26 Ağustos – 9 Eylül 1922 Döneminin Yakın Tarihimizdeki Yeri..

Söyleşi : 26 Ağustos – 9 Eylül 1922 Döneminin Yakın Tarihimizdeki Yeri..

Sorular : Mustafa AYDINLI, E. Öğretmen
Yanıtlar : Prof. Dr. Ahmet Saltık, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi
ve Mülkiyeliler Birliği Üyesi (Ankara Üniversitesi SBF – Mülkiye mezunu)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mustafa AYDINLI : 26 Ağustos 1922’nin 95. yılındayız.. Nedir esprisi bu tarihin?
Çorlu Devrim Gazetesi adına size soralım.. (5-6 Eylül 2017 günlerinde yayınlandı)

Prof. SALTIK : Alpaslan’ın ordusunda sağ kanat komutası bizim ailemiz – soyumuz olan Saltukoğulları‘nda idi. Romen Diyojen komutasındaki Bizans orduları yenilerek Anadolu kapıları açıldıktan sonra Alpaslan, Saltukoğullarını Erzurum yöresinde bıraktı ve arka cepheyi onlara emanet etti (1071).

Ertesi yıl (1072’de) Erzurum’da Saltukoğulları Beyliği – Devleti kuruldu ve Anadolu içlerine ilerleyen Alpaslan ordularına arkadan askeri koruma sağladı. Bu Beylik – Devlet 130 yıl yaşayarak 1202’de Büyük Selçuklu Devleti saldırıları ile yıkıldı ve Anadolu’daki dağınık Beylikler düzeni 1299’da Osmanoğulları Beyliğinin öncülüğü ile birleşerek devletleşmeye yöneldi.

Evet, tam 95 yıl önce 26 Ağustos sabahı, Afyon Ovasında cehennem gibi bir savunma savaşı başlatılmıştı. Dönemin dünya hegemonu İngiltere (günümüzde ABD… yarın hangi ülkeler??), Yunanistan’a Batı Anadolu’yu vaadetmişti. Böylelikle, Megali İdea denen Büyük İdeal gerçekleşecek, Ege bir Yunan iç denizi olacak ve yüzyılların hülyası Büyük İyonya yeniden kurulmuş olacaktı. 1830’lara dek yaklaşık 400 yıl Osmanlı valileriyle yönetilen Yunanlar, bölüşülen Osmanlı İmparatorluğu topraklarından önemli bir pay kapacaklardı. Böylesine tarihsel fırsatlar ender düşerdi. Dolayısıyla uğruna neler feda edilmezdi ki! O zamanki nüfuslarına göre (1930-34 döneminde 6,5 milyon nüfus!) çok ciddi bir rakam olan 250 bin kişilik ordu hazırlayıp 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ettiler. Ağababaları İngiltere silah ve mühimmat da satacaktı kendilerine.. İşgal Batı Anadolu’da yayıldı. 1921 yazında Polatlı’ya dek uzandı. Bir de Trabzon tarafında Rum Pontus devleti kurulacaktı ki, Kral Venizelos yönetimindeki Yunanlar için Zeus ve yardımcısı Tanrılar seferber olmuştu adeta!

O Venizelos ki, 1934’te T.C. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK’ü NOBEL Barış Ödülüne aday gösterecek denli uygardı..

Mustafa AYDINLI : AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan neden Afyon’a – Dumlupınar’a gitmedi de Malazgirt’e gitti 26 Ağustos günü?

Prof. SALTIK : Erdoğan’ın, 95 yıl öncesinin yakın tarihi dururken, çok kanlı savunma savaşı verdiğimiz Afyon Ovası’na, Dumlupınar’a.. gitmek varken, bin yıl öncesine adeta mistik bir referans ile kalkıp Malazgirt’e gitmesi pek çok bakımdan sığ siyaset kokuyor. Oysa Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruzu başlatmak için 26 Ağustos gününü (1922) bilerek seçmişti. Malazgirt zaferi 1071’de o gün kazanılmış ve Anadolu yurt tutulmuş, giderek vatan yapılmıştı. 1200’lü yıllardan başlayarak da Batılı tarih kaynakları – uzmanları Anadolu için Turchia”
demeye başlamışlardı : Türk yurdu!

Erdoğan vb. nin çok öykündüğü Osmanlı Devleti ise, 621 yıllık yaşamının ardından 10 Ağustos 1920’de Sevr Anlaşması ile tarihin mezarlığına yollandığında, Ön Türkleri (Poto Turcs) bir yana koyarsak[1], bin yıllık Yurt da yeniden Batı emperyalizminin eline, Diyojen’in torunlarının işgaline geçiyordu! Son Padişah Vahdettin Sevr’e onay vermiş, Anlaşmaya resmen imza konmuştu.

Açıkçası Sevr, Alpaslan’ın 26 Ağustos 1071 Malazgirt utkusunun (zaferinin) rövanşı idi;
Batılılarca yaklaşık bin yıl sonra alınan! Mustafa Kemal Paşa bu tarih bilinciyle, yüreği yangın yeri; Bin yıllık Malazgirt zaferinin rövanşını Batı emperyalizmine kaptırmamak için 26 Ağustos gününü seçmişti Büyük Taarruz için (1922)!

Mustafa AYDINLI : Sayın Erdoğan’a ne söylemek istersiniz bu bağlamda ?

Prof. SALTIK : Senin Cumhurbaşkanı olduğun devlet 26 – 30 Ağustos 1922 zaferi ile kuruldu, 1071 ile değil. Önce T.C. kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK‘e tarihsel saygını – vefanı göstereceksin. Ama AKP = RTE, Mustafa Kemal Paşa’ya 1934’te TBMM tarafından Soyadı Yasasıyla verilen yasal soyadını bile bir türlü kullanmıyor! ATATÜRK demeye dilinin ucu ile bile asla yanaş(a)mıyor!

Kalkıp Diyarbakır’da 1 Nisan 2017’de 1 Nisan şakası yaparcasına (!) Kürt kökenli yurttaşların çoğunlukta olduğu bölgede, acı veren bir siyasal opportünizm örneği olarak ‘‘Tek millet” diyor
ama dönüp ‘‘.. bakın Türk demiyorum..’‘ diye vurgulayarak açık etnik duygu sömürüsü yapıyor.. (http://ahmetsaltik.net/2017/04/02/pamukoglu-hayir-onde-yuzlerinden-belli/)

Malazgirt meydanında şu veya bu bildik yöntemlerle toplanan kalabalığın Erdoğan dahil ne kadarı bu yalın tarihsel gerçekleri biliyor? Her taraf İHL yapıldı.. Çocuklar doğru dürüst tarih mi okuyabiliyor?? Tabii böylelikle kitleleri meydanlara toplamak da kolay, yüksek dozda hamaset ile beyinlerini yıkamak da.. Kurgulanan da tam da bu korkarız, galiba değil; korkarız! Yaaa, işte böyle AKP Genel Başkanı Erdoğan… Şimdi danışmanları haşlama – ayıklama zamanı! Çıplak gerçek çok daha ağır ve olduğu gibi yazılmalı, not düşelim :

  • Tarihi çarpıtarak gerçekte kitlelerin beyin iğfalidir; 26 Ağustos 2017’de Malazgirt’te yapılan..
  • Siyaseten! Neciiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiip mi necip milletimize armağan, yapanlara da afiyet olsun!

Mustafa AYDINLI : Büyük Taarruz nasıl yürütüldü ve sonuçları neler oldu?

Prof. SALTIK : Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa savunma savaşını fiilen cephede yönettiği için, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İNÖNÜ) bu savaşa “Başkumandan Muharebesi” adını verdi. Mustafa Kemal Paşa, 4 Ekim 1922’de TBMM’de Büyük Taarruz’u anlattığı konuşmasında, bir yıl önce Başkomutan atanırken söz verdiği gibi “Yunan Ordusunun harimi ismetimizde tamamen boğulduğunu” açıkladı. 1922 Büyük Taarruz ise Türklerin Anadolu’da yeniden tutunmalarını sağladı.

Büyük Taarruz bir “mevzi” savaşı değil, “düşmanı imha” savaşıdır, “topyekûn” bir savaştır. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’la, yenilmiş – dağıtılmış – silahları elinden alınmış – subayları tutsak edilmiş bir orduyu baştan kurarak Batı emperyalizmine karşı ilk kez, Çanakkale savunmasını da katarsak 2. kez büyük bir utku kazandı. Ordularına ”Hat’tı savunma yok; sathı (vatan yüzeyini) savunma var; o satıh tüm vatandır!’’ diyerek dünya askerlik tarihinde örneği olmayan emirler verdi. Büyük Taarruz’u tarihte benzersiz kılan, bu özellikleridir; tüm mazlum uluslara örnek olmuş, bağımsızlık savaşımlarında güç ve esin kaynağı, güdülenme (motivasyon) sağlamıştır.

Sakarya Meydan Savaşı ile Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki Türk Orduları stratejik bir başarı sağlamışlardı. 22 gün – 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı ve onu izleyen başarıların gerçek anlamını kavrayabilmek için bu gelişmeleri ulusal sınırları aşan ölçekle değerlendirmek gerekir. Emperyalizme karşı sıcak savaşta kazanılan bu tarihin 2. büyük kara zaferi ile (ilki Çanakkale deniz ve Gelibolu kara savunması – 1915), sömürülen tüm doğu halkları, Mustafa Kemal’de bir öncülük, bir gün bağımsızlığa açılacak olan girişimin, bağımsızlık güllerinin ışıklarını görüyorlardı.

