Etiket arşivi: Prof. Dr. D. Ali Ercan

Cumhuriyetin 100 Yaşında, Yaşa Mustafa Kemal Paşa!

Dostlar,

Bu gün, ADD web TV’de (Youtube ortamında yayın yapan), ADD Bilim Kurulu Başkanı Sn. Prof. Dr. D. Ali ERCAN ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşimizin başlığı ya da konusu,

Cumhuriyetin 100 Yaşında; Yaşa Mustafa Kemal Paşa!

idi.. 1 saat 12 dakika süreyle Prof. Ercan ile karşılıklı söyleşimizde;

Mustafa Kemal Paşa‘nın Türkiye Cumhuriyeti’ni hangi olağanüstü zor koşullarda kurduğunu,
– 15 yıl gibi çok kısa sürede inanılmaz Devrimleri nasıl bir azim ve kararlılıkla yaşama geçirdiğini
– Osmanlı’dan devralınan enkazı, örneğin belimizi büken borçları (ödenmesi 1954’te bitti!)
– Devrimleri kurumlaştırmak için atılan somut adımları : Halkevleri, Halkodaları, THK, TDK, TTK, MTA, Köy Enstitüleri, Etibank, İş Bankası, Ankara Hukuk Mektebi, İstanbul Üniversitesi, Şeker Fabrikaları, Osmanlı’nın sattığı 4 bin km Demiryollarının millileştirilip devletleştirilmesini ve kol gücüyle binlerce km eklenmesini, 15 yılda ortalama %6,6 ekonomik büyümeyi, dışarıdan hiç borç alınmamasını, bütçe denkliğini, güzel sanatlara ve ulusal eğitime yapılan yatırımları, dünyanın Türk devrimini örnek almasını…..

  • Günümüzdeki Cumhuriyet karşıtı siyasal kadroların ülkeyi sürüklediği ağır bunalımı
  • Bu kuşatmadan nasıl çıkılabileceğini..
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk seçimde AKP ayracını (parantezini) kapatarak çağdaş uygarlık yolunda sonsuza de ilerleyeceğini, şan – şeref – onurla – başı dik yaşatılacağını.. konuştuk..

Cumhuriyetin 100 Yaşında; Yaşa Mustafa Kemal Paşa!

diye bağladık.

İzlenmesini, paylaşılmasını ve gereklerinin yapılmasını diliyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 10 Kasım 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Mülkiye’li​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

TÜRKİYE’nin DEPREM SORUNU

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Çekirdek Fiziği Uzmanı
ADD Bilim Kurulu Başkanı
E. Savunma Sanayi Müsteşarı

Değerli arkadaşlar,

Türkiye, yer kabuğunu (litosfer) oluşturan büyük plakaların arasına sıkışmış küçük Anadolu plakası üzerindeki konumu nedeniyle, sürekli deprem olgusuyla karşı karşıya olan bir Ülkedir. Son yüz yılda Türkiye’de deprem nedeniyle ölenlerin sayısı 75 binin üzerindedir. En son 17 Ağustos 1999 Gölcük / Adapazarı depreminde resmi verilerle20 bine yakın insan ölmüştü.

Türkiye nüfusunun %40 kadarı aktif fay hatları üzerindeki yerleşim bölgelerinde yaşıyor. Sıcak su kaynaklarının bulunduğu bölgeler antik zamanlardan beri yerleşim için tercih edilmiştir; ne var ki bu sıcak sular fay kırıklarının bulunduğu yerlerdedir genelde. Dolayısıyla, Depremle yaşamayı öğrenmek gerekiyor.
***
Tüm Dünya’da yılda ortalama 20 bin dolayında deprem oluyor, ancak bunların çoğu hissedilmeyecek derecede (3 ve daha küçük şiddette) küçük depremler. Gerçekten büyük, “doğal afet” görülebilecek şiddetteki depremler enderdir. Son 40 yılda, tüm Dünyada 32 kez 8 ve daha yukarı şiddette büyük deprem oluştu. 7-8 arası şiddetteki deprem sayısı yılda ortalama 14 olmuş; özetle Dünyada meydana gelen depremlerin binde 998’i 6’dan küçük şiddetteki sarsıntılardır. Ancak ne var ki, geri kalmış Ülkelerde, Türkiye’de olduğu gibi, çarpık yapılaşma ve inşaat teknolojisinin geriliğinden, 5-6 şiddetindeki depremler bile büyük felaketlere (yıkımlara) yol açabiliyor.

Depremin şiddeti

Amerikalı deprem bilimci Carl H. Richter adına tanımlanan Richter şiddet ölçeğine göre, M şiddetindeki bir depremde açığa çıkan enerji miktarı [101,5xM] kg TNT patlamasında açığa çıkan enerjiye eşittir (1 kg TNT patlamasında ortaya çıkan enerji 4,2 MJ). Bu tanıma göre 6 şiddetindeki bir depremde 1 milyon ton TNT patlamasına eşdeğer bir enerji çıkıyor. M Şiddetindeki bir deprem, 2 birim küçük şiddeti olan bir depremin bin katına karşılık geliyor demektir; örneğin, 8 şiddetindeki bir deprem 6 şiddetindeki bir depremin 1000 katı güçlüdür.

Aşağıdaki tabloda, son yüzyılda Türkiye’de Kuzey Anadolu Fay hattı KAF üzerinde oluşmuş, şiddeti 7’den büyük depremler ve yaklaşık ölüm sayıları veriliyor :

YIL ŞİDDET YÜZEY MERKEZİ ÖLÜM (bin)

1912 7,3 Tekirdağ 0,2

1939 7,8 Erzincan 33

1942 7,0 Tokat 3

1943 7,4 Ladik-Samsun 4

1944 7,5 Gerede 4

1953 7,2 Yenice-Çanakkale 0,3

1957 7,1 Abant-Bolu 0,1

1999 7,6 İzmit 17

1999 7,2 Düzce 0,9

“Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde M>7 şiddetinde bir deprem olasılığı yıllık 1/40’tır.” diyebiliriz.

image.png

Haritada Anadolu plakasını çevreleyen Fay hatları kırmızı çizgilerle, Plakaların hareket yönleri ok işareti ile gösteriliyor. Afrika ve Arabistan plakaları kuzeye doğru hareket ederken, Avrasya plakası Doğuya doğru hareket ediyor. Bu büyük kuvvetlerin bileşkesi küçük Anadolu plakasını yılda 2-2,5 cm hızla Batıya doğru sürüklüyor.

Depremler, hareket halindeki plak sınırının temas alanındaki engellerde biriken gerilimin bir anlık kırılmasıyla meydana gelen enerji boşalımlarıdır. 100-200 km kalınlığındaki yer kabuğunun fay hatlarındaki kırılımlarla ortaya çıkan “toplam enerji miktarına göre depremlerin şiddeti” tanımlanıyor.

Aslında deprem enerjisinin büyük kesimi, yaklaşık %90’ı plakalar arası sürtünmede “ısı” olarak yiterken, yalnızca %10’u mekanik enerji olarak çıkıyor ve yer kabuğunda sarsıntılara (depremlere) neden oluyor; ayrıca bu kinetik enerji aradaki uzaklığa göre de sönümleniyor (azalıyor); ortamın jeolojik yapısına göre, kabaca her 10-15 km’de Kinetik enerji yarı değerine düşüyor diyebiliriz. Örneğin İstanbul’da meydana gelen M=7,2 büyüklüğündeki bir deprem 350 km ötedeki Ankara’da yaklaşık 3 şiddetinde hissedilir.

Bu Faylar üzerindeki kırılımlar genelde 5-35 km derinliklerde meydana gelir. Kırılımın bulunduğu noktanın (hypocentre) yer yüzeyindeki izdüşümüne yüzey merkezi (epicentre) denir. Denizlerin tabanında meydana gelen depremlerde ise, kinetik enerji devasa su kütlelerinin hareketine yol açıyor… TSUNAMİ denen bu dev dalgaların yüksekliği 2-20 metre, hızları 300-900 km/saat olabiliyor.
***
Marmara Deprem senaryosu :

Adapazarı Depreminden sonra, Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde M>7 şiddetinde bir deprem gün sayıyor diyebiliriz… Marmara Denizinden geçen Fay hattı üzerinde meydana gelmesi olası M>7 şiddetinde bir Depremin, km2’de, ~10 bin kişinin yaşadığı Mega kent İstanbul’a etkisi ne olur?

  1. En kötümser felaket senaryosuna göre

[merkez üssü 30 km yakınlıkta, kış aylarında, gece] meydana gelecek bir depremde, 2-3 milyon insanın yaşadığı İstanbul Marmara kıyı şeridinde yıkılabilecek binalar* altında 100 bin dolayında can yitimi olabilir.

  1. En iyimser senaryoya göre

Deprem, merkez üssü İstanbul’dan epey uzakta ve gündüz meydana gelir; bu durumda belki Çorlu ve Tekirdağ görece daha çok etkilenecek ve Depremin İstanbul’a etkisi, İzmit-Gölcük depreminde olduğu gibi, önemsenmeyecek derecede küçük olacaktır.

