Etiket arşivi: Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan TURKOVAC konusunda sert eleştiriler: Ciddiye almıyorum

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan TURKOVAC konusunda sert eleştiriler:Ciddiye almıyorum

BİRGÜN, 04 Ocak 2022

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, yerli aşı TURKOVAC’ın üretim sürecine ilişkin oldukça sert açıklamalar yaptı.

  • “Ben önümde veri olmadan, ‘Bunu kullanın, bunun yerine şunu yapın’ diyemem” ifadelerini kullanan Ceyhan, Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı ve Bilim Kurulu Üyesi Prof. Ateş Kara’yla ilgili de “Ateş Bey benim yanımda çalışan bir öğretim üyesi… Hayatında aşıyla ilgili bir faaliyeti olmadı. Açıklamalarını ciddiye almıyorum.” dedi.

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan TURKOVAC konusunda sert eleştiriler: Ciddiye almıyorum‘Yerli ve milli aşı’ olarak sunulan TURKOVAC’la ilgili tartışmalar devam ederken, Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, konu özelinde oldukça sert eleştiriler yöneltti.

Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara’nın açıklamalarını ‘ciddiye almadığını’ belirten Prof. Dr. Ceyhan, TURKOVAC’a dair elde bilgi olmadığını söyledi.

Sözcü’den Yusuf Demir’e konuşan Ceyhan, “TURKOVAC’ın hatırlatma dozu olarak uygulandığı çalışmalarda antikor seviyesinde hızlı bir zıplama olduğunu görüyoruz” diyen Ateş Kara’nın sözlerinin nasıl anlaşılması gerektiği yönündeki soruya şu yanıtı verdi:

  • “Anlamak için kafanızı çok yormayın. Bunu söyleyen arkadaşın ne salgınla ne aşıyla ilgili deneyimleri var. Tamamen işte böyle yanlış tahminlerde bulunarak, yanlış öngörülerde bulunarak, salgını bu hale getirdiler zaten.”

Prof. Dr. Ceyhan, TURKOVAC ve Ateş Kara ile ilgili eleştirini şöyle sürdürdü:

“BİLİMSEL YAKLAŞIM DEĞİL”

  • “Ateş Bey benim yanımda çalışan bir öğretim üyesi…
  • Hayatında aşıyla ilgili bir faaliyeti olmadı. O başka konularla ilgiliydi.
  • Salgınla ilgili bir deneyimi olmadı ama bakanlıkla ilişkiler falan farklı yürüdü herhalde ki öyle bir pozisyona getirildi.
  • Yoksa aşıda biraz deneyimi olan bir insan, “antikorları hoplatıyor, zıplatıyor” gibi, son derece gayri bilimsel ifadeler zaten kullanmaz. Onun için ben o söylenenleri ciddiye bile almıyorum.
  • Turkovac, açıkçası elimizde bir verisi olmayan ama yalnızca bildiğimiz Sinovac‘la tümüyle aynı yapıda olan bir aşı… Yani içindeki katkı maddeleri ve miktarları bile Sinovac’la tümden aynı…
  • Şimdi birisi “Bizim aşımız Sinovac’tan daha iyi” diyorsa buna bir açıklama getirmek zorunda. Yani tümüyle aynı yapıda bir aşı neden daha iyi olsun?
  • Hiç böyle bir neden belirtmeden, hiçbir veri sunmadan, yani Faz-3 çalışmasına kaç hasta alındı, kaç hastanın sonuçları var ellerinde… Bunlar belli olmadan, bu açıklamalar bilimsel bir yaklaşım olmaz.
  • Ama bunlar belli maksatlarla söyleniyorsa ben bilemem tabii…”

“BUNU KULLANIN DİYEMEM”

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ”Sonuçta bu yerli bir aşı… Sinovac’la eşdeğer bile olsa, “Kullanılmalı” diyebilir miyiz? Vatandaşa tavsiyeniz nedir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

  • “Burada söz konusu olan insan sağlığı… Ben önümde veri olmadan, “Bunu kullanın, bunun yerine şunu yapın” diyemem.
  • Onun için bu Faz-3 çalışmasında neler bulundu, “Hopluyor, zıplıyor” dedikleri antikor düzeyleri nedir, bunları bilmem lazım ki yorum yapayım.
  • Bu sadece antikor seviyesiyle de ilgili değil. Bu koruyuculuk ne kadar sürüyor bilmiyoruz.

Bakın aynı insanlar maalesef tümüyle gayrı bilimsel bir yaklaşımla “Efendim inaktif aşı daha bilinen bir yöntemle yapılıyor, BioNTech‘in bilinmiyor” gerekçesiyle Sinovac aldırdılar.

Ben de dahil özellikle risk grubunda olan herkese Sinovac aşısı yaptırdılar. Ama şimdi dünyada örneği olmayan 5’inci doz kararı alıyor aynı grup…

Yani şunu demek istiyorlar: “Bu Sinovac’ların size hiçbir etkisi olmadı. 3 doz BioNTech yaptırın.”

Hiçbir yaptıklarının tutar tarafı ya da açıklanabilecek tarafı yok ki…”
=================================================

Dostlar,

Çok değerli meslektaşımız Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile hemen hemen tümüyle örtüşmekteyiz. Kendisine, bu açıklamaları ile bize güç kattığı için çok teşekkür ederiz. 1979-80 ders yılında, Biz Hacettepe Tıp’ta Halk Sağlığı uzmanlık eğitimi alan asistan hekim iken, kendisi Halk Sağlığı Sağlık Ocağı stajını Yapracık’ta bizimle yapmıştı. Daha o zaman son derece parlaktı ve bir yıldız olacağını kestirmiştik.. Üstelik yurtsever çizgisiyle..
***
Bilindiği gibi AKP iktidarı işine gelmeyen konuları duymazdan gelmekte, yanıtlamamakta.
Kendisine karşıt görüşleri olan uzmanları, kurumları, bilim insanlarını ise istendik (kasıtlı) bir politika ile görmezden gelmekte / yok saymaktadır. Aklı sıra, “yok saymanın / insan yerine koymamanın” karşıtlarına en etkili yaptırım olacağını, onları caydıracağını sanıyor!

Bu tipik devekuşu davranışıdır, hiçbir işe yaramaz…

Biz 23 Aralık 2021 günü, yani 13 gün önce çıplak, yalın, çarpıcı gerçekleri web sitemizde yazdık..

“TURKOVAC” Aşı Adayının Bilimsel Verileri / Makalesi Nerede??