Falih Rıfkı Atay Çankaya adlı kitabında şunları kaydetmişti (syf. 363):

  • “Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak,
    şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak,
    belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”

Mustafa AYDINLI : 9 Eylül’e uzanan süreç? ?

Prof. SALTIK : Sakarya Meydan Savaşı’ndan yaklaşık 13 ay sonra, 95 yıl önce 26 Ağustos 1922 sabahı, şafak atarken bu kez yine Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusu, Sakarya’dakinin dört katı dolayında asker ve çok daha güçlü lojistik destek ile, cehennem gibi top atışlarıyla, işgal ettikleri Türk yurdunu Yunan askerlerine cehennem etmeye başlamıştı. Öylesine berkitilmiş (müstahkem) askeri mevziler yapmışlardı ki Yunanlar; kolay kolay 6 aydan önce hiçbir saldırı çökertemezdi. Ne var ki yalnızca 4-5 gün dayanabildiler. 30 Ağustos günü arkalarını dönmüş, her yeri yaka – yıka Afyon ovasından Ege’ye doğru kaçmaya başlamışlardı. Ordu komutanı general Nikolaos Trikupis bile tutsaktı ve Mustafa Kemal Paşa’nın çadırında konuk edilmiş, kahve ikram edilmiş, kılıcı dahi alınmamıştı. Atina’daki başkomutan Hacı Anesti öfke bunalımlarındaydı. General Trikupis, ölene dek her yıl 10 Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve giderek saygı duruşunda bulundu.

Büyük Taarruz sürdürüldü ve kaçabilen Yunan birlikleri 9 Eylül 1922 günü İzmir’de denize döküldüler. O gün, salt Türkiye ve biz Türkler için değil, dünya tarihi açısından da bir dönemeçtir. Hem bizim hem Yunanların (Yunanların değil!), hem de emperyalizmin sömürgesi mazlum uluslar için bağımsızlık savaşımı meşaleleri yakılmıştır.

Başta Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, utkuda (zaferde) belirleyici işlev gören Fahrettin Altay paşa ve süvarilerine, emeği geçen her-ke-se, şehit ve merhum gazilerimize vefa borcumuzu ödeyebilmenin tek 1 yolu var.. Atatürk’ün belirttiği gibi Türk Ordusunun utkusuyla (zaferiyle) sonuçlanan Büyük Taarruzdaki temel amaç, yalnızca düşmanı yenmek değil;

  • Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak” olduğuna göre,

Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi ”kayıtsız şartsız bağımsız” bir Devlet olarak sonsuza dek
hep ilerleme içinde yaşatmak, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine taşımak, hepimizin tarihsel borcudur! Gerisi hamasi söylevler, boş laflardır.

Mustafa AYDINLI : Son olarak eklemek istediğiniz?
Prof. SALTIK : Büyük yurtsever ozanımız Nazım Hikmet’in (RAN) dillere destan
Kuvayı Milliye destanından bir alıntı yapmadan olmaz…

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.
Paşalar O‘nun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: “Üç” dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.

Reis ”..solcular vatansever olamaz…” buyurmuş.. Yukarıdaki dizeler vatan aşkı dışında hangi
duygularla yazılabilir? Nazım Hikmet’in vatan aşkını sorgulamak hiç kimsenin haddi değildir. Ağzına ”Türk” sözcüğünü almaksızın, özellikle ”… bakın Türk demiyorum!” dahi diyebilen ülkemiz yöneticileri (http://ahmetsaltik.net/2017/04/02/pamukoglu-hayir-onde-yuzlerinden-belli/) Hacca da gitseler ihramlara bürünerek, 26 Ağustos’larda Malazgirt’e de gitseler, 26 Ağustos’un ruhu ile barışık olmadıklarını yadsıyamazlar; bu çok vefasızca, hatta utandırıcıdır. Türk Ulusu böylesine bir aşağılanmaya asla yaraşır olmadığı gibi, kabul de etmeyecektir..

Mustafa Kemal Paşa‘nın kurduğu bu devlette, demokratik cumhuriyetin nimetleriyle ATATÜRK‘ün koltuğunda oturan Erdoğan’ı bu davranışları nedeniyle esefle karşılıyoruz, kendisini tarihsel gerçeklerimize saygılı olmaya, insafa ve vefaya çağırıyoruz.

Büyük Atatürk’ün demesiyle;

  • “Amacımız ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü,
    aynı zamanda da tam egemenliğimizi elde etmektir.
    Bizi bu amaçtan alıkoyacak herhangi bir güce karşı savaşacağız.”

Ulusal kurtuluş savaşımının önderi, düşmanı salt askeri olarak yenmenin yetmeyeceğini,
Osmanlı İmparatorluğu deneyiminden ötürü çok iyi biliyordu. Askeri alanda öngörülen
taktik ve stratejik planların siyasal alanda da uygulanması gerektiğinin bilincindeydi. 1. Dünya Paylaşım Savaşının yenileni (mağlubu) 4 devletten salt Türkiye, kendine yengin (galip) devletlerin zorla imzalattıkları Sevr Anlaşmasını yırtıp Lozan’ı kabul ettirerek savaştaki zaferinin ardından bir de diplomasi zaferi eklemiştir. 1. Dünya savaşının 4 yenileninden Almanya Versay, Avusturya St. Germain, Macaristan Trianon ve Bulgaristan Neuilly Antlaşmalarının kendilerine uygulanmasını engelleyememişlerdir.

Bize tam bağımsız bir ülkenin çocukları olma hakkını veren başta Mustafa Kemal Paşa ile
silah – dava arkadaşlarını, acılı ve yorgun savaşçılarını, İskilipli Atıf gibi sözde hocaların aldatmasıyla  yurt savunmasından kaçmayan Mehmetçiklerimizi, şehitlerimizi ve merhum gazilerimizi sonsuz bir minnetle-şükranla anıyor, sevgin (aziz) anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ diyoruz Büyük Atatürk gibi..
Savaşı, Ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe cinayet görüyoruz büyük komutan Atatürk gibi.

BÜYÜK TAARRUZ’UN ve 30 Ağustos, 9 Eylül zaferlerinin 95. Yılı Ulusumuza ve dünyaya
KUTLU OLSUN diyoruz bir kez daha.. 15 Mayıs 1919’da başlayan İzmir’in – Ege’nin işgali, ancak 3,5 yıl sonra 9 Eylül 1922’de sonlandırılabildi ve İzmir’in dağlarında çiçekler açtı..

  • Yaşşa Mustafa Kemal Paşa, yaşşa Mustafa Kemal Paşa, yaşşa Mustafa Kemal Paşa!

Mustafa AYDINLI : Teşekkür ederim..
Prof. SALTIK :
Ben de hem size hem Çorlu Devrim Gazetesine teşekkür ederim.
============================
[1]  1071 yılı, Müslüman Türklerin Anadolu’ya ilk gelişlerinin tarihidir. Türkler milattan önce 13 bin yılında Anadolu’ya gelip, Anadolu’nun dip kültürünü oluşturdular. Ön Türkler Anadolu’ya göçebe olarak değil, göçmen olarak geldiler.

ŞEHİR HASTANELERİ : “Torunlarımıza kadar borçlanacağımız bir sistemle karşı karşıyayız”

ŞEHİR HASTANELERİ :
“Torunlarımıza kadar borçlanacağımız
bir sistemle karşı karşıyayız”

Hekim Postasıhttp://www.hekimpostasi.org.tr/2017/04/11/torunlarimiza-kadar-borclanacagimiz-bir-sistemle-karsi-karsiyayiz/, 11 Nisan 2017

bilkent

Yozgat, Mersin ve Isparta Şehir Hastanelerinin açılışıyla birlikte emek-meslek örgütlerinin yıllardan beri dile getirdikleri problemler gün yüzüne çıkmaya başladı. Ankara Bilkent Şehir Hastanesinin açılışına kısa bir süre kala,  şehir hastanelerinin finansman modeli, ulaşım, mimari-kent planlanması ve sağlık hizmeti sunumu yönünden yaratacağı sorunları tartışmak için Ankara Tabip Odası ve Mimarlar Odası “Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri Vesilesiyle” başlıklı bir sempozyum düzenledi. Gündeme geldiği günden bu yana şehir hastaneleri konusu ile yakından ilgilenen TTB Merkez Konsey Eski Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, şehir hastaneleri konusunda akla gelen soruları Hekim Postası için yanıtladı.

Sibel Durak : Yaklaşık 10 yıldır  hekimleri de yakından ilgilendiren bu süreçte TTB ve tabip odaları Şehir Hastaneleri konusunda ne gibi çalışmalar yürütüldü?

B.İLHAN

Dr. B.İ: 10 yıl süresince değişik ölçeklerde çalışmalar yürüttük. Türkiye’nin dört bir yanında sağlık emekçileri ve yurttaşlarla bu konuda toplantılar düzenledik, şehir hastanelerinin yapılış modeli olan kamu özel ortaklığının iç yüzünü anlatmaya çalıştık. Yurtdışı örneklerini inceledik. Bunun yanında hukuki mücadele yürüttük.

TTB’nin şehir hastaneleri ihalelerine karşı açtığı davalar sonucunda Danıştay Ankara Etlik, Bilkent ve Elazığ Şehir Hastaneleri ihaleleri için yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu karara rağmen hastaneler nasıl hayata geçirildi?

Dr. B.İ: Başlangıçta TTB olarak bütün ihalelere dava açtık ve bazılarında olumlu sonuçlar elde ettik. 2012 yılında, Ankara Etlik, Bilkent ve Elazığ  Şehir Hastanelerinin ihalelerine yürütmeyi durdurma kararı verilmesiyle  şehir hastaneleri konusu Türkiye’nin gündemine daha çok gelmişti.