Herhalde İstanbul’u bekleyen sahne, büyük olasılıkla bu iki uç tablonun arasında bir yerdedir. Umarız yetkililer gerekli önlemleri almışlardır. æ
_____________
* M>7 büyüklüğündeki bir depremde ortaya çıkan enerji yaklaşık 32 milyon ton TNT enerjisidir kadardır (32 Megaton atom bombası) Bu enerjinin 80’de birini yıkıcı güç olarak alsak, bina başına 4 ton TNT hesabıyla, yaklaşık 100 bin binayı yıkacak bir güçtür.

TÜRK KİMLİĞİ

Dostlar,

Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘ı sitemiz izleyenleri yakından tanırlar. Birbirinden değerli çok sayıda yazısı ile biz güç katmıştır. Birkaç yıl önce (24.5.2016) ADD Çankaya Şubesinde TÜRK KİMLİĞİ ve NÜFUS HAREKETLERİ adı altında çok bilgilendirici bir sunum yapmıştı. Yansıları sitemizde paylaşmıştık :  Prof. Dr. Ali ERCAN Konferansı : TÜRK KİMLİĞİ ve NÜFUS HAREKETLERİ | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Geçtiğimiz hafta, 16 Nisan 2022 günü ADD Bilim Kurulu üyelerine kapalı kümede zoom ortamında aynı konuyu güncellemiş olarak sundular. Yansılar çok varsıl (zengin) içerikli ve ufuk açıcı. İzlenmesi ve paylaşılması dileğiyle..

Türk kimliği.æ.16.4.22

Sevgi ve saygı ile. 26 Nisan 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

OECD ÜLKELERİNDE ENFLASYON

Prof. Dr. D. Ali Ercan
Çekirdek Fiziği Uzmanı
ADD Bilim Kurulu Başkanı

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’deki hiper-enflasyona bir teselli kuyruğu bağlamak için iktidar yanlılarının ağzında sakız yaptığı “efendim, enflasyon yalnızca bizde yok ki, tüm Dünya enflasyonun pençesinde…” şeklindeki söylentileri bir yana bırakarak, gerçekleri gösteren sayılara bakalım…

Evet “enflasyon” Kapitalizmin, serbest piyasa sisteminin kaçınılmaz bir ögesidir (başka türlü küresel Finans merkezleri nasıl kazanırlardı ki..) ancak parasının değerini düşürmeyen, üretken ekonomilerde bu enflasyon rakamları %0’ın altında gezinirken, akıl, mantık, hesap, kavramlarının terkedildiği “no man’s land” veya “Yolgeçen Hanı” olan ülkelerde tümüyle raslantılara bırakılmış bir curcuna pazar ekonomisi (?) görülüyor, ki bunun da en güzel örneği Türkiye’dir… (ardından Arjantin, Şili, Güney Afrika gibi ülkeler geliyor)

Aslına bakarsanız, Türkiye’de olan enflasyon değil, “stagflasyon” denen çok daha vahim (ürkünç) bir durumdur; yani salt paranın değerinin düşüşü, yerlerde sürünüşü, pahalılık ve enflasyon değil; aynı zamanda işsizlik, kredi/güvenirlik yitimi ve iflasın eşiğindeki bir ülke görünümüdür.

Dünyanın, küresel ısınım sonucu adım adım iklim felaketine doğru sürüklenişi (AS: “iklim faciası” aşamasındayız!) bilindiği, görüldüğü halde, hâlâ tüm Dünyada kullanılan toplam enerjinin %80 ini oluşturan fosil yakıtlar (kömür, petrol, doğal gaz..) azalmadan maalesef aynı hızla kullanılması sürdürülüyor. Bu enerji kaynaklarının ürünü olan sera gazları (CO2, Metan.. ) salımını sıfırlamak yaşamsal öncelik taşıyor. Bu durum (Ukrayna savaşının getirdiği ek enerji sıkıntısı olmasa bile) fosil yakıt fiyatının her geçen gün yükselişini adeta kaçınılmaz kılacaktır.

Enerji sıkıntısı demek, alışılmış yaşam biçiminden büyük ödün vermek anlamına gelir. Enerji yoksunluğu, her şeyden önce üretim sıkıntısı, pahalılık, sağlık sorunlarını birlikte getirecektir elbette…

  • Kısaca, kapitalizm kaçınılmaz sona doğru, insanlığı ve gezegeni de birlikte sürüklüyor; bakalım bu anafordan insanlığın ne kadarı kurtula bilecek.
    ***

Değerli arkadaşlar,

Daha önce de yayınlamıştım; Mart 2021 / Mart 2022 arası 1 yılda Doların TL karşılığı 7 TL’den 14 Liraya, yani 2 katına çıktı; ayrıca Doların da son bir yılda %7 değer yitimini hesaba katarsak, “ithalat kalemlerine giren tüm malların fiyatında yaklaşık %110 dolayında bir enflasyon olabilir” demektir. Öte yandan Ülke ekonomisinin (Tarım, Sanayi, Hizmet sektörleri) tümüyle, %100 Dolara endeksli olduğunu söyleyemeyiz, ama en az 2/3 oranında bağımlı olsa, toplam %70 dolayında bir “yıllık enflasyon” dan söz edebiliriz; öyleyse, son bir yılda %70 üzerindeki tüm fiyat artışları, ek zamlar vs. vurguncu, talancı fırsatçı takımının işidir..

