Kılıçdar direniyor-2

Kılıçdar direniyor-2

Emre Kongar, Cumhuriyet, 18.6.2017

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran Perşembe günü saat 11’de, Ankara’da Güven Park’tan başlattığı, yaklaşık bir ay sürecek olan Adalet Uzun Yürüyüşü ne anlam ifade ediyor? Bu soruya tek kelimeyle yanıt verilirse, bu yürüyüşün anlamı “DİRENİŞ”tir.
Kılıçdaroğlu DİRENİYOR: DEMOKRASİ için ADALET için DİRENİYOR…
Hem içeridekiler hem de dışarıdakiler için DİRENİYOR!
Hiç kuşkunuz olmasın: Bu DİRENİŞ, toplumun duygu ve düşüncelerini yansıttığı, toplumca benimsendiği için, mutlaka somut bir sonuç verecektir!
***
Tarihin bize öğrettiği kesin ders,

hiçbir iktidarın sonsuza
dek sürmediği,
– bütün iktidarların
değiştiği,
– bütün diktatörlüklerin
ise yıkıldığıdır:


Nedir iktidar değişikliğinin altında yatan mekanizma?

Toplum durağan olmadığı, sürekli bir değişme halinde bulunduğu için, iktidarlar da mecburen değişirler. Toplumsal değişmenin arkasında ise: Uzun vadede, teknolojik değişme ve gelişmeler… Kısa vadede ise, insanların güvenlik ve refah anlayışları yatar.
Kısa ve uzun vadeli değişme güçlerinin siyasete taşınması ise örgütlenme ve eğitim ile olur.
***
AKP iktidarı:
Sahte bir demokrasi…  Sahte bir insan hakları…
Sahte bir özgürlükçülük… Sahte bir adalet…
Sahte bir refah…  Sahte bir güvenlik…
Vaadi, aldatmacası ve demagojisi üzerine kuruldu.
Şimdi bu iktidarın sahteliği ve sahteciliği ortaya çıktı
İktidar zemini ayaklarının altından kayıyor…
Bu kaygan zeminde tutunabilmek için, emir altına aldıkları yargı üzerinden,
insanları isyan ettiren olmadık önlemlere başvuruyorlar.
***
İşte Kılıçdaroğlu’nun ADALET YÜRÜYÜŞÜ ve DEMOKRASİ DİRENİŞİ
bu 
baskı ortamın yarattığı tepkisel bir eylemdir:

Bu yürüyüşün önemi, yaratacağı sonuçlar kadar, bizatihi kendisinin, bu SAHTE DEMOKRASİNİN, bu BASKI YÖNETİMİNİN tepkisel bir sonucu olmasından ve
halkın beklentilerini, duygularını yansıtmasından kaynaklanmaktadır.

Sabrı tükenmiş bir halkın,
“Bıçağın kemiğe dayandığı noktadaki” ADALET ARAYIŞINI ve
DEMOKRASİ DİRENİŞİNİ
temsil ettiği için, anlamlıdır, önemlidir, sonuç verecektir
ve
de tarihe geçecektir!

DİREN ADALET… DİREN DEMOKRASİ!
=============================================
Dostlar,

Üstad Prof. Kongar‘ın bu çok önemli yazısı aynen bizim duygu ve düşüncelerimizi de yansıtıyor. Sözcük sözcük paylaşıyoruz içeriği ve bu onurlu direniş eylemini selamlıyoruz.

  • Selam olsun bu onurlu direniş ve özverili, meşru başkaldırışa!
  • Selam olsun CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, yürekli öncülüğü için..
  • Yuh olsun açık – örtük gözdağı verenlere ve kiralık kalemşorlarına..
    Kılıçdaroğlu’na bedensel güç ve direnç diliyoruz ileri yaşı nedeniyle.
    Psikolojik desteğe gereksinim duymayacak ölçüde siyasal bilinci olduğunu biliyoruz.
    Kendisine gerekli nitelikli tıbbi desteği verecek hekim meslektaşlarımzın çabasına da saygı!