  • “KRAL ÇIPLAK, TURCOVAC bir aşı değil, henüz aşı adayı!
  • Hiçbir bilimsel verisi, yayını ortada yok.. dedik.
  • AKP’nin hem yapay / uydurma başarı öyküsüne gereksinimi var hem de gündem oyunlarına… dedik.
  • Sağlık Bakanı Urfa’dan RTE’ye kameralar önünde “muştu” verirken (!!) ağzından kaçırdı : “İşaret ettiğiniz üzere 2021 bitmeden TURKOVAC aşısını…. tamamladık…” dedi.. 13 dakikalık bu video kaydının o itirafları içeren başlangıç birkaç dakikalık bölümü kesilerek TEK ADAM’ın Sarayından servis edildi.. Ekleyelim buraya kesilen o videoyu :

http://ahmetsaltik.net/arsiv/2022/01/TURCOVAC-isareti-RTEden-22.12.21.mp4?_=1

Bir başka değerli meslektaşımız CHP Balıkesir Milletvekili Dr. Fikret Şahin, 03 Ocak 2022 günü TBMM’de düzenlediği kapsamlı basın açılamasında, bizi tümü ile doğrulayıp – destekleyen kapsamlı ve kanıta dayalı açıklamalar yaptı :

CHP’li Vekil Dr. Fikret Şahin’in TURKOVAC Hakkında Basın Toplantısı | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Lütfen tıklayınız, bizim açıklamalarımızla birlikte, yanıtsız bırakılan sorularımızla çıplak gerçeği görünüz…

TURKOVAC Skandalını çırılçıplak görünüz..

30 Aralık 2021 gecesi Karantina TV’de de açık açık söyledik :

02 Ocak 2022 günü TELE1’de yaptığımız 2 konuşmada da çığlıklarımızı yineledik :

TELE1 TV’de 2 Konuşmamız : 02 Ocak 2022 | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

***
2021’in 13 Ocak günü Türkiye’de de Kovit-19 aşılamasına başlanmadan önce (SINOVAC ile) “UZAT KOLUNU TÜRKİYE” diye tüm ulusumuzu ısrarla aşıya çağırdık..

Cumhuriyet‘te de yazdık.. 15 Ağustos 2020’de Cumhuriyet Gazetesi 2. sayfasında yer alan makalemize bakılması.. “Rusya’da Koronavirüs Aşısının ‘Onaylanması’  Üzerine”

Muhalefet partilerine, Türk Tabipleri Birliğine, Tıpta Uzmanlık Derneklerine, Tıp Fakültelerine, Hukuk Fakültelerine, Türkiye Barolar Birliğine, Dernek ve Vakıflara, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına, sendikalara, Türk halkına… bir kez daha, tarihe not düşerek duyuruyor ve çağrı yapıyoruz..

İktidarın namuslu – vicdanlı bürokratlarına, yandaş olan / olmayan basına, AKP’ye gözü kapalı oy veren kardeşlerimizedir bu çağrı aynı zamanda….

Ve de son olarak çağrımız, uyarımız Sağlık Bakanı ve AKP’li Cumhurbaşkanı R.T. ERDOĞAN‘adır!

Bu politika sürdürülemezdir ve insanlığa karşı suçtur; durun hemen!

Ve bu uyarılar, 70 yaşına dayanmış 50+ yıllık bir tıbbiyeliden size ve tüm ilgilileredir; tarihin tanıklığıyla.. Yarın geç olmadan, lüt – fen!


Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI ile. 04 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
Siyaset Bilimci (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik       twitter : @profsaltik

Not : Bu yazımıza ADD web sitesinde de yer verildi;
BİLİM KURULU İKİNCİ BAŞKANIMIZ PROF. DR. AHMET SALTIK’TAN TURKOVAC AÇIKLAMASI – ADD

 

 

 

 

 

POST HABER TV kanalı konuşmamız : TURKOVAC ile ilgili bilimsel veri ve açıklama yok!

Prof. Dr. Ahmet Saltık : TURKOVAC ile ilgili bilimsel veri ve açıklama yok!

Prof. Dr. Ahmet Saltık TURKOVAC ile ilgili bilimsel açıklama yok » PostHabernet Tarafsız Özgür Habercilik

Prof. DR.Ahmet Saltık TURKOVAC ile ilgili bilimsel açıklama yok


Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AbD öğretim üyesi, Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ahmet Saltık, acil kullanım onayı (AKO) başvurusu yapılan yerli Covid-19 aşısı  adayı TURKOVAC’ın henüz bilimsel çalışmaların olmadığını ve bu durumun aşıya olan güvenin üzerinde bilim dünyasında ve kamuoyunda kuşku uyandırdığını söyledi ve vatandaşları uyardı .

Sağlık Bakanı Dr. F. Koca, 23 Aralık 2021 günü günlük kovit-19 tweet iletisine ekleyerek;

“Dün seri üretimine geçilen yerli aşı Turkovac’tan, araştırma aşamalarında elde edilen sonuçlar bilim dünyamız için heyecan verici olmuştu. Aşı için Turkovac’ı bekleyenlere, devam dozları için Turkovac’ı seçeceklere duyurmak istiyoruz: Bu mücadeleyi kendi aşınızla vereceksiniz.” diye duyurdu!

https://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT04942405” adresinde Sağlık Bakanlığı adına yayınlanan “niyet mektubunda” aşağıdaki bilgi yer almakta :

  • Kestirilen / öngörülen katılımcı sayısı 40,800 olarak verilmektedir.

Uygulama ancak 2-3 bin gönüllüde yapılabildi.. Kabul edilemeyecek derecede yetersiz.
Sağlık Bakanı harıl harıl gönüllü çağrısı yapmakta. Duyumlarımıza göre ise “40 olguya / vakaya” erişilebilmiş durumda!

Bu koşullarda hiçbir aşı adayına, uygar dünyanın hiçbir yerinde, ACİL KULLANIM için de olsa ONAY ve – ril(e) – mez…

Yukarıda sunulan erişkede (linkte, https://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT04942405) yayınlanan araştırma “niyet mektubunda“, en başta aşağıdaki dizeler / uyarılar yer almakta:

  • The safety and scientific validity of this study is the responsibility of the study sponsor
    and investigators. Listing a study does not mean it has been evaluated by the U.S.
    Federal Government. Know the risks and potential benefits of clinical studies and talk to your health care provider before participating. Read our disclaimer for details.

Yani;

  • Bu çalışmanın güvenilirliği ve bilimsel geçerliliği, çalışma destekçisi (sponsoru) ve araştırmacıların sorumluluğundadır. Bir çalışmaya burada yer verilmesi, ABD Federal Hükümeti tarafından değerlendirildiği anlamına gelmez. Klinik çalışmaların risklerini ve beklenebilecek (potansiyel) yararlarını öğrenin ve katılmadan önce sağlık uzmanınızla görüşün. Ayrıntılar için sorumluluk kapsamımızı / sınırlarımızı okuyun…

Ayrıca, TURKOVAC adlı aşı adayına İVEDİ (ACİL) KULLANIM ONAYI veren kurum TİTCK (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu) özgür – özerk bir bilimsel kurum olmayıp, Sağlık Bakanlığının yönetsel vesayeti altında bir idari birimdir ve Sağlık Bakanının ivedi kullanım onayı istemini reddetme olanağı, AKP iktidarının katı kadrolaşma sistematiği içinde yoktur. Bu Kurumdaki bilim kurulunun üyeleri ve kurulun dayandığı bilimsel verilerin, gerekçenin paylaşılması zorunludur.

