Etiket arşivi: Pandemi

Pandemiyi yok saymak çözüm mü?

authorBAYAZIT İLHAN
GÜNCEL20.01.2023, BİRGÜN

Türkiye aylardır pandemiyle mücadeleyi rafa kaldırdı. Hastalık yok gibi davranıyoruz, çünkü insanlara o mesaj verildi. Bir zamanların her yere yazılan mesajı “maske – mesafe – temizlik” unutuldu. COVID-19 ile ilgili verilerin doğruluğu tartışılırken, 14-27 Kasım 2022 haftasından sonra hiç veri yayınlanmaz oldu. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) altı aydır Türkiye’den veri gitmediğini öğreniyoruz. Test sayılarının, aşılamanın çok azaldığını gözlemliyoruz. Bu koşullarda yeni varyantların Türkiye’de görülüp görülmediğini sormak zaten akla ziyan, belli ki bu tür bilimsel saptamalara gereksinimimiz yok.

Hatırlatalım, söz konusu olan insan yaşamıdır ve dünya salgınları yok saymanın ölümcül sonuçlara yol açtığını deneyimleyerek öğrendi. COVID-19 salgını bu gerçeğin güncel tanığı olarak ortada duruyor. Bilanço ağır, dünyada vaka sayısı 670 milyonu, ölümler 6 milyon 700 bini geçti. Yaklaşık 22 milyon aktif vaka olduğu bildiriliyor. Bunun yalnızca verileri bildiren ülkelerden toplandığını, Türkiye gibi ülkelerden veri gelmediği için bu rakamların gerçeğin ancak bir bölümünü gösterdiğini akılda tutmalıyız.

VİRÜS YOLUNA DEVAM EDİYOR

COVID’in yeni varyantı, halen bir Omikron varyantı olarak tarif ediliyor, XBB.1.5 adını aldı. Ancak bilim insanları “Kraken” de diyorlar. Kraken, İskandinav folkloründe saldırgan bir deniz canavarı. DSÖ şu ana kadarki en bulaşıcı varyant olarak bildiriyor. Vakaların çoğu ABD ve İngiltere’den. Hastalık şiddeti ve aşı ya da hastalık ile elde edilen antikorlardan ne denli kaçabildiği konularında veri toplanmaya çalışılıyor.

DSÖ verilerine göre en son 12 Aralık 2022 – 8 Ocak 2023 arasında 14 milyon COVID-19 vakası bildirildi ve 49 bin kişi yaşamını yitirdi. Bu dört haftada önceki dört haftaya göre hasta sayısında % 10, ölümlerde % 22 artış var. Son bir ayda Çin’de 60 bin, Japonya’da 9 bin, ABD’de 12 bin can yitiği oldu. Bunlar Çin ve Japonya için ne yazık ki pandeminin başından beri en çok can yitiği anlamına geliyor.

Yalnızca COVID-19 değil, grip ve öbür solunum yolu enfeksiyonları da yaygınlaşmış durumda. COVID-19’un uzun süreli sağlık sorunlarına neden olduğunu da görüyoruz. Pandemi boyunca ertelenen sağlık hizmeti gereksinimleriyle birleşince, ülkemizde hastanelerdeki kalabalıkların, sağlık çalışanları üzerinde artan iş yükünün, hastanelerden bir türlü randevu alınamamasının bir nedeninin de burada yattığını anlayabiliyoruz.

NE YAPMALI?

Bu sorunun yanıtını İnsan denen “akıllı” canlının içtenlikle aradığı konusunda kuşkuluyum. Ülkemizin içine sürüklendiği kuraklığa, iklim değişikliğine, meraların ve tarım arazilerinin bile yapılaşmaya açılmasına, bir yanda yoksulluğa bir yanda aç gözlülüğe bakılırsa ne demek istediğim görülecektir.

Tüm bunlar bir yana, “Hastalığı ve ölümleri sınırlamak için bugün ne gerekiyor??” derseniz, DSÖ’nün geçtiğimiz hafta maske, tedavi ve hasta bakımı konularında güncellediği önerilerine bakabiliriz. Maske hastalığın yayılmasını önlemedeki anahtar rolünü sürdürüyor. Hastaların yakınmaların başlamasıyla 10 gün yalıtımda (izolasyonda) olması, başka kişilerle temas etmemesi gerekiyor. Türkiye’de artık bu izlem neredeyse hiç yapılmıyor.

Aşılanma çok önemli, ancak orada da sorunumuz var. İlk çıkan virüsle birlikte Omikron’u da içeren ikili (bivalan) aşı ile hatırlatma dozu öneriliyor, ancak ülkemizde bu aşılar yok. Yapılan çalışmalar, Türkiye’de yapılagelen inaktif aşıların özellikle risk kümesindekiler için yeterli olmadığı yönünde. Hem anımsatma dozlarının hem de yenilerinin mRNA aşılarıyla yapılması öneriliyor.

Bağışıklık sistemi baskılanmış olanların 5. doz, 50 yaş üstü ve süregen (kronik) hastalıklar gibi risk kümesinde olanların 4. doz mRNA aşılarını tamamlamaları öneriliyor.

  • Aşılar hastalığı tam önlemese de, ağır hastalık ve ölümleri büyük oranda azaltıyor.
  • Pandemi sürüyor ve bir çeşit salgınlar çağındayız.

Bugüne ve geleceğe ilişkin iyi düşünmemiz ve ona göre tutum almamız gerekiyor.

Gelin, 2023’ü ve seçimleri daha yaşanabilir bir Türkiye ve dünya için sorumluluklarımızı bilerek değerlendirelim.

Covid-19 : “Sona yaklaşıldı ama salgın henüz bitmedi”

Maske ve uzaklık kuralı unutuldu, Sağlık Bakanlığı olgu sayılarını açıklamayı bıraktı ve pandemi sokağın gündeminden çıktı. Ancak uzmanların uyarısına bakılırsa, yeni koronavirüsün yayılım hızı yavaşlamış da olsa sürüyor. Virüs bu kışı nasıl geçirecek? Kaç aşı daha gerekecek? 9. Köy Muhabiri Betül Aslan, Bilim Kurulu eski Üyesi Prof. Alpay Azap ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Ahmet Saltık ile salgının gidişini ve aşılamadaki son durumu konuştu.

Yeni Koronavirüsle mücadelede hangi aşamadayız? Salgın denetim altına alındı mı? Bu soruları ve yanıtlarını uzun süredir duymuyoruz, okumuyoruz. Salgın, gündemin ilk sıralarındaki yerini çoktan yitirdi ama virüs hala dolaşımda. İyi haberler gelse de Bilim Kurulu eski Üyesi

  • Prof. Alpay Azap, “Önlemleri kaldırmak doğru değil, salgın tehlikesi henüz bitmedi” dedi.

9. Köy Haber Merkezi’nin görüştüğü Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Ahmet Saltık ise Sağlık Bakanlığının bir aydır olgu (vaka) sayılarını açıklamamasını eleştirdi.

Çin’de ortaya çıktığı düşünülen virüsü, Dünya Sağlık Örgütü pandemi kapsamına aldığında takvimler 11 Mart 2020’yi gösteriyordu. Salgın, bugüne dek dünya üzerinde yaklaşık 6,6 milyon insanın ölümüne neden oldu. Uzun bir süre yaşamı durma noktasına getiren ve yeni alışkanlıklar, yeni normaller inşa eden pandemi, bugün artık eskisi ölçüsünde konuşulmuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, 14 Eylül 2022’de yaptığı açıklamada “Pandemiyi sona erdirmek için hiç bu kadar iyi bir konumda olmamıştık, henüz o noktada değiliz ama son yaklaşıyor” açıklamasında bulunmuş ve haftalık can yitiklerinin Mart 2020’den bu yana en düşük düzeye geldiğini duyurmuştu.

Peki bu açıklama, önlemleri gevşetmek için yeterli mi?