Neyse ki TÜİK, namuslu bürokrat ve teknisyenlerin baskısıyla yıllık enflasyonu resmen %62 verebildi. Peki bizde TÜFE üzerinden %62 olan enflasyon öbür OECD ülkelerinde ne durumda, onu da ekli grafikte görüyorsunuz, Arjantin ve bir-iki ülke dışında tümü %10’un altındadır….

Fotoğraf açıklaması yok.

Yalana dolana, talana sığınanların hükmü daha ne denli sürecek ? Önümüzdeki seçimde göreceğiz.

Sevgilerimle.æ

Konferans : İKLİM, ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ

Dostlar,

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Bilim Kurulu Başkanı Sn. Prof. Dr. D. Ali ERCAN, 3 Şubat 2022 gecesi zoom ortamında bir konferans gerçekleştirdi. Konu,

  • İKLİM, ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ idi..

    Çevre kirlenmesi ve türev sonuçları alarm vermeye başladı.
  • Salgın hastalıklar,
  • açlık,
  • artan yoksulluk,
  • çevresel hastalıklar,
  • İKLİM FACİASI… başlıca başlıklar..

Unutulmasın, Covid-19 bir çevresel hastalıktır, çevrenin hoyratça kirletilmesinin ürünüdür.

Prof. Ercan bir doğa bilimci, Çekirdek Fiziği uzmanı. Çok kapsamlı sunumu yetkinlikle gerçekleştirdi. 117 yansının paylaşılmasının ardından soru ve katkılarla 3 saati buldu. Youtube ya da ADD web ortamında paylaşmaya çalışacağız.

Yansıları izlemek için lütfen tıklayınız :  İKLİM ve ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ

Sevgi ve saygı ile. 04 Şubat 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

DÜNYANIN NÜFUSU

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
ADD Bilim Kurulu Başkanı
Çekirdek Fiziği (Nükleer Fizik) Uzmanı 

Değerli arkadaşlar,


~75 bin yıl öncesi patlayan süper volkan Toba (Endonezya) yanardağından çıkan 5-6 milyar ton NO2, SO2… zehirli gazlar, asit yağmurları oluşturmuş ve `800 km3 dolayında külün atmosferi karartması sonucu yıllarca sürmüş olabilecek en ağır kış koşulları nedeniyle, insan nüfusunun çok büyük oranda kıyıma uğramış olabileceği ve bizlerin de büyük olasılıkla bu felaket (AS: yıkım) sonrası yaşamda kalabilenlerin ardılları olduğumuz düşünülüyor.

Hesaplamalara göre, Afrika’dan çıkış sonrası MÖ 2 bin yılına dek, çok uzun zaman aralığındaki zor koşullarda ancak ~50 milyar insan dünyaya gelmiş olabilir.. bu ilkel dönemlerdeki ortalama ömür 25 yıl kadardı ve canlı doğan her 5 çocuktan ancak biri belki erişkin olabiliyordu; yani nüfus çok çok yavaş artıyordu…

Her şeye karşın ateşi keşfetmiş olan, alet yapan ve birbirleriyle ileri derecede sesli iletişim sağlayabilen insan türü yine de yaşam savaşını başarıyor, gezegene yayılıyordu. 60-70 bin yıl öncesi değişik coğrafyalarda ayrık yaşayan kümelerin genetik evrimlerine paralel (AS: koşut) olarak farklı diller de evrimleşiyordu… MÖ 2 bin yılında, Dünya üzerinde yaşamakta olan nüfus 30-50 milyon arasında idi…

Ve yine bu hesaplamalara göre, MÖ 2 bin ile Endüstri Devrimin başladığı dönem (AS; 1760,, İngiltere) arasında kabaca 3800 yılda dünyaya gelen insan sayısı da 50 milyar kadar oldu …1800’lerden bu yana 220 yıl gibi görece “kısa” bir sürede ise, 18 milyar insan daha eklendi toplam sayıya.. Yani Afrika’dan çıkışı izleyen zamandan günümüze değin yaklaşık 120 milyar birey yaşadı… Bugün için dünyada halen yaşamakta olan insan sayısı ~8 milyardır.
***
1800’de 1 milyar olan nüfus 150 yılda 2,5 katına çıkarak 1950’de 2,5 milyar olmuştu; 1950 sonrası 70 yılda nüfus 3 katını geçerek 8 milyara dayandı… Bu hızlı nüfus artışının temel nedeni olarak gelişen teknoloji, aşı ve ilaçlar, bakım, beslenme, tarımın makineleşmesi, vs. vs. sayılabilir. özellikle 2. Dünya savaşı sonrası Dünya genelinde doğum oranı rekor düzeylere erişti, yıllık nüfus artış hızı binde 25 düzeyine çıktı. (AS: son veri %o11) 

