İKLİM DİZGİNLENEMİYOR…

İKLİM DİZGİNLENEMİYOR…

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
(Nükleer Fizik, Çekirdek Fiziği Uzmanı)
(Savunma Sanayisi Eski Müsteşarı)

Değerli arkadaşlar,

Yıllardan beri süregelen ve sonlara doğru hemen tüm ülkelerin üzerinde sözde anlaştıkları, ama asla ve asla kesin uygulamaya geçmek yürekliliğini gösteremedikleri “yaşam biçiminde köklü değişiklikler gerektiren programlar” uygulanamadığından, belki binlerce yıl sonra meydana gelmesi olası “İklim Felaketi“nin ayak sesleri çok daha gürültülü duyulmaya başladı…

Azalmadığı gibi, üstelik “artarak süren fosil yakıt tüketimi” nedeniyle sera gazları (metan, CO2) salımı atmosferde birikiyor. Küresel ısınma sürüyor! Belki bilinçli, belki içgüdüsel,.

Dünyanın birçok ülkesinde gelecek kaygısı yaşayan gençler ayaklanıyor, gösteriler, yürüyüşler yapıyorlar, ama her şey boşuna…

  • Var gücüyle Ahiret” için didinen Türkiye zaten Dünyadan habersiz yaşıyor; Dünyada olan biten şeyler Türkiyeyi ırgalamıyor!?!

Son İklim Konferansında, (Katowice, Polonya) alınan ünlü “2 derece kararı” yani şimdilerde 15 C derece olan Dünya yüzeyi ortalama sıcaklığını 17 dereceye çıkarmama kararı, olasılıkla gerçekleşemeyecek gibi görünüyor; çünkü son ölçümler bize ferahlatıcı (AS: esenlendirici) bilgiler vermiyor…

Atmosferde Sera gazları derişiminin artışına koşut, Dünyanın ortalama sıcaklığı da yükselişini sürdürüyor ve doğallıkla deniz düzeyi de. En son veriler ışığında yaptığım hesaplar, kritik ortalama sıcaklık 17 C derecenin bu yüzyıl içide aşılacağını gösteriyor.

Buzulların erime hızından çıkarak yaptığım hesaplara göre de, Deniz düzeyi bu yüzyılın sonunda 2000 yılı düzeyinin en az 1,8 metre üstüne çıkacak ve Dünyanın ortalama yüzey sıcaklığı, son 1 milyon yıldır görülmedik bir düzeye, ortalama 20 C dereceye yükselecektir! Tüm buzulların erimesi ise, en geç 2200’lerde gerçekleşecektir bu anut gidişle…

Gelecek kuşaklardan, şimdiden payıma düşen utançla özürler dileyerek, kaygılarımı dile getirmekten başka bir şey elimden gelmediği için son derece üzüntülüyüm…

Ola ki insanlığın kafasına taş düşe ve bir mucize (AS: tansık) gerçekleşe!….æ (21.02.2019)

Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.

2100 DÜNYA SICAKLIK HARİTASI

2100 DÜNYA SICAKLIK HARİTASI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
(Nükleer Fizik, Çekirdek Fiziği Uzmanı)

Değerli arkadaşlar,

58 üye ülkenin (ABD üye değil; Türkiye’nin sürekli temsilciliği var) oluşturduğu Birleşmiş Milletler Çevre Programı‘nın (UNEP) “Gezegenin Geleceği” kapsamında hazırladığı Küresel Sıcaklık Artış Haritasını görüyorsunuz.

“Tüm Dünya ülkelerinin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik yaşam koşullarını, Çevre lehine özverili değişiklikler yapmadan sürdürmesi durumunda” ortalama sıcaklık artışının süper bilgisayarlarla (benzetim – simülasyon) hesaplanmış sonucu dehşet vericidir…

Buna göre Türkiye’de sıcaklıklar, hemen tüm çevre olduğu gibi, 2000 yılında “mevsim normali” sayılan düzeyin yaklaşık 5 derece üzerinde olacaktır !! Yani yaz ortasında 2 ay süreyle tüm Türkiye’de sıcaklık 40 derecenin üzerinde seyredecek demektir. Şu anda 15 C derece olan Dünya ortalaması, 20 C dereceye dek yükselecektir…

İnsanların serinlemek için kullanacağı devasa miktardaki Fosil Enerji –iki ucu b.lu değnek örneği!– küresel sıcaklığın daha da yükselmesini tetikleyecektir… Velhasıl gidiş çok tehlikeli

Küresel ısınmanın tetiklediği, “neden veya sonuç” olduğu daha birçok felaket var …

Su baskınları, yükselen deniz suları yüzünden yitirilen topraklar, birçok canlı türün ölümü, kuraklık, mikrobik patlama, yeni viral hastalıklar,

Açlık!

Ülkeler, hatta kentlerarası su savaşları, terör, zoraki göçler, ekonomisi zayıf ülkelerin yıkılışı,

  • Bölgesel karmaşa ve olası bir nükleer savaş!?

…. sonucunda Dünya nüfusunun, 2060’tan sonra 40-50 yıl içinde, 10 milyardan yüzyılın sonunda 2-3 milyara düşebileceğini düşünüyorum.

  • İnsanlık belki 75 bin yıl önceki Toba felaketinden çok daha büyük bir kıyım yaşayacak demektir.

Gelecekte Dünyamız, Venüs’te olduğu gibi, geri dönüşü olmayan ve tüm yaşamı sonlandırabilecek bir “Isı Sarmalı“na mı girecek, yoksa?

Küresel durum bu denli ürkünç (vahim), ama insanlık umursamaz yaşamını sürdürüyor; daha çok ürüyor, daha çok üretiyor, daha çok tüketiyor, daha çok israf ediyor, daha çok kirletiyor, daha çok tahrip ediyor…

Ve Doğanın tokadını daha çok hak ediyor…æ (20.02.2019)

Fotoğraf açıklaması yok.

DÜNYA BORCA GÖMÜLÜYOR !

DÜNYA BORCA GÖMÜLÜYOR !

Yani…herkesin eli başkasının cebinde 😄

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Değerli arkadaşlar,

Dünyadaki tüm ülkelerin dış borçlarının toplamı 2005’te 16 trilyon $ iken, 2018’de 76,6 trilyon $ oldu ve Dünya gelir toplamı 84,8 trilyon $’ın %90’ına erişti…

Son 4 yılda, Dış Borç yükünün artış hızı %1,5’tir ve ortalama GDP (AS: Gross Domestic Product, GSYİH) artış hızı %5’in altındadır; yani Borçlanma küresel denetim altına girmiş görünüyor… Böyle giderse, Dünya nüfusunun 9 milyara ve GDP toplamının 190 trilyon $’a erişeceği 2035 yılında Dünya Borç/Gelir oranının %50 düzeyinde kalabileceğini söyleyebiliriz… (GDP ~ milli Gelir)

Dünyanın en çok dış borcu olan ülkesi ABD aynı zamanda 20,5 trilyon $ ile yıllık geliri en yüksek ülkesidir. ABD Dünya nüfusunun %4,3 kadarı ama Dünya toplam Gelirinin %24’ünü alıyor. ABD’nin dış borcu gelirinin %115’idir… Hollanda’nın dış borcu gelirinin 5 katından fazladır..

Bu yüksek borç / gelir oranı hemen tüm gelişmiş ülkelerde görünen bir durumdur… Ülkelerde düşük işsizlik, düşük enflasyon buna karşın yüksek gelir göz önüne alındığında, Ekonomilerinin yüksek derecede rekabet gücü olan üretken ekonomiler olduğu hemen fark ediliyor.

Bu ekonomiler birbirlerine yüksek derecede “bağımlı / entegre” serbest pazar (kapitalist) ekonomilerdir… Bu mekanizmaya entegre olamayan (AS: eklemlenemeyen) düşük verimli zayıf ekonomilerde dış ticaret dengesi kurulamadığından, dış borçlar ödemesi zorlanıyor ve ara giderek açılıyor.

Türkiye’nin dış borç yükü 2019 başında 460 milyar $ olup Ulusal Gelirin %67’si kadardır ve olasılıkla 2023’te bu orantı %100 düzeyinde (Gelir = Borç) olacaktır. Türkiye için hiç de hoş bir görünüm değil. Kaygılarımla. æ
_____________
Kimi ülkelerin Borç / Gelir Oranı (%)

Çin 15               G. Kore 27          Brezilya 30       Rusya 40          İngiltere 313
Türkiye 67       ABD 115            Polonya 70        İtalya 124         Hollanda 522 !!
Almanya 141    İspanya 167        Fransa 243        İsviçre 269

Fotoğraf açıklaması yok.
==========================================

Dostlar,

DIŞ BORÇLAR
ÜLKEMİZİ İFLASA SÜRÜKLÜYOR!

Dış borçlar roket hızıyla artmakta, AKP “2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğiz” masalları anlatırken, 2023’te “salt dış borç” ulusal geliri aşacak gibi gözüküyor.. Bu iflas demektir, moratoryum demektir! Ne yazık ki bu büyük tehlikeyi biz sitemizde yazalı çoook oldu :
Birkaç noktanın altını yeniden ve özenle çizmek gerek :

1. Menderes – Bayar ikilisinin DP hükümeti 1950’de iktidara gelmiş, 8 yıl sonra 1958’de Türkiye’yi iflasa sürükleyerek borçları ödeyemediğini açıklayarak Moratoryum (iflas!) ilan etmişti. Ülkemizin altın stokları askeri uçaklarla Londra’ya taşınıp rehin edilmiş ve IMF güdümünde yeni borçlar alınmıştı. Oysa CHP – İsmet Paşa, 2. büyük savaştan – kıtlıklardan.. geçirdiği ülkemizde gene de yaklaşık 200 ton altın devretmişti Demokrat Parti iktidarına.

* Yaklaşık 60 yıl sonra bir kez daha mı uluslararası iflasa sürükleniyoruz??
Hiç kimse kendini kandırmasın; yukarıda adı geçen ve dış borç / ulusal gelir oranı bizden yüksek olan ülkelerin ciddi döviz gelirleri vardır.. Borç ödeme kapasiteleri bizden çooook yüksektir. ABD’yi hiç saymamak uygun olur çünkü dilediği zaman Dolar basma olanağına sahiptir (Senyoraj hakkı!?); borcunu kendi parasıyla ve karşılıksız ödeme olanağı demektir bu. Nitekim 2007-2008 küresel bunalımında, toplam küresel gelirin 1/10’u gibi olağanüstü yüksek oranda, toplam 6 trilyon $ para basarak kendi şirketlerini iflastan korumuştur. Bu muazzam emisyon (para basma) Dünya’da değişik biçimlerde emilmiş (absorbe edilmiş), ABD’de enflasyon olmadığı gibi Doların değeri de hemen hemen hiç düşmemiştir.
Dolayısıyla ABD Dünyayı haraca bağlamıştır, dünya halklarının sırtından geçinmektedir. Bu bakımdan Dolar’ın küresel rezerv para olması, ABD harami mali imparatorluğunun sürdürülebilmesi için yaşamsal önemdedir. 1990’a Irak’ta Saddam’ın petrolü Dolar ile satmayacağını ilan etmesi kendi sonunu getirmiştir. İran’a acımasız ve bitmeyen ambargonun altında da bu ülkenin dış ticaretinde Dolar kullanmak istememesi yatmaktadır.
Ne var ki, bu imparatorluk sonsuza dek yaşayacak değildir, nitekim çatırdamaktadır son yıllarda.
Her yıl en az 200 milyar $ dış girdiye (sıcak paraya) mahkum olan Türkiye’nin yüksek cari açığı, yapısal bir sorundur. Cari açığın en önemli kalemi enerji dışalımıdır ve yıllık 60 milyar Dolara yaklaşmaktadır. Türkiye, salt dış kaynağa, yabancı sermayeye değil, dışalımını yaptığı yüksek teknoloji ürünlerine de bağımlıdır. 100 Dolarlık dışsatım için 70 Doların altına inmeyen dışalım girdisi zorunludur (dışalıma bağımlı dışsatım hastalığı!).
Türkiye içte ve dışta borç bulmak için çok yüksek faiz ödemekte.
470 milyar Doları aşan çok yüksek salt “dış” borcun, değil ana parasını, faizini bile ödemekte zorlanmaktadır. Oysa AKP 2002 sonunda iktidar olduğunda toplam dış borç 129 milyar $ idi.. 2018 sonlarında Hazine %7,5 fahiş faiz ile, tefeci faizi ile borçlanmıştır. 1986-2003 arasında 8.2 milyar dolarlık, 2003-2017 arasında 60 milyar dolarlık özelleştirme yapan Türkiye, özelleştirmenin yarattığı sorunları kavrayamıyor.  Tersine, en son şeker fabrikalarında olduğu gibi, gözü kara yeni özelleştirmeler yapıyor. Döviz cinsinden yüksek faizli borcunu ödeyebilecek üretimi yok! Bu çark elbette tıkanacaktır, hem de çok sürmeyebilir..
Bu bakımdan Türkiye’nin çok ivedi (acil) ve köktenci (radikal) önlemler alma zamanı geldi :
Öncelikle demokratik – laik sosyal hukuk devletine dönüş ilk ve temel koşuldur.
1. Nüfus artış hızı asla teşvik edilmemeli, tersine birkaç yılda %1’in altına çekilmelidir.
2. Yaşamın her alanında en üst düzeyde tasarrufa dayalı yaşam biçimleri uygulanmalıdır.
Örn. Sağlık sektöründe koruyucu sağlık hizmetlerine mutlak bir öncelik verilmelidir.
3. Üretim seferberliği başlatılmalı, yerli ürünlerimiz dışarıya pazarlanmalıdır.
4. Hiçbir alanda israfa yer verilmemelidir.
5. Sayıları 4 milyonu aşan yabancılar bölgede barış sağlanarak ülkelerine gönderilmelidir.
6. Türkiye bölgede aktif tarafsızlık politikaları ile askeri harcamalarını azaltmalıdır.
7. Nitelikli insangücü yetiştirme ve AR-GE, öncelikli politikalar olmalıdır.
8. Toplu taşıma, demir ve denizyolu taşımacığı teşvik edilerek akaryakıt tasarrufu sağlanmalı, türev giderler sınırlandırılmalıdır.
9. Tüm kamu kurumlarının harcamaları etkin biçimde Sayıştay deneyiminde olmalı, bu raporlar kamuoyu ile paylaşılmalı ve sorumlularından hesap sorulmalıdır.
10. Kritik özelleştirmeler geri alınmalı, yeniden devletleştirilerek millileştirilmeli ve üretime koşulmalıdır. Yeni özelleştirme ve Yap İşlet Devret (BOT) imtiyazlarına son verilmelidir.
……..
AKP iktidarı = Erdoğan, ölçüsüz din sömürüsü ve türevi irrasyonel (akıl dışı) politikalarının çıkmaza saplandığını ar – tık görmelidir. 21. yy’ın şafağında şeriat düzenlerine yer yoktur. Bu yapılar tarihsel ömürlerini tamamlamıştır ve ilerlemeci tarih öğretisinde yerleri yoktur.
Bilimsel akılcılık dışında hiçbir rotaya yer ve olanak yok – tur..
Kör inadı sürdürmek “beka sorunu” nun ta kendisidir! Hem de çok geç değil..
Sevgi ve saygı ile. 05 Şubat 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

BİZ NEYİZ, KİMİZ ?

BİZ NEYİZ, KİMİZ ?

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar, 

Aslında “Ben” dediğimiz varlık Anatomi biliminde “Sinir Sistemi” denen yapıdır yalnızca. “Birey” in geri kalanı, bu Ben-sistemini yaşamda tutabilmek için gerekli olan ve büyük ölçekte “Ben-sistem” tarafından denetlenen, işletilen ve Beden Topluluğu içinde yer alan (Deri, İskelet, Kas, Lenf, Dolaşım, Sindirim, Boşaltım, Solunum, Salgı, Üreme…) alt sistemlerdir. Simbiyotik yaşam sürdüren (Ben+Gövde) sistemleri yaklaşık 600 milyon yıllık bir Evrim sürecinin ürünüdür.

“Sinir sistemi” aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi, Beyin, Omurilik ve uzantılarından meydana gelen, birbirlerine Aksonlarla bağlı, yüz milyar dolayında hücrenin (nöron) oluşturduğu çok karmaşık bir yapıdır. (Fil gibi büyük bedenlerde 300 milyara kadar çıkabiliyor nöron sayısı) Nöronlar arası bağlantılar (aksonlar) üzerindeki biyo-kimyasal sinyal iletim hızı 100 m/s dolayındadır… Beynin informatik sığası (kapasitesi) yaklaşık Peta Byte* mertebesindedir..

Görüntünün olası içeriği: gece ve havai fişek

***
Bu fiziksel görüntünün işlevselliğini dilimizde ifade eden ve tümü Arapça kökenli olan Hafıza (Bellek), Akıl (Us), Mantık (Eseme, Usavurgu), Zekâ (Tapgırlık) kavramlarının tanımlarında tam bir fikirbirliği, bir oydaşma yok. Kısaca şöyle toparlayabiliriz;

“Ben-Sistem”in Çevre algısının bilişsel yığılımı Belleği ve bu yığılımın kümesel ayrışımı (classification) Farkındalığı ve Farkındalık da üst düzeyde “BİLİNÇ” dediğimiz özelliği oluşturuyor. Bu sistemin doğuştan başlayarak ~10 yıl içinde gerçekleştirilen “formatlamak” işlemine de “Eğitim” diyoruz.

AKIL, canlının başarılı bir yaşam sürdürebilmek amacıyla, (doğal/sosyal) çevreyle ‘en uyumlu, en etkin davranışlar’ da bulunabilmesini sağlayan, genetik (kalıtımsal) olarak doğuştan edinilmiş ve Öğrenim / Deneyim yoluyla sonradan kazanılmış fiziksel / bilişsel yeteneklerinin, bilgi ve becerilerinin tümüdür… özetle,

Kullanılabilir Belleğe AKIL,
Aklı kullanım biçimine (tekniğine) MANTIK ve
Aklı kullanım hızına ZEKA,
diyebiliriz…

Dolayısıyla bireyin davranışlarında Akıl, Zeka ve Mantık aynı anda sahnededir. Bu arada şunu da belirtelim ki; Bellek içeriği çok çok farklı olabileceğinden, yani çok “farklı Akıl” ların varlığından örneğin matematik zeka, duygusal Zeka, ticari Zeka, sosyal Zeka, siyasi Zeka, Satranç Zekası, Sanat Zekası… gibi deyimler (haklı olarak) kullanılagelmektedir… (AS: Çoklu Zeka Kuramı)

***
Bütün bu kavramların yakından ilintili olduğu fiziksel varlık, “Beyin” çok yoğun araştırmaların, yani “İnsan türünün kendini anlama çabası” nın odağı durumundadır. Dijital – analog arası, kendine özgü, karmaşık bir işletim biçimi olan insan beyninin işleyişinin %100 anlaşılabilmesi pek kolay olmayacaktır.

~2 milyon yıl öncesinde ~600 cc olan insan beyni (homo habilis) şimdilerde (homo sapiens) ~1300 cc oyluma (hacıma) erişmiştir… İnsan Beyni birbirlerine karmaşık bir aksonal ağ sistemiyle bağlı yaklaşık 86 milyar nörondan oluşuyor; bu hücrelerin de 1/5 kadarı (canlılar arasında en yüksek oranda) Korteks (AS: Beyin kabuğu) denen bölümü oluşturuyor.

Gözle görünemeyecek, ölçülemeyecek derecede küçük olsa da, türümüzün beyin gelişimi sürüyor; yılda yaklaşık 20 bin hücre fazlalaşıyor beyin kütlesi; bu gidişle 800 bin yıl sonra muhtemelen %20 büyümüş (Şapka no 61 😆) olacaktır ortalama insan beyni… (belki de o zamanlarda modern insan fosilleri müzelerde gösterilir, süper iletken mini işlemcilerle donatılı “kişilik” kazanmış Cyborglar olabilir ortalıkta, kim bilir?!)

Ancak “bireysel açıdan” bakıldığında, kötü bir durum var:
Yaşlandıkça beyin hücrelerimiz azalıyor… 20’li yaşlardan sonra, her saniye ortalama 4 beyin hücremiz ölüyor, zihinsel kapasitemizi çok az da olsa, sürekli yitiriyoruz…
Ve ne yazık ki beyin hücreleri yenilenmiyor.

Sevgilerimle. æ
_________________
* Peta Byte ≈ 10^15 Byte = 1 000 000 000 000 000

Not : Beyin hacmini H, başın çevre uzunluğundan (şapka numarası) bulabilirsiniz.
H ≈ (Ç^3) / 144

Örneğin başınızın kaşlar üzerinden çevre uzunluğu 58 cm ise,
Beyin hacminiz (58 x 58 x 58) / 144 = 1355 cm^3’tür. Beyin yoğunluğu 1,04 gram/cm^3 , dolayısıyla

Kütle = 1355 x 1,04 = 1409 gram bulunur. Vücut 70 kg ise, beyin vücudun %2’si kadardır… Buna karşın vücuda alınan enerjinin %20’sini beyin kullanıyor ! æ

DÜNYA BİZİ KISKANIYO !? Başka bir Gezegene mi gitsek?

DÜNYA BİZİ KISKANIYO !?😂
Başka bir Gezegene mi gitsek?

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

2018 yılında Avrupa Birliği ülkelerinde enflasyon ortalama %2,5 oldu; Avrupa’nın hemen yanı başındaki Türkiye’de ise enflasyon %25 !!! 😞

Hükümete göre, Enflasyon başta ABD şeytanı olmak üzere bütün Dünya Devletlerinin Türkiyeyi çekemezliği, kıskançlığı ve düşmanlığı nedeniyle tezgahladıkları Finansal Oyunlar sonucu böyle oldu. 🤥

Çünkü çok milli, çok bilimsel, çok akıllı, çok becerikli Hükümetimizin ve özellikle de çok çalışkan, çok zeki, çok dayanışmacı, vurgundan, hırsızlıktan, fırsatçılıktan nefret eden necip, üretici halkımızın bu Enflasyon Belasında zerre kadar suçu, günahı yokmuş’tur! 😂 æ
___________
not : Dünya İstatistik Aleminin parlayan Yıldızı TÜİK de zaten tüm gönülleri ferahlatan müjdeyi çoktan vermişti. TÜIK’e göre;

– Enflasyon%20,3 tür..
– Ülke Milli Geliri şom ağızlıların dediği gibi net %20 azalmadı,
– Tam tersine Milli gelirimiz 2018’de 2017’ye göre TL bazında %20 büyüdü!?

Fotoğraf açıklaması yok.