Halil Çivi şiiri : UYAN DELİ GÖNÜL…

ŞİİR KÖŞESİ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
22 Ağustos 2021
Doğanbey / Seferihisar / İZMİR

 

Dünyanın düzeni bir tuhaf olmuş,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Meydanlar güçlüye, zalime kalmış,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Para Tanrı olmuş, bankalar kâbe,
Ne haram korkusu, ne Hakka tövbe,
Ahlak, inanç, vicdan ulaşmış dibe,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Çoğu tacirlerin her işi hîle,
İşsizlik, yoksulluk çekilmez çile,
Yetimin sofrada aşı yok bile,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Adaletin defterleri dürülmüş,
Hukuk devletinin çarkı kırılmış,
Haklılar hak aramaktan yorulmuş,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Ekonomi değirmeni bozulmuş,
Güçlüler semirmiş, güçsüz ezilmiş,
Boyun eğmeyene kuyu kazılmış,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Akıl, bilim eğitimden atılmış,
Yoz aydınlar iktidara satılmış,
Bilmeyen bilenden üstün tutulmuş
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Birliği bozanlar borazan olmuş,
Devlet kadrosuna cahiller dolmuş,
Yandaş olmayanlar aç, sefil kalmış,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Din, ibadet olmuş reklam aracı,
Tarikat, cemaat olmuş baş tacı,
Çeteler çoğalıp yemiş haracı,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Güçlendikçe semirmişler, azmışlar,
Birlik, dirlik mayasını bozmuşlar,
Özgür aydınlara kuyu kazmışlar,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx
Halil Çivi laiklikten ayrılmaz,
Demokrasi rotasından savrulmaz,
Gerçekleri söylemekten yorulmaz,
Uyan deli gönül, aklını kullan.
Xxx

Hayır başka türlü olmayacak, biz sosyalizme mecburuz

Mevcut durumdan rahatsız, endişeli, hoşnutsuz ve arayış için olan geniş halk sınıfları var. Onlarla bağ kurabilen bir siyasete, onlarla yarınlara bakan ilkeli bir birlikteliğe ihtiyacımız var.

Yangınlar, sel felaketleri, göç ve mülteci sorunları, aşı karşıtlığı… İçinde soluk alıp vermeye çalıştığımız bu yangın ve yıkım ortamında, muhalefetin gündeminde neler var? Egemen kurum ve kuruluşlara siyasa önerileri, topluma ahlak ve vicdan çağrıları, yeşil ekonomi manifestoları, şeffaflık, hesap verebilirlik uyarıları, liberal demokrasi talepleri… Sol siyaset buna mahkum edilebilir mi? Edilemez, edilmemeli!
Memleket yanıyor gözlerimizin önünde. Bir yanda “Yangınları söndüremiyorlar”, diğer yanda “Yangınları söndürmek istemiyorlar” sesleri. Toplumu ve yurttaşları var eden kurumlar çökmüş, onları geleceğe taşıyan birikim ve deneyim tasfiye edilmiş, bugünü ve yarını kuran bilgi yok olmuş. Toplumu ve yurttaşları var edecek kurumlar nasıl inşa edilecek? Toplumu ve yurttaşları geleceğe taşıyacak değerler nasıl örülecek? Yarını kuracak bilgi nasıl üretilecek? “Sol” muhalefette bu sorular yok. Sorusu olmayanın cevabı da olmaz.

Seller alıp götürüyor şehirleri, insanları. Dere yataklarına kurulan yerleşim yerleriyle, HES’lerle, doğanın sermayenin sınırsız talanına terk edilmiş olmasını gözlemliyoruz. Sel felaketleri nasıl göz göre göre geldiyse, göz göre göre de yönetilemiyor. Bir yukarıdaki paragrafta biriken soruların benzerleri burada da geçerli.

