ERMENİ MESELESİ

ERMENİ MESELESİ

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
29.4.19

Değerli arkadaşlar,

Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler (Diaspora), özellikle ABD ve Fransa’daki militan temsilcilerinin oluşturduğu Dernekler, 100-140 yıl önce Doğu Anadolu Osmanlı toprakları üzerinde, Ermeni ve Müslüman Osmanlı toplulukları arasında yaşanmış bir Trajediyi her 24 Nisanda gündeme getirirler. Peki nedir bu “duygu sömürüsü”nün altında yatan?
________
3T Planını gerçekleştirmek !!

Diasporanın öncelikli amacı, Dünya Kamuoyunu Basın ve Medyada yalan-yanlış bilgiler bombardımanı ile etkilemek, aralıksız sürdürülen bu “Algı operasyonu” ile tek yanlı ve çok abartılı bir “Soykırım” yalanının Küresel çapta tanınmasını sağlamaktır.

Görünen o ki, biz ne yaparsak yapalım, ne dersek diyelim, Amerika’daki ve Avrupa’daki Ermeni Diasporasının, Ermeni lobilerinin 100 yıldır inatla sürdürdükleri kara propagandalarla şekillenmiş Dünya Kamuoyunu düzeltebilecek, kendi lehimize çevirebilecek durumda değiliz; iş perde arkasında adeta Hristiyan-Müslüman çatışmasına büründürülmüş gibidir.

Ne yazık ki, Küresel Kamuoyu “Gerçekler” üzerinden değil, “Algılar” üzerinden yönetiliyor. Bugün Dünyada 12’si NATO üyesi olan ve aralarında Rusya’nın da bulunduğu 30 ülkenin parlamentolarında “1915’te Osmanlı Devleti tarafından Ermenilere Soykırım uygulanmıştır” kararı çıkmıştır. ABD’deki 50 eyaletten (Missisippi dışında) 49 eyalet meclisinde de benzer kararlar alınmıştır.

1915’te yalnızca Ermenilerin değil, tüm Doğu Anadolu halkının yaşadığı trajediyi Dünya Milletlerine anlatamadık. Her alanda olduğu gibi, bu konuda da “aydın ihaneti” ile kaşı karşıya kaldık (örn Orhan Pamuk). Beceriksiz, yeteneksiz ellerdeki dış politikamız, Türk Ulusunu ‘soykırım töhmeti’ altında kalmaktan kurtaramamıştır. Hele hele,

“…efendim, tarihte başka soykırımlar da oldu…”
“..sizler de soykırım yaptınız…”

şeklindeki “tevil ve inkâr” ima eden yanlış söylemler, bizim

“1915’te Anadolu’da soykırım yapılmamıştır”

Tezimizin inandırıcılığını yıkmıştır. Ve bu günlere geldik. Emperyal odaklarca da desteklenen Ermeni Diasporası’nın 3T planı (Tanıtım,Tazminat,Toprak) işliyor;

Bu meş’um Planın 1.bölümü maalesef başarı ile sonuçlanmıştır.

Yana yakıla “Osmanlıcılık” yapanlara,
“mademki, Osmanlısın, ver Dedenin hesabını” derler (gerçekte öyle bir hesap olmasa da )

Yana yakıla “İslamcılık” yapanlara, IŞİD sempatizanlarına,
“Ver bakalım Müslümanların Hristiyanlara yaptığı zulümlerin hesabını” derler.
(gerçekte öyle bir şey olmasa da)

Unutmayalım değerli arkadaşlar; Ülke olarak, Başımıza gelen belaların başlıca nedeni, Başımıza getirdiklerimizdir…*
________
Sorunun geçmişi

Osmanlının tüm Anadoluyu egemenliği altına aldığı 1600’den, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşına (93 Harbi) dek 250 yıl boyunca Ermeniler Osmanlının sadık tebası (millet-i sadıka) olarak bilindi.

