Etiket arşivi: SINOVAC

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan TURKOVAC konusunda sert eleştiriler: Ciddiye almıyorum

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan TURKOVAC konusunda sert eleştiriler:Ciddiye almıyorum

BİRGÜN, 04 Ocak 2022

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, yerli aşı TURKOVAC’ın üretim sürecine ilişkin oldukça sert açıklamalar yaptı.

  • “Ben önümde veri olmadan, ‘Bunu kullanın, bunun yerine şunu yapın’ diyemem” ifadelerini kullanan Ceyhan, Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı ve Bilim Kurulu Üyesi Prof. Ateş Kara’yla ilgili de “Ateş Bey benim yanımda çalışan bir öğretim üyesi… Hayatında aşıyla ilgili bir faaliyeti olmadı. Açıklamalarını ciddiye almıyorum.” dedi.

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan TURKOVAC konusunda sert eleştiriler: Ciddiye almıyorum‘Yerli ve milli aşı’ olarak sunulan TURKOVAC’la ilgili tartışmalar devam ederken, Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, konu özelinde oldukça sert eleştiriler yöneltti.

Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara’nın açıklamalarını ‘ciddiye almadığını’ belirten Prof. Dr. Ceyhan, TURKOVAC’a dair elde bilgi olmadığını söyledi.

Sözcü’den Yusuf Demir’e konuşan Ceyhan, “TURKOVAC’ın hatırlatma dozu olarak uygulandığı çalışmalarda antikor seviyesinde hızlı bir zıplama olduğunu görüyoruz” diyen Ateş Kara’nın sözlerinin nasıl anlaşılması gerektiği yönündeki soruya şu yanıtı verdi:

  • “Anlamak için kafanızı çok yormayın. Bunu söyleyen arkadaşın ne salgınla ne aşıyla ilgili deneyimleri var. Tamamen işte böyle yanlış tahminlerde bulunarak, yanlış öngörülerde bulunarak, salgını bu hale getirdiler zaten.”

Prof. Dr. Ceyhan, TURKOVAC ve Ateş Kara ile ilgili eleştirini şöyle sürdürdü:

“BİLİMSEL YAKLAŞIM DEĞİL”

  • “Ateş Bey benim yanımda çalışan bir öğretim üyesi…
  • Hayatında aşıyla ilgili bir faaliyeti olmadı. O başka konularla ilgiliydi.
  • Salgınla ilgili bir deneyimi olmadı ama bakanlıkla ilişkiler falan farklı yürüdü herhalde ki öyle bir pozisyona getirildi.
  • Yoksa aşıda biraz deneyimi olan bir insan, “antikorları hoplatıyor, zıplatıyor” gibi, son derece gayri bilimsel ifadeler zaten kullanmaz. Onun için ben o söylenenleri ciddiye bile almıyorum.
  • Turkovac, açıkçası elimizde bir verisi olmayan ama yalnızca bildiğimiz Sinovac‘la tümüyle aynı yapıda olan bir aşı… Yani içindeki katkı maddeleri ve miktarları bile Sinovac’la tümden aynı…
  • Şimdi birisi “Bizim aşımız Sinovac’tan daha iyi” diyorsa buna bir açıklama getirmek zorunda. Yani tümüyle aynı yapıda bir aşı neden daha iyi olsun?
  • Hiç böyle bir neden belirtmeden, hiçbir veri sunmadan, yani Faz-3 çalışmasına kaç hasta alındı, kaç hastanın sonuçları var ellerinde… Bunlar belli olmadan, bu açıklamalar bilimsel bir yaklaşım olmaz.
  • Ama bunlar belli maksatlarla söyleniyorsa ben bilemem tabii…”

“BUNU KULLANIN DİYEMEM”

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ”Sonuçta bu yerli bir aşı… Sinovac’la eşdeğer bile olsa, “Kullanılmalı” diyebilir miyiz? Vatandaşa tavsiyeniz nedir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

  • “Burada söz konusu olan insan sağlığı… Ben önümde veri olmadan, “Bunu kullanın, bunun yerine şunu yapın” diyemem.
  • Onun için bu Faz-3 çalışmasında neler bulundu, “Hopluyor, zıplıyor” dedikleri antikor düzeyleri nedir, bunları bilmem lazım ki yorum yapayım.
  • Bu sadece antikor seviyesiyle de ilgili değil. Bu koruyuculuk ne kadar sürüyor bilmiyoruz.

Bakın aynı insanlar maalesef tümüyle gayrı bilimsel bir yaklaşımla “Efendim inaktif aşı daha bilinen bir yöntemle yapılıyor, BioNTech‘in bilinmiyor” gerekçesiyle Sinovac aldırdılar.

Ben de dahil özellikle risk grubunda olan herkese Sinovac aşısı yaptırdılar. Ama şimdi dünyada örneği olmayan 5’inci doz kararı alıyor aynı grup…

Yani şunu demek istiyorlar: “Bu Sinovac’ların size hiçbir etkisi olmadı. 3 doz BioNTech yaptırın.”

Hiçbir yaptıklarının tutar tarafı ya da açıklanabilecek tarafı yok ki…”
=================================================

Dostlar,

Çok değerli meslektaşımız Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile hemen hemen tümüyle örtüşmekteyiz. Kendisine, bu açıklamaları ile bize güç kattığı için çok teşekkür ederiz. 1979-80 ders yılında, Biz Hacettepe Tıp’ta Halk Sağlığı uzmanlık eğitimi alan asistan hekim iken, kendisi Halk Sağlığı Sağlık Ocağı stajını Yapracık’ta bizimle yapmıştı. Daha o zaman son derece parlaktı ve bir yıldız olacağını kestirmiştik.. Üstelik yurtsever çizgisiyle..
***
Bilindiği gibi AKP iktidarı işine gelmeyen konuları duymazdan gelmekte, yanıtlamamakta.
Kendisine karşıt görüşleri olan uzmanları, kurumları, bilim insanlarını ise istendik (kasıtlı) bir politika ile görmezden gelmekte / yok saymaktadır. Aklı sıra, “yok saymanın / insan yerine koymamanın” karşıtlarına en etkili yaptırım olacağını, onları caydıracağını sanıyor!

Bu tipik devekuşu davranışıdır, hiçbir işe yaramaz…

Biz 23 Aralık 2021 günü, yani 13 gün önce çıplak, yalın, çarpıcı gerçekleri web sitemizde yazdık..

“TURKOVAC” Aşı Adayının Bilimsel Verileri / Makalesi Nerede??

  • “KRAL ÇIPLAK, TURCOVAC bir aşı değil, henüz aşı adayı!
  • Hiçbir bilimsel verisi, yayını ortada yok.. dedik.
  • AKP’nin hem yapay / uydurma başarı öyküsüne gereksinimi var hem de gündem oyunlarına… dedik.
  • Sağlık Bakanı Urfa’dan RTE’ye kameralar önünde “muştu” verirken (!!) ağzından kaçırdı : “İşaret ettiğiniz üzere 2021 bitmeden TURKOVAC aşısını…. tamamladık…” dedi.. 13 dakikalık bu video kaydının o itirafları içeren başlangıç birkaç dakikalık bölümü kesilerek TEK ADAM’ın Sarayından servis edildi.. Ekleyelim buraya kesilen o videoyu :

http://ahmetsaltik.net/arsiv/2022/01/TURCOVAC-isareti-RTEden-22.12.21.mp4?_=1

Bir başka değerli meslektaşımız CHP Balıkesir Milletvekili Dr. Fikret Şahin, 03 Ocak 2022 günü TBMM’de düzenlediği kapsamlı basın açılamasında, bizi tümü ile doğrulayıp – destekleyen kapsamlı ve kanıta dayalı açıklamalar yaptı :

CHP’li Vekil Dr. Fikret Şahin’in TURKOVAC Hakkında Basın Toplantısı | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Lütfen tıklayınız, bizim açıklamalarımızla birlikte, yanıtsız bırakılan sorularımızla çıplak gerçeği görünüz…

TURKOVAC Skandalını çırılçıplak görünüz..

30 Aralık 2021 gecesi Karantina TV’de de açık açık söyledik :

02 Ocak 2022 günü TELE1’de yaptığımız 2 konuşmada da çığlıklarımızı yineledik :

TELE1 TV’de 2 Konuşmamız : 02 Ocak 2022 | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

***
2021’in 13 Ocak günü Türkiye’de de Kovit-19 aşılamasına başlanmadan önce (SINOVAC ile) “UZAT KOLUNU TÜRKİYE” diye tüm ulusumuzu ısrarla aşıya çağırdık..

Cumhuriyet‘te de yazdık.. 15 Ağustos 2020’de Cumhuriyet Gazetesi 2. sayfasında yer alan makalemize bakılması.. “Rusya’da Koronavirüs Aşısının ‘Onaylanması’  Üzerine”

Muhalefet partilerine, Türk Tabipleri Birliğine, Tıpta Uzmanlık Derneklerine, Tıp Fakültelerine, Hukuk Fakültelerine, Türkiye Barolar Birliğine, Dernek ve Vakıflara, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına, sendikalara, Türk halkına… bir kez daha, tarihe not düşerek duyuruyor ve çağrı yapıyoruz..

İktidarın namuslu – vicdanlı bürokratlarına, yandaş olan / olmayan basına, AKP’ye gözü kapalı oy veren kardeşlerimizedir bu çağrı aynı zamanda….

Ve de son olarak çağrımız, uyarımız Sağlık Bakanı ve AKP’li Cumhurbaşkanı R.T. ERDOĞAN‘adır!

Bu politika sürdürülemezdir ve insanlığa karşı suçtur; durun hemen!

Ve bu uyarılar, 70 yaşına dayanmış 50+ yıllık bir tıbbiyeliden size ve tüm ilgilileredir; tarihin tanıklığıyla.. Yarın geç olmadan, lüt – fen!


Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI ile. 04 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
Siyaset Bilimci (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik       twitter : @profsaltik

Not : Bu yazımıza ADD web sitesinde de yer verildi;
BİLİM KURULU İKİNCİ BAŞKANIMIZ PROF. DR. AHMET SALTIK’TAN TURKOVAC AÇIKLAMASI – ADD

 

 

 

 

 

HALK TV Programımız : SALGINDA GİDEREK BÜYÜYEN YENİ DALGA RİSKİ

Dostlar,

Bu gün, 17 Temmuz 2021 Cumartesi günü akşam saat 20:00’de HALK TV’de olacağız.. / OLDUK..

 

Görüleceği üzere ilk yarım saat bizim konuşmamız ve öbür tüm kanalların toplamından daha çok izlendi. Hem HALK TV’ye, hem Sn. Fatih Ertütk’e hem de değerbilir Ulusumuza teşekkür ederiz. Konuşmalarımıza emek vererek hazırlanıyor, salt bilimsel akılcılık ekseninde İNSAN SAĞLIĞINI odak alıyoruz. Ne var ki TÜRKİYE NEREYE programı yaz tatiline girdi! 

(Youtube erişkesi bize ulaşınca burada paylaşacağız..)

Başarılı programcı Sn. Fatih Ertürk‘ün gelenekselleşen “TÜRKİYE NEREYE?” programına ilk konuk olarak.

İlk yarım saatte (20:00 – 20:30) salgında Türkiye ve Dünyanın sürüklendiği güncel ve kritik durumu irdeleyeceğiz.

Aşağıdaki güncel çizim çok şey anlatıyor.. 16 Temmuz 2021 verileriyle, ilk dalga olan Nisan 2020’nin epey üstünde hasta sayımız var ve 3. dalganın tırmanmaya başladığı verilere sahibiz.

Aşağıdaki çizimde yer alan verilere göre ise, son haftada yaşanan olgu / vaka / hasta sayısı artışı bakımından (milyon nüfusta) dünyada 3. sıradayız. İngiltere, ABD ve Türkiye!

Çok alarm verici, ürkütücü. Üstelik her 2 ülke de bizden çok yüksek aşılama oranlarına sahip!
Başkaca artıları (avantajları) da var. Türkiye’nin epey eksileri (dez-avantajları) sırtımızda yük.

Örn. İngiltere ve ABD’ye Delta varyantı kaynayan, dünyada ilk 5’e tırmanan Rusya gibi bir ülkeden milyonlarca turist akmıyor.

Bu 2 ülkede bölgeler arası ciddi aşılanma oranı farkları yok.

Bu 2 ülke SINOVAC değil, daha etkili aşıları kullandılar.

Bu 2 ülke yüksek oranda dizin incelemesi yapıp varyantları erken yakalıyor, önlem alıyor.

Bu 2 ülkede salgını siyaset kurumu değil, özerk – özgür bilim kurumları yönetiyor.

Bu 2 ülke, Türkiye gibi çok yoğun bir transit coğrafyada değiller.
Türkiye’nin komşularında da durum hiç iyi değil (Bulgaristan ve görece Romanya dışında).

Bu 2 ülkede Türkiye’deki gibi 9 günlük bir Kurban Bayramı tatili çılgınlığı ile birkaç on milyon insanı ülke içinde, SALGIN ORTAMINDA – SALGIN TIRMANIRKEN çok yoğun hareketlendirmek gibi bir akıldışılık yok!
***
AKP = RTE iktidarı bir kez daha salgınla flört ederek, 4 dalgayı adeta açık açık çağırmakta.
Tüm umutlar “ulusal aşılama panayırlarına” bağlanmış gözüküyor. Ancak yetmez!

3 değil 5 aşı da olsanız tek başına yetmez. Aşıların etkililiği sınırlı. mRNA aşılarının Delta varyantından koruyucu etkisi de
belli ölçüde; aşıyla %100 güvence asla yok!

Dolayısıyla, şu önlemler en az aşı ölçüsünde ivedi ve kaçınılmaz                           :  

  • Kapalı alanlarda standart maske kullanmayı kurallarına uygun sürdürelim.
  • Kapalı ve iyi havalandırılmayan alanlarda bulunmaktan özellikle kaçınalım ve zorunluluk durumlarında bu süre, mutlaka maskeli olarak ve 2 m uzaklık korunarak 15 dakikayı geçmesin.
  • Bayram ziyaretlerini olabildiğince sınırlayalım, EL ÖPMEYELİM – KUCAKLAŞMAYALIM.
  • Çocuklar da Kovit-19’a yakalanmakta ve bulaştırıcı olabilmektedir, aklımızda tutalım.
  • Kapalı mekanlarda uygun Hepa filtre (ki çok pahalı!) ve dışarıdan hava alarak içeriye üfleyen klima sistemleri yok ise (ki çok seyrektir), klima çalıştırmak büyük risktir.
  • Yüzme havuzlarında, plajda, kumsalda, kurban kesiminde de 2 m uzaklık korunmalıdır.
  • Bayram alışverişi ve bayram namazında da gereksiz kalabalıklaşmaya izin vermeyelim.
  • Uçak ve otobüs yolculuklarında N-95 maske kullanımını yeğleyelim.
  • Gittiğimiz yerlerde olanaklı ise 1 ay kalalım (2 x 14 = 28 gün kuluçka süresi).
  • Hastalık bulguları görülürse gecikmeden sağlık kurumlarına başvuralım. Delta bulaşı hafif
    soğuk algınlığı tablosu ile gidebiliyor. Nefes darlığı, koku – tad yitimi olmayabiliyor.
  • Herkes mutlaka aşı olmalı, hangisi denk düşerse. Aşılar son derece güvenli tıbbi ürünlerdir. Salgın ortamında %10 koruma bile değerlidir, kaldı ki; ülkemizde kullanımda olan 2 aşının da koruyuculukları %50’nin epey üstünde. BioNTech, Delta varyantına bir ölçüde (kısmen) etkili.
  • 8 Aralık 2020’den bu yana dünyada 3,6 milyarı aşkın, neredeyse dünya nüfusunun yarısı,
    tek doz da olsa aşılanmıştır ve kayda değer ciddi olumsuz etkiler – komplikasyonlar gözlenmemiştir. Bir aşının olası olumsuz etkileri genellikle 2 ay içinde görülmektedir ve
    bu deneyime artık Türkiye ve küresel toplum büyük ölçüde sahiptir.
  • Öte yandan, her gün yeni tanı alan ve ölen insanların çok büyük bir bölümü aşı olmayanlar içinden çıkmaktadır. Eldeki 11 aşı da yeterince güvenli ve etkilidir; hızla-yaygın aşı zorunludur.
  • Kağıt üstünde aşılanma oranı değil ama gerçek biyolojik bağışıklığı %70-80’lerin üstüne çıkarmadan salgın bitmez. Bu da 90 milyon nüfuslu ülkemizde çocuklar da içinde, neredeyse nüfusun tümünün aşılanmasını gerektirmektedir. Aşılardan çekinmeye gerek yoktur.
    Aşıları reddetmenin ise bilimsel temelleri yoktur. Hiç kimsenin toplum içinde bilimsel olmayan keyfi tutum – davranış hakkı olamaz. (Biz, 2 doz Sinovac + 1 doz BioNTech aşısı olduk.)
  • Aşı olmayı reddetmek bir temel insanlık hakkı olmayıp, tam da tersine başkalarının sağlıklı yaşam hakkına (Anayasa m.56) tehdittir. Kimi ülkeler zorunlu aşı uygulamasına geçmektedir.
    Bizde de yasal çerçeve buna elverişlidir (1593 s. yasa m. 72). Ayrıca Anayasa m.12. temel hak ve özgürlüklerin başkalarının haklarına saygıyı da içerdiğini vurgular.
  • Aşı ile korunur ve çevremizdekileri de hastalıktan – ölümden koruruz.
  • Kurban bayramı acıya dönüşmesin; aşılanalım ve kişisel korunma önlemlerini sürdürelim.
    ****

Sevgi ve saygı ile. 17 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

 

Delta Varyantı Bize Ne Anlatıyor?

Prof.Dr. Bekir Sami KOCAZEYBEK | AVESİSProf. Dr. Bekir S. KOCAZEYBEK
İÜC CTF TIBBİ MİKROBİYOLOJİ ANA BİLİM DALI
İBB BİLİMSEL DANIŞMA KURULU ÜYESİ

10 Temmuz 2021, Cumhuriyet

Aralık 2019’dan Temmuz 2021’e kadar milyonlarca insanı enfekte eden ve ölümlere neden olan COVID-19 etkeni SARS-CoV-2 kendini sönümlemeye götürecek mutasyonlar yerine yapısını değiştirerek etkinliğini daha farklı varyantlarla hız kesmeden sürdürmektedir. Aralık 2019’daki ilk Çin/Wuhan tipi varyantla başlayan pandemide (birinci pik) (AS: tepe) yeni bir varyant Güney İngiltere’de ortaya çıktı ve Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada Nisan-Eylül 2020 tarihlerinde etkili oldu (ikinci pik). (AS: tepe)

2020 yılının şubat ayında yine İngiltere’de tanımlanan ve bildirilen Alfa varyantı (V1=B107= İngiltere varyantı) üçüncü pikini (AS: tepesini) halen devam ettirmektedir. Aynı şekilde Beta (V2=B1.351= Güney Afrika) ve Gama (V3=P1= Brezilya) varyantları da tüm ülkeleri ciddi olarak etkilemektedir.

En çok aşılanan ülkelere ek olarak Rusya ve İsrail’de de son iki ay öncesine kadar düşüş gösteren vaka ve ölüm sayılarında son iki ay içinde belirgin bir artış dikkati çekmeye başlamıştır. Bunun en büyük nedeni bu ülkelerden bildirilen Delta varyantıdır.

WHO Avrupa Direktörü Hans Cluge ve Avrupa E-CDC Direktörü Dr. Andrea Anmon, önümüzdeki süreçte ağustosun sonuna kadar, dolaşımda olan varyant SARS-CoV-2 virüslerinin %90’ının Delta varyantı olacağını bildirmiştir. Önümüzdeki süreçte de dördüncü pikin (AS: tepenin) nedeni olarak etkinliğini göstereceğini ifade etmiştir. Bu ifadelere, 16 aydan beri COVID-19 pandemisini dikkatle takip eden bir klinik mikrobiyolog olarak, bilimsel veriler ışığında aynen katılıyorum.

DELTA VARYANTININ OLASI ETKİLERİ

Delta varyantı ilk kez 2020’de Hindistan’da bildirilmişti. 4 Nisan 2021’de WHO tarafından VOI (variants of interest: izlenmesi gereken varyantlar) olarak tanımlanan virüs, 11 Mayıs 2021’de VOC (variant of concern: endişe verici varyant) olarak tanımlandı.

Delta varyantı çift mutasyon özelliğine sahip (E 484Q, L452R mutasyonları) süper bulaştırıcı özelliğiyle (Örneğin R0=4 yani bir kişinin 4 kişiye bulaştırması ve kapalı alanlarda ise 3-4 dakikada bulaştırıcılığı söz konusuyken, bu bulaştırıcılık Alfa varyantında 10-12 dakikadır. Ayrıca Alfa varyantına göre bulaştırıcılığı %60 fazladır, diğer hiçbir varyantta olmayan özelliklere sahiptir.

Diğer varyantlarda görülen klinik belirtilerden (ateş, halsizlik, koku ve tat kaybı) farklı olarak belirgin boğaz ağrısı, burun akıntısı ve ciddi baş ağrısı söz konusudur.

Şu andaki üçüncü pikin (AS: tepenin) etkeni olan Alfa varyantına göre 4.9 kat ölüm riski gösterirken pnömoni (zatürree) riski ise VOC olmayan varyantlara göre yaklaşık iki kat fazladır.

CT (Cycle Treshold: Enfekte virüsün vücuttaki miktarını indirekt gösteren değer) düzeyi düşük değerde (düşük düzey virüsün vücuttaki fazlalığı gösterir) çok yüksek olarak insan vücudunda 18 gün aynı düzeyde kalırken, diğer VOC olmayan varyantlar ise 13 gün kalabilmektir.

Delta varyantıyla ilgili yalnızca BioNTech ve AstraZeneca aşılarının etkinlik çalışmaları literatürde vardır. Buna göre BioNTech aşısında etkinlik %91.3’ten %88’e ve AstraZeneca’da % 76’dan %67’ye inmiştir.

Kısıtlı sayıdaki Delta varyantıyla ilgili BioNTech ve AstraZeneca aşı çalışmalarında Delta varyantına karşı bu iki aşıda ciddi olarak orta düzeyde semptomatik hastalık ve enfeksiyonu önlemede azalma görüyoruz. BioNTech aşısıyla başarılı bir aşılama süreci geçiren ve COVID-19 vaka sayılarını oldukça düşüren İsrail’de bile, BioNTech aşısının COVID-19 hastalığına etkinliğinin %60-70’ler civarında (AS: dolayında) olması, yeni COVID-19 vakalarının % 51′ inin aşılı olması ve bunların da %90’ının Delta varyantlı olması pandeminin bugünkü boyutu bakımından çok endişe vericidir.

Bununla birlikte özellikle Sinovac aşısının ilk sırada rutin olarak uygulandığı Endonezya (Son bildirilen 26 sağlık personeli ölümünde 10’unun Sinovac aşılı olması düşündürücüdür) ve Brezilya’da Delta varyantının artışını daha belirgin olarak görebiliyoruz. Peki Sinovac aşısının % 18 civarında en yaygın kullanıldığı Türkiye’de Delta varyantı sıklığı ve aşı etkinlik durumu nedir?

TÜRKİYE’DE KONUYA İLİŞKİN BİR ÇALIŞMA YOK

Çalışmalar tatmin edici boyutta değildir. Şöyle ki; Sağlık Bakanı en son 26 ilde 224 vaka olarak bildirdi. Tabii ki ülkemizde en yaygın varyant olan Alfa (İngiltere) varyantına karşı en çok kullanılan Sinovac aşısının etkinlik çalışması olmadığı gibi, Delta varyantıyla ilgili de bir çalışma yoktur. Bu sorun salt ülkemizin değil. Uluslararası literatürde de VOC adıyla bilinen endişe veren varyantlarda Alfa, Beta ve Gama’ya karşı Sinovac aşı etkinlik verisi olmadığı gibi; son günlerin en ciddi potansiyel varyantı Delta’ya karşı da etkinlik çalışması henüz yoktur.

Dünyada 3. tepeyi yaşadığımız bu süreçte Hindistan kaynaklı Delta varyantının yüksek bulaştırıcılık oranı ciddi bir klinik hastalık aktivasyonu (ölüm, yoğun bakım birimi ve pnömoni riskleri) ve eldeki mRNA temelli aşılara ve konvalesan (AS: nekahet) serumlara (immün plazmalara) karşı gösterdiği orta düzey direnç ve küresel düzeyde insanlığın %70’lerden uzak toplum bağışıklığı karşısında

  • 4. pikin (AS: tepenin) gelişmesi yüksek olasılıktır!

Bu gelişmeyi artıran bir başka önemli faktör (AS: etmen) ise ülkemizde 1 Temmuz’da yürürlüğe konan kademeli (bana göre hiç de öyle değil) normalleşme kararlarıdır.

ÖNLEM ALINMAZSA TEHLİKE KAPIDA

16 aylık, tahammül (AS: dayanç) sınırlarını zorlayan, kısıtlamalara meydan okuyan tavırların Delta varyantının olağanüstü bulaştırıcılığı ile birleşmesi önümüzdeki sürecin nasıl olabileceğini şimdiden bize göstermektedir.

Bunlara ek olarak;
– Delta varyantının çok yaygın olduğu ülkelerden (Rusya, İngiltere ve son günlerde İsrail gibi) gelecek turistlerin ciddi olarak izlenememesi halinde ve
– yaz aylarının kendine özgü insan davranışlarının engellenememesi ve
– izin, tatil gibi etkinliklerle insan davranışlarının gelişigüzelliği ve
– ciddi boyutlu bölgesel insan taşınmaları ile

  • gelişebilecek bu 4. dalgada Delta varyantının ülkemiz insanlarına ciddi yaşam kayıpları verdirebileceği ve sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim öğretim yaşamına daha da darbe vurabileceği akıldan hiç çıkarılmamalıdır.

Eğer bu varyant virüsün yayılımının önlenmesini başaramazsak, bugün için Delta önümüzdeki günler için Delta-plus ve Lambda (Peru ve Güney Amerika kaynaklı) varyantlarının kapımızda olduğunun bilinmesinde yarar vardır.

Aşı da olsanız hastalığı da atlatsanız bunu yapmanız şart

Aşı da olsanız hastalığı da atlatsanız bunu yapmanız şart

Prof. Dr. Suat Çağlayan
ODATV
, 24.03.2021

Aşıdan veya Covid geçirdikten sonra antikor baktırmanın bir yararı olmayacağı bilinmelidir. Aşı da olsanız, hastalığı da geçirseniz bunu yapmalısınız…

Koronavirüs ile bulaştıktan sonra iyileşenler ile aşı olanların merak ettikleri şey, kanlarında bu virüse karşı antikor gelişip gelişmediği

Her ne kadar bu konuda bilimsel açıklama yapan akademisyenler televizyon ve gazetelerde halkımızı aydınlatmaya çalışıyorlarsa da ‘antikor baktırma’ modasını engellemek kolay değil!

Bu nedenle her yanda biyokimya ve mikrobiyoloji laboratuvarlarının kapılarına “Covid-19 antikorları bakılır” diye yazılar asılıyor…
Önce aşıların koruyuculuğu tartışıldı. Bir ölçüde aşı üretim firmaları arasında bir yarışın da yaşandığı bu tartışmalardan sonra Sağlık Bakanlığı, Çin aşısı olan Sinovac’ı almaya karar verdi. Benim kişisel düşünceme göre bu aşının alınması doğru bir karardı. Çünkü koruyuculuğu çok yüksek olmasa da bu aşı, erken ve geç dönemde oluşabilecek yan etkiler bakımından oldukça güvenilir kabul ediliyor… Aşılama başladıktan sonra antikor baktırma merakı daha da arttı. Merak edilen şey, yaptırılan aşının koruyucu antikor oluşturup oluşturmadığıydı.

Bu yazının amacı, bu antikoru baktırmanın gereksizliğinin altını çizmeye çalışmak.

NE YAPACAĞI BELLİ OLMAYAN VİRUS

Koronavirüs’ün, diğer virüslerden çok farklı bir davranış gösterdiği ve insan bağışıklık sistemi ile olan etkileşiminin tam olarak bilinmediği bir gerçek. Üstelik merak edilen bir başka konu da, bu virüs vücuttan tamamen temizlense bile organlarda yapmış olduğu gizli yıkımların gelecekte hangi sıkıntılara yol açabileceği…

GELELİM ANTİKOR KONUSUNA

Koronavirüs enfeksiyonu (ya da aşısı) söz konusu olduğunda insan bağışıklık sisteminin vereceği yanıtı ve bu yanıtın koruyuculuğunu sorgularken bağışıklık sisteminin bazı özelliklerinin bilinmesi gerekir. Bir virüs insan vücuduna girince bağışıklık sistemi yaygın ve karmaşık bir yanıt verir. Bu karmaşık yapı içinde iki tepki esastır;

Kandaki bazı hücreler (B Lenfosit) virüse karşı antikor denen koruyucu maddeler üretirken…

Başka bir hücre grubu (T Lenfosit) da virüsü tanıyarak ona karşı duyarlı ve tepkili hale gelir…

Bu iki tepki sayesinde hastalığı geçirenler de aşılananlar da bir ölçüde korunurlar. İşte asıl soruyu burada sormak gerekiyor : Covid geçiren veya aşılananlarda gelişen bu bağışıklık, insanı ne derece ve ne süreyle koruyabiliyor? Ya da daha doğrudan bir soruyla; kanda oluşacak yüksek antikor düzeyi işe yarar mı?

BİLİNMESİ GEREKEN TEMEL BAŞLIKLAR

  • Antikor yüksekliği, vücudun Koronavirüs’ten korunmakta olduğunu göstermediği gibi antikor düşüklüğü de vücudun korunmamakta olduğunu göstermez.

Çünkü;

  1. Yüksek düzeyde bile olsa oluşan antikorlar yeni bir enfeksiyonu engellemekte yetersiz kalabilir. Nitekim hastalığı geçirmiş olan ya da aşılanan çok sayıda insanda yeni enfeksiyonlar görülmüştür.
  2. Antikorun düşük olması vücudun korunmamakta olduğunu da göstermez. Çünkü, antikor dışında korunmayı sağlayan bağışıklık hücreleri, virüsü tanımış ve ona karşı tepkili hale gelmiş olabilir.

BAĞIŞIKLIĞIN SÜRESİ

Her iki tür bağışıklık gelişmişse bu kez başka bir soru ortaya çıkıyor;

Virüse karşı gelişen bağışıklık ne kadar sürüyor?

Bunun yanıtı da yüz güldürücü değil. Bu sürenin değişken olabildiği ve genellikle 6-9 ayı aşmadığı bilgiler arasındadır. Hatta daha kısa olduğu yönünde bilgiler de vardır.

AŞI MUTLAKA YAPILMALIDIR

Koruyuculuk yönünden bütün bu olumsuzluklara karşın, aşı mutlaka yapılmalıdır.

Çünkü aşı olanlarda-düzeyi ve etkinliği tartışılır olsa da- hem saptanabilen bağışıklık (antikorlar) hem de yaygın bakılma şansı olmayan hücresel bağışıklık mutlaka belli düzeyde oluşacaktır.

Hastalık orta veya ağır geçirenlerde öylesine büyük yıkım yapmaktadır ki, aşının oluşturacağı düşünülen her düzeydeki korumadan yararlanılması gerekir.

  • Aşılananların -hastalansalar bile- hastalığı daha hafif geçirdikleri de önemli bir veridir.

BURADA BAŞKA BİR RİSK VAR

Bu saptamalara göre Koronavirüs’e karşı antikor olup olmadığını saptamanın bir yararı olmadığı anlaşılıyor. Tamam da bu antikoru bakmanın bir zararı var mı?

Yok gibi görünüyorsa da önemli bir tehlikesi var! O da şu; antikorları yüksek çıkanların kendilerini korunuyor sanarak maske kullanmamaları, korunma önlemlerini ciddiye almamaları…

Toplumun neredeyse yarısı, zaten maskeyi ya zoraki takıyor ya da atmak için fırsat arıyor.

Böylesi yanıltıcı bir sonucun vereceği cesaretin, virüsün yayılımını kolaylaştırması işten bile olmaz!

ŞU OLASILIK DA GÖZARDI EDİLMEMELİ

Yapılan iki aşının sonrasında bakılacak antikorların yaratabileceği bir başka sıkıntı da düşük antikor düzeyi bulunduğunda kişinin ne yapacağını bilmemesidir.

Beklenecekse ne için ve ne kadar süreyle bekleneceğini bilmemenin tedirginliği yaşanacak…

Ya da çoğu kişinin yapacağı gibi, bir süre sonra yeniden laboratuvara koşup bir test daha yaptırmak isteyebileceklerdir.

Kaldı ki, yeni bir aşı yaptırmasını önerenler olayı daha da karmaşık hale getirebilecek, aşıyı uygulayanlarla ilişkilerde gerginlikler yaşanabilecektir.

Elbette bütün bunlar, gereksiz yere yaptırılan bir antikor testinin ‘meraklısına’ yaşattığı çileden başka bir şey olmayacaktır.

MASKE VE MESAFEYE DEVAM YETER!

Özetlersek;

Aşıdan veya Covid geçirdikten sonra antikor baktırmanın bir yararı olmayacağı bilinmelidir.

  • Aşı da olsanız, hastalığı da geçirseniz maske takmanın ve mesafeyi korumanın gerekli olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

https://odatv4.com/yazar/suat-caglayan/asi-da-olsaniz-hastaligi-da-atlatsaniz-bunu-yapmaniz-sart-24032126.html

SALGIN VERİLERİNİN EPİDEMİYOLOJİK DİLİ

SALGIN VERİLERİNİN EPİDEMİYOLOJİK DİLİ :

SAYILAR BİZE NE SÖYLÜYOR?


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (Em.)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com     facebook.com/profsaltik    twitter  @profsaltik
BİRGÜN, 16 Mart 2021, syf. 10  PDF : BİRGÜN makalemiz, 16.3.21

İlk Kovit-19 olgusu Türkiye’de, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) “Bu bir küresel pandemidir” duyurusunu yaptığı gün, tam 1 yıl önce 11 Mart 2020 günü Sağlık Bakanı Dr. F. Koca tarafından kamuoyuna duyurulmuştu. 1 koca yıl geride kaldı ve “yeni koronavirüs”ün (SARS-CoV2) neden olduğu kıtalararası salgın (pandemi), tüm dünyada sönümlendirilemedi. Türkiye’nin de başı fena biçimde ağrımakta. 13 Mart 2021 günü “resmi” verilerinden ilerleyerek sorunu irdeleyelim.

Test politikası bakımından..

150.098 PCR testi yapılmış ve 15.082 yeni olgu / vaka (İng. “case”) yakalanmış. (+) olgu sayısı / test sayısı oranı (test pozitiflik oranı) %10. Oldukça yüksek bir oran, zaman zaman %1-2’lere düştüğü oldu. 150 bin değil de 2 katı, 300 bin test yapılsa idi acaba yakalanan olgu sayısı da 2’ye katlanacak ve 30 bini aşacak mıydı? Günlük test sayısı ülkemizde en çok 200 bini buldu. Oysa DSÖ, Türkiye için  400 bin / gün test yapılması gerekli düşüncesinde. Dolayısıyla 400.000 / 150.098 = 2,67 ile 15.082 çarpılırsa 40.219 bulunur. Yaklaşık 2,7 katı PCR (+) olgu yakalanmış olacak ve uygun önlemlerle toplumdan ayrılmaları gerekecekti. Hastaneye yatırılması gerekmeyenler karantinaya, gerekenler izolasyona.. Böylelikle bu kişilerde hem erken tanı konarak daha etkin sağaltım (tedavi) sunulacak ve ölümler azaltılabilecekti hem de başkalarına bulaştırmaları engellenerek bulaş zinciri kırılabilecekti. Her 2 olanaktan da ancak yakalayabildiğimiz olgu oranında yararlanabiliyoruz.

Ayrıca kullanılan PCR testlerinin duyarlıkları (gerçek + olguları yakalama gücü) hiçbir zaman %100 değil. Başlangıçta %40’lara dek düşmüştü, çok az gerçek olgu yakalayabildik ve salgın yayıldı. Giderek %70’lere erişen duyarlıklı PCR testleri geliştirildi ancak bu kez de Eylül 2020’de İngiltere varyantı mutant virüs ve ardılları Brezilya, G. Afrika vd. nedeniyle test duyarlığı gene düştü. PCR testlerinin, mutant tiplerin RNA dizilimlerine göre primerlerinin güncellenmesi gerekti. Bu teknik güncelleme ülkemizde hem gecikti hem de yeterli olmadı. Ayrıca bölgesel farklılıklar da oluştu. Örneğin son haftalarda yayınlanan illere göre yüz bin nüfusta haftalık yeni olgu sayılarına göre maviye boyanan düşük riskli Güneydoğu Anadolu illerinde, sağlıkçılarla konuştuğumuzda, ciddi düzeyde test kıtlığı yaşandığı bize aktarıldı. Sağlık çalışanlarına bile yeterince test yapılamadığı yakınması bildirildi.

PCR testleri Sağlık Bakanlığı politikası uyarınca genel olarak başvuran ve belirtisi olanlarla.. epey sınırlandığı için, toplumdaki riskli kümelerde aktif sürveyans bağlamında yaygın kullanılmadıkları için, örnek alma tekniği, laboratuvara ulaştırmada soğuk zincir ve olası laboratuvar hataları da katıldığında, buzdağının altında kalan gerçek (+) olgu sayıları / oranları yüksek oldu. Bu sorun da bulaş zincirini kırmada başlıca engellerden (handikap) olarak ortaya çıktı, salgın eğrisi hızla tırmandı ve bastırılamadı, uzadı, uzadı.. Ro değeri genellikle 1’in üstünde kaldı sınırlı zamanlar dışında. Yani bulaşı alan 1 kişi, bulaştırıcı olduğu 14 gün içinde 1’den çok insana bulaştırdı. Oysa salgını sönümlendirebilmek için bu katsayıyı 1’in altına çekmek ve en az 4 hafta baskılamak gerekiyor. Günlük test sayısının kişi ya da test sayısı mı olduğu da genellikle netleşmedi. Toplam test sayısı 35 milyona ulaştı, 90 milyona varan ülke nüfusunun %40’ını bulmadı 1. yıl sonunda.

Hasta sayısı bakımından

Salgının ilk yılı bitiminde, resmi rakamla toplam 2.866.012 olguya erişildi. Kabaca, 90 milyon eylemli (fiili, gerçek) nüfusun %3,2’si bulaşı almış oldu. Yine pratik yaklaşımla buzdağı modeli gereği toplam gerçek olgunun 1/10’u yakalanmış / tanı konmuş olsa, 28,66 milyon nüfus ya da %31,8’lik nüfus kesiminin bulaşı aldığı çıkarımı yapılabilir. Kovit-19’un özellikle 12 yaş altı çocuklarda, azalan oranlarda 18 yaş altında ve giderek tüm yaşlarda %85’lere varan ölçüde belirtisiz – bulgusuz gittiği bilgisi de 1/10 buzdağı ampirik yaklaşımı ile örtüşmektedir.

Buradan “toplum bağışıklığı” kavramına geçilebilir mi? “Sonuç olarak” belki “evet”.. ama bu “kazanım” kavramın tanımı ile örtüşmüyor. “Toplum bağışıklığı” aşı ile toplumun ne oranda bağışık kılındığının tanımı. Yoksa bırakalım insanlar hastalansın, öldürücülük oranı %3 düzeyinde, giderek toplum doğal yolla bağışık olsun yaklaşımı etik – moral – bilimsel – hukuksal değil! Kaldı ki, hastalığa yakalananların geliştirdiği doğal bağışıklık (hücresel ve sıvısal) kalıcı değil ve 6-8 ayda sönümleniyor. 23 gün ara ile 2. kez bulaşa yakalananlar olduğu gibi, son günlerde mutant tiplerle yeniden enfeksiyon da gözlenmekte. Ayrıca 1 yılda, tanı konan 2,8 milyonun 10 katı toplumda toplam bulaş varsayılsa bile, salgının bu ivme ile en az 3 yıl sürmesine katlanmak gerekir ki, tüm nüfus doğal yolla bağışık olsun! Üstelik kalıcı bağışıklık sağlanmadığını ve mutant tiplerle yinelenen enfeksiyon riskini de hesaba katarsak, yıllarca böylesi bir “serap” a erişmek hayali sürebilir. Böylesi bir serüven ölümler bakımından da göze alınamaz, 90 milyon nüfusun tümünün hastalanarak bağışıklanması senaryounda, %3 düzeyindeki küresel ölüm hızı ile, Türkiye’de 270 bin insanımızın feda edilmesi sonucu doğar ki, hiçbir biçimde savunulamaz, post-modern bir kırım olur!

Yaz sonrası, Mayıs başında uyardığımız üzere kasırga = hasta ve ölüm sayılarında çok hızlı tırmanma başlayınca, S. Bakanlığı’nın kendince bir ayrım ile PCR testi (+) çıksa da en az 2 belirtisi olmayanları hasta kabul etmeyip ayırdığı ve “hasta” sayısını çok azaltarak açıkladığı, DSÖ’nün 2 ayrı kodla bildirim yönergesine uymadığını ve ulusal ve uluslararası kamuoyunu yanılttığını da not etmek zorunludur. Bu tablo, Bakanlığın bir bilgisayar ekranının görüntülenmesi ile açığa çıkmış o gün 30 bin olan PCR (+) olgu sayısının 1/20’si ya da %5’i olarak 1500 “hasta” ilan edildiği kanıtlanmıştır. Ardından Bakanlık 2 ayrı veri ile de olsa, gerçek rakamları geriye doğru açıklamak zorunda kalmıştır. Ancak ölüm verilerinde karartma / indirgeme, İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerin belediyelerince günlük ölüm verilerinin açıklanması ve Türkiye genelinde Bakanlığın açıkladığı kovit-19 ölümlerinin “komik” kalmasına karşın inat ve ısrarla sürdürülmektedir. İktidar, gerçek ölüm verilerinin kuşkusuz çok ağır olabilecek siyasal faturası ile yüzleşememekte, dahası salgını iyi yönettiğini bile savlayarak (!?) muazzam başarısızlık, skandal, fiyaskolara karşın yapay bir başarı öyküsü yaratmaya çabalayarak algı yönetimine / saptırmasına yönelmiştir (11.3.21, Erdoğan tweet’i)

Ağır hastalar son veri ile yukarıdaki tabloda 1350 olarak görülmektedir ki, havuzdaki toplam hastaların 1350 / 151.031 = %0,9’dur. Dünya genelinde bu oran %0,4 olup, 2,25 kat ağır hastamız söz konusudur!? Öte yandan yine üstteki tabloda filyasyon oranının %99.9 olduğu, ortalama filyasyon süresinin 8 saat dolayında olduğu kayıtlıdır. Son 2 sayısal veri gerçekten doğru ise, muazzam bir başarı anlamındadır ve pek çok olgunun hızla erken tanı almasını da sağlayabilir. Bu durumda, erken tanı alan hastalarda “ağır hasta” ya dönüşme neden bunca yüksektir?

  • Popüler adlandırmasıyla “turkuvaz tablo” gerçekte kara / siyah ya da kıpkırımızı olup, pek çok gerçeği saklamakta, örtmekte, indirgemekte, maskelemekte… halkı ve küresel kamuoyunu, DSÖ’nü aldatmaktadır. Nitekim ABD’de CDC bir ara Türkiye’yi 3. derecede riskli ülke ilan etmiş ve yurttaşlarını uyarmıştı (en üst risk 4. derece).
  • AKP iktidarı saydam – dürüst davranarak halka güven verememiş, tersine, salgının uzamasına da kaçınılmaz biçimde neden olarak, ülkemize ağır bedeller ödetmiş, ödetmekte ve bir güven bunalımına yol açmış bulunmaktadır. En az 387 sağlık emekçisi yitirilmiştir!

Havuzdaki hastalar…

Yukarıdaki tabloya göre “resmi” verilerle 2.866.012 (toplam hasta) – 2.685.560 (toplam iyileşen) = 180.452 ve bundan da toplam “resmi” ölümler olan 29.160 düşüldüğünde, halen 151.031 aktif hasta olduğu sonucuna varılabilir. 11 Mayıs 2020’den sonra 2. açılım – saçılım sürecinin başlatıldığı 1 Mart 2021’den bu yana “havuzdaki hastalar” artmaktadır çünkü her gün iyileşerek havuzdan ayrılanlardan daha çoğu hastalanmaktadır. 13.3.21’de nedense, rekor sayıda iyileşen 15.287 oldu? Salgının sönümlendirilmesi, pratik anlamda hasta havuzunun boşaltılması demektir. 151.031 hastanın dünya ortalamasına göre %3’ünün önümüzdeki 2-4 haftada ne yazık ki ölmesi bekleniyor! Bu rakam 4531 kişiye karşılıktır ve 4 hafta boyunca günde ortalama 162 ölüm öngörülebilir. Ne var ki, Sağlık Bakanlığı resmi verilerine göre Türkiye’de hastalıktan ölüm oranı Dünya ortalamasının 1/3’üdür!? Bu durumun Biyolojik – Epidemiyolojik bir açıklaması asla olmayıp tümüyle kurgusaldır (manüplatiftir) ! Dolayısıyla bu rakamın 1/3’ü dolayında, 4 hafta boyunca günde ortalama 54 ölüm olabilecektir. Ayrıca yeni tanı alan hastalardan da bu 4 hafta içinde erken ölümler gözlenebilir. Pratik olarak, önümüzdeki 1 ay içinde günlük kovit-19 ölümleri ortalama, yaklaşık 60’ın altına düşmeyecektir! Bu nasıl bir denetimli normalleşmedir?! Bu, gerçekte açılım – saçılım histerisidir!

  • Türkiye bu verilerle 1 Mart 2021’de 2. kez ve hiçbir Epidemiyolojşik temeli (rasyoneli) olmaksızın “denetimli normalleşme” ye geçmektedir. Bu karar asla Epidemiyolojik – bilimsel dayanaklı olmayıp, tümü ile popülist – politik yeğleme (tercih) ürünüdür ve sorumluluğu karar sahibi AKP = Erdoğan’ın olacaktır kaçınılmaz ve tartışılmaz olarak.

    Aşı sorunu…

Dr. Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü 2011’de AKP tarafından 663 s. YGK (KHK) ile kapatılmış ve aşıda %100 dış bağımlılık oluşmuştur. Salgın ortasında Türkiye yerli aşı geliştirememiş, yurt dışından da yeterli, çeşitli, güvenilir aşı sağlanamamıştır. İngiltere 8 Aralık 2020’de aşılamaya başlarken Türkiye epey zorlama ardından 14 Ocak 2021’de başlayabilmiş ve günümüze dek 60 günde 10+ milyon doz aşı yapabilmiştir. Günlük ortalama 150 bin doza inmiştir. Aşı istasyonları kurulmamış, ek çalışan sağlanmamıştır, tek kaynaktan dışalım ağır aksak, güvencesiz ve çok yetersizdir. 2. doz aşı randevuları beklemekte, öğretmenler bile aşılanamamaktadır!

Bedelinin ödenebildiği ölçüde aşı sağlanabildiği endişesi – kaygısı pek haklı olarak yaygındır ve SİNOVAC’tan aşı alım sözleşmesini AKP, tüm ısrarlara karşın kamuoyuna açıklamamaktadır!?

Çin SİNOVAC firmasının Coronavax ölü (inaktive) aşısının Evre 3 çalışmaları etik, bilimsel çerçevede yürütülmemiş – yürütülememiş, bilimsel olarak geçersiz etkililik – koruyuculuk oranları açıklanmıştır. Gerçekte, uygulanan bu aşının koruyuculuk düzeyi bilinmez durumdadır. Bu tempo ile gidilirse, 70 milyon hedef nüfusun (90 milyon – 18 yaş altı 20 milyon çocuk) 2 doz aşılaması 700 gün (neredeyse 2 yıl!) sürecektir Ocak 2021 ortasından başlayarak.. Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez. Bir yandan ek – yeni mutasyonlara neden olur, bunlar eldeki aşıların etkinliğini azaltabilir, ayrıca aşılama sonrası elde edilen yapay bağışıklık 6-8 ay içinde sönümlenmektedir, ek olarak da bu aşının etkinlik oranı SİNOVAC’ın kendi açıklaması %50 ise, aşılanan 2 kişiden 1’i bağışık yanıt geliştiremeyecektir. Bu tablo, salgın yönetimini iyice tıkayabilecektir.

Ölümler bakımından..

Yukarıda da yer yer değinildiği üzere 13 Mart 2021 akşamı toplam ölümler (1 yılda) “resmi” veri ile 29.421’e erişmiştir ve olgu (vaka) ölüm oranı (İng. Case fatality rate) %1 gibidir, Düya ortalaması %3 iken! Türkiye’de kovit-19’dan ölenlerin dünya ortalamasının 1/3’ü olması için hiçbir bilimsel kanıt yoktur; tersine, Dünya ortalaması gibi olması için bütün veriler destekleyicidir. Dolayısıyla her 3 kovit-19 ölümünden 2’si değişik yaklaşım – yöntemlerle kayda alınmamaktadır. Salgının neden olduğu ikincil ölümler dışında, bu durumda, 29.421 x 3 = 88.263 toplam ölüm olmalıdır! Mayıs 2021’de TÜİK doğum – ölüm istatistiklerini açıklayacak ve çok ciddi karışma (müdahale) olmazsa, toplam yıllık ölüm rakamı, 2019 sonunda 436 bin iken, %2 gibi doğal bir artışla sınırlı kalmayarak oldukça büyüyecektir. Ölüm sayısındaki bu anormal artışın, açıklaması nasıl yapılacaktır? Mızrak çuvala sığmamaktadır, sığmayacaktır… Oysa ilk koşul DÜRÜSTLÜKTÜR!

SONUÇ ve ÖNERİLER

Küresel işbirliği ve dayanışma dışında seçenek yoktur!

İdeal çözüm, yeter ve etkin aşı sağlayıp BM öncülüğünde eşzamanlı, küresel ölçekte 4 hafta tam kapanmadır. Bu sürenin ilk 2 haftasında 1. doz, izleyen 2 haftada 2. doz aşılama, tam bir seferberlik ile duyarlı tüm nüfusa yapılmalıdır.

BM ölçeğinde uluslararası toplum böylesine bir tasarıma girişemese de Türkiye kendisi yapmalıdır. Halen aşılanmamış 60 milyon 18+ yaş nüfus için 120 milyon doz aşı (tek doz yapılan bulunursa bunun yarısı) ne yapıp edip önümüzdeki haftalarda sağlanmalı, tam bir olağanüstü aşılama seferberliği hazırlığı yapılmalı ve 4 hafta tam kapanma ile yukarıda açıklandığı biçimde tam aşılama gerçekleştirilmelidir. Bu sürede toplumun kırılgan – zedelenebilir kesimlerine, başta işsizler – yoksullar.. olmak üzere yeterli sosyal devlet desteği mutlaka sağlanmalıdır. 4 hafta sonunda son derece ölçülü olarak, Epidemiyolojik ölçütlere uygun sıkı denetimli normalleşmeye geçilmelidir.

  • Eldeki sayısal veriler, adına “denetimli normalleşme” de dense, bu 2. kez erken açılım – saçılıma kesinlikle elverişli değildir. Daha çok insanın hastalanmasına, daha çok masum insanın ölümüne ve salgının uzamasına yol açacaktır. Bu kabul edilemez sonuçların nedeni ve sorumlusu hastalıktan çok, izlenen akıl ve bilim dışı politikalar ve onların özneleri olacaktır.
  • Salgından çok iğrenç siyaset öldürüyor; ne acı!
  • İnsanlık düşmanı Kapitalizm, salgının kök nedeni ve baskılanamamasının da ana nedenidir!

Salgın yönetimine asla popülizm, günlük siyaset bulaştırılmamalı, tümü ile Epidemiyolojik yordamlara (stratejilere) uygun bilimsel yönetim sergilenmelidir. Hiçbir ölçüt, kaygı, değer.. İNSANIN YAŞAM HAKKI önüne konmamalı, DSÖ Genel Başkanı Dr. T.A. Gebreyesus’un çığlıkları duyularak önce “sağlık – insan seçilmelidir” her şeyin başında (İng. Choose health”)..