Etiket arşivi: Prof. Dr. D. Ali Ercan

TÜRK KİMLİĞİ

Dostlar,

Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘ı sitemiz izleyenleri yakından tanırlar. Birbirinden değerli çok sayıda yazısı ile biz güç katmıştır. Birkaç yıl önce (24.5.2016) ADD Çankaya Şubesinde TÜRK KİMLİĞİ ve NÜFUS HAREKETLERİ adı altında çok bilgilendirici bir sunum yapmıştı. Yansıları sitemizde paylaşmıştık :  Prof. Dr. Ali ERCAN Konferansı : TÜRK KİMLİĞİ ve NÜFUS HAREKETLERİ | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Geçtiğimiz hafta, 16 Nisan 2022 günü ADD Bilim Kurulu üyelerine kapalı kümede zoom ortamında aynı konuyu güncellemiş olarak sundular. Yansılar çok varsıl (zengin) içerikli ve ufuk açıcı. İzlenmesi ve paylaşılması dileğiyle..

Türk kimliği.æ.16.4.22

Sevgi ve saygı ile. 26 Nisan 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

OECD ÜLKELERİNDE ENFLASYON

Prof. Dr. D. Ali Ercan
Çekirdek Fiziği Uzmanı
ADD Bilim Kurulu Başkanı

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’deki hiper-enflasyona bir teselli kuyruğu bağlamak için iktidar yanlılarının ağzında sakız yaptığı “efendim, enflasyon yalnızca bizde yok ki, tüm Dünya enflasyonun pençesinde…” şeklindeki söylentileri bir yana bırakarak, gerçekleri gösteren sayılara bakalım…

Evet “enflasyon” Kapitalizmin, serbest piyasa sisteminin kaçınılmaz bir ögesidir (başka türlü küresel Finans merkezleri nasıl kazanırlardı ki..) ancak parasının değerini düşürmeyen, üretken ekonomilerde bu enflasyon rakamları %0’ın altında gezinirken, akıl, mantık, hesap, kavramlarının terkedildiği “no man’s land” veya “Yolgeçen Hanı” olan ülkelerde tümüyle raslantılara bırakılmış bir curcuna pazar ekonomisi (?) görülüyor, ki bunun da en güzel örneği Türkiye’dir… (ardından Arjantin, Şili, Güney Afrika gibi ülkeler geliyor)

Aslına bakarsanız, Türkiye’de olan enflasyon değil, “stagflasyon” denen çok daha vahim (ürkünç) bir durumdur; yani salt paranın değerinin düşüşü, yerlerde sürünüşü, pahalılık ve enflasyon değil; aynı zamanda işsizlik, kredi/güvenirlik yitimi ve iflasın eşiğindeki bir ülke görünümüdür.

Dünyanın, küresel ısınım sonucu adım adım iklim felaketine doğru sürüklenişi (AS: “iklim faciası” aşamasındayız!) bilindiği, görüldüğü halde, hâlâ tüm Dünyada kullanılan toplam enerjinin %80 ini oluşturan fosil yakıtlar (kömür, petrol, doğal gaz..) azalmadan maalesef aynı hızla kullanılması sürdürülüyor. Bu enerji kaynaklarının ürünü olan sera gazları (CO2, Metan.. ) salımını sıfırlamak yaşamsal öncelik taşıyor. Bu durum (Ukrayna savaşının getirdiği ek enerji sıkıntısı olmasa bile) fosil yakıt fiyatının her geçen gün yükselişini adeta kaçınılmaz kılacaktır.

Enerji sıkıntısı demek, alışılmış yaşam biçiminden büyük ödün vermek anlamına gelir. Enerji yoksunluğu, her şeyden önce üretim sıkıntısı, pahalılık, sağlık sorunlarını birlikte getirecektir elbette…

  • Kısaca, kapitalizm kaçınılmaz sona doğru, insanlığı ve gezegeni de birlikte sürüklüyor; bakalım bu anafordan insanlığın ne kadarı kurtula bilecek.
    ***

Değerli arkadaşlar,

Daha önce de yayınlamıştım; Mart 2021 / Mart 2022 arası 1 yılda Doların TL karşılığı 7 TL’den 14 Liraya, yani 2 katına çıktı; ayrıca Doların da son bir yılda %7 değer yitimini hesaba katarsak, “ithalat kalemlerine giren tüm malların fiyatında yaklaşık %110 dolayında bir enflasyon olabilir” demektir. Öte yandan Ülke ekonomisinin (Tarım, Sanayi, Hizmet sektörleri) tümüyle, %100 Dolara endeksli olduğunu söyleyemeyiz, ama en az 2/3 oranında bağımlı olsa, toplam %70 dolayında bir “yıllık enflasyon” dan söz edebiliriz; öyleyse, son bir yılda %70 üzerindeki tüm fiyat artışları, ek zamlar vs. vurguncu, talancı fırsatçı takımının işidir..

