2019’da EKONOMİ, ENFLASYON ve AKP = ERDOĞAN

2019’da EKONOMİ, ENFLASYON ve AKP = ERDOĞAN

2019 enflasyonu gerçekten TÜİK’in açıkladığı gibi %11,8 ise, “yeniden değerleme
oranı” neden bunun 2 katı olan %22,5’in üzerindedir?
AKP iktidarı neden kamu hizmetlerine “yeniden değerleme oranı” dediği orana göre zam yapmıştır? Niçin TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranına göre artış yapılmadı bu kamu mal ve hizmetlerine?? Üstelik TÜİK verileri açıklanmadan epey önce! Yoksa, halktan gizlenen “gerçek enflasyon oranı” en az bu “yeniden değerleme oranı” düzeyinde mi?
Bir Hükümet halka yalan söyler mi, halkı kandırır mı?
Hangi hükümetler halkı yoksullaştırarak ve türlü yalanlarla kandırarak yandaşlarına ve yabancı sermayeye muazzam düzeyde / yüzlerce milyar Dolar!) ulusal serveti akıtır?
Bir iktidar bunu yıllardır yapıyorsa kaza – kader – yazı mıdır; yoksa o iktidarlara boyun eğen kitlelerin akıl fukaralığı ya da kendine ihanet midir?

Bunca ağır sömürüyü – aldatılmayı gören halk yığınları ne yapar? Ne yapmalıdır?
Soruları uzatmaya gerek var mı?

Yanıt   : Halktan yana iktidarlar bunları yapmaz!

O halde AKP iktidarı da halktan yana değil!

Peki kimden yana AKP = Erdoğan iktidarı??

AKP, dinci sermaye ve yabancı sermayeden yana ama halkına dost değil!
O bir tarikatlar koalisyonu çünkü!
***
Şu verilere ne buyrulur ?

Dünya ekonomisinden 200 yıl boyunca aldığımız pay; 

* 1820’de % 0,96
* 1913’de % 0,80
* 1923’de % 0,41
* 1950’de % 0,77
* 1973’de % 0,85
* 2003’de % 1,03
* 2019’da % 0,81

Osmanlının büyük felaket yıllarını gösteren 1914-1923 arasını dışarıda tutarsak, 200 yıldır aynı düzeyde debelenip duruyoruz. Kimse kimseyi kandırıp durmasın! Artık anlamak zorundayız ki; bu topraklara “bilimsel gelişmeyi“, bilimin yaşama aktarılma biçimi olan “teknolojiyi” ve “hukuk bilincini” yerleştirmeden OLMAYACAK! (Prof. Dr. Y. Ziya Yergök, 4.1.20, what’s up)

2019 sonunda toplam ulusal bakımından zar sor 20. sırada olacağız ya da G20’den düşeceğiz! Ama nüfusumuz  tavşanlar gibi büyümeyi sürdürüyor. 2018 boyunca net 1,2 milyon daha çoğaldık ve 82 milyon olduk. 2019 boyunca da aynı hızla %1,47 (veya binde 14,7) hızla çoğaldı isek, en az 1,22 milyon daha nüfus alacak ve 83,2 milyonu bulacağız. Dünya nüfus artış hızı ise %1,12. Dolayısıyla dünya nüfusu içindeki payımız 83,2 milyon / 7,7 milyar = %1,1..
Dünya ekonomisinden %0,81 pay alan ama nüfusu dünya nüfusunun %1,1’i olan bir Türkiye! Dolayısıyla kişi başına yıllık gelirde ilk 60’a giremeyen Türkiye, küresel kişi başına gelir ortalamasının (11 bin $) da en az 2 bin $ altında!

Dünya alem bizi kıskanıyor (!), başımız göğe eriyor (!) asrın lideri ile ama hem rakamlar hem de gerçek yaşam bu söylemlere – masallara hiç ama hiç uymuyor.

Niye acaba??

  • 17+ yıldır tek başına iktidar olan AKP = Erdoğan, bu yıkımdan sorumludur!

    2023 MİLLİ GELİR HEDEFİ 12.484 DOLAR

    Resmi 2023 hedeflerini içeren 11. Kalkınma Planı’nda 2023’te kişi başına ulusal gelirin 12.484 $ olması hedefleniyor. Türkiye’de ulusal gelir 2013’te 12.480$ olarak açıklanmıştı. 2023 ulusal gelir hedefi 10 yıl önceki ulusal gelir hedefinin yalnızca 4 $ üstünde; o da tutarsa..

    Halkımız, yaşadığı gerçeklerin nedenlerini soracak ve bulacak ölçde akıllıdır.
    Sonra da ne yapacağına karar verecek ölçüde bilgedir.
    Son 6 – 7 yıldır toplam ulusal gelir sürekli düşüyor; SÜREKLİ YOKSULLAŞIYORUZ!
    Göreceğiz..

    Sevgi ve saygı ile. 12 Ocak 2020, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
    Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İSTANBUL KANALI İLE AKP NELERİ MASKELİYOR??

İSTANBUL KANALI İLE
AKP NELERİ MASKELİYOR??

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimci
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Önceki günlerde (09.01.2020) İstanbul Kanal’ı sorununu biz de yazdık sitemizde Sn. M. Aydınlı ile birlikte : KANAL İSTANBUL TARTIŞMASI

AKP = Erdoğan‘ın Türkiye için tam bir yıkım getirecek olan dış dayatmalı girişimden vazgeçmelidir. Hüsnü Mahalli, youtube’da ve 10.01.2020 gecesi TELE1’de bu konuda istemin 2016’da ABD’den geldiğini ve bunun kesin olduğunu belirtti.

TÜBİTAK, İstanbul Kanalı için hazırlanan ÇED Raporunun bilimsel temelli olmadığını açıkladı..

AKP = Erdoğan, İstanbul Kanalı girişiminden vazgeçmek için “Bizi ikna etmelisiniz..” buyurmuş.. Soralım..

Soru 1 : Bütünüyle akıl ve bilim dışı ve dış güdümlü tasarım ortada.. Sizi nasıl ikna edeceğiz?