  • Dönemin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı  ‘Bu benim 9 yıllık hayalim. Kuvvetler ayrılığı bana ayak bağı oluyor, yargı kararları nedeniyle hayallerimi gerçekleştiremiyorum.’ demişti. ‘Kuvvetler ayrılığı nedir?’, ‘Neden gereklidir?’ bu meseleden ötürü o günlerde  tartışılmıştı, şimdi yeniden tartışılıyor. O zaman Danıştay’ın kararlarını işlevsiz hale getirmek için 2013’ün Ocak ayında TBMM’de yeniden yasal düzenlemeye gidildi. Süreci yakından takip ettik, rapor ve görüş yazılarımızı TBMM’de grubu olan siyasi partilerin grup başkan vekillerine, plan bütçe komisyonundaki milletvekillerine  ilettik. Yasa görüşülürken sunumlar gerçekleştirdik. Bu hastanelerin yaratacağı finansal sorunlar, kent dokusunda yaratacağı tahribat, sağlık hizmetinde yaşanacak sorunlar ve  sağlık çalışanlarını bekleyen olası sorunları anlatmaya çalıştık. Ne yazık ki iktidar partisinin oylarıyla bu yasa geçti ve  yeni ihalelere çıkıldı.

Hastanelerin yapılış modeli de oldukça tartışmalı…

Dr. B.İ: Kamu özel işbirliği modeli aslında bir çeşit yap-kirala- devret ya da yap-işlet- devret modeli olarak tarif ediliyor. İstanbul’daki üçüncü havaalanı, üçüncü köprü, Avrasya tüneli, Çanakkale’de temeli atılan köprüde olduğu gibi ihaleyi alan şirketlere geçiş garantisi, inecek uçak garantisi türünden bir takım garantiler veriliyor. Bu hastaneler için de yatak doluluk garantisi verildi. Bu hastaneler konusunda kamuoyunun pek çok konudan haberdar edilmediğini görüyoruz.  Şehir hastaneleri ile şehirlere yeni yatak kapasitesi kazandırılmıyor,  bu hastanelere kaç yatak yapılacaksa o kadar yatağın mevcut hastanelerden kapatılacağı  anlatılmayan gerçeklerden ilki.  Ankara’da  yurttaşların yıllardır sağlık hizmeti aldıkları köklü hastaneler kapanacak. Hangileri bunlar? Örneğin Numune Hastanesi, Dışkapı Hastanesi, Onkoloji Hastanesi, Zekai Tahir Burak Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi… Bunların kapanacağını Ankaralılar bilmiyor. Hangi hastanelerin kapanacağını hekimlere, sağlık çalışanlarına bile açıklamıyorlar.  Bunların yerine  iki kampüste toplanan hastanelerde sağlık hizmeti verilecek. Mevcut hastanelerin arazileri de ticari amaçlarla elden çıkarılacak. Yozgat ve Mersin’de  bu konuda yaşanan sıkıntıları görmeye başladık. Yurttaşlar bu hastaneler öncesinde, şehrin merkezinde daha kolay hizmet alabiliyorken şimdi hastaneye erişim sıkıntısı yaşıyorlar.

Bilinmeyen başka bir nokta bu ihaleler kaça mal oldu, şirketlere ne taahhütler verildi, yıllık kiralar ne kadar…  Israrla sorduğumuz bu sorulara ticari sır olduğu gerekçesiyle cevap vermediler. Danıştay’a açtığımız davalar ile bir miktar fikir sahibi olabildik. Anladık ki bu hastane yapım modeli son derece pahalı bir model. Mersin Şehir Hastanesi’nin açılışında Sağlık Bakanı hastanenin 400 milyon euroya mal olduğunu söyledi. 25 yıl boyunca bu hastane için devletin ödeyeceği yıllık kira tutarı ne? Bu soruyu kimse sormadı. Isparta Şehir Hastanesi’nin açılışında Başbakan 600 milyon liraya mal olduğunu söylerken, şirket yetkilisi 1 milyar 150 milyon liraya mal olduğunu söyledi. Gerçekte bu hastane kaça mal oldu bilmiyoruz. Bir de hastane ihalelerinin yapıldığı dönem ile bu dönem arasındaki döviz kurunu düşününce halkın borcu daha hastaneler açılmadan 2 kat artmış oldu. Ödenecek paralar o kadar büyük ki genel bütçe ve hazineye önemli bir yük bineceği ortada. Bunun Varlık Fonu üzerinden karşılanma yoluna gidilmesi halinde Türkiye’nin önemli varlıklarının diğer köprü ve havaalanlarıyla birlikte şehir hastanelerine kurban gitme ihtimali gündeme gelebilir.

Avrupa örnekleri ile kıyaslayınca orada da mı garanti karşılığı bu hizmetler
yerine getiriliyor?

Dr. B.İ: Avrupa’da hiçbir ülkede bu projelere hazine garantisi verilmiyor. Bizim öğrenebildiğimiz kadarıyla Avrupa’da bu projelere hazine garantisi veren tek ülkeyiz. Bu da yetmez gibi Varlık Fonu kurulurken dev projelere kaynak sağlamak gibi bir hedef ortaya koyuldu.  Büyük köprü, havaalanı ihaleleriyle birlikte şehir hastanelerinin  de kamu gelir-gider dengesinde ciddi bir probleme yol açacağının anlaşıldığını görüyoruz. Burada ortaya çıkan kara deliği kapatmak üzere yurttaşlarımızın onlarca yıllık birikimiyle  ortaya  çıkan birikimlerinin Varlık Fonu’na devri ile bu deliğin kapatılmaya çalışılacağını anlıyoruz.  Diğer yandan Varlık Fonu düzenlemesi ile bu projelere aktarılacak kaynaklar Sayıştay denetiminin dışına taşınmış oldu. Devlet hastanesinde deterjandan,  hasta yatağına,  tüm ihale süreçleri  belli bir şeffaflıkta yürütürken bu hastanelerde bütün bu hizmetlerin kamu ihale kanunu dışında tamamen denetimsiz şekilde yürütüleceğini  görüyoruz ki  ciddi şekilde kamu zararı oluşturacak bir süreç  bu…

Şirketler açısından oldukça karlı bir yatırım olsa gerek…

Dr. B.İ: Kapitalizmin mantığına göre, bir şirket özel girişimde bulunuyorsa, bir yatırım yapıyorsa aynı zamanda risk de alıyor demektir. Oysa kamu özel ortaklığı modelinde risk almadıkları gibi kar garantisiyle iş yaptıkları, olası bütün risklerin de devlet  ve halka yıkıldığını görüyoruz. Yüzde 70 doluluk garantisi vererek yurttaşları hasta edeceğinizi,  bu hastanelere yurttaşların başvuracağını  garanti etmiş oluyorsunuz. Doluluk sağlanamazsa devlet, hastane doluymuş gibi yatak, yemek, otelcilik gibi tüm hizmet bedellerini ödeyeceğine garanti veriyor. Bu açıdan bakıldığında kapitalizmin temel mantığını zorlayan, bütün riskleri devlete ve halka yükleyen, torunlarımıza kadar borçlanacağımız bir sistem ile karşı karşıyayız. Uluslararası örnekler gösteriyor ki bu işten karlı çıkanlar yalnız inşaat firmaları ve onlara finansman sağlayan ulusötesi dev finans şirketleri.

Ankara Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri kent dokusuna nasıl etki edecek?

B.İ: Ankara’daki bu hastanelerin her birine günde yaklaşık yüz bin kişinin gideceğini hesaplıyor uzmanlar. Sabah ve akşam yoğun zamanlarda bir saatte yaklaşık 27’şer bin kişinin bu hastanelere giriş ve çıkış yapacağını belirtiyorlar. Bunun 7500’er araca karşılık geleceği söyleniyor. Şehir içi trafiğinde bir şeritten saatte yaklaşık 500 aracın gidebileceği göz önüne alındığında  bu yükü kaldırmak için Etlik ve Bilkent yönlerinde 13’er şeritlik yola ihtiyaç var.  Bilkent Şehir Hastanesinin kısa bir süre sonra açılacağı söyleniyor ama hala Bilkent’e nasıl ulaşılacağına dair ortaya konan sağlıklı bir proje yok. Aynı durum Etlik için de geçerli. Bu hastanelere ulaşımı sağlamak için ODTÜ ve Bilkent Üniversiteleri ile Atatürk Orman Çiftliği arazilerinden geçecek yollar planlanıyor. Tablo gösteriyor ki salt şehir hastanelerine erişim için Ankara’nın bütün ulaşım planlarında değişikliklere gidilmesi, yeni yolların yapılması ve yeni rant alanların ortaya çıkması  söz konusu. Bu hastaneler ile birlikte ciddi biçimde Ankara’nın dokusunun, ulaşım planlarının değişip bozulacağını görüyoruz.

Bu kadar büyük hastaneler, sağlık hizmeti vermek açısından uygun mudur?

Dr. B.İ: Yaklaşık 4000 yataklı dev iki kampüsten söz ediyoruz. Bilimsel araştırmalar bunun sağlık hizmeti vermek açısından verimli, doğru yöntemler olmadığını gösteriyor. 1300 yataklı Mersin Şehir Hastanesi açıldı. Hastane içinde ulaşım golf arabalarıyla sağlanmaya çalışılıyor. Hastanenin bir ucundan öbür ucuna ulaşmak soruna dönmüş durumda. Ankara’da kurulacak hastaneler bunun neredeyse 3 katı büyüklüğünde olacağı için sağlık hizmetine  kolay erişilecek bir proje olmadığı çok açık. Yasal düzenlemeler görüşülürken Meclis’te milletvekillerine “Çocuğunuz ateşlendiğinde onu, böyle bir kampüse götürüp mü sağlık hizmeti almak istersiniz yoksa işlerin daha pratik yürüdüğü 100-150 yataklı bir hastaneye mi gitmek istersiniz?” diye sordum. Sessizlikle geçiştirdiler, şimdi projeler kapımıza dayandı…

Konuya bir de sağlık emekçileri açısından bakarsak, hastanelerin açılmasıyla beraber sağlık çalışanlarını bekleyen olası sorunlar nedir?