Neyse ki TÜİK, namuslu bürokrat ve teknisyenlerin baskısıyla yıllık enflasyonu resmen %62 verebildi. Peki bizde TÜFE üzerinden %62 olan enflasyon öbür OECD ülkelerinde ne durumda, onu da ekli grafikte görüyorsunuz, Arjantin ve bir-iki ülke dışında tümü %10’un altındadır….

Fotoğraf açıklaması yok.

Yalana dolana, talana sığınanların hükmü daha ne denli sürecek ? Önümüzdeki seçimde göreceğiz.

Sevgilerimle.æ

Konferans : İKLİM, ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ

Dostlar,

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Bilim Kurulu Başkanı Sn. Prof. Dr. D. Ali ERCAN, 3 Şubat 2022 gecesi zoom ortamında bir konferans gerçekleştirdi. Konu,

  • İKLİM, ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ idi..

    Çevre kirlenmesi ve türev sonuçları alarm vermeye başladı.
  • Salgın hastalıklar,
  • açlık,
  • artan yoksulluk,
  • çevresel hastalıklar,
  • İKLİM FACİASI… başlıca başlıklar..

Unutulmasın, Covid-19 bir çevresel hastalıktır, çevrenin hoyratça kirletilmesinin ürünüdür.

Prof. Ercan bir doğa bilimci, Çekirdek Fiziği uzmanı. Çok kapsamlı sunumu yetkinlikle gerçekleştirdi. 117 yansının paylaşılmasının ardından soru ve katkılarla 3 saati buldu. Youtube ya da ADD web ortamında paylaşmaya çalışacağız.

Yansıları izlemek için lütfen tıklayınız :  İKLİM ve ORTAM KOŞULLARININ SİSTEMATİĞİ

Sevgi ve saygı ile. 04 Şubat 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

DÜNYANIN NÜFUSU

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
ADD Bilim Kurulu Başkanı
Çekirdek Fiziği (Nükleer Fizik) Uzmanı 

Değerli arkadaşlar,


~75 bin yıl öncesi patlayan süper volkan Toba (Endonezya) yanardağından çıkan 5-6 milyar ton NO2, SO2… zehirli gazlar, asit yağmurları oluşturmuş ve `800 km3 dolayında külün atmosferi karartması sonucu yıllarca sürmüş olabilecek en ağır kış koşulları nedeniyle, insan nüfusunun çok büyük oranda kıyıma uğramış olabileceği ve bizlerin de büyük olasılıkla bu felaket (AS: yıkım) sonrası yaşamda kalabilenlerin ardılları olduğumuz düşünülüyor.

Hesaplamalara göre, Afrika’dan çıkış sonrası MÖ 2 bin yılına dek, çok uzun zaman aralığındaki zor koşullarda ancak ~50 milyar insan dünyaya gelmiş olabilir.. bu ilkel dönemlerdeki ortalama ömür 25 yıl kadardı ve canlı doğan her 5 çocuktan ancak biri belki erişkin olabiliyordu; yani nüfus çok çok yavaş artıyordu…

Her şeye karşın ateşi keşfetmiş olan, alet yapan ve birbirleriyle ileri derecede sesli iletişim sağlayabilen insan türü yine de yaşam savaşını başarıyor, gezegene yayılıyordu. 60-70 bin yıl öncesi değişik coğrafyalarda ayrık yaşayan kümelerin genetik evrimlerine paralel (AS: koşut) olarak farklı diller de evrimleşiyordu… MÖ 2 bin yılında, Dünya üzerinde yaşamakta olan nüfus 30-50 milyon arasında idi…

Ve yine bu hesaplamalara göre, MÖ 2 bin ile Endüstri Devrimin başladığı dönem (AS; 1760,, İngiltere) arasında kabaca 3800 yılda dünyaya gelen insan sayısı da 50 milyar kadar oldu …1800’lerden bu yana 220 yıl gibi görece “kısa” bir sürede ise, 18 milyar insan daha eklendi toplam sayıya.. Yani Afrika’dan çıkışı izleyen zamandan günümüze değin yaklaşık 120 milyar birey yaşadı… Bugün için dünyada halen yaşamakta olan insan sayısı ~8 milyardır.
***
1800’de 1 milyar olan nüfus 150 yılda 2,5 katına çıkarak 1950’de 2,5 milyar olmuştu; 1950 sonrası 70 yılda nüfus 3 katını geçerek 8 milyara dayandı… Bu hızlı nüfus artışının temel nedeni olarak gelişen teknoloji, aşı ve ilaçlar, bakım, beslenme, tarımın makineleşmesi, vs. vs. sayılabilir. özellikle 2. Dünya savaşı sonrası Dünya genelinde doğum oranı rekor düzeylere erişti, yıllık nüfus artış hızı binde 25 düzeyine çıktı. (AS: son veri %o11) 