Memlekette göçmenler ve mülteciler artıyor. Bir yanda “Hepsini geri gönderelim, taşınamaz bir yük oldular” diğer yanda “Evimize geleni kovamayız” sesleriyle tam bir siyasetsizlik hakim. Bu siyasetsizlik, yoksulluk, işsizlik ve artan toplumsal eşitsizliklerle birleşince göçmen ve mülteci sorunu halk sınıflarını kanatan keskin bir bıçağa dönüşüyor.

  • Salgının tam olarak önü alınamıyor.
  • Aşı karşıtlığı var halk içinde.

Bu ülkede yalnızca aşı üreten kurumlar kapanmadı, bilimin ve tıbbın ışığının ulaşacağı evlerin de kapıları kapandı. “Laiklik ve laik eğitim vazgeçilmezdir” demek tam da bu ışıksız evlere işaret etmekti aslında. “Sol” muhalefetin laikliği “ibadet özgürlüğünün kıyısında ve yaşam tarzının dokunulmazlığında” takılı kaldı.

Yaşananları burjuva sosyal bilimleri şöyle açıklıyor: “Doğa yeterli bilince sahip olmayan bireylerin hataları ve yetersizlikleriyle tükeniyor, etnik kimliğe dayalı ayrımcılık artıyor, siyasal rejim otoriterleşiyor, ceberrut devlet toplumu yönetemiyor. Doğayı koruyalım, bireylerin farkındalıklarını artıralım, ayrımcılığı ortadan kaldıralım ve demokrasiyi tesis edelim.”

Burjuva sosyal bilimlerinin neden olarak saptadıkları neden değil sonuçtur. Doğanın tükenmesi, emekçiler arası etnik çatışmaların artması neden değildir; küresel eşitsizlikleri artırarak ve doğayı yok ederek derinleşen kapitalist üretim ilişkilerinin sonucudur.

İçinde yaşadığımız felaketin nedeni emek ve doğa sömürüsünü sermaye birikiminin kalbine yerleştiren kapitalist üretim ilişkileridir. 

Kapitalist üretim ilişkileri, tüm vahşiliğiyle ve yıkıcılığıyla toplumu ve yurttaşlarını piyasaya fırlatmış, piyasanın yarattığı sosyal rekabet bağlamında toplumsal bütünlüğü toplumsal düşmanlığa çevirmiş ve ülkeyi emperyalist ilişki ağlarına açmıştır. Bu topraklarda var olan halkçı, planlamacı, kamucu, emekten yana, kalkınmacı tüm birikimler sadece tatbikattan silinmemişlerdir. Bunlar “sol” muhalefet tarafından da terk edilmişlerdir. Bu birikimin yok edilişi yangın, salgın ve sel felaketlerinde apaçık hale gelmiştir.

İçinde yaşadığımız felaketin bütüncül ve tarihsel analizi sosyalist sola açık bir sorumluluk yüklüyor:

– Cumhuriyetçi ilkeleri,
– planlı kalkınmayı,
– kamucu değerleri,
– laikliği,
– yurttaşlığı, halk egemenliğini,
-yurtseverliği,
– anti-emperyalizmi

merkezine alan yeniden bir kuruluşu var etmek. Doğasıyla, insanıyla yaşanabilir bir sosyalist cumhuriyeti inşa etmek.

Mevcut durumdan rahatsız, endişeli, hoşnutsuz ve arayış için olan geniş halk sınıfları var. Onlarla bağ kurabilen bir siyasete, onlarla yarınlara bakan ilkeli bir birlikteliğe ihtiyacımız var. Yangınlarda ve sel felaketlerinde yine aydınlık yüzünü göstermedi mi halk örgütlenmesi? Yaraları sarmayı, felaketleri durdurmayı sağlamadı mı halkın dayanışması? O zaman, yolumuz bu örgütlenmeyi, dayanışmayı ileriye taşımak ve bir toplumsal dönüşümü mümkün kılmak.

Ne vakit yangınlarla, salgınlarla, felaketlerle baş etmeyi düşünsek, ne vakit apaydınlık bir ülke kurmayı düşlesek.

  • Hayır başka türlü olmayacak, biz sosyalizme mecburuz. 