Ermeniler, sadece Doğuda değil, Kars’tan İstanbul’a kadar hemen tüm Anadolu kentlerinde sanatsal, yapıcı, üretici mesleklerin temsilcileri olarak tanındılar, Müslüman Osmanlı halkı ile barış içerisinde Ortak yaşam sürdürdüler; ve hatta Osmanlı Devlet yönetiminde önemli makamlarda bulundular.

Osmanlı Devletinin zayıflayıp 1699 Karlofça antlaşmasıyla hızlı inişe geçişinde en büyük Pay sahibi Rusya’dır. 1500-1900 arasında, toplam 47 yıl süren 11 Osmanlı-Rus Savaşının 7 sini Rusya kazanmıştır. En son (1877-78) 93 harbinde de Osmanlının yenilmesiyle Rus Orduları iki koldan, Batıda Trakya üzerinden İstanbul’a, Doğuda Kafkaslar üzerinden Kars’a, Erzurum’a kadar inerek Osmanlıyı kıskaç arasına almışlardı.

Osmanlı Devleti, imzalamak zorunda kaldığı Ayastefanos (Yeşilköy) antlaşmasıyla artık de-facto (AS: fiilen) bitmiş sayılırdı. Gerçi, Osmanlı Devleti 1920’ye dek 40 yıl daha can çekişti; Sevr’de bütün topraklarını yitirmiş bir durumda ve 85 milyon altın Lira (600 ton altın) borç bırakarak son nefesini verdi.
________
Ayaklanmalar

Osmanlı Devletine karşı ilk Ermeni ayaklanması, Rusların da kışkırtmasıyla 1894’te Sason’da olmuş, Van dolarında Türk / Müslüman Osmanlılar katledilmişti. (Ermeni vahşetinin yakın görgü tanıkları Rus Subaylarının anıları var) Ruslardan cesaret ve silah desteği alan Ermeni komitacıları (Hınçaklar, Taşnaklar..) Anadolu kentlerinde terör estirmeye başladılar. 1896’da İstanbul’da Osmanlı Bankasını soydular…

Doğuda Ruslara karşı savaşan Osmanlı Ordusunu arkadan vuran, cephanelikleri uçuran Ermeni çeteleri karşısında çaresiz kalan Osmanlı Hükümeti 24 Nisan1915’te Hınçak, Taşnak… gibi terörist Ermeni Örgütlerini toptan yasakladı, İstanbul’daki örgüt ileri gelenleri, 200 dolayında militan üye tutuklandı ve Çankırı’ya sürgün edildi…

İşte Dünya’ya “Ermeni Soykırım günü” olarak duyurulan “24 Nisan” Osmanlı Devletinin azgın Ermeni çetelerine karşı bu meşru müdahale tarihidir… Bu yasaklamanın ardından, 27 Mayıs 1915’te İçişleri Nazırı Talât Paşa imzasıyla,

Savaş Bölgesindeki Ermeni nüfusu Osmanlı toprakları içinde güvenli bir başka yere iskan

Genelgesi yayınlandı.. (Talat Paşa 1921’de Berlin’de bir Ermeni tarafından katledilmiştir..)
________
Kanlı günler….

1878’lerde Kars’a, Erzurum’a, Van’a giren Rus alaylarının öncülüğünü yapan Ermeni komitacıları (çeteleri) bir yandan da sivil halkı katletmeye başlamıştı. İki toplum arasında ilk nefret tohumları o zamanlarda atılmış oldu.

Doğu Vilayetlerinde binlerce Müslüman Osmanlı Ermeni Çeteleri tarafından toplu katliama uğramıştı. (Ben bugün Ali Ercan olarak varlığımı şanslı bir tesadüfe borçluyum.1916’da Kars’ın Oluklu köyünde bir grup kadını duvar önünde infaz eden bir Ermeni’nin tüfeği tutukluk yaptığı (ya da mermisi bittiği?) ve infazı yarıda bıraktığı için henüz bir yaşındaki Babam, annesiyle birlikte ölümden kıl payı kurtulmuştu..)