Dr. B.İ: Bu hastaneler pahalı bir modelle yapıldığı için bir süre sonra ciddi finansman sorunları ortaya  çıkacak. Yurt dışı örneklerine bakarsak, İngitere’de bu modelle yapılan ve iflas etmiş hastaneler, bu yüzden işsiz kalmış hekim ve sağlık çalışanları var. Bunun ileride ortaya çıkabilecek bir tehlike olduğunu  tekrar belirterek açılmış hastanelerdeki duruma dikkat çekmek isterim. Yozgat Şehir Hastanesinde,  taşeron şirketlerde çalışan sağlık işçilerden yeni kurulan hastaneye götürülmeyen ve işten çıkarılanlar oldu.  Görüntüleme, temizlik, laboratuvar, bilgi işlem gibi pek çok hizmet ihaleyi alan şirketlere devredilmiş durumda ve bu şirketler de farklı alt yüklenicilere bu hizmetleri yaptırıyorlar. Bu hizmetler için kimi zaman yeni, kimi zaman mevcut hastanelerdeki personeli alıyorlar. Mevcut hastanelerin personelinin alınacağına dair bir garanti yok. Bu personelin alınmaması halinde özellikle taşeron çalışan sağlık emekçilerinin işsiz kalma riski ortaya çıkıyor.

Mersin ve Yozgat’ta sağlık çalışanları mutsuzlar. Gelirlerinde önemli düşüşler meydana geldi.  “Bunun altında yatan mesele nedir?”  dendiğinde hastane idarecileri “Henüz yeterince fatura kesemedik, yeterince ödeme alamadık.  Daha sonra bunlar normale dönecek” gibi açıklamalar yapıyorlar ama bütün sağlık çalışanları hem gelirleri hem iş güvenceleri açısından  son derece kaygılılar.  Bu hastanelerin yıllık kira ve hizmet bedellerinin nereden ödeneceği  net değil. Bu ödemelerin bir kısmının döner sermayeden karşılanacak olması durumunda sağlık çalışanlarının gelirlerinde önemli bir düşüş olacağı çok açık. Bu hastaneler pahalı yatırımlar olduğu için sağlık çalışanları üzerinde ciddi bir performans baskısı ortaya çıkacağını ön görmek kehanet sayılmaz.

Peki Türkiye’de hekimler yeni hastaneler yapılmasını istemiyorlar mı?

Bu projeler  gündeme geldiğinde yasal düzenlemelere itiraz ederken Sağlık Bakanlığı ve iktidar partisinin karşı cevapları hep bu noktadaydı.  “Bunlar yeni hastane yapılmasını istemezler” gibi eleştiriler getirdiler.  Kuşkusuz o zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz : “Türkiye’de hekimler tabii ki yeni hastaneler yapılsın, daha modern kurumlarda sağlık hizmeti verilsin,  hastalarına daha  nitelikli sağlık hizmeti  ulaşsın isterler.” Ancak bunun yolu yordamı  bellidir. Bir kere mevcut hastanelerin,  korunması çok önemlidir, bunlar korunurken yeni hastaneler yapılmalıdır.  Bu yapılırsa mevcut hastanelerin yükü azalır, o hastanelerde de daha konforlu hizmet sunulabilir. Bilimsel gerçeklere uygun, kent dokusuna hürmet eden,  erişimi kolay,  finansman modeli olarak da torunlarımıza kadar borçlanmadığımız, doğru finansman modelleriyle  yapılan hastaneleri savunuyoruz. Anadolu’nun pek çok yerinde,  yeni hastaneler yapıldı bunu memnuniyetle karşıladık. Yine böyle yapılmasını istiyoruz, oysa bunun tercih edilmediğini ve pek çok yönüyle sorunlu bir modelle; mevcut hastanelerimiz kapatılarak, Türkiye sağlık hizmeti sunumunun daha da sıkıntılı bir yola sokulduğunu görüyoruz. Aslına bakarsanız yıllar içinde kamu sağlık hizmetlerinin daha da piyasalaşacağı bir sürecin içine girmiş durumdayız.
==================================
Dostlar,

“Şehir hastaneleri” ne yazık ki, AKP eliyle yürütülen büyük yıkımlardan biri..
Halkın alın terini yandaş yerli – yabancı sermayeye peş keş çekmenin, servet aktarmanın çok hince yöntemlerinden biri.. Bir yandan da kısa – orta erimde bu yıkıcı politikayı halkı kandırarak “oy”a dönüştürme.. Gerçekler ortaya çıktığında çoook geç oluyor ve ağır – yıkıcı bedelleri
halk ödemek zorunda kalıyor..

Bu konuda sitemizde epey yazılar yazdık, dosyalar paylaştık :
http://odatv.com/asil-olan-aclik-grevi-yapan-insanlarla-empati-kurmaktir-0907171200.html
Tam metin pdf için tıklayınız : Nurzen_Amuran’dan_ODATV_icin_sorular

"Yaşamda tutunabilmenin anahtarı bilimsel akılcılıktır..."

Şehir Hastanelerinin Yüksek Maliyeti Gizleniyor
ŞEHİR HASTANELERİ BİR SOYGUN – TALANDIR..

Okunmasını, paylaşılmasını dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 10 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com     Mülkiyeliler Birliği Üyesi

27 MAYIS 1960

27 MAYIS 1960

Suay Karaman

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Askeri harekatlar ki buna darbe, ihtilal, devrim de denebilir, topluma olumlu getirileri ya da olumsuz götürüleriyle önem kazanırlar. Devrim ya da darbe oldukları da ancak bu şekilde belirlenir. 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 57. yılını kutladığımız bugünlerde, henüz bunun ayırdına varamayanların, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni anlayamayanların olduğunu görmek, şaşırtıcı gelmemelidir.

Koşullar tamam olduğu zaman ihtilal kaçınılmaz olur. Her ihtilalin, onu yapanlar kadar onun koşullarını hazırlayanların da eseri olduğunu unutanlar, 27 Mayıs konusunda sürekli hataya düşmektedirler.

  • 27 Mayıs 1960, seçimle gelen sivil iktidarın demokrasi dışı tutum ve davranışlarıyla diktatörlüğe giden yönetimine karşı bir tepki sonucu gerçekleştirilmiştir.

    27 Mayıs 1960 için “demokrasiye darbe” diyenler, 27 Mayıs 1960 öncesinde demokrasi olduğunu sanan aymazlardır.

On yıllık Demokrat Parti iktidarında devrim karşıtı hareketler ve olgular yaratılmıştı. Bunun yanında anayasa ve hukuk dışına çıkılarak, ülke büyük karışıklıklara sürüklenmişti. Özellikle Meclis Tahkikat Komisyonu kurularak, diktatörlüğe giden bir yolun başlangıcına gelinmişti.
İşte bu koşullarda Türk Silahlı Kuvvetleri, anayasa ve hukuk dışına çıkmış bir siyasal iktidara karşı direnme hakkını kullanmış ve ülke yönetimine el koymuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin arkasında milletin desteği bulunmaktaydı. Siyasal iktidarın baskısına ve faşist diktatörlüğe gidişe karşı verilen bu mücadelede üniversite, gençlik, aydınlar, basın ve muhalefet partileri de Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikteydi.

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin en büyük eseri 1961 Anayasası’dır. Bu çağdaş anayasa, Cumhuriyet Senatosu, Anayasa Mahkemesi, Devlet Planlama Teşkilatı, Yüksek Öğrenim ve Kredi Yurtlar Kurumu, Devlet Personel Dairesi, Türk Standartları Enstitüsü, Basın İlan Kurumu başta olmak üzere getirdiği kurumlarla demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletinin yolunu açmıştır. 1961 Anayasasıyla bağımsız yargı ve hakim güvencesini sağlayacak kurumlar oluşturulmuş, grev ve toplu sözleşme hakkı kurumlaştırılmış, üniversiteye ve TRT’ye özerklik sağlanmıştır. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasası, Basın-Fikir İşçileri Yasası, İlköğretim ve Eğitim Yasası, Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası, Gelir Vergisi Yasası gibi yeni düzenlemeler yapılmıştır. 1961 Anayasası ile ülkemize sosyal devlet anlayışı yerleştirilmiş, özgür bir ortam yaratılmış, çağdaş bireysel hak ve özgürlüklerin sağlanması başarılmıştır.

Türk halkının insanlık, haysiyet ve haklarını, fikir ve vicdan hürriyetini koruyan, demokratik bir düzen içinde ve ekonomik bir planla kalkınabilmesinin şaşmaz reçetesi olan

  • 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin Anayasası, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlılığın
    bilinci ile hazırlanmıştır.

    Bu çağdaş anayasa ile geçen altmışlı yıllar, Türk toplumun aydınlık ve özgürlük yıllarıdır.

Seçimle iktidara gelen bir partinin kurduğu hükümetin ve onu oluşturan

  • Siyasi iktidarın, her koşulda hukuka, adalete, ahlaka ve
    bütün halkın çıkarına dayanması gereklidir
    .