    Evet, Mülkiye’li kıdemlimiz Kongar hocamızın isabetle kaydettiği ve siyasal tarihten, siyaset sosyolojisinden, siyaset biliminden… çok kesin olarak şu 3 gerçeği çok iyi biliyoruz :

1- Hiçbir iktidar sonsuza dek sürmez,
2- Bütün iktidarlar
 değişir,
3- Bütün diktatörlükler
 
ise yıkılır…

AKP = RTE de bu gerçekleri artık görüyor.. Tüm hırçınlıkları bundan.. İçte de dışta da ülkeyi duvara dayadılar. Atacakları adım kalmadı.. Yolun sonu görünüyor.. Yargılanacaklar..

Baksanıza, Milli Savunma Bakanı olacak imam zat, Manisa’da zehirlenen askerlerin yediği hindi etlerinde salmonella bakterisi üretilmesine karşın, hala “umudu” (!?) bölgedeki depremlere ve bu yüzden yeraltı sularına karışabilecek kimi toksik kimyasallara bağlayabilecek ölçüde kanatlandı! Bakan derhal kenara çekilmeli, gölge etmesin, ihsanı kendisine kalsın..

Ama bakınız, muazzam gaflarına karşın AKP = RTE önemli görevden almalar (adam harcama!) yap(a)mıyor.. Domino etkisini biliyorlar.. Birbirlerine panik içinde yapışmış durumdalar.. Sağduyulu AKP tabanı da artık bıktı, vicdanı kaldırmıyor..

Kağıttan kule / kaplan gibiler..
Halkımız üflese darmadağın olacaklar..
Az aldı, o günleri de göreceğiz.. Lanetli yıllar bitecek..

Diren Türkiye..

Sevgi ve saygı ile. 19 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

19 Mayıs’ı niçin engelleyemezsiniz!

19 Mayıs’ı niçin engelleyemezsiniz!

Emre Kongar

İstediğiniz kadar toplantı yasağı getirin… İstediğiniz kadar unutturmaya çalışın…
19 Mayıs’ın zihinlerdeki ve kalplerdeki yerini asla silemez…
Ve onu engelleyemezsiniz: Çünkü 19 Mayıs Ruhu ölümsüzdür!
***
Siz kutlanmasını yasaklamaya çalıştığınız bu bayramın arkasındaki “Devrimci Ruhu”,
“19 Mayıs Ruhu”nu bilmezsiniz:

19 Mayıs Ruhu işgal edilen bir toplumun düşmana karşı şahlanışıdır…
19 Mayıs Ruhu ezilen halkın Padişah’a karşı başkaldırışıdır..
19 Mayıs Ruhu emperyalizme karşı bağımsızlık savaşıdır…
19 Mayıs Ruhu bir milletin yeniden doğuşudur…
19 Mayıs Ruhu din/tarım imparatorluğundan çağdaş devlete sıçrayıştır…
19 Mayıs Ruhu Padişah’ın tek kişilik iradesi yerine Meclis iradesinin geçmesidir…
19 Mayıs Ruhu kölelikten vatandaşlığa geçiştir…
19 Mayıs Ruhu değişimdir, devrimdir, ilerlemedir…
19 Mayıs Ruhu uygarlıktır, çağdaşlıktır…
19 Mayıs Ruhu Cumhuriyettir, Laikliktir, Demokrasidir…
19 Mayıs Ruhu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür…
19 Mayıs Ruhu Türkiye Cumhuriyeti’dir!
***
ÖZETLE, 19 Mayıs Ruhu ZAFERDİR!
Çağdaş Türkiye’nin, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti’nin:
Hem Padişah’a yani Halife- Sultan’a karşı…
Hem galip devletlere yani emperyalizme karşı…
Hem de tarihin büyük bir ağırlıkla yüklediği, toplumsal, ekonomik ve siyasal geri kalmışlığa karşı zaferidir!
***
O kutlanmasını yasaklamaya çalıştığınız bayramın arkasındaki 19 Mayıs Ruhu’nu iyi öğrenin; bu ruh:
– Kendine güveni…
– Olanaksızın başarılmasını…
– Monarşinin çöküşünü…
– Milli Egemenliğin ilanını…
– Düşmana karşı zaferi…
– İşgal altında inleyen, çökmüş bir imparatorluktan yepyeni bir Cumhuriyetin doğuşunu…
– Bir egemenlik savaşının hem düşmanlara hem de Padişah’a karşı kazanılma sürecini…
– “Devrimci bir atılımı” simgeler.
Çünkü bu atılımın başlangıç tarihidir… Bu nedenle de ölümsüzdür!
***
Şimdi siz, baskıyla, ezerek, korkutarak, zulmederek, 19 Mayıs Ruhu’nu öldürmeye, yok etmeye çalışıyorsunuz: HAYIR! 
Bu ölümsüz ruhu yok edemeyeceksiniz…
Çünkü: DİRENECEĞİZ!
===============================
Dostlar,