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Alpay Azap, sona gelinmiş gibi görünse de salgının henüz bitmediğine vurgu yaptı. Azap, Dünya Sağlık Örgütü’nün henüz “pandemi bittidemediğinin altını çizerek “Hala alacağımız bir mesafe var. Örneğin aşılamada eksikler var, hatırlatma dozlarını olmayan çok sayıda kişi var, ülkemizde de dünyada da daha ilk dozlarını bile olmayanlar var. Dolayısıyla henüz pandemi bitti diyemiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü, pandemi bitti demeden de pandemi önlemlerini kaldırmak doğru olmaz.” açıklamasında bulundu. 

KLİMİK Yönetim Kurulu Üyesi​ Prof. Dr. Alpay Azap

“Sona yaklaşılmış gibi görünüyor fakat salgın henüz bitmedi”

Virüsle mücadelede bir rehavete kapılma durumunun söz konusu olduğunu dile getiren Azap, “Kışın gelmesi ile de hasta sayılarında bir artış görmeye başladık. Aşılanmayanların ya da aşının işe yaramadığı, bağışıklığı baskılanmış kişilerin, yaşı çok ileri olup altta yatan ciddi hastalıkları olanların ve aşılarını eksik bırakmış kişilerin hastaneye yatışı sürüyor ve hatta ölümlerle de sonuçlanabiliyor. Omicron varyantı, Delta varyantına ve orijinal virüse kıyasla daha hafif enfeksiyon yapıyor. Ancak hala gripten daha öldürücü” şeklinde konuştu.

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık’a göre ise olgu sayılarının 2 Ekim’den bu yana açıklanmaması, halkın gözünde salgının bittiği algısına yol açıyor. Sağlık Bakanlığının haftalık bile olsa artık açıklama yapmadığını söyleyen Saltık, ”Birçok ülke hala günlük olarak olgu sayılarını açıklamayı sürdürüyor. Ancak Türkiye’deki durumu resmi olarak bilemiyoruz. Sağlık bakanlığı, herhalde olgu sayılarını küçük ve önemsiz görüyor o nedenle düzenli açıklama yapmaktan kaçınıyor. Bu en iyimser senaryo. Öyle bile olsa, gerçek durumun halka ulaştırılmasında büyük yarar var. Hepimizin salgının gidişi hakkında bilgi sahibi olma hakkı var.” ifadelerini kullandı.

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık

“Önümüzdeki birkaç ay içinde yeni bir dalga bekliyoruz”

Olgu sayılarında yaşanan artışlar, yakın zamanda yeni bir dalga yaşanır mı endişesini de getirdi. Omicron’un yeni alt varyantlarının dolaştığını ve bunların yeni bir dalgaya neden olabileceğini söyleyen Bilim Kurulu eski Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap, “Pandeminin başından beri çok şey öğrendik, öğrendiğimiz şeylerden biri de şu ki; Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da pandemi ile ilgili gelişmeler birkaç hafta sonra bizim ülkemize yansıyor. Batı Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da hastaneye yatışların arttığını görüyoruz. Almanya’daki yoğun bakım yataklarının %83’ü dolu durumda. Bu bakış açısıyla bakınca şu an bizim ülkemizde de son birkaç haftadır olgu sayılarında bir artış söz konusu. Bu artış daha da artarak sürecektir. Bu noktada Omicron’un yeni alt varyantlarının dolaşıyor olduğunu kestiriyoruz. Önümüzdeki 1-2 ay içinde bu varyantlarla yeni bir dalgayı bekliyoruz.” diye konuştu.

“İkili salgın (Twindemi) riski ile karşı karşıyayız”

Prof. Saltık ise kış mevsiminin gelmesi ile Covid-19 ve gribal enfeksiyonların bir arada gidebileceği ve bu durumun özellikle 65 yaş üstü bireylerde ciddi risk oluşturabileceğine değindi. Saltık, “Grip mevsimi başladı, dolayısıyla birçok insan gribe yakalanacak. Bu dönemde özellikle 65 yaş üstü insanlar için grip riskli olabiliyor. Birtakım süregen (kronik) hastalıklarınız varsa da grip sorun oluşturabiliyor. ‘Grip mi, Covid mi?’ bu ayrımı iyi yapmak gerekiyor. İki salgın ya da ikili salgın (twindemi) adı verilen bir risk ile karşı karşıyayız. Özellikle 65+ yaş insanların grip aşısı olmasında fayda var” dedi.

Aşılama süreci ile ilgili kafaları karıştıran bir başka nokta ise eldeki aşıların yeni varyantlar üzerinde etkili olup olmadığı konusu. Prof. Dr. Azap’a göre aşıların yeni varyantlar üzerindeki etkisi, azalmakla birlikte sürüyor. Azap, “Aşıların etkinliği Omicron ve önceki varyantlara kıyasla biraz daha azaldı ama hala sürüyor. Özellikle ağır hastalık ve ölümden korumada daha da etkililer.” dedi.

Ne denli süre daha aşı olmayı sürdüreceğiz?

Süreçle ilgili merak edilen bir başka konu ise aşı olmayı ne denli süre daha sürdüreceğimiz? Saltık, bu durum için net bir şey söylenemese bile, öngörülen kimi senaryolar olduğuna değindi ve şöyle özetledi:

  • “Bilim dünyasının beklentisi; gribe benzer bir tablo ile yılda 1 aşı, kötümser senaryoyla ise 2 aşıyla sürdürebiliriz yönünde. Ama henüz netleşmedi. Sevindirici durum, aşağı yukarı 9 aydır Omicron’un yeni ve tehlikeli bir varyantı gelişmedi. Ancak virüs dolanımını sürdürüyor. Hızı yavaşlamış da olsa sürdürüyor. Dolayısıyla kötü senaryoda da her an yeni ve bulaştırıcı, tehlikeli varyantlar gelişebilir. Bu senaryoda yılda bir kez, iki kez aşı ile korunma planı suya düşer. Dünya Sağlık Örgütü’nün salgının biteceği tarihe yönelik öngörüsü; gelişmiş ülkeler için 2023 sonlarında, gelişmekte olanlar için 2024, yoksul – geri bıraktırılmış ülkeler için ise 2025 sonlarıydı. Ancak pandeminin bitiminden sonra bir aşı planı konuşmak olanaklı olabilir, şimdi ne söylersek çok temelli olmayacak. Şu an için önerilen, anımsatma dozlarına Sağlık Bakanlığınca öngörülen biçimde sürdürülmesi.”

Koronavirüs aramızda dolaşmayı sürdürecek

Peki bundan sonra ne olacak? Uzmanlar, virüsün denetim altına alındıktan sonra da aramızda dolaşmayı sürdüreceği konusunda uzlaşıyor. Azap, “Dünya Sağlık Örgütü, geçtiğimiz ay başında pandeminin sonunun yaklaştığını söyledi. Yaklaştığından kasıt, pandeminin endemik duruma geçişi. Niye yaklaştığını düşünüyoruz, çünkü aşıların çok etkili ve koruyucu olduğunu gördük. İkincisi tedaviler çeşitleniyor. Durum böyle olunca da virüs, belli bir yerden sonra yalnızca ciddi risk kümesinde olan kişilerde ağır gidebilen ve ölümlere yol açabilen bir solunum yolu enfeksiyonu olarak aramızda dolaşmayı sürdürecek.” dedi.

Uzayan Kovit : En köktenci çözüm, “küresel tam kapanma ve yaygın aşı”

Dostlar,

Bu gün, 06 Eylül 2022, Almanya / Köln’den yayın yapan Cosmo ile Kovit-19’u konuştuk. Bize şu sorular soruldu :

  1. Almanya’da hala kimi önlemler alınıyor, hatta bunlar sonbaharda sertleştirilecek, Türkiye’de ise sanki salgın yok gibi? Nedir son durum dünyada? Hangi ülkeler yoğun tehlike altında?
  2. Aşı sağlanması (tedariki) konusunda hala adaletsizlik sürüyor mu?
  3. Aşı olan pek çok kişi Kovit’e yakalandığı için, bir daha aşı olmak istemeyenlere daha sık rastlıyoruz. Aşıya devam mı?
  4. Almanya’da biz önlemlerin yanı sıra “Long Covid” yani “uzayan Kovit” yakınmalarını konuşuyoruz. Nedir “Long Covid” önce bunu açalım isterseniz?
  5. Kovit’in uzun erimli (vadeli) yan etkisinden söz etmek için nasıl bir zaman dilimini ölçü almalıyız? Bir ya da iki ay mı, yarım yıl mı?
  6. “Uzayan Kovit” uzun erimde (vadede) insanların yaşamını nasıl etkiliyor?
    (İşini yitirme, yalnızlaşma, yalıtılma / izole olma vs.)
  7. Peki, “uzayan Kovit” tümüyle geçer mi? Bu bir erken emeklilik nedeni olabilir mi sizce?

“En radikal çözüm, küresel tam kapanma ve yaygın aşı”

24:56 Min. Verfügbar bis 06.09.2023

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünya genelinde şu ana dek yaklaşık olarak her 4 kişiden 1’i koronaya yakalandı (kayıtlara alınamayanlar da dahil). Bu rakam giderek artıyor, çünkü pandemi henüz sona ermiş değil. Vatandaşları bulaştan (enfeksiyondan) korumak için Korona’nın yeni varyantlarına karşı yeni aşılar üretiliyor.

Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık,

  • En kökten çözümün 4 hafta boyunca küresel bir tam kapanma ve yoğun aşılama olduğunu söylüyor,
  • Ancak neo-liberal kapitalist ekonomik sistemin buna izin vermediğini anımsatıyor.

25 dk. süren programı izlemek için lütfen tıklayınız :

https://www1.wdr.de/radio/cosmo/videos/video-en-radikal-coezuem-kueresel-tam-kapanma-ve-as-100.html

İzlenmesi, paylaşılması, gereklerinin yapılması ve yararlı olması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile. 06 Eylül 2022, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
Atılım Üniv. Tıp Fak . Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

 

 

Pandemi gitmiş bitmiş olsa bilirdik

  • Pandeminin gidişatında Omikron’dan sonra Yunan alfabesindeki yeni bir harfe geçecek miyiz, aşılar ne sıklıkta tekrarlanacak, yeni daha kapsamlı aşı gerekecek mi bunları önümüzdeki aylar içinde anlayacağız.

https://www.birgun.net/ara?q=Pandemi+bitmi%C5%9F+olsa+bilirdik&c=&a=&fd=2022-05-15&td= 

Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol

Pandeminin henüz başlamayan 3. yaz mevsiminin, ilk ikisinden oldukça farklı seyredeceğinden neredeyse eminim. Ama bu “pandemi” bittiği ya da bir başka evreye geçtiği için olmayacak. Pandemi ne zaman endemi olacak meselesini anlatmak için tekrar teknik ve dolayısıyla sıkıcı binlerce kelime kullanmaktan da imtina edeceğim (AS: kaçınacağım). Basitçe, endemik olduğunda biliriz, anlarız henüz endemik olmadı diyeceğim. ABD yönetimine salgın ile ilişkili danışmanlık da veren bir uzman olan Andy Slavit salgının “endemik” olduğunu nasıl anlayacağımız şöyle tarif ediyor:

  • Endemik herkesin emniyette olması, kimsenin ölmemesi demek değildir, ancak salgının öngörülebilir bir davranış kalıbında olmasıdır” diyor ve sürdürüyor “yani artık sürprizlerle karşılaşmayacağız anlamına gelir“.

Bu tarif salgın biliminin teknik tanımından biraz uzak olsa da salgının yakın zamanlı geleceğine dair kafa karışıklığını giderecek ve en iyi şekilde sadeleştirilmiş anlatımdır diye düşünüyor ve katılıyorum. Zaten bu denli yayılmış ve öldürmüş bir salgın sürecinde bazı ülkeler teknik anlamıyla “endemik” düzeye geçse bile, uluslararası hareketlilik düzeyi ve epidemik yangının sürdüğü coğrafyalar nedeniyle

  • pandeminin yakın gelecekte “endemik” olabilmesi pek mümkün görünmüyor.

ÖNGÖRÜLEBİLİR DAVRANIŞ KALIBI

Öngörülebilir davranış kalıbı yani salgın seyrinin ritminin anlaşılması, ufkumuzun iyice puslandığı bu zamanda en çok gereksinim duyacağımız şey. Salgın gitti, bitti diye kafa karıştırmak yerine, mesela “her sonbaharda yüksek olasılıkla şöyle bir varyant ile bir salgın ihtimali daha olduğunu” bilsek ve izlesek.. Böylece de salgının bir pandemiye, pandeminin de toplumsal ve bireysel yaşamlarımızı alt üst eden ölümcül bir katastrofiye evrilme sürecinin en önemli nedeni olan “erken uyarı sistemleri”nin eksikliği giderilerek iş işten geçmeden alınacak önlemler devreye girebilse. Virüs şimdiye kadarki evrimsel hareketliliği ile pek çok “sürpriz” e yol açtı. Asıl sürpriz ise, evrimsel hareketliliğin şaşırtıcı düzeyi anlaşıldığı halde, her yeni varyantın “sürpriz” sayılmasına dair tahminler ötesi şaşkınlığımızdı. Salgının bundan sonraki seyri, virüsün hangi yönde evrileceği ile yakın ilişkili. Bu gelişmenin yönü ise doğal infeksiyon sonucu bıraktığı bağışıklık eksik ve kısa süreli olan virüse karşı ne kadar “aşılanmış” olduğumuz ve coğrafyalar arası hareketlilik ile yakından ilişkili.

Yeni yayımlanan ve yazanları arasında artık hepinizce tanındığını düşündüğüm Anthony Fauci ‘nin de olduğu bir makale, bu virüs için “ klasik kitle bağışıklığı” kavramının neden mümkün olamayacağını etraflıca tartışıyor. Zaten gelişmeleri izlemeye çalışanların rahatlıkla anımsayacağı üzere konuyu ele alırken “sürü bağışıklığı” nın olamayacağı çeşitli nedenlerden aşikâr (AS: açık) olan bir senaryoda, sürü bağışıklığı olacakmış gibi kafaları karıştırmanın en büyük “pandemik günahlardan” olduğunu belirtmiştim. Çünkü bu kafa karışıklığı ölüm ya da ölümle sonlanabilecek bir bulaşma zincirinin başlatılması demekti. Pandeminin en bulaşıcı ve şimdilik son varyantı olan omikron ile yaşanılan ani, hızlı ve yaygın bulaşma ve ölümler yani bir epidemik yangın sonrasında ve Afrika hariç (AS: dışında) dünyada en az 1 dozla % 60’a ulaşan bir aşılanma ile vaka ve ölümler şimdilik azalma eğilimine geçmiş görünüyor.

KONTROL EDİLEBİLİR (Denetlenebilir) VARYANTLAR

Yeniden vaka artışlarının olduğu ve kısıtlı da olsa taramayı sürdüren coğrafyalarda ise artışlardan omikron türevlerinin sorumluğu olduğu saptanıyor. Omikron türevleri hızlı bulaşan ve daha çok aşısız veya aşı cevapsız grupları etkileyen varyantlar. Yani bu bir anlamda iyi haber çünkü omikron ve türevleri hastalığı nasıl kontrol edebileceğimizi bildiğimiz varyantlar. Aşı ile yayılım tam önlenemese de ciddi seyir ve ölüm önemli ölçüde önlenebiliyor.

  • Ancak taramanın tümüyle kaldırıldığı bizim gibi ülkelerde ne olup bittiği de ne olacağı da tam bir meçhul.

