EVREN CANLI MI?

EVREN CANLI MI?

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı
ADD Eski Genel Başkan Yrd.

Değerli arkadaşlar,

13,8 milyar yıl önce hiçlikten varoluşa geçen Evrenimiz kendiliğinden sürekli hareket halindedir. Elektro-magnetik veya Kütle çekim etkisi ile göreceli bir arada bulunmak dışında, “gizemli bir Enerji” etkisiyle, ki buna ‘karanlık enerji’ diyoruz sürekli büyümekte, hatta ivmeli bir şekilde şişmektedir…. Yani Evrende her şey birbirinden uzaklaşmaktadır…

“Durağanlık” göreceli bir görüntüdür; örneğin üzerinde oturduğunuz sandalyeye göre hızınız sıfır, yani “hareketsiz” görünümdesiniz (mikroskopik ölçekte öyle olmasa bile 😆) ama örneğin
en azından üzerinde bulunduğumuz büyük toprak parçaları (magma üzerinde yüzen durumdaki plakalar) hareket halindedirler.

Örnek, Anadolu plakası Kuzeyimizdeki Avrasya plakasına göre yılda 2,5 cm batıya doğru hareket halindedir… Bunu hissetmeyiz bile; ancak Plakalar arası (fay hattı üzerinde) sürtüşen noktalarda oluşan büyük kırılmalar nedeniyle meydana gelen depremleri fazlasıyla hissediyoruz.
(Bu gidişle Ankara, 14-15 milyon yıl sonra İstanbul ile buluşacak demektir. 😄)

Üzerinde yaşadığımız gezegen, Dünyamız da hareket halinde, kendi çevresinde topaç gibi dönmektedir; bir dönüş süresine 1 gün diyoruz. Ankara’da oturan bir kişinin Dünya çevresinde dönüş hızı saniyede yaklaşık 356 m’dir. (641 km/h) Ekvator üzerinde bu hız 465 m/s’dir. (1674 km/h)

Üçüncü hareket şeklimiz Dünyamızın Güneş çevresinde dönüşüdür; 1 tur süresine 1 yıl (365,2422 gün) diyoruz… Bu boyuttaki hızımız saniyede (29,8) yaklaşık 30 km’dir (108 bin km/h).

Güneş de kendi çevresinde dönen Gezegenler ve binlerce öbür cisimlerle birlikte (Güneş sistemi) ait olduğumuz büyük yıldızlar sisteminin, yani “Saman yolu” dediğimiz, Galaksimizin merkezinin çevresinde (merkezden yaklaşık 26,4 bin ışık yılı uzaklıkta) saniyede 230 km (828 bin km/h) hızla dönüyor… Buna karşın 4,5 milyar yılda yalnızca 20 tur atabilmiştir; yani Güneşimiz Galaktik takvime göre 20 yaşındadır. 😲

Görüntünün olası içeriği: yazı

Bu da yetmez… Galaksimiz de en azından uzayın genleşmesi nedeniyle öbür Galaksilere göre muazzam bir hızla hareket ediyor… örneğin bizden 6 milyar ışık yılı uzakta olan bir Galaksiye göre hızımız “saniyede 130 bin km!!” görünüyor…. (0,43 ışık hızı)

Hareket, hareket… değişim, değişim…. kozmik anlamda bir canlılık görünümü var…

Ve bilmemeyi inanmaya tercih eden ‘agnostik’ biri olarak, sohbeti burada keseyim, çünkü, Evrenimiz dışında (“dış” artık ne anlama geliyorsa 😄) başka bir şey bilmiyoruz….

Sevgilerimle.æ 07.10.19

 

EĞİTİMİN ANATOMİSİ

EĞİTİMİN ANATOMİSİ

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar,
Üniversitelere giriş sınavı (YKS) sonuçları Milli eğitim kalitesinin (AS: niteliğinin) çok önemli bir göstergesidir.. Bu yıl 2,52 milyon Orta öğrenim öğrencisi Üniversitelere girmek için sınava başvurdu, her nedense bunların %5’i sınava girmedi ya da maddi olanaksızlıklar nedeniyle giremedi veya yeterli bulunmadı.
 
Sınava alınan 2,39 milyon adayın 1,76 milyonu (%73) 500 tam puvan üzerinden 150 barajını aşarak Üniversitelere girmek hakkını aldılar yani bu yıl da 760 bin öğrenci açıkta (avare) kaldı diyebiliriz.
 
Sınavlardaki başarı oranları evlere şenlik:
 
Türkçe %37
Matematik %14,
Fen %11
Sosyal Bilimler %33
 
Yani %63’ü Türkçe, %86’sı Matematik ve %89’u Fen bilmeyen, bir başka anlatım ile ortalama %50’si her üç alanda da başarısız 😲zırcahil bir Gençlik yetiştirildiğini söyleyebiliriz.
 
image.png
 
Buradan şu acı sonucu da çıkarabiliriz:
Türkiye Milli Eğitim kadrosunun yarısı “bankamatik memuru”, okulların yarısı yararsız, gereksiz yapılar durumundadır.
 
Düşünün; bu yerlerde sürünen tabloya karşın, baraj çok düşük (%30) tutulduğundan, her üç alanda da (Türkçe, matematik, fen) yetersiz 560 bin aday Üniversitelere girebiliyor… sonra da “Neden ilk 500’de Türk Üniversitesi yok?” diye hayıflanıyoruz.. elbette olamaz bu kafayla.😢

Kaygılarımla.æ

LOZAN ANTLAŞMASININ 96. YILI

LOZAN ANTLAŞMASININ 96. YILI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Birinci Dünya Savaşından, müttefiki Almanya ile birlikte, yenik çıkan Osmanlı Devletinin “de-facto” bitişinin Belgesi olan Sevres Antlaşması 10.Ağustos.1920 de imzalanmıştı. Müttefik Almanya da daha önce 28 Temmuz.1919’da çok ağır koşullarda Versailles Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı.

Osmanlı Meclisinin Savaş öncesi elinde tuttuğu, “Misak-ı milli” ile gösterilen sınırlar içindeki Topraklarının ancak dörtte bir kadarını Türklere bırakan bu meş’um antlaşmayı Mustafa Kemal ve arkadaşları tanımamışlar….

Ve Anadolu’yu dört bir yandan işgale başlayan İngiliz, Fransız, İtalyan… ve bunların taşeronu Yunan Ordularına karşı amansız bir direniş harekatıyla, milli mücadeleyi başlatmışlardır.

(AS: 1. TBMM Sevr Antlaşmasını tanımamış ve imza koyanları (Osmanlı saltanatını) VATAN HAİNİ ilan etmişti!)

Ulusal Kurtuluş (İstiklal) Savaşı Mustafa Kemal’in 19.Mayıs.1919’da Samsuna çıkışından İzmir’in işgalden kurtuluşu 9.Eylül1922’ye dek sürmüş, Vatanın Kurtuluşunun ardından, 29 Ekim1923’te “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” kurulmuştur. Sevr antlaşması çöpe atılmıştır.

Misak-ı milli ile belirlenmiş toprakların yaklaşık %90’ı kurtarılmıştı. Ülke sınırlarımız da 24 Temmuz.1923’te, çok çetin koşullarda imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla uluslararası tanınmış oldu.

Misakı Milli içindeki Selanik, Batum, Nahçivan, Musul, Halep, Hatay ve 12 Adalar maalesef Lozan’da sınırlarımız dışında kalmıştı. (Mustafa Kemal’in ömrü yetseydi, büyük olasılıkla Hatay gibi bunları da çözecekti)

Evet, o zamanki ağır koşullar dikkate alındığında Lozan Antlaşması büyük bir diplomatik zaferdir. Başta büyük Atatürk olmak üzere, bu zaferde Lozan heyetimizin başındaki İsmet İnönü‘nün ve de Antlaşmasının gerçekleşmesi için ağırlığını koyan V.I. Lenin‘in emeklerini saygıyla anıyoruz.

Lozan Antlaşmasını akılları sıra “başarısız” bulanların, kötüleyenlerin aslında “Sevr yanlısı” olan, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyenlerin torunları olduklarını da biliyoruz…

Bunlara aldırmadan “it ürür, kervan yürür” diyerek, Mustafa Kemalin eserine, Laik Türkiye Cumhuriyetine, Devrimlerine sahip çıkarak, O’nun gösterdiği yönde, Bilimin ışığında aydınlık yarınlara doğru azimle yürümeye devam edeceğiz.

Sevgilerimle.æ

Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor, müzik enstrümanı çalıyor ve iç mekan

SOSYAL ADALET ve GİNİ KATSAYISI

SOSYAL ADALET ve GİNİ KATSAYISI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Bir toplumda Gelir dağılımının ölçütü olarak İktisat Biliminde kullanılan, 0 ve 1 arasındaki değerleri alan “Gini Katsayısı” ne denli küçükse, o toplumda gelir eşitsizliği o denli küçük demektir.

Gelişmiş Ülkelerde bu sayı 0,25 – 0,30 arasında iken gelişmemiş ülkelerde bu ölçüt 0,45 ve yukarısıdır. Türkiye’nin Gini Katsayısı 2018 yılı için 0,41 hesaplanmıştır.

OECD’nin yayınladığı grafikte, Türkiye Gelir eşitsizliği sıralamasında 44 Ülke arasında ilk 9. sıradadır..

Sevgilerimle. æ

Fotoğraf açıklaması yok.
******
Dostlar,
%95’inin Müslüman olduğu ülke Türkiye’de, İslamcı AKP iktidarının ve “ekonomist” olduğunu ileri süren ama diplomasını bir türlü göremediğimiz Erdoğan’ın gelir dağılımı, sosyal adaleti yukarıda görüldüğü gibi..
AKP 2001’de kurdurulmuş ve 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde YOKSULLUK + YOLSUZLUK + YASAKLAR ile mücadele etmek üzere halktan %34 oy alarak, TBMM’de %65 çoğunlukla iktidar oldu ve 17 yıldır giderek artan gücüyle (23 Haziran 2019 sonrası inişe geçti bereket) ülkemizin tepesinde. İslam dininin en temel değerlerinin başında iyi ahlak ve belli ölçülerde (zenginlerin her yıl 1/40 fitre – zekat vermesi gibi) toplumsal adalet vardır. 17 yılda Gini katsayısında Türkiye’de hemen hemen hiç iyileşme olmamıştır. Bu durumda;
1. AKP = RTE‘nin YOKSULLUK + YOLSUZLUK + YASAKLAR ile mücadele vaadi palavraydı.
2. AKP = RTE 17 yılda bu sorunu çözemedi..
Her 2 durumda da halkımızın bu siyasal kadroyu bir an önce ülke yönetiminden uzaklaştırması her şeyden önce kendi çıkarınadır.

Sevgi ve saygı ile. 14 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

ABD’nin S400 / F35 KARARI

ABD’nin S400 / F35 KARARI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Savunma Sanayisi Eski Müsteşarı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Temsilciler Meclisi Türkiye’nin, S-400’leri alması halinde, F-35 programından çıkartılmasını ve ABD’nin Hasımlarına Karşı Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasasının (CAATSA) devreye girmesini öngören karar tasarısını “oy birliğiyle” kabul etti !!!!
……..
CAATSA çerçevesinde ABD başkanının, Rus savunma veya istihbaratı ile ciddi düzeyde ilişki içine girmiş olan bir ülkeye yaptırım uygulaması gerekiyor.

(Tasarıda Türkiye’ye S-400’ler yerine NATO uyumlu farklı füze savunma sistemleri seçeneğinin ABD tarafından geliştirilerek Türkiye’ye sunulduğu; buna karşın Türkiye’nin S-400 alımında ısrar ettiği ve bu durumun NATO işbirliğini zayıflattığı da belirtildi.)

S-400 alındığı takdirde ;

Türkiye’nin F-35 programında yer alamayacağı, trilyon dolarlık uluslararası bir yatırım olan 5. kuşak savaş uçaklarına da sahip olamayacağı ve Türk pilotlarının uçuş eğitimlerinin devam edemeyeceği kaydedildi.

Bunların yanı sıra sadece F-35 değil,

Patriot füze bataryalarının, 
CH-47F Chinhook ağır yük ve 
UH-60 Blackhawk helikopterlerinin 
F-16 jet uçaklarının da

Türkiye’ye tedarik edilemeyeceği not düşüldü.
***
Değerli arkadaşlar,

Basın ve medyada haberler bu şekilde; öte yandan, S-400’lerin ilk partisinin (4 Füzelik bir batarya) Temmuzda Türkiye’de olacağı Rusya ve Türkiye tarafından ilan edildi.. Olasılıkla 30 Ağustostaki resmi geçitte gösterilecektir.
***
Peki bu durum nelere yol açabilir??…
Ayrıntıları atlayarak, yakın gelecekteki muhtemel (%50 olasılıklı) kaba görüntüyü vereyim;

1-Türkiye NATO üyeliğinden -istemese de- çıkmak zorunda bırakılır veya kurucu üyelerin oy birliğiyle çıkarılır;

Askeri teknoloji bakımından ABD ve AB kaynaklarından tümüyle yoksun bırakılır…

2-ABD destekli Yunanistan, Ermenistan, Kıbrıs Rum yönetimi ve İsrail’in açık hedefi olur. (şimdiye değin de bunların hedefiydik, ama resmen “açık hedef” değildik..)

Kıbrıs er ya da geç, Türkiye’den kopartılır. KKTC feshedilir; Ermenistan NATO üyeliğine alınır ve hatta Türkiye’ye karşı (Baltık ülkeleri gibi) silahlandırılır.

3-Türlü bahanelerle AB’nin ve ABD’nin ekonomik yaptırımlarına, ambargolarına maruz kalır.

4-Rusya dahil (!) bütün ülkelerin desteğiyle
– Ermenistan’ın toprak ve giderim (tazminat) istemleri
Kürdistan referandumu Türkiye’ye dayatılır.

5-Türkiye Ortadoğu’ya iyice gömülür, “toplumun Araplaştırılma süreci” daha da hızlanır,
bu durum vesile olur, Batı Dünyasına tepki bahanesiyle, siyasal yapıda İran’a benzerlik oluşur, yani

ŞERİAT ilan olunur!

Değerli arkadaşlar, bu NATO sorunu yanlış anlaşılmasın, kesinlikle NATO yanlısı biri değilim; ama gerçekleri yadsımanın yaraya merhem olmayacağını bilecek ölçüde de Dünyayı tanıyorum. Keşke baştan NATO’ya hiç girmemiş, tarafsız bir ülke olarak yaşayabilseydik….

Umarım bu saydığım olaylar, bu kara tablo asla meydana gelmez, Türkiye’miz çağdaşlık, Laiklik, Demokrasi Rayından çıkmaz, Çağdaş Dünyadan tecrit edilmez (izole olmaz), Toprak yitirmez, büyük sarsıntılara ve ekonomik sıkıntılara maruz kalmaz….

Yoksa zaman gelir, acı bir hatıra olarak, “Ali Hoca bu olan bitenlere işaret etmişti..” dersiniz… Kaygılarımla. æ