O zamandan bu yana, 70 yıldır, “nüfus artış hızı” düşse de, “nüfus artışı” sürüyor; yıllık nüfus artış hızı giderek azalıyor, ama hala sıfırlanmadı. 2020 yılı Dünya genelinde nüfus artış oranı binde 11-10 düzeyinde idi… Ortalama ömür 65 yıla yükseldi (Gelişmiş ülkelerde 80-85 yıl)

Kadın başına ömür boyu (AS: doğurgan çağ olan 15-49 arası) çocuk sayısı 2’nin üzerinde olduğu sürece toplumun nüfusu artacaktır. Yıllık nüfus artış hızı (c), Kadın başına ömür boyu (AS: doğurgan çağ boyunca) çocuk sayısı (d) ve Toplumdaki ortalama yaşam süresi* y arasındaki bağlantı basitçe,

c ≈ (d – 2) / y

şeklinde gösterilebilir. Buna göre kadın başına çocuk sayısı 2’den büyük olduğu sürece nüfus artar, d=2 olduğunda, yani c=0 olduğunda toplumun nüfusu artmaz, sabit kalır; d 2’den küçük olursa nüfus azalır.

kadın başına 1 çocuk” (AS: HER AİLEYE 1 ÇOCUK!) kuralı uygulansa toplumun nüfusu 40-50 yılda yarıya inebilir..

Türkiye’de 2020 yılı doğuma bağlı biyolojik nüfus artış hızı binde 8 oldu (AS:  binde 5,5 oldu, bkz Salgını yönetemeyen iktidar ölüm sayılarında yalan mı söylüyor? – Prof. Dr. Ahmet SALTIK); 2020 Dünya ortalaması da binde 11 oldu. 2050’de Dünya nüfus artış hızı sıfırlanacak gibi görünüyor. 2050’de Gezegenin artık taşıyamayacağı bir düzeye, 10 milyara erişmiş olacak insan nüfusu…

Gerçekte adım adım yaklaşan “insan kaynaklı büyük küresel felaketi” görmek için 2050’yi beklemeye gerek yok; çünkü daha şimdiden Gezegenimizin yıllık biyolojik kapasitesinin nerdeyse 2 katını tüketiyor insanlık; yani tüm yaşam kaynakları hızla tükeniyor. Bir yandan da aşırı nüfusun aşırı ölçekte tükettiği Enerji sorunu var.

Yıllık tüketilen ~600 ExaJoule enerji %80’den çok oranda fosil yakıt dediğimiz “karbon” sınıfı Kömür, petrol, doğal gaz türevlerinden kaynaklanıyor.. Elbette iklim felaketinin (AS: Climate Disaster) temel nedeni aşırı insan nüfusu ve insanlığın doğa ile uyumsuz, yıkıcı yaşam biçimidir.

Fosil yakıtlardan Atmosfere salınan karbondioksit CO2 (ve metan CH4) gazının “sera etkisi” küresel ısınıma neden olmakta, sıcaklık nedeniyle milyonlarca yıllık buzullar hızla erimekte, okyanuslardaki akıntılarda ve atmosferde hava hareketlerinde meydana gelen anormal değişiklikler olumsuz iklimi yaratmaktadır.

Bir yanda aşırı kuraklıklar, öbür yanda seller, kasırgalar, öte yandan Orman yangınları, okyanuslarda asitlik derecesinin artışı fauna ve florada geri dönüşümsüz derin yıkımlar kaçınılmaz oluyor…

Bu iklimsel olumsuzluklar insanlık için felaket (yıkım) boyutunda açlık, susuzluk ve viral hastalıklar (AS: bulaşıcı hastalıklar) demektir. Özellikle az gelişmiş ülkelerde toplumsal ortamın kaotik hale (AS: karmaşa durumuna) gelişi, yüz milyonlarca insanın kitlesel göçleri (kuzeye ve varsıl ülkelere doğru) kaçınılmaz olacaktır.

Sonuçta; tüm bu olumsuzluklar nedeniyle ölüm oranı belki şimdikinin 2 katı olacak ve büyük olasılıkla Dünyamız 22. yüzyıla yarı yarıya azalmış yani 4-5 milyar dolayında bir nüfusla girecektir.