O zamandan bu yana, 70 yıldır, “nüfus artış hızı” düşse de, “nüfus artışı” sürüyor; yıllık nüfus artış hızı giderek azalıyor, ama hala sıfırlanmadı. 2020 yılı Dünya genelinde nüfus artış oranı binde 11-10 düzeyinde idi… Ortalama ömür 65 yıla yükseldi (Gelişmiş ülkelerde 80-85 yıl)

Kadın başına ömür boyu (AS: doğurgan çağ olan 15-49 arası) çocuk sayısı 2’nin üzerinde olduğu sürece toplumun nüfusu artacaktır. Yıllık nüfus artış hızı (c), Kadın başına ömür boyu (AS: doğurgan çağ boyunca) çocuk sayısı (d) ve Toplumdaki ortalama yaşam süresi* y arasındaki bağlantı basitçe,

c ≈ (d – 2) / y

şeklinde gösterilebilir. Buna göre kadın başına çocuk sayısı 2’den büyük olduğu sürece nüfus artar, d=2 olduğunda, yani c=0 olduğunda toplumun nüfusu artmaz, sabit kalır; d 2’den küçük olursa nüfus azalır.

kadın başına 1 çocuk” (AS: HER AİLEYE 1 ÇOCUK!) kuralı uygulansa toplumun nüfusu 40-50 yılda yarıya inebilir..

Türkiye’de 2020 yılı doğuma bağlı biyolojik nüfus artış hızı binde 8 oldu (AS:  binde 5,5 oldu, bkz Salgını yönetemeyen iktidar ölüm sayılarında yalan mı söylüyor? – Prof. Dr. Ahmet SALTIK); 2020 Dünya ortalaması da binde 11 oldu. 2050’de Dünya nüfus artış hızı sıfırlanacak gibi görünüyor. 2050’de Gezegenin artık taşıyamayacağı bir düzeye, 10 milyara erişmiş olacak insan nüfusu…

Gerçekte adım adım yaklaşan “insan kaynaklı büyük küresel felaketi” görmek için 2050’yi beklemeye gerek yok; çünkü daha şimdiden Gezegenimizin yıllık biyolojik kapasitesinin nerdeyse 2 katını tüketiyor insanlık; yani tüm yaşam kaynakları hızla tükeniyor. Bir yandan da aşırı nüfusun aşırı ölçekte tükettiği Enerji sorunu var.

Yıllık tüketilen ~600 ExaJoule enerji %80’den çok oranda fosil yakıt dediğimiz “karbon” sınıfı Kömür, petrol, doğal gaz türevlerinden kaynaklanıyor.. Elbette iklim felaketinin (AS: Climate Disaster) temel nedeni aşırı insan nüfusu ve insanlığın doğa ile uyumsuz, yıkıcı yaşam biçimidir.

Fosil yakıtlardan Atmosfere salınan karbondioksit CO2 (ve metan CH4) gazının “sera etkisi” küresel ısınıma neden olmakta, sıcaklık nedeniyle milyonlarca yıllık buzullar hızla erimekte, okyanuslardaki akıntılarda ve atmosferde hava hareketlerinde meydana gelen anormal değişiklikler olumsuz iklimi yaratmaktadır.

Bir yanda aşırı kuraklıklar, öbür yanda seller, kasırgalar, öte yandan Orman yangınları, okyanuslarda asitlik derecesinin artışı fauna ve florada geri dönüşümsüz derin yıkımlar kaçınılmaz oluyor…

Bu iklimsel olumsuzluklar insanlık için felaket (yıkım) boyutunda açlık, susuzluk ve viral hastalıklar (AS: bulaşıcı hastalıklar) demektir. Özellikle az gelişmiş ülkelerde toplumsal ortamın kaotik hale (AS: karmaşa durumuna) gelişi, yüz milyonlarca insanın kitlesel göçleri (kuzeye ve varsıl ülkelere doğru) kaçınılmaz olacaktır.

Sonuçta; tüm bu olumsuzluklar nedeniyle ölüm oranı belki şimdikinin 2 katı olacak ve büyük olasılıkla Dünyamız 22. yüzyıla yarı yarıya azalmış yani 4-5 milyar dolayında bir nüfusla girecektir.

İnsan nüfusunun 2020 sonrası nasıl bir gelişim göstereceği aşağıdaki grafikte gösteriliyor..