Soru 2 :
 Bu tümceyi kurarken içtenlikli olduğunuza nasıl inanacağız?
Bizi boşa yorup meşgul ettiğiniz belirlememiz çok güçlü..

Soru 3 : Sizin isteminizi tersine çevirelim; siz azıcık, zerre kadar demokrat, millete saygılı,
dağlarca kibirini denetleyen ve dış baskılardan kurtularak (!????) ulusumuz ikna etmeyi neden düşünmüyorsunuz?

Soru 4 : Hani siz “En büyük millet” buyuruyordunuz; “İsteseniz de istemeseniz de bu kanal yapılacak” anti-demokratik ve halkı hiçe sayan dayatmanızı, hepimizi aşağılayan bu kabul edilemez otokratik – despotik tutumunuzu, size hakaret sayılabilecek sözler etmeden nasıl eleştirebiliriz?? Derdimiz size hakaret hiiiiiiiiiiiç değil ve olamaz.. Bizler yüreği yanan yurttaşlarız ve akılcı – bilimsel davranıyoruz sizin hemen hemen hiiiiç yapmadığınız gibi. Ancak siz, binlerce dava açmış durumdasınız sizi eleştirenlere.. Sizin adaletiniz bunca mıdır?

  • Bu zulme ne buyurursunuz??

    Hemmmmmen dava açmak üzere avukat ordunuz nöbette..

    Böylesi bir uygulama yeryüzünde hangi demokratik hukuk devletinde var?? Türkiye’de apaçık
    yaşandığına göre Türkiye’nin demokratik – hukuk devleti olduğunu söyleme olanağı yok!

  • Bir yandan da dinci kuşatma!

17+ yıl önce iktidara geldiğimizde Türkiye şimdikine göre epey demokratik hukuk devleti idi.
Tek başına 17+ yıllık AKP = Erdoğan iktidarı ile kıytırık bir demokrasi – hukuk devleti artığı kaldı. Bunu iktidarınız, Anayasa’nın özellikle, değiştirilemez – değiştirilmesi teklif bile edilemez
2. maddesinin içini boşaltarak, bilerek ve isteyerek, tasarlayarak siz yaptınız..

  • Anayasayı açıkça ihlal ettiniz.. 
  • Meşruluğunuzu yitirdiniz gerçekte..

    Türkiye’yi hala birtakım akıl – bilim dışı ve en önemlisi dış güdümlü tasarımlarla boşu boşuna yoruyor ve meşgul ediyorsunuz..

Gündem oyunları bir boyutu ile.. 1 taşla birkaç kuş vurma peşindesiniz.
Dürüst ve etik siyaset bu değil.. Müslüman olarak kendinize nasıl yakıştırıyorsunuz??

TÜİK‘in bu gün yayınladığı İŞSİZLİK verilerine bakınız.. Sizin buyruğunuzdaki kurum, ne denli makyajlasa da çırılçıplak gerçekler ortada.. Milyonlarca insan yıllardır ve artan oran da işsiz.. Özellikle üniversite bitirmişler.. İşgücüne katılım oranı %50’nin altında.. Yani, çalışabilecek insanların yarısından azı çalışabiliyor bu ülkede ve siz hala, 3-5 çocuk yapmasını istiyorsunuz insanların.. Bizi ikna edebilir misiniz bu irrasyonel dayatmanız / takıntınız için??

  • 1 (BİR) TL’ye muhtaç üniversite öğrencisi yoksulluk – açlıktan intihar etti İstanbul’da!

İstanbul Üniversitesi Rektörü ödenek sıkıntısını gerekçe gösterdi. Haklı olabilir..
Ama Saray’ın harcamaları sınırsız, denetimsiz örtülü ödenek harcamaları rekorlar kırıyor..
108 m2 tek parça halı 324 bin TL.. Saray’ın bütçesi milyarlarca TL.
Örtülü ödenek hiiiç denetlenemiyor ve rekorlar kırıyor bir yandan.. Niçin, niçin??

İnsanlar borç yüzünden ailece, masum çocuklarıyla siyanür içip intihar ediyorlar..
İktidarınız, borazanlarınız, “dolma” kalemleriniz, besleme basınınız bu alarm verilerini bile
örtbas etme peşinde akla hayale gelemeyecek zırvalar üretiyor..
Bu, açıkça hastalıklı bir ruh halidir.

  • Anaokulu çocuklarını bile türbana boğdunuz..

Asgari ücret açlık sınırının çok altında ve 6,5 – 7 milyon çalışan, aileleri ve çoluk – çocuklarıyla
bu yoksulluğa – sefalete – AÇLIĞA mahkum edildi.. “Jest” yapabilirdi zat-ı aliniz, nerede??

Veeeee, içeride tıkanıp bunalan her iktidar gibi dış politikaya yönelip halkın yurtsever – ulusalcı duygularını sömürme zamanıdır şimdilerde..

Suriye’de, daha önce Irak’ta olduğu gibi ABD’nin kanlı maşası oldunuz, ödediğimiz – ödeyeceğimiz bedel ölçüsüz ve kaldırılamaz.. Şimdi sıra, Libya serüveni ile halkın duygularını sömürmede ve dikkatlerini iç sorunlardan uzaklaştırmada.. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor..

  • Kazan kaynamıyor, elektrik – gaz faturaları ödenemiyor..
  • UYUZ salgınını konuşuyor halkımız!

Çocuk aşılama oranları düşüyor, geçen yıl 3 bine yakın kızamık saptandı ülkede,
hala aklınızı başınıza alıp bu bağlamda etkili bir girişim yapmıyorsunuz!
TBMM’ye bu aşıların zorunlu olmasını öneren yasa önerisi sunalı yıllar oldu, kadük ettiniz..

Dinci takıntılarınızla aşıları, pek çok ülkenin yaptığı gibi yasal olarak zorunlu kılmaya yanaşmıyorsunuz..

Örn. TV’lerde halkı bu bağlamda eğitecek ve aşıya teşvik edecek neden tek bir kamu duyurusu (spotu) bile yok?!