Sağlık ve aşı hakkında bilgi almak, Anayasal sağlık hakkının (md. 56, 74 vd.) ayrılmaz tamamlayıcısıdır. İktidar için ise anayasal yükümlülüktür (md. 2, 5, 56, 74 vd).

  • AKP iktidarı hukuka ve uluslararası yerleşik bilimsel kurallara, etik ilkelere uymak zorundadır.

Bunlar yapılmadan TURKOVAC’ın yaygın uygulamaya geçilmesi ile ortaya çıkabilecek tıbbi komplikasyon, istenmeyen olumsuz – ters sonuçlardan AKP iktidarı mutlak olarak sorumlu olacaktır (hizmet kusuru, Anayasa md. 125 ve TCK’nın ilgili hükümleri).

Bu aşı adayı (TURKOVAC), henüz uluslararası bilimsel standartlarla
acil kullanım için bile olsa AŞI niteliği kazanMAmıştır!

Bir de dışsatımı (ihracatı) yapılır ve yaygın aşı komplikasyonları ortaya çıkarsa, Türkiye uluslararası düzlemde de haksız, itibarsız hatta suçlu duruma düşebilecektir. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.

Sağlık Bakanlığı, gecikmeksizin, tüm bilgileri – verileri kamuoyu ve bilimsel çevrelerle ve Dünya Sağlık Örgütü ile paylaşmak zo – run – da – dır..

TURKOVAC aşı adayı, kesinlikle kullanıma sokulmamalıdır.

Dolayısıyla, konuya ilişkin yayınladığımız ve 345 bini aşkın kişinin okuduğu tweet iletimizi yineliyoruz (https://twitter.com/profsaltik/status/1474909240615657485?s=20) :

  • TURKOVAC henüz aşı de – ğil – dir!
  • Türkiye gündeminin kurgulu ağır ekonomik bunalımla işgal edildiği ortamda (17-25 Aralık yolsuzluğu), AKP’nin gündem oyununa başvuracağını bekliyorduk.
  • Ancak konu, 90 milyonluk Türkiye’nin sağlığıyla SALGIN ORTASINDA KUMAR OYNAMAK asla olmamalı idi!
  • Bu aşı adayı, henüz kesinlikle AŞI değildir!

Ahmet Saltık hocamızın haber Kanalımıza değerlendirmesini izlemek için lütfen tıklayınız.
Aşı adayı TURKOVAC ardından ülkemizin birçok güncel sorununu da, siyaset bilimci olarak yanıtladı Dr. Saltık. Kapsamlı program 64. dakika.. İzlenip paylaşılması dileğiyle.. / E. Kahraman

HABER ÖZEL – Prof.Dr .Ahmet Saltık CANLI YAYIN – YouTube

Salgını yönetemeyen iktidar ölüm sayılarında yalan mı söylüyor?

Uğur Dündar

ugur.dundar@ugurdundar.com.tr
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/ugur-dundar/salgini-yonetemeyen-iktidar-olum-sayilarinda-yalan-mi-soyluyor-6763675/ SÖZCÜ, 12 Kasım 2021

Salgını yönetemeyen iktidar,
ölüm sayılarında yalan mı söylüyor?

7 Kasım 2021 korona verileri aşağıda:

Günlük yeni yakalanan olgu/vaka sayısı 25.304, ölüm sayısı ise 200. Bunlar “resmi” veriler. Tarama amaçlı test yapılmadıkça; PCR testi, olguları % 100 yakalama yeteneğinde olsa bile (gerçekte % 50-70 arasında) yakalanabilenler buzdağının ucu olup, gerçeğin 1/10’una dek düşebilir. Ölümlerde ise, birçok etmene bağlı olarak gerçek veriler ortaya kon(a)mamakta, kamuoyuna açıklan(a)mamaktadır!..

Dünya genelinde toplam olgu sayısı, salgının 23. ayında 250,7 milyonu aşmıştır. Bunların 227 milyonu iyileşmiş, 5,07 milyonu ölmüştür. Halen etkin (aktif) durumda olan olgu sayısı 18,7 milyondur.

Olgu ölüm hızı dünyada % 2, Türkiye’de % 0,9’dur. Türkiye’de toplam olgu/vaka sayısı 8,231,679’a ulaşmıştır ve bu veri ile dünyada 6., Avrupa’da ise İngiltere ve Rusya’nın ardından 3. sıradayız.
★★★
Aktif hasta sayısı 450,548 olup, dünya toplamı 18,702,998’in % 2,4’üne karşılıktır. Keza, 07 Kasım 2021 günü için Dünya toplamı olan günlük yeni olgu sayısı 343,367 olup, Türkiye’de 25,304 yeni olgu kayda alınmıştır, % 7,4’e karşılıktır. Oysa Türkiye nüfusu Dünya toplamının % 1,1’idir.

Ölümler ise yine “resmi” rakamla 72,127’ye erişmiştir ve milyon nüfusta 843’e karşılıktır. Bu rakam dünya geneli için milyon nüfusta 650’dir. Türkiye’de ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu görülmektedir. Öte yandan, bir kez daha soralım; olgu ölüm hızı % 0,9 ile Dünya ortalamasının (% 2) yarısından azdır! Niçin? Hangi üstünlükle?..
★★★
Ülkemizde son 1 haftada toplam 198,691 yeni olgu tanı almıştır. Dünya toplamı son hafta için 3,025,610 olup, % 6,6’sına karşılıktır! Öte yandan Dünyada son 1 haftada olgu sayılarında önceki haftaya göre % 0,9 artış yaşanırken ölümler % 5 azalmıştır. Türkiye’de bu oranlar aynı sırayla +%10 ve +%1’dir; niçin ve nasıl? Gerek günlük, gerek haftalık gerekse aktif olgu sayılarında nüfusuna oranla dünya ortalamasının epey önünde olan ülkemizde, ölümlerde ise tersine bir “iyilik” (!) söz konusudur. Tanrı Türk’ü koruyor mu hâlâ?..

Ülkemizde olgu ölüm hızının Dünya ortalamasının yarısından da az olmasını açıklayabilecek hiçbir bilimsel veri yok! Bu hız eğer %0,9 yerine %2 olarak kabul edilecek olursa, 160,282 ölüme karşılıktır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), özellikle gelişmekte olan ülkelerde ölüm rakamlarını 3-3,5 ile çarpmayı önermektedir. Böyle yapıldığında Türkiye’de Kovit-19 ölümleri, ilk ölümün açıklandığı 17 Mart 2020’den bu yana 216,381 ile 252,445 arasında beklenir, resmen açıklanan ise salt 72,127!..