Farklı senaryoların ortalaması mavi çizgiyle gösteriliyor… Küresel ısınıma karşı mücadelenin (savaşımın) başarısız oluşu ve Dünya ortalama sıcaklığının dizginsiz yükselişi durumunda nüfusun gidişini kırmızı çizgi ile gösteriyorum..

Derin kaygılarımla. æ

____________________
* Bir toplumda, belli bir yıl için “ortalama yaşam süresi” o yıl içinde ölen insanların ölüm yaşlarının ortalamasıdır.

TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar,
2020 yılı bütün Dünyada 2019 yılı Aralık sonunda ortaya çıkan Kovid-19 salgınının gölgesinde geçti…
Dünya genelinde ilk büyük dalga 17 Nisan’da tepe yaptı; günlük olgu sayısı 7 bine erişmişti. Ardından biraz düşer gibi olan salgının 2. büyük dalgası 10.Ağustos’taydı, günlük olgu sayısı 6 bin düzeyinde kaldı. En son 3. büyük dalga öbürlerinden çok daha yüksek, 10 bin hasta / gün düzeyine çıktı… ve sürüyor.. Yaklaşık 115 gün aralıklarla yinelenen bu 3 dalga arasında, farklı coğrafyalardan kaynaklanan sayısız küçük dalgalar, küresel günlük olgu / ölüm sayılarına katkıda bulundu… (bkz. aşağıdaki günlük ölüm sayıları eğrisi)
Görüntünün olası içeriği: ‎şunu diyen bir yazı '‎ם 10 DÜNYA 2020 COVID19 GÜNLÜK ÖLÜMLER TOPLAM ÖLÜM 1,43 milyon (26.11.20) 8 17.Nisan 26.Kasım asım 10.Ağustos 2 1.Subat‎'‎
Bu gün (26.11.2020) için Dünyada toplam Kovid-19 olgu sayısı, ülkelerin sağlık kurumlarının verileri doğrultusunda 61 milyonu, ölüm sayısı 1,43 milyonu aşmış durumdadır; bu gidişle 2020 sonunda toplam olgu sayısı 80 milyonu aşacak, toplam ölüm sayısı 2 milyon dolayında olacak görünüyor.
İnsanlığın yaşam biçiminin altını üstüne getiren, başta sağlık sistemleri olmak üzere ekonomik yaşamı derinden etkileyen bu virüs salgınından Türkiye de payını aldı elbette. Ancak Ülkemizde Kovid-19 olgu ve ölüm sayılarının Dünya ortalaması ile ve nüfusu benzer ülkelerle kıyaslandığında ~ %50 düşük oluşu dikkat çekiyor. Bu konuda TTB’nin ve tıp yetkelerinin (otoritelerinin) kamuoyuna yaptıkları açıklamalar da benzer yönde;
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölüm sayıları gerçeği yansıtmıyor”
***
Türkiye’nin birçok yönden “Dünya ortalaması bir ülke” olduğu açık bir gerçektir… Bir başka anlatım ile bu Salgınla savaşımda (mücadelede), Küresel ortalama başarının üstünde bir başarı beklenemez.
Bu açıdan bakarsak, Dünya nüfusunun % 1,15’i olan ve ayrıca nüfus yoğunluğu Dünya ortalama nüfus yoğunluğunun 2 katı olan Türkiye’de toplam olgu sayısının 0,016 x 61 = 976 bin, ölüm sayısının da 0,016 x 1,43 =23 bin dolayında olması gerekirdi.
Türkiye’yi kıyaslamak için bir başka ölçek, Türkiye ile nüfusu (84 milyon + 6 milyon göçmen) aynı olan 2 ülke, İran ve Almanya’daki olgu ve ölüm sayılarının geometrik ortalamasıdır.
Bu kıyaslamaya göre, 26.11.2020’de Türkiye’deki olgu sayısı ~938 bin, ölüm sayısı ~25 bin olması beklenirdi… Oysa, bu gün için Türkiye’deki olgu sayısı ~475 bin, ölüm sayısı ~13 bindir… Yani Türkiye’deki sayılar yarı yarıya düşüktür… Bunun tek açıklaması var:
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölümlerin olasılıkla yarısı (Zatürre, Kalp… vs.) başka nedenlere bağlanmıştır.”
Sonuç                         :
  • Türkiye bu salgın sürecini iyi yönetememiş, başarısız olmuş ve daha kötüsü, bilerek yanlış veriler yayınlamıştır Dünyaya…
Türkiye bu sınavda sınıfta kalmıştır; nokta!