1918’de Kâzım Karabekir Paşa‘nın emrindeki Osmanlı Ordusunun Kars’a girişi ve Rus kuvvetlerinin çekilişiyle Rüzgâr tersine dönmüştü, bu kez Ermeniler yarattıkları nefret ortamının sonucunu yaşadılar, misillemelere kurban gittiler… Bu trajediye “Mukatele” deniyor Arapça, yani karşılıklı öldürüş. 40 yıl boyunca Rus esareti altında ve Ermeni komitacıların insafına terk edilmiş Müslüman Osmanlı Halkının kayıpları elbette çok daha fazla olmuştu…
________
Rakamlar ne diyor ?

1897 nüfus sayımında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu 1,10 milyon olarak belirlenmişti. Savaş öncesi, 1914’te yapılan 2. genel sayımda Ermeni nüfus 1,25 milyon olmuştu; yıllık nüfus artış oranı ortalama %0,8’dir…

Bu müessif olaylar meydana gelmeseydi, yılda % 1’lik artışla, 104 yıl sonra bugün, Ülkemizde Ermeni Vatandaşlarımızın nüfusu, kuramsal olarak 2,25 katına çıkmış,

1,25 x (1,01)^104 = 3,5 milyona erişmiş olabilirdi….

Peki bu 3,5 milyon şimdi nerelerde ?

Türkiye’de bugün resmen 60 bin kadar Ermeni kökenli T.C. vatandaşı bulunuyor; öte yandan TTK’nun araştırmalarına göre, en az 500 bin kadar, kimlik (hatta Din) değiştirmiş “kripto” Ermeni’nin Türkiye’de yaşamakta olduğu anlaşılıyor. Geri kalan 3 milyon da, çok büyük olasılıkla, 1915’lerde Suriye’ye ve Lübnan’a göç ettirilmiş, oralardan da Dünyanın dört bir yanına, çoğunlukla ABD, Fransa ve Avrupa Ülkelerine gitmiş olan Ermenilerin ardıllarıdır.

Dünyadaki tüm Ermeni nüfusu 2019’da 11,5 milyondur; bunun 3 milyonu Ermenistan’da, 3,1 milyon kadarı Rusya’da yaşamaktadır. Geri kalan 5,4 milyon Ermeni de ABD, Fransa ve öbür ülkelerde bulunuyor ki, bu 5,4 milyon insanın “en az yarısı” 2,7 milyonu Anadolu kökenlidir.
Bu toleranslı varsayıma göre, yaşayan nüfusun bugün olması gerekenden 300 bin kadar eksik olduğu söylenebilir. Bugünkü 300 bin, 1915’teki nüfusta 300/2,25=135 bine kişiye karşılık gelir. kısacası, öyle milyonlar falan değil…

  • “1915-18 zorunlu göç sürecinde (en çok) 135 bin Ermeni zayiatı meydana gelmiş olabilir.”

sonucuna geliyoruz…. Ayrıca bu yitiklerin çok büyük bir bölümünün göç sırasındaki hastalıklar (tifüs, verem, malarya..) nedeniyle meydana geldiği unutulmamalıdır.
________
Sorumluluk ?

Ve yine unutulmamalıdır, ki tüm bu acı ve çirkin olaylar 1923’te kurulmuş yepyeni bir Devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir bakımdan sorumluluk kapsamında değildir. O nedenle Lozan’da “Ermeni meselesi” diye bir şey söz konusu bile yapılmamıştır.

Elbette masum insanları öldürmenin, öyle onlarca, binlerce değil, 1 kişi bile olsa, “Cinayetin hiç bir etik gerekçesi olamaz” Siyasal, ekonomik çıkar uğruna, toplumları saldırganlaştıran, birbirine kırdıran Emperyalizme ve öldürmeyi, Cinayeti kutsayan her türlü ilkel ideolojik öğretiye karşı, Mustafa Kemal Atatürk’ün insancıl – barışçıl öğüdünü hatırlatmak isterim;

  • “Ülkeyi ve Ulusu savunmak zorunluluğu yoksa, Savaş bir Cinayettir”

Ne var ki Diaspora yıllarca,

İnsanlar büyük yalanlara daha kolay inanırlar

mottosuyla hareket etmiş, gerçekleri saptırarak, 10 kez abartarak, Müslüman ülkeler dahil, Dünyayı kendi uyduruk tezine ikna etmeyi, inandırmayı becermiştir….

