Etiket arşivi: mRNA aşıları

CHP Covid-19 Danışma Kurulu Raporu

CHP Covid-19 Danışma Kurulu:

Pandeminin 30. Ayında Virüs Geri Döndü, “Müsterih” Olmak Değil Önlem Almak Zamanı!

Cumhuriyet Halk Partisi COVİD-19 Danışma Kurulu pandeminin 30’uncu ayında virüsün yeni varyantla geri döndüğünü hatırlatarak, “Sağlık Bakanı Koca’nın ‘müsterih olunuz’ yaklaşımı ile değil, bilimsel önlem alarak halkımızı koruma zamanı” dendi.

CHP COVİD-19 Danışma Kurulu yaptığı yazılı açıklama ile her yeni varyantın gelişen özellikleriyle salgının seyrini de değiştirdiği vurgulandı. Açıklamada azalan test sayılarına ve değişen salgın yönetimi uygulamalarına karşın vakaların arttığı ortaya konarak, çözüm önerileri sıralandı.

https://chp.org.tr/haberler/chp-covid-19-danisma-kurulu-pandeminin-30-ayinda-virus-geri-dondu-musterih-olmak-degil-onlem-almak-zamani

CHP COVİD-19 Danışma Kurulu’nun açıklaması şöyle                  :

“İlk kez 31 Aralık 2019’da Dünya Sağlık Örgütü Çin Ülke Ofisi tarafından Çin’in Hubei Eyaleti Wuhan Şehrinde tespit edilen nedeni bilinmeyen zatürre vakaları ile gündeme gelen COVID-19 pandemisinde 30 ay geride kaldı.

COVID-19 pandemisi geçirilen zor zamanların ardından kontrol altına alınmış gibi görünse de halen devam ediyor. Hatırlanacağı üzere bu yılın Nisan ayında Dünya Sağlık Örgütü’nün COVID-19 Acil Durum Komitesi Başkanı Didier Houssin, “koronavirüs salgının bitmediği”ni vurgulayarak, salgına karşı “gardımızı düşürmenin” zamanının gelmediğini ifade etmişti.

Ancak dünyanın pek çok ülkesi yaz döneminde artacak turizm gelirlerini düşünerek pandemiye karşı gardını indirdi ve salgına yönelik halk sağlığı tedbirleri hızla kaldırıldı. Türkiye ise Sağlık Bakanı Koca’nın “müsterih olunuz” yaklaşımı uyarınca COVID-19 bilimsel tedbirleri arasında olmayan “canlı müzik yasağı” dışındaki tüm önlemleri ülke genelinde kaldırdı.

Toplum sağlığını korumaya yönelik bu uygulamaların kalkmasının sonucunda da pandeminin 30. ayına ulaştığımız şu günlerde SARS-CoV-2 virüsü yeni varyantla geri döndü.

Her yeni varyant gelişen özellikleriyle salgının seyrini de değiştiriyor. Azalan test sayılarına, değişen salgın yönetimi uygulamalarına karşın yeni bir yükseliş dönemine, bir yaz dalgasına girildiğini söylemek mümkün görünüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün son verilerine göre 110 ülkede COVID-19 vakaları artış gösteriyor, haftalık %18’lik bir vaka artışı açıklandı. Avrupa’da ise vaka sayılarındaki artış oranı %33.

Bu yeni durum ve artışla paralel olarak ülkemizde de haftalık vaka sayıları artışa geçti. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 20-26 Haziran haftasında, önceki haftalara göre hızlı bir artışla Nisan ayının ortalarındaki vaka sayısına geri dönüldü.

Önlemlerin kaldırılması ve aşırı serbestleşme, artan toplumsal hareketlilik, aşılamaya verilen önemin ve ilginin düşmesi, önlemsizliği adeta teşvik eden açıklamalarla başladığımız yaz kolay geçmeyecek gibi görünüyor.

Omikron varyantının alt türlerinin hızla tüm dünyaya yayıldığı, bulaşıcılık, yeniden enfeksiyon ve bağışıklık yanıtının azalması risklerinin arttığı bir dönemde ülkemizin bu sürece hazırlanmıyor oluşu kaygı verici.

Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu olarak vurgulamak isteriz ki,
Haziran 2022 tarihi itibariyle;

  • Türkiye’de salgına ait ulusal veriler epidemiyoloji biliminin gereklerine uygun olmayacak biçimde, oldukça gecikmeli ve çok kısıtlı biçimde kamuoyuna duyurulmaktadır.
  • Dünyanın pek çok ülkesinin aksine ülkemizde hızlı tanı testleri uygulamaya geçirilmemiş, sağlık çalışanlarının büyük özverisiyle sürdürülen PCR testine ise ücretsiz erişim oldukça güçleştirilmiştir.
  • Ülkemizde baskın olan varyantı belirleyecek ve buna göre pandemi kontrol mücadelesini planlayacağımız genomik analiz sayısı çok düşük düzeydedir (21 Haziran 2022 tarihi itibarıyla genomik analiz yapılma oranı %0,06’dır).
  • PCR test pozitifliği sonucunda izolasyona alınan hastalar ücretli idari izinli sayılmamaları nedeniyle özlük hak kayıplarına uğramakta ve bu nedenle yakınması olan kişiler PCR testi yaptırmak istememektedir.
  • Sağlık Bakanı’nın pandemiyi önemsizleştiren talihsiz açıklamaları nedeniyle maske, fiziksel mesafe ve hijyen gibi bireysel önleyici uygulamalar hemen tümüyle ortadan kalkmıştır.
  • Hatırlatma doz aşı oranı toplumsal koruma sağlayacak düzeyde değildir. Öte yandan Turkovac aşısının etkinliğine yönelik yapılan bilimsel çalışmanın sonucu halen açıklanmamıştır. 12 yaş altı çocuklara aşı hakkı tanınmamıştır. Ayrıca pandeminin başından beri ülkemizde kullanılan aşıların etkililiğine yönelik hiçbir veri açıklanmamıştır.
  • Molnupiravir dışındaki etkili antiviral tedavi seçeneklerinin hiçbirisi ülkemizde erişilebilir değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu olarak belirtmek isteriz ki; temel görevi yurttaşların sağlığını korumak olan Sağlık Bakanlığı, COVID-19 pandemisinin hem izlem hem kontrolü konusunda ağır aksak sürdürdüğü yükümlülüklerini son dönemde tümüyle terk etmiş ve adeta pandemi mücadelesinde “havlu atmıştır”.

Omikron varyantı ile enfekte olan hastalarda öksürük, halsizlik, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı şeklinde bulgular gözlenmektedir. Tat ve koku kaybı, Delta enfeksiyonlarından daha az, boğaz ağrısı ve seste kabalaşma, delta enfeksiyonlarından daha sık görülmektedir. Hastalık bulgusu olanların MUTLAKA test yaptırması gerekmektedir. Halihazırda yakınmaları olmasına rağmen test yaptırmama gibi bir yaklaşım söz konusudur. Birçok hastanede COVID-19 poliklinikleri kapatılmıştır.

Omikronun yeni ortaya çıkan alt varyantları giderek daha bulaşıcı hale gelmektedir (BA.2 alt varyantı BA.1 alt varyantından daha bulaşıcı idi. BA.2.12.1 alt varyantı, BA.2’den daha bulaşıcı). Kapalı alanlarda ve açık havada kalabalık ortamlarda maske kullanılmaması bulaşmayı daha da arttırmaktadır.

Omikron’un BA.4 ve BA.5 alt varyantları dünyada hızla yayılmaktadır. Bu alt varyantlar, Avrupa Enfeksiyon Hastalıkları Kontrolü Merkezi (ECDC) tarafından “endişe verici varyantlar” olarak kabul edilmiştir. Bu alt varyantların en önemli özelliği daha önce hastalanan kişileri TEKRAR hastalandırabilmesidir. Yani daha önce Omikronun BA.1 alt varyantı ile enfekte olan bireylerde ortaya çıkan bağışıklık yanıtı özellikle aşısız bireylerde BA.4 ve BA.5 alt varyantı ile enfekte olmayı engellemede yetersiz kalmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü ve ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) geçtiğimiz günlerde COVID-19 aşılarının içeriğine ek dozlar için Omikron varyantı antijeninin eklenmesini önermiştir. Bu öneri, sonbaharla birlikte pandemide yeni bir dalgaya hazır olmak gerektiğinin habercisi olarak ele alınmalıdır.

COVID-19 tanısı alanlar; MUTLAKA 5 gün evde dinlenmeli, kendilerini İZOLE etmelidir. Beş günün sonunda yakınmaları azalmışsa 5 gün daha MUTLAKA MASKE takarak ev dışına çıkmalı, eğer yakınmaları düzelmemişse evde dinlenmeye ve kendilerini izole etmeye devam etmelidir.

Omikron ile enfekte olmak hafif hastalığa yol açmakla birlikte, özellikle risk grubunda olanlarda ve aşısızlarda ağır hastalık ve ölüm riski halen mevcuttur.

Risk grubunda olanlarda COVID-19 hastalığının tedavisinde kullanılabilecek etkili bir ilaç olan Paxlovid halen Türkiye’de bulunmamaktadır.

Sonbaharda ve kış aylarında COVID-19 olgularının diğer viral solunum yolu enfeksiyonları ile birlikte artması kaçınılmaz görünmektedir. Okulların da açılmasıyla birlikte artacak COVID-19 olgularını azaltmanın en etkili yollarından biri aşılamadır. Dünya’da mRNA aşıları 6 AYDAN BÜYÜK HERKESE önerilmeye başlanmıştır. 5-11 yaş grubuna bir ek doz ve 11 yaşından büyük herkese de 2 ek doz önerilmektedir.

Gerek hastalığın yaygınlığını azaltmak gerekse varyantların ortaya çıkmasını engellemek için hastalığın bulaşmasını azaltmanın gerektiği çok iyi bilinmektedir. Hastalığın bulaşmasını azaltmanın iki önemli yöntemi; kalabalık ortamların iyi havalandırılması ve maske kullanımı ile etkili aşıların ve gereken ek (hatırlatma) dozların yapılmasıdır.

Ülkemizde her ne kadar hangi yaş grubuna, hangi risk grubuna hangi aşıların ve kaç doz yapılmış olduğu açıklanmasa da sadece CoronaVac (Sinovac) aşısı olan birçok kişinin olduğu gözlenmektedir. COVID-19’dan korunmada en etkili aşılar mRNA aşılarıdır ve ülkemizde bulunmaktadır. Ancak aşı merkezlerinin sadece devlet hastanelerinde ve toplum sağlığı merkezlerinde açık halde tutulması ve hatırlatma dozlarının yapılması konusundaki uyarıların/önerilerin yeterince güçlü olmaması, aşılanma oranlarının epey düşmesine yol açmıştır.

Özetle;

  • Toplu taşıma gibi belirli alanlarda maske takılması ve fizik mesafe sağlanması gibi salgın önlemleri yeniden yürürlüğe konmalı,
  • Test sayısı artırılmalı, hastalık bulgusu olan herkese test yapılmalı,
  • İzolasyon, karantina ve izlem uygulamaları gözden geçirilmeli ve güncellenmeli,
  • Aşılama hızla yaygınlaştırılmalı,
  • Çalışma yaşamında kaldırılan özlük hakları ile ilgili COVID-19 düzenlemeleri ve destekleri yeniden hayata geçirilmelidir.

Herkesi halen içinde bulunduğumuz “yaz dalgası” nedeniyle kapalı ortamlarda yüksek koruyucu maske kullanmaya ve solunumsal yakınması olan kişileri de hızlı test ya da PCR testi yaptırmaya davet ediyoruz.

Avrupa kaynaklı veriler ve ülkemizdeki gözlemlerimiz son haftalarda COVID-19 vakalarında büyük bir artışa işaret etmektedir. Söz konusu vaka artışları henüz vefat sayılarına yansımamıştır. Ancak bilinmelidir ki; pandemi halen öldürücüdür ve ayrıca hastalık değişen oranlarda “Uzun-COVID” tablosuna da yol açmaktadır.

  • Bu nedenle
  • Sağlık Bakanlığı’nı COVID-19 pandemisini bilime uygun biçimde izlemeye ve
  • Birey-toplum sağlığını koruyacak biçimde
  • Pandeminin ciddiyetini toplumla paylaşmaya davet ediyoruz.

Aksi halde her bir kişinin hastalanması ya da kaybının sorumluluğunun Sağlık Bakanlığı’na ve Sağlık Bakanı’na ait olacağını vurgulamayı görev sayıyoruz.

1 Temmuz 2022
Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu

TELE1 TV Programımız : 500. GÜNDE SALGIN YENİDEN TIRMANIŞTA MI?

Dostlar,

Bu gün 21 Temmuz 2021 Çarşamba günü saat 14:00’te TELE1’de olacağız.. / OLDUK.

Bilindiği gibi salgın Türkiye ve Dünyada tırmanışta yeniden.
Sürgit mutasyonlar sonucu oluşan varyant tipler meydan okumayı sürdürüyor.

Tüm uyarılarımıza karşın AKP iktidarı, salgın ile çok tehlikeli flörtü sürdürüyor.

Salgın yönetimi kararları yine bilimsel değil; popülist, politik, ekonomik vb.


Üstteki tablo verilerine göre, Şubat 2021 ortalarına, 5 ay geriye savrulmuş bulunuyoruz!
Ki, aşılamaya başlamanın (14 Ocak 2021) ilk ayı bitimi..

Geçtiğimiz hafta dünyada, önceki haftaya göre hasta sayısında %14 artış saptanırken, ülkemizde bu oran %38 oldu!

Ölümler ise geçtiğimiz hafta dünyada, önceki haftaya göre hasta sayısında %1 artarken,  ülkemizde bu oran -%1 oldu! Epidemiyolojik açıklanabilirliği yok! Oynanmış ve gerçek olarak yakalanamamış durumun çarpık verileri. Örn. Delta varyant yaygınlığını ülkemizde bilmiyoruz. Bir yığın bilgi açığı ve çarpık – güvenilmez veri ile bilimsel salgın yönetimi yapılamaz.

  • İktidar, turizmden gelecek yaklaşık 20 milyar Dolar girdi için ülkeyi kurban etmiştir!
  • 4. dalga adeta çağrılmaktadır ve sonbaharı da beklemeyebilir.

Açıklanan aşılama oranları yanıltıcıdır                         :

1. 90 milyon değil 61 milyon hedef nüfusa göre verilmektedir, açıklanan oranlar gerçekte İmmünolojik olarak 1/3 daha aşağıdadır.
2. 14 Ocak 2021’de başlanan SINOVAC-CORONAVAC aşısını son 3 aydan daha eskide olanların bağışıklığı hemen hemen sönümlenmiştir.
3. Hastalığı geçiren kayıtlı 5,5 milyon insanımızın da son 6 aydan daha eskide hastalananların doğal bağışıklığı kalkmıştır.
4. Varyantlar nedeniyle mRNA aşılarında da etkililik %80’lere gerilemiştir.
5. Aşı olanların bağışık yanıt gücü, yoksulluk – beslenme sorunları başta olmak üzere hep %100 değildir.
….
Bu nedenlerle Türkiye’de halen, kağıt üstünde gösterilen yanıltıcı – popülist oran ne olursa olsun, KOVİT-19’a karşı gerçek (biyolojik) bağışıklık %20’ler dolayındadır. Tersinden söylenirse, halen her 5 insandan 4’ü Kovit-19’a karşı duyarlıdır, bağışık değildir, savunmasızdır.

  • Bu vb. nedenlerle hem kağıt üstünde aşılanma oranı artmakta hem de HASTALIK ARTMAKTADIR!

Salgını salt bu aşı politikası – uygulaması ile denetlemek çok zordur.

İktidar apaçık risk almış ve “Allah kerim” politikası seçmiştir.
Bağışlanır bir hata değildir!

Salgının Epidemiyolojik yönetimi bir bütündür ve adeta bir orkestra yönetimi gibidir.
Salt davulcudan (aşı panayırı!) orkestra ol – maz!

Yine de AKP = Erdoğan halka açık aşı çağrısı yapmalıdır. Özellikle Doğu – Güneydoğuda. Aşıların kısırlık yaptığı savı bütünü ile safsatadır. Ülkemizin bu bölgelerinde aileler çooook sayıda çocuk sahibidir ve Dünyada – Türkiye’de kısırlık oranlarında, ilk Çiçek aşısının başlandığı 1796’dan bu yana önemli değişiklik yoktur.

İnsanoğlu, Papa’nın deyişiyle tavşanlar gibi üremektedir!

Halen dünyada 11 farklı KOVİT-19 aşısı kullanımdadır ve hiçbirinin etkililiği %50’den az değildir. Hepsi de güvenilir tıbbi ürünlerdir.

  • Herkesi aşı olmaya çağırıyoruz.
  • Aşıyı geciktirmek – reddetmek salgına destek vermektir.
  • Böyle bir hak olamaz, çünkü bilimsel değildir.
  • Toplum içinde hiç kimsenin başkalarının sağlığını tehlikeye itme hakkı olamaz;
  • Aşı olup korunalım – koruyalım.

Bu gün salgının 500. günü!

Bizim de 350. konuşmamız salgın üstüne.. Yazdıklarımız dışında..

İzlemek için tıklayınız.. (24 dk.).

Salt ekonomik kaygılarla yersiz ve yanlış uzatılmış, 9 günlük Kurban bayramı tatilinin 5. gününde gene de insanlarımıza özen göstermek düşüyor..

Kucaklaşmamak – sarılmamak – el öpmemek – KALABALIKLAŞMAMAK..
Özelikle kapalı yerlerde maskesiz uzun süre kalmamak
Genel temizliğe, el hijyenine önem vermek.
….

Salgın bitmedi, ne zaman biteceğini kesin olarak öngörmek olanaklı değil.

AŞI ile birlikte bireysel – toplumsal önlemleri sürdürmeliyiz.
Hatta İktidar, kimi kısıtlamaları düşünmeye ve uygulamaya başlamalı, çok geç olmadan.

Sevgi ve saygı ile. 21 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

 

‘Salgının sonu’nun düşündürdükleri

authorÇAĞHAN KIZIL

BİRGÜN, 2021.05.23

Türkiye geçen hafta içinde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir basın açıklamasında 120 milyon doz mRNA aşısı alacağını açıkladı. Basın açıklamasında yapılan anlaşmayı, Bakan kendi inandırıcılığı yüksek olmayacağını düşündüğü için olsa gerek, BioNTech şirketinin kurucularından Uğur Şahin’i canlı yayına bağlayarak duyurdu.

Pandemiyi bir seneyi aşkın süredir vaka artışları, aşılama, toplumsal mesafe, kapanma gibi kavramlarla tüm dünya olarak iç içe yaşadık. Aralık ayından itibaren aşılamanın başlaması ile bazı coğrafyalarda aşılama hızına bağlı olarak vaka sayılarında ve pandeminin gidişatında iyileşmeler gözlüyoruz. Son birkaç haftadır dünyada vaka ve ölüm sayılarında düşüş devam ediyor. 170 milyona yaklaşan resmi vaka sayısı ve 3,5 milyona yakın Covid’e bağlı ölüm sayısı sadece tespit edebildiklerimiz. Dünya Sağlık Örgütü hafta içinde yaptığı bir açıklamada ölümlerin gerçek sayısının normalin 2-3 katı olabileceğini yani 6-8 milyona yakın kişinin yaşamını bu hastalık nedeniyle kaybetmiş olabileceğini belirtti. Pandeminin başından beri, bu hastalığı reddeden, ciddiyetsizleştiren, bilimsel çalışmaları karalayan, maske karşıtlığını dillendiren geniş bir kitlenin var olduğunu biliyoruz.

Pandemi süresince yaşanan bilimsel gelişmeler, bu kayda değer olmayan fikirleri bastırmış durumda. Dünya, akıl, bilim ve vicdanla imtihanında yol almaya devam ediyor. Yaşadığımız dünyada etkisi gösterilmiş birçok aşımız var ve bu teknolojiler hastalıkla mücadelede insanlığın yardımına koşmuş durumda. Elbette dünya üzerindeki eşitsizliğin ve sınıfsal yapının bir yansıması olan pandemi sürecinde olduğu gibi, aşılama sürecinde de eşitsizlik gözle görülür durumda. Buna rağmen, aşılanan toplumlar ve kişilerde hastalığın azalmasının sağlandığı da bir gerçek. Aşıya ilk ulaşabilen ülkeler yurttaşlarını yüksek düzeyde aşıladı örneğin Amerika Birleşik Devletleri % 49, Avrupa Birliği %34, Birleşik Krallık %56 oranında nüfusa aşı yapmış durumda. Aşı teknolojilerinin ortaya çıkmaya başladığı bu sene başında birçok aşının etkinliği ve uzun vadeli koruyuculu tartışıldı, klinik çalışmalarla etkililik gösterildi, yeni varyant virüslerde etkinlik çalışmaları gerçekleştirildi. Pandemi, bilime ve insanlığa mRNA aşılarının etkin ve güvenli bir metot olduğu bilgisini sağladı. Halen bu teknolojiye karşı çekinceler olmasına rağmen, dünya üzerinde yüz milyonlarca kişiye bu aşı uygulandı ve etkili olduğu gösterilmiş durumda. Türkiye geçen hafta içinde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir basın açıklamasında 120 milyon doz mRNA aşısı alacağını açıkladı. Basın açıklamasında yapılan anlaşmayı duyuran Bakan kendi inandırıcılığı yüksek olmayacağını düşündüğü için olsa gerek bir BioNTech şirketinin kurucularından Uğur Şahin’i canlı yayına bağlayarak bu bilgiyi ona teyit ettirdi.

Aşı stratejisi ve tedarik sorunları

Öncelikle şunu net olarak söylememiz gerekiyor ki bu, Türkiye için pandemiyi kontrol altına alma ve insanları koruma açısından çok güzel bir gelişme. Çok geç kalan, aşı bulunamadığı ve yapılamadığı için yaşamını kaybeden birçok insanın varlığını düşündüğümüzde önlenebilir ölümleri önleyemeyen pandemi yönetimi, bu aşılamayı doğru strateji ile yaparsa yakın gelecekte toplum bağışıklığına ulaşma şansına sahip olan bir Türkiye ile karşılaşacağız. Türk Tabipleri Birliği’nin açıklamasına göre geçen sene Türkiye’de önceki yılların ölüm ortalamalarının yaklaşık 100.000 üzerinde ölüm gerçekleşmiş durumda. Bu ölümlerin hepsi Covid’e bağlı olmasa bile pandemi, insanların yaşamını kaybetmesine neden oldu ve resmi sayıların çok daha üzerinde bir can kaybıyla Türkiye’yi baş başa bırakmış durumda. Aşılama, çok daha önceden etkili bir şekilde gerçekleştirebilirdi. Yapılan ilk anlaşmaların bilimsellikten uzak bir mecrada gerçekleşmesini düşündüğümüzde aşı stratejisi ve tedarikte yaşanan sorunlar Türkiye’ye çok zaman kaybettirdi. Haziran ayı sonuna kadar gelmiş olacak olan 120 milyon doz belli bir aşılama planı dahilinde birkaç ay içinde topluma uygulanabilir. Sağlık Bakanı hafta içinde “salgının sonu görünüyor” derken, bir bakıma haklı ancak aklımızdan çıkarmamamız gereken bir nokta şu ki;

  • salgın kendi başına ve sadece aşılamayla ortadan kalkabilecek bir süreç değil.
    Eğitimde eşitsizlik katmerlendi

    Türkiye’ye gelecek etkili aşıların düşündürdüğü iki ana alan var. Birincisi bilimsel noktalar. Sağlık Bakanı, geçen sene içinde yaptığı açıklamalarda inaktif aşılar dışındaki aşıların güvensiz olduğunu, şu anda Türkiye gelecek 120 milyon aşının teknolojisi olan mRNA aşılarının henüz yeni olduğunu ve uzun vadeli güvenliğinin kanıtlanmadığını söylemişti.

  • Türkiye pandemi yönetiminin ana karakteri, alınan kararların bilime dayanması değil politikaların bilimsel bir kılıfa sokulmaya çalışılarak devam edilmesiydi. Aşı konusundaki bu açıklamalar ve bu bilimsizlik de ülkeyi yaşadığımız duruma getiren sebeplerden bir tanesi. Önlenebilir ölümlerin, aşı olmadığı durumlarda toplumsal yayılım dinamiklerini azaltmaya yönelik tedbirlerle ortadan kaldırılması süreci Türkiye’de neredeyse hiç işletilmedi. Salgının yüksek devam ettiği zamanlarda kongreler, toplantılar, çifte standartlı buluşmalar organize eden resmi makamlar, genetik dizin analizini yapılmadığı için Türkiye’de dolaşımda olan virüs biçimlerinin etkinliğini bilemediğimiz ve yaygın yapılmayan testler nedeniyle gerçek vaka sayılarını ortaya çıkartamadığımız bir sürecin mimari oldular.

    Gelecek olan aşılarla aşılamanın planlı bir şekilde yürütülmesinin yanında yayılım dinamiklerini azaltacak toplumsal tedbirlerine de pandemiden kurtulana kadar devam etmek zorundayız. Tam kapanma sürecinde bile aslında tam kapanamayan Türkiye’de, aşılama planlamasında da nasıl bir yol izleyeceği dikkatle oluşturulmalı. Örneğin, tüm dünyada eğitimin devam etmesi ve okulların açık kalması üzerine bir öncelik stratejisi var. Bazı dönemlerde salgının çok yüksek seyrettiği zamanlarda okullar da kapanmak zorunda kaldı ancak ilk önce okulların açılması en son okulların kapanması stratejisi önemliydi.

    Türkiye’de ise ilk önce okullar kapandı, AVM’ler açıldı, hâlâ okullar kapalı.

    Eğitimde zaten fırsat eşitsizliği ön planda iken pandeminin getirdiği bir eşitsizlik de bu süreci katmerlemiş oldu. Bu nedenle, aşılamada ilk önce öğretmenlerin, aşıya ulaşamayan risk gruplarının, kamu hizmetinde olan ancak aşılanmamış kişilerin aşılanması gerekmekte. Bu şekilde, sosyal yaşamda çok fazla insanla temas eden kişilerin ve eğitimde yer alanların yayılımı izlemekle toplum içinden çıkartılması mümkün olabilir. Eğitime başlamak ana hedef olmalı.

    Bilimsizlik bu noktaya getirdi

    Türkiye’ye gelecek aşıların bize düşündürdüklerin içinde bir de toplumsal yön var. Türkiye’de sokağa çıkma yasağı olarak tanımlanan süreç otoriter bir durumu pekiştirmiş görünüyor. Türkiye’de, yayılımın azalması için kontrollü kısıtlamalar ve kolektif korunma olarak tanımlanması gereken süreç, üretimin devam etmesi ve bu koşulların sağlamlaştırılması için bir araç olarak kullanıldı ve ne tam kapanma sürecinde ne de daha önceki kısıtlamalar sürecinde çok etkili bir azalışa yol açtı. Bunun yanında,

saklanan vaka sayıları, saklanan ölümler, yanlış verilen veriler, yapılmayan testler bize şu anda pozitif bir tablo gösterse de Türkiye’de salgın devam ediyor

ve önümüzdeki dönemde aşılama etkili şekilde yapılana kadar devam edeceğini gösteriyor.

Yaşadığımız bunca ölüm, önlenebilir ölüm olarak tanımlanabilir.

– Türkiye’de, dünyada etkisizliği gösterilmiş ilaçların tedavide kullanılması,
– aşılamanın etkili şekilde gerçekleştirilememesi,
– elimizde aşı olmadığı dönemlerde yayılımın azaltılması için gerekli tedbirlerin alınamaması,
– sağlık personelinin korunamaması,
– insanlara kapanma süreçlerinde ekonomik yardım yapılamaması

gibi birçok süreç pandeminin etkisini artırdı. Bu yaşananlar, elbette yönetimin başarısız uygulamalarının sonucudur. Pandeminin devam etmesini, yaşadığımız bir sürecin yıkıcı etkilerinin artmasını istemiyoruz. En başından itibaren bilim insanlarının söyledikleri yapılsaydı bu noktaya gelmeyecektik. Pembe tablo çizmek elbette umut verici bir yöntem olarak düşünülebilir ancak aslında gerçeğin üzerini örtmesi nedeniyle faturayı daha da ağırlaştıran bir süreç. Geçen hafta içinde İstanbul’da yapılan resmi bir açıklamayla nisan ayından itibaren vaka sayılarında %600 azalış olduğu söylendi. İşte Türkiye’yi yaşadığımız noktaya getirenler bu bilimsizlik, ben yaptım oldu tavrı, yapılamayanların ve eksikliklerin üzerini örtmek, alınan politik ve kişisel kararların bilimsel kılıfa sokulmaya çalışılması oldu.

Sağlık Bakanı’nın “salgının sonu görünüyor” açıklaması, maalesef kendilerinin başardığı değil bilimsel çalışmaların ve etkili aşıların doğru uygulandığında gerçekleşebilecek bir süreç.

Umuyoruz ki, salgında gerçekten son düzlüğe giren bir Türkiye vardır. Etkili aşılama toplumsal tedbirler ile birleştiğinde vaka sayılarını bilgisayar başında değil toplumun içinde fiilen düşüren bir süreci hep beraber yaşamak umuduyla.

Aklımızda elbette sorular var :

– Yeni sağlık sorunlarına hazırlıklı olacak mıyız?
Bilimi önceleyen bir yönetimi yaratabilecek miyiz?
– Yaşamı, eşitlikçi ve insanı ön plana koyan bir sisteme değiştirebilecek miyiz?
– Tüm suçlulardan hesap sorabilecek miyiz?

Yaşamlarımızın bir yılı

Yaşamlarımızın bir yılı

authorÇAĞHAN KIZIL

Pandemi elbette bitecek, ancak pandeminin çok net şekilde ortaya çıkan sınıfsal ve politik yönü, eşit aşılama, eşit sağlık hizmeti, fırsat eşitliği ve yurttaşlık hakları çerçevesine yeni ve daha ortaklaşmacı yaşam pratikleri yaratabilecek bir noktaya ulaşacak mı göreceğiz.

Geçtiğimiz hafta (AS: 11 Mart 2020), Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 hastalığının pandemi ilanının ve aynı zamanda Türkiye’deki ilk resmi tanımlanan vakanın ortaya çıkmasının birinci yıl dönümüydü. Bu süreçte pandemi, yaşamamızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. 31 Aralık 2019 günü Çin’de ilk Covid olgusu zatürree kapsamında rapor edildi. 7 Ocak 2020’de bu hastalığı yaratanın bir virüs olduğu ortaya çıktı ve bu virüsün genetik dizini belirlendi. Covid-19‘un daha önceden bildiğimiz ancak elimizde çok fazla bilgi ve tedavinin olmadığı koronavirüsler ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu anladık. 30 Ocak’ta DSÖ acil durum ilan etti ve 11 Mart‘ta Pandemi ilanıyla küresel alarm durumuna geçilmiş oldu.

Pandemi başından itibaren hepimizin kafasında yanıtlarını bilmediğimiz sorular vardı. Sağlık sistemlerinin ve çeşitli ülkelerin pandemi yönetimlerinin ortak bileşeni üç sacayağı üzerine oturmaktaydı. Birincisi, sağlık sistemlerinin ve önleyici tıbbi çalışmaların lojistik planlamasının yapılması, salgının yayılmasının önlenmesi için bilimsel çalışmaların ilerlemesi, ilaç ve aşı çalışmalarının başlatılması, bilim insanlarının riski ve hasarı en düşük seviyeye çekmek için yapılacakları toplumla ve siyasetçilerle paylaşması. Bir başka ve diğerleri kadar önemli olan başka bir konu da yönetenlerin toplumla gerçekleri şeffaf ve doğru biçimde paylaşmaları, toplumlarda yönetimine karşı güvenin tesis edilmesiydi. Salgının en başından itibaren bu pandeminin uzun süreceği, almadığımız her tedbirde faturanın ağırlaşacağı, toplumsal yayılımı düşük seviyede tutmanın ne kadar süreceğini bilmediğimiz pandemide aşı ve ilaç çalışmalarına zaman kazandıracağı için ve toplum sağlığını koruyacağı için önemli olduğu gibi bilgiler ilk elden ivedilikle paylaşıldı.
Ancak bir sene sonra dönüp pandemi sürecine baktığımızda görebildiklerimiz iyi ve kötü yönetimlerin net bir şekilde ayrışmış olduğudur. Bu ayrımı yaratan faktörlerden (AS: etmenlerden) en önemlileri verilerin şeffaf paylaşımı ve toplum-yönetim arasındaki güven olduğuna inanıyorum. Salgının detaylı (AS: ayrıntılı) verilerine sahip olan ülkelerde bilim insanları çeşitli öngörüler yaparak toplumların karşılaştığı riskleri daha net bir şekilde ortaya koydular. Bölgesel yayılım dinamiklerini inceleyip tahmin edilebilen sınırlar içinde yol haritaları oluşturdular. Elbette şunun altını çizmek gerekir ki; hiçbir ülke pandemiye hazır değildi ve birçoğumuzun yaşamlarımızda gördüğümüz en kapsamlı ve yaygın sağlık sorunu ile mücadelenin lojistik temelini mükemmelce sağlayacak altyapılar neredeyse hiçbir ülkede mevcut değildi. Salgında ağır kayıplar veren New York eyaletinde ventilasyon aleti eksiklikleri, Avrupa Birliği içinde test yapmada yaşanan eksikler, bugünlerde yavaş ilerleyen aşılama süreci gibi olgular, bunu destekler nitelikte. Ancak son bir yılda şunu da anladık ki pandemide iyi ve kötü yönetimlerin farkını yaratan şey pandemiye hazırlıksız yakalanılmasına rağmen toplumsal faturayı hafifletmek için neler yapıldığı ve bilim insanları ile hekimlerin sözlerine ne kadar itibar edildiğiydi.
Salgın verileri şeffaflıkla açıklanmadı
Türkiye’de epidemiyolojik bilgiler gerektiği gibi paylaşılmadığından toplumda gerçek olmayan bir iyimser hava yaratıldı. Yönetim, alınması gereken tedbirlerin yaşama geçmesini engelleyecek söylemlerde bulunarak Türkiye’deki pandemi tablosunu olduğundan hafif gösterdi. Uygulanması gereken kapanma önlemleri ekonomik ve siyasi nedenlerle uygulanmadı. Salgının en başında yaygın test yapılması gerektiği ve hastaların takibi, izolasyonu, karantinası etkili bir şekilde gerçekleştirilmeli vurgusu yapılmasına rağmen, Türkiye’deki test ve filyasyon mekanizmaları ilk vakanın açıklamasından birkaç hafta sonraya kadar etkili şekilde uygulanamadı. Türkiye’ye virüsün gelmesi ve yayılması kesin olarak bilmemekle beraber çeşitli mekanizmaları dayandırılabilir. Öncelikle 25 Şubat günü Sağlık Bakanı’nın, yaptığı açıklamada şeffaf olunduğu belirtilmesine rağmen Türkiye’de bir günde 1.7 milyon vaka açıklanması ile aylar sonra anladığımız bir şekilde vakaların tümü toplumla paylaşılmıyormuş.
Seyahatin kısıtlanması öncesinde dini ibadetlerini yapan binlerce kişinin serbest bir şekilde ülkede dolaşımına izin verilmesi, salgında ilk vaka öbeklerini tetikleyen mekanizma olarak ortaya çıktı. Test yapılan merkez sayılarının yavaş artması ve gerekli ilk müdahale seviyesine ulaşamamış olması bu toplumsal lokal yayılımın serbest bir şekilde birkaç hafta devam etmesini beraberinde getirdi. Sağlık emekçilerinin koruma ekipmanının (AS: donanımının) yeterince sağlanamaması, gerekli sahra hastaneleri veya pandemi hastanelerinde triyaj uygulamalarının yeterli seviyede gerçekleştirilememesi, tanısı doğrulanmış olguların ikamet ettikleri il ve ilçelere göre yaş ve cinsiyetlere göre dağılımının net bir şekilde açıklanmaması, 65 yaş üzerinin sokağa çıkmasının yasaklanmasına rağmen hane içinde yaşayan diğer yaş gruplarından kişilerin toplumda hareketliliğinin azaltılmaması, test kitlenin güvenilirliğinin net olmaması ve yapılan testlerin sayıca düşük kalması sebebiyle tanımlanamayan olası Covid vakalarının ilk aşamada belirlenememiş olması, Mart 2020 içinde Türkiye’nin salgına hazırlıksız yakalandığının işaretleri olarak ortaya konabilir.
İlerleyen aylarda Türkiye’de salgının ilerlemesinde katkısı olan önemli olaylardan bir tanesi de Ayasofya’da binlerce insanın toplanması, akabinde de (AS: ardından da) topyekün bir normalleşme sürecine geçilmesiydi. Vaka sayılarının gerçeği yansıtmadığını söyleyen bilim insanlarına, her ay pandemi raporu yayınlayarak yapılması gerekenleri net bir şekilde açıklayan Türk Tabipleri Birliği’ne yöneltilen tehditlerle oluşturulan hava, bilimle inatlaşan ve ekonominin toplum sağlığından önde olduğunu net şekilde ortaya koyan bir yönetimin varlığını göstermiş oldu. Yurt dışından gelenlere test zorunluluğu konmaması, toplumsal kısıtlamalardan kendisini muaf tutan yönetimin geniş katılımlı ve mesafenin korunmadığı toplantılar, mitingler, düğünler ve buluşmalar düzenlediği bir süreçte dünyada aşı alanında gelişmeler hızla ilerlerken, aşı alım anlaşmalarını aracı bir kurum vasıtasıyla sadece (AS: yalnızca) bir şirketle yapan ve tercihini halen klinik faz (AS: evre) çalışmaları yayımlanmamış bir aşıdan yana kullanan Türkiye, aşı tedarik sürecinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle de zor günler yaşamakta. Türkiye’deki pandemi yönetimi, aşılamanın etkili gerçekleştirilmesinin yanında toplumsal tedbirlerin de pandemiyi azaltmak için en az aşı kadar önemli olduğunu ve ödün vermeden devam etmesi gerekliliğini göz ardı eden bir yerde durmakta. Bu ise, alınan politik kararların bilimselmiş gibi gösterilmesi için bir gün söylenenin diğer gün söylenen ve yapılanla uyuşmadığı bir trajikomik görüntüyü beraberinde getiriyor. Türkiye’de halen genetik dizin analizi ve yaygın test yeterli seviyede değil. Varyant virüslerin hastalık yayılımını artırıcı ve aşıların etkinliğini düşürücü rolleri olduğu ihtimali gün geçtikçe güçlenirken, Türkiye’de her 7 vakadan birinin resmi sayılarla varyant olması gerçeğine rağmen (AS: karşın), hâlihazırda yaşadığımız açılma ve normalleşme sureci kaygı uyandırıyor.
Bilim insanlarının dinlenmesi gerekli
Pandemi sürecinde, risklere dikkat çeken, olasılıklar içinden her senaryoyu tartan, toplumu ve yönetenleri uyarmak için çabalayan, gerçeği talep eden bilim insanlarına, hekimlere, yurttaşlara yapılan saldırılar ve yaftalamalarla, ”felaket tellalı” nitelemesi sıkça kullanıldı. Ancak şunun altını çizmek gerekir; mesele (AS: sorun) kötümser olmak ve negatif yaklaşmaktan öte, gerçek riskleri değerlendirmek ve gerçekçi bir öngörü spektrumu çizebilmekti. Örneğin, sıtma ilacının etken maddesi hidroksiklorokini uzunca sure tedavi algoritmasının başarısı ve dünyada başka ülkenin denemediği bir biçimde kullanmaktan kaynaklanan bir yenilik olarak niteleyen Türkiye Sağlık Bakanlığı ve yönetimin destekçileri, dünyada yapılan tüm klinik çalışmalarda bu maddenin hastalığa hiçbir faydasının olmaması ve hatta bazı durumlarda hastalara zararının bile olduğunun gösterilmesi sonucunda hiçbir şey olmamış gibi, özür bile dilemeden karalama ve ithamlarına devam ettiler.
İnsanlığa yeni bir tıbbi katkı olan ve 300 milyon kişinin aşılandığı mRNA aşılarını “güvensiz” olarak niteleyen, genetik yapımızı değiştirecek ve bu nedenle biz geleneksel aşılardan yanayız diyerek yaptıkları yanlış tercihleri meşrulaştırmaya çalışan pandemi yöneticileri her durumda artık başarısızlıkları ortaya çıkmışken, halen bir başarı ve hamaset söylemini devam ettirebiliyorlar. Buradan sonra yapılması gereken, virüsün yayılımını toplumsal tedbirlerle önlemeye çalışarak, ilk önce okulların açılması gerektiği perspektifinden yola çıkarak aşılama etkili bir seviyeye çıkıp toplumsal bağışıklık yeterli düzeye ulaşıncaya kadar Türk Tabipleri Birliği ve uluslararası bilim dünyasının söylediği metotlarla yola devam etmektir. Bir seneyi geride bıraktığımız pandemide bilinen sayılarla 2.6 milyon kişi yaşamını kaybetti. Bu sayıların gerçeğin ne kadarı olduğunu bilmiyoruz. Türkiye bu bir sene içinde yaptığı yönetimsel yanlışları tekrar etmekte ısrar ederse, ağırlaşan faturayı öngörmek zor olmayacak. Bu yanlışlara eleştiriyle yanıt veren bilim insanlarının da felaket tellallığı yapmak için değil, halk sağlığını koruma sorumluluğu içinde hareket ettiklerini bir kere daha belirtmeliyiz.
Pandemi elbette bitecek, ancak pandeminin çok net şekilde ortaya çıkan sınıfsal ve politik yönü, eşit aşılama, eşit sağlık hizmeti, fırsat eşitliği ve yurttaşlık hakları çerçevesine yeni ve daha ortaklaşmacı yaşam pratikleri yaratabilecek bir noktaya ulaşacak mı, göreceğiz.

Virüsün varyantları ve bize anlattıkları

Virüsün varyantları ve bize anlattıkları

author

ÇAĞHAN KIZIL
BİRGÜN, 2021.02.14

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Pandemide tünelin ucunda bir ışık var ancak bu ışığa ulaşmak için halen kat etmemiz gereken uzun bir yol da var. Rehavete kapılmadan ve bilimsel gerçekleri önümüze koyarak sürece devam etmemiz gerek.

2020 yılının başından itibaren pandemi ile mücadele ve yeni yaşam pratiklerimiz devam ediyor. Son bir senedir günlük ortalama vaka sayıları ve ölümler sürekli arttı. Toplumlar ve yönetimler olarak bu artışı nasıl durdurabiliriz ve nasıl en etkili müdahaleyi, demokratik sınırlar çerçevesinde ve insanların sağlığını önceleyerek uygulayabiliriz soruları dillendirildi. Bu uygulamaların bazıları başarılı bazılarıysa başarısız oldu. Salgın ve yayılım devam ettikçe, virüsün değişmesi ve mutasyonları da hızlandı.

Doğal bir evrim olan bu süreci neredeyse gerçek zamanlı olarak izleme şansına sahip olduk.

Dünyanın değişik bölgelerinde virüsün genom dizisi analiz yöntemleri kullanılarak oluşturulan verileri, bize tarihte belki de hiç olmadığı kadar
derinlikli bir evrimsel çalışmayı gerçekleştirme şansı sağladı.

Ancak burada önemli olan virüsteki mutasyonların bulunabilmesi için şeffaf veri paylaşımı idi. Özellikle İngiltere’de yapılan analizler ve kapsamlı bir taraması ve dizin analizi, dünyanın 2020 sonlarına doğru gözlerini virüslerdeki varyantlara çevirmesini sağladı. Varyantları, 2020 yılının başında Çin’den izole edilen ilk virüs tiplerindeki genetik dizin ile farklılık gösteren virüs formları olarak nitelendirebiliriz. Virüsün ne kadar fazla insana yayılırsa ve antikor bağışıklık tepkisi ile karşılaşırsa, doğal olarak kendini değiştirme üzerinden bir evrimsel seçilime tabi olacağını önceden de söylemiştik. Bugün, varyantların hastalığın yayılması, şiddeti, aşıların etkinliği, ve uzun vadede pandeminin devamına dair sorular nedeniyle bilim insanlarının ve toplumların gündeminde.

Mutasyonlar ve kaygılar

2020 yılı içinde, virüsün üzerindeki bazı mutasyonların dünya üzerindeki virüs örneklerinin neredeyse tamamında gördüğüne şahit olmuştuk. Bu evrensel süreç, virüsün başka bölgelerindeki değişimlerle devam etti. İlk olarak Aralık ayı içinde Birleşik Krallık‘ta bulunan bir varyant B.1.1.7 olarak adlandırıldı. İngiltere’de yapılan ilk açıklamalarda, bu Varyant 1 tipinin öncekine oranla daha hızlı yayılabildiği, hastalığın ilerlemesine neden olabileceği ve aşıların etkisini düşürebileceği belirtilmişti. Bu açıklamaların temelinde, bu varyantta görülen 17 değişikliğin yattığını biliyoruz. Virüsün insan hücrelerine bağlanmak için kullandığı S proteinindeki bazı mutasyonlar, virüsün insan hücrelerine daha sıkı bağlanabilmesini beraberinde getirebilir endişesi daha önce yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen bir öngörü olarak yaşamımıza girdi. Dünya üzerinde 70’ten fazla ülkede görülen bu varyantın, yayılımı artırdığı ve belli yaş gruplarında ölümlere de etki edebileceği düşünülüyor.

Fakat benzer zamanlarda yine 2020 Aralık ayı içinde Güney Afrika varyantı da yaşamımıza girmişti. Bu varyanta referans dizine oranla 21 mutasyon ve değişim var. Bu mutasyonlardan iki tanesi E484K ve K417N, virüsün insan hücresine bağlanmak için kullandığı S proteininde. Afrika varyantının farklı olarak önemli E484K mutasyonu. Çünkü bu mutasyonun virüse hastalığı geçiren kişilerde oluşan antikorlardan kaçabilme ve antikorların etkisini azaltabilme özelliği kazandırdığı düşünülüyor. İngiltere varyantında bulunan N501Y mutasyonuyla da birleşince bu virüs varyantı hem daha fazla yayılma hem de bağışıklık etkisinden kaçma şansına sahip olabileceği için kaygı uyandırmış durumda. Kaygımızın nedenlerinden bir tanesi de aşıların etkisinin varyantlar nedeniyle azalacağı. Bu kaygı yersiz değil. Çünkü bazı aşılarda yapılan çalışmalarda aşı etkinliği, Güney Afrika’daki varyanta sahip kişiler ile olmayanlar arasında fark gösteriyor. Henüz hakemlerden geçmemiş bir makalede, Oxford aşısının varyanta karşı etkisinin oldukça düştüğü bildirildi.
(https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2021.02.10.21251247v1)

Yani buradan çıkarmamız gereken şu:

  • Aşıların etkinliği tamamen ortadan kalkmasa bile varyantların etkisi ile düşüyor.

Eğer ileride varyantların etkisi daha belirgin hale gelirse, aşıları değiştirilmesi yönünde de altyapı hazırlanıyor. Burada belirtmekte fayda var ki;

  • birçok aşının hastalığı ağır geçiren hastaneye yatmak zorunda kalan hastalarda ve ölüm sayılarında bir azalışa yol açtığını biliyoruz.

Aşılama, yüksek düzeyde antikor tepkisi ve hücresel bağışıklığı sağlayabildiği oranda, ölümleri ve ağır hastalanmaları azaltacak. Ancak aşıların, virüsün yayılımını nasıl etkileyeceği konusu halen kesinlik kazanmış değil. Bazı aşı çalışmalarında, aşının etkisinin yayılımı da belli oranda azalttığı bilgisi paylaşıldı ancak tüm aşıları için şu anda bu genellemeyi yapamıyoruz.

  • Aşılama, ağır hastalığı azaltacak bir metot ancak pandemiyi kendi başına hemen bitirebilecek bir sihirli değnek olmayabilir.

Bunu, yüksek düzeyde aşılama yapan bazı ülkelerin vaka ve ölüm sayılarındaki düşüşe haftalar sonra ancak ulaşabilmelerini örnek gösterebiliriz. Bir aşı, uygulandıktan sonra belli bir süre içinde kandaki antikor seviyesini yükseltir. Bu antikorların hepsi virüsü durdurabilecek antikorlar değildir. Bu nedenle, nötralize edebilen antikor miktarını en yüksek seviyeye çıkarmak virüsün yayılımını da önlemek açısından önemlidir. Ancak her aşı nötralize eden antikor miktarını eşit seviyede yükseltmiyor. SARS-Cov-2 için nötralize (AS: eden) antikorlar çoğunlukla S proteini bölgesine oluşturuluyor. Bu nedenle mRNA aşılarının diğer aşılara oranla daha fazla nötralize (AS: eden) antikor ürettiğini yapılan çalışmalarda görebiliyoruz. Ancak bir aşının etkililiği, sadece nötralize (AS: eden) antikorlar oluşturmasıyla değil, uzun vadeli bağışıklık hafızasını ve hücresel bağışıklık oluşturmasıyla da ölçülür. Bu nedenle klinik çalışmalarda, bu 2. bağışıklık tipinin de ölçülmesi ve ortaya konması gerekiyor. Örneğin, mRNA aşıları, 1. dozdan sonra çok yüksek antikor seviyeleri yaratmasa da T hücresi yani hücresel bağışıklığı tetikliyor. Bu nedenle 2. doz aşılama yüksek düzeyde antikor yaratmaya sebep oluyor. İki doz aşılama yapılmış kişilerle karşılaştırıldığında, hastalığı geçirmiş ve tek doz aşılama yapılan kişilerde (AS: kişilere göre) daha yüksek antikor seviyesine ulaşılıyor. Bu ve bunun gibi çalışmalar bize şunu anlatıyor:

  • Varyantların etkisi göz önüne alındığında yüksek ve yaygın şekilde acilen ivedilikle aşılama gerçekleştirilmeli.

Kapanmalar ve aşılama

  • Aşılama, toplumsal kapanma tedbirleri ile birleştirildiğinde son birkaç haftada vaka sayılarında gözle görülür bir düşüşe tanık oluyoruz.

Son bir aydır dünyada ortalama günlük vaka sayıları düşüşte. Bu oldukça pozitif bir gelişme. Günlük ölüm sayıları ise yaklaşık son iki haftada azalma göstermekte. Ancak Avrupa Birliği ve bazı diğer ülkelerde, kapanma süresi uzatıldı ve bunun sebebi olarak da varyantın hızlı yayılma kapasitesi ve erken açılmayla yeniden vaka sayısındaki yükseliş riskini göze almama nedeni göze çarpıyor. Yapılması gereken;

– tüm dünyada pandemi bitmeden pandemi bitmiş gibi düşünmemek,
– aşılamanın yaygın şekilde yapılamadığı Türkiye gibi ülkelerde gevşemeye gitmemek,
– aşı konusunda en etkili ve çeşitli aşıların kullanıldığı aşılama programlarının yürütülmesi ve
– verilerin şeffaflığının sağlanması.

Türkiye’de, Sağlık Bakanı geçen hafta yaptığı açıklamada 3758 örnekte yapılan analizlerde 106 kökeni bilinmeyen virüs tipi, 263 İngiltere varyantı, 23 Güney Afrika varyantı olduğunu söyledi. Bu, Türkiye’deki enfeksiyonların %10’a yakınının varyantlarca gerçekleştiğini gösteriyor. Varyantların girdikleri ülkelerde yayılımı artırmaları birkaç hafta alıyor. Bu nedenle Türkiye’deki bu varyant tablosu vaka sayılarını artırma riskini barındırıyor. Bu nedenle verilerin açıkça paylaşılması, kökeni bilinmeyen varyantların ne olduğunun bilim insanlarınca değerlendirilmesi, toplumsal önlemlerin gerektiği şekilde alınması, değişik aşı tiplerinden yeterli miktarda uygulanması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın, “geleneksel inaktif aşıları diğer aşılara oranla daha güvenli ve etkili olduğu için tercih ettik” demesi bu alanda bilimsel herhangi bir veri ve uygulama ile desteklenmeyen yanlış bir söylem.

Pandemide tünelin ucunda bir ışık var!

Ancak bu ışığa ulaşmak için halen kat etmemiz gereken uzun bir yol da var. Rehavete kapılmadan ve bilimsel gerçekleri önümüze koyarak sürece devam etmemiz gerek. Bunca süredir yaşadığımız yüz binlerce ölüm ve on milyonlarca vaka, toplumsal zorluklar ve psikolojik etkiler düşünüldüğünde, pandemide varyantların herhangi bir şekilde salgını alevlendirmesi riskini göze alamayacağımız net. Bu nedenle Türkiye en kısa zamanda varyant taramalarını artırmalı, bu bilgileri uluslararası veritabanları ile paylaşmalı, toplumsal tedbirleri olması gerektiği gibi almalı.
=================================
Dostlar,

Almanya’da çalışan Temel Sinirbilimci ve Genetikçi Sayın Doç. Dr. Kızıl, salgının başlarından bu yana BİRGÜN Gazetesinde, önemli değerlendirmeler yayınladı, kendisine teşekkür ederiz. 14 Şubat 2021 tarihli bu makalede dile getirilenleri, çok büyük ölçüde, biz 13 Şubat 2021 gecesi 21:00 – 22:30 arasında düzenlenen bir zoom oturumunda dile getirdik (Salgın Döneminde Aşı, Mutasyon ve Okulların Açılması)

Türkiye’nin düzeltmesi zorunlu sorun başlıkları şöyle          :

1. Aşı kıt ve uygulama çok yavaş, hatta yer yer tıkandı hatalı uygulamalarla.
2. Uygulanan aşının etkililiği %50 dolayında, çok yetersiz, kritik sınırda.
3. Varyant tipler ülkemizde hızla yayılmakta; izleme ve önlemler yetersiz.
4. Türkiye hiç TAM KAPANMA uygulamadı şimdiye dek; oysa halen kaçınılmaz!
5. Salgını ÖZERK BİLİM KURUMLARI değil, Siyaset / AKP = RTE = Şahsım devleti / Tek adam ucube rejimi sözde yönetiyor; araba atın önünde!
6. İktidar, salgın yönetiminde başta hasta = olgu = vaka (case) ve ölüm sayıları olmak üzere hiçbir zaman tam saydam (dürüst!) olmadı ve güven yitirdi.
7. Sosyal devlet desteği ve salgın finansmanı için yeterli kaynak ayrıl(a)mıyor; Erdoğan Türkiye’yi batık (müflis) / kendisinin batırdığı bir A.Ş. CEO’su gibi yönetmeyi kör bir inat ve ısrarla dayatmakta.
8. Sağlık altyapısı özellikle 1. Basamakta çok zayıf ve yetersiz; sağlık insangücü nicel (sayısal) olarak epey eksik; atama bekleyen 400 bini aşkın sağlık emekçisi atanmıyor.
9. Yaraşırlık (Liyakat) sorunu sürüyor; AKP = RTE nepotizm kanserinden kurtulamıyor bir türlü.
10. Her gün en az 100 (yüz!) dolayında (karartma sürdürülüyor!) masum insanımız, çok büyük ölçüde önlenebilecek iken, salgına kurban veriliyor; DUYARSIZLAŞTIRMA / YABANCILAŞTIRMA bilinçli politika olarak sürdürülüyor. Toplumsal yaşam ekonomik, eğitsel, kültürel, bilimsel… alanlarda tıkanma eşiğinde ama iktidar çok acı gerçekleri tersyüz ederek salgında bile bir politik başarı masalı yaratma histerisine kapılmış durumda; çoook hazin çok!
……………
—————-
AKP iktidarının bu 10 alanda toplanan yanlışları sürdürmeyip, köktenci politika değişikliklerine gitmesi kaçınılmaz görünüyor..

Sevgi ve saygı ile. 15 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik