Ekrem İmamoğlu’na kurulan kumpas

Ekrem İmamoğlu’na kurulan kumpas

Örsan K. Öymen

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” RecepTayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul’un tarihinde en yüksek oyla seçilen belediye başkanlarından birisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı Ekremİmamoğlu’nu baskı altında tutmaya devam ediyorlar.

31 Mart’taki (2019) İstanbul belediye seçimini hukuka ve yasalara aykırı bir biçimde iptal ettirdikleri yetmiyormuş gibi, yinelenen seçimde açık ara farkla kazanan ve halkın büyük desteğini alan Ekrem İmamoğlu’na hâlâ meydan okuyorlar. Halkın oyunu ve milletin iradesini yok sayan bu faşist dikta zihniyeti aslında, Ekrem İmamoğlu üzerinden halka yönelik bir tehdit ve baskı uygulamaktadır.

Büyükşehir belediye başkanlarını Ankara’ya davet eden Erdoğan, medyanın önünde, Ekrem İmamoğlu’nu geçmiş uygulamaları sorgulamaması ve belediyedeki kadroları olduğu gibi koruması konusunda uyarmıştır. Erdoğan, toplantının medyaya kapalı bölümünde, bu konudaki kişisel görüşlerini açıklamış olsaydı, bu kendisi açısından belli bir ölçüde anlaşılabilirdi. Ancak bir kişiyi hem makamına davet edip hem de medyanın önünde eleştirip şov yapması, büyük bir kabalık olmuştur.

Seçilen bir belediye başkanının, geçmiş dönemlerdeki olası yolsuzlukları, usulsüzlükleri, israfları ve belediyecilik hizmetiyle uyuşmayan uygulamaları sorgulaması kadar doğal bir şey olamaz. Bunların sorgulanması, halkın kendisine verdiği yetkinin ve belediyede temiz bir geleceğin inşa edilebilmesinin bir gereğidir.

Seçilmiş bir belediye başkanının, kendi kadrolarıyla çalışmayı istemesi kadar doğal bir şey de olamaz. Sonuçta belediye hizmeti bir ekip işidir. Belediye başkanı ve belediyedeki ilgili müdürlükler ve daireler, uyum içinde çalışabilecekleri kendi kadrolarını kuramazlarsa, halka da hizmet veremezler.

Bu bağlamda, eski dönemde belediyede müdürlük ve daire başkanlığı yapmış olanların, belediyeyi AKP il başkanlığına dönüştürüp AKP amigoluğu yapanların, hukuka ve yasaya aykırı bir biçimde iptal edilen 31 Mart seçiminin ardından, bir sonraki seçim gerçekleşmeden işe alınanların ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesindeki demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti ilkesine aykırı faaliyetlerde bulunanların ve belediyedeki yetkileri bu faaliyetler için kullananların işine veya görevine son verilmesi ölçüsünde doğal ve doğru bir şey olamaz.
Hem belediyede hem de merkezi hükümette iktidar olduğunda on binlerce çalışanın işine son verip devletin kadrolarını, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesine karşı faaliyette bulunanlarla dolduran AKP’nin, bu konuda söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. AKP bu konuda CHP’ye de, Ekrem İmamoğlu’na da hiçbir ders veremez. İşten çıkarmalarda, yukarıda belirtilen kapsama girmeyen az sayıda istisna uygulama varsa, bunlar da araştırılır ve yine belediye tarafından düzeltilir.

Bahçeli’nin de önceki gün yaptığı açıklamada, Ekrem İmamoğlu’nu hedef alarak

  • Yenikapı’yaotomobil sergisi açacak kadar çıldıran kırık sandalyelilernereye varmak istemektedir? Türk milletinekafa tutmanın akıbeti kafanın kopmasıdır,terör örgütünü bekleyen son da budur. CHP yönetimide terör örgütüyle ortaklığından bir an öncevazgeçmelidirbiçiminde ifadeler kullanması, Bahçeli’nin düzeyini ve çapını bir kez daha ortaya koymuştur. Bahçeli, bununla da yetinmeyip CHP’yi “emperyalizmin gece bekçisi” ve “Türkiyedüşmanlarının kule nöbetçisi” ilan etmiştir!

Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeynden uzaklaştırarak emperyalizme en büyük desteği veren AKP’nin yedek lastiği olan Bahçeli, CHP’ye emperyalizm dersi verecek son kişidir!

1970’lerde CIA destekli Kontr-Gerilla’nın taşeronluğunu üstlenerek emperyalizme en büyük desteği veren MHP, CHP’ye emperyalizm dersi veremez!

Emperyalizmin 7/24 bekçiliğini yapan MHP’nin ve Bahçeli’nin bu konularda söyleyecek hiçbir sözü olamaz!

Kırık sandalye işine gelince, onlarca belediye başkanı içinde yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun sandalyesinin kırılmasını bir rastlantı ile açıklamak oldukça zordur!
======================================

Dostlar,

“Kırık sandalye“ sorununu biz de sitemizin manşetinde irdelemiştik :

İstanbul BŞBB İmamoğlu’na sarayda kırık sandalye verilmesi ağır bir politik skandaldır ve asla rastlantısal değildir.

Huylu huyundan vazgeçmiyor.. İmamoğlu’na son derece banal bir yöntemle özel ileti (mesaj) veriliyor; “seni her an indirebilirim!“

İmamoğlu’nun partili CB Erdoğan’ın “israfa yol açtınız“ sözleri kurgunun tamamlayıcısı ya da bilerek – bilmeyerek deşifre edilmesidir.

Bereket İmamoğlu düzeysizsenaryoyu algılamış ve “2. kez sandalyeye oturunca daha sağlam oturduğunu“ söyleyerek taşı gediğine koymuştur.

AKP = Erdoğan çoook zordadır ve çoooook güç yitirmiştir. AKP’den resmi kayıtlara göre (Yargıtay C. Başsavcılığı) 60 bini aşkın istifa gerçekleşmiştir.
Barış akademisyenleri yargıda aklanmaktadır..
Cumhuriyet çalışanları Yargıtay’da aklanmıştır.
Ekonomide fırtına dindirilememektedir; borçlar, bütçe açığı ve resmen %13’ü aşan işsizlik ülkeyi bunaltmaktadır. İnsanlar parasızlıktan kendini yakmakta, intihar etmektedir.
Çocuk tecavüzleri, kadın cinayetleri, artan can – mal güvensizliği, Çorlu faciası,
AKP kadrolaşması….. bu iktidarın ülkemize – halkımıza dayatmasıdır.
Dış politika çıkmazdadır.
……………….
AKP = Erdoğan’ın her cephede çatışma sürdürecek gücü yoktur. Oyları düşmektedir hızla. Bu bakımdan, ön alarak “uzlaşmacı“ rolü oynamakta, aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmemektedir.

Bu tür narsisitik politik kişiliklerin değişmeyen / değiştirilemeyen iç yapılarını aşağıdaki karikatür ustalıkla sergilemektedir (Z. Temuçin, Cumhuriyet 12.9.19).

AKP = Erdoğan’ın durdurulamayan, durdurulamayacak olan çöküşüdür izlediğimiz. 2023’e kalmaz kanımızca. Tüm topal ördek iktidarları gibi.. Muhalefetin ustalığına ve halka önderliğine bağlı.. Elbette, hemen her alanda nal toplayan iktidar blokunun kaçınılmaz hatalarına da..

HDP’nin kriminalize edilmesi politikasına dikkat!
(Bkz. “Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak, çatışma da olacak, savaş da olacak..” mı acaba??)

Millet İttifakını dağıtma hedefli AKP politikaları. HDP, PKK ile ilişkisini kesin olarak kesip bu oyunu bozmalı!

Sevgi ve saygı ile. 18 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı​ -​ Ankara Üniv. Tıp Fak.
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

İsrail’in hedefleri ve Iğdır’ın satılması!

İsrail’in hedefleri ve Iğdır’ın satılması!

Arslan BULUT

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Washington Post gazetesinde Robert Kagan, “İsrail ve liberal düzenin çöküşü” başlıklı yazısında, 17 Eylül’de erken seçime gidecek olan ülke için, “Liberal dünya düzeni ile liberal karşıtı milliyetçi ve otoriterler arasındaki artan çatışmada, İsrail hangi tarafta olmak istiyor?” sorusunu sordu.

Kagan, “İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, liberalizme açıkça karşı duran Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Polonya’nın Yahudi soykırımındaki rolünün kamuoyunda tartışılmasını yasaklayan iktidardaki Hukuk ve Adalet partisiyle yakın ilişkiler kurmaya çalışması, Brezilya’nın sağcı milliyetçi lideri Jair Bolsonaro’yu sıcak bir şekilde kucaklaması; bir zamanlar Adolf Hitler’e benzetilen Filipinler Cumhurbaşkanı Rodrigo Duterte’i ziyaret etmesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ilişkileri canlandırmak için sürekli çalışması, Hayfa limanını yönetmek için Çinli bir devlet şirketine 25 yıllık bir sözleşme önermesi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın otoriter yönetimlerini desteklemenin yanı sıra Mısır’daki askeri diktatörlüğe sürekli olarak güçlü destek sağlaması”nı hatırlattı ve “Tüm bu yeni ortaklar arasındaki ortak payda liberalizme ve liberal dünya düzenine düşmanlıktır” tespitinde bulundu..
***
Robert Kagan, özetle şu görüşleri öne sürdü:

*”İsrail, daha önce sahip olmadığı seçeneklerle karşı karşıya… İsrail’in kuruluşunun ve hayatta kalmasının liberal dünya düzeninin başarısına ve ABD’nin desteğine bağlı olduğunu unutanlar var. Gerçek şu ki Yahudi devleti, ABD olmadan doğup hayatta kalamazdı.

*ABD, önemli zamanlarda Siyonistlere kritik destek sağladı. Cumhurbaşkanı Harry S. Truman, kezlerce İngilizleri Filistin’i 100.000 Avrupalı Yahudi’ye açmaya zorladı. Bölünmeyi destekledi ve ABD ilanından 11 dakika sonra İsrail’in bağımsızlığını tanıdı.

İsrail’in Birleşik Devletlerin taahhüdü devam etmeden gelişmesi de muhtemel değildir.

*İsrail bugün güçlü ve başarılı; zayıf ve az gelişmiş komşularını gölgede bırakıyor. Ancak, egemen ulus-devletler dünyasında, liberal bir düzeni olmayan bir dünyada, İsrail, fillerle çevrili bir faredir.

*İsrail, düşmanlarla çevriliyken ABD’nin küresel hegemonyası şemsiyesi altından çıkıp, sağcı milliyetçiler tarafından yönetilen Avrupa uluslarının desteğine güvenebilir mi?”
***
Tam da bu yazı yayınlandıktan sonra İsrail Başbakanı Netanyahu, Soçi’ye giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putinile görüştü. Putin, “İsrail ile güvenlik ve askeri işbirliği konularında ilişkilerimiz yeni bir nitelik kazandı.” dedi.

İsrail’de 17 Eylül’de genel seçimler yapılacağını hatırlatan Putin, Sovyetler Birliğinden giderek İsrail’de yaşayan 1,5 milyondan fazla kişiyi kendi insanları olarak saydığını, bu yüzden İsrail Parlamentosuna girecek milletvekillerinin kim olacağına ilgisiz olmadıklarını da söyledi!
***
Konumuz İsrail ekseninde dönen olaylar ise CHP Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın,

  • “Iğdır Ovasının tamamını İsrailliler aldı.
  • Harran Ovasının yarıdan fazlasını da İsrailliler satın aldı.
  • Türkiye’deki ekili alanlarımızın önemli bir bölümünü İsrailliler satın alıyor.
  • Karacahisar Köyünün o termik santralin yapılacağı yerden Bodrum’a kadar olan arazinin birileri tarafından satın alındığını öğrendik..” sözlerini de bu gelişmelere eklemek gerekir.

İsrail, “fillerle çevrili bir fare”dir ama nükleer silahlara sahiptir ve Irak, Suriye, İran, Türkiye, Ürdün, Mısır, Tunus, Lübnan ve Suudi Arabistan topraklarında, bugüne kadar ABD desteğiyle sürdürdüğü Büyük Orta Doğu Projesi ile Ortadoğu Birleşik Devletleri adıyla bir fil olmaya dönük çalışmalarını hızlandırmıştır. Kagan‘ın incelediği, “İsrail’in otoriter rejimlerle yakınlaşması” nın nedeni budur

  • Türkiye’de siyasal İslâmcıların, Türk kimliğine, Atatürk’e ve cumhuriyete düzenli olarak saldırmalarının ve iktidar tarafından korunmalarının nedeni de budur.
    ======================================
    Dostlar,

“Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak, çatışma da olacak, savaş da olacak..” mı acaba??

Türkiye, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi politikalarına gönüllü ortak oluyor. AKP = Erdoğan BOP Eşbaşkanı! Bu proje bağlamında, Ortadoğu’dan Kafkaslara, Orta Asya’ya sözde demokrasi götürmek adına ABD ne yaparsa yapsın, Türkiye (AKP!) “peşin” destek veriyor. Oysa ABD’nin Büyük Ortadoğu projesi Türkiye’nin ne yararına, ne de çıkarına! ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ın anlatımıyla, “bölgede pek çok ülke sınırını değiştirecek olan” bu girişim kapsamında Türkiye’nin de toprak yitireceği planlanmakta!

(01.07.2007, Cumhuriyet)

ABD “Armed Forces Journal” dergisinde
E. Alb. R. Peters’ın makalesi özellikle
dikkat çekicidir. (Haziran 2006; http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/1579798/HDP_li_Leyla_Guven_in_aciklamalari_tepki_cekti.html)

Makalede, Ortadoğu’da istikrarsızlığın aşılması için sınırların, “azınlıkların durumu gözetilerek” yeniden çizilmesi öngörülmektedir. Kürtlere özellikle vurgu yapılmaktadır. Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta yaşayan Kürtlerin bağımsız bir devlet sahibi olması gerektiğinin savlandığı yazı;

Türkiye’nin beşte birini oluşturan doğusu ile güneydoğusunun işgal edilmiş” bölge olarak kabulü gerektiği

yargısına (!) yer verilmektedir…

PKK Bölücülüğünün Nedeni : SORUN Temelde EKONOMİK ….

Bölgedeki sorunlar etnisiteye değil, ekonomik ve sosyal sorunlara dayalı..
Doğu ve Güneydoğu’da ekonomik canlanma sağlanmalı. İstihdam olanakları artırılmalı. Bu sorunlarla savaşım için belirlenecek stratejiye, asker ve sivil ögeler birlikte katılmalı. Bu strateji, eşgüdümün sağlandığı merkezi bir yapılanma bünyesinde yürütülmelidir..

Feodalitenin tasfiyesi ilk koşul görülüyor..
****

HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in önceki gün yaptığı açıklamada;

  • “Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak,
    çatışma da olacak, savaş da olacak..”

sözleri yer aldı. Kamuoyunun gündemine bu açıklamayla gelen Güven hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Sözler dehşet vericidir.. HDP seçmeni ülkemizde demokratik ittifaka 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde açık destek vermişken, bu kritik dayanışma – bütünleşme tehlikeye sokulmaktadır. Bundan en çok yarar sağlayacak olan AKP = Erdoğan‘ dır. En çok zarar göreceklerin başında HDP ve Kürt yurttaşlarımız olacaktır.

Aklımızı kurcalayan sorular                         :

1. HDP’nin tüm isteklerinin kabulü olanaklı mıdır?
2. Bu olanaklı olmazsa HDP, PKK kartını kullanarak Türkiye’yi açıkça tehdit mi edecektir?
3. Böyle yaparsa HDP, PKK’nın yasal zemindeki uzantısı olduğunu kabul ve itiraf etmiş olmayacak mıdır?
4. Bu kabul ve itiraf HDP’nin AYM kararıyla kapatılması sürecini zorlamaz mı?
5. Olağan koşullarda bir devletin terör örgütü tehditlerine boyun eğdiğinin örneği tarihte var mıdır?
6. Kürt kardeşlerimizin sorunlarının çözümü Türkiye’de, ülke – ulus bütünlüğü temelinde tüm halkımız için 1. Sınıf bir laik – demokratik – sosyal – hukuk devleti kurulmasıyla olanaklı değil midir?
7. Batı emperyalizminin kanlı ağababası ABD’yi vd. ni arkasına alarak kimi Kürt  kardeşlerimizin PKK maşasıyla bağımsızlık savaşımı vermesi hangi akla sığmaktadır?

Bu “kavga“ onurlu bir kavga sayılabilir mi?
8. Emperyalizmin insanlık tarihinde herhangi bir halkı – ulusu özgürleştirdiğinin tek bir örneği görülmüş müdür? Böylesi bir beklenti emperyalizmin doğasına ters – aykırı değil midir?
9. Durum bu ise, son çözümlemede PKK, Kürtlerin özgürleşme eylemlerinin milis – gerilla
gücü müdür; Batı emperyalizminin kanlı – bölücü – taşeron maşası mıdır?
10. Tablo bu denli açık iken HDP neden son derece net ve kararlı olarak PKK’yı reddedip dışlamıyor ve tüm ilişkilerini kesmiyor?
Örn. HDP Hakkari MV Leyla Güven’in sözlerini reddederek bu milletvekilini partiden atma girişimi başlatabilir mi?
Parti tüzüğünde net bir PKK vb. şiddet – terör ilişkisi reddi düzenlemesi yapabilir mi?

HDP Hakkari MV Güven neden yangına körükle gidiyor, neden?
Bu basit bir akıl tutulması ya da siyasi manevra hatası gibi hiiiiç mi hiç durmuyor!

O zaman??
*****

“Sorun“ 1984’te bölücü – kanlı – taşeron silahlı örgüt PKK kurdurularak tırmandırıldı. ABD apaçık, binlerce TIR dolusu askeri – teknik lojistik desteği PKK – YPG – PYD’ye aktarmakta. Artık Türkiye ile savaşı görünür biçimde, PKK – YPG – PYD eliyle vekaleten sürdürmekte (proxy war)..

AKP iktidarı ise derin uykularda hala ABD ile ortak “güvenli bölge“ hülyaları içinde. AKP = Erdoğan nedense bu konuda olağanüstü sabırlı, yumuşak, alttan alan, diplomatik deyimle aşırı uysal “güvercin“ konumunda!? TBMM uzuuun mu uzun dinlencelerde.. Suriye – Irak sınırında ABD askeri yığınağının tamamlanması mı bekleniyor??

Sorun çok ciddi, hatta kritiktir. TBMM’de gerekirse gizli oturumda ivedilikle görüşülmelidir. Muhalefete ve halka yeterli bilgi aktarılmalıdır. Hiç olmazsa böylesine beka sorunu bir tıkanmada TEK ADAM frene basmalı; ülkemizin – ulusumuzun ORTAK AKLI ve istenci (iradesi) ivedilikle etkin kılınmalıdır.

AKP = Erdoğan der – hal BOP Eşbaşkanlığı görevini bıraktığını kamuoyuna kararlılıkla açıklamak zorundadır. Tersi durumda Türkiye’nin safında olamaz!

Sorun uzayabilir… uzatılabilir..

Ama hiç kuşku duyulmasın ki; Anadolu halkının sağduyusu, çooook özlenen bir iç çatışma ve bölünmeye asla izin vermeyecek!

Sevgi ve saygı ile. 14 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Ruslar robot işçiler yüzünden işsiz kalma tehlikesi yaşıyor

Ruslar robot işçiler yüzünden işsiz kalma tehlikesi yaşıyor

Ruslar robot işçiler yüzünden işsiz kalma tehlikesi yaşıyor

Rus araştırmacılar, 2030’a dek Rusya’daki işçilerin % 45.5’inin robotlar yüzünden işsiz kalabileceğini ileri sürdü.

İzvestiya gazetesi, Rusya Ulusal Ekonomi ve Kamu Yönetimi Akademisi‘nin (RANEPA) verilerini paylaştı.

Habere göre, yalnızca resmi olarak çalışan kişileri kapsayan araştırmanın sonuçlarına göre robotların yaygınlaşması 20.1 milyon kişiyi etkileyebilir.

Robotlar yüzünden otel ve restoran çalışanlarının % 73’ünün, üretim ve imalat sanayinde çalışanların % 60’ının, tarım ve ormancılık alanında çalışanların % 58’inin işsiz kalma riski bulunuyor.

Ayrıca, hizmet sektöründeki kimi mesleklerin yakın gelecekte yok olabileceği belirtildi. Haberde, robot kullanımının vergilendirilmesinin, bunun önüne geçilebilmesi için bir önlem olabileceği belirtildi. (Yeniçağ: Ruslar robot işçiler yüzünden işsiz kalma tehlikesi yaşıyor)
================================
Dostlar,

Biz de şu katkıları koyalım :

Ve de yazalım :

  • Robotlar ve yapay zeka 2030’a dek 800 milyon kişinin işini elinden alacak!
  • Sürücüsüz hizmet verebilen otonom otomobilleri, otobüsleri görmeye başladık.
    Karada, havada ve denizde hareket edebilen dronları, robotları görüyoruz. 2
    yıl içinde, 47 milyar nesne internete bağlanacak,
  • IoT (Nesnelerin interneti) devrimi gerçekleşecek.
  • Karikatürde görüldüğü üzere fabrikalar artık insan işçi çalıştırmıyor. Yapay zekalı robotlar (MER) ve 1 mühendis! Çağın çarpıcı gerçeğini görelim!
  • Türkiye, anormal nüfus artışını hızla frenlemek zo – run – da! 2018 sonunda bu hız %1,47 ve Dünya ortalamasının (%1,1) neredeyse 1,5 katı..
  • Ekonomi küçülüyor, yoksullaştırma 2 eksende derinleşip yaygınlaşıyor, işsizlik çözümsüz… ama ölçüsüz – hesapsız çoğalıyoruz. Bu politika akıl ve bilim dışı ve asla sürdürülemez.
  • AKP = Erdoğan bu konuda da yanıldığını, kandırıldığını halka hemen söylemeli.
  • Yaradan rızkını da vermiyor! BM – FAO’nun resmi verilerine göre 821 milyon insan (her 9 kişiden 1’i!) AÇ ve %90’ı müslüman ülkelerde.. Müslüman Arabistan Müslüman Yemen’i acımasızca bombalıyor, çocuklar – insanlar açlığa mahkum edilerek öldürülüyor. Hani yaradılanın rızkı hatta yaşam hakkı??
  • Ya Türkiye’deki AÇLIK ve cinayetler sorunu??
  • AKP = Erdoğan dini siyasete alet etmekten artık vazgeçmeli. Halk uyanıyor, uyandı!
  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK; BAŞKA HİÇ – BİR ÇÖZÜM YOK, YOK, YOK!

​Sevgi ve saygı ile. 11 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı​ -​ Ankara Üniv. Tıp Fak.
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

10 baro ‘Saray’da adli yıl açılış törenine’ katılmayacağını duyurdu

Güncelleme (17.8.19).. Saraya gitmeyecek Baro sayısı 41’e yükseldi…

Adli yıl açılış törenine 41 baro katılmayacak

Yargıtay Başkanlığının 2 Eylül’de Cumhurbaşkanlığı Sarayında düzenleyeceği Adli Yıl açılış töreni için barolara gönderdiği daveti geri çeviren baro sayısı 26’ya yükseldi.

Törene katılacağını açıklayan Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) ise tepkiler sürüyor. İzmir Barosu TBB’ye “Bizi temsil etmiyorsunuz” ifadeleriyle tepki gösterdi.

İzmir Barosu’ndan Türkiye Barolar Birliği’ne hitaben yapılan açıklamada “İzmir Barosu 111 yıldır olduğu gibi bugün de hiçbir muktedirin önünde eğilmeyerek, temel hak ve özgürlüklerin korunması, demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerinin uygulanması için erkler ayrılığı mücadelesini sürdürmektedir. Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezinde yapılacak olan adli yıl açılışına katılma kararı alarak nezdimizde meşruluğunuzu yitirmiş olduğunuzdan, düzenlenecek törende İzmir Barosu’nu temsil etmediğiniz hususunu bilgilerinize sunarız.” denildi.
*****

10 baro ‘Saray’da adli yıl açılış törenine’ katılmayacağını duyurdu

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
İzmir Barosu’nun Yargıtay Başkanlığı’na yazdığı ve kamuoyuyla paylaştığı cevap yazısının ardından İstanbul, Muğla, Antalya, Adana, Aydın, Ordu, Bursa ve Van baroları da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapılacak yargı yılı açılışına katılmayacaklarını bildirdi. Kocaeli Barosu Başkanı Av. Bahar Gültekin Candemir de twitter hesabından yaptığı paylaşımında açılışa katılmayacaklarını, ”Yürütme erkinin temsilcilerinin sadece ve sadece davetli olarak katılabileceği ‘Adli Yıl’ açılış töreninin Cumhurbaşkanlığı kongre merkezinde yapılacak olması ‘Yürütme’nin ‘Yargı’ya müdahalesini kabulden öteye bir anlam taşımamaktadır” ifadeleriyle duyurdu.

[Haber görseli]

İzmir Barosu’nun ardından İstanbul, Muğla, Antalya, Adana, Aydın ve Ordu Baroları da Yargıtay Başkanlığı’nın 2019-2020 Yargı Yılı açılışı için yolladığı davete olumsuz yanıt verdi.

İstanbul Barosu‘dan yapılan açıklamada, “Yargının kurucu unsuru olan savunmanın meslek örgütü olarak, yeni bir yargı yılının açılışında birlikte olmaktan kıvanç duyabilirdik” denilen cevap yazısında, toplantının Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezinde yapılacak olduğuna işaret edildi ve burada yapılacak bir açılış törenine katılmanın mümkün olamayacağı bildirildi.

İstanbul Barosu Başkanı Avukat Mehmet Durakoğlu’nun imzasıyla yayımlanan cevap yazısı “Tarihe not düşmek adına Başkanlığınızın takdirlerine sunarız” cümlesiyle sonlandırıldı.

MUĞLA BAROSU DA KATILDI

İstanbul Barosu’nun ardından Muğla Barosu da konuyla ilgili katılmayacağını duyurdu. Muğla Barosu Başkanı Avukat Cumhur Uzun’un imzasını taşıyan yanıt yazısında “2019-2020 Adli Yıl Açılış Töreninin Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezinde yapılıyor olması, bu anlayışa (yargının herkese eşit ve tarafsız olduğu) katkı sunmak yerine zarar verici olduğu değerlendirildiğinden, nazik davetinize icabet edemeyeceğimizi üzülerek bildiririz” denildi.

MEKANSAL SORUMLULUĞU BİLE PAYLAŞMAYIZ

Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının adli yıl açılışına ilişkin daveti ile ilgili yaptığı açıklamada katılmayacaklarını duyurdu. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2019-2020 Adli Yıl Açılış Töreni ve Adli Yıl Açılış Kokteyli daveti bize de yapıldı. Şu ana dek bu konuyla ilgili kimi baro başkanlıklarınca açıklamalar yapıldı. Açıklamalara katılıyorum. Konuya ilişkim görüşümü özetlemeye çalışayım: Biz, adaletsizliklere, hak ihlallerine, hukuksuzluklara direnenlerdeniz; alkışlayan, boğun eğenlerden değil!
Biz, hukuk devleti ve insan haklarından yana taraf oluruz; iliksiz cübbelerinde düğme arayanlardan, sıraya dizilenlerden değil! Biz,

– gerçek bir hukuk devleti,
– bağımsız ve tarafsız yargı ve
– özgür savunma istiyoruz;

“Yargı denetimsiz iktidar, savunmasız yargı” değil. Yargıya duyulan güveni dibe düşüren, hukuku ve yargı bağımsızlığını hiçe sayan bir anlayış ile mekansal sorumluluğu bile paylaşmayız.”

BURSA BAROSU: BU TÖREN YARGI MEKANLARINDA YAPILSAYDI, KOŞA KOŞA GELİRDİK

Bursa Barosu da Yargıtay’ın adli yıl açılış töreni davetini reddetti. Bursa Barosu Başkanı Av. Gürkan Altun’un Yargıtay Başkanlığı’na yanıtında şu ifadeler kullanıldı:

Yasalar hukuku gerçekleştirme aracıdır ancak yasalar her zaman hukuka uygun olmayabilir veya hukuka uygun yorumlanmayabilir. İşte o zaman adaleti amaç edinmiş hukukun üstünlüğünü şiar edinmiş yargı devreye girer. Ama yargının devreye girebilmesi “bağımsız” ve “tarafsız” olabilmesine bağlıdır. Yoksa gücün elinde araçsallaşır. O nedenle yargıya güvenin zaten sürekli zedelendiği bir toplumda yargının yürütmenin himayesinde olduğu izlenimi ile şekilden öte anlam ve sonuçlar çıkan nazik ama Anayasa’da belirtilen yargının bağımsız ve tarafsız olması ilkesine aykırı bulduğumuz, yürütmeye ait bir mekandaki davetinize, yargının kurucu unsuru olan savunma mesleğinin temsilcisi avukatların meslek örgütü olan Bursa Barosu olarak icabet edemeyeceğimizi üzülerek bildiririz.

Bu tören, keşke yargının ev sahipliğinde ve yargının kurucu unsurlarının bütününe konuşma olanağı sunulacağı; yargının sorunları, kısa, orta ve uzun vadedeki çözüm hedeflerinin konuşulacağı; uzun yargılamalar, uzun tutukluluk sürelerinin eleştirilebileceği, düşünce ve ifade özgürlüğü lehine iletilerin verileceği yargı mekanlarında yapılsaydı koşa koşa gelirdik. Lakin, tören için yargıya değil, yürütmeye ait olan bir mekanın tercihi tüm bunları olanaksız kılmaktadır.

VAN BAROSU DA KATILMAYACAK

Van Barosu da Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada törene katılmama kararı aldığını duyurdu. Barodan yapılan açıklamada, ”Baromuz; Yargıtay Başkanlığı’nın 2 Eylül 2019 Tarihinde ”Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezi”nde yapılacak olan 2019-20 Adli yılı açılış töreni çağrısına, Yönetim Kurulu olarak törene katılmama kararı alarak durum resmi yazı ile Yargıtay Başkanlığı’na bildirmiştir.” denildi.

KOCAELİ BARO BAŞKANI: DAVETE İCABET EDEMEYECEĞİMİZİ BİLDİRDİK

Kocaeli Barosu Başkanı Av. Bahar Gültekin Candemir kişisel twitter hesabından yaptığı paylaşımında açılışa katılmayacaklarını bildirerek şu ifadeleri kullandı:

Kuvvetler ayrılığı ilkesi; adalet, demokrasi, temel hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının tesisi, bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalınmasıyla olanaklı olacaktır. Bu nedenle ‘Yargı Yılı’ açılışının ‘Yürütme’nin idare merkezinde değil Yargı’nın merkezinde/evinde yapılması gerekli, değerli ve önemlidir. Yürütme erkinin temsilcilerinin yalnızca ve yalnızca çağrılı olarak katılabileceği ‘Adli Yıl’ açılış töreninin Cumhurbaşkanlığı kongre merkezinde yapılacak olması ‘Yürütme’nin ‘Yargı’ya müdahalesini kabulden öteye bir anlam taşımamaktadır. ‘Hukuk Devleti’, ‘adalet’, kavramları ile yargılama süreçlerinin ‘Hukukun Evrensel İlkeleri‘ne ne denli değer verilerek yapıldığının tartışma konusu olduğu ülkemizde bu durumun bağımsız savunmanın meslek örgütleri olan Barolar katında kabul edilmesi olanaklı değildir. Bu nedenle Yargıtay Başkanlığı tarafından yapılan nazik ve naif çağrıya icabet edemeyeceğimizi bildirdik.”

İZMİR BAROSU ‘KENDİNİZİ ÖZGÜRLEŞTİRİN, SİZ DE GİTMEYİN’ DEMİŞTİ

Yargı yılı açılışı ile ilgili Yargıtay Başkanlığı’na ilk tepki İzmir Barosundan gelmiş, Baro başkanı Özkan Yücel’in imzasını taşıyan ve kamuoyuna da duyurulan yanıtta;

“Halkın zerre kadar güven duymadığı bir yargı sisteminin parçası olmamak için sizlerin de ‘kendinizi özgürleştirmenizi’ temenni ederiz..” denilmişti.
==============================
Dostlar,

Baroların “red“ yanıtı ve tutumları son derece yerindedir. Gerekçeler de saygıdeğer ve gerçekçidir. AKP iktidarı son derece net biçimde, anti-demokratik ve dinci bir TEK ADAM yönetimini adım adım ve seçim hileleriyle ülkemize ne yazık ki dayatmıştır.

İtiraz salt 2019-20 Adli Yıl açılış töreninin mekanına da değildir. Güçler ayrılığını hiçe sayan eylemli despotik dayatmalara karşı çıkıştır asıl olan..

Hukuk ve savunma göstermelik duruma düşürülmüştür.  Bu törenler Yargının ev sahipliğinde yapılmalı, Yasama ve Yürütme organları yetkilileri Yargı erkini dinlemeli, sorunların çözümü için bilgilenmeli ve ardından gereğini yapmalıdır. Ne var ki, kutsal olan Savunma’nın temsilcisi olan Türkiye Barolar Birliğinin (TBB) başkanının bu törende konuşması, ilgili mevzuatta AKP = Erdoğan‘ın Başbakanlığı döneminde yasaklanmıştır. TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu‘nun konuşmasında eleştirilere katlanamayan dönemin Başbakanı Erdoğan, oturduğu yerden “edepsizlik etme“ biçiminde hakaret etmiş ve yanıtını da hemen almıştı :

  • Edepsizlik eden ben değilim sayın Başbakan…“

Başbakan Erdoğan, Danıştay’ın 146. kuruluş yıldönümü törenleri sırasında (10 Mayıs 2014) TBB Başkanı Prof. Fevzioğlu’nun eleştirilerine tepki gösterip salonu terk etmişti. Cumhurbaşkanı Gül’ün RTE’nin kolundan tutup engellemeye çalışması işe yaramamış ve TBMM Başkanı da dahil protokol salondan ayılmıştı.

Başbakan Erdoğan toplantıyı terk etmek zorunda kalmıştı! Bu tarihsel sahne aşağıdaki erişkeden izlenebilir..

https://www.cnnturk.com/video/turkiye/erdogandan-metin-feyziogluna-sert-tepki 

*****
Ayrıca, İzmir Barosunun Yargıtay Başkanlığının çağrı yazısına yanıtı tarihsel değerdedir ve aşağıda paylaşılmaktadır :
******
İZMİR BAROSU BAŞKANLIĞI
15.08.2019, sayı; 070/ 13579

YARGITAY BAŞKANLIĞI’NA

02.09.2019 tarihinde yapılacak olan Adli Yıl açılış töreni için tarafımıza göndermiş olduğunuz davetiyeye teşekkür ederiz. Bir kişi rahatsız olduğu için, Türkiye Barolar Birliği Başkanının adli yıl açılış törenlerinde konuşma yapmasının önüne geçmek amacıyla yasa değişikliği yapanların salonlarında, avukatları dinleyici olarak törene çağırmanızı ancak naiflik olarak adlandırabiliyoruz. Anlaşılan o ki; halkından kopuk bir yargı sisteminin mimarlarının, vatandaşın adalete erişimini zorlaştıranların, hiçbir canlıya yaşama olanağı tanımayanların, hakimlik ve savcılık
teminatını yok sayanların, hayalleri avukatsız bir yargı olanların salonlarında adli yılı açmak, 2019 yılında da sizlere nasip olacak.
Bu yanıt yazımızla, siyasi kararlarla, mesleki faaliyetlerini gerekçe göstererek yüzlerce mensubunu tutsak ettiğiniz onurlu bir mesleğin temsilcileri olarak, yaptığınız nazik daveti geri çevirmek zorunda olduğumuzu bildiriyoruz.
Bize kalırsa, siz de o salona gitmeyin. Çünkü yapacağınız konuşmada muhtemelen, yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından söz edeceksiniz. Hak mücadelesi veren binlerce kişinin cezaevlerinde olduğunu bilmenize karşın;
kişi özgürlüğü ve güvenliğinden, ifade özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından, basın özgürlüğünden dem vuracaksınız. Kimseden emir ve talimat almadığınızı, hukuktan üstün hiçbir şey tanımadığınızı, üstünlerin hukukunu reddettiğinizi, üstüne basa basa tekrarlayacaksınız. Peki nerede? Yürütmenin başının yaşadığı sarayın salonunda. Bizler, insan haklarının korunduğu ve geliştirildiği, hukukun yok sayılmadığı, yargının siyasi iktidarın güdümünden çıktığı günlerde, tam bağımsız bir yargı teşkilatının ev sahipliğinde yapılacak bir törene katılımı, savunduğumuz değerlere daha uygun görüyor ve bu günü umutla bekliyoruz.
Biz avukatlar, yargı bağımsızlığı için tarih boyunca mücadele ettik. Yeni adli yılda da bağımsızlığımızdan aldığımız güç ve tarihimizden gelen kararlılıkla bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Halkın zerre kadar güven duymadığı bir yargı sisteminin parçası olmamak için sizlerin de “kendinizi özgürleştirmenizi” temenni ederiz.

Saygılarımızla.
Avukat Özkan YÜCEL
İzmir Barosu Başkanı
******

Sevgi ve saygı ile. 17 Ağustos 2019, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Sabahattin Önkibar, kendisine kimin saldırdığını yazdı

Sabahattin Önkibar,
kendisine kimin saldırdığını yazdı

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Evinin önünde saldırıya uğrayan gazeteci Sabahattin Önkibar yaşadıklarını kaleme aldı. Sabahattin Önkibar saldırganlarla ilgili, “Göz hasmını tanır derler! Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir” ifadelerini kullandı.

[Haber görseli]Evinin önünde önünü kesen iki araçtan inen 3 kişinin saldırısına uğrayan gazeteci Sabahattin Önkibar Odatv‘de yayımlanan ‘Bana kim saldırdı‘ başlıklı yazısında yaşadıklarını anlattı.

Önkibar kendisine saldıranlarla ilgili, “Gelelim, saldırıyı kimin yaptığına… Göz hasmını tanır derler!

Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir. Ancak iki araç kiralayıp saldırmak, basit bir ergen ya da sokak çocuğunun bireysel eylemi olamaz. Hadise açık ve net olarak organize bir kahpeliktir.

Birkaç gün önce yayına verdiğim, Bahçeli ile alakalı Youtube’daki videoma kızmış olabilirler” ifadelerini kullandı.

İşte Önkibar’ın yazısı:
(https://odatv.com/bana-kim-saldirdi-26051923.html, 26.5.19)

Dün akşama doğru eşofman-tişörtle, iyi korunan sitedeki evimden çıktım. Yakındaki kuruyemişçiye uğrayıp markete geçecekken, arabaya binemeden arkadan saldırdılar. Arkadan geldikleri için saldıranların kaç kişi olduğunu bile tam olarak göremedim. Sağ olsunlar, esnaf anında müdahale edip saldırganları kaçırttı. Beni tanıyan bir esnaf ise saldırganların araçlarından birinin plakasını alıp bana verdi. Kaçamasınlar diye anında 155’i arayıp gezici seyyar ekiplere bildirilsin istedim.

Ardından saldırıyı, yazı yazdığım ODATV’ye ve Halk TV’deki dostum Fatih Ertürk’e bildirip hastaneye rapor almaya gittim. Çankaya Emniyet Müdürü bulunduğum Güven Hastanesi’ne gelerek olay hakkında bilgi aldı. Peşi sıra Ankara Valisi “geçmiş olsun” diye arayarak, şu bilgiyi iletti: “Saldırganların aracı kiralık, onu belirledik. Merak etmeyin yakalayacağız.”

Kahpe saldırının özeti budur. Öncelikle, saldırının duyulması ile beraber aldığım çok çok sayıdaki telefon ve mesajlara teşekkür ediyorum; ki hala bazılarına geri dönemedim ve zira sayı çok fazla. Merak edenlere aktarayım; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Sayın Meral Akşener ve Sayın Doğu Perinçek, ODATV haberi duyurur duyurmaz anında aradılar. Peşi sıra CHP ve İyi Parti’den onlarca milletvekili ve de meslektaşlar, dostlar aradı. AKP eski milletvekili, gazeteci kardeşim Mehmet Metiner sağ olsun geçmiş olsun dedi. Bu yazıyı gece yarısı yazdığım için telefonumda hala bakamadığım onlarca isim var, bakacağım, arayan başka bilinen isimler de olabilir.

Gelelim, saldırıyı kimin yaptığına… Göz hasmını tanır derler! Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir. Ancak iki araç kiralayıp saldırmak, basit bir ergen ya da sokak çocuğunun bireysel eylemi olamaz.

  • Hadise açık ve net olarak organize bir kahpeliktir.

Birkaç gün önce yayına verdiğim, Bahçeli ile alakalı Youtube’daki videoma kızmış olabilirler. Olayı ve failleri yakından takip ediyorum. Çok yakında ayrıntıları ile öğrenirim. Saldırının dikkat çeken bir diğer yönü ise zamanlamasıdır.

Sayın Kılıçdaroğlu’na linç girişimi, ardından Sevgili Yavuz Selim Demirağ’a saldırı ve akabinde bu olay, ki tamamı Başkent’te oldu.

  • Hayır, tam seçim arifesinde bu olanlar tesadüf olarak açıklanamaz.

Buradan haykırıyorum; 1977’den beri eylemli siyasal mücadelenin içinde olan bendeniz bu tür saldırılarla yılmam; ki hatırlayın benzer bir saldırı 2 yıl önce İstanbul Kitap Fuarı’nda yapılmıştı, Tam tersine, o kopilleri arkadan saldırtan alçaklara karşı bilenmiş olarak mücadele edeceğim. Ancak büyük resimde hadise şudur:

  • Türkiye’de artık can güvenliği Kaf Dağı’nın ardındadır.
  • Ondan vahimi, toplum her geçen gün tam ortadan dehşet bir ayrıştırma operasyonlarına muhataptır.
  • Beka ticareti ile oy devşirmeye çalışanların bu saldırılara suskun kalmaları, onların derdinin ülke değil iktidar ve koltukları olduğunun ispatıdır.

Çubuk’ta ana muhalefet liderini linç etmeye kalkanlar bırakın tutuklanmayı, kahraman gibi baştacı ediliyorsa, bu ülkede bırakın demokrasi, bırakın hukuk, bırakın ahlak ve vicdan, birlikte yaşama bile tehdit altında demektir. Dahası lince ve saldırıya açık davetiyedir.

Son söz    :

  • Ümitsizlik yok… Karanlığın en kesif olduğu an, aydınlığa en yakın olunan zaman dilimidir…
  • Her şey güzel olacak…

=========================================
Dostlar,

KILIÇDAROĞLU, DEMİRAĞ VE ÖNKİBAR’a SALDIRILARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

İktidar karşıtı gazetecilere  apaçık gözdağı ve yıldırma kokan ağır fiziksel saldırılar asla kabul edilemez. Hükümetin en temel görevi ülkedeki tüm insanların can ev mal güvenliğini etkili biçimde sağlamaktır. Son 2 haftada bu bağlamda 3 önemli fiziksel saldırı, hatta Anamuhalefe CHP lideri Kılıçdaroğlu’na dönük açık linç girişimi yaşanmıştır. 3 olay da Başkenttedir.

Tek adam, AKP = Erdoğan, Türkiye’de olur – olmaz hemen hemen her konuda yersiz ayrıntılara varana dek inerek uzuuuuuun uzun konuşmakta, önüne geleni açık açık tehdit etmekte, gözdağı vermekte, yargıya hedef göstermektedir. Siyasal tarihte böylesi bir Cumhurbaşkanı örneği görülmemiştir ve görüleceğe de benzememektedir. Erdoğan bu bağlamda “benzersiz” dir (!).

AKP iktidarı = RTE‘nin İstanbul BŞB Başkanlığı seçimlerini “yaşamsal” kerteye taşıdığı görülmektedir. Halkın verdiği meşru mazbatayı türlü oyunlarla geri alan anlayış, Genco Erkal‘ın deyimi ile hırsızlığın ta kendisi iken; yaygın halk kitlelerinde derin bir aldatılmışlık – istismar – gönül kırıklığı… ve olanbitene isyan – infial duyguları tepe yapmışken bir de masum insanlara fiziksel saldırı, darp, dayak, linç girişimi toplumdaki gerilimi daha da tırmandıracaktır.

AKP = RTE toplumdaki bu derin ayrışma geriliminden ne gibi bir yarar, bir medet ummaktadır? 31 Mart öncesi seçim stratejisi “beka” masallarına dayandırılmak istenmişti ancak geri tepti. Bu çok tehlikeli ve bumerang nitelikli “oyuncak” 17 yıldır tek başına iktidar olan ve dünya kadar politik deneyim biriktiren / biriktirmiş olması gereken AKP siyasal kadrolarına ve stepnesine yakışmamaktadır.

Çırılçıplak görünen odur ki; “Cumhur ittifakı” çırpınış ve savruluşlar içinde şaşkın, sersemdir. 23 Haziran’da yinelenecek seçim için kaygan zeminde olduklarının ve çok yüksek olasılıklı yenilgi sonucunun ayrımındadırlar. Ancak bu sonucu bir türlü kabul edememekte ve ağır bir hazımsızlık yaşamaktadırlar. Bu durum daha çok ve ağır hatalara yol vermekte ve yenilgiyi netleştirmektedir.

AKP = Erdoğan‘a ve stepnesine önerimiz;

  • Akıl dışı yanlışlara son vererek seçim kampanyalarını hukuk – demokrasi içinde ağırbaşlılık ve edeple yürütmeleridir. Başarı şanslarını artıracak biricik yol budur.

Böylesi bir strateji, son derece tehlikeli biçimde kutuplaştırılmış halkımız için de selametli ve son derece gerekli bir yaklaşım olacaktır.

Türkiye, hiç kuşku yok, 23 Haziran seçiminin sonucu ne olursa olsun yoluna devam edecektir.

Ancak gemileri yakıp köprüleri atmak en büyük zararı Cumhur ittifakına verecektir. Biriken negatif enerji, hesap edilemeyen biçimde büyüyecek ve ilk erken genel seçimde sorumlularını silip süpürerek sandığa gömecektir. Örnekleri yakın tarihimizde DSP ve ANAP’ın başına gelmiştir.

Ancak Erdoğan’ın hem bu olağanüstü yanlış, haksız ve bağışlanamaz politikalardan doğrudan sorumlu olduğunu, değişime – yumuşamaya – esnemeye içtenlikli olarak asla yatkın olmadığını görüyor ve biliyoruz hem de yakın çevresinden yeterince etkili olumlu uyarı ve katkı alıp almadığını net olarak bilemiyoruz. Bu ikili negatif – sinerjistik yapı sistemde çözüm değil çözümsüzlük, daha da ağırlaşan katlanılamaz sorunlar ve giderek PATLAMA doğurur.

Korkarız bu sonki olacak birlikte deneyimleyerek sonuçlarını görüp yaşayacağız.

40 yıllık “Yani” bir türlü olmuyor “Kâni”.. Erdoğan çooooook inatçı ve gözü kara. Su testisi su yolunda kırılacak, yolcular yeni yollarına dağılacak ama HANCI TÜRKİYE baki kalacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 27 Mayıs 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : S. Önkibar’ın youtube’da yayınlanan 15 dakikalık ALTERNATİF video kaydı için tıklayınız : https://youtu.be/Scu5xCcXyUY