Tüm bulgular, ölüm verilerinde ciddi bir karartmaya gidildiğini kanıtlamaktadır.
En iyimser rakamla, dünya ortalaması olan %2 üzerinden 160,282 ölümün kayda alınmış olması gerekirdi. DSÖ’ne göre beklenebilecek üst sınır ise yukarıda da hesaplandığı gibi 252,445’tir!..
★★★

  • Çok dikkat çeken bir veri ise, kritik durumda olan olgu/ vaka/ hasta sayısının neredeyse 6 hafta boyunca 633 olarak sabit kalabilmesidir (!..)

Bu rakamın da (633) yukarıdaki derin tutarsızlıklar gibi, Epidemiyolojik olarak açıklanabilmesi olanağı yoktur! TV ekranlarında birçok kez uyarmamıza karşın bu veriye haftalarca dokunulmamıştır! 7 Kasım 2021 günü verisi, her nasılsa 1405 olarak duyurulmuştur. 633’ten çok kısa zamanda 1405’e çıkılmıştır! Son veriyle dünya toplamı 76.080 olup, Dünya nüfusunun % 1,1’ine sahip olmamız üzerinden oranlanırsa, kritik durumda 837 kovit-19 hastasına sahip olmamız beklenebilecek iken çok daha fazla, 1405 olguya sahibiz!

Neden birden bire art(ırıl)mıştır, geçmişte de uzuuuun haftalar boyunca gerçekte, sabit tutulan 633’ün çok üstünde değil miydi?..

Hatta Halk Sağlığı Genel Müdürüne What’sApp  ile sormamıza, yurttaş olarak bilgi edinme hakkı kapsamında yanıt istememize ve bu iletimizin okunmuş olmasına karşın!! En hafif terimi ile bu tutum özensizlik, ciddiyetsizlik ve halka saygısızlık olup, güven yitiği nedenidir. Oysa salgın yönetiminde halkın güvenini kazanmak, kamu yönetimi için en başat yükümdür…
★★★
2020’de nüfus artışı yalnızca 459 bin kişi oldu! Bu rakam 2019’da 1 milyon 151 bin idi. Nüfus artış hızı binde 13,9’dan binde 5,5’e düştü. 1927 ilk nüfus sayımından bu yana böylesine düşük bir nüfus artış hızı görülmedi! 2. Dünya Savaşında 1940-45 arasında bile binde 10,6 idi. Binde 8,4 düzeyinde anormal nüfus artış hızı azalması nasıl açıklanabilir? Bu çok belirgin (dramatik) azalmanın nedeni salt salgın nedeniyle doğumlardaki azalma mıdır? Ya da 2020’de gerçekleşen kovit ölümleri midir? 2019’da 1 milyon 187 bin olan bebek doğumu geçen yıl (2020) 1 milyon 113 binde kaldı. Doğum sayısında azalma yalnızca 74 bin. Eğer binde 13,9 nüfus artış hızı 2020’de de gerçekleşseydi nüfus, 83.155 m x 0,0139 = 1 milyon 156 bin artış ile 84 milyon 312 bin olacaktı…

Beklenen nüfus artışı, 2019 verisiyle sabit alınırsa, 1.156 milyon yerine yalnızca 459 bin olduğuna göre, aradaki fark 697 bin kişi olup, bu insanlar nerededir?

Bunun salt 74 bini doğum sayısındaki azalma kaynaklıdır. Geriye 623 bin kayıp kalıyor. 2020 içinde resmen açıklanan toplam kovit ölümü 20,881’dir. Geriye yaklaşık 602 bin kayıp, açıklanamayan nüfus yitiği var! Gerçekleşen nüfus artışı TÜİK açıklamasına göre 459 bindir, beklenen 1 milyon 156 bin nüfus artışının yanı sıra, olağan koşullarda çok yaklaşık 440 bin ölüm beklenirdi. Çünkü önceki yıl 2019’da 436 bin resmi ölüm kaydı vardı. Bu durumda, beklenen en az nüfus artışı 1 milyon 156 bin – (440 bin ölüm + 459 bin nüfus artış hızı) =

257 bin nüfus kayıptır!..

★★★
DİKKAT : Türkiye’de 2020 yılında fazladan 257 bin kayıt dışı ölüm olmuştur!..

  • Açıklanan 21 bin kovit ölümüne ek, 257 bin ölüm daha söz konusudur!..
  • AKP iktidarı bu muazzam ölüm sayısını saklamaktadır!..
  • Her ne ise 257 bin insanın ölüm verileri, nedenleriyle ortaya konmalıdır.

Kovit salgını yaşanırken, ölümlerdeki bu anormal ötesi fırlama başka hangi nedene bağlanabilir? Muhalefet partileri, mezarlık kayıtları ile bu acı tabloyu doğrulamalı ve iktidarın üstüne giderek ülke gündemi yapmalıdır.
★★★
Kovit salgının AKP iktidarınca yönetilememesi, olağanüstü kötü- yanlış yönetiminin isyan ettiren bedeli, salt 2020’de 21 bin resmi kovit ölümüne ek, ÇEYREK MİLYON CANIMIZDIR!..

  • Bu korkunç gerçek hiçbir biçimde göz ardı edilemez, muhalefet ve Türkiye ayağa kalkmalı, iktidardan hesabı sorulmalı ve istifaya zorlanmalıdır.
  • Çeyrek milyon masum insan, AKP’nin kutsal yaşam hakkını hiçe sayan akıl dışı, ilkel, insanlık dışı ve insanlığa karşı suç oluşturan sözde sağlık/salgın politikaları (!) yüzünden ölmüştür!

Hangi iktidar görevde kalabilir böylesine yüz kızartıcı ağır bir insanlık suçu ile?..”
★★★
Değerli okurlarım,

Buraya kadar okuduğunuz ürkütücü tespitler, pandeminin başlangıcından bu yana, topluma en doğru bilgileri vermek için çırpınan saygın bilim insanlarımızdan Prof. Dr. Ahmet Saltık‘a ait. Saltık Hoca, salgının iyi yönetilemediğini ve bunun kabul edilemez, sürdürülemez bir durum olduğunu iddia ediyor. Önlenebilecek çok sayıda ölümün bu nedenle yaşandığını öne sürüyor.