    Ülkeyi yöneten iktidarların hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak, gerçek demokrasiyi etkin hale getirdikleri zaman, darbe ya da darbe ortamları yaşanmaz. Gerçek demokrasiyi yok eden darbelerin her türlüsüne, her zaman ve her koşulda karşı konulmalıdır. Hukuk devleti ve demokrasiyi ortadan kaldıran askeri darbelerin ve içinde yaşadığımız sivil darbe sürecinin,
    haklı ve meşru gösterilebilecek bir yanı yoktur. Sivil yönetimler demokrasiyi benimsedikleri, hukuk ilkelerine bağlı kaldıkları ve ülkenin çıkarlarını korudukları zaman, darbe ortamlarının yaşanmadığı herkes tarafından görülecektir.

  • 27 Mayıs 1960 Devrimi, ülkemize 1961 Anayasası ile özgürlüğün ve evrensel demokrasinin kapılarını açmıştır.
  • Getirdiği kurumlar ve sonuçlarıyla 27 Mayıs 1960, tartışmasız bir devrimdir..
    (İlk Kurşun Gazetesi, 29 Mayıs 2017)
    ====================================
    Dostlar,

    Değerli dostumuz sevgili Suay Karaman‘ın yukarıda yazdıklarına birebir katılıyoruz..
    Kendisi, 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin MBK (Milli Birlik Komitesi) üyesi merhum
    Suphi Karaman‘ın oğludur ve babasından, O’nun arşivinden bu konuyu en iyi bilenlerdendir.
    Bu kez yazısı 2 gün gecikerek geldi!?.. Merhum MBK üyesi Suphi Karaman; Menderes, Polatkan, Zorlu’nun idam cezasının infazı için MBK’da “hayır” oyu kullanan üyelerdendir…

    Bu şanlı Devrimin ülkemize en görkemli katkılarından biri de
    SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRİMESİ‘dir. Bu amaçla, aynı adı taşıyan
    224 sayılı Yasa, 5 Ocak 1961’de çıkarılmıştır. Sağlık Bakanı olmayıp Müsteşarlığı tercih eden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nusret H. Fişek, halktan yana
    bu sağlık sisteminin ve adı geçen yasanın mimarıdır. 1961-65 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı görevini üstlenmiş ve bu sistemi kurmuştur. 1965 genel seçimlerinde Adalet Partisi seçimi kazanıp Süleyman Demirel 41 yaşında Başbakan yapılınca ilk işlerinden biri
    Nusret Fişek hocamızı görevden almak olmuştu! Fişek hoca Danıştay’a başvurmuş, daha sonra, Hacettepe Tıp Fakültesini kuran sınıf arkadaşı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın çağrısıyla bu Fakülteye Prof. olarak atanmış ve Toplum Hekimliği Bölümü‘nü kurmuştu. Bu Üniversitede halen yaşayan Nüfus Etüdleri Enstitüsü‘nü de Fişek hoca kurdu. Müsteşarlığı döneminde
    27 Mayıs 1960 Devrimi’nin felsefesi ile uyumlu olarak 224, 555 ve 557 sayılı çok önemli 3 yasanın mimarlığını üstlenmişti. 557 sayılı yasayı 1983’te 2827 sayılı yasa ile güncelledi.

    Biz de bu kalpaksız kuvayı milliyeci 27 Mayıs Devrimcisi Prof. Nusret Fişek‘in Hacettepe
    Tıp Fakültesinde öğrencisi ve asistanı olmanın onurunu yaşıyoruz; vasiyetine uygun olarak TÜRKİYE’de  SOSYAL TIBBI KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ.. 27 Mayıs Devrimcilerinin ve O’nun ülkemize – halkımıza armağanı idi.. Dinci – sağcı – sermayeci – işbirlikçi – dış güdümlü siyasal iktidarlar ise bu halktan yana harika sağlık sistemini yok ettiler.. Onlar, işte bu nedenlerle 27 Mayıs Devriminin ve Devrimcilerinin iflah olmaz düşmanı, kinci intikamcısıdırlar..

    27 Mayıs 2017 günü web sitemizde yayımladığımız öbür dosyaların da okunmasını dileriz.

    Sevgi ve saygı ile. 29 Mayıs 2017, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
    AÜTF Halk Sağlığı AbD   Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Devletin medikal alımları alarm veriyor

Devletin medikal alımları alarm veriyor

Çiğdem Toker
Cumhuriyet
, 29.05.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Geçen hafta tıp ve eğitim camiasını sarsan trajik bir olay yaşandı.
Elazığ Fırat Üniversitesi Başhekimi Prof. Dr. Muhammed Said Berilgen, odasında uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
Sevilen bir hekim, eğitimci ve yönetici olan Berilgen’in ölümü “sağlık şiddeti” olarak açıklandı.
Gelin görün ki, gerçeğin boyutları biraz daha ayrıntılı bakmayı hak ediyor.
DHA’nın olayla ilgili haberinden:
DHA’nın olayla ilgili haberinden: “Öte yandan, hastane yetkilileri, medikal malzeme alımlarında başhekimin talimatı ile ödemelerin sıraya göre yapıldığı, ancak Sercan Gök’e yapılacak ödeme ile ilgili henüz sıranın gelmediği belirtildi. Medikalci arkadaşları da, Sercan Gök’ün maddi anlamda sıkıntı yaşadığı, bu yüzden de icralık olduğu için Başhekim Prof. Dr. Berilgen ile görüşmeye geldiğini ve tartışma sonucu olayın olduğunu iddia ettiler.”
Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçileri Derneği MASSİAD’ın açıklaması da bu vahameti teyit eden unsurlar taşıyor. Olayı şiddetle kınayan, MASSİAD “Sektörün çözülemeyen ve gittikçe ağırlaşmaya devam eden sorunları nedeniyle benimsemediğimiz, hiçbir şekilde onaylamadığımız ve tasvip etmeyeceğimiz benzer trajedilerin oluşmasından endişe ediyoruz.” diyor.

Bu korkutucu uyarının gerekçelerine bakalım:

* Kamu ve üniversite hastanelerinin 250 günden başlayıp 3-4 yılı bulan uzun ödeme süreleri,
* Döviz kurlarındaki hızlı artış ile ihalelerde TL sabit fiyat verilmesi nedeniyle yaşanan zararlar
* SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) fiyatlarının döviz ve enflasyona göre güncellenmemesi. Pek çok ürünün geçiş dönemi verilmeden listeden çıkarılması.

Borç batağı

“Meslektaşlarımız günü kurtarmaya çalışırken bankalara muhtaç duruma gelmiş, borç batağına sürüklenmiştir” diyen dernek, çözüm için, hükümetin kendilerini de çağırarak çalışma başlatmasını talep ediyor.

Kamu hastaneleri açıklasın

Piyasadan bir isimle de görüştüm. Son beş yıldır, özellikle üniversite hastanelerinde alım yapılan tıbbi cihaz/malzeme ödemeleri için “çok uzun süreli vade yapıldığının” altını çizdi.
Teslimattan 360, 550 gün sonra gibi vadeler. Dahası vade geldiğinde dahi ödeme yapılmadığını belirten yetkili, çarpıcı bir şey daha söyledi:
“Özel sektörün dış borcu arttı deniyor. Ama özel sektörün devletten alacağı rakamı
hiç kimse takip etmiyor.. Çünkü bu karambol durum devletin işine geliyor.”

MASSİAD açıklaması ve yaptığım görüşmeden sonra, Başhekim Prof. Dr. Berilgen’in ölümünün “sıradan bir sağlık şiddeti olayı” olmadığı, sorunun çok daha yapısal ve kurumsal olduğu izlenimini edindim.

Sonuç: Tıbbi cihaz ve malzeme alım ödemeleri, alarm veriyor.
Maliye ve Sağlık bakanlıklarının dikkatine.
=============================================
Dostlar,

“Sağlıkta Dönüşüm” masalının duvara dayandığının bir başka göstergesidir yaşanan dram.
Kamu hastaneleri, özellikle kamu üniversite hastaneleri bilerek ve isteyerek bir mali bunalım girdabına sokulmuşlardır. Sonuç kurguludur ve Başbakan iken R.T. Erdoğan’ın ağzından açıklanmıştır :.. Sağlık hizmeti ve hastane işletmeciliği faklı şeylerdir. Sen ilkini yap, ikinciyi bize bırak… Mali dengeni sağlayamıyorsa hastane yönetimi bize devret… 
İlk kurban Marmara Üniversitesi Top Fakültesidir. Böyle bir hastane artık yoktur ve bu Fakülte, Sağlık Bakanlığına ait Pendik Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde hizmet vermekte, tıp öğrencilerini ve asistanlarının uzmanlık eğitimini bu hastanede vermektedir. Hastalar – başvuranlar üzerinde yürütülen klinik tıp araştırmaları da bu hastanede yapılmaktadır.

Personel yönetimi ve mali bakımdan tam bir karmaşa yaratan modelde Üniversite’nin Anayasa gereği tanınan (md. 130/1) özerkliği de dolaylı olarak ortadan kaldırılmaktadır. İznini Tıp Fakültesi Dekanından alması gereken akademik çalışanlar, gerçekte Sağlık Bakanlığı’nın personeli olan Başhekimden izin almak durumundadır. Hastanenin yönetiminde Akdemik personelin bir söz hakkı yoktur.. Alınacak araç – gereç vb. alanlarda da..
Böylelikle kamu üniversite hastanelerine de AKP el koymak istemektedir. SGK’nın sağlık mal ve hizmetlerinin bedelleri olarak belirlediği SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) fiyatları güncel değildir ve geriödemeler gecikmektedir. Özel hastaneler SUT bedellerine ek %200’e dek farkı hastalardan alabilmektedir. Üniversite hastaneleri döner sermayeden ödenecek ücretlerle personel çalıştırmak, bina ve tıbbi araç – gereçlerin bakım – onarımını yaptırmak ve tüm üniversitenin Bilimsel Araştırma projelerini finansmanını sağlamak zorundadır. Dolayısyla mali bunalım içindedirler, ciddi düzeyde borçludurlar. Yatan hastaların ilaçları da dahil, SGK paket anlaşmalarına dahildir ve satınalmalarının bedellerini uzun vadeye yayarak ayakta kalmaya çabalamaktadırlar.. Firmalar ihaleye girmek istememekte, geriödeme süresi ve güçlüklerini dikkate alarak yüksek fiyatlar vermektedir.

