TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar,
2020 yılı bütün Dünyada 2019 yılı Aralık sonunda ortaya çıkan Kovid-19 salgınının gölgesinde geçti…
Dünya genelinde ilk büyük dalga 17 Nisan’da tepe yaptı; günlük olgu sayısı 7 bine erişmişti. Ardından biraz düşer gibi olan salgının 2. büyük dalgası 10.Ağustos’taydı, günlük olgu sayısı 6 bin düzeyinde kaldı. En son 3. büyük dalga öbürlerinden çok daha yüksek, 10 bin hasta / gün düzeyine çıktı… ve sürüyor.. Yaklaşık 115 gün aralıklarla yinelenen bu 3 dalga arasında, farklı coğrafyalardan kaynaklanan sayısız küçük dalgalar, küresel günlük olgu / ölüm sayılarına katkıda bulundu… (bkz. aşağıdaki günlük ölüm sayıları eğrisi)
Görüntünün olası içeriği: ‎şunu diyen bir yazı '‎ם 10 DÜNYA 2020 COVID19 GÜNLÜK ÖLÜMLER TOPLAM ÖLÜM 1,43 milyon (26.11.20) 8 17.Nisan 26.Kasım asım 10.Ağustos 2 1.Subat‎'‎
Bu gün (26.11.2020) için Dünyada toplam Kovid-19 olgu sayısı, ülkelerin sağlık kurumlarının verileri doğrultusunda 61 milyonu, ölüm sayısı 1,43 milyonu aşmış durumdadır; bu gidişle 2020 sonunda toplam olgu sayısı 80 milyonu aşacak, toplam ölüm sayısı 2 milyon dolayında olacak görünüyor.
İnsanlığın yaşam biçiminin altını üstüne getiren, başta sağlık sistemleri olmak üzere ekonomik yaşamı derinden etkileyen bu virüs salgınından Türkiye de payını aldı elbette. Ancak Ülkemizde Kovid-19 olgu ve ölüm sayılarının Dünya ortalaması ile ve nüfusu benzer ülkelerle kıyaslandığında ~ %50 düşük oluşu dikkat çekiyor. Bu konuda TTB’nin ve tıp yetkelerinin (otoritelerinin) kamuoyuna yaptıkları açıklamalar da benzer yönde;
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölüm sayıları gerçeği yansıtmıyor”
***
Türkiye’nin birçok yönden “Dünya ortalaması bir ülke” olduğu açık bir gerçektir… Bir başka anlatım ile bu Salgınla savaşımda (mücadelede), Küresel ortalama başarının üstünde bir başarı beklenemez.
Bu açıdan bakarsak, Dünya nüfusunun % 1,15’i olan ve ayrıca nüfus yoğunluğu Dünya ortalama nüfus yoğunluğunun 2 katı olan Türkiye’de toplam olgu sayısının 0,016 x 61 = 976 bin, ölüm sayısının da 0,016 x 1,43 =23 bin dolayında olması gerekirdi.
Türkiye’yi kıyaslamak için bir başka ölçek, Türkiye ile nüfusu (84 milyon + 6 milyon göçmen) aynı olan 2 ülke, İran ve Almanya’daki olgu ve ölüm sayılarının geometrik ortalamasıdır.
Bu kıyaslamaya göre, 26.11.2020’de Türkiye’deki olgu sayısı ~938 bin, ölüm sayısı ~25 bin olması beklenirdi… Oysa, bu gün için Türkiye’deki olgu sayısı ~475 bin, ölüm sayısı ~13 bindir… Yani Türkiye’deki sayılar yarı yarıya düşüktür… Bunun tek açıklaması var:
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölümlerin olasılıkla yarısı (Zatürre, Kalp… vs.) başka nedenlere bağlanmıştır.”
Sonuç                         :
  • Türkiye bu salgın sürecini iyi yönetememiş, başarısız olmuş ve daha kötüsü, bilerek yanlış veriler yayınlamıştır Dünyaya…
Türkiye bu sınavda sınıfta kalmıştır; nokta!

Üzüntülerimle. æ

POLİTİKA ve POLİTİKACI

POLİTİKA ve POLİTİKACI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizikçi
Değerli arkadaşlar,
Bu kavram Türkçe karşılığı olmayan, Batı dillerinden alınmış bir kavramdır; ama Türkçede “Turan”, Anadolu Türkçesiyle “Duran” yani Devlet kavramı binlerce yıldır var. Batı dillerinde de tam karşılığı “State”, “Staat” duran, hareket etmeyen, sabit kavramı bulunuyor… Politika karşılığı kullanılan “siyaset” de Türkçe değil, (siyasetun) Arapçadır. At terbiyecisi anlamındaki “Seyis” sözcüğü bu kökten gelir. “Devlet” sözcüğü de Arapçadır.
Politika özetle, bir Ülke (veya büyükçe bir siyasal, ekonomik sistemin) yönetimine ilişkin uğraşlar bütünü olarak anlaşılıyor… Batı dillerinin esinlendiği eski Yunancada ” Πολιτικά ” kentin yönetimsel işleri olarak algılanıyordu. “πόλη” poli = kent demektir.
Devlet yönetimleri İmparatorluk, Krallık, Tek adamlık yönetimlerden yavaş yavaş Halk egemenliğine, Cumhuriyetlere doğru evrildikçe, yani “Halkın, Halk için Halk tarafından öz yönetimi” demek olan çağdaş Demokrasiye* geçildikçe, Halk içindeki, yönetmek (iktidar) iddiasında bulunan farklı çıkar grupları (partiler) arasında bir fikir mücadelesi başladı ister istemez. işte bu “demokratik mücadeleye” politika adı veriliyor… (Bunu inceleyen bilim dalına Politoloji, Siyaset bilimi denir)
Ancak, “Eğitsel/kültürel gelişkinlik düzeyi ve gelir düzeyi düşük, gelir dağılımı adaletsiz toplumlarda, politika dediğimiz bu demokratik mücadele uygar kurallar çerçevesinde yürüyemiyor maalesef. Üzülerek söylüyorum ki, Türkiye Dünya klasmanında (AS: sıralamasında) kusurlu demokrasiler ve otokrat rejimler arasında “demokrasi/Otokrasi karışımı ara rejim” grubunda sayılıyor. (bkz. Harita)
Bu tür toplumlarda, Politika içi boş bir kavramdır.. İnsan haklarının, Anayasanın, Yasaların çoğu yalnızca kağıt üzerinde kalmış kadük ifadelerden öte bir anlam taşımaz. İktidarı şu veya bu şekilde ele geçirmek için her girişim olağan (mübah) görülür. Bu toplumlarda politikayla uğraşan, “başarılı”😄politikacılarda şu 4 ortak özellik az ya da çok derhal göze çarpar;
  • M İ Y Y
1 – Muhteristir (para ve iktidar için her şeyi yapabilir)
2 – İlkesizdir (her kalıba girebilen yumuşakçalar gibi her yana dönebilir)
3 – Yalancıdır (gerçeği sürekli saptıran, işine geleni söyler)
4 – Yalakadır (güçlü karşısında eğilip bükülen, aferist, fırsatçıdır)
Bu özellikler, sadece geri toplumlarda değil, ileri, gelişmiş varsayılan ülkelerdeki politikacılarda bile (çok düşük seviyede de olsa) göze çarpmaktadır… Ancak oralarda medeni cesareti yüksek bireylerin, yurttaşların etkin tepkileriyle epeyce bastırılmıştır…
Sevgilerimle.æ
_______
* M. Kemal Atatürk, Demokrasi yerine “Halkçılık” sözcüğünü almak istemişti; bu nedenle de “6 Ok” tan birini Halkçılık olarak tanımladı. Halkçılık fakir fukara edebiyatı değildir; düpedüz halk idaresidir. Ayrıca sırası gelmişken söyleyeyim, Mustafa Kemal bir “Politikacı” değildir; ama üstün nitelikleri olan bir “Devlet adamı”dır.
Linki tıklarsanız bir politikacı örneği görebilirsiniz.
Fotoğraf açıklaması yok.

KARANTİNANIN İÇİ ve DIŞI

KARANTİNANIN İÇİ ve DIŞI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı
Değerli arkadaşlar,
Sağlık Bakanı Koca,
“…Türkiye’deki covid19 ölümlerinin %93’ü 65 yaş üzeri kesimdir; ölenlerin yaş ortalaması 74 tür….” dedi.
Çok ilginç bir durum.
Bu gün Salgının 89’uncu günündeyiz; şimdiye dek toplam 170 bin hastadan 135 bini iyileşti ve 4670 kişi öldü.
Sağlık Bakanının anlatımına göre, ölenlerin %93’ü yani 4340 kişi 65 yaş üzerindekilerdir!
Öte yandan Türkiye’deki tüm covid ölümlerinin toplam vak’a sayısına oranı %2,75 !
Dünya ortalamasının çok altında, yarısından bile azdır.!
Yurt dışında ve yurt içinde herkesin merak ettiği konu, Türkiye’nin bu süper başarılı görüntüsüdür.
Sağlık Bakanı bunun öncelikli nedenini herhalde, “65 üzeri insanları karantinaya aldık” diyerek açıklayacaktır. Bir başka anlatımla, “Karantina olmasaydı, bizde de dünya ortalamasına yakın bir oranda ölümler olurdu..” anlamında…
Tüm Dünyada olduğu gibi, bizde de 170 bin vak’anın ort. %5’i ölümle sonuçlanmış olsaydı, 8500 ölüm olurdu ve yine Dünya ortalamasına göre bunun 3/4’ü 65 yaş üzeri 6375 ölüm olacaktı. Bu durumda, bu gün 65 yaş üzeri ölüm sayısı, Bakanın dediği gibi 4340 ise, 6375-4340 “yaklaşık 2 bin yaşlı insan Corona’nın pençesinden kurtarılmış” görünüyor !!!
Sonuçta, şimdiki toplam ölüm sayısı da 4670 değil, 4670+2000= 6670 olması gerekirdi; ama yine de Dünya ortalamasından “2 bin eksik” görünüyor !!
Umarım, bu konuda sıklıkla dile getirilen “2 bin dolayında karanlık sayı” şüpheleri tümüyle yersizdir; bu 2 bin dolayındaki kurtarılmış covid19 ölüm sayısı, yetkin Tıp insanlarımız ve tomografi altyapımız sayesinde gerçekleşmiştir.
Sonuçta 2 bin tıp sayesinde, 2 bin karantina sayesinde toplam 4 bin ölüm önlenmiş görünüyor…. kuşkuları
***
Corona süresince hastalarının başında özveriyle çalışan tüm Hekimlerimizin, Hemşirelerimizin, Sağlık personelimizin yüksek başarısını kutluyor, ülkemize sağlıklı ve gönençli bir yaşam diliyorum…
Sevgilerimle.æ
07.06.2020

21. YÜZYILDA ENFLASYON

21. YÜZYILDA ENFLASYON

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı
Değerli arkadaşlar,
2000 yılından bu yana kimi ülkelerin yıllık ortalama enflasyon rakamlarını aşağıda bir tabloya aldım.
Biliyorsunuz enflasyonun en önemli nedeni paranın satın alım gücününün düşüşüne yol açan üretim yetersizliği ve dış ticaret açığı, yüksek borçlanma… gibi etmenlerdir…
2000 yılından bu yana, 20 yılda nüfusumuz %25 oranında büyüdü, ama buna karşın üretimimiz aynı oranda çoğalmadı, hatta kimi alanlarda eskisinden de geriye gitti…
Hemen tüm Kamu malları, Cumhuriyetin bin bir emekle meydana getirdiği önemli kurumlar, bankalar, limanlar, ormanlar, madenler, sular… haraç-mezat satıldı…
Bu da yetmedi, 2000 yılındaki dış borç, 20 yılda tam 4 katına çıktı!…
Bu durumda paranın değerinin pul olacağı, enflasyonun yükseleceği kaçınılmazdır.
Paranın değer kayıp oranı d ile enflasyon oranı e arasında yaklaşık şu bağıntı vardır;

(1 + e) x (1 – d) = 1‘ dir.
Örneğin, enflasyon %25 ise paranın değer kayıp oranı d =1-1/1,25= 0,2 yani %20’dir.
Ülke paraları & yıllık ortalama enflasyon (%)

1 – Japon Yeni 0,16
2 – İsviçre Frankı 0,43
3 – İsrail Şekeli 1,51
4 – AB Eurosu 1,67
5 – ABD Doları 2,14
6 – Çin Yuanı 2,34
7 – İngiliz Sterlini 2,67
8 – Brezilya Reali 6,16
9 – Rusya Rublesi 9,50
10 -Türk lirası 13,73
Papaz olayından sonra Türkiye’de enflasyon %25-30’lara tırmandı…
Ortalama enflasyonun %13,7 oluşunun nedeni, 2002-2008 arasındaki düşük enflasyondur.

Türkiye bir yandan enflasyon bir yandan işsizlik, bir yandan dış borç ödeme sıkıntısı ateşinde adım adım “iflas” a giden yoldadır..

Uluslararası ekonomi uzmanları Türkiye’nin memorandum (AS: moratoryum; uluslararası iflas!) ilan etmek olasılığını %30 cdolayında hesaplıyorlar…
Şimdi anlıyorsunuz, değil mi, TV’lerde, medyada gündem neden ekonomi-üretim-borçlar-işsizlik-enflasyon.. üzerinde değil de, ıvır-zıvır şeylerle dolduruluyor.
Sevgilerimle…æ

MİNİ BUZUL ÇAĞI MI ?

MİNİ BUZUL ÇAĞI MI ?

Değerli arkadaşlar,

Küresel ısınım ve İklim değişikliğinin yan etkilerinden biri olarak havaların biraz serin geçişine hemen bir neden arayanlar, Güneş ışımasının 11 yıllık periyodik değişiminden ve Güneş lekelerinin en çok bu dönemde ışıma gücünün düştüğünü söyleyerek “mini buzul çağına giriş”ten bahsediyorlar… Bu bilimsel temeli olmayan bir iddiadır.
Güneşimizin üzerindeki lekelerin 2019-20 yıllarında çoğaldığı, maksimum seviyeye geldiği doğrudur. Bu lekeler aslında bir mıknatısın iki kutbu gibi, çifter çifter, elektrik yüklü parçacıkların (e- , p+…) manyetik alan etkisiyle çıkış ve tekrar Güneş yüzeyine giriş noktalarıdır.. ‘Nokta’ dememe bakmayın, bu lekelerin çapları Dünyanın 2-3 katı büyüklükte olabilir…
Bu “siyah leke” gibi görünen yerlerdeki sıcaklık 4200 derece dolayındadır; ancak Güneş yüzeyindeki ortalama 5775 derece sıcaklıktan dolayı çok sönük, kapkara görünürler. Bunlardan 100 tane bile olsa toplamda Güneş ışımasında binde bir kadar etkisi olabilir. Dünyanın bundan haberi bile olmaz.
Kaynar bir Kazan gibi yüzeyi olan ve kendi etrafında dönen Güneş üzerindeki dinamiklerden dolayı, bazan bu kutupların birinden dışarı kaçan yüklü parçacıklar geri dönmez, yaklaşık ışık hızıyla, Uzaya dağılırlar… Bu ölümcül Radyasyon Dünyamıza isabet ettiğinde canlıları büyük oranda yok edebilirdi; bereket Dünyamızın üzerinde, bizleri koruyacak güçte saptırıcı bir manyetik alanı var ve bu alan gelen yüklü parçacıkları Kuzey ve Güney Kutuplarına yöneltiyor; büyük bir bölümü de Atmosferimizde sönümleniyor. (o nedenle kutuplara dek gidebiliyoruz)
NASA‘nın yayınladığı, ekli grafikte, yukarıdaki kırmızı çizgi yıllar boyunca Dünya yüzeyindeki sıcaklık artışını gösteriyor.. 1900 yılıyla kıyasladığımızda şimdi 1 derece yükselmiş görünüyor; ancak bu 1 derece Karalar ve Denizlerin ortalamasıdır; Karalarda birçok yerde 2-3 derece artışlar gözlemleniyor.
Alttaki sarı çizgi 11 yıllık periyotlarla (AS: dönemlerle) Güneş ışımasındaki değişimleri gösteriyor. Buradan da kolayca görüldüğü gibi bu on binde 1 kadar küçük olan, fark edilemeyecek değişimlerin hiçbir önemi olmadığı anlaşılır. Güneşten Dünya yüzeyine isabet eden Enerji metrekareye ort. 1,36 kWatt kadardır.

Yani “şimdilik” buzul çağı falan boş sözler; gerçek şu ki; insan kaynaklı (CO2, CH4..) nedeniyle oluşan sera etkisi altındaki Dünyamız maalesef tehlikeli bir şekilde, dolu dizgin ısınıyor…. Gelecek için en büyük endişe kaynağımız budur…  (31.5.20)

Sevgilerimle.æ