Ve sözlerini şöyle bitiriyor :

  • “Salt 2020’de, masum 250 bini aşkın insanımız, AKP politikaları yüzünden, yaşatılabilecek iken, hastalığa değil, KÖTÜ YÖNETİME kurban verilmiştir!..
  • Böyle giderse 2021 sonund2020’de saklanan 257 binin 2 katı ölüm, yani yarım milyon gizlenmiş olacak!..”
    =======================

 

ANKA HABER AJANSINA Demecimiz : “TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR”

PROF. DR. SALTIK:

“TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR”

11.11.2021 16:27
PROF. DR. SALTIK: “TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR” (ankahaber.net)

https://www.gazeteduvar.com.tr/prof-dr-saltik-turkiyede-toplum-bagisikligi-artmiyor-azaliyor-haber-1541526

WhatsAppLinkedIn

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, Sağlık Bakanlığı’nın 2 doz aşılama oranını %80 dolayında gösterdiğini, ancak bağışıklamanın bu oranda olmadığın belirtti. Saltık, “90 milyon hedef nüfusun üçte biri dışarıda tutulup 61 milyon hedef nüfus alındığı için o %79’un üçte birini bir çırpıda indirmemiz gerekiyor. Onun üçte biri 27 yapar ve 52’ye iner. Aradan geçen zaman, ne ölçüde insanların bağışık yanıt verdiği, araya giren yeni varyant tipler nedeniyle o toplum bağışıklığı düzeyi %52’de de değil. Türkiye’de toplum bağışıklığı artmıyor, azalıyor” dedi.

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık koronavirüste gelinen durum ve aşılama hızı hakkında ANKA Haber Ajansı’nı sorularını yanıtladı. Saltık’ın açıklaması şöyle:

“HALK, BİTMİŞ GİBİ SALGINI YAŞIYOR”

“Bugün biliyoruz ki, hastalığı hafif geçirenlerde çok hafif bağışıklık oluşuyor. Ancak ciddi ve ağır geçirenlerde daha güçlü bir bağışıklık gelişiyor. O da yaklaşık 4-5 ay dolayında, en çok 6 ay sürüyor diyelim. Aşıyla elde edilen bağışıklık daha güçlü. Başlangıçta, ‘Doğal yollarla elde edilen bağışıklık daha kalıcı oluyor’ diyorduk. Şimdi böyle olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bir yandan gerek Türkiye’nin gerek dünyanın çok yaygın seferberlik bilinci içinde aşılamayı sürdürürken, bir yandan da toplumsal hareketliliği sınırlandıracak önlemlere gereksinim var. Halk, bitmiş gibi salgını yaşıyor.

“TÜRKİYE’DE TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI ARTMIYOR, AZALIYOR”

Değerli halkımız, aşılardan güvenini eksiltmesin çünkü bu kağıt üstünde eriştiğimiz %80 oranında 2 doz aşılama, gerçek bir toplum bağışıklığı değil. Birincisi, 90 milyon hedef nüfusun üçte biri dışarıda tutulup 61 milyon hedef nüfus alındığı için o %79’un üçte birini bir çırpıda indirmemiz gerekiyor. Onun üçte biri 27 yapar ve %52’ye iner. Türkiye toplumu içinde 2 doz aşı olmuş insanların oranı %52’ye geliyor. İkincisi, ikinci dozdan sonra ne ölçüde insanın bağışıklığı zayıfladı, bunu bilmiyoruz. Üçüncüsü, iki doz aşılı olan insanların ne oranda bağışık yanıtı verdiğini de bilmiyoruz. Yani kağıt üstünde aşılama oranı, aynı zamanda hastalığa karşı bağışık olmak anlamına gelmiyor. Bağışıklama ve aşılama farklı şeyler, halkımızın bunu anlaması gerekiyor. Bağışıklama, ancak aşılamayla ve hastalığı geçirerek sağlanabilir. Aşılama, bağışıklamanın bir aracıdır. Aşılama her zaman birebir bağışıklama demek değildir. Bütün bu nedenlerle; aradan geçen zaman, ne ölçüde insanların bağışık yanıt verdiği, araya giren yeni varyant tipler nedeniyle gerçekten o toplum bağışıklığı düzeyi %52 de değil. Daha aşağılarda ama kaç olduğunu hesaplayabilmek için elimizde Bakanlığın veri tabanının bulunması gerek. Günlük aşılama sayıları çok azaldığı için, geçen zamanla birlikte bağışıklığı zayıflayan ve sönümlenenler kovit-19’a duyarlı duruma geliyor. O toplum bağışıklığı havuzundan ayrılıyor. Havuzun yeni aşılananlarla yukarıdan dolduğunu, geçen zaman nedeniyle bağışıklığı sönümlenenlerin de aşağıdan kaçak verdiğini düşünürsek, Türkiye’de toplum bağışıklığı artmıyor, azalıyor! İşte bu dinamik nedenlerle de salgınla baş etmekte zorlanıyoruz.

“BİR AŞININ 3. DOZUNU YAPMAK İÇİN 3 BİLİMSEL KANIT ARARIZ”

Tıp bilimleri bugün tümüyle kanıta dayalı olarak yürütülmekte. Bakanlığın bu politikasının da bilimsel kanıtlarının olması gerek. Bir aşının 3.dozunu yapmak için 3 bilimsel kanıt ararız. Öncelikle şunu ayırt etmek gerekiyor : Bir tazeleme dozu ile aşının üçüncü dozuna gereksinim duyulması birbirinden farklı şeyler. Örneğin inaktif çocuk felci aşılarını biz bebeklere 2. ayda başlar, 2’şer ay arayla 3 doz yaparız. Bunlar yineleme dozlarıdır ve son dozdan (3. doz) yaklaşık bir yıl sonra ve 48. ay sonunda bir rapel (anımsatma dozu) yaparız. Bu, olağan koşullarda o aşıdan beklenen bağışık yanıtın en üst düzeye erişmesi ve uzun süreli kalıcı olmasıdır.

“BİLDİĞİMİZ RUTİN TAZELEME YA DA GÜÇLENDİRME YA DA RAPEL DOZU DEĞİL”

Fakat şimdi karşı karşıya bulunduğumuz tablo; aşı takvimindeki bildiğimiz rutin tazeleme ya da güçlendirme ya da rapel dozu değil. Bakanlığın gerekçeleri toplumda belirlenen 3 kümeye dönük. Tıp biliminde bu uygulama için 3 gerekçe olmalı. İlki, eğer kişiler bu aşılara yanıt vermediyse siz yinelemeyi düşünürsünüz. Dolayısıyla, ülkemizde BioNTech aşısına yeter bağışık yanıt oluşmadı mı, bunun ortaya konması gerekir. İkinci olarak acaba bağışık yanıt verdiler ancak bu bağışık yanıt beklenenden daha erken dönemde mi zayıfladı? Dolayısıyla zayıflayan bağışıklığı güçlendirmek mi gerekiyor? Üçüncüsü ise birtakım yeni varyantlar mı ortaya çıktı, bu varyant tipler şimdiye dek yapılan aşılardan kaçıyor mu? Bu soruların yanıtı net olarak ortada değil. Sonuncusundan başlamak gerekirse, bu aşılardan kaçan yeni bir varyant ortada yok. Delta + (Plus) varyantı da bir ölçüde aşılardan kaçıyor denmekle birlikte, büyük ölçüde 2 doz mRNA aşısı halen etkili. Bunu nereden görüyoruz, 3 ölçütümüz var:

Birincisi hastaneye yatma hızları. Bu 2 doz aşıyı olan insanların enfeksiyonu almaları durumunda hastaneye yatırılma oranları, farklı aşı olanlar ya da eksik aşı olanlarla karşılaştırıldığında çok düşük kalıyor.
İkincisi hastalığın ağır geçmesi, bu da oldukça az görülüyor.
Üçüncüsü de ölümler. Ölümlerin de büyük oranda 2 doz BioNTech aşısı olmayanlarda görüldüğü biliniyor.