Bu hastanelerin mali iflaslarını isteyerek Sağlık Bakanlığına teslim olmaları beklenmektedir.
Dev üniversite hastaneleri bile “borcu hızlı artırmamakla” (!?) yetinmektedir.
Bunun adı KÖTÜ YÖNETİM değildir de nedir?? Beklenen, tıp fakültesi hastanelerinin yönetimine süreç içinde el koymak ve böylelikle sanki Anayasa’nın 130/1 maddesini çiğnememiş olmaktır..
Öte yandan SGK gelirleri sağlık giderlerini karşılayamamaktadır. Merkezi Yönetim Bütçesinden aktarım da haliyle yetersiz kalmaktadır. Ortanca yaşı 31 olan, 18 yaş altında 24 milyon, üniversitede 6+ milyon öğrencisi ile toplam 30 milyon 25 yaş altındaki insanda SGK için prim = ek vergi alamayan, 65+ yaşta %8,2 oran ile 6,5 milyon insanı olan, resmen 4 milyon işsizi, çalışanların 1/3’ünün kayıtdışı olup SGK primi ödemediği, kişi başına gelirin aylık ortalama 1000 doları bulmadığı, TÜİK verileriyle nüfusunun iyimser %21’i yoksul olan bir yapı…
Siz bu hastalıklı yapıda pek çok ilacı ve tıbbi gereci ithal ediyorsunuz, ayrıca KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ ÖNCELEYEN değil hastalanınca sağaltımı (tedaviyi) kutsuyorsunuz! Su, gıda hijyeni çok yetersiz, havası kirli, halkın sağlık eğitimi keza yetersiz,
iş sağlığı güvenliği olabildiğine berbat, nüfus artış hızının kışkırtıldığı, terör, trafik kazaları vb. yaralanmaların önemli boyutta olduğu, ciddi sayıda asker + polis + güvenlik korucuları istihdam edilen (1 milyona yakın!) bir doku… Bir yandan da 5 yıldızlı lüks otel koşullarında binalarda (şehir hastanelerinde!) lüks hastanecilik hizmeti hovardalığı. Dışarıda iflas etmiş ama Türkiye’nin kobay olarak kullanıldığı bir model!

Bu gemi yürümez efendiler.. Bu model Dünya Bankası’nın iflas etmiş dayatmasıdır.
Aklımızı başımıza toplamamız ve kamu öncülüğünde, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE mutlak bir öncelik ve ağırlık veren, yerli üretim – teknolojiye dayanan bir sağlık sistemine dönmek zorundayız.. Aşı üretmek ve 0-6 yaşta öncelikle olmak üzere tüm duyarlı nüfus kesimlerine uygulamak zorundayız. Vergi karşılığı sağlık hizmeti anayasal hak iken vergi unutturuldu ve utanmaz bir pişkinlikle prim = ek vergi zorunlu kılındı.. Bu da yetmedi SGK  pek çok sağlık hizmetini, mallarını, ilacı prim kapsamı dışına aktardı.. Bu da yetmedi, 12 kalemde cepten harcama yaptırılıyor.. Bu da yetmedi, SGK utanıp sıkılmadan yurttaşı TAMAMLAYICI SİGORTA yaptırmaya çağırdı..
Katmerli soygun, Deli Dumrul haltetmiş!

Sağlık giderleri onlarca milyar doları aştı, kişi başına 900 dolarlara erişti, ama SGK ayda 53 TL’ye sağlık sigortası bezirganlığına girişti posterlerle (16 Nisan halkoylması öncesi halka ahlaksız teklif!) .. Ülkenin sağlık düzeyi göstergeleri dünyada 80-113. sıralarda.. OECD içinde sonuncu..

  • Ülkenin her yıl onlarca milyar doları kimlerin kasasına aktarılıyor??
  • Devlet, sağlık sektöründe zorunlu GSS (genel sağlık sigortası) üzerinden yerli – yabancı sermaye adına halkının sırtında SOPALI TAHSİLDARA (Osmanlı’nın mültezimlerine!) nasıl indirgendi?
  • GSS gerçekten halkın sağlığının sigortası mı, yerli – yabancı sermayenin kârının sigortası mı?

Sağlık sektöründe, AKP’nin 14 yıllık SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM KEPAZELİĞİNDE olup biteni gerçekten anlayamıyorsanız bir hekime başvurarak zekanızı ölçtürmelisiniz.. Yok eğer zeka fukarası değilseniz en temel erdemlerin – değerlerin yoksulu – yoksunusunuz demektir ki yazarsak ne yazık ki hakaret vb. suç oluşturabilir. Bu halka karşı, açıkça adını yazamadığımız yapılanlar suç olmuyor ama çıplak adını koymak suç oluşturuyor! Hukuk da egemen düzenin yaptırım aracı kırbacı!

  • Sevsinler küresel sermayenin ve yerli uzantılarının aklını (!), düzenini (!) ve de sefilliğini..

Sevgi ve saygı ile. 29 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

2016 Yılı Aydınlanma Makalelerimiz ve Konferanslarımız..

2016 Yılı Aydınlanma Makalelerimiz
ve Konferanslarımız
(63 ve 11 adet)


Dostlar,

2016 yılı boyunca 63 aydınlanma makalesi yazdık..
Bunların listesi aşağıda. Erişkeye (linke) tıklayarak bu makaleleri çağırıp okumak olanaklı.
Ülkemize, insanımıza ve sorunlarımızın çözümüne katkısı olursa bu yazılar amacına erişmiş olacaktır. 1 Ağustos 2016’dan başlayarak Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden – Mülkiye’den mezun olduğumuz için (Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü) Aydın sorumluluğumuz daha da ağırlaştı.. Tıbbiye + Mülkiye mezunu olmak büyük bir keyif ve
ağır bir yükümlülük halkımıza ve çağımıza karşı..

02 Ocak 2016 sabahı “DTK’nin (Demokratik Toplum Kongresi) 14 Maddelik Açıklaması ve İstanbul Barosu’nun 14 Maddelik Yanıtı Üzerine..” başlıklı makale ile başlamıştık..

Ne yazık ki yıl boyunca, AKP – RTE‘nin izlediği yanlış ve ülkemizin – çağımızın gerekleri – gerçekleri – gereksinimleri ile örtüşmeyen hatta açıktan çatışan politika dayatmaları karşısında savunmada kalan yazılar oldu çoğu makalemiz.. Biz, ulusumuz, aydın kamuouyu yoruldu ancak RTE ve AKP’si inat ve hırsla açık – örtük gündemlerini Türkiye’ye ölçüsüz bir hırsla dayattılar.

15 Temmuz 2016 darbe girişimini – kurgusunu da yazdık birkaç makalede..

2016’nın son ve 63. makalesi şöyle idi :

  • Yurttaşlık Yetkisi, Sorumluluğu ve Hukuku ile AKP ve Erdoğan’a Sesleniyor,
    Soruyor ve
    ACİL Çağrı Yapıyoruz..

Sitemiz epey okunuyor, izleniyor.. Bize zaman ayıran ve değer veren okurlarımıza ve paylaşımcılara, yorumculara… teşekkür ederiz.
Sitemiz, 7 bine yaklaşan dosya sayısı ile kapsamlı bir başvuru kütüphanesi durumuna bile geldi.. 1 Mayıs 2012’de başlamıştık bu son sitemize.
Önceki yıllarda başlıca, www.ahmetsaltik.com adresli siteyi kullanıyorduk.
Ayrıca Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndaki öğretim üyeliği görevimiz nedeniyle verdiğimiz derslerin power point yansılarını da pdf olarak sürekli güncelledik.
Başka tıp fakültesi öğrencilerinin, asistanlarının da… bu derslerimizi izlediğini biliyoruz.

Yıl içinde 11 –görsel– konferans verdik. Bu sunumların power point yansılarını da paylaştık.