Halil Çivi şiiri : DEVLET BABA BEN İŞSİZİM ! (İŞSİZLİK DESTANI)

ŞİİR KÖŞESİ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
23 Haziran 2021
Doğanbey / Seferihisar / İZMİR

DEVLET BABA BEN İŞSİZİM !
(İ Ş S İ Z L İ K  D E S T A N I)

Tahsilim çok, işim eksik,
Devlet baba ben işsizim!
Eşim, yavrum, aşım eksik,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Bunca emek boşa geldi,
Yaşım otuz beşe geldi,
Dirseklerim taşa geldi,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Param yok ki evleneyim,
Sokakta mı dileneyim,
Kadere mi ileneyim,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Ne evim var, ne ocağım,
Çocuk görmedi kucağım,
Ben bekâr mı öleceğim,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Derdimi bilmezden gelme,
Yaşamıma zehir salma,
Gençliğimi benden çalma,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Ne yolcu oldum, ne hancı,
Dostlarla oldum yabancı,
Parasızlık büyük sancı,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Yoksulluk büktü belimi,
Kime diyeyim halimi,
Çekemezsin vebalimi,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Açlık ahlakı yedirir,
Çaresiz kalan kudurur,
“Bak artık yetti” dedirir,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Umutlarım yele gitti,
Hayallerim sele gitti,
Gençliğimi sabır yuttu,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Babam yoksulluk kurbanı,
Annem olmuş dert harmanı,
Açlık bitirir insanı,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Sen babasın, halkı bölme,
Öz baba ol, üvey olma,
Gençleri yan yola salma,
Devlet baba ben işsizim!
XXX
Halil Çivi der yurttaşım,
Ne kazancım var ne işim,
Bak, çatlıyor sabır taşım,
Devlet baba ben işsizim!
Kimsesizim, torpilsizim!
XXX

CUMHURBAŞKANI ADAYLARINA ÇİFTÇİ SORULARI

CUMHURBAŞKANI ADAYLARINA
ÇİFTÇİ SORULARI

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı ile ilgili görsel sonucu

Konuk yazar : Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı
mustafa.kaymakci68@gmail.com

Cumhurbaşkanı Adaylarına Ekonomi-Politik Sorular” adlı yazımda; Cumhurbaşkanı adaylarına “İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki dengesizlik gibi sorunlarımız hangi “ekonomi-politikalar “dan kaynaklanıyor ve Siz,anılan sıkıntıları hangi ekonomi-politikalarla aşacaksınız?” gibi sorular sorulması gerektiğini belirtmiştim.

İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki dengesizlik gibi sorunlarla birlikte ortaya çıkan gıda maddelerine pahalıya erişim de en güncel sorunlarımızın başında geliyor.

Nedeni şu; çiftçi para kazanamıyor, kazanamadığı için tarımsal üretiminde önemli düşüşler yaşanıyor.

Tarımda Manzara-i Umumiye Ne?

Son 10 yıl içinde tarım yapılmakta olan alanlarda 2.6 milyon ha’lık azalma olmuş. Bir başka deyişle toplam tarım topraklarının %10’dan fazlası ekilememiş. Üretici sayısı da  %23 azalmış ve üretim düşmüş.

Çare olarak tarımsal ithalat patlama yapmış durumda. Türkiye, son 14 yılda 18 milyar dolarlık tahıl, 17 milyar dolarlık pamuk lifi, 37 milyar dolarlık yağlı tohum ve türevleri ve  3.5 miyar doları geçen bakliyat ithal edilmiş. İthalat yapılan ülke sayısı 126‘ya ulaşmış.

Hayvan sayısında da hem miktar hem de nüfus başına önemli azalma olmuş. Türkiye kırmızı et ithalatında sürekli bağımlı ülke durumuna  gelmiş.

Bir başka olumsuzluk, tarım deseninin değiştirilmesinde gözlemleniyor. Kimi çiftçiler tarım desenini değiştirmek zorunda kalmışlar.

