü’nden yorgun argın gelmişti ve işi biter bitmez, yine yürüyüşe katılmak üzere apar topar aramızdan ayrıldı…
Panelde yaptığı konuşmada da doğrudan doğruya Adalet Yürüyüşü ile bu katliam arasındaki evrensel adalet arayışı ilişkisini kurdu. Paneli yöneten Eğitim Sen üyesi değerli öğretmen Erdal Kılınç’ın bir KHK mağduru olması ise Adalet Yürüyüşü ile Madımak Paneli arasındaki bir başka organik bağı vurguluyordu.
***
Bu vesile ile, pek çok yerel CHP örgütü gibi, Kuşadası CHP örgütünün de Adalet Yürüyüşü’ne destek verdiğini, her gün saat 18’de bir “Durma” eylemi organize ettiğini ve bunu başarıyla sürdürdüğünü öğrendim. Kuşadası’nın başarılı Belediye Başkanı Özer Kayalı kültür ve sanat etkinliklerine özel bir önem veriyor. Tam anlamıyla maddi manevi olarak desteklediği MADIMAK anma törenlerinden sonra, Ege’nin büyük müzik festivali “Kuşadası Gençlik Festivali”ni de organize etmiş. 5-9 Temmuz 2017 arasında Sevgi Plajı’nda yer alacak olan bu festival, çevrede büyük bir ilgi uyandırıyor ve Kuşadası’nın darbe yiyen dış turizmine, hiç olmazsa iç turizm açısından bir hareketlilik getiriyor.
***
Bu Büyük Adalet Yürüyüşü, Genel Başkanları Kılıçdaroğlu’nun yanındayürüyen:
Genel Merkez yöneticileri… 
Ona her aşamada destek olan milletvekilleri…
Başarılı belediye başkanları…
Seçmenleriyle birlikte gelen il ve ilçe örgütleri…
Sayesinde…
CHP içinde yeni bir umut ve yeni bir dayanışma ruhunun doğuşuna işaret ediyor!
Dilerim bu Demokrasi umudu, CHP’nin Büyük Adalet Yürüyüşü’nden tüm Türkiye’ye aynı hızla yayılır:
DİREN ADALET…
DİREN DEMOKRASİ!
===============================
Dostlar,

Bu aralar özellikle izlemek gerek Sayın Prof. Kongar hocamızı..
76’yı bulan yaşı, engin deneyimi ve birikimi, akademisyen ve siyasetçi kimliği, bürokrasiden getirdikleri.. Kolay edinilen bir konum (formasyon) değil..
Bunlara yürekliliği, Kemalist – ATATÜRKÇÜ kişiliği, demokratlığı da eklenince yazdıkları ve TELE-1’de Sn. Merdan Yanardağ ile 18 dakika programlarında söyledikleri (akşam 20:05’te) son derece ufuk açıcı ve yol gösterici oluyor..
Bu yazı da öyle..
Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ, beklenen ve doğallıkla doğuracağı sarsıcı – silkeleyici sonuçlarına ek olarak, pek çok kurum ve kişinin aldığı tutum nedeniyle turnusol kağıdı işlevi de görüyor.. Siyaset bilimi açısından çok heyecan verici (!)…
İbretle izliyor ve not ediyoruz..

Büyük şair – yazar, yurtsever aydın Prof. Ataol Behramoğluna bırakalım sözü :

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur.

Sevgi ve saygı ile. 05Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kılıçdar direniyor-2

Kılıçdar direniyor-2

Emre Kongar, Cumhuriyet, 18.6.2017

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran Perşembe günü saat 11’de, Ankara’da Güven Park’tan başlattığı, yaklaşık bir ay sürecek olan Adalet Uzun Yürüyüşü ne anlam ifade ediyor? Bu soruya tek kelimeyle yanıt verilirse, bu yürüyüşün anlamı “DİRENİŞ”tir.
Kılıçdaroğlu DİRENİYOR: DEMOKRASİ için ADALET için DİRENİYOR…
Hem içeridekiler hem de dışarıdakiler için DİRENİYOR!
Hiç kuşkunuz olmasın: Bu DİRENİŞ, toplumun duygu ve düşüncelerini yansıttığı, toplumca benimsendiği için, mutlaka somut bir sonuç verecektir!
***
Tarihin bize öğrettiği kesin ders,

hiçbir iktidarın sonsuza
dek sürmediği,
– bütün iktidarların
değiştiği,
– bütün diktatörlüklerin
ise yıkıldığıdır:


Nedir iktidar değişikliğinin altında yatan mekanizma?