Salgın henüz kontrol (denetim) altına alınmamışken ve pandeminin sonlandığı ilan edilmeden yeni bir evreye geçmiş gibi yapabilmek cesareti bu verilere ve elbette yaz mevsiminin açık hava avantajına bağlı. Ancak pandemi yönetmekten sıkılmış ülkelerdeki esin perisi “çok sıkılmış” kişiler ve artık toplumsal yaşamların kesintiye uğramasının yaratacağı yönetsel sorunlar. Pandemiyi kısıtlı önlem ve taramalar ile neredeyse doğal seyrine bırakmış bizim gibi ülkelerde ise bu tür ilham perileri dahi dolaşamıyor. Biz haklı olarak, nasıl baş edebileceğimizi çok da bilmediğimiz bir pandemide ölmek ile kalmak arasında sıkışmaktan çok sıkıldık. Sıkılmamızı, ölmemiz ya da hastalanmamızdan daha çok ciddiye alan yönetimler ise yazının başlığındaki gibi “gitmiş, bitmiş olsa anlayacağımız” bir salgının bitişini algılatmak üzere salgınla ilişkili tüm taramaları ve önlemleri askıya alıyor.

Bu yazının yazıldığı tarihte, pandeminin başladığı Asya kıtasının çok alışık olduğu ama diğer kıtaların özellikle de hayatları daha şatafatlı olan üst gelir düzeyli ülkelerin alışmakta çok zorlandığı basit ve etkin bir önlem olan “maske” neredeyse tüm ülkelerde zorunlu olmaktan çıkarıldı. Tüm hayatlarımızı askıya aldıran pandemiyi bir milat gibi kabul edeceğimiz açık. Ancak başlangıcı, bu yüzyılı bir milat gibi öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayıran bu “pandemik zamanı” da aşı öncesi ve sonrası diye ayırmak gerekli. Etkili bir şekilde aşılanabildiğim yaz mevsiminin üzerinden bir mevsim geçtiğinde pandemiye rağmen askıdaki hayatım yeniden normale değmeye başladı. Uzun zamandır askıdaki özlemim olan uzun süren bir seyahati, öncesinde test olarak, aşı kartım ve yüksek koruyucu maskem ile gerçekleştirebildim.

HAREKETLİLİK ÇOK YÜKSEK

Dünya Sağlık Örgütü’nün düzeltilmiş ölüm hesaplamaları ile dünyada 100 bin kişi için hesaplanan ek ölüm oranları için 6. sıradayız. Önlemleri kaldıran ülkeler arasında ise rapel doz ile aşılanma oranı %43 ile en düşük ülkelerden birisi Türkiye.

  • Salgının bundan sonraki seyrinin de farklı ülkelerde farklı olacağı açık.

Toplumsal ve uluslararası hareketlilik önlemsiz olarak en üst seviyede.

İstanbul, tıpkı salgının başlayıp havayolu ile tüm dünyaya yayıldığı Vuhan gibi uluslararası hava trafiğinde önemli bir buluşma noktası.

  • Bizim ülkemiz dahil pek çok ülkede salgın izlem ve taraması tümüyle sonlandırıldı.
  • Bu nedenlerle bundan sonra olacakları öngöremiyoruz.

Ve bu nedenlerle aslında erken önlemler ile önleyebileceğimiz her gelişmeye yine “sürpriz“ diyeceğiz. Sona ne kadar yakınız bunu bilmek mümkün değil ama zaman içinde periyodik salgınlar ve aşılama ile bağışıklık sistemlerimizdeki olgunlaşma, elde mevcut ve yenileri de gelişecek test, ilaç ve aşılar ile hastalık ve salgın kontrol (denetim) altına alınacak.

Artık, yeni normalimiz Covid-19 ile yaşamak yani yaşamlarımızı askıya almadan ama bu nedenle de ölmeden yaşamak. Ama Covid-19 ile yaşamaya alışmalıyız demek, salgın yokmuş gibi yapalım demek değil. Artık bireysel önlemler yerine çerçevesi belirlenmiş organizasyonel bir sürece geçerek toplumsal yaşamlarımızı kesintiye uğratmadan, bireyi yormadan yaşamak demek.

YENİ BİR HARFE GEÇİLİR Mİ?

Yunan alfabesindeki yeni bir harfe geçecek miyiz, aşılar ne sıklıkta tekrarlanacak, yeni daha kapsamlı aşı gerekecek mi? Bunları önümüzdeki aylar içinde anlayacağız. Amerika Birleşik Devletleri yeni bir varyant olmayacağına, omikron varyantındaki değişimlerin süreceğine dayanan görece iyimser bir modelleme ile beklenen bir sonbahar dalgasının nüfusun üçte birini yaklaşık yüz milyon kişiyi etkileyeceği varsayımıyla, hastane kapasitelerini taşırmamak üzere hazırlık yapıldığını belirtiyor.

Ufkumuz puslu olsa da, tüm bu gelişmeleri analiz edip hazırlanmamak sonucu karşılaşacaklarımıza yine sürpriz diyecek olmamız ise emin olun beni artık hiç şaşırtmayacak.

KAYNAKLAR
1.What COVID might look like in the U.S. once we reach the endemic phase https://www.npr.org/2022/05/05/1096738289/covid-omicron-cases-endemic
2.COVID-19 PANDEMİSİNDE GÜNCEL DURUM VE ÖNERİLER, Mayıs 2022 (HASUDER Bulaşıcı Hastalıklar Çalışma Grubu) https://hasuder.org.tr/wp-content/uploads/HASUDER-COVID_19-RAPOR-MAYIS-2022-1.pdf
3.David M. Morens, Gregory K. Folkers,Anthony S. Fauci.The Concept of Classical Herd Immunity May Not Apply to COVID-19. The Journal of Infectious Diseases.21 March 2022 https://doi.org/10.1093/infdis/jiac109
4.https://www.nytimes.com/2022/05/09/briefing/100-million-coronavirus-covid-us.html

Küresel ekonomi ve yoksulluk

Prof. Dr. Necdet ADABAĞ

  • Bu insanlığın çektiği nedir bu kapitalist düzenden?

Pandemiyi de onlar yarattı. Bana değil, Nobel ödülü almış Japon profesöre sorun. Her şey varsılların başının altından çıkıyor. Fukaranın kavga çıkarmak, savaş çıkarmak için ne malzemesi vardır, ne de kafasında böyle karanlık düşünceleri. Dünyayı yönetmek gibi bir iddiası da olamaz zaten. Kendi yağında kavrulmaya alışık bir kesimdir ve bulduğuyla yetinmesini bilendir. Ne ki günün birinde, yetti artık deyip yollara düşecek olursa, sözgelimi, ya güzel bir dayak yer ya da kodesi boylar.

Dünya zenginliğinin %55’ini, %10 oranındaki varsıllar kendi aralarında paylaşırken geriye kalan %45’ini %90 oranındaki yoksullar ucundan kenarından, kendilerine düşeni edinmeye çalışıyorlar. Ama yukarıdan gelen sesler haktan hukuktan söz etmekten vazgeçmiyorlar. Hak hukuk bunun neresindeyse!

HER AŞAMADA EŞİTSİZLİK

Bir kere, yeme içme konusunda hakça bir paylaşım yok. Bu da insanın cebine giren para ölçeğine dayalıdır. Bu yok! O zaman üretimde ve tüketimde eşitsizlik var. Yoksul kesimler ya da ülkeler gerektiği biçimde üretemezler ve de tüketemezler çünkü alım güçleri düşüktür. Kuşaktan kuşağa yoksulluk sürer gider.

Para olmayınca eğitimde eşitsizlik vardır. Varsıl, çocuklarını özel okullarda okuturken yoksul okutamaz, çünkü parası yoktur. Devlet okullarının da gücü bellidir. Bellidir çünkü öğretmenleri gerekli güncelleme olanaklarından yoksundur.