Siz ne yapmak istiyorsunuz?
Salgın çıksın ve mazlum – yoksul çocuklar ölsün, engelli mi kalsın!
*****

Türkiye, tarihinde hiiiiiiiiç bu denli kötü yönetilmedi; hiiiiiiiç bunca aşağılanıp zulüm görmedi.
Cok uzattık, gene bir soru ile bağlayalım :

Son soru    : Ülkenin bunca perişanlığını görmüyor musunuz? Önce bu tabloyu görmek ve
kabul etmek zorundasınız.. Ardından, çok ağır ve bağışlanamaz sorumluluğunuzu açıklamak için
2 seçenek var :

Ya kapasiteniz yetmiyor, ya kasıtlısınız.. Hangisi, hangisi??

Ve ne bekliyorsunuz, iç savaş mı, isyan mı, böylesi bir gerekçe ile OHAL ilan edip Anayasayı
bir kez daha tümüyle rafa kaldırıp, yıllarca OHAL Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle -ki
Anayasa Mahkemesine götürülemiyor!- Cumhuriyetin son kalıntılarını da kazıyıp
Anadolu Federe İslam Devleti ilan etmeyi mi?

Yoksa kutsadığınız ve bir türlü açıkla(ya)madığınız 2023 hedefiniz bu mu?

* A m a  a s l a   b a ş a r a m a y a c a k s ı n ı z !!!

Bu topraklarda daha 1876’da bile Padişahın yetkilerini epey sınırlayan bir Anayasa ve
Meclis kurulmuştu.. 150 yıldır Türkiye’de ve dünyada köprülerin altından çoooook sular aktı.

  • Anti-demokratik, hukuk dışı, irrasyonel, dış güdümlü ve de dinci – gerici takıntı
    ve dayatmalarınıza artık bir son verme zamanı geldi de geçiyor da..

Giderek daha çok ve daha ağır hatalar yapıyorsunuz ve eriyen – tükenen iktidarınızı uzatmak isterken ayağınıza sıkıyorsunuz!”

Hayırlı” olan sizin için de Türkiye için de bu çıkmaz – karanlık yolu, derhal terk etmektir.

Her şeyin bir haddi – hududu vardır ve insan nerede duracağını bilmelidir..

Şunu sakın ha sakın, aklınızdan bir an bile çıkarmayın :

  • TÜRKİYE 1’den çoooooooooook ama çooooooooooooook BÜYÜKTÜR!

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 12 Ocak 2020, Ankara

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’ya Açık Çağrı

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’ya
Açık Çağrı

(CİMER’e başvuru metnimiz yazının altındadır..)

Ülkemiz sahipsiz.. bırakın kötü yönetilmeyi, yer yer yönetilmiyor da.. Kendi haline terk edilmiş görünümde.. Toplum kendi kendine yol bulmaya çalışıyor, de-kapite kurbağa modeli gibi!

Aşı reddi sorunu giderek büyüyor ve Sağlık Bakanlığının etkili, sonuç verebilecek bir girişimine ne denli hazindir ki tanık olamıyoruz..

Üstelik Sağlık Bakanı bir çocuk hekimi..

Çünkü her şey ama her şey, Saraydaki TEK ADAM’a bağlı!
Bakanlar dünün Bakanları değil, Saray’ın sekreterleri ve ciddi hiçbir yetkileri yok..

Sağlık Bakanına düşen, Saraydaki TEK ADAM‘ın aşılara ilişkin akıl almaz negatif takıntısını – inadını mutlaka ama mutlaka kırmak olmalıdır.

AKP = Erdoğan mutlaka ikna edilmelidir ve bu süreçte baş görev Sağlık Bakanınındır..

Sağlık Bakanı Çocuk Hekimi Dr. Fahrettin Koca, TV’lerde halkı aşılamalar için eğitip yönlendirmeye de yetkili değilse, buna gücü yoksa o koltukta ne için oturmaktadır??

Yapamıyor ya da etkili olamıyorsa, durumu kamuoyuna açıklamalı ve istifa etmelidir. Böylesi bir istifa bile sorunun kamuoyu gündemine alınmasına ve çözümüne, orada atıl oturmaktan kuşkusuz çok daha büyük yarar sağlayacaktır..

Sayın meslektaşımız Dr. Koca‘yı bir seçim yapmaya çağırıyoruz..

Çoook geç kalındı, salgın kapıda ve faturayı ölen, engelli kalan yoksul – mazlum aile çocukları ödeyecek gene.. AKP’nin, Saray’ın… ders alacağını mı sanıyorsunuz ya da ne geri dönecek?? 2019’da 3 bine yakın kayda giren Kızamık olgusu var. Oysa bu sayı 100’ü geçmeyecek denmişti.

Veriler karartılarak, saklanarak mızrak çuvala sığdırılabilir mi?

2018 TNSA (Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması) raporunda mutlaka bulunması gereken, başlıca o veriler için çalışılan 50 yıllık gelenek (1968-2018) neden bozulmuş ve bebek – çocuk ölümleri verileri yayınlanmamış, Bakanlığınızca engellenerek sansür edilmiştir?

Neden Dr. Koca, neden, neden??

Güneşi balçığınızla nasıl sıvayabilirsiniz?

TNSA 2018 çalışması dünyanın emeği ve maliyetidir.. Bebek – çocuk ölümleri verileri saklanarak – gizlenerek o Raporu nasıl kullanmamızı öneriyorsunuz Bakan Dr. Koca, nasıl??

Bütün bunlar yanlış ise, TV’lere çıkıp çocuk aşıları hakkında programlar yapıp halkı kapsamlı eğitir, anababaları ÇOCUKLARINI AŞILATMAYA çağırır mısınız lütfen??

Hem Bakan, hem Çocuk Hekimisiniz, ne büyük avantaj ve sorumluluk! Hemen yarın ANABABALARI AŞIYA ÇAĞIRAN etkili – başarılı kamu duyurularına (spotlarına), eğitimine, ulusal bir kampanyaya yol verir misiniz??