Derin üzüntülerimle.æ

MİLLİ MÜCADELENİN 100’üncü YILINDA TÜRKİYE

Dostlar,

Değerli hocamız Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan dün ADD Seydişehir Şubesinin konuğu oldu ve bir konferans verdi. Kronolojik yaşı 80’e dayanmasına karşın yüreği hala ülkesi için çarpan yurtsever ve çok birikimli gerçek bir aydın, nitelikli bir entellektüel O!.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün AYDINLANMA ASKERİ!

Ankara’da ADD vb. örgütlerin sıklıkla yararlanması gereken seçkin bir aydın ve bilim insanı
Sn. Prof. Ercan. Bu sitede sayısız yazısına, konferans sunumlarına severek yer verdik, vereceğiz.

Seydişehir sunumunun power point yansılarını ricamız üzerine bize gönderdi Sn. Ercan.
80 yansıdan oluşan (2,9 MB) çok kapsamlı ve çok öğretici bir belgesel adeta.

O’nu hiçbir konferansında otururken görmedik, eminiz bunda da yaklaşık 2 saat ayakta ve coşkuyla bu görsel konferansını vermiştir Seydişehir’lilere.. Keşke biz de izleyebilseydik.

Yansıları izlemek için lütfen tıklayınız ve paylaşınız..

Milli_mucadelenin_100._yilinda_Turkiye

Sevgi ve saygı ile. 14 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

MUSTAFA KEMAL’İ ANLAMAK

MUSTAFA KEMAL’İ ANLAMAK

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Aradan 95 yıl geçmesine karşın Mustafa Kemal Atatürk’ü hala anlamamış olmak, daha da kötüsü anlamak istememek ve O’nun gösterdiği yolun tam tersine yönelmek Türkiye’nin utanç verici en büyük yanlışıdır.

Bugün Türkiye, Dünya bilim ve teknolojisine zerre katkısı olmayan, kapitalizmin boyunduruğunda, yaşamsal varlıklarını satarak geçinen, gelecek kuşakların yaşamını ipotek altına sokarak ayakta kalmaya çalışan 3. sınıf bir ülke ise; bunun tek nedeni Mustafa Kemal’i anlamamış olması, O’nun gösterdiği yoldan birlik ve bütünlük içinde gitmemiş olmasıdır.

Mustafa Kemal, arkasında dogmatik bir ezber sistemi değil, ülkede ve tüm Dünyada (Doğayla uyumlu) barış içinde insanca bir yaşamın altın anahtarını bıraktı :

  • Hayatta en gerçek yol gösterici Bilimdir.” dedi…

Ancak Ülkeyi yöneten, yönetici geçinen kadrolar bu kısa öğüdü algılayamadılar, bu “zor yolun” gereğini yerine getir(e)mediler, Devrimleri koruyamadılar, tören ve görüntü Atatürkçülüğünü, halk goygoyculuğunu, işbirlikçiliği yeğlediler…

Eğitimci geçinen kadrolar
– Aklı hür,
– Vicdanı hür,
– İrfanı hür

kuşaklar yetiştiremediler; kolaycılığı, kopyacılığı yeğlediler.
Başarısızlığın otomatik mazereti hep hazırdı; kahrolası Emperyalizm !

Umarız ki, Mustafa Kemal’i anlamış ve kendini Bilimin aydınlık yolunda insanlığa ve milletine adamış gençlerimiz, mazeret üretmeden, cesaretle sorunların üstesinden gelir, yılmadan çalışarak arayı kapatır; emperyalizmin, kapitalizmin, fanatizmin engellerine takılmadan Ülkemizi yeniden aydınlığa, esenliğe çıkarırlar.