Ticarette, esnaflıkta eşitsizlik vardır. Varsılın fabrikasının yanında, yoksulun tezgâhının sözü mü olur. Bu kesimde de kuşaktan kuşağa geçen bir haksızlık, eşitsizlik söz konusudur. Fukara bakkalın çocuğu hangi okulda, hangi üniversitede okuyacak ki büyük adam olacak, hem kendisini hem de ailesini kurtararak sınıf atlayacaktır. Memurun çocuğu da sınıf atlayamıyor kolay kolay. Oysa sınıf atlamak çok önemlidir. Saymakla bitmez. Köylü, işçi, esnaf, memur sınıf atlayacak ki toplum da sınıf atlasın, özellikle ekonomik olarak, gerisi arkadan gelir.

SINIF ATLAMANIN ÖNEMİ

Fransız Devrimi ile birlikte Avrupa sınıf atlamıştır. Bu hem kişisel hem de toplumsal bağlamda böyledir. Fukaralığı, yoksulluğu ortadan kaldırmanın tek yolu budur. Sınıf atlamak. Fukaralığı, yoksulluğu yok sayarak ortadan kaldıramazsınız.

Bugünlerde Marshall yardımının bize nelere mal olduğunu yazıyorlar durmadan gazeteler. Anımsatmakta yarar var. İyi yapıyorlar. Kapitalizmin bizi köreltmeye ne zaman başladığını görmek bağlamında çok önemli. Doların, Cumhuriyetin ilk yıllarında paramız karşısında daha düşük olduğunu bizim insanlarımız biliyor mu acaba!

BURUK BİR TIP BAYRAMI KUTLAMASI

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

BURUK BİR TIP BAYRAMI KUTLAMASI

Yarın 14 Mart Tıp Bayramı. Sanırım hiçbir meslek grubu mensupları, özellikle de pandemi dönemindeki sınırsız mesleksel tutkuları ve her türlü takdir üstü özverileri nedeniyle, sağlık sektörü çalışanları kadar içten bir bayram kutlamasını hak edememişlerdir.

Her koşulda, her yerde ve her saatte karşılaştığımız her türlü sağlık sorunlarımız için savaşan; fakat tüm bu insanüstü çabaları ve sınırsız çalışmalarına karşın, özlük hakları, tahsillerine, çalışma koşullarına, verdikleri kamu hizmetinin vazgeçilmez stratejik önemine, mesleksel onurlarına, ailece insani gereksinmelerine uygun olarak, çok gerilerde kalan, ayrıca meslekleri başında çeşitli hakaretlere, saldırılara uğrayan, siyasal iktidar tarafından da, başta gelir yetersizliği olmak üzere yaşadıkları sorunlara, vaatler dışında, yeterli özen gösterilmeyen fakat kendileri asla vazgeçilemez can dostlarımız doktorlarımız, hemşirelerimiz, dişhekimlerimiz, eczacılarımız, veterinerlerimiz ve

  • Tüm sağlık emekçilerimizin TIP BAYRAMI KUTLU OLSUN!

Ancak doktorlarımızın yurt dışına gitmelerini, yalnızca bireysel kurtuluşu amaçladığı, tüm tıp mesleği sahiplerinin sorunlarını çözmeye katkı sunmadığı için çok doğru bulmuyorum.

Ülkede kalarak, anayasal sınırlar içinde, mesleksel ve siyasal mücadele (savaşım) vermelerinin daha doğru olduğuna inanıyorum.

  • Çünkü bu ülke salt iktidarda olanların değil tüm yurttaşlarındır.

Ayrıca iktidarlar geçicidir. Kara gün kararıp kalmaz. Mücadeleye devam!

KİMLER ÇAĞDAŞ VE ONURLUDUR?

– Beyinlerinde hep çağdaş ve dinç kalan sürekli bir bilgelik;
-Yüreklerinde üretken, yapıcı ve yaşatan bir cesaret;
-Davranışlarında her zaman, her koşulda ve herkese karşı hukuka ve adalete uygunluk;
-İnançlarında koşulsuz ve ayrımsız duygudaşlık, kötüden ve yanlıştan uzaklaştıran; iyiye, doğruya ve güzele yönelten bir insan sevgisi;
– Sofralarında ve ömür boyu her türlü harcamalarında salt kendi emek ve alın teri ürünü helal kazanç;
-Zalime, zorbaya, her türlü baskıcı ve yıkıcı güç ve güçlere asla boyun eğmeyen çelik bir inanç ve irade;
Aklın ve bilimin verilerini kullanıp sürekli olarak, tüm insanlık için iyinin, güzelin, üretkenliğin ve yararlının peşinde koşan;
– Halkına, ulusuna, devletine ve bayrağına karşı sürekli saygı, sevgi ve sadakat (bağlılık) besleyen; ancak hak, hukuk, ahlak ve adaletten sapan iktidar mensuplarına (bağlılarına) boyun eğmeyen;
Gönül ikliminde hiçbir insan soyuna karşı cebir, şiddet, kin ve nefret barındırmayan;
– Gelecek projelerinde de (tasarımlarında da) adalet, hukuk, ahlak ve insanlık rotasından başka seçenekleri olmayan;

  • TÜM İNSANLAR ÇAĞDAŞ VE ONURLUDUR.

İnsanlar düş kurup umutlu oldukça yaşarlarmış. Ben de böyle bir adil ve üretken bir devlet, gelişmiş bir toplum, özgür ve uygar birey hayalleri (düşleri) ve umutları içinde yaşamak istiyorum. Hayal ve umut; her ikisi de hem yararlıdır ve hem de bugünümüzü geleceğimize bağlayan bir umut köprüsüdür.

Umutlarınız hiç tükenmesin, güzel ve adil bir gelecek için kurduğunuz umut köprüleriniz de hiç eksik olmasın.
========================================

Buradayız çok değerli Prof. Çivi hocamız…

Bir yerlere gittiğimiz yok.. Bunları da yolcu edecek ve Türkiye’mizi hep ileriye taşıyacağız..

Desteğiniz için teşekkür ederiz..

Ayrıca artık biz yıllardır TIP BAYRAMI kutlayamıyoruz..

“TIP ve SAĞLIK HAFTASI” adı altında ülkemiz sorunlarını gündeme taşımaya çabalıyoruz.

Halkımızın acı gerçekleri görüp,  siyasal iktidarların oyununa gelmemesini diliyoruz. Bir hekimler halkımızım dostlarıyız.

İktidarlar, izledikleri SERMAYE KÖLESİ politikalarla halkı
kamusal sağlık hizmetine erişemez kılmakta ve sağlık emekçilerine saldırtmakta. Bu oyuna gelinmeyip HALK – SAĞLIKÇILAR OMUZ OMUZA SAĞLIK HAKKI İÇİN SAVAŞIM VERMELİ : İNSANCA – NİTELİKLİ – UYGUN YER VE ZAMANDA, SÜREKLİ SAĞLIK HİZMETİNE ERİŞMEK
BİR İNSANLIK HAKKIDIR. HALK VE HEKİMLER MÜTTEFİKTİR!

Dayanışma ile..

Sevgi ve saygı ile. 13 Mart 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

 

Aşı yetmez ! “Vaccine Plus”

Dr. Akif AKALIN

https://toplumcutip.blogspot.com/p/akif-akalin-ozgecmis.html?showComment=1641289049906
04.01.2022

Dün bilim insanları İngiliz Tıp Dergisi’nde (British Medical Journal) bir “açık mektup” yayınladılar. Mektupta birçok ülkenin pandemiyle “salt aşı” yaparak mücadele ettiğini, ama bunun yeterli olmadığını, aşı yanında halk sağlığı önlemlerinin de alınması gerektiğini ifade ettiler.

HALK SAĞLIĞI ÖNLEMLERİ OLMADAN OLMAZ

Aslında mektupta bilmediğimiz hiçbir şey yok. Pandeminin başından beri söylediklerimiz Omikron vesilesiyle bir kez daha yineleniyor. Bulaşı önlemek için sıkı tedbirler alınan ülkelerde hem ölümlerin, hem de ekonomik zararın daha düşük olduğu anlatılıyor.

Uzmanlar pandemiyle mücadele için önerdikleri “aşı yetmez” (vaccines-plus) stratejisi çerçevesinde özetle şunların yapılması gerektiğini savunuyorlar: aşının yanında halk sağlığı ömlemlerinin uygulanması, üretim kısıtlamasına ilişkin ölçütler getirilmesi ve testlerde pozitif bulunarak izole edilenlerin mali (akçalı) yönden desteklenmeleri.

Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün artık COVID-19 enfeksiyonunun “damlacık yoluyla” değil, “hava yoluyla” bulaştığını açıklaması ve halk sağlığı önlemlerinin hava yoluyla bulaşı önleyecek biçimde güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENMEK

Mektup yayınlanır yayınlanmaz sosyal medyada büyük tepkiyle karşılaştı.

  • Aşı yetmez, “halk sağlığı önlemleri” de aşıya eşlik etmeli..

anlatımının, şu veya bu ölçüde yeni kapanmaları çağıştırdığını bilenler veya “duyumsayanlar” hemen mektuba karşı saldırıya geçtiler.

Aşı yetmez!” stratejisini “yeni bir fantezi” olarak niteleyenler, her zamanki gibi “sol gösterip, sağ vuruyor”. Günümüzde hükumetlerin izole edilen yurttaşları mali (parasal) olarak desteklemelerinin olanaklı olmadığını, böyle bir istemin asla karşılan(a)mayacağını belirtiyorlar.

Halk sağlığı önlemleri de uygulandığında, yani virüsün yayılmasını önlemek için sıkı önlemler alınması durumunda çocukların okullarından geri kalacağını, emekçilerin evlerine ekmek götüremeyeceklerini savunuyorlar.
(AS: HES… Emekçi için “Hayat eve SIĞMIYOR!”)

Özetle söyledikleri şu: Evet, belki Halk Sağlığı önlemleri alın(a)madığı için “virüsten” ölüyoruz, ama Halk Sağlığı önlemleri alınırsa bu kez “açlıktan” öleceğiz!

Ve ölümlerden ölüm beğeniliyor, açlıktan ölmektense, virüsten ölmek yeğleniyor.

Bu “seçim”, eve ekmek götürülemediğinde açlıktan ölümün “kesin” olduğu, ama COVID-19’a yakalanan herkesin ölmediği biçiminde mantığa büründürülüyor (rasyonelleştiriliyor).

DÜŞEREK Mİ, AÇLIKTAN MI ÖLEYİM?

Neredeyse tıpa tıp aynı bir us yürütmeye (rasyonelleştirmeye) yaklaşık on yıl önce katıldığım bir toplantıda da tanık olmuştum.

Tuzla tersanelerindeki işçi cinayetlerine karşı bir İşçi Sağlığı Platformu oluşturulmuştu. Platform, Petrol-İş Sendikası’nda bir toplantı düzenlemişti. Toplantıda söz alan bir tersane işçisi aynen şu tümceleri kurmuştu:

  • “Ben biliyorum, o direğin tepesine çıkarsam düşüp ölürüm. Bilmediğimden değil! Çıkmazsam işten atılırım, açlıktan ölürüm. Ben direkten düşerek mi öleyim yoksa açlıktan mı öleyim; bu ikisi arasında seçim yapmak zorundayım. Benim önümde yaşam seçeneği  yok zaten!”

EMEKÇİLERİN ÖNÜNE YAŞAM SEÇENEĞİ KOYMAK ZORUNDAYIZ

Pandemi, işçi cinayeti, sel felaketi, deprem… Adını siz koyun.

  • İstisnasız (AS: Ayrıksız) bütün felaketlerin (yıkımların) dönüp dolaşıp, yoksulun ve emekçinin başında patladığını biliyoruz.
  • Emekçi çaresiz!

Çünkü 1980’lerden beri tüm dünyaya giderek daha çok egemen olan neoliberal sağcı politikalar emekçinin önünden “yaşam” seçeneğini kaldırıyor. Önünde bir “yaşam” seçeneği göremeyen emekçi, her zaman ölümlerden ölüm beğenmek zorunda kalıyor.

Emekçi bu ruhsal durummdayken biri çıkıp “aşı yetmez, halk sağlığı önlemleri de alınsın” deyince, çılgına dönüyor. Çünkü binlerce yıldır “açlıkla terbiye edildi”. Aç kalmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyor.

Çünkü binlerce yıldır açlıkla terbiye edilmiş bu insanlar,

  • “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” günlerin gelebileceğine inanamıyor.

=============================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Dr. Hakkı Açıkalın‘ı bu başarılı irdelemesi için kutluyoruz. Kendisi ne yazık ki çok erken emekli oldu. Ancak içindeki “HALK SAĞLIĞI” ateşi, –bizde de olduğu gibi– cayır cayır.

Kurduğu web sitesinde çok değerli yazılar yazmakta.

Dr. Akalın Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Kanada’ya gitti ve orada Ryerson Üniversitesi Halk Sağlığı Okulunda 4 yıl eğitim aldı. Özgeçmişi ve hizmetlerine bakılmalı:

https://toplumcutip.blogspot.com/p/akif-akalin-ozgecmis.html

Türkiye’de AKP = RTE iktidarı 1 Temmuz 2021’de tüm salgın savaş önlemlerini (Halk Sağlığı Önlemlerini!) kaldırdı AŞI dışında..
Kararlılıkla vurgulandı, “ARTIK AŞI VAR!”

HES : Hayat eve sığar..
HES, Emekçi için kocaman bir aldatmaca!..
“Hayat eve SIĞMIYOR!” eve ekmek girmezse..

Doğallıkla, salt “aşı” ile özlenen toplum bağışıklığına hala erişelemedi, hatta toplumsal bağışıklık ülkemizde artık artmıyor, azalıyor..
3 aşılı olanlar tam bağışık saılırsa, bu sayı 19 milyonu biraz aşıyor.
Gerçekte 3 Biontech aşısı olanları tam aşılı saymak gerek ki bu 10 milyon bile değil korkarız..

Dolayısıyla, başta yetersiz aşılama ve Halk Sağlığı önlemlerinin büyük ölçüde terk edilmesi olmak üzere, pek çok etmene ikincil (bağlı) olarak salgın ülkemizde ve dünyada denetim altına alınamıyor.

Neo-liberal yabanıl (vahşi) kapitalizm, bizim 40+ yıldır öğrencisi olduğumuz Halk Sağlığı / Epidemiyoloji bilim alanının gerekleini yerine getir(e)miyor. Bedeli, en temel insan hakkı olarak SAĞLIKLI YAŞAM HAKKIndan yoksun bırakılan emekçiler canlarıyla ödüyor.

  • Omicron‘dan hastaneye yatış riski Delta’nın yarısı. Ama bulaştırıcılık 70 kat, çok kısa sürede patlayan hasta sayısı hastaneleri zorlayabilir.
  • AŞI + bilinen kişisel korunma yöntemleri ve toplumsal – çalışma yaşamında, eğitimde.. sosyal devlet destekli kimi sınırlamalar zorunlu.

Ülkemizde ve dünyada en can alıcı soru / yumuşak karın, SALGINDA KİMLERİN ÖLDÜĞÜ”DÜR!

Evrensel kuraldır                                 :

  • YOKSUL DAHA ÇOK HASTALANIR, DAHA ÇOK ÖLÜR..
  • Ölmeden kurtulursa daha da YOKSULLAŞTIRILMIŞTIR ve yeni bir hastalık – ölüm daha da yakınlaşmıştır!

Bütün dünyanın EZİLENLERİ birleşmeli ve kapitalizmin – emperyalizmin kanlı ellerinden yaşam haklarını ve onurlarını kurtarmalıdır, hem de bu yüzyıl içinde!

Lütfen tıklayınız, TURCOVAC henüz aşı değil, aşı adayı.. skandal! Evre 3 çalışması yoktur!

http://ahmetsaltik.net/2021/12/30/turkovac-asi-adayinin-bilimsel-verileri-makalesi-nerede/

Sevgi ve saygı ile. 04 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Bilim Kurulu 2. Bşk.

www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik       twitter : @profsaltik     

 

Halil Çivi şiiri : ALEVİ’LİĞİN YOLU VE DİLİ

ŞİİR KÖŞESİ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

 

 

ALEVİ’LİĞİN YOLU VE DİLİ

Özüme birlik yerleşti,
Aklım, inancım gürleşti,
Irklar ve dinler birleşti,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
İnsanlık baş tacı oldu,
Vicdan dert ilacı oldu,
Gönül yapan hacı oldu,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Kini, nefreti bıraktım,
Cebirle şiddeti yaktım,
Ömürboyu duru aktım,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Yüreklere sevgi ektim,
Sevgi fidanları diktim,
Her cana sevgiyle baktım,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
İkiliklerden ar ettim,
Peygamberleri bir ettim,
Hakka özümde yer ettim,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Tam dört kitap bire indi,
İçimdeki şüphe dindi,
Gönlüm inançla gönendi,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Şeriatı dile verdim,
Tarikatı yola verdim,
Marifeti hala verdim,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Hakikatta karar kıldım,
İkiliği kökten sildim,
Her insanı kardeş bildim,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Varlığımdan hisse kaptım,
Bedenimi evren yaptım,
Evren mimarına taptım,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
İnsan gönlü Hakka mekân,
Haksız gönül, haksız insan,
Hakkı bilen cana kurban
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Hak insanın özündedir,
Kulağında, gözündedir,
Aklındadır, sözündedir,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Elim, dilim, belim masum,
Tüm günahlar bana hasım,
Harama, yalana küsüm,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Atatürk’tür temel taşım,
Demokrasi bitmez aşım,
Laikliktir arkadaşım,
Hak Muhammed Ali ile.
Xxx
Halil Çivi der insanım,
Türkiye ebed vatanım ,
Vatana fedadır canım,
Hak Muhammed Ali ile.
XXX
NAKARAT OLARAK.

Hak Muhammed Ali ile,
Ehli Beyt’in yolu ile,
Hace Bektaş Veli ile,
Mazlumların dili ile.
xxx

Prof. Dr. Halil Çivi.
25 Aralık 2021 Çiğli / İZMİR

 

 

KISA AÇIKLAMA                        :

Kimi Alevi – Bektaşî yurttaşlar,

  • “Hocam niçin hiç Alevilik hakkında şiir, yazı… yazmıyorsunuz?”

diye serzenişte bulunuyorlar.

Aleviler din, mezhep, tarikat, cemaat ırk, cinsiyet, makam, servet, varsıl – yoksul (zengin – fakir) ayrımı yapmaz; inançları gereği 72 millete eşit olarak (bir nazarla) bakar ve herkesi eşit can olarak görürler.

Akıl, bilim, laiklik, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yurttaşların eşitliği, din ve vicdan özgürlüğü, temel vazgeçilmez insan haklarına saygı, üstün ahlak ve adil yönetim…

Alevi teolojisinin ve yaşam felsefesinin de özüdür.

Alevîlik yolu sevgi, barış, dayanışma, kardeşlik yani insanlık yolu; dili de insanlık dilidir.

Aleviler;
– Kurtuluş Savaşımızın çok önemli katılımcıları ve destekçileri,
– demokratik ve laik Cumhuriyetimizin kurucu paydaşları ve sahipleri ve
– Büyük Devlet Adamı, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün sadık ve yılmaz izleyicileridir.
***

AYRIMSIZ VE KOŞULSUZ OLARAK, HERKES İÇİN                :

2022 YILI GÖNLÜNÜZDEKİ TÜM GÜZEL BEKLENTİLERİN GERÇEKLEŞTİĞİ, PANDEMİNİN DEF OLUP GİTTİĞİ VE HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN YOK OLDUĞU, YAŞAMA UMUTLARINIZİN YENİDEN TOMUCUKLANDIĞI, SEVGİ, BARIŞ VE KARDEŞLİK YILI OLSUN… / Halil Çivi

Cumhuriyet ve sağlık

author

Bu gün önemli bir gün, Cumhuriyet’in ilanının 98. yılı. Cumhuriyeti ve sağlığı ele almamız yerindedir. Yıllardır iktidarın dile getirdiği 2023 hedefleri vurgusu var. Yapılan Anayasa değişiklikleriyle, pek çok düzenlemeyle rejimin dönüşümü tartışılıyor. Bir yandan yeni Anayasa gündeme getirilirken diğer yandan değişmez hükümlerinin tartışmaya açıldığına tanık oluyoruz. Laiklik gibi insanlığın yüzlerce yıllık mücadelesi ile elde edilen kazanımlara şekil olarak bile tahammül edilmiyor. En temel hakların, özgürlüklerin alındığı, eşitlikten söz etmenin olanaksız olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Sadece Türkiye’de değil, pek çok ülkede dünyayı felakete sürükleyen benzer politikaların uygulamada olduğu görülüyor. Pandemi tüm olumsuzlukları daha da belirginleştiriyor.

Yüzüncü yılına doğru giderken Cumhuriyet neyi başardı, neyi başaramadı? Olumlu ve olumsuz örnekler verilebiliyor. “Kimsesizlerin kimsesi” olabildi mi? Toplumun tüm kesimlerine adaleti, hakkaniyeti götürebildi mi? “Yurtta barış, dünyada barış” hedefine ne oldu? Darbelerle, idamlarla, işkencelerle dolu siyasi tarihinin sonunda ülkenin durumu ortadadır. Nasıl oldu da gelir adaletsizliğinin bu kadar derinleştiği, grevleri yasaklamakla övünen, her türlü hak arama mücadelesinin şiddetle ya da soruşturmalarla bastırıldığı bir ülke olduk? Basın özgürlüğünde, insanî gelişmişlikte sürekli gerileyen, adaletin, kurumların aşındığı, havasına, suyuna sahip çıkamayan, kadın cinayetlerini durduramayan hallerimizi görmemiz, bu ülkede yaşayan herkesi gözeten bir Cumhuriyet’i hedeflememiz gerekiyor.

Sadece insanların değil, hayvanların, bitkilerin, denizlerin, ormanların ülkenin ve dünyanın hallerine tahammülü kalmadı. Herkesin bulunduğu yerden daha iyisinin ne olduğunu ve nasıl başarılacağını tartışması gerekiyor. Eğitimde, sağlıkta, uluslararası ilişkilerde, ekonomide, sanatta, siyasette, tarımda, sanayide, enerji politikalarında, sayamadığım tüm alanlarda ne istediğimizi tarif etmeli ve gerçekleştirmenin yollarını bulmalıyız. Ülkenin bunu yapabilecek birikimi var.

SAĞLIKTA NE İSTİYORUZ?

Sağlık alanından buraya katkımız olur mu?

Cumhuriyet, sağlığı çok olumsuz koşullarda devraldı. Yaptıkları, yapamadıkları, yapmadıkları oldu. Kimi zaman ülke koşularına uygun politikalar üretti, salgınlarla mücadelede, halk sağlığını önceleyen sosyalleştirme çabalarında olduğu gibi başarılı hamleleri oldu. Bunlar yerini piyasacı sağlık politikalarına bıraktı. Aşısını, ilacını kendi üreten kurumlardan, bunları kapatıp her şeyi satın almaya yönelen anlayışlara geçildi. Hastalanmamayı öncelemekten hastalıktan para kazanmaya, hatta hasta garantisi vermeye giden dönüşümler yaşandı. Tıp eğitiminde örnek alınacak atılımlar sonrasında kurumlarını aşındıran, hakkaniyeti, liyakatı bozan adımlar atıldı. Çok iyi çalışan hastaneleri kapatılıp çürümeye terk eden, bunlara karşılık şehir dışına çok pahalıya mal olan dev hastaneler yapan, buralara ulaşımı sağlayabilmek için ayrıca milyarlarca lira harcayan sağlık ve ülke yönetimi devam ediyor.

İşte bu koşullarda Cumhuriyet’in yeni yüzyılına girerken, Covid-19 salgınının belirginleştirdiği sorunları da görerek nasıl bir sağlık sistemi istemeliyiz? Sağlıklı olmanın koşulları neler? Sağlığın finansmanı nasıl olmalı? Kadın, çocuk, okul, işçi, yaşlı sağlığı alanlarında yapılması gerekenler? Sağlık çalışanlarının eğitimlerinden, çalışma koşullarına, özlük haklarına kadar atılması gereken adımlar neler? Tüm bunları tartışmak, doğrusunu tarif etmek ve çözümler önerebilmek amacıyla hekimleri, sağlık çalışanlarını, bu konulara ilgi duyan değişik disiplinlerden insanları bir araya getiren bir forum/tartışma platformu kuruluyor. Yöntemleriyle, farklı üretimleriyle “sıra dışı bir forum”, örnek olabilecek bir çalışma bu.

Sorunlara cevaplarımızı katılımcı biçimde tartışmak, karar alıcılara anlatmak ve daha iyisini elde etmeye çabalamak için kritik bir zamandayız. Neden mi? Şimdiye kadar yapılmadığından değil, doğrusunu ortaya koyup mücadele etmek yaşamsal hale geldiğinden.

İşçileşen, yoksullaşan öğrenci

Deniz Yıldırım
Deniz Yıldırım
08 Eylül 2021, Cumhuriyet

İktidarın üniversitelere yaklaşımı malum. Liyakatsiz atamalarla içi boşaltılan üniversitelerde eğitimin niteliğinin yıldan yıla gerilediği de kuşkusuz. Bu, işin bir yanı. Araya bir de pandemi girdi, eşitsizlik ve nitelik kaybı daha da arttı. Şimdi aşısı olan bir virüs karşısında, hâlâ aşılanmayan öğrenciler ve kamu personeli de varken risk alındı ve üniversiteler açılıyor. Yüz yüze eğitimin başlaması, öğrenciliğin pedagojik ve sosyal açıdan desteklenmesi adına (AS: için) zorunlu. Elbette geçici turizm geliri için ülkenin eğitimini, geleceğini, kuşaklarını feda etmeyen ve planlı, programlı bir iktidar da zorunluydu.

Üniversiteler açık tutulmalı. Yüz yüze eğitimi savunanlardanım; fakat bunun ekonomi biraz canlansın, taşrada esnafın, ev sahibinin bozulan mali durumu öğrencilerle biraz olsun düzeltilsin mantığının ötesinde bir planlamayla, programla ve tedbir paketiyle yürütülmesini istemek hakkımız. Bir süre sonra “haydi kapattık” demesinler diye bu plansız, programsız bakışa eleştirilerim tarihe not düşülsün.

Örneğin, tabela asmakla üniversite olunmadığı gerçeği, şimdi bir de pandemi döneminde fiziksel şartlardaki eşitsizliklerle birleşiyor. Öğrenci sayısı çok olsun diye artırılan kontenjanlarla dar bina, koridor, derslik yapıları arasındaki uyumsuzluk belirginleşiyor. İktidarın nicelik kaygısıyla, eğitimden sağlığa nitelik ihtiyacı arasındaki makas da böylece açılıyor.

Diğer taraftan (öte yandan), özellikle belirtmek gerekir ki öğrencilerin memleketlerine döndüğü koşullarla bugünkü koşullar arasında maddi açıdan da büyük fark var. Birçok öğrenci, pandemi döneminde eğitime erişmekte zorlandı. İnternet erişimi olmadığı için değil sadece. Son yazıda da belirttiğim üzere, ülkede pahalılık ve geçim zorluğu arttıkça, maddi sıkıntısı olan kimi gençler eğitimin önüne geçimi, ailenin geçimine katkı vermeyi koymaya başladı. “Öğrenciliğin işçileşmesi dediğim olgu, böylece pekişti. Bu gençlerin yeniden üniversitelere, yüz yüze eğitime nasıl çekileceği sorusunu ciddi ciddi tartışmamız gerekiyor.

Üstüne üstlük, diyelim ki öğrenciler üniversitelerinin bulunduğu şehre gitmeyi, “önce eğitim” demeyi tercih etti; iş bununla da kalmıyor. Bir buçuk yıl önceki şehirlerarası otobüs fiyatlarıyla bugünkünü karşılaştırın sadece. Aradaki fark dudak uçuklatıyor. Sadece ulaşım mı? Bu öğrenciler barınmak, beslenmek, sosyalleşmek, eğitimleri için kitap almak zorunda. Bu ise düşen alım gücüyle artan pahalılık arasındaki makasın da üniversite öğrencileri için bir başka sorun olduğunun kanıtı. Kamu kaynaklarının bu sorunları gidermek için kullanılması, dar gruplar yerine halk çocukları için seferber edilmesi gerek. Burslar, destekler artırılmalı; ulaşım indirimleri sağlanmalı.

ARTAN KİRALAR VE PAHALILIK

Bir diğer sorun da barınmaya dair (ilişkin). Haberlerde okuyorsunuz. Birçok üniversite şehrinde ev kiralarında büyük artış yaşanıyor. Devletin görevi, öğrencilerin barınma hakkını kamusal olarak güvence altına almak. Ancak öğrenci sayısıyla yurt kapasiteleri arasında uçurum var. Kaldı ki pandemi koşullarında, kalabalık yurt ortamlarında virüsün yayılımının nasıl engelleneceği konusundaki endişeler, dişinden tırnağından artırarak çocuklarını okutmak isteyen kimi aileleri ev kiralamaya yönlendiriyor, yönlendirecek. Kiraların artışını denetlemekle ilgili bir mekanizma kuruldu mu? Yoksa yine, adrese teslim ihalelerde hatırlanmayan “serbest piyasa”, kira artışları, hayat pahalılığı söz konusu olunca önümüze sürülen mazeret mi (özür) olacak? Kamuculuk, bu yüzden halk çoğunluğunun asıl ilacı.

Elbette herkesin ev kiralamaya gücü yok. Yurt da çıkmadı. Ne olacak? Olacak olan belli.

  • Kamudan beslenen iktidar destekli vakıfların, tarikat yapılarının yurtlarına mecbur bırakılacak gençler.

Nereden bakarsanız bakın, maddi koşullardan ideolojik koşullanmalara varıncaya kadar bu, çıkışsız bir çember.

Gelelim son meseleye (soruna). Bu sene kontenjanlar özellikle taşrada, çoğu yerde boş kaldı. Son dakika oyunlarıyla baraj puanını aşağı çekme, sorunları sadece “öğrenciler zor sene geçirdi, barajı indirelim de yerleşsinler” mantığıyla gençlerin üzerine yükleme anlayışı da gerekçesini yitirdi. Sorun baraj değilmiş. Öyleyse nedir?

İki neden başat: İlki maddi koşulların iyiden iyiye zorlaşmasıdır. Şehir dışında, uzak memlekette çocuk okutmak şimdi daha da zor. İkincisi ise genç işsizliğine çare bulunmaması“okuyup çalışırsan emeğinle istediğin yerlere gelebilirsin” anlayışının da bu dönemde iyice yerle bir olmasıdır. Nedeni de iktidarın kayırmacılığı, yandaşlığı kartvizit olarak yeterli gören anlayışıdır. Diploma nedir ki?

Sadece kamu alımları mı sorunlu? Ekonomi durdu, işsizlik arttı. Bu ortamda özel sektörde de iş bulmak zorlaştı. “Çok üniversite açalım” demek yetti mi? Diplomalı genç işsizliğine çare bulundu mu? Demek ki bir de ekonomik modeli buna uyarlamak, eğitim ile istihdam arasında denge kurmak gerekiyormuş. Kayırmacılığı bitirmeden, bilime yatırım yapmadan, kaynakları yerinde kullanmadan, gençlere istihdam kapısı açmadan, talan ekonomisinden çıkmadan baraj puanını düşürme siyasetinin iflası, sorunun kaynağının gençler olmadığının da kanıtı.