KANAL

KANAL

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Karadeniz ve Marmarayı birleştiren Kanal Projesi gerçekleştirilirse, neler olur; kısaca gözden geçirelim :

Rivayete göre, bu proje en önce Osmanlı döneminde dile getirilmiş…ancak bu iddianın mantıklı bir açıklamasını 😉 bulmak olanaklı değil; proje belki de “made in usa” dır; bunu gizlemek için bu “Osmanlı öyküsü” eklenmiş de olabilir. önemli değil, gelelim günümüze;

Görüntüdeki amacı ne olursa olsun, bu proje, her şeyden önce Savaş gemilerinin geçişine kısıtlar getiren Montrö Sözleşmesi‘ni tartışılır duruma getirmiştir.

Karadeniz’i bir iç deniz kabul etmeyen, uluslararası su statüsünde gören ABD, kendi donanmasına rahatlıkla geçiş yolu sağlayan bu Kanal projesinin mimarı olmasa (?) bile, gerçekleşmesini can-ı gönülden destekleyecektir.

Projenin Siyasal, Askeri, Sosyal, Çevresel, Ekonomik ve Finansal sakıncaları yansız uzmanlarca günlerdir konuşuluyor, tartışılıyor; ben yinelemeyeyim; kabaca 10 yıl sürecek ve 20 milyar Dolara mal olacak bu proje gerçekleşirse ortaya çıkacak son resme bakalım…

İstanbul Boğazı ve Kanal arasında 1000 km2’lik bir ADA oluşacaktır. 200 km2 Orman alanı, 2 havaalanı, 44 km’lik Kanal üzerinde en azından 5 büyük köprü, limanları ile uluslararası ticari ulaşım ağının ortasında* “hub” konumunda ve üzerinde 8 milyon insanın insanın yaşadığı bir Mega Kent!

Değerli arkadaşlar,

Bu ADA Küresel Finans-Kapital sistemi tarafından öyle “sıradan bir ada” olarak kendi haline bırakılmaz; er ya da geç Singapore veya Hong-Kong benzeri özerk bir Devletçik oluşturulur. (hem de referandum falan yaparak) vs. vs… arkasından Trakya’nın geri kalanı

yani,

  • yalnızca Montrö değil, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü güvenceleyen Lozan bile tehlikeye girmiş olur.

Gözü para ve iktidar hırsı ile kör olanlara, nasıl anlatılabilir ki?

derin kaygılarımla. æ
_____________
* İstanbul Çin’e 7 bin, Kore’ye 8 bin, Japonya’ya 9 bin km. uzaktadır; ancak Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Rusya, Ukrayna, AB Ülkelerinin hemen tümü İstanbul merkezli, 2500 km. çapında bir dairenin içinde kalır.

Fotoğraf açıklaması yok.

” STRATEJİST ” ENFLASYONU

” STRATEJİST ” ENFLASYONU

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’de her şeyin suyu çıktığı gibi, bunun da suyu çıktı artık; nereye, hangi TV kanalına baksanız, hangi gazeteyi okusanız, bir sürü “Statejist” sürekli ahkâm kesiyor, Dünya savaşları çıkarıyor, Dünyayı on kez yıkıp, on kez kuruyorlar. Ortalık Strateji kulüplerinden, derneklerinden, akademilerinden… geçilmiyor.

Basit bir mantık / matematik sorununu çözmekten aciz nice “strateji uzmanımız” tuğla kalınlığında kitaplar yazıyor, halkı saatlerce ekran karşısında istimde tutabiliyorlar; ne de olsa karşılarında, ne versen yemeye hazır, hayali geniş, belleği dar ve her türlü safsataya derhal inanacak büyük bir toplum kesimi var…. genlerdeki kültürel kalıtımın olumsuz etkisi galiba…
***
Değerli arkadaşlar,

“Strateji” en kısa tanımıyla,

“Uzun süreli ve büyük ölçekli Kaynak yönetim ve kullanım Tekniği” dir.
(kimileri …’sanatıdır’ der)

Eski Grekçe, στρατηγία kelimesinden gelir. “Stratos” üst, tepe, yukarı anlamı taşır. Askeri bir deyim iken (üst komutan karargahı) şimdi bu kavram hemen bütün alanlarda kullanılır oldu, dolayısıyla her alanın kendine göre strateji uzmanları var.

Strateji uzmanlığı, her şeyden önce geniş, uzun mesleksel deneyimler temelinde, bilimsel akıl kullanarak (mantıklı) kestirimlerde, öngörülerde bulunabilmek, uzun erimli çözümler üretmek becerisidir.

Hangi alanda olursa olsun, ileri derecede Matematik ve İstatistik bilmeyen bir kişinin strateji uzmanlığından kuşku duymak gerekir. Bu tipler havanda su döven “komplo kuramcılığı” ndan ileri gidemezler…
***
Strateji uzmanı anlamında Fransızcada Stratége, Almancada (Türkçe okunuş şekliyle) Stratege denir. her nasılsa, bu sözcük İngilizcede strategist (stratecist) olmuş. oysa, ” -ist” son eki genelde, yandaş, taraftar, …-ci anlamlarını üretir.