Tek umudumuz, durumdan görev çıkaracak bilinçli Gençliktedir.æ (3 Mart 2019)

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, yazı
=================================================

Dostlar,

3 Mart Devrim Yasalarının 95. yılı

3 Mart Devrim Yasalarının 95. yılında, ülkemizde dinci – gerici karşıdevrimin epey yol aldığını saptıyoruz.

Ülkemiz  demir yumrukla tek başına yasal olarak sorumsuz ama sonsuz sayılacak yetkilerle yöneten Erdoğan, salt “dindar” değil aynı zamanda “kindar“, “dinini ve kinini eksik etmeyen” kuşaklar yetiştirmeyi hedeflemektedir ve üniversite öncesi eğitimin 2. ve 3. dört yıllık dilimlerinde bu hedef, neredeyse tüm ortaokul ve liselerin imam-hatip okullarına dönüştürülmesiyle yakalanmaya çalışılmaktadır.

Çok yol alındığı bir gerçektir.

Ancak AKP iktidarının yaşamın gerçekliği (sosyal realite) ile çatışma kertesine sürüklendiğini de izliyoruz. Son günlerde kimi imam-hatip okullarının öğrencisizlikten kapatıldığını öğreniyoruz basından.
Bu okulları bitirenlerin üniversite giriş sınavlarında ancak %20’sinin başarılı olabildiğini, onların da öncelikli tercihlerine yerleşemediklerini ÖSYM istatistiklerinden izliyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın ise Anayasayı açıkça çiğneyerek (başta md. 24) okul öncesi ve ilk 4 sınıf çocuklarına el attığını ve bu yaş diliminde pedagojik olarak olanaksız olan “değerler eğitimi” adı altında, üstelik kimi dinci vakıflara işi havale ettiğini dehşet içinde izliyoruz. Amaç körpe zihinleri erkenden devşirmek ve dinci-gerici koşullandırma yapmaktır.

Daha da endişe verici olan husus ise, Erdoğan’ın Başbakan iken yaptığı bir konuşmada, Sn. Ercan’ın yukarıda sunduğu görselde olduğu gibi salt “dindar” nesiller yetiştirmekten söz etmekle kalmayıp, aynı zamanda “kindar, kinini eksik etmeyen” nesiller yetiştirmeyi hedef olarak koymasıdır (https://youtu.be/zLzqB876I7M 19 Şubat 2012)!
Birkaç soru birbirini kovalayarak zihnimize üşüşüyor :
1. “kindar, kinini eksik etmeyen” nesiller kime – neye karşı yetiştirilecektir? Türkiye Cumhuriyeti’ne mi? Arşivlere giren bu sözleri söylerken Erdoğan Başbakandır ve sorunun yanıtı “evet” ise, Erdoğan’ın Başbakan olarak meşruluğunu yitirmesi, milletvekili yemininin dışına düşmesi söz konusu edilebilir.
2. İslam dini de dahil olmak üzere, bildiğimiz ölçüde “kin, kindarlık” kavramlarına hiçbir din yer vermemektedir. Dolayısıyla Erdoğan bu çok tehlikeli, barış karşıtı, düşmanlık tohumlayan, çağ dışı sözleri ile “din dışına düşmüştür” saptamasını yapmak zorundayız.
3. İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı neden bu söyleme hiçbir tepki vermemiştir?
4. Türkiye demokraside, hukuk devletinde, kadın haklarında.. sürekli gerilemekte. Üniversitelerimiz geçelim ilk 500’ü, ilk 1000 içinde kalabilme derdinde. Dünya sanatına, bilimine, kültürüne, teknolojisine hemen hemen hiçbir anlamlı katkımız yok! Ekonomik çöküş çok boyutlu… 2018 sonu verileriyle Türkiye artık dünyanın en büyük 17. ekonomisi değil.. İlk 20 olarak bilinen G20’nin dışına düşmüş durumda.. Ne acı ki, böyle olabileceğini bu sitede yıllar önce ve kezlerce yazdık. Oysa AKP = Erdoğan habire masal anlatıyordu ulusumuza; 2023’te ilk 10 ekonomi arasına gireceğiz, 500 milyar $ dışsatım yapacağız ve kişi başına gelirimi 25 bin $ olacak diye.. Son 6 yıldır kişi başına gelir Dolar olarak sürekli düşmekte ve 2018 sonunda korkarız, ulusal gelir 850 milyar Dolardan 700 milyar Doların altına indi!
*****
Cumhuriyetin temel değerleriyle yıkıcı biçimde çatışmanın ülkemizi sürüklediği çöküntü budur!
  • Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir.