Madem yasal düzenleme ile çocukluk çağı aşılarını pek çok gelişmiş ülkenin zorunlu kılması gibi bir yolu her nedense izlemeyeceksiniz, seçenek politikanız nedir? Öyle susup oturarak bekleyip geçiştiremezsiniz.

  • Halkın sağlığı kimsenin oyuncağı değildir!

Bu temel teknik konuda olsun Saray’dan bağımsız davranabilir misiniz?
AKP = Erdoğan‘ı ikna edebilir misiniz? Sahi, hiç denediniz mi?? Ne zaman, size ne dedi??

Yoksa siz de mi aynı yolun yolcususunuz Sn. Bakan Dr. Koca??

Hangisi, hangisi??

Sn. Bakan, AA’ya demecinde (8.1.20) “Önümüzdeki dönemde aşı reddi ile ilgili birçok tartışmanın aşıda yerelleşme ve yerlileşme ile daha da azalacağını düşünüyorum.” demiş. AKP, tek başına iktidarının 18. yılında. İlk Sağlık Bakanı bir Profesör hekim idi ve 10 yıl dolayında Bakanlık yaptı. Türkiye hala “yerli aşı” üretecek, yakışıyor mu bu söylem Sn. Bakan?
***
Şu sözler, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa‘nın :

    • “…Bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı insanları koruma konusunda büyük hizmetleri görülen aşıları hazırlamak ile meşgul Hıfzıssıhha Kurumlarımız tam başarı ile çalışmasına devam ve savaşıma yararlı hizmet yerine getirmektedirler.– 1337 senesi (1921) içinde üç milyon kişilik çiçek aşısı yapabilen Sivas (Hıfzıssıhha) Kurumu, geçen yıl (1929)

      – beş milyon kişilik çiçek aşısı,
      – 537 kg kolera,
      – 407 kg tifo aşıları üretmiş
      ve bunlar halka yaygın biçimde uygulanmıştır

{Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. Cilt I-III, sayfa 306-7 ve
Türkiye’de Erken Cumhuriyet Dönemi Sağlık Hizmetleri}

2020’de Türkiye ne yazık ki tek bir aşı bile üret(e)miyor! Açıklaması ise “küresel işbölümü”!  15 aşı türünü Sağlık Bakanlığı tümüyle dışalımla (ithalatla) karşılıyor.
****
Ya bilimsel ve dürüst sağlık – ülke yönetimi sürdürün ya da düşün yakamızdan, düşün!

Uyaralım; yakınlarda kazanacağınız sıfatlardan biri de ÇOCUK KATİLİ olmasın!

Sevgi, saygı ve derin KAYGI ile. 12 Ocak 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not : Sayın Bakana tweet iletisi olarak da sunulmuştur.
CİMER‘e başvuru metni –zorunlu olarak epey kısaltılmış– aşağıdadır..
=====================================
CİMER’e başvuru metni 

  • Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)‘ne yapmış olduğunuz başvurunuz 2000111313 sayısı ile alınmıştır. Başvurunuz ile ilgili tüm işlemleri CİMER’in internet adresinden takip edebilirsiniz.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya Çağrı

Aşı reddi sorunu giderek büyüyor ve Bakanlığın etkili, sonuç verebilecek bir girişimine ne yazık ki tanık olamıyoruz. Üstelik Sağlık Bakanı çocuk hekimi. Çünkü her şey Saraydaki TEK ADAM’a bağlı! Bakanlar Saray’ın sekreteri ve ciddi hiçbir yetkileri yok. Sağlık Bakanına düşen, Saraydaki TEK ADAMIN aşılara ilişkin akıl almaz takıntısını, inadını mutlaka kırmak olmalı. Erdoğan mutlaka ikna edilmeli, görev Sağlık Bakanının. Bakan, TV’de halkı aşılamalar için eğitip yönlendirmeye de yetkili değilse, o koltukta neden oturmakta? Yapamıyorsa kamuoyuna açıklamalı ve istifa etmeli. Böylesi bir istifa bile sorunun kamuoyu gündemine alınmasına ve çözümüne daha büyük yarar sağlar. Dr. Koca‘yı bir seçim yapmaya çağırıyoruz. Çoook geç kalındı, salgın kapıda ve faturayı ölen, engelli kalan yoksul, mazlum aile çocukları ödeyecek gene. TV’de halk aşıya çağrılmalı. Bakan Çocuk Hekimi, büyük avantaj ve sorumluluk! Madem yasal düzenleme ile çocukluk birçok gelişmiş ülke gibi zorunlu kılmayacaksanız, seçenek politikanız nedir? Susup oturarak bekleyip geçiştiremezsiniz. Halkın sağlığı kimsenin oyuncağı değildir! Bu temel konuda olsun Saray’dan bağımsız davranabilir misiniz? Erdoğan‘ı ikna edebilir misiniz? Hiç denediniz mi, ne zaman, size ne dedi? Yoksa siz de mi aynı yolun yolcususunuz Sn. Kara?Ya bilimsel sağlık yönetimi sürdürün ya da bırakın! Uyaralım yakında kazanacağınız sıfatlardan biri ÇOCUK KATİLİ olmasın!
Kaygı ile. Prof. Dr. Ahmet SALTIK MSc BSc. 11.01.2020
******

KANAL İSTANBUL TARTIŞMASI

KANAL İSTANBUL TARTIŞMASI

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Dr. Ahmet Saltık MD, MSc, BSc
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci

Ülkenin gündemi sosyal, siyasal ve ekonomik konularda son derece yüklü. Yığınla sorun var. En başta ekonomi, işsizlik geliyor. Yatırımlar durmuş. Elde ne varsa satılmış, üretim tesislerinin kapısına paslı kilitler vurulmuş. Tekstil işletmeleri çökmüş, köylü eskisi kadar bile pamuk üretemiyor. Tütün fabrikaları kapanmış, köylünün belli başlı gelir kaynaklarından tütün ekimi  de durmuş. Şeker fabrikaları satılmış, makineler durmuş, köylü şeker pancarı üretemiyor.

Türkiye 130’u aşkın ülkeden 130’u aşkın tarım ürünü dışalımı yapıyor (ithal ediyor.).
Rusya’dan 5 milyon tona yakın buğday bile ithal ediyor ki iç üretimin 1/4’ü..
83 milyonu aşan yerleşik nüfusun karnını doyuracak buğdayı bile üretmekten aciz!

Zerrece utanıp sıkılmadan Sudan gibi çooooook geri kalmış, insan ve hayvanlar arasında bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği bir Müslüman ülkeden at, eşek, katır eti” almaya kalkıyor! Basında çıka haberlere ilgili Bakanlıktan net bir yalanlama çıkmıyor..

  • Bu bir fiyaskodur, skandaldır, yüz karasıdır!
  • Azıcık uygarlaşmış hiçbir ülkede, hiçbir iktidar halkını böylesine aşağılayamaz.

Kısacası tarım ve üretici köylü başta, hemen tüm ekonomik sektörler, ülke  tarihinin en ağır ekonomik bunalımını yaşıyor. İşsizlik tavan yapmış. Üniversite mezunları asgari ücretten bile iş bulamaz olmuş. Milyonlarca insan işsiz, umutsuz..

Beş milyonu aşkın insan SGK’ye zorunlu GSS primini = ek vergiyi ödeyemediği için sağlık hizmeti alamama yıkımı ile yüz yüze..

  • Üniversite öğrencisini aç bırakmış bir iktidar.
  • Bir öğün yemeğe muhtaç öğrencilerimiz, yaşamın baharında artık kendisini denize atıyor.
  • Ailelerin çocuklarıyla toplu intiharları yaşanıyor.

    İktidar hepsine kendince bir kulp uyduruyor..
    Ülkemizin artık katlanılmaz, yürek dayanmaz dertlerine kör, sağır ve dilsiz..
    Vicdansız mı vicdansız..
    Siyaset bilimi tarihinde benzersiz bir siyasal kadro, bir cehennem kazanında ülkeyi kaynatıyor!
    ***

    Kısacası “Ayranımız yok içmeye” ama iktidarın başı tutturmuş “Kanal İstanbul da Kanal İstanbul”!Elli milyon $ bulamayıp (!?) ülkenin seçkin savunma sanayisi kurumu Sakarya Tank Palet Fabrikasını bir yandaşı ile birlikte Katarlılara 25 yıllığına “kiralayan” AKP iktidarı bu talana “peş keş” diyen Anamuhalefet liderine bol sıfırlı – yıkıcı tazminat davası açıyor susturmak için.75 milyar TL’ye mal olacağı kestirilen kanal projesini dayatıyor. Kendi deyimiyle “Çılgın Proje“! Ülkenin kalabilen, yağmadan şimdilik kurtulmuş tüm varlığı “Varlık Fonu” nda kumar masasında rehin! Bu A.Ş. statülü Fonun patronu Yönetim Kurulu Başkanı AKP’nin başı.. Damadı da hazinedarı.. Ülkenin – halkın tüm nefes boruları tıkanmış. Milletin basireti bağlanmış.. Apaçık bir yok oluş – yok edilme diz çöktürme süreci dayatılmakta Cumhuriyete!

Varsayalım İstanbul Kanalı projesi, ülkemiz insanına çok büyük bir akçalı (mali) yük olduğu halde, finansman bakımında üstesinden geliniyor olsun.. Bu olanaklıdır çünkü, borç gırtlağı da aşsa, Karadeniz’i bir ABD – NATO gölü yapmak isteyenler, bu stratejik emelleri için, fahiş fiyatla da olsa yeni borçlanma olanağı yaratırlar leş kargası kreditörleriyle. O kreditörler ki, 500 yıldır tüm dünyayı sömürerek edindikleri sermaye dağlarını gerçekte döndürmeye de mahkumdurlar. Meş’um (lanetli) servetleri yeterince dolaşmazsa (sirküle etmezse) valör yitirir!

Libor + %7 tefeci faizi ile kur konsorsiyumu, bas uzun vadeli borcu, onlarca milyar $ daha borç binsin şimdiki ve gelecek birkaç kuşağın boynuna, daha da bağımlı olsun ülke içte ve dışta.. Ne gam.. Bu arada yandaşlara rantlar, besleme basına mamaya devam, komisyonlar oh ne ala..

İş salt bunlarla bitiyor mu? Sorunun tarihsel boyutu var. 1936 Montrö Sözleşmesi yönünden uluslararası ekseni var. Askerler susturulmuş, emekli komutanlardan “ÇOK CİDDİ GÜVENLİK SORUNU, nokta!” uyarıları sönümlenip gidiyor.. O Montrö ki, büyük Atatürk‘ün Lozan’ın eksiklerini gidermek için yıllarca, var gücüyle, dehası ve diplomatik hüneriyle ördüğü zafer!

Ekolojik denge açısından çok ağır ve  dönüşümsüz çevresel yükleri var İstanbul Kanalı projesinin. Alanında gerçek uzman hiçbir bilim insanı bu projeyi doğru ve bilimsel bulmuyor. Projenin yalnızca çevreye vereceği dönüşümsüz zarar, geniş anlamda çok yönlü çevresel maliyet, hayali – belirsiz ve gerçekte olanaksız maddi getirinin kaç yüz bin milyon (!) kez üstünde acaba?!.

Bu Kanal girişimi asla ve asla Türkiye’nin ivedi ve öncelikli sorunu değildir.
Derhal gündemden düşürülmesi gerekir. İlk sırada ele alınacak sorunların başında halkın aş, iş, ekmek, güvenlik ve gelecek kaygısı sorunlarının çözümü geliyor. Adalet ve demokrasi geliyor.

Kanalın geçirileceği bölgede yoğun bir arazi spekülasyonu gözlenmekte, 30 milyon m2 = 30 km2 araziyi Arap sermayeli 3 şirketin satın alması ne anlama geliyor? Araplara aylar / yıllar öncesinden bu bilgiyi el altından kimler sızdırdı? Salt bu oyun bile düpedüz ahlaksızlık değil midir? Hangi dine sığar, açık soralım; hangi Müslüman bu yolsuzluğu yapabilir? Vatan toprakları hem de büyük ve bitişik parsellerle neden özellikle Araplara satılıyor, neden, neden!?

Sonra da mızrak çuvala sığmamaya başlayınca, tapu kayıtlarına erişim sınırlanıyor.. Bütün bunlar ne anlama geliyor eyyyyyy halkımız, ne anlama geliyor? Kendi yurdundan sürülüyorsun! Zaten nitelikli gençlerimiz ülkeyi terk etmekte, Arap – Suriyeli doldurulmakta..

İstanbul Kanalı tüm ülkenin sorunudur, siyasal inatlaşmalara konu edilmemelidir. Geri dönüşü olmayan çok riskli ve akıl – bilim dışı bir projedir. Tarihçiler, bilim insanları, hukukçular, çevre mühendisleri, su bilimcilerin… görüş ve raporları kuşku yok, belirleyici olmalıdır. Kimi yandaş TV güllerinin seslendirdikleri gibi iktidar yumurtlar, bilim de ona çare bulur.. Hadi oradan!

Yok böyle bir saçmalık! Yaşamda en gerçek yol gösterici bilim ve fendir (ATATÜRK). Dolayısıyla seçim kazanmış iktidarların saçmalamak hak ve lüksü yoktur. Üretecekleri tasarımların mutlaka bilimsel temelleri olmak zo – run – da – dır! Siyaset biliminin en temel kurallarından biri budur. Yandaşlar – “dolma” kalemler öylesine kendinden geçmişler ki..

En önemlisi de demokratik bir ülkede çeşitli yollarla itirazı olan halkın sesine kulak verilmelidir. Geçtiğimiz günlerde ülkenin her yerinden on binlerce insan itirazlarını dilekçe ile sundular. Mersin’den İstanbul’a bu amaçla gelen ve saatlerce kuyrukta dilekçe verme sırası bekleyen insanlar ne demek istiyor, siz hiç düşünmez ve aklınızı kullanmaz mısınız?? Hani siz milletin hizmetçisi idiniz? Açıklayınız, ÇED sürecine itiraz yüz bini geçmedi mi? Neden iptal etmiyorsunuz o halde??

Sormazlar mı adama;

  • “SENİ BUNCA BAĞLAYAN NEDİR, NEDEN NUH DEYİP PEYGAMBER DEMİYORSUN, SİYASETÇİ İNATÇI MI OLUR, AKILLI MI??”Tek kişinin “ben yaptım oldu”, demesiyle olacak şey değildir.

İstanbul’daki son yılların olumsuz yapılaşmasını özetleyen itiraf,

  • “Biz İstanbul’a ihanet ettik” sözleridir. Bu sözler AKP = Erdoğan‘ındır.

Yarın İstanbul Kanalı için benzer pişmanlık ağızlardan döküldüğünde, yinelenen hangi katmerli ihanete merhem olur ki?

İstanbul Boğazından gemiler genel olarak ücretsiz geçiyor. Montrö Sözleşmesi gereği belli resim – harçları… ödeyenlerin bıraktığı toplam para yıllık 150 milyon Doları geçmemektedir. Bunun tümü net getiri değildir, sistemin giderleri de vardır kuşkusuz. Boğazlardan makul ücretlerle serbestçe, zorlanmadan geçiş hakları varken, neden daha dar ve uzun bir yola, İstanbul Kanalından geçerek fazladan para ödesinler? Kaldı ki, petrol ve doğal gaz boru hatları, iyileşen demiryolu, karayolu ve havayolu taşımacılığı koşulları ile Boğazlarda gemi trafiği artmıyor, azalıyor.. Daha dün, çok yüksek sığalı (kapasiteli) yeni bir doğal gaz boru hattı açıldı.

Neresinden bakarsak bakalım, Erdoğan’ın itirafıyla “bu çılgın proje” ülkenin yararına değildir.  Adı üstünde “çılgıncadır, çılgınlıktır” !

  • Gereksinim duyduğumuz ise sağduyu – planlamacılık – stratejik akıl – dış güçlerin güdümünden / tutsaklığından kurtularak bilimin ışığına sarılmaktır

1881’de Abdülhamit Osmanlı’nın resmen uluslararası iflasını ilan etti ve Düyun-u Umumiye İdaresi kurularak Osmanlı Maliyesine yabancılar resmen ve fiilen el koydular; yüzlerce milyon altın borcu yoksul Anadolu halkı Cumhuriyet kurulunca 1954’e dek 31 yıl boyunca ödedi.

1958’de DP iktidarı – Menderes Temmuz 1958’de uluslararası moratoryum / iflasını ilan etti Türkiye Cumhuriyeti’nin ve IMF pençesine teslim edildi mazlum halkımız..

3. kez ülkesel iflasın eli kulağındadır ve AKP = Erdoğan eliyle yürütülmektedir, uyanalım!

Öncekilerin tarihteki yerlerine, başlarına neler geldiğine bir bakmalı ve ders almalı.

Tarih, ders almayanlar için tekerrür eden acımasız bir terbiye edicidir.

Mide bulandıran bir gündem oyunu boyutu da faturanın KDV’si gibi..

Deprem geçeği herkesin gözü önünde.. Tek başına iktidarınızın 18. yılındasınız; neden KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ hala bitir(e)mediniz?? 75 milyar TL (en az!) kaynak varsa neden İstanbul’u depreme hazırlamıyorsunuz da olası depremde kentin jeolojik direncini Kanal ile daha da kırıyorsunuz??

İstanbul’a ve Türkiye’ye bir kez daha ihanet etmeyiniz efendiler, bu kez sizin de sonunuz olur!

Son söz : Türkiye 1’den çoooook büyüktür çok..

İktidar, Neron gibi Roma’yı da yakarım moduna geçmiş

İktidar, Neron gibi Roma’yı da yakarım moduna geçmiş

NEVŞİN MENGÜ
@nevsinmengu
http://www.diken.com.tr/iktidar-neron-gibi-romayi-da-yakarim-moduna-gecmis-durumda/

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Alman meslektaşlarla konuşurken kafamın epey karıştığı meselelerden biri Almanya’daki konut sorunu. Özellikle Münih ve Berlin’de konut fiyatları ve kiralar uçmuş durumda. Bu kentler hem Almanya’nın içinden hem de dışından göç alıyor ama yeterli konut yok. Bir Türk olduğum için bu soruna kafam basmıyor. Yav kardeşim her yer boş, boş alanlara diksinler apartmanları işte diye düşünüyorum. Gerçekten de öyle, bir Türk gözüyle bu kentlerde o kadar çok boş alan var ki. Üstelik kentler fazla büyük de değil, etrafları da bomboş.

Fakat Almanya’da öyle kolay olmuyormuş. İnsanlar kentin dokusu değişmesin, yeşil alanları azalmasın, ormanla bağlantıları kesilmesin istiyor. Yeni inşaat yapılmasına direniyorlar. Tabii dev inşaat firmaları da inşaat yapmak için izin koparmaya çalışıyor. Bu konuda bir çekişme var. Kentlerin göbeğinde kocaman kocaman parklar olması, şehrin hemen dışına çıkar çıkmaz ormana dalabilmek gerçekten çok güzel bir şey. İyi zaman geçirmek, spor yapmak orta sınıf, orta alt sınıf insanlar için bir lüks olmaktan çıkıyor. Bahçeli apartmanlar, kent içindeki yeşil alanlar insanlara nefes aldırıyor.

Öte yandan Almanya akın akın yazılımcı, mühendis, doktor göçmen alıyor. Almak zorunda. Zira nüfusu yaşlı, hastanede çalışacak doktora, teknoloji şirketlerinde çalışacak insanlara ihtiyacı var. Almanya’ya göç eden bu yeni orta sınıfın da konuta ihtiyacı var. Trump seçildikten sonra ABD’den Berlin’e ufak bir göç dalgası gözlenmiş mesela. Kendi ülkelerinden ümidi kesen orta sınıf Amerikalılar kendilerine Avrupa’da bir gelecek aramaya gelmiş.

Konut az olunca kira fiyatları alıp başını gidiyor. Berlin’de solcu belediye kiralarda bir tavan fiyat uygulamasına gidiyor. Buna gerekçe olarak anayasal barınma  hakkını gösteriyor. Ancak tabii bu karara serbest piyasaya ve rekabete aykırı diye itiraz edenler var. Öte yandan kentlere büyük paralarla konut almaya gelenler de dengeleri bazen alt üst edebiliyor. Londra buna bir örnek. Londra’daki konutların büyük kısmı Londra’da doğmuş, Londra’da çalışan kişilere değil, göçmenlere, yatırımcılara ait. Arap yatırımcıların büyük payı olduğu söyleniyor. Hatta Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın seçim kampanyasını yürütürken verdiği sözlerden biri de konut piyasasını düzenleme ve Londralıların da ev sahibi olmasını sağlamaktı.

Gelelim Kanal İstanbul meselesine. Proje Arap ülkelerinde tanıtılmış, belli ki Arap yatırımcılar hedef alınmış vb. haberleri hepimiz okuduk. Kanal İstanbul çevresinde yeni kurulacak bu bölgede serbest bölgeler planlandığı da iddia ediliyor. Pek çok kişi de Arap kolonisi mi kurulacak endişesini dile getirmeye başladı. Paranın bol olduğu yerden yatırım çekmek Türkiye için kötü bir şey değil. Bu ister Arap sermayesi olsun, ister Rus, ister Avrupa. İnsanların ev sahibi olmak isteyeceği yeni bir merkez yaratmak, ekonomiyi canlandırır, yeni iş kolları yaratır. Fakat burada temel sorunlardan biri projenin İstanbul gibi artık bir ucube durumuna gelmiş megakenti daha da büyütmek, daha da karmaşık hale getirmek üzerine kurulmuş olması.

Madem yabancı yatırımcının da parasını getireceği, gelip yaşamak isteyeceği bir cazibe (AS: çekim) merkezi oluşturmak isteniyor, bu uçsuz bucaksız Anadolu’nun başka bir noktasına yapılabilir. Uzun zamandır göç veren, insan kalmayan bir küçük Anadolu kenti kurtulmuş olur. Hem İstanbul hem İzmir’e yakın Balıkesir neden olmasın örneğin. Hem yeşil alanlara hem Ege Denizi’ne erişimi var, halihazırda otoban ağlarına bağlı. Ya da Bilecik… Hem Bursa’ya yakın, ulaşımı kolay. Kentin hemen dışında çok güzel doğası var. Benzer pek çok küçük kent sayılabilir.

Evet, işler iyi gitmiyor, çarklar dönmüyor. Zira kimse yatırım yapacak cesareti bulamıyor, piyasa şu anda sopayla regüle ediliyor. Bunu da herkes biliyor. İktidar, çarkları yeniden döndürecek, milleti yeniden heyecanladıracak, umut verecek yeni bir şeye, yeni bir hikayeye gerek duyuyor. Yerli ve milli araba, Kanal İstanbul gibi projeler yeni öykü yazmaya dönük, bunu anlıyoruz.

  • Ancak iktidar, Neron gibi Roma’yı da yakarım moduna geçmiş durumda.

Madem çılgınca bir şeyler yapmak gerek, elimizdekileri yok etmeyecek, pirince giderken bizi bulgurdan etmeyecek bir şeyler yapmaya kafa yorsak ya da aslında yorsalar. Ben yaptım oldu, illa da olacak inadı sonuçta kimse için iyi sonuçlar doğurmuyor. Tarih bu konuda hep tekerrür ediyor.
=====================================
Dostlar,

2020’de AKP = ERDOĞAN’DAN İVEDİ BEKLENTİLER..

2020’ye gireli 12 dakika olmuş biz bu dizeleri yazalı.. Öncelikle;

ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyeti’ne ve tüm insanlığa barış, sağlık, gönenç, adalet.. dolu bir 2020 yılı diliyoruz.. 

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün de katıldığı, aşağıdaki fotoğraftaki Türkiye’yi özlüyoruz..

Image result for Atatürk + yeni yıl kutlama mesajları

Günümüzde İslamiyeti tekellerine almaya çabalayan iktidar çevreleri, dünyada hiçbir İslam ülkesinde görülmeyen tesettür örnekleri  sergiliyorlar.. Hemen alttaki fotoğrafta R.T. Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ı görüyoruz. Tarih 2019’lar.

Image result for Emine Erdoğan

Alttaki fotoğrafta da Katar emiri ve eşi Şeyha Moza’yı..

Image result for katar emiresi şeyha

Nasıl açıklayacağız bu tabloyu 2020’nin ilk dakikalarında?
Türkiye 1930’larda nerede idi, gerici iktidarlarla nereye çekildi.
Müslüman ülkeler giderek Batı tipi modern giysilere evrilir ve kadınlar başlarını açarken, Türkiye’ye Tayyipgiller anlayışı dayatılıyor. Bu ne biçim bir İslamiyet yorumudur ve dayanakları nelerdir? Kaç tür İslam yorumu vardır, kimler buna yetkilidir ve “GERÇEK İSLAM” hangisidir?

Bir başka İslam ülkesi Malezya’nın başbakanının eşi Emine Erdoğan ile..

Image result for Malezya başbakanının eşi

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve eşi Reina aşağıda..

Image result for Mısır başbakanının eşi

BAE Başbakanı'nın eşi Almanya'ya kaçtı

 

Birleşik Arap Emirlikeri Şeyhi ve karısı sol yanda..

 

 

 

 

 

 

Emine Erdoğan, Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in eşi ile aşağıda..

Örnekleri çoğaltmak olanaklı..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bağırıyorum, Kuran kadına vücudunuzu örtün demiyor

Prof. Dr. Zekeriya Beyaz imam, vaiz ve müftü olarak çalıştı. Sosyoloji dalında yüksek lisans ve doktora yaptı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı. Bir laf etti, ortalık birbirine girdi. Hem TV ekranında hem de İslam ve Giyim Kuşam – Başörtüsü Sorununa Dini Çözüm
adlı kitabında, Kuran’da örtünmeyle ilgili hüküm olmadığını söyledi.

Kitaba kelime soktular! 

…. Nur Suresi, … 30 ve 31’inci ayetler önceki ayetlerle birlikte bir bütünlük içinde sorunlara çözüm getiriyor. Ayet diyor ki :

  • ‘Örtünüzü veya başörtünüzü –iki anlama da gelir– göğüs değil, bu yakaların üzerine örtün’, ziynetinizi kapatsın, gerdanlığı kapatsın, kimse görmesin. Ancak bu ziynetlerinizden görünenler müstesna, yüzük gibi küpe gibi. Bunun dışında ziynetlerinizi göstermeyin.Nur Suresi 30 ve 31‘inci ayetlerin tesettürle ilgisi olmadığı halde, daha önceki ayetlerden ve iftira olayından bağımsız gibi ele alınıyor ve kelimelerin anlamları kaydırılarak yanlış yorum yapılıyor. Ziynetinizi, yani gerdanlığınızı örtün’ anlamı yanına yerleri‘ kelimesini ilave ettiler.
  • Allah’ın kitabına bir parantez içinde soktular.Sokunca da ‘ziynet yeri‘ oldu. Böylece de ‘ziynet yerini örtün‘ dendi. O zaman da ziynet yeri, ne oldu? Başı, bedeni oldu. Halbuki kastedilen tamamen ziynet, gerdanlık, takılar, altın ve gümüştü. Bu ayette “baş” kelimesi hiç yok. Örtünün ziyneti örtmesi söz konusu. (Hürriyet, 09.12.2000, İslamiyet Gerçekleri Anasayfası ve Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, İSLAM VE GİYİM KUŞAM, Sancak yay. 1999, önsözden önceki çizimli 6 sayfa vd.)
  • Bu açıklama ile bir ilahiyat profesörü bile, Kuran’ın değiştirildiğini kabul-itiraf etmiş oluyor.
    ****
    21. yy’ın şafağında, önceleri Türbanı salt Üniversitede okuyacak kızlar için (!) isteyen AKP, tüm ülkenin başına Türbanı geçirdi deyim yerinde ise. 4-5 yaşlarındaki ana okulu kız çocukları dahil!

2020’de, AKP = Erdoğan‘ın bu akıl ve gerçekte din dışı İhvan / çöl şeriatı anlayışını toplumda dayatmaktan vazgeçmesini diliyoruz. Toplumsal barışın temelinde Laik devleti düzeni olduğunun çok iyi anlaşılması ve uygulanması zorunludur.

Halkımızın da bu gerçekleri iyi anlaması ve aldatılmasına izin vermemesini bekleriz..

Diyanet İşleri Başkanlığı başlıbaşına bir “sorun” durumuna gelmiştir. Adeta militanca davranmakta, İslamın Hanefi yorumunu / mezhebini tüm Türkiye’ye dayatmaktadır. Bu politika ve uygulama kabul edilemez ve sürdürülemez. Kuşkusuz dayanağı AKP iktidarıdır. “Hanefi” mezhebi İslamın yorumlarından / mezheplerinden yalnızca biridir. Dahası, 57 İslam ülkesinin hiçbirinde İslamın yorumu / yaşanışı aynı değildir, ciddi ayrışmalar vardır. Bunların hangisi Kuran’ın doğru yorumudur? Bu sorunun yanıtı yoktur. Dolayısıyla, herkes dini kendi anlayışınca yorumlar ve yaşar; kamusal alanda hiçbir dinsel inanç egemen olamaz. Din – mezhep – inanç çatışmaları geçmişte yüzlerce yıl sürmüş ve çooook kanlı olmuştur. Batı, bu sorunu LAİKLİK – SEKÜLARİTE ile çözmüştür son birkaç yüzyıldır. İslam dünyası için