Üzüntülerimle. æ

POLİTİKA ve POLİTİKACI

POLİTİKA ve POLİTİKACI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizikçi
Değerli arkadaşlar,
Bu kavram Türkçe karşılığı olmayan, Batı dillerinden alınmış bir kavramdır; ama Türkçede “Turan”, Anadolu Türkçesiyle “Duran” yani Devlet kavramı binlerce yıldır var. Batı dillerinde de tam karşılığı “State”, “Staat” duran, hareket etmeyen, sabit kavramı bulunuyor… Politika karşılığı kullanılan “siyaset” de Türkçe değil, (siyasetun) Arapçadır. At terbiyecisi anlamındaki “Seyis” sözcüğü bu kökten gelir. “Devlet” sözcüğü de Arapçadır.
Politika özetle, bir Ülke (veya büyükçe bir siyasal, ekonomik sistemin) yönetimine ilişkin uğraşlar bütünü olarak anlaşılıyor… Batı dillerinin esinlendiği eski Yunancada ” Πολιτικά ” kentin yönetimsel işleri olarak algılanıyordu. “πόλη” poli = kent demektir.
Devlet yönetimleri İmparatorluk, Krallık, Tek adamlık yönetimlerden yavaş yavaş Halk egemenliğine, Cumhuriyetlere doğru evrildikçe, yani “Halkın, Halk için Halk tarafından öz yönetimi” demek olan çağdaş Demokrasiye* geçildikçe, Halk içindeki, yönetmek (iktidar) iddiasında bulunan farklı çıkar grupları (partiler) arasında bir fikir mücadelesi başladı ister istemez. işte bu “demokratik mücadeleye” politika adı veriliyor… (Bunu inceleyen bilim dalına Politoloji, Siyaset bilimi denir)
Ancak, “Eğitsel/kültürel gelişkinlik düzeyi ve gelir düzeyi düşük, gelir dağılımı adaletsiz toplumlarda, politika dediğimiz bu demokratik mücadele uygar kurallar çerçevesinde yürüyemiyor maalesef. Üzülerek söylüyorum ki, Türkiye Dünya klasmanında (AS: sıralamasında) kusurlu demokrasiler ve otokrat rejimler arasında “demokrasi/Otokrasi karışımı ara rejim” grubunda sayılıyor. (bkz. Harita)
Bu tür toplumlarda, Politika içi boş bir kavramdır.. İnsan haklarının, Anayasanın, Yasaların çoğu yalnızca kağıt üzerinde kalmış kadük ifadelerden öte bir anlam taşımaz. İktidarı şu veya bu şekilde ele geçirmek için her girişim olağan (mübah) görülür. Bu toplumlarda politikayla uğraşan, “başarılı”😄politikacılarda şu 4 ortak özellik az ya da çok derhal göze çarpar;
  • M İ Y Y
1 – Muhteristir (para ve iktidar için her şeyi yapabilir)
2 – İlkesizdir (her kalıba girebilen yumuşakçalar gibi her yana dönebilir)
3 – Yalancıdır (gerçeği sürekli saptıran, işine geleni söyler)
4 – Yalakadır (güçlü karşısında eğilip bükülen, aferist, fırsatçıdır)
Bu özellikler, sadece geri toplumlarda değil, ileri, gelişmiş varsayılan ülkelerdeki politikacılarda bile (çok düşük seviyede de olsa) göze çarpmaktadır… Ancak oralarda medeni cesareti yüksek bireylerin, yurttaşların etkin tepkileriyle epeyce bastırılmıştır…
Sevgilerimle.æ
_______
* M. Kemal Atatürk, Demokrasi yerine “Halkçılık” sözcüğünü almak istemişti; bu nedenle de “6 Ok” tan birini Halkçılık olarak tanımladı. Halkçılık fakir fukara edebiyatı değildir; düpedüz halk idaresidir. Ayrıca sırası gelmişken söyleyeyim, Mustafa Kemal bir “Politikacı” değildir; ama üstün nitelikleri olan bir “Devlet adamı”dır.
Linki tıklarsanız bir politikacı örneği görebilirsiniz.
Fotoğraf açıklaması yok.

KARANTİNANIN İÇİ ve DIŞI

KARANTİNANIN İÇİ ve DIŞI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı
Değerli arkadaşlar,
Sağlık Bakanı Koca,
“…Türkiye’deki covid19 ölümlerinin %93’ü 65 yaş üzeri kesimdir; ölenlerin yaş ortalaması 74 tür….” dedi.
Çok ilginç bir durum.
Bu gün Salgının 89’uncu günündeyiz; şimdiye dek toplam 170 bin hastadan 135 bini iyileşti ve 4670 kişi öldü.
Sağlık Bakanının anlatımına göre, ölenlerin %93’ü yani 4340 kişi 65 yaş üzerindekilerdir!
Öte yandan Türkiye’deki tüm covid ölümlerinin toplam vak’a sayısına oranı %2,75 !
Dünya ortalamasının çok altında, yarısından bile azdır.!
Yurt dışında ve yurt içinde herkesin merak ettiği konu, Türkiye’nin bu süper başarılı görüntüsüdür.
Sağlık Bakanı bunun öncelikli nedenini herhalde, “65 üzeri insanları karantinaya aldık” diyerek açıklayacaktır. Bir başka anlatımla, “Karantina olmasaydı, bizde de dünya ortalamasına yakın bir oranda ölümler olurdu..” anlamında…
Tüm Dünyada olduğu gibi, bizde de 170 bin vak’anın ort. %5’i ölümle sonuçlanmış olsaydı, 8500 ölüm olurdu ve yine Dünya ortalamasına göre bunun 3/4’ü 65 yaş üzeri 6375 ölüm olacaktı. Bu durumda, bu gün 65 yaş üzeri ölüm sayısı, Bakanın dediği gibi 4340 ise, 6375-4340 “yaklaşık 2 bin yaşlı insan Corona’nın pençesinden kurtarılmış” görünüyor !!!
Sonuçta, şimdiki toplam ölüm sayısı da 4670 değil, 4670+2000= 6670 olması gerekirdi; ama yine de Dünya ortalamasından “2 bin eksik” görünüyor !!
Umarım, bu konuda sıklıkla dile getirilen “2 bin dolayında karanlık sayı” şüpheleri tümüyle yersizdir; bu 2 bin dolayındaki kurtarılmış covid19 ölüm sayısı, yetkin Tıp insanlarımız ve tomografi altyapımız sayesinde gerçekleşmiştir.
Sonuçta 2 bin tıp sayesinde, 2 bin karantina sayesinde toplam 4 bin ölüm önlenmiş görünüyor…. kuşkuları
***
Corona süresince hastalarının başında özveriyle çalışan tüm Hekimlerimizin, Hemşirelerimizin, Sağlık personelimizin yüksek başarısını kutluyor, ülkemize sağlıklı ve gönençli bir yaşam diliyorum…
Sevgilerimle.æ
07.06.2020

21. YÜZYILDA ENFLASYON

21. YÜZYILDA ENFLASYON

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı
Değerli arkadaşlar,
2000 yılından bu yana kimi ülkelerin yıllık ortalama enflasyon rakamlarını aşağıda bir tabloya aldım.
Biliyorsunuz enflasyonun en önemli nedeni paranın satın alım gücününün düşüşüne yol açan üretim yetersizliği ve dış ticaret açığı, yüksek borçlanma… gibi etmenlerdir…
2000 yılından bu yana, 20 yılda nüfusumuz %25 oranında büyüdü, ama buna karşın üretimimiz aynı oranda çoğalmadı, hatta kimi alanlarda eskisinden de geriye gitti…
Hemen tüm Kamu malları, Cumhuriyetin bin bir emekle meydana getirdiği önemli kurumlar, bankalar, limanlar, ormanlar, madenler, sular… haraç-mezat satıldı…
Bu da yetmedi, 2000 yılındaki dış borç, 20 yılda tam 4 katına çıktı!…
Bu durumda paranın değerinin pul olacağı, enflasyonun yükseleceği kaçınılmazdır.
Paranın değer kayıp oranı d ile enflasyon oranı e arasında yaklaşık şu bağıntı vardır;

(1 + e) x (1 – d) = 1‘ dir.
Örneğin, enflasyon %25 ise paranın değer kayıp oranı d =1-1/1,25= 0,2 yani %20’dir.
Ülke paraları & yıllık ortalama enflasyon (%)

1 – Japon Yeni 0,16
2 – İsviçre Frankı 0,43
3 – İsrail Şekeli 1,51
4 – AB Eurosu 1,67
5 – ABD Doları 2,14
6 – Çin Yuanı 2,34
7 – İngiliz Sterlini 2,67
8 – Brezilya Reali 6,16
9 – Rusya Rublesi 9,50
10 -Türk lirası 13,73
Papaz olayından sonra Türkiye’de enflasyon %25-30’lara tırmandı…
Ortalama enflasyonun %13,7 oluşunun nedeni, 2002-2008 arasındaki düşük enflasyondur.

Türkiye bir yandan enflasyon bir yandan işsizlik, bir yandan dış borç ödeme sıkıntısı ateşinde adım adım “iflas” a giden yoldadır..

Uluslararası ekonomi uzmanları Türkiye’nin memorandum (AS: moratoryum; uluslararası iflas!) ilan etmek olasılığını %30 cdolayında hesaplıyorlar…
Şimdi anlıyorsunuz, değil mi, TV’lerde, medyada gündem neden ekonomi-üretim-borçlar-işsizlik-enflasyon.. üzerinde değil de, ıvır-zıvır şeylerle dolduruluyor.
Sevgilerimle…æ