Bir nokta daha çok önemli : Mustafa Kemal Paşa döneminde “tek tipçi” eğitim yapıldığını ileri sürenler ne denli derin çarpıtma içinde.. Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün eğitim hedefleri ile Erdoğan’ın hedefleri ortada.. Erdoğan “dindar – kindar” kuşaklar hedeflerken; ATATÜRK’çü eğitim dizgesi (sistemi) “aklı hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirmeyi” felsefe edinmiş. Yine Atatürk, aşağıdaki sözlerin de sahibi..

  • Gençliği yetiştiriniz, onlara bilimin ve irfanın (aydınlanmanın) pozitif fikirlerini veriniz: geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız..
Bu insancıl, bilimsel, gerçekçi, derin öngörülü, yaşamın – insanı doğası ile örtüşen söylemi bile Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü insanlık tarihinin en büyük önderlerinden biri yapmaya yeter de artar da! Biraz da bu yüzden olsa gerek, kimileri O’nu anlamakta çok ciddi güçlük içindeler.
95 yıl sonra 3 Mart 1924 Devrimlerini ve Devrimcilerini, başta önder Mustafa Kemal Paşa olmak üzere şükran ve saygı ile selamlıyoruz.. AKP fetret parantezi de kapanacak ve Türkiye Cumhuriyeti uygarlık yolunda ilerlemesini, sonsuza dek payidar kalarak sürdürecektir.
Sevgi ve saygı ile. 04 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İKLİM DİZGİNLENEMİYOR…

İKLİM DİZGİNLENEMİYOR…

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
(Nükleer Fizik, Çekirdek Fiziği Uzmanı)
(Savunma Sanayisi Eski Müsteşarı)

Değerli arkadaşlar,

Yıllardan beri süregelen ve sonlara doğru hemen tüm ülkelerin üzerinde sözde anlaştıkları, ama asla ve asla kesin uygulamaya geçmek yürekliliğini gösteremedikleri “yaşam biçiminde köklü değişiklikler gerektiren programlar” uygulanamadığından, belki binlerce yıl sonra meydana gelmesi olası “İklim Felaketi“nin ayak sesleri çok daha gürültülü duyulmaya başladı…

Azalmadığı gibi, üstelik “artarak süren fosil yakıt tüketimi” nedeniyle sera gazları (metan, CO2) salımı atmosferde birikiyor. Küresel ısınma sürüyor! Belki bilinçli, belki içgüdüsel,.

Dünyanın birçok ülkesinde gelecek kaygısı yaşayan gençler ayaklanıyor, gösteriler, yürüyüşler yapıyorlar, ama her şey boşuna…

  • Var gücüyle Ahiret” için didinen Türkiye zaten Dünyadan habersiz yaşıyor; Dünyada olan biten şeyler Türkiyeyi ırgalamıyor!?!

Son İklim Konferansında, (Katowice, Polonya) alınan ünlü “2 derece kararı” yani şimdilerde 15 C derece olan Dünya yüzeyi ortalama sıcaklığını 17 dereceye çıkarmama kararı, olasılıkla gerçekleşemeyecek gibi görünüyor; çünkü son ölçümler bize ferahlatıcı (AS: esenlendirici) bilgiler vermiyor…

Atmosferde Sera gazları derişiminin artışına koşut, Dünyanın ortalama sıcaklığı da yükselişini sürdürüyor ve doğallıkla deniz düzeyi de. En son veriler ışığında yaptığım hesaplar, kritik ortalama sıcaklık 17 C derecenin bu yüzyıl içide aşılacağını gösteriyor.