Dolaysıyla bizi doyuran ve giydiren tarım sektörü giderek en önemli ve en sorunlu sektör olmuş.

Bu bağlamda “Cumhurbaşkanı Adaylarına Çiftçi Soruları” yaşamsal  bir öneme sahip. Belki de bir beka sorunu.

Cumhurbaşkanı Adaylarına Çiftçi Soruları

  • Tarımsal desteklemeler, Tarım Yasası’nın temel ölçütleri düzeyinde gerçekleştirilecek mi? Tarım Yasası’nın bu hükmü neden uygulanmıyor?
  •  Çiftçilerin borçlanması, neden özel bankalara yönlendirildi? Ziraat Bankası ya da Tarım Kredi Kooperatifleri işlevlerini neden yitirdi?
  • Tarımsal girdilerden alınan KDV ile Özel Tüketim Vergisi ne zaman düşürülecek?
  • Tarımsal amaçlı kooperatifleri güçlendirici yasalar ne zaman çıkarılacak? Üreticiler neden sanayici ol(a)muyorlar?
  • Kooperatifler, ürünlerini aracısız olarak pazarlayamazlar mı? Bu konuda kooperatiflere gerekli olanaklar niçin sağlan(a)mıyor?
  •  Kırsal kesimde örgüt fazlalığı hatta örgüt kirliliği ne zaman sonlanacak? Kurulan örgütlerin işlevleri neden karıştırıldı?
  •  Tarım topraklarının yabancı ya da yabancı denetimli bankalar tarafından alınmasını engelleyici yasalara gereksinme duyuyor musunuz? Bu konuda bir sınırlama getirilecek mi?
  • Topraksız ve az topraklı köylüler için örgütlenme temelinde toprak reformu konusu gündeminizde var mı?
  • Türkiye lider durumda olduğu fındık, üzüm, kayısı gibi ürünlerde uluslararası borsaları neden kuramıyor?
  • Çiftçilere tohum ve damızlık üreten devlet tarım işletmeleri neden satılıyor? Bunların korunarak geliştirilmeleri olası değil mi?
  •  Tohumculuk Yasası, Şeker Yasası, Tütün Yasası gibi üretici ve tüketicilerin aleyhine olan yasaları değiştirmek istiyor musunuz?
  •  Mazot, gübre, yem gibi girdi fiyatları Batı ülkelerine göre neden kat kat fazla? Girdi fiyatları artarken çiftçi eline geçen ürün fiyatları neden düşüyor?
  • Özelleştirilen Tarımsal Kitler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu soruların kimilerini yanıtlayanlar var.
Ancak sorunun temel çözümü, salt girdi fiyatlarının düşürülmesinden geçmiyor.
Konuyu bütün olarak ele almak gerekiyor.

Çiftçiler aldıkları yanıtlara göre oylarını yönlendirsinler derim.
================================================

Değerli dostumuz, Ege Üniv. Ziraat Fak. öğretim üyesi (E) Sayın Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı‘ya önemli yazısı ve paylaşımı için teşekkür borçluyuz.

O’nun emekliliği salt biçimsel ve yasa gereği..
Aynı hız ve üretkenlikle ülkemize – bilime katkı vermeyi sürdürüyor..

O, bir Cumhuriyet Türkiye’si aydını..

Sevgi ve saygı ile.
17 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com         www.ahmetsaltik.net

ANADOLU’DA BİR HALK OZANI : HASAN KORKMAZ

Konuk yazar Sayın Mustafa AYDINLI’dan…

ANADOLU’DA BİR HALK OZANI :
HASAN KORKMAZ

Anadolu halk ozanları geleneğinin temsilcilerinden biri Hasan KORKMAZ, halk ozanlarında gelenekselleşen mahlas (Korkmazi) kullanıyor.  1956’da Çorum’un Karagöz köyünde doğan ozan, zor ve çetin bir öğretim sürecinin arkasından Cumhuriyetin aydınlık ışığını yakalayabilmiştir. İlkokulu köyünde okuyan ozanın, Ortaokul, Lise ve Eğitim Enstitüsü yılları Çorum’da geçmiştir.

