EKONOMİ NEREYE GİDİYOR?

Cumhuriyet, 11.08.2020

Son bir aydır iç politika ile ilgili siyasal tartışmalar sürüp gidiyor. Ayasofya’nın ibadete açılması, İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı’na davet edilmesi, CHP’li İnce’nin yeni parti kurma girişimleri, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmek istenmesi gibi konular gündemi işgal ediyor.

Ancak asıl gündemin ekonomi olması gerekir. Geçen hafta tüm ekonomik göstergeler altüst oldu. Merkez Bankasındaki döviz rezervlerinin erimesiyle birlikte Türk ekonomisinde giderek artan sıkıntılı durum, dolar, Avro ve altındaki rekor artışları gerçekleştirdi. Bu artışların rakamsal anlamı şudur: Yılbaşından bu yana Türk Lirası %24 oranında değer kaybetmiş bulunuyor. Çok çarpıcı bir gerçek şudur:

2018 yılı başında (Ocak- Şubat 2018) Dolar 3.75 TL düzeyindeydi. İki yıl sonra Ocak 2020’de dolar 5.98 TL düzeyini gördü. Ocak ayından bu güne, 7 Ağustos 2020’de Dolar 7.37, Avro 8.71, Cumhuriyet Altını 3,234 TL ve 1 gram altın 485.40 TL düzeyine yükseldi. Bu ekonomik yapının faturası kuşkusuz doğrudan olarak yurttaşın sırtına yükleniyor.

Bu yüksek kur, sofraya gelecek olan her ürünün zamlanmasına, faizlerin ve kredi maliyetlerinin artmasına neden olacaktır. Bu durum karşısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta ekonominin kriz içinde değil, olumlu bir tırmanışta olduğunu söyledi. AKP’nin sözcüleri, ekonomiyle ilgili eleştirileri, “kriz senaryosu” olarak niteledi ve “Bu senaryo boşa çıkacak, Türkiye yükselmeye devam edecek” dediler.

AKP’nin, içinde bulunduğumuz bu ekonomik gerçeği, “kriz senaryosu” olarak nitelemesine karşı, Cumhuriyet gazetesi konuyu “senaryo değil kâbus” olarak 1. sayfadan ve tam manşetle değerlendirdi. Cumhuriyet gazetesi ekonomik değerlendirmesinde, asgari ücretin eridiğini, yurttaşın evine götürdüğü ekmeğin küçüldüğünü, istihdamın yavaşladığını, özellikle dış borç ödemelerinin zorlaştığını, üretim maliyetlerinin arttığını, büyümenin ve istihdamın yavaşladığını ve enflasyonun yükselerek hayat pahalılığının daha da artacağını açık bir biçimde ortaya koydu.

Gazetemizin deneyimli ve birikimli ekonomi yazarları “bu gidişle, daha sert ekonomik dalgalar gelebilir” yorumunu yaptılar.

Nedenler Çok

Ekonomik durumun bu tehlikeli düzeye gelişinde AKP’nin temel ekonomik politikaları etkili olmuştur. Örneğin Türkiye, son 2 yıldır Dolar kurunu sabit tutmak için ne yazık ki döviz rezervlerini hovardaca harcamıştır. Bir ülkede döviz sıkıntısı varsa, enflasyon dizginlenemiyorsa, tasarruflar kısıtlıysa, Merkez Bankası çok dikkatli hareket etmek zorundadır. Son bir yıldır, Merkez Bankası’nın bilimsel temellere dayanmayan faiz politikası, açıkçası duvara çarpmıştır.

Tam bugünlerde Uluslararası Para Fonu (IMF), “Dünya Ölçeğinde Covid-19 ve Küresel Dengesizlikler Raporu”nu açıkladı. (6.8.2020) IMF’nin raporunda, Türkiye konusunda çarpıcı noktalar var. Kısa bir özet verelim :

1- Türkiye’nin brüt döviz rezervlerinde erime vardır. Ocak-mayıs dönemindeki 5 aylık süreçte Türkiye’nin döviz rezervleri 22 milyar $ azalmıştır.
2- Merkez Bankası rezervlerinin düşük olması Türkiye’yi ekonomik alanda savunmasız bırakmaktadır.
3- Hızlı kredi büyümesi denetim altına alınmalıdır.
4- Merkez Bankası para politikalarında titiz davranarak güvenilirliğini güçlendirmelidir.

Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) sevmeyebilirsiniz… Kapitalist dünyanın bir denetleme ve yaptırım aracı olduğu da doğrudur. İtirazlar bu temel gerçeği değiştirmez. Ancak bugünün ekonomi dünyasında IMF’nin, uluslararası bir konumu olduğu gerçeğini dikkate almak zorundayız. İç siyaset her türlü şamatayı, gereksiz körükleme ve gerçeklere uymayan demagojileri kaldırır. Ancak özellikle ekonomi alanı bilimsel gerçeklere uymayan bu körüklemelerden olumlu yönde etkilenmez. Tersine olumsuz etkilenir. Ekonomi dünyasının gerçeklerini demagoji yaparak örtemezsiniz.

Erdoğan’ın ekonomi modeli özetle şöyledir: Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yüksek israf, yüksek cari açık, yüksek döviz rezervleri açığı…

Artık Erdoğan’ın bu ekonomik modelinin sonuna gelinmiştir.

Ekonomide, Türkiye’nin yükselmeye devam eden güç olduğu iddiasını bırakıp, gerçeklere ciddi olarak eğilmenin zamanı geldi ve geçmektedir.

 

 

 

Ekonomideki İllüzyonlar

KENDİME YAZILAR…

Ekonomideki İllüzyonlar

İllüzyon ya da yanılsama, gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Algılama sırasında oluşan yanılsamalar bazen kendiliğinden ortaya çıkar. Çölde, güneşin kumdaki yansımalarını su birikintisi sanmaya yol açan serap gibi algılamalar kendiliğinden oluşan yanılsamaya örnektir. Bazen de birisinin yarattığı illüzyonlar algılamamızı etkileyebilir. İç tarafı siyah kadifeyle kaplı bir kutunun içinde kaybedilen eşya tipik bir illüzyon gösterisidir. Kutunun içinde aynı renk kadifeyle kaplı cebi ya da bölmeyi renk aynılığından dolayı kimse fark etmez. Bu gibi yanılsamaya yol açan oyunları yapanlara illüzyonist deniyor.

Özellikle parasının iç değer kaybının (enflasyon) ve dış değer kaybının yüksek olduğu ekonomilerde karşılaşılan birçok olay, ortaya çıkardığı farklı görünümler nedeniyle yanılsamalara yol açar. İnsanların gayrimenkulleri ikinci elden satışa çıkardıkları zaman karşılaştıkları yanılsamalar buna örnek oluşturur. Diyelim ki bir kişi 2010 yılı 7 Temmuz günü 1 milyon liraya satın aldığı bir konutu 2020 yılının 7 Temmuz günü 2,5 milyon liraya satmış olsun. İlk bakışta bu işlemden 1,5 milyon lira kazanmış görünür. Bu, tipik bir yanılsamadır. 7 Temmuz 2010’da USD/TL kuru 1,55 idi. Yani o tarihte 1 milyon lira ile dolar satın almış olsaydı 645 bin doları olacaktı. Bugün USD/TL kuru 6,86 olduğuna göre 645 bin doların karşılığı 4,4 milyon lira ediyor. Bu durumda bu kişi döviz almak yerine gayrimenkul alarak 1,9 milyon lira kaybetmiş olmaktadır ( söz konusu tarihlere ait satış kurları için kaynak: TCMB.) Bu on yılda 1,9 milyon liradan az kira geliri elde etmişse (ki o kadar kira geliri elde etmesine olanak yok) yine de zararda olacaktır.

Ekonomi biliminde illüzyon sözcüğü ilk kez İtalyan iktisatçı Amilcare Puviani tarafından 1897 tarihli “Teoria della illusione nelle entrate publiche” ve 1903 tarihli “Teoria della illusione finenziaria” adlı kitaplarda mali illüzyon biçiminde kullanılmıştır. Puviani’ye göre eğer kamu gelirleri ve özellikle vergilerin miktarı halk tarafından tam olarak bilinmezse, halk, kamu kesiminin olduğundan düşük maliyetle çalıştığını zanneder ve kamu harcamalarının artırılmasına itiraz etmez. O nedenle de hükümetler topladıkları vergiyi daha düşük göstermek için bir bölümünü gizlemeye yönelebilirler.