Buzulların erime hızından çıkarak yaptığım hesaplara göre de, Deniz düzeyi bu yüzyılın sonunda 2000 yılı düzeyinin en az 1,8 metre üstüne çıkacak ve Dünyanın ortalama yüzey sıcaklığı, son 1 milyon yıldır görülmedik bir düzeye, ortalama 20 C dereceye yükselecektir! Tüm buzulların erimesi ise, en geç 2200’lerde gerçekleşecektir bu anut gidişle…

Gelecek kuşaklardan, şimdiden payıma düşen utançla özürler dileyerek, kaygılarımı dile getirmekten başka bir şey elimden gelmediği için son derece üzüntülüyüm…

Ola ki insanlığın kafasına taş düşe ve bir mucize (AS: tansık) gerçekleşe!….æ (21.02.2019)

Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.

2100 DÜNYA SICAKLIK HARİTASI

2100 DÜNYA SICAKLIK HARİTASI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
(Nükleer Fizik, Çekirdek Fiziği Uzmanı)

Değerli arkadaşlar,

58 üye ülkenin (ABD üye değil; Türkiye’nin sürekli temsilciliği var) oluşturduğu Birleşmiş Milletler Çevre Programı‘nın (UNEP) “Gezegenin Geleceği” kapsamında hazırladığı Küresel Sıcaklık Artış Haritasını görüyorsunuz.

“Tüm Dünya ülkelerinin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik yaşam koşullarını, Çevre lehine özverili değişiklikler yapmadan sürdürmesi durumunda” ortalama sıcaklık artışının süper bilgisayarlarla (benzetim – simülasyon) hesaplanmış sonucu dehşet vericidir…

Buna göre Türkiye’de sıcaklıklar, hemen tüm çevre olduğu gibi, 2000 yılında “mevsim normali” sayılan düzeyin yaklaşık 5 derece üzerinde olacaktır !! Yani yaz ortasında 2 ay süreyle tüm Türkiye’de sıcaklık 40 derecenin üzerinde seyredecek demektir. Şu anda 15 C derece olan Dünya ortalaması, 20 C dereceye dek yükselecektir…

İnsanların serinlemek için kullanacağı devasa miktardaki Fosil Enerji –iki ucu b.lu değnek örneği!– küresel sıcaklığın daha da yükselmesini tetikleyecektir… Velhasıl gidiş çok tehlikeli

Küresel ısınmanın tetiklediği, “neden veya sonuç” olduğu daha birçok felaket var …

Su baskınları, yükselen deniz suları yüzünden yitirilen topraklar, birçok canlı türün ölümü, kuraklık, mikrobik patlama, yeni viral hastalıklar,

Açlık!

Ülkeler, hatta kentlerarası su savaşları, terör, zoraki göçler, ekonomisi zayıf ülkelerin yıkılışı,

  • Bölgesel karmaşa ve olası bir nükleer savaş!?

…. sonucunda Dünya nüfusunun, 2060’tan sonra 40-50 yıl içinde, 10 milyardan yüzyılın sonunda 2-3 milyara düşebileceğini düşünüyorum.

  • İnsanlık belki 75 bin yıl önceki Toba felaketinden çok daha büyük bir kıyım yaşayacak demektir.

Gelecekte Dünyamız, Venüs’te olduğu gibi, geri dönüşü olmayan ve tüm yaşamı sonlandırabilecek bir “Isı Sarmalı“na mı girecek, yoksa?

Küresel durum bu denli ürkünç (vahim), ama insanlık umursamaz yaşamını sürdürüyor; daha çok ürüyor, daha çok üretiyor, daha çok tüketiyor, daha çok israf ediyor, daha çok kirletiyor, daha çok tahrip ediyor…

Ve Doğanın tokadını daha çok hak ediyor…æ (20.02.2019)

Fotoğraf açıklaması yok.