“BAKANLIK BU 3 SORUYA YANIT VERMEDİ”

Bakanlık açıklamalarında bu 3 soruya yanıt vermedi. Yalnızca ‘Bilim Kurulu’nun önerileri doğrultusunda kararımız, yeni politikamız bu yönde’ dedi. Oysa Bilim Kurulu’nun da bu tavsiye kararlarını hangi bilimsel kanıtlara dayandırdığını, hangi sayısal verilere yasladığını, hangi Epidemiyolojik çözümlemeleri (analizleri) kaynak aldığını açıklaması gerekir. Türkiye, çok geri kalmış bir Afrika toplumu ya da Orta Asya’nın derinliklerindeki kim ülkeler gibi ilkel, gelişmemiş bir toplum değil. Cumhuriyet’imiz oldukça gelişmiş bir insan gücü yarattı. Bunlar Türk kamuoyu tarafından rahatlıkla anlaşılabilir.

“ÜÇÜNCÜ DOZ BİONTECH AŞISININ BİLİMSEL KANITLARI AÇIKLANMADIĞI İÇİN BİR BOŞLUK SÖZ KONUSU”

3. doz BioNTech aşısının dayanakları, bilimsel kanıtları açıklanmadığı için bir boşluk söz konusu. Ne yapacağımızı doğrusu biz de bilemiyoruz. Soranlara, ‘3. dozu olun ya da olmayın’ deme konusunda bir sıkıntı yaşıyoruz. 3. doz BioNTech’e başlayan ülkeler, bu 3 soruya bilimsel kanıtlar ortaya koydular ve o çerçevede açtılar. ABD ve kimi Avrupa ülkelerinde 3. doz açıldı. Türkiye’de de açılabilir ama Sağlık Bakanlığı’nın mutlaka hangi bilimsel kanıtlara dayandığını kamuoyunun önüne koyması gerekir.

“AŞILARA GÜVENİNİZİ YİTİRMEYİNİZ”

Seferberlik bilinci içinde yaygın aşılama, 3. doz aşının bilimsel kanıtlarının ortaya konması, toplumsal hareketliliğin mutlaka belli ölçülerde sınırlandırılması ve insanların uyarılarak kapalı alanlarda maske zorunluluğu gibi önlemlerin alınması ve bunların birlikte yeniden güncellenmesi gerekir. Halkımıza son olarak söyleyeceğim şudur:

  • Aşılara güveninizi yitirmeyiniz, aşı olunuz, eksik aşılarınız varsa mutlaka tamamlayınız,
  • 2 doz BioNTech olduysanız üçüncüsünü Sağlık Bakanlığı zaten belli koşullarda verecek.”

 

***
Demecimizden kısa bir süre sonra Sağlık Bakanlığı, 18+ yaş topluma, 2. dozdan 6 ay geçmesi koşulu le 3. doz BioNTech aşılamasını açtı..

Yararlı olması dileğiyle..

Demecimizi izlemek için tıklayınız ( 9 dk.)

Sevgi ve saygı ile. 12 Kasım 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

ANAYURT Gazetesine Demecimiz : Kış gelmeden iki doz aşılama bitmeli


Prof. Saltık, aşıların yeni varyantların ortaya çıkması yüzünden bağışıklık edindirme oranlarının düştüğünü, 12 yaş üstü herkesin en az iki doz aşılanmasının zorunlu olduğunu belirterek, Türkiye’nin kış ayları gelmeden aşılama sürecini tamamlayamaması halinde bütün sürecin başa döneceğini söyledi.

Uğur DUYAN

ANKARA (Anayurt) 

Türkiye’nin önde gelen Halk Sağlığı Uzmanlarından Prof. Dr. Ahmet Saltık, aşıların yeni varyantların ortaya çıkması yüzünden bağışıklık sağlama oranlarının düştüğünü ve 2. doz aşılamadan ancak 14 gün sonra kişilerin bağışıklık kazandığını belirterek, 2 doz ve üzeri aşılananlarla birlikte son altı ay içinde hastalığı atlatanlar dahil toplam nüfusun yalnız %22,5’nin Kovid-19’a karşı direnç gösterebilecek durumda olduğunu söyledi. Saltık, “Dibi delik havuz gibi, aşılama ve hastalık geçirme ile erişilen bağışıklık oranı, bağışıklığın zamanla yitirilmesi vb. nedenlerle gereken orana yetişememektedir. Bu amaçla hızla, seferberlik bilinciyle, en geç 1-2 ay içinde, kış gelmeden eldeki etkin aşılarla yaygın aşılama zorunludur.” görüşünde bulundu.

Türkiye’de haftalık Kovid-19 vaka sayısının 45 ilde artmasına karşın 36 ilde azaldığı görüldü. Prof. Dr. Ahmet Saltık, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan haftalık verileri Anayurt‘a değerlendirdi. Sağlık Bakanlığının aşılma hedef kitlesini 18 yaş üstünü oluşturan 61 milyon kişi üzerinden tanımladığını ve bu hedef kitle üzerinde yapılacak olan hesabın yanıltıcı oluğunu söyleyen Saltık, Türkiye’nin resmi nüfusunun 85 milyon olmasına karşın göçmenler ve kaçaklar ile nüfusun 90 milyonu aştığını, bu nedenle de 12 yaş üstü tüm nüfusun aşılanması gerektiğini ifade etti.

‘BİR HAFTALIK VERİLER YANILTICI OLABİLİR’

Saltık, salt bir haftalık verilere dayalı olarak  irdeleme yapmanın yanıltıcı olabileceğini ve sağlıklı sonuç almak için en az iki haftalık hatta ve daha uzun zaman dilimlerini içeren çözümlemeler yapmanın daha güvenilir çıkarımlar sağlayacağını söyledi. Saltık şöyle devam etti:

“Hastalığın kuluçka süresi genel olarak 14 gün olarak biliniyor. Bu yüzden, bulaşı alan bir insan 14 gün boyunca bulaştırıcı, bulaştırıcılığın sonlanması 2 haftayı buluyor. Bu yüzden, Sağlık Bakanlığının haftalık verileri kimi illerde artışı, kimilerinde azalışı açıklamaya elverişli değil. Aşılama oranlarını da bilmek gerek bu illerde ve haftalık insidens (yeni vaka oranı) hızları ile ilişkilendirmek gerek. Son aşı uygulamasından iki hafta sonra erişilebilecek en üst bağışıklığa ulaşıldığı da akılda tutulmalı. Epidemiyolojik değerlendirmelerde bu devingen (dinamik) zamansal özellikler dikkate alınmalı.

Ayrıca Sağlık Bakanlığı takvim haftasını kullanarak güncel olmayan veri paylaşıyor. En son yayınladığı veri 4-10 Eylül 2021 takvim haftasının ve bu da 10 Eylül’de değil, bir hafta gecikmeyle paylaşıldı. Bu haritada 81 ilde 4-10 Eylül 2021 dönemi haftalık insidens hızı veriliyor. Bunun anlamı, o zaman diliminde -örneğimizde haftada- her 100 bin kişi başına yeni tanı konan Kovid-19 (hasta) sayısıdır. Örneğin Ankara’da, anılan zaman diliminde, her yüz bin kişide 283 kişiye ‘yeni’ Kovid-19 tanısı konmuştur.

Ankara nüfusu 6 milyon alınırsa, 60 x 283 = 16.980 kişi. Buradan hareketle 4-10 Eylül 2021 haftası içinde 7 günde bu kadar yeni Kovid-19 tanısı konduğu anlaşılır. Bu hafta içinde Türkiye genelinde yeni olgu (vaka) sayısı 155.346 olup, bu da % 10,9 oranına karşılık gelmektedir. Türkiye’nin ‘resmi’ nüfusu 85 milyondur. Bu 85 milyon içinde Ankara, yaklaşık 6 milyonluk nüfusu ile %7,1 pay sahibidir ve nüfusuna oranla daha yüksek bir yeni olgu (vaka) sayısına / oranına sahiptir. Nitekim Türkiye geneli için haftalık insidens hızının da yüz binde 182,8 olduğu görülmektedir. Ankara’nın değeri olan yüz binde 283’ten yüz puan daha eksiktir. Ya da Ankara, Türkiye ortalaması olan 4-10 Eylül 2021 haftası Kovid-19 insidens hızı yüz binde 183’ten çok daha yüksek bir il insidens hızına sahiptir.”

Bu tür sorulara net bir yanıt verebilmek için elde yeterli verinin olmadığını kaydeden Saltık, oysa Sağlık Bakanlığının veri tabanında tüm verilerin ayrıntılı olarak bulunduğunu belirterek, “Üstelik bu veri tabanında Epidemiyolojik çözümlemelere hızla erişebilecek yazılımlar da yüklüdür. Bu çözümlemeleri yapabilecek Halk Sağlığı Uzmanlarına olanak verilmeli ve sonuçlar kamuoyu ile dürüstçe, saydamlıkla ve güncel olarak paylaşılmalıdır” diye konuştu.

TÜİK VERİLERİ AÇIKLAYACAK: MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI

Saltık, 19 Eylül için açıklanan can kaybının 213 kişi olduğunu ve bu sayının ürkütücü olmasına karşın gerçek verinin bu rakamın yaklaşık 3 katı olduğunu vurgulayarak, bu rakama Dünya Sağlık Örgütü kestirimlerine göre ulaşılabileceğini söyledi. Saltık şöyle konuştu:

“640’a varan günlük Kovid-19 kaynaklı “gerçek” ölüm sayısının açıklanması, halkı önlemlere daha çok uymaya, aşıya daha çok sahip çıkmaya yönlendirebilir. Kaldı ki gerçek ölüm sayısını sonsuza dek saklama olanağı yoktur. 2020 ölüm istatistikleri TÜİK tarafından hala açıklanmamıştır. Oysa her yıl Mayıs başında yayınlanırdı. 2020 içinde olağan koşullarda beklenen 440 bin dolayında ölümün 200 binden çok fazlası söz konusudur ve AKP iktidarı bu fiyaskoyu, acı gerçeği saklamaktadır.

2021 ölüm istatistikleri de açıklanmayacak mıdır? Mızrak çuvala sığar mı? TÜİK’in kendisine ilgili kurumlardan veri gelmediği gerekçesi inandırıcı değildir. Sağlık Bakanlığının bilgi aktarmaması söz konusu değil. Her ölüm, 10 gün içinde kayda alınmak zorundadır yasal olarak. Doldurulan ölüm belgeleri, gömme izinleri otomatik olarak sisteme girilmekte, Sağlık Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü veri tabanına yüklenmektedir. TÜİK, kuruluş yasası gereği bu veri tabanlarına intranet üzerinden eşzamanlı erişebilmektedir.

Güncel olmayan haftalık verilerin açıklandığından söz etmiştik. Katıldığımız TV programlarında kezlerce dile getirdik; geriden gelen ve güncel olmayan takvim haftası yerine Epidemiyolojik hafta kullanılması zorunludur. Yani, diyelim 20 Eylül akşamı açıklanan haftalık tablo, 20 Eylül’den geriye 7 güne ilişkin olmalıdır; 14-20 Eylül 2021 haftası olarak. Bu çok temel bir Epidemiyolojik ilkedir.”

DELTA VE DELTA + VARYANTLARIN BULAŞICILIĞI

Delta ve Delta + varyantlarının önceki mutant tiplere göre daha kolay bulaştığını ve bulaş oranının %60-65 daha fazla olduğunu söyleyen Saltık, “Bu mutant tipleri sıklıkla da hafif klinik bulgularla, örneğin bir yaz soğuk algınlığı gibi seyretmektedir. Burun akıntısı, hafif soğuk algınlığı–nezle bulguları, tat ve koku duyusunun yitirilmemesi, şiddetli öksürük ve nefes darlığı olmayışı insanları aldatabilmektedir. Bu süre içinde de başkalarına bulaştırma daha çok ve daha kolay olabilmektedir. Tam aşılı olanlar daha hafif belirtilerle, belli belirsiz geçirebilmekte ve aşısızlar ölçüsünde olmasa da bulaştırabilmektedirler. Bu 2 varyant aşıdan da kaçabilmekte, tam aşılı insanlara da bulaşabilmekte ve hafif de olsa hastalık yapabilmektedir. Ancak ağır hastalık, hastaneye yatma, yoğun bakım gereksinimi ve ölüm riski kezlerce kat daha düşük olmaktadır aşısızlara ya da eksik aşılılara göre” açıklamasında bulundu.

Saltık, “Güncel verilerin üzerinden konuşarak gidersek: 20 Eylül saat 01:34’teki Sağlık Bakanlığı aşılama tablosundaki veriler şöyle:

Toplam yapılan aşı sayısı 105 milyon 152 bin 920, 1. doz uygulanan kişi sayısı, 52 milyon 686 bin 951 ve 2. doz uygulanan kişi sayısı 42 milyon 48 bin 514, 3. doz uygulanan kişi sayısı 10 milyon 417 bin 455. İlk yani tek doz aşının koruyuculuğu yok gibidir. 2. ve 3. çok sınırlı da olsa 4. doz alanları hesaba katmak gerek. Bu sayı 42 milyon 48 bin 514’e dahildir ve Bakanlık, 18+ yaş dilimi yani 61 milyon nüfusu hedef kitle almakta, bu hesapla (42 milyon / 61 milyon) %69’a varan bir tam aşılılık kabul etmektedir” ifadelerini kullandı.

HEDEF KİTLE HESABINDAKİ 6 YANLIŞ

Sağlık Bakanlığının temel aldığı hesabın 6 nedenle çok yanlış olduğunun altını çizen Saltık şöyle konuştu:

1. neden: Türkiye’nin resmi nüfusu 85 milyon, eylemli (de facto) nüfusu 90 milyon üstüdür. Geçici koruma konumunda (statüsünde) olanlar, kaçaklar, düzensiz göçmenler… Üstelik bu son sayılan vatandaş olmayanlara aşı için erişim pek çok nedenle oldukça güçtür (başta Türkçe bilmemeleri yüzünden). 90 milyon yerine 61 milyonu hedef kitle almak tam aşılı oranının yaklaşık 1/3 oranında yüksek kabul etmektir. %69’un 1/3’ü olan 23 puan düşülürse, tam aşılılık %46’ya iner.

2. neden: 16-18 yaş arasına aşılama yeni başlamıştır. 12-16 yaş arası aşılama görmezden gelinecek orandadır. 18 + yaş diliminde ve yurttaş olmayanları görmezden gelerek abartılı aşılama oranı halkı ve salgın yönetimini aldatıcı devekuşu tutumudur. 12 yaş altı çocukların halen aşılmaya dahil olmayışı salgın yönetiminde ciddi bir eksikliktir ancak çocuklarda Kovid-19 giderek artmaktadır. ABD’de %26’yı geçmiştir, o yaş dilimlerinde kurallı tarama testleri ile yakalanan PCR pozitifliği oranı. Üstelik 6 Eylül’de 12 yıllık temel örgün eğitim açılmıştır Ülkemizde.

  • Son haftada olgu sayısında artış bakımından Türkiye dünyada 4. sıraya tırmanmıştır!

3. neden: İrdelediğimiz aşı oranları “an“a ilişkindir. Oysa bağışık yanıt, 14 gün sonra o aşı için erişilebilecek en üst düzeye varmaktadır. Toplum bağışıklığı için 14 gün önceki tam aşılılık oranına bakılmalıdır. Bu da yaklaşık 10 puan geride verilerdir ve yukarıda hesapladığımız %46 olan oran %36’lara gerilemektedir.

4. neden: Ülkemizde yaygın yoksulluk ve beslenme bozukluğu, yetersizliği nedeniyle aşılara ideal bağışık yanıt beklenmesi olanaksızdır. Bu gerekçeyle kabaca %10 dolayında bir fire, yetersiz bağışıklama varsayılabilir. Böylelikle, 3. nedende belirttiğimiz beklenebilecek toplum bağışıklığı oranı %26’lara düşmektedir.

5. neden: Son olarak, yaygınlaşan ve çeşitlenen varyantlar nedeniyle aşıya direnç, aşıdan kaçabilme oranı yükselmiş, aşı etkililiği ülkemizde uygulanan BioNTech&Pfizer aşısı için %70’lere dek eksilmiştir. Dolayısıyla, 4. nedende belirttiğimiz %26 oranının %70’ini almak gerekebilir ki, bu da %18,2 etmektedir.

6. neden: Bu orana hastalığı geçirerek doğal bağışık olanları katmak gerekir. Salgının başından beri toplam resmi olgu sayısı 6,8 milyondur. Ancak son 6 ayda hastalanan sayısı dikkate alınmalıdır çünkü bağışık direnç zamanla sönümlenmektedir. 6 milyon 820 bin 861 kişiden 2 milyon 950 bin 603 kişiyi düştüğümüzde, bu rakam 3 milyon 870 bin 258 kişidir ve son 6 ayda hastalananlardır. 90 milyon nüfusta %4,3’e karşılık gelmektedir. 5. nedende elde edilen %18,2 oranına eklendiğinde %22,5 bulunur ki, ülkemizdeki gerçek biyolojik toplum bağışıklığı bu orandır.

Açıkça söylemek gerekirse, ülkemizin 90+ milyon nüfusunun yalnızca %22,5’i gerçek anlamda Kovid-19’a karşı şu anda bağışıklık kazanmıştır, dirençlidir!”

“HAYDİ TÜRKİYE, UZAT KOLUNU, KOŞA KOŞA AŞIYA”

Bu denli bir düşük toplum bağışıklığının olduğu Türkiye’de turizmin açılmasının, ülkenin transit bir coğrafyada yer almasının ve nüfusun dörtte birini bulan aşı karşıtlığı yüzünden, gereken gerçek biyolojik toplum bağışıklığına erişilemediğini söyleyen Saltık, sözlerini şöyle bitirdi:

“Dibi delik havuz gibi.. aşılama ve / veya hastalığı geçirme ile erişilen toplum bağışıklığı oranı, zamanla bağışıklığın yitirilmesi vb. nedenlerle gereken orana yetişememektedir. Bu amaçla

Hızla, seferberlik bilinciyle, en geç 1-2 ay içinde, kış gelmeden eldeki etkin aşılarla yaygın aşılama zorunludur. Tersi kısır döngüdür, yeni varyantlardır, daha çok hastalık, daha çok ölüm, salgının uzaması ve sosyal-ekonomik ağır bedellerdir.

  • İktidar, aşı karşıtlığını hoş göremez!

Bu davranış kişiler açısından da hak değil, insanlığa karşı suçtur. Umumi Hıfzıssıhha Yasasının 57., 64., 72. ve 94. maddeleri çok net olarak zorunlu aşıya olanak vermektedir. Anayasa’da boşluk yoktur; 2., 5., 12., 17., 56., 65. ve 90. maddeler aşıyı devlete yüküm, yurttaşa ödev vermektedir. AİHM ve AYM kararları da bu yönde.

Temel eğitim ve üniversitelerde gerekli tüm yapısal önlemler hızla ve eksiksiz tamamlanmalıdır. Halk sürekli ve etkin eğitilmeli, aşı karşıtlığı yaptırımları kararlılıkla uygulanmalıdır.
ABD Başkanı J. Biden geçtiğimiz hafta, ABD halkının %25’inin (1/4’ünün) aşılı olmaması yüzünden salgınla baş edemeyeceklerini açıkladı. Fransa, aşıyı reddeden üç bin sağlık çalışanını işten çıkardı. Benzer kararlı adımları atan ülke sayısı artıyor.

  • Haydi Türkiye, uzat kolunu, koşa koşa aşıya!
    =============================