Saygın insan Prof. Emre Kongar’ın bu nefis yazısını biz de ay-nen benimseyerek ve kendisine teşekkür ederek katılıyor, sizlerle paylaşıyoruz..
Aynen de böyle oldu bu gün; 19 Mayıs 2017 günü, 98. yılında kutsal Anadolu isyanının!
AKP yasakları vız geldi halkımıza çünkü bu fütursuz yasakçılık belki (?) şekil olarak yasal –
iç mevzuata uygundu ama hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hak ve özgürlükleri ile ilgili Andlaşmalara (başta AİHS!) aykırı, dolayısıyla geçersiz; hem de meşru değildi..

Ve Türk Ulusu meşru direniş hakkını kullanarak, AKP depotizmine ve hukuk tanımazlığına karşın 19 Mayıs bayramını tüm Türkiye’de onurla, şanla, cesaretle, görkemli ve uygarca kutladı.. Bu tablo ile övünmek gerekir..
AKP iktidarının ve Cumhuriyet – Atatürk düşmanlarının bu tablodan öğrenmeleri –
ders almaları gereken öyle çok gerçek var ki! Keşke anlayıp azıcık ibret alsalar ve bilerek sürdürülen bu ayrıştırma ve ötekileştirme ilkelliğine dayalı AKP tabanını pekiştirme – bir arada tutma ilkelliğinden vazgeçseler..

Sevgi ve saygı ile. 19 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kadın ve yargıç bir Danıştay Başkanı!

Kadın ve yargıç bir Danıştay Başkanı!

Emre Kongar
Cumhuriyet, 12.5.17

***
Bütün akademik yaşamımı ve yazarlık kariyerimi “Demokratik, Laik ve Sosyal, Hukuk Devleti”nin gelişmesine adadım.
Bu açıdan, ailemden aldığım terbiyeyle de tam bir uyuşma halinde, hukukçulara, özellikle de yargıçlara büyük bir saygı besledim. Onların daima benim gibi ortalama vatandaşlardan daha yüksek bir meslek ahlakına, dolayısıyla daha üstün bir hak, hukuk ve adalet duygusuna sahip olduklarına inandım ve bunu savundum.
Zerrin Güngör, bir hukukçu ve bir yargıçtır.
Sadece bu niteliği bile kendisine büyük bir saygı ve güven beslenmesinin nedenidir.
***
Danıştay, ülkeyi yönetenlerin bütün yaptıklarının hukuka uygunluğunu denetleyen, insanları iktidarlara karşı koruyan, ayrıca Anayasa’nın “Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti” ilkesini kollayan en üst idare mahkemesidir.
Öğretim üyesi olarak, Danıştay’daki kültür ve sanatla ilgili davalarda defalarca “Bilirkişi” görevi yaptım. Ne denli titiz ve hukuka uygun çalıştıklarına bizzat tanık oldum. Müsteşarlık yaptığım dönemde, Bakanlıkta alınan bütün kararların hukuka uygun olmasına özen gösterdim; “Danıştay ne der?” sorusunu hep aklımda tuttum.
Zerrin Güngör Danıştay Başkanı’dır.
Bu niteliği ile de benim toplumsal hiyerarşik değerler sistemimin en üst sıralarında yer almaktadır.
***
Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Danıştay Başkanı Zerrin Güngör,
Danıştay’ın 149. Kuruluş Yıl Dönümünde, (bence tarihe geçecek) bir konuşma yapmış:

Tüm yetkileri tek elde toplayan, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini, Hâkimler Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinden 6’sını atama hakkına sahip kılınan Cumhurbaşkanı’na, tüm adalet mekanizmasını belirleme, ülkeyi KHK’lerle ve seçilmemiş yöneticilerle idare etme olanağı veren…
Böylece kuvvetler ayrımını ortadan kaldıran Halkoylamasını hatırlatıp:
“16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulan ve kabul edilen değişiklikle Anayasamızda var olan kuvvetler ayrılığı ilkesi daha da belirgin hale getirilmiştir” diyebilmiş.
Yüz bini aşkın kişinin işten atıldığı, binlerce yargı mensubunun, sivil ve asker bürokratın, medya mensubunun hapsedildiği, şirketlere, yayın organlarına el konduğu, Halkoylaması koşullarının baskı altında zehirlendiği
OHAL dönemi ve OHAL’de çıkarılan KHK’ler konusunda da:
“Olağanüstü halin ilanı ve bu süreçte kabul edilen KHK’lerin amacı, devletin kurumlarını terör örgütü mensuplarından arındırmak ve demokrasiyi korumak olup kişilerin hak ve özgürlüklerine, amaç dışında herhangi bir sınırlama getirilmemiştir biçiminde konuşabilmiş.
***
Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör bu konuşmasıyla, Anayasasında “Demokratik, Laik ve Sosyal, Hukuk Devleti” yazan Türkiye Cumhuriyeti’nde artık hiç kimsenin idare (iktidar) karşısında güvencesi kalmadığını ilan etmiş…
Ayrıca benim yaşamım boyunca inandığım ve savunduğum bütün toplumsal, siyasal ve akademik değerleri de sıfırlamış bulunmaktadır!
BEN BU DEĞERLERİM İÇİN DİRENMEYİ SÜRDÜRECEĞİM!
====================================
Dostlar,

Sayın Kongar’ın bir başka makalesini irdelerken önceki gün (11.5.17) sitemizde biz de konuya değindik (http://ahmetsaltik.net/2017/05/11/emre-j-kongar-16-4-17-buda-ve-gbu-43-moab/) :
*****
… “Danıştay başkanı dün, akıl almaz biçimde 15 Temmuz sonrası görevden atılmaların – tutuklamaların hukuk dışı olmadığın söyleyebildi! Aynı başkan, 16 Nisan halkoylaması sonucuna katılan hile sonrasında Türkiye’de güçler ayrılığının iyice yerine oturduğunu da buyurdu!
Tam iktidar ağzı.. Hızını almayıp, apaçık TAM KANUNSUZLUK yapan YSK yargıçlarını haklı olarak sert eleştiren CHP Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu‘na laf yetiştirdi!

Ne yapsak, ne etsek de bu kadıncağıza iktidar olarak teşekkür etsek? Ne görev ve paye versek Danıştay başkanlığından daha yüksek? Gerçekten hukuk eğitimi almış, hukuk etiği okumuş, hukukun üstünlüğünü içselleştirmiş hangi hukukçu bu sözleri söyler ya da onaylar??
Zerrin hanım, Türk – Dünya hukuk ve uygarlık tarihinde hak ettiği mümtaz yeri bulacaktır. Çoook yazık Türkiye’ye çooook yazık.. Danıştay Başkanı açıkça “ihsas-ı rey” yaptı!
*****
“Evet, tek adam rejimi getiriyoruz” 
sözleri bizzat, artık yeniden AKP’li Erdoğan ve Başbakan’ın ağzından dökülür ve saklanamayan gerçek itiraf edilirken; Danıştay başkanı yüksek yargıç Zerrin Göngör’ün tam da tersine güçler ayrılığının pekiştirildiğini söyleyebilmesi gerçekten akıllara seza bir durumdur. Bir bölümü AKP’li sokaktaki milyonlarca yurttaş bile bunca yetki bir adama verilmez.. gerekçesiyle halkoylamasında “hayır” oyu kullanırken, en yüksek idari yargı organı 149 yıllık Danıştay’ın başkanının bu yalın gerçeği görmemesi, görememesi anlaşılır şey değildir, kabul edilmesi olanaksızdır. Hukuk Fakültesi 1. sınıfında Anayasa Hukuku dersi alan öğrenciler bile, Türkiye’ye dayatılan “Cumhurbaşkanlığı” sisteminin siyasetbilimi yazınında (literatüründe) yer olmadığını, dünyada benzerinin bulunmadığını (neverland!), ucube bir despotik rejim olduğunu anlayabilir.. Taa 1789’da Fransız Yurttaş Hakları Bildirisinde “güçler ayrılığı olmayan ülkede anayasa yoktur!” yazılmış iken (md. 16), Yüce Atatürk’ün devrimleri sayesinde o yüce makama gelen kadın Danıştay başkanı Zerrin hanım bilim dışı söylemi nasıl dillendirebilmiştir?