Öğretmen olarak göreve başlayan ozan, 12 Eylül’ün hukuksuz ve adaletsiz baskıcı uygulamalarından fazlasıyla nasibini almıştır. En verimli olacağı yıllar 12 Eylül mahkeme ve  mahpushanelerinde geçmiş; kendi ülkesinde sürgün olmanın acı yazgısını paylaşmıştır.

Hasan KORKMAZ’IN (Korkmazi) şiirlerindeki duygu ve düşüncelerin mayasını ozan hiç kuşku yok ki yaşadığı acılı yılların çetin koşullarından almıştır. Tüm halk ozanları gibi O da kendisini Halkına ve yaşadığı çevreye karşı sorumlu hissetmektedir.  Şiirlerinin çoğunda toplumsal sorumluluğu etinde kemiğinde duyduğunu görüyoruz. Görevden alınma ve sürgün yıllarına karşın geleceğe umudunu yitirmemiş; birikimlerini şiirleştirerek geleceğe taşıma isteği kimi yazın çalışmalarının elinden alınması, kimilerinin de bu gelgitli yıllarda yitmesi nedeniyle elde kalan ve anımsayabildiği şiirlerini KAYIP ŞİİRLER adı altında bir kitapta toplayabilmiştir. Korkmazi, İdare Mahkemesine açtığı davayı kazanarak 3. kez öğretmenlik görevine atanmış, haklı çıkmış ancak haklılık O’na 3 kez görevden alma, bir yıl hapis ve Amasya’da altı ay sürgün yaşamaya… onca çile ve ıstıraba mal olmuştur. Ya haklı çıkmasaydı, ötesini düşünün… 12 Eylül adaletinin adilliği (!) anlaşılıyor sanırım.

Halen Çorum’da bir ilköğretim okulunda görevini sürdüren ozan Korkmazi, konularını ağırlıklı olarak ayrılık, yoksulluk, gurbet, ağıt ve çeşitli güzellemeler olarak işlemiştir. Sade bir dil, duru bir Türkçe kullanmıştır şiirlerinde. Bu niteliğiyle pek çok Köy Enstitüsü çıkışlı ozanlarımızın duygu – düşünce ve yazın tekniğini anımsatmaktadır bize. Bilineceği üzere Köy Enstitüsü çıkışlı şair ve yazarlarımız toplumsal sorumluluğu konu alan yüzlerce yapıt kazandırdılar ülkemize. Hasan Korkmaz’da da aynı ruh ve coşkunun kesintisiz sürdüğünü görüyoruz. Ozan Korkmazi salt şiir yazmaktan öte araştırmaları ile de tanınmaktadır. Yazımızın ilerleyen bölümünde yazarın Öyküleri ile Çorum Yöresi Ağıtları adlı yapıtına da yer vereceğiz.

Kitap’da (KAYIP ŞİİRLER) yine değerli halk ozanlarımızdan şair ve yazar İbrahim GÖSTERİR’in nefis özsözü ve değerlendirmesi yer alıyor.  GÖSTERİR, yazdığı  önsözde şöyle diyor haklı olarak; “Pek çok şiirinden anlıyoruz ki, çalanlarla çalışanların savaşımında emeğin, emekçilerin safını tutuyor. Yalancılara, talancılara, fırsat düşkünlerine yüz vermiyor. On dokuzuncu yüzyılın ünlü ozanı Seyrani gibi ozanların haksıza karşı haklının yanında yer alma geleneğini sürdürüyor. Dadaloğlu gibi, Köroğlu gibi kafa tutuyor korkusuzca.”  ve şu dörtlüklere yer veriyor :

Uzun çöpten hakkın ister kısası.
Bu dünyanın bize kalır tasası
Diyeceğim izin vermez yasası.
Diyenler yiyene hor oldu şimdi.