Toplum durağan olmadığı, sürekli bir değişme halinde bulunduğu için, iktidarlar da mecburen değişirler. Toplumsal değişmenin arkasında ise: Uzun vadede, teknolojik değişme ve gelişmeler… Kısa vadede ise, insanların güvenlik ve refah anlayışları yatar.
Kısa ve uzun vadeli değişme güçlerinin siyasete taşınması ise örgütlenme ve eğitim ile olur.
***
AKP iktidarı:
Sahte bir demokrasi…  Sahte bir insan hakları…
Sahte bir özgürlükçülük… Sahte bir adalet…
Sahte bir refah…  Sahte bir güvenlik…
Vaadi, aldatmacası ve demagojisi üzerine kuruldu.
Şimdi bu iktidarın sahteliği ve sahteciliği ortaya çıktı
İktidar zemini ayaklarının altından kayıyor…
Bu kaygan zeminde tutunabilmek için, emir altına aldıkları yargı üzerinden,
insanları isyan ettiren olmadık önlemlere başvuruyorlar.
***
İşte Kılıçdaroğlu’nun ADALET YÜRÜYÜŞÜ ve DEMOKRASİ DİRENİŞİ
bu 
baskı ortamın yarattığı tepkisel bir eylemdir:

Bu yürüyüşün önemi, yaratacağı sonuçlar kadar, bizatihi kendisinin, bu SAHTE DEMOKRASİNİN, bu BASKI YÖNETİMİNİN tepkisel bir sonucu olmasından ve
halkın beklentilerini, duygularını yansıtmasından kaynaklanmaktadır.

Sabrı tükenmiş bir halkın,
“Bıçağın kemiğe dayandığı noktadaki” ADALET ARAYIŞINI ve
DEMOKRASİ DİRENİŞİNİ
temsil ettiği için, anlamlıdır, önemlidir, sonuç verecektir
ve
de tarihe geçecektir!

DİREN ADALET… DİREN DEMOKRASİ!
=============================================
Dostlar,

Üstad Prof. Kongar‘ın bu çok önemli yazısı aynen bizim duygu ve düşüncelerimizi de yansıtıyor. Sözcük sözcük paylaşıyoruz içeriği ve bu onurlu direniş eylemini selamlıyoruz.

  • Selam olsun bu onurlu direniş ve özverili, meşru başkaldırışa!
  • Selam olsun CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, yürekli öncülüğü için..
  • Yuh olsun açık – örtük gözdağı verenlere ve kiralık kalemşorlarına..
    Kılıçdaroğlu’na bedensel güç ve direnç diliyoruz ileri yaşı nedeniyle.
    Psikolojik desteğe gereksinim duymayacak ölçüde siyasal bilinci olduğunu biliyoruz.
    Kendisine gerekli nitelikli tıbbi desteği verecek hekim meslektaşlarımzın çabasına da saygı!

    Evet, Mülkiye’li kıdemlimiz Kongar hocamızın isabetle kaydettiği ve siyasal tarihten, siyaset sosyolojisinden, siyaset biliminden… çok kesin olarak şu 3 gerçeği çok iyi biliyoruz :

1- Hiçbir iktidar sonsuza dek sürmez,
2- Bütün iktidarlar
 değişir,
3- Bütün diktatörlükler
 
ise yıkılır…

AKP = RTE de bu gerçekleri artık görüyor.. Tüm hırçınlıkları bundan.. İçte de dışta da ülkeyi duvara dayadılar. Atacakları adım kalmadı.. Yolun sonu görünüyor.. Yargılanacaklar..

Baksanıza, Milli Savunma Bakanı olacak imam zat, Manisa’da zehirlenen askerlerin yediği hindi etlerinde salmonella bakterisi üretilmesine karşın, hala “umudu” (!?) bölgedeki depremlere ve bu yüzden yeraltı sularına karışabilecek kimi toksik kimyasallara bağlayabilecek ölçüde kanatlandı! Bakan derhal kenara çekilmeli, gölge etmesin, ihsanı kendisine kalsın..

Ama bakınız, muazzam gaflarına karşın AKP = RTE önemli görevden almalar (adam harcama!) yap(a)mıyor.. Domino etkisini biliyorlar.. Birbirlerine panik içinde yapışmış durumdalar.. Sağduyulu AKP tabanı da artık bıktı, vicdanı kaldırmıyor..

Kağıttan kule / kaplan gibiler..
Halkımız üflese darmadağın olacaklar..
Az aldı, o günleri de göreceğiz.. Lanetli yıllar bitecek..

Diren Türkiye..