Danıştay Başkanı yüksek yargıç Zerrin hanım da korkmakta mıdır AKP – RTE’den?
Niçin korkmaktadır? Ya da bir beklentisi mi vardır?

Belki de her şeyden önemlisi / ürkünç olanı, yargıç tarafsızlığını yitirmiştir. Üstelik adli değil idari yargıçtır ve Anayasa’nın 125. maddesi gereği İdarenin her türlü işlem ve eyleminin, önlerine getirildiğinde hukuka uygun olup – olmadığının kararını vermek için yargı denetimi yapacaktır.

  • Zerrin hanım görevinden istifa etmek zorundadır..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 14 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

1 Mayıs’ı hapiste kutlamak

1 Mayıs’ı hapiste kutlamak

Emre Kongar
Cumhuriyet, 1 Mayıs 2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

2. Silivri Trajedisi’ni yaşadığımız şu günlerde kutlayacağımız
1 Mayıs sırasında, pek çok yazar, çizer, gazeteci, medya yöneticisi hapiste.

Bunların bir bölümü, 1. Silivri Trajedisi’ni yaratmakta büyük sorumluluk taşıyanlar.
Bir bölümü ise bu trajediye ya açıktan ya da suskun kalarak destek verenler. Elbette o trajediye karşı çıkan ve “Adalet” diye, “Demokrasi” diye, “Hukuk” diye direnenler de var aralarında.
***
Ben 1. Silivri Trajedisi zamanında yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler karşısında, “Yapmayın etmeyin, Hukuk ve Adalet bir gün size de gerekir.” diye çok söyledim ama kimseye dinletemedim.
Ne zaman ki iktidar ortakları, Gülen Cemaati ile AKP, birbirlerine düştüler ve kavgaya giriştiler, işte o zaman 1. Silivri Trajedisi’nin hesabı da sorulmaya başlandı:
Ama bu hesaplaşma da Hukuk Devleti ve Adalet ilkeleri çerçevesinde olmayınca
“2. Silivri Trajedisi”
ortaya çıktı.
***
Ben, iktidar mücadelesi yapan gruplardan bağımsız olarak, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti’nden yanayım:
Onun için de sürekli bir biçimde, her zaman, HERKES İÇİN Demokrasi’yi, İnsan Hakları’nı, Hukuk Devleti’ni ve Adalet’i savunuyorum.
Halkın, milletin, seçmenin, adına ne derseniz deyin, iktidarı belirleyen ve farklı parçalardan oluşan büyük kitlenin, Adalet’i ve Barış’ı, ancak İnsan Hakları’na dayalı bir Hukuk Devleti içinde bulabileceğine inandığımdan,
HERKESE “Demokrasi için Dİ – REN” diyorum.
Bu nedenle de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB ortak eylemi olan bu yılki 1 Mayıs kutlamaları için yayımlanan bildiriyi destekliyorum.
Bu bildiride yer alan ilkelerin demokrasiyi güçlendireceğine ve böylece, hapisteki yazar, çizer, gazeteci, medya yöneticisi olan bütün insanların uğradıkları haksızlık ve hukuksuzlukların önlenmesine de yardımcı olacağına inanıyorum…
Ve diliyorum ki onlar da, ister içeride isterse dışarıda olsunlar, her zaman, HERKES İÇİN bu ilkeleri desteklesinler.
***
“Devletin tüm olanaklarının kullanılmasına, teksesli medyaya, hayır diyenlerin engellenmesine rağmen yurttaşların en az yarısı (Halkoylamasında) Hayır dedi.” Böyle bir anayasa değişikliği ile ülke huzur, barış ve istikrar bulamayacaktır.”
“Türkiye’nin acil ve yaşamsal ihtiyacı eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve sosyal bir Anayasadır.”