Korkmazi’yem duman oldum tüterim.
Yıllar yılı bu toprakta biterim.
Sizin gibi çok baykuşa yeterim.
Yedirmem hakkımı sormak istiyom.

Yazar serbest vezinli şiirlerinin yanında, ağırlıklı olarak halk şiiri tekniğine uygun hece vezinli şiirler de yazmakta. Seksen dört şiirin yer aldığı Kayıp Şiirler adlı yapıtı bunun güzel bir örneğidir.  Yanı sıra, Ozanı özellikle sosyal medyada paylaştığı şiirleri incelediğimizde,  genellikle toplumsal içerikli 11 ve 8 heceli halk şiiri örneklerinin en güzellerini görüyoruz. Kimi şiirlerinde Pir Sultan usulü başkaldırırken, sevgi dolu şiirlerinde ise Karacaoğlan örneği doğaya ve insana olan yüreğindeki aşk çırpınışlarını görmek olasıdır. Ozan Korkmazi, doğadaki akışı ve çaresizliği şu güzel dizelerle ne çok etkili anlatıyor :

Akıl ermez şu dünyanın işine
Kızıp kaşlarını yıkma boşuna
Geriye dönüp de geçmiş yaşına
Üzülüp dişini sıkma boşuna.

Dünya denen bir kocaman yalana
İhtiyaç kalmadı artık selama
Ömür bahçesinde olan talana
Görmesin gözlerin bakma boşuna

Toplumun bir kesimine varlıklar, olanaklar, zenginlik yetmezken, doymazken, bir kesiminin de boş sözlerle kandırılıp sürgün ve  zindanlara mahküm edilişini anlatan dizelerinde ise, ezilen ve altta kalan kesimlerin tüm olumsuzlukları birlikte yaşadığını işliyor. Bu sarmaldan çıkış için geleceğe dönük umutlar beslediğini anlatan dizeleri ise şöyle :

Her türlü zenginlik yetmedi size.
Zindanlar sürgünler ne varsa bize.
Tarih olanların tümünü yaza.
Uyutma sözlerle yaş geldi geçti.

Umutlar ekmiştik engine düze.
Sorulmaz halimiz bakılmaz yüze.
Bedeni taşıyan baş ile dize.
Çiçekler istedim taş geldi geçti.

Şairin sosyal medyada yayınlanan bir şiiri ise bize toplumsal nitelikli halk şiirinin doruklarında gezindiğini gösteriyor :

YORULDUK BİZ

Sülük gibi emdi kanı
Sonra çıktı hain yanı
Kara yere her gün canı
Koya koya yorulduk biz

İşler yürür yalan hile
Hainlikler dilden dile
Dağda kurdu kuzu ile
Yaya yaya yorulduk biz

Bell’oldu asıl niyeti
Bizler öderiz diyeti
Bu vatana ihaneti
Saya saya yorulduk biz

Kime ayaz kime dulda
Anla biraz insan ol da
Yıllar yılı çamur yolda
Kaya kaya yorulduk biz

Şeytanca bakar gözleri
Karda görünmez izleri
Kurşundan ağır sözleri
Duya duya yorulduk biz

Söyleyim hangi birini
Koktu yaranın irini
Kirli işlerin kirini
Yuya yuya yorulduk biz

Kapı açar oldu akçe
Rüşvetten kirlendi akça
Gel bölelim eşit hakça
Diye diye yorulduk biz

Korkmazî sözlerim ayan
Çığlıkları yoktur duyan
Yediğimiz kuru yavan
Doya doya yorulduk biz

Kültür ajans yayınlarından çıkan Korkmazi’nin bu şiir kitabını kitabını okurken, Pir Sultan örneği kimi kez inancı ve korkusuzluğu yüce idealler uğruna her zorluğa severek katlanabilmeyi, kimi kez de Karacaoğlan örneği doğaya ve insana aşkın, sevginin enginliklerinde dolaşacaksınız. Eline yüreğine sağlık Korkmazi! “Sol memenin altındaki cevahiri” kıpırdatmayı başarmışsın. (26 Ocak 2018, Çorlu)