  1. Hızlı ve Gereksiz Nüfus Artışı : Türkiye’nin ve Dünyanın Karabasanı (Kâbusu).
    Ulusal Kanal EKOPOLİTİK Programı, Çetin Ünsalan ile, Ankara, 04.04.2016 https://youtu.be/cGgI61YXW9E
  2. Halk Sağlığı Açısından Çocukların Cinsel İstismarı. Yüksek Ticaretliler ve Cumhuriyet Kadınları Derneği, açıkoturum, 20.04.2016, (Sununun power point yansıları erişimi : Cocuklarin_Istismari_ve_Halk _Sagligi_panel_20.4.16_AHMET_SALTIK)
  3. Sağlıkta Sönüşüm 13 üncü Yılı : Yüzlerce Milyar TL Nereye Gitti?
    İzmir Aile Hekimleri Derneği Ulusal Aile Hekimliği Kongresi. Konferans sunumu, 23.04.2016, Çeşme – İzmir
    SAGLIKTA_DONUSUM_IZMIR_AILE_HEKIMLIGI_KONGRESI_23Nisan2016
    (yansıların erişimi)
  4. Atatürk ve Çağdaş İnanç Dünyası, Cem TV, İstanbul, Ali Kaya ile, 01.05.2016 https://youtu.be/lgvCITurVLI (56:25 dakika)
  5. 1 Mayıs 2016 Emekçi Bayramı : Türkiye’nin İş Cinayetlerti Karabasanı (Kâbusu).
    Ulusal Kanal EKOPOLİTİK Programı, Çetin Ünsalan ile, Ankara, 02.05.2016 (https://youtu.be/CQaoA228SS0)
  6. Yüzyılda ATATÜRK’ü Anlamak. Candostlar Cemevi, 09.11.2016
  7. Halkçı Cumhuriyetin Sağlık Politikalarından Günümüze Sağlık Politikalarındaki DeğişimVatan Partisi Ankara – Çankaya İlçe Başkanığı, 12.11.2016
  8. Ortadoğu Cehennemi ve Türkiye’nin Dış Politikası. Candostlar Cemevi, 16.11.2016
  9. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 68. Yılında En Temel İnsan Hakkı :
    SAĞLIKLI- ONURLU YAŞAM!
    Ulusal Eğitim Derneği Genel Merkezi, 10 Aralık 2016, Ankara
  10. Savunmacı Tıp Uygulamalarının Halk Sağlığına Etkileri.
    8. Tıpta Uygulama Hataları Simpozyumu, 08.12.2016, Ankara. (Sözlü bildiri)
  11. Çocuk Hakları. Ankara Batıkent Ahmet Hamdi Tanpınar Ortaokulu. 16.12.2016

“Sağlıkta Dönüşüm Süreci 13. Yılında : Neredeyiz?” başlıklı, Denizli Tabip Odası
14 Mart 2016 bilimsel programı, çağrılı konferansımız Pamukkale Üniv. Tıp Fakültesi Yönetimi izin vermediğinden yapılamadı!?..

1996 başında ADD Edirne Şubesi Başkanı olarak seçilmemizden bu yana, deyim yerinde ise 21 yıldır “koşuyoruz…”! Arşivleyebildiğimiz AYDINLANMA MAKALESİ sayısı 576‘ya ulaştı. Dileriz bu yüzlerce makalemizi kitaplaştırarak ülkemizin son çeyrek yüzyılına kanıtlar ve kalıcı katkılar sunabiliriz.

Görsel konferanslarımız ise, son 20 yılda yurt içi ve dışı toplam 1495‘i buldu.
Bu 1495 rakamı çok ciddi bir sayı hatta rekor..
Uzmanlık alanımızda 300’ü geçen bilimsel ürünümüz bunların dışında..

Dileriz siyasal iktidar kesimleri, danışmanları da kulak kabartır ve yazdıklarımızdan yararlanırlar. Türkiye’nin son 45 yılına, Hacettepe‘de tıp eğitimine başladığımız 1971’den beri yakından, bilinçle tanığız. Yerli – yabancı yazını (literatürü) izliyor ve
Tıbbiyeli + Mülkiyeli birikimimizin yetki ve ağır sorumluluğu ile yazıyoruz.
Yapıcı olmaya çabalıyoruz elden geldiğince, öneriler sunuyoruz..

  • Ancak ülkemiz son derece kritik koşullara sürüklenmiştir.
  • Bu çok üzüntü verici kritik tablodan doğrudan Erdoğan ve peşinden sürüklediği AKP’si sorumludurÇıkış için büyük özen ve çaba, bilimsel akılcılık ve tutarlı ulusal politikalar gerekmekte. Bölgesel işbirliğine ve uluslararası dengelere çok önem veren bir diplomasi ustalığı kaçınılmaz.
  • 2017’de artık hiç hata yapmama zamanıdır. 
  • İlk iş, TBMM’deki Cumhuriyeti yıkan Anayasa değişikliği = rejimi sultanlığa dönüştürme dayatmasına son vermektir!

Erdoğan’ın -dışarıdan da yönlendirilen- bu ölçüsüz ve irrasyonel ihtirası hüsranla sonuçlanmadan, vahim totaliter – otoriter – despotik dayatmanın geri çekilmesi
her bakımdan çok yerinde ve yararlı olacaktır hatta kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Sevgi ve saygı ile.
05 Ocak 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

No Makalenin konusu Yayımlandığı yer(ler) Tarihi
1 DTK’nin (Demokratik Toplum Kongresi) 14 Maddelik Açıklaması ve İstanbul Barosu’nun 14 Maddelik Yanıtı Üzerine… 14_Maddelik_DTK’nin_Demokratik_Toplum_Kongresi_Aciklamasi_ve_Dusundurduklari

 

02.01.2016
2 Yeni Anayasa’da Türk Kimliği Olmayacaksa

Bu Anayasa Kimin Anayasası Olacak??

http://ahmetsaltik.net/2016/01/06/anayasada-etnik-kimlik-olmayacakmis/ 06.01.2016
3 AKP’nin Din Devleti Dayatmaları http://ahmetsaltik.net/2016/01/10/diyanet-isleri-baskanligi-kurtaj-fetvasi-yayinladi/ 11.01.2016
4 Anayasa Mahkemesi’nden Sokağa Çıkma Yasağına Tedbir İstemine Red ve Ötesi.. http://ahmetsaltik.net/2016/01/13/anayasa-mahkemesinden-sokaga-cikma-yasagina-tedbir-istemine-red/ 13.01.2016
5 ABD 2. Başkanı J. Biden’in Milletvekilleriyle Toplantısını Şiddetle Kınıyoruz.. Günün yazısı.. 22.01.2016
6 24 Ocak…  Çoook Olumsuz Bir Gün… http://ahmetsaltik.net/2016/01/24/24-ocak-coook-olumsuz-bir-gun/ 24.01.2016
7 2015 Davos Forumunun Ardından.. http://ahmetsaltik.net/2016/01/24/osman-ulagay-nereye-gidiyoruz/ 26.01.2016
8 Erdoğan Apaçık Hukuksuzluk Çağrısı Yaparak
Suç İşliyor.. Mutlaka Durdurulması Gerek..
http://ahmetsaltik.net/2016/01/27/siyaset-silaha-esir-olmamali/ 27.01.2016
(Günün yazısı 28.01. 2016)
9 ABD – AB – İsrail Emperyalizmi PKK Üzerinden Vekaleten Savaşı Tırmandırıyor :
BOP İçin Acele ve Orta Yoğunlukta Çatışma
http://ahmetsaltik.net/2016/02/04/pkknin-elindeki-en-tehlikeli-silah-abdden-hediye/
ile yayımlandı
04.02.2016
10 Ekonomide Olağanüstü’nün Ötesi!? http://ahmetsaltik.net/2016/02/05/bu-israfa-10-enflasyon-az-bile/ (ile yayımlandı) 05.02.16
11 Anayasa Uzlaşma Komisyonunun Dağılması…
(“Anayasa Masasında Ne Oldu?” ekinde)
http://ahmetsaltik.net/2016/02/17/anayasa-masasinda-ne-oldu/ 17.02.2016
12 Kıbrıs’ta Son Tangoya Doğru… http://ahmetsaltik.net/2016/02/15/tbb-paneli-kibrista-son-soz-soylenmedi-ve-cagrisimlarimiz/ 18.02.2016
13 Artvin Cerattepe Direnişinin Düşündürdükleri.. http://ahmetsaltik.net/2016/02/21/artvin-cerattepe-direnisinin-dusundurdukleri/ 21.02.2016
14 Türkiye’nin Balkanlaştırılması http://ahmetsaltik.net/2016/02/28/chpnin-yerine-taklidi-mi-kondu/ (erişkesi kondu, günün yazısı olarak manşete kondu) 27.02.2016
16 Türkiye’nin Balkanlaştırılması http://ahmetsaltik.net/2016/03/03/bayrak/ (bu yazı sonunda erişkesi var) 27.02.2016
15 Anayasa Mahkemesi Kararları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da Bağlar! http://ahmetsaltik.net/2016/02/29/anayasa-mahkemesi-kararlari-cumhurbaskani-erdogani-da-baglar/

 