İngilizcedeki bu semantik yanlışlık birebir Türkçeye de geçmiş… (ne de olsa stratejiyi Almanlardan değil, Amerikanlardan öğrendi Türkiye) öbür konularda da benzer yanlışlık yapılıyor; Biyolog yerine Biyolojist, ekonom yerine ekonomist… dendiği gibi…

Konu ne olursa olsun, TV’lerde, medyada sürekli boy gösteren, her alanda derin bir ukalalıkla ve “nasıl olsa üfürdüklerimiz kısa sürede unutulur” düşüncesiyle, fütursuzca konuşan, bu tipler için argoda güzel bir isim bulunmuş,”herbokolog” deniyormuş…

Ülkemizin son 80 yıllık döneminde, gerçekten “Stratej” diyebileceğimiz yeterli sayıda yurtsever Devlet adamlarımız olsaydı;

Mustafa Kemal’in kurduğu Laik Cumhuriyet, şimdi
– uçan kuşa borcu olan,
– ipotek altında yaşayan,
– kurumları çürümüş,
– her alanda 3. sınıf görüntüde bir ülke

durumuna düşmüş olmazdı…

Derin üzüntülerimle.æ

OLMAYAN HAFIZANIN NESİ KAYBEDİLDİ ?

OLMAYAN HAFIZANIN NESİ KAYBEDİLDİ ?
pROF. dR. d. Ali Ercan

Değerli arkadaşlar,

Atatürk karşıtları, yobaz dinbazlar her fırsatta Harf Devrimini kötüler, “koskoca Memleket bir günde -cahil- kaldı, hafızasını yitirdi” derler; sanki halk muazzam eğitimli, gelişkin ve çok şey biliyor, çok şey üretiyormuş gibi…

Osmanlının Avrupa karşısındaki aciz, silik, ezik perişan durumunu bilen herkes (başta son 5 Padişahın hepsi) bu sözlere acı bir tebessümle gülerdi…

Biraz mantıklı düşünelim; Arap alfabesiyle yüzyıllardır pozitif bilimlerden, teknolojiden uzak yaşamış, o alfabeyle okur-yazarlık oranı erkeklerde % 4-5 , kadınlarda %1-2’lerde olan bir Halkın yitirecek hangi “değerli” bilgi birikimi olabilirdi ki?

Zaten Osmanlı toplumu gelişkin, Sanatta ve Bilimde ileri, eski deyimiyle “münevver” bir toplum olsaydı, kullandığı yazı biçimini değiştirmek kimsenin aklına gelmezdi; Japonya’da, Kore’de olduğu gibi…

Ekli tabloda okuryazarlık oranının Avrupa ve Türkiye’de tarihsel gelişim sürecini görüyorsunuz; Avrupa’da 500 yılda erişilen seviyeye Türkiye 50 yılda çıktı, Alfabe devrimiyle….
Kötü mü oldu ?

Sevgilerimle.æ

Fotoğraf açıklaması yok.

İKLİM DİZGİNLENEMİYOR

İKLİM DİZGİNLENEMİYOR*

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Çekirdek Fiziği Uzmanı
Savunma Sanayisi E. Müsteşarı

Değerli arkadaşlar,

Yıllardan beri süregelen ve hemen tüm ülkelerin sözde üzerinde (kezlerce) anlaştıkları, ama asla ve asla kesin uygulamaya geçmek cesaretini gösteremedikleri (kapitalist yaşam biçiminde köklü değişiklikler gerektiren) Programlar uygulanamadığından, belki binlerce yıl sonra meydana gelmesi olası “İklim Felaketinin” ayak sesleri çok daha gürültülü duyulmaya başladı…

Azalmadığı gibi, üstelik artarak süren fosil (hydro-carbon) yakıt kullanımı nedeniyle Sera Gazları (Metan, CO2) (AS: SOx ve NOx gazları da dahil..) Atmosferde birikiyor. Atmosferde CO2 birikimi (%1,5/yıl) Küresel sıcaklık artışını (%2/yıl) ve sıcaklık artışıyla karasal buzulların erimesi, denizlerde su düzeyinin artış oranını (%4/yıl) tetikleyerek (Domino etkisi) sarmal sürüyor.

Belki bilinçli, belki içgüdüsel, Dünyanın birçok ülkesinde Gelecek kaygısı yaşayan Gençler ayaklanıyor, gösteriler, yürüyüşler yapıyorlar, ama burada her şey boşuna… var gücüyle “Ahiret” için didinen Türkiye toplumu Dünyadan bihaber yaşıyor; anlaşılan o ki, Dünyada olan biten şeyler Türkiyeyi pek ırgalamıyor.. oysa iklim olumsuzluğunda Türkiye’nin de kendi çapında katkısı var.

Son İklim Konferansında, (Katowice, Polonya) alınan ünlü “2 derece” kararı (yani şimdilerde 15 C derece olan Dünya yüzeyi ortalama sıcaklığını 17 dereceye çıkarmamak kararı) büyük olasılıkla gerçekleşemeyecek gibi görünüyor; çünkü son ölçümler bize ferahlatıcı bilgiler vermiyor…

Atmosferde sera gazları derişiminin artışına koşut, Dünya ortalama sıcaklığı da yükselişini sürdürüyor ve tabii Deniz düzeyi de. En son veriler ışığında yaptığımız hesaplar, kritik sıcaklık 17 C derecenin bu yüzyılda aşılacağını gösteriyor. Ondan sonrası ne olur, bir şey söyleyemiyoruz; çünkü en azından ilk “insan” atalarımızın doğa sahnesine çıktıkları son 2 milyon yıllık süreçte böyle bir durum yaşanmamıştı…

Buzulların son 150 yıldaki erime hızı temelinde yapılan hesaplara göre, deniz düzeyinin 2100’de 2000 yılı düzeyinin 2-3 m yukarısında olacağını söyleyebiliyoruz. Ağırlıklı olarak insan kaynaklı sera gazları nedeniyle Dünya ortalama yüzey sıcaklığı, bu gidişle, son 2 milyon yıldır hiç görülmedik bir düzeye, 18-20 C dereceye dek yükselebilecektir bu yüzyılın sonunda…

2050-2100 arası Fauna ve Florada çok nedenli ve çok boyutlu bir küresel kıyımdan insan nüfusunu da payını alacak, nüfus 10 milyardan 2-3 milyara değin düşebilecektir… Küresel ısınım salt buzulları eritmekle, Dünya coğrafi haritasını değiştirmekle kalmayacak; Dünyanın siyasal haritasını da değiştirecektir elbette….

Fotoğraf açıklaması yok.

Gelecek kuşaklardan, şimdiden payıma düşen utançla özürler dileyerek, kaygılarımı dile getirmekten başka bir şey elimden gelmediği için son derece üzüntülüyüm….æ 🤔
=========
* Aynı konudaki önceki yazımızın güncellemesidir..
(21.02.2019, http://ahmetsaltik.net/?s=iklim+dizginlenemiyor)

ARAP ELİFBA’SINDAN KURTULUŞUN 91. YILI

ARAP ELİFBA’SINDAN KURTULUŞUN 91. YILI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Büyük Atatürk‘ün en anlamlı, en köklü Devriminin, Türkçe’nin Arapça egemenliğinden kurtuluşunun başlangıcı sayılan “yeni Türk Alfabesi” nin yasalaştığı kutlu günün 91 inci yıl dönümündeyiz..

Bu vesile ile Ulu Önderi bir kez daha, en derin saygı, bağlılık ve minnet duygularımızla anıyoruz…

Yeni Çağdaş Türkiye’nin yurttaşlarını Batı’nın bilim ve teknolojisine eklemlemek temel amacını güden böyle bir Devrim, Uygarlık tarihinde benzerine ender rastlanan büyük bir Devrimdir… Kutlu olsun !
***
Değerli arkadaşlar,

Sırası gelmişken Alfabemize ilişkin bir konuyu dile getirmek isterim. Tabloda 1353 sayılı yasanın Kanun ekindeki harfler ve harflerin okunuşlarını görüyorsunuz…

Türkçede bütün sessiz harflerin okunuşları -e ile biter.

Dolayısıyla alfabemizde HA veya KA şeklinde okunan harfler yoktur; hele hele eyç, ti, vi, er, aş… şeklinde harflerimiz hiç yoktur…

VIP…..ViAyPi değil, VeİPe’dir doğru okunuş biçimi
RH… ErAş değil, ReHe’dir doğru okunuş biçimi
CHP….. CeHaPe değil CeHePe’dir doğru okunuş biçimi
KKTC….KaKaTeCe değil, KeKeTeCe’dir doğru okunuş biçimi
PKK….PeKaKa değil, PeKeKe’dir doğru okunuş biçimi…

Korkmayın, PeKaKa yerine doğrusunu söylerseniz, hemencecik terörist yandaşı olmazsınız, ama adam gibi T.C. Yurttaşı olursunuz.

Biliyoruz, bu yanlışları yapanların çoğunluğu eğitimsiz insanlardır, ama bir bölümü de, umursamazlıktan kaynaklanan veya Dili bozmak amaçlı, kasıtlı hareketlerdir.

  • Çağdaş, aydın, Atatürkçü insanlarımızı Dile saygı göstermeye çağıralım.

Yanlışı yapan, “Türkçe öğretmeni” bile 😉 olsa, uyaralım, bıkmadan düzeltelim.

1 Kasım 2019, Sevgilerimle. æ

Fotoğraf açıklaması yok.