  • “Halkın en az yarısının Hayır dediği bir rejim değişikliğini, cebren ve hile ile
    meşrulaştırma girişimlerine karşı 2017 1 Mayıs’ı çok daha anlamlı ve önemli hale gelmiştir.”
    “2017 1 Mayıs’ı, milyonların ‘hayır’lı buluşmaları olarak örgütlenecektir.”
    “Yüz binin üzerinde kamu emekçisini ve işçiyi, haklarında hiçbir yargı kararı
    bulunmadan işinden eden Kanun Hükmünde Kararnamelere, OHAL fermanlarına ‘Hayır’ demek için 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız.”
    “Halkın seçtiği vekillerinin yaptığı Seçim Yasası’nı yok saymayı marifet bilen YSK örneğinde olduğu gibi, adaletin çivisinin çıktığı, Meclis’in tamamen yok sayıldığı
    tek adam rejimine
    1 Mayıs meydanlarında tüm gücümüzle ‘Hayır’ diyeceğiz.”
    ***
    1 Mayıs 2017’de, başta Cumhuriyet gazetesi mensupları olmak üzere, hapistekileri asla unutmuyorum… Haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan herkesin sorununun ancak Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti ilkelerinin ödünsüz uygulanmasıyla çözülebileceğine inanıyorum…
    Bu duygularla, içerideki ve dışarıdaki herkesin 1 Mayıs Bayramı’nı
    “Demokrasi için DİREN” diyerek kutluyorum.
    =======================================
    Dostlar,

Sn. Kongar’ın bu yazısı da öbürleri gibi çok değerli. Öncelikle “1 ve 2. Silivri Trajedisi”
biçiminde kavramsallaştırması kayda değer ve tutabilir.
DİSK, KESK, TMMOB, TTB’nin 1 Mayıs basın açıklamasını temel almakta ve desteklemekte. Bu açıklamaya biz de web sitemizde yer verdik Sn. Kongar’ın makalesinden önce. 2 noktada çekincelerimiz oldu, onları açıkladık ilgili yazımızda.. (HAYIR’ını al da gel: Emek, barış, demokrasi için yaşasın 1 Mayıs!)

Biz de,  içerideki ve dışarıdaki herkesin 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyor ve
“Demokrasi için DİRENİN” çağrısı yapıyoruz.

Anayasanın 2. maddesini tam olarak, kendi bütünlüğü içinde sistematik olarak anımsamanın
çok gerekli olduğunu düşünüyoruz :

  1. Cumhuriyetin nitelikleri
    Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti,
    – toplumun huzuru,
    – milli dayanışma ve
    – adalet anlayışı içinde,

    1. insan haklarına saygılı,
    2. Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
    3. Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
    4. demokratik,
    5. laik ve
    6. sosyal bir
    7. hukuk Devletidir.
    ****
    Görüldüğü gibi, 2. maddede sayılan Cumhuriyetimizin nitelikleri 3 gerekçeye dayalı :
    – toplumun huzuru,
    – milli dayanışma ve
    – adalet anlayışı..
    Ardından Cumhuriyetimizin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek 7 özelliği sıralanıyor. İlk özellik “insan haklarına saygılı” olmadır ve övünç kaynağıdır. Bu Anayasa (1982 Anayasası) “Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan” betimlemesi ile Anayasanın metnine dahil olan “Başlangıç” bölümüne gönderme yapmakta ve bu bölümü pekiştirmekte
    hem de 2. madde içeriğini gerekçelendirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti anayasasının değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez temel nitelikleri sayılırken genellikle bir klişe olarak 4 temel (Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk devleti) özellik sayılmaktadır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez, birbirini tamamlayan 7 temel özelliği 2. maddede sıralanmaktadır.AKP – MHP kutsal (!) ittifakı, 16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması ile bu maddenin arkasından dolanarak Cumhuriyetimizin temel niteliklerini yozlaştırarak değiştirmişlerdir.

    Güçler ayrılığının olmadığı bir anayasa metni demokratik olamaz hatta ANAYASA sayılamaz!
    (Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi md. 16)

    Gerçekte Anayasa Mahkemesi de devre dışı bırakılarak göstermelik kılınmıştır.
    18 maddelik değişiklik ne yazık ki hile ile, cebren “evet” olarak onanmış sayılmıştır.
    Gerçekte, YSK ne derse desin, kazanan “HAYIR” olmuştur.
    Diliyor ve umuyoruz ki AİHM, insanlığı utandıran bu hile ve sahteciliği
    devasa bir insanlık hakkı ihlali sayarak gayrımeşruluğu belgelesin..

    Bu nedenlerle bu gün, 1 Mayıs 2017 günü işçinin – emekçinin bayramını kutlamak ve DEMOKRASİ İÇİN DİRENMEK, TEK ADAM DAYATMASINA “HAYIR” demek için alanlarda olmalıyız.. AKP iktidarının güvenlik önlemleri abartılı ve bir korkuyu – kaygıyı
    (Gezi benzeri bir kıvılcım!) dışavuruyor. Ne yazık ki Taksim gene emekçilere kapalı.. Yazık..

Sevgi ve saygı ile. 30 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Emre Kongar

Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Bence Atatürkçülük ya da Kemalizm, her ne ad verirseniz verin,
“BİLİM VE AKIL YOLUDUR”…
  
Başka bir şeye indirgenemez!
“Başka bir şeye indirgenemez” derken, her türlü “indirgeyiciliği” kastediyorum:
Atatürk, ne sadece “İstiklal Savaşı Komutanı”dır…
Ne de sadece “Atatürk Devrimlerinin Filozofu ve Uygulayıcısı”!
Yani kısacası:
Ne sadece “Asker”dir…
Ne sadece “Düşünür”…
Ne sadece “Politikacı”…
Ne sadece “Devlet Adamı”…
Ne sadece “Anti-Emperyalist”…
Ne de sadece “Cumhuriyetçi”dir…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yukarıda saydıklarımın hepsi ve daha da fazlasıdır:

Her dönemde ve her coğrafyada, o dönem ve o coğrafya için çağdaş bilimlerin ve
aklın gösterdiği yolu, çözümleri
temsil eder!
***
Değerli gazeteci-yazar Kerem Çalışkan, Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası, 20 Eylül 1917adlı son kitabı ile sadece tarihe değil, günümüze de ışık tutuyor! Çalışkan, tam yüz yıl önce, Mustafa Kemal tarafından, 1. Dünya Savaşı koşullarında, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver, Sadrazam Talat ve Şam’daki 4. Ordu Komutanı Cemal Paşalara “Zata Mahsus” olarak yollanmış muhtırayı mercek altına almış ve bugün de anlamlı olan şu sonuçları çıkarmış:

1) Milli Politika. Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu.
“Alman Sömürgesi” Olmaya Güçlü itiraz. Bulgar Milliyetçiliği Örneği.
İttihat ve Terakki’nin Programsızlığı. Alman Islah Heyetine Muhalefet.
2) Halkçı Muhalif Söylem.
Siyaseten Muhalefet.
Siyasal Eleştiri. Halkçılığın Başlangıcı.
3) Ordu Çökmüştür Saptaması.
Ordu Gerisindeki Halkın Güçlendirilmesi.
4) Sorumluluk Cesareti.
5) Siyasal Öngörü. Osmanlı’nın Çöküşü. Almanya’nın Yenilgisi. Filistin’in Kaderi.
6) Gerçekçilik.
7) Medeni Cesaret.
8) İsyan Ruhu. İsyan ve Sürgünle Dolu Bir Yaşam.
9) Tarih Bilinci. Devirler Arası Çizginin Teşhisi.
10) Liderlik Bildirgesi.
***
Kerem Çalışkan, bu “İsyan Muhtırası”nı, Mustafa Kemal’in İstiklal Savaşı öncesi hazırlık dönemi çerçevesinde irdelemiş ve değerlendirmiş… “Muhtıra”da, İstiklal Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in, bugünlere dek uzanan ipuçlarını görüyoruz:
Baharı müjdeleyen “Nisan Yağmurları Altında”…
Hiç kurtulamadığım “Siyasal Romantizm” etkisiyle:

Hayır deyin, direnindiyor diye okudum ben bu “Muhtırayı!”
===================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli Kongar hocamıza… Gerçekte, Batı emperyalizmi ile birlikte asıl sorumlu oldukları Suriye / Idlip sarin gazı saldırısını – faciasını bile günlük siyasete alet ederek halkoylamasında “evet” için kullanan anlayışa çoook güçlü hem de çooook güçlü bir “HAYIR” demenin, halkı aptal yerine koyan iç – dış politika fiyaskolarını kesin olarak veto etmenin, 16 Nisan’da hep birlikte HAYIIIIRRR! diye haykırmanın vakti – saati gelip çatmıştır sevgili halkımız.

Vebalin ağır, tarihsel sorumluluğun çoook ağırdır!
Çare, anayasa değişikliği üzerinden köleleştirilmene – yurtsuz ve onursuz bırakılmana, bölünme, kan ve göz yaşına kendin ve gelecek kuşaklar adına HAYIIIIRRRR demekte!

Sevgi ve saygı ile. 06 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com