29.02.2016
17 Erdoğan Nereye Koşuyor? Quo Vadis Mr. Erdogan? http://ahmetsaltik.net/2016/03/01/bekir-coskun-bu-savaslar-seni-almadan-gitmez/
(yazısı ekinde)
01.02.2016
18 R.T. Eerdoğan’ın Bilim Dışı Nüfus Artışı Takıntısı http://ahmetsaltik.net/2016/03/08/8-mart-dunya-kadinlar-gunu-2016-ve-dusundurdukleri/ 08.03.2016
19 Emine Erdoğan : “HAREM Bir okuldur..” buyurdular http://ahmetsaltik.net/2016/03/10/muazzez-ilmiye-cigdan-emine-erdogana-tarih-dersi-ve-katkilarimiz/  (yazısı ekinde) 10.03.2016
20 R.T. Erdoğan : “Siz sadece doğurun, yeter!” http://ahmetsaltik.net/2016/03/11/rt-erdogan-siz-sadece-dogurun-yeter/ 11.03.2016
21 Ankara Barosu’ndan Erdoğan’a ‘AYM’ tepkisi:
“Hiç şaşırmadık” Ve Derinlerde Ne Var???
http://ahmetsaltik.net/2016/03/13/ankara-barosunun-erdogana-tepkisi-hic-sasirmadik-ve-derinlerde-ne-var/ 13.03.2016
22 AKP -RTE İçin Denız Bitti : Yol Ayrımına Gelindi Manşette verildi, arşivlendi 14.03.2016
23 Acil Ulusal Koalisyon Gereksinimi http://ahmetsaltik.net/2016/03/21/acil-ulusal-koalisyon-gereksinimi/ 21.03.201
24 Ülke – Vatan – Ulusun Hukukunu Pervasızca Çiğneyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Hukuk Hala Koruyabilir mi? http://ahmetsaltik.net/2016/03/22/erdigandan-itiraflar-valilere-uzerlerine-gitmeyin-talimati-verdik-silahlar-o-zaman-geldi/ 22.03.2016
25 Karaman’da Irzına Geçilen Çocuklarımız,
AKP’nin Ülkeyi İçine Sürükelediği Derin Utançve AKP’ye Oy Veren Yurttaşların Suç Ortaklığı
http://ahmetsaltik.net/2016/03/31/yilmaz-ozdil-cocuk/ 31.03.2016
26 Karaman Faciası Üzerinde Bir Hekim Olarak Önemli Ekleyeceklerimiz Var : http://ahmetsaltik.net/2016/04/02/kimi-dinci-memleketin-kimi-dinci-cocuklarin-irzina-geciyor/  02.04.2016
27 Erdoğan’ın Uluslararası Hukuk Suçları ve
Obama mı – Erdoğan mı Yalan Söylüyor??
http://ahmetsaltik.net/2016/04/03/rusya-turkiye-isid-iliskileri-raporunu-bmye-sundu-ve-cagrisimlarimiz/ 03.04.2016
28 Türkiye Ekonomisi Büyüdü Ama Kişi Başına Gelirimiz Azaldı!? http://ahmetsaltik.net/2016/04/03/artik-19uncu-buyuk-ekonomiyiz/ 03.04.2016
29 Türkiye, Dönüşü Olmayan Yolda;
Devlet Aklı ve Beka Refleksi Sürükleyici Artık..
http://ahmetsaltik.net/2016/04/07/biz-bosuna-mi-vurusuyoruz/

 

07.04.2016
30 Karaman’da Yargılanan Salt Din Öğretmeni Muharrem B. mi; AKP’nin Sefil Din – Dünya Anlayışı
ve Dayatması mı??
http://ahmetsaltik.net/2016/04/19/37469/  

 

19.04.2016
31 Diyanet Kaldırılmalıdır http://ahmetsaltik.net/2016/04/21/son-10-yilda-diyanetten-5-bin-kisi-yan-gecisle-baska-kurumlara-kaydirildi/ 22.04.2016
32 Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü 28 Nisan 2016 Teması : “İŞYERİNDE STRES.. Ortak bir zorluk..” http://ahmetsaltik.net/2016/05/05/dunya-is-sagligi-ve-guvenligi-gunu-28-nisan-2016-temasi-isyerinde-stres-ve-cagrisimlarimiz/ 05.05.2016
33 Perinçek’in “Bölücü Teröre Karşı 14 Maddelik Çözüm” Önerisi ve Düşündürdükleri http://ahmetsaltik.net/2016/05/06/perincekten-bolucu-terore-karsi-14-maddelik-cozum/ 06.05.2016
34 24 Vatan Evladının Öldüğü Gün

RTE’nin Kızı Sümeyye’nin Kutlu (!) Nikahı

Manşette yer aldı.. 16.05.2016
Ekleme; 18.5.16
35 Emeğin Hukuku Kurultayı ve Düşündürdükleri.. http://ahmetsaltik.net/2016/05/23/emegin-hukuku-kurutayi/ 23.05.2016
36 Atatürk Cumhuriyeti’nin Sonu Gelmez Elbette! http://ahmetsaltik.net/2016/05/26/prof-ilber-ortayli-ataturk-cumhuriyetinin-sonu-gelmez/ 26.05.2016
37 Van’da 6 Şehit ve Çağrışımları… http://ahmetsaltik.net/2016/05/26/diyarbakirda-gorevli-hemsire-askere-polise-mudahale-edilmedi-olduler/ 26.05.2016
38 27 Mayıs Devrimi’nin 56. Yıldönümü..
Hürriyet ve Anayasa Bayramı’na Özlem..
http://ahmetsaltik.net/2016/05/28/27-mayis-1960in-56-yildonumu/ 29.05.2016
39 Üreyelim Arkadaşlar … http://ahmetsaltik.net/2016/06/01/ozgur-mumcu-ureyelim-arkadaslar/ 03.06.2016
40 Almanya’nın Sözde Soykırım Kararı Hakkında T.C. Hükümetine İvedi Çağrı www.ahmetsaltik.net
manşetinde 3 hafta tutuldu
05 – 28 Haziran 2016
41 CHP Adına Deniz Baykal’ın TBMM’de Yaptığı Kritik Konuşma www.ahmetsaltik.net manşetinde yayımlandı 28.06.2016
42 Bir Narsisistin Tükürdüğünü Yalamak
Zorunda Kalması Ne Demektir?
http://ahmetsaltik.net/2016/06/28/turker-erturk-kim-kimden-ozur-diledi/

 

28.06.2016
43 AKP – RTE, OHAL, 15 Temmuz Darbe Girişimi ve 2023 Hedefleri www.ahmetsaltik.net manşetinde yayımlandı 21.07.2016
44 Anlı Şanlı 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi http://ahmetsaltik.net/2016/07/23/anli-sanli-15-temmuz-2016-darbe-girisimi/ 23.07.2016
45 3 OHAL Kararnamesi ile Hukuk Devletinin Kalıntıları da Süpürüldü .. Ya Bundan Sonra ?? http://ahmetsaltik.net/2016/07/31/4-ohal-kararnamesi-ile-hukuk-devletinin-kalintilari-da-supuruldu-ya-bundan-sonra/ 31.07.2016
46 OHALKararnamelerinin Anayasa Yargısına Taşınması www.ahmetsaltik.net manşetinde yayımlandı 03.08.2016
47 OHAL Kararnameleri ile Fiili Sivil Darbe http://ahmetsaltik.net/2016/09/04/672-673-ve-674-sayili-yeni-khkler-ne-getiriyor/ 04.09.2016
48 Tarık Akan’ın Ardından.. www.ahmetsaltik.net manşetinde yayımlandı 16-22 Eylül 2016
49 Erdoğan Lozan Andlaşmasına Neden Saldırıyor!? http://ahmetsaltik.net/2016/10/01/erdogan-lozan-andlasmasina-neden-saldiriyor/ 01.10.2016
50 Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Bil(E)medikleri http://ahmetsaltik.net/2016/10/02/adalet-bakani-bekir-bozdagin-bilmedikleri/ 02.10.2016
51 Milli Eğitim Nereye Sürükleniyor??

 

http://ahmetsaltik.net/2016/10/08/milli-egitim-icin-mucadele/ 08.10.2016
52 Yaşasın; Türkiye Cumhuriyeti 93 Yaşında! yaşasın; türkiye cumhuriyeti 93 yaşında! 28.10.2016
53 Ortadoğu Cehennemi http://ahmetsaltik.net/2016/11/27/40420/ 28.11.2016
54 Aladağ Yangını ve Erdoğan’ın Gönlündeki
Sultanlık Yangını
http://ahmetsaltik.net/2016/12/04/iste-aladag-gercegi/ 04.12.2016
55 CHP’nin Adana Mitinginde Yapılan Büyük Gaf Onarılmalı.. http://ahmetsaltik.net/2016/12/03/chp-turkiyeyi-boldurtmeyecegiz-cumhuriyeti-koruyacagiz/ 07.12.2016
56 İnsan Hakları Gününde İstanbul’da Katliam : 38 Ölüm, 150’yi Aşkın Yaralı http://ahmetsaltik.net/2016/12/11/insan-haklari-evrensel-bildirgesinin-68-yilinda-en-temel-insan-hakki-saglikli-onurlu-yasam/ 11.12.2016
57 Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor.. http://ahmetsaltik.net/2016/12/12/anayasa-hukukcularindan-kuvvetler-birligi-uyarisi-kurgu-erdogana-gore/ 12.12.2016
58 PISA Yarışmaları Utancı ve AKP’nin Dinci – Kinci – İlkel.. Eğitim Dayatması PISA neyi ölçüyor?

 

13.12.2016
59 AKP’nin Anayasa Değişikliği Önerisi Hukuk Dışıdır ve Meşru Değildir! http://ahmetsaltik.net/2016/12/15/yeni-anayasa-nasil-yapilir/ 15.12.2016
60 Başkanlık Hedefli Anayasa Değişikliği Önerisi
Neden Çağdışı ve Anayasaya Aykırı??
http://ahmetsaltik.net/2016/12/18/uyanin-200-yil-geriye-gidiyoruz/ 18.12.2016
61 AKP’li Cemil Çiçek’ten Tarihsel Saptama ve Çağrı http://ahmetsaltik.net/2016/12/20/cemil-cicek-bu-ulke-siyaseten-ve-dinen-kandirilmislar-ulkesi/ 20.12.2016
62 Türkiye’deki Suriyeli – Iraklı Sığınmacı Erkekler Eğitilip Ülkelerini Savunmaya Gönderilsin.. http://ahmetsaltik.net/2016/12/23/turkiyedeki-suriyeli-irakli-siginmaci-erkekler-egitilip-ulkelerini-savunmaya-gonderilsin/ 23.12.2016
63 Yurttaşlık Yetkisi, Sorumluluğu ve Hukuku ile AKP ve Erdoğan’a Sesleniyor, Soruyor ve
ACİL Çağrı Yapıyoruz..
http://ahmetsaltik.net/2016/12/23/turkiyedeki-suriyeli-irakli-siginmaci-erkekler-egitilip-ulkelerini-savunmaya-gonderilsin/ 23.12.2016