Sevgi ve saygı ile. 19 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

19 Mayıs’ı niçin engelleyemezsiniz!

19 Mayıs’ı niçin engelleyemezsiniz!

Emre Kongar

İstediğiniz kadar toplantı yasağı getirin… İstediğiniz kadar unutturmaya çalışın…
19 Mayıs’ın zihinlerdeki ve kalplerdeki yerini asla silemez…
Ve onu engelleyemezsiniz: Çünkü 19 Mayıs Ruhu ölümsüzdür!
***
Siz kutlanmasını yasaklamaya çalıştığınız bu bayramın arkasındaki “Devrimci Ruhu”,
“19 Mayıs Ruhu”nu bilmezsiniz:

19 Mayıs Ruhu işgal edilen bir toplumun düşmana karşı şahlanışıdır…
19 Mayıs Ruhu ezilen halkın Padişah’a karşı başkaldırışıdır..
19 Mayıs Ruhu emperyalizme karşı bağımsızlık savaşıdır…
19 Mayıs Ruhu bir milletin yeniden doğuşudur…
19 Mayıs Ruhu din/tarım imparatorluğundan çağdaş devlete sıçrayıştır…
19 Mayıs Ruhu Padişah’ın tek kişilik iradesi yerine Meclis iradesinin geçmesidir…
19 Mayıs Ruhu kölelikten vatandaşlığa geçiştir…
19 Mayıs Ruhu değişimdir, devrimdir, ilerlemedir…
19 Mayıs Ruhu uygarlıktır, çağdaşlıktır…
19 Mayıs Ruhu Cumhuriyettir, Laikliktir, Demokrasidir…
19 Mayıs Ruhu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür…
19 Mayıs Ruhu Türkiye Cumhuriyeti’dir!
***
ÖZETLE, 19 Mayıs Ruhu ZAFERDİR!
Çağdaş Türkiye’nin, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti’nin:
Hem Padişah’a yani Halife- Sultan’a karşı…
Hem galip devletlere yani emperyalizme karşı…
Hem de tarihin büyük bir ağırlıkla yüklediği, toplumsal, ekonomik ve siyasal geri kalmışlığa karşı zaferidir!
***
O kutlanmasını yasaklamaya çalıştığınız bayramın arkasındaki 19 Mayıs Ruhu’nu iyi öğrenin; bu ruh:
– Kendine güveni…
– Olanaksızın başarılmasını…
– Monarşinin çöküşünü…
– Milli Egemenliğin ilanını…
– Düşmana karşı zaferi…
– İşgal altında inleyen, çökmüş bir imparatorluktan yepyeni bir Cumhuriyetin doğuşunu…
– Bir egemenlik savaşının hem düşmanlara hem de Padişah’a karşı kazanılma sürecini…
– “Devrimci bir atılımı” simgeler.
Çünkü bu atılımın başlangıç tarihidir… Bu nedenle de ölümsüzdür!
***
Şimdi siz, baskıyla, ezerek, korkutarak, zulmederek, 19 Mayıs Ruhu’nu öldürmeye, yok etmeye çalışıyorsunuz: HAYIR! 
Bu ölümsüz ruhu yok edemeyeceksiniz…
Çünkü: DİRENECEĞİZ!
===============================
Dostlar,

Saygın insan Prof. Emre Kongar’ın bu nefis yazısını biz de ay-nen benimseyerek ve kendisine teşekkür ederek katılıyor, sizlerle paylaşıyoruz..
Aynen de böyle oldu bu gün; 19 Mayıs 2017 günü, 98. yılında kutsal Anadolu isyanının!
AKP yasakları vız geldi halkımıza çünkü bu fütursuz yasakçılık belki (?) şekil olarak yasal –
iç mevzuata uygundu ama hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hak ve özgürlükleri ile ilgili Andlaşmalara (başta AİHS!) aykırı, dolayısıyla geçersiz; hem de meşru değildi..

Ve Türk Ulusu meşru direniş hakkını kullanarak, AKP depotizmine ve hukuk tanımazlığına karşın 19 Mayıs bayramını tüm Türkiye’de onurla, şanla, cesaretle, görkemli ve uygarca kutladı.. Bu tablo ile övünmek gerekir..
AKP iktidarının ve Cumhuriyet – Atatürk düşmanlarının bu tablodan öğrenmeleri –
ders almaları gereken öyle çok gerçek var ki! Keşke anlayıp azıcık ibret alsalar ve bilerek sürdürülen bu ayrıştırma ve ötekileştirme ilkelliğine dayalı AKP tabanını pekiştirme – bir arada tutma ilkelliğinden vazgeçseler..

Sevgi ve saygı ile. 19 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com