Türkiye’de mali illüzyon, vergi gelirlerinin düşük gösterilmesinden çok kamu harcamalarının düşük gösterilmesine yönelik bir yaklaşım olarak çıkıyor karşımıza. 1980’lerde kamu harcamalarının hızla artması sonucu bazı kalemlerin bütçe dışı fonlara devredilmesi yoluyla harcama artışlarının kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırılması yoluna gidilmişti. Bugün de benzeri uygulamalar Varlık Fonu ve kamu bankaları eliyle yürütülüyor. Böylece kamu kesiminin gerçek harcama miktarı saklanmış oluyor.

Merkez Bankası da ilginç illüzyonlara başvuruyor. Enflasyon hedeflemesi yöntemi uygulayan Merkez Bankası, hiçbir zaman tutturamamış olsa da her yıl %5’lik enflasyon hedefi koymaya devam ediyor. Aslında uyguladığı para politikasıyla enflasyonu etkileyebilecekmiş gibi bir illüzyon yaratıyor ve bunun anlaşılmaması için faizi indirmeye devam ediyor. Merkez Bankası, önceleri kuru denetleyebilmek için rezervlerden döviz satışı yaparak bir başka illüzyon daha yaratırdı, son dönemlerde bu görevi kamu bankalarına devretti.

Şimdilik ekonomideki illüzyonlar ikna edici görünüyor. Bakalım insanlar kutunun içindeki bölmeyi ne zaman fark edecek? (9 Temmuz 2020)

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

KORONA VİRÜS SALGINININ EKONOMİ-POLİTİĞİ

KORONA VİRÜS SALGINININ
EKONOMİ-POLİTİĞİ


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı   
profsaltik@gmail.com

Sn. Ufuk Söylemez (eski Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı), 23 Mart 2020 gecesi bizi HALK TV‘deki programına davet etti. Korona salgını Bilim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniv. Tıp Fakültesinden çalışma arkadaşımız Sn. Prof. Dr. Alpay AZAP ile birlikte güncel salgını 3 saate yakın süre kapsamlı irdeledik. Sn. Söylemez Ekonominin son derece zor – ağır – kırılgan koşullarda olduğunu programda zaman zaman söyledi ise de, özveri göstererek sözü daha çok biz 2 hekime bıraktı. Biz de bu konuyu yazmasını rica ettik ve “Zor zamanlar Olağandışı kararlar!” başlıklı makalesini yayınladık (http://ahmetsaltik.net/2020/03/27/zor-zamanlar-olagandisi-kararlar/).

Söz konusu makale zarif eleştiriler içeriyor, yol da gösteriyor. Emisyon = Para basma öneriyor Sn. Söylemez.. Çünkü devlet tahvillerimize uluslararası pazardan %7-8 dolayında Dolar olarak faiz ödemeyi üstlenmemize (taahhüt etmemize) karşın istem yok, borç veren yok ülkemize! Oysa karşılıksız para basmanın faturasını biliyoruz, enflasyon.. Bunun bedelini de gene yoksullar – orta sınıf ödüyor..

Yukarıda değindiğimiz HALK TV programında (23 Mart 2020, saat 21:00 – 24:00, 1. bölüm : https://youtu.be/NeX0QtFuib4 veya https://youtu.be/NeX0QtFuib4?t=34  2. Bölüm : https://youtu.be/4lV1oYGtWS0   3. bölüm : erişemedik.. site okurlarımız erişir ve bize bildirirse seviniriz..) biz ise, Mülkiyeli şapkamızla, üst gelir dilimlerinden ek vergi alınmasını önerdik. Örnek olarak 2010 Nisan’ında ABD Başkanı Obama’nın OBAMACARE olarak adlandırılan sağlık reformu programını verdik.

Hemen hemen hiçbir sağlık güvencesi olmayan 50 milyon (6 kişiden 1’i o dönemde) hiç olmazsa çok altta kalan 30 milyonu için, sınırlı da olsa sağlık güvencesi sağlanması düşünülmüştü. Kişi başına 3 bin $ /yıl kaynak gerekiyordu oldukça sınırlı bir sağlık güvencesi için. O sıralar ABD’de kişi başına ortalama yıllık sağlık gideri 10 bin $ p.c./p.a. (kişi başına / yıllık; per capita / per annum) idi. 10 yıl boyunca gereksinim duyulan kaynak 3 bin $ x 30 m nüfus x 10 yıl süre.. 900 milyar $ ya da 0,9 trilyon $ idi. Üst gelir dilimlerine %1-2 ek vergi kondu. Para babaları, Kongre’de Başkan Obama hükümetinin yıllık bütçesini engelleyerek devleti felç ettiler..
****
Biz, benzer bir öneri ile, bu olağanüstü dönemde Türkiye’nin zenginlerinden bir tür servet vergisi / varlık vergisi alınmasını önerdik bağış kampanyası önerisine karşılık Sn. Söylemez’in.

– Halkın çok yoksullaştırıldığını,
– işsizliğin aşırı yüksek ve
– gelir dağılımının olağanüstü adaletsiz olduğunu ekledik.

Ek olarak, Türkiye’nin Dolar milyarderlerinin bu servetlerini Türkiye’de kazandıklarını, içinde bulunduğumuz çok zor dönemde kendilerinin de ellerini taşın altına sokmalarının gerekli olduğunu belirttik.

  • 1 Dolar milyarderi = 1 milyon yoksul!

Ayrıca, 1942’de İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken 2. Dünya Paylaşım Savaşı’nın bunaltıcı koşullarında da Türkiye’nin bekası için Varlık Vergisi Yasası’nın çıkarıldığını, uygulamada kimi yanlışlar yapılmış olsa da ilke olarak o politikanın tek seçenek ve doğru olduğunu ekledik.

  • AKP iktidarında son 20 yılda ülkemizden 3 Tr $ kaynak çıktığını ancak 1 Tr $ girdiğini ve 2 Tr $ gibi muazzam bir ulusal servetimizin yurt dışına bu iktidar tarafından rant olarak aktarıldığını (Prof. Dr. Bilsay Kuruç, 19 Mart 2020, Cumhuriyet, M. Balbay ile söyleşi),

bu yaşamsal sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğin vurguladık. Sağlık sektörüdeki rant aktarımı da dahil.. her yıl birkaç on milyar $.

Tasarruf, SOSYAL DEVLETkamucu sağlık hizmeti ve KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE MUTLAK BİR ÖNCELİK gerekliliğinin altını çizdik..

25 Mart 2020 akşamı KRT‘deki programda da Türkiye’nin Dolar milyarderi sayısı bakımınan dünyada çok önlerde geldiğini, son 20 yılda özellikle bu sayının çok büyüdüğünü anımsatarak, 45 dolayında Dolar milyarderinin 100’er milyon $ gönüllü bağış yapmasını önerdik. Yaklaşık 4,5 milyar $ kaynak, günümüz kuru ile 1 $ = 6,4 TL’den hesaplanırsa yaklaşık 29 milyar TL yapar ki, devasa kaynak gereksinimine bir merhem olur..

Benzer finansal önerileri dün (26 Mart 2020) sabahı VERYANSIN TV’de de seslendirdik.
(KORONAVİRÜS YANGINI İÇİN İÇİN SÜRÜYOR | ÇÖZÜM NE?
https://youtu.be/x0HcoRv2KvY)

Ne hazindir ki, dün, 26 Mart 2020 günü, Türkiye ve Dünya küresel salgın ile (Pandemi) boğulurken / boğuşurken, AKP = Erdoğan / TEK ADAM rejimi, “huylu huyundan vazgeçer mi?” dedirtircesine, toplumun sinir uçlarıyla oynayarak, İstanbul Kanalı kapsamında 2 köprünün taşınması ihalesini yaptı!?

Gerçekten ibretliktir, AKP kendi ayağına neden bu denli sıkar, anlaşılmaz..
***
Bağlarsak; bu sitede hep yaptığımız gibi, test sayısını artırarak taşıyıcı – hasta bulmayı hızlandırmayı ve gerekli tıbbi hizmeti de vererek salgını çok uzatmadan sonlandırmayı hedeflemeyi öneriyoruz. Uzayan salgın, zaten olağanüstü hasta / kırılgan ekonomiyi, ayağa kaldırılamayacak derecede çökertebilir!

Ne var ki, ilk olgunun Çin’den bildirildği 31 Aralık 2019’dan günümüze 3 aya yakın bir zaman geçmesine karşın hala şu testi uygulayalım / bu testi uygulayalım aşaması geride bırakılabilmiş değildir.. Birkaç sahra hastanesi de yapılmadı.. Ya da boş tatil köyleri, dev otellerin hastane – karantina yerleri olarak kiralanması, satılamayıp boş bekleyen yüzbinlerce konut fazlası ve TOKİ evleri de..

Hala temel tıbbi lojistik sıkıntısı yaşanıyor daha başında salgının.. Caaaaaanım Türkiye’miz etil alkolü bile dışarıdan satın alıyor! Tıbbi maske kıtlığı üzüntü verici..

Korona salgınını AKP = Erdoğan iktidarı iyi yönetemiyor.. başından beri, 18 yıldır Türkiye’yi çoooooooooooooooooooooooook kötü yönettiği gibi.. Sözde toplantı yapıp görüş alıyor toplumdan ama yasal kurum Türk Tabipleri Birliği’ni akıl almaz biçimde dışlıyor!?

Ekonomi yangın yeri, ama Anayasal bir Kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey (AY md. 166) bir türlü toplantıya çağrılmıyor!? Damat Hazine Bakanı Albayrak, 2019 için 2,5 milyon istihdam yaratılacağını buyurmuştu ama, TÜİK geçen yıl 932 bin yeni işsiz oluştuğunu açıkladı!

AKP = Erdoğan rejimi, anamuhalefet CHP’nin 13 maddelik ciddi ve akılcı önerilerine kör ve sağır!

Bu hazin ve ağır tablo da AKP iktidarını BİLİMSEL AKILCILIK zemini ve eksenine çek(e)meyecekse ne çekebilir?

Geriye ağır yaralı ama mutlaka iyileşecek bir Türkiye ve seçim sandığına gömülerek tarihin çöp sepetine atılan bir yığın siyasal parti gibi, AKP mevta kalır..

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2020, Ankara

Ekonomide Durum Tespiti

Ekonomide Durum Tespiti

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
http://www.mahfiegilmez.com/2019/09/ekonomide-durum-tespiti.html? 16.09.2019

Durum tespiti; içinde bulunulan durumun niteliğini, koşullarını, kullanılabilecek araçları tespit ederek neler yapılması gerektiği belirlemeye çalışmak demektir. Aşağıda ekonomiyi özetleyen grafikleri sunuyorum.

Değerlendirme Tablosu

Gösterge Mevcut Görünüm Yapılması Gerekenler
Sanayi Üretimi Ekside, kararsız Riskleri azaltıp, yatırım iştahını artırmak gerekir.
Perakende Satışlar Ekside, toparlanamıyor Beklentileri düzeltmek gerekir.
İşsizlik Oranı Arındırılmış işsizliğin inişe geçmesi olumlu. Ama henüz sorun çözüm yolunda görünmüyor. Ekonomiyi canlandırmak gerekir.
Bütçe Dengesi Bozuluyor Kamu harcamalarını düşürmek gerekir.
Enflasyon Düşüşte, baz etkisine göre yön belirleyecek Faizi indirirken gösterilen cesareti yükseltmek için de göstermek gerekir.
USD/TL Kuru İnişli çıkışlı bir trend izliyor Riskleri düşürmek gerekir.
Cari Denge Fazla verecek Üretimi canlandırmak için fırsat.
Petrol Fiyatları Çıkışa geçmesi cari dengeyi etkileyecek İçeride yapılabilecek bir şey yok.

Grafikler için kaynaklar: TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, TCMB siteleri ve Bloomberg HT sitesi.

Merkez Bankası Faiz İndirmeli mi?

KENDİME YAZILAR

Merkez Bankası Faiz İndirmeli mi?

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
23.7.19, http://www.mahfiegilmez.com

Şimdiye dek bana sorulan “Merkez Bankası faizi ne denli indirir ya da ne denli artırır?” biçimindeki sorulara hiç yanıt vermedim. Çünkü yanıtını bilmiyorum. Bunun yanıtını bilmem için ya Merkez Bankası’nda bu kararı alan kişilerden birisi veya hükümette en üst düzeyde yetkili karar alıcı konumunda birisi ya da falcı olmam gerekir. Ben hiçbiri değilim. Bu durumda benim yanıtlayabileceğim soru: “Merkez Bankası faizi ne denli indirir ya da ne denli artırır?” sorusu değil “Merkez Bankası faizi ne denli indirmeli ya da ne denli artırmalı?” sorusudur. Bu, benim ekonomide ve piyasada izlediğim, gördüğüm, analiz ettiğim verilere ve bilgilere göre olması gerektiğini düşündüğüm oranı söylemem demektir. Bence iktisatçının yanıtlaması gereken soru budur.

Buna karşılık kurumların iktisatçıları, kurumlarının yatırım fonlarını, tasarruflarını yönetenlere veya o konuda karar alanlara yardımcı olmak için Merkez Bankası’nın ne yapması gerektiğinden çok ne yapacağı ile ilgilenirler ve o konuda kestirim (tahmin) yaparlar. Bulundukları konum bakımından (itibarıyla) haklıdırlar da.

Bu girişten sonra gelelim Merkez Bankası’nın Perşembe günü ne yapması gerektiğine : Öncelikle bu konunun dayanağını oluşturan verileri ele alalım. Bugün Merkez Bankası kararına dayanak oluşturacak veriler aşağıdaki tabloda gösterilmiş bulunuyor (Tablodaki veriler TÜİK ve TCMB sitelerinden alınmış resmi verilerdir. Son sütundaki veriler TCMB’nin Beklenti Anketine verilen yanıtlardaki kestirimlerdir.)

23 Temmuz 2019 Yılsonu Kestirimi
TCMB Politika Faizi (%) 24,00
2 Yıllık Gösterge Faiz (%) 17,68
Enflasyon (TÜFE) (%) 15,72 14,84
Enflasyon (Yİ – ÜFE) (%) 25,04
(TÜFE + Yİ-ÜFE) / 2 20,38
USD / TL Kuru 5,69 6,1448

Bu verilere baktığımızda Merkez Bankası faizinin gerek enflasyona (TÜFE) gerekse gösterge faize göre oldukça yüksek kaldığını görüyoruz. Enflasyon (TÜFE) TCMB Beklenti Anketindeki kestiriminin gerçekleşmesi durumunda, yıl sonunda %15’in biraz altında olacak gibi görülüyor (benim kestirimim biraz daha düşük olabileceği yolundadır.) Buna karşılık üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE) hala TÜFE’nin 10 puan üzerinde bulunuyor. Yine TCMB Beklenti Anketinde Dolar kurunun yıl sonuna dek 6,15 TL dolayına yükseleceği kestiriliyor (bu kestrimin ardında, kestirimi yapan kişilerin faiz indirimi beklentileri var mı yok mu ya da varsa ne ölçüde bir indirim öngörerek bu kestirimi yapmışlar, bunları bilmiyoruz.)

Eldeki verilerden ve bildiklerimizden hareketle Merkez Bankası’nın karşısındaki seçenekleri (alternatifleri) sıralayalım:

(1)   Merkez Bankası faizin neden, enflasyonun sonuç olduğu kanısını taşıyorsa faizi enflasyon düzeyine (%16) indirebilir (8 puan) hatta çok daha fazla indirerek enflasyonu düşürmeye yönelebilir. Burada Merkez Bankası’nı sınırlayan tek şey, yabancı yatırımcıların hızlı düşen faiz nedeniyle paralarını Türkiye’ye getirmek yerine başka ülkelere götürmeleri sonucunda TL’nin değer yitirmesi olabilir. Bu durumda Merkez Bankası’nın bunu dikkate alarak faizi, enflasyonun biraz üzerinde (örn. %18 gibi) bir orana indirmesi makul olabilir ki bu 6 puanlık bir indirim anlamına gelir.

(2)   Merkez Bankası enflasyonun neden faizin sonuç olduğu kanısını taşıyorsa o zaman faizi 3 – 4 puan indirerek bir yandan reel faiz makasını daraltırken bir yandan da enflasyonu daha çok düşürmek için faizin baskı yaratmasından yararlanmayı sürdürebilir. Böyle bir hamlede USD/TL kurunda yukarı yönlü bir hareket olabilir ama bu hareket olasılıkla kalıcı olmaz.

(3)   Merkez Bankası, enflasyonun neden, faizin sonuç olduğu ve henüz enflasyonda kalıcı düşüşler için gerekli ortamın ortaya çıkmadığı, maliye politikasının para politikasını yeterince desteklemediği kanısını taşıyorsa, o zaman faizde 1 2 puanlık bir indirimle yetinebilir.

Enflasyonun neden, faizin sonuç olduğu görüşünden yola çıktığımda enflasyon ve gösterge faiz oranlarındaki gerilemeyi ve USD/TL kurunda oluşabilecek dalgalanmayı dikkate alarak bendeniz Merkez Bankası’nın bu aşamada 3 – 4 puanlık faiz indirimi yapmasının uygun olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte eğer faiz indirimiyle yetineceksek, bunun geçici iyileşmelerden öteye bir katkı veremeyeceğini, enflasyonun düşüşünde faiz indiriminin değil baz etkisinin rol oynayacağını, başta hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı olmak üzere yapısal reformları devreye sokmadığımız sürece geçici iyileşmeleri kalıcı duruma dönüştüremeyeceğimizi anlamamız gerekiyor.