İnsan nüfusunun 2020 sonrası nasıl bir gelişim göstereceği aşağıdaki grafikte gösteriliyor..

Farklı senaryoların ortalaması mavi çizgiyle gösteriliyor… Küresel ısınıma karşı mücadelenin (savaşımın) başarısız oluşu ve Dünya ortalama sıcaklığının dizginsiz yükselişi durumunda nüfusun gidişini kırmızı çizgi ile gösteriyorum..

Derin kaygılarımla. æ

____________________
* Bir toplumda, belli bir yıl için “ortalama yaşam süresi” o yıl içinde ölen insanların ölüm yaşlarının ortalamasıdır.

TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar,
2020 yılı bütün Dünyada 2019 yılı Aralık sonunda ortaya çıkan Kovid-19 salgınının gölgesinde geçti…
Dünya genelinde ilk büyük dalga 17 Nisan’da tepe yaptı; günlük olgu sayısı 7 bine erişmişti. Ardından biraz düşer gibi olan salgının 2. büyük dalgası 10.Ağustos’taydı, günlük olgu sayısı 6 bin düzeyinde kaldı. En son 3. büyük dalga öbürlerinden çok daha yüksek, 10 bin hasta / gün düzeyine çıktı… ve sürüyor.. Yaklaşık 115 gün aralıklarla yinelenen bu 3 dalga arasında, farklı coğrafyalardan kaynaklanan sayısız küçük dalgalar, küresel günlük olgu / ölüm sayılarına katkıda bulundu… (bkz. aşağıdaki günlük ölüm sayıları eğrisi)
Görüntünün olası içeriği: ‎şunu diyen bir yazı '‎ם 10 DÜNYA 2020 COVID19 GÜNLÜK ÖLÜMLER TOPLAM ÖLÜM 1,43 milyon (26.11.20) 8 17.Nisan 26.Kasım asım 10.Ağustos 2 1.Subat‎'‎
Bu gün (26.11.2020) için Dünyada toplam Kovid-19 olgu sayısı, ülkelerin sağlık kurumlarının verileri doğrultusunda 61 milyonu, ölüm sayısı 1,43 milyonu aşmış durumdadır; bu gidişle 2020 sonunda toplam olgu sayısı 80 milyonu aşacak, toplam ölüm sayısı 2 milyon dolayında olacak görünüyor.
İnsanlığın yaşam biçiminin altını üstüne getiren, başta sağlık sistemleri olmak üzere ekonomik yaşamı derinden etkileyen bu virüs salgınından Türkiye de payını aldı elbette. Ancak Ülkemizde Kovid-19 olgu ve ölüm sayılarının Dünya ortalaması ile ve nüfusu benzer ülkelerle kıyaslandığında ~ %50 düşük oluşu dikkat çekiyor. Bu konuda TTB’nin ve tıp yetkelerinin (otoritelerinin) kamuoyuna yaptıkları açıklamalar da benzer yönde;
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölüm sayıları gerçeği yansıtmıyor”
***
Türkiye’nin birçok yönden “Dünya ortalaması bir ülke” olduğu açık bir gerçektir… Bir başka anlatım ile bu Salgınla savaşımda (mücadelede), Küresel ortalama başarının üstünde bir başarı beklenemez.
Bu açıdan bakarsak, Dünya nüfusunun % 1,15’i olan ve ayrıca nüfus yoğunluğu Dünya ortalama nüfus yoğunluğunun 2 katı olan Türkiye’de toplam olgu sayısının 0,016 x 61 = 976 bin, ölüm sayısının da 0,016 x 1,43 =23 bin dolayında olması gerekirdi.
Türkiye’yi kıyaslamak için bir başka ölçek, Türkiye ile nüfusu (84 milyon + 6 milyon göçmen) aynı olan 2 ülke, İran ve Almanya’daki olgu ve ölüm sayılarının geometrik ortalamasıdır.
Bu kıyaslamaya göre, 26.11.2020’de Türkiye’deki olgu sayısı ~938 bin, ölüm sayısı ~25 bin olması beklenirdi… Oysa, bu gün için Türkiye’deki olgu sayısı ~475 bin, ölüm sayısı ~13 bindir… Yani Türkiye’deki sayılar yarı yarıya düşüktür… Bunun tek açıklaması var:
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölümlerin olasılıkla yarısı (Zatürre, Kalp… vs.) başka nedenlere bağlanmıştır.”
Sonuç                         :
  • Türkiye bu salgın sürecini iyi yönetememiş, başarısız olmuş ve daha kötüsü, bilerek yanlış veriler yayınlamıştır Dünyaya…
Türkiye bu sınavda sınıfta kalmıştır; nokta!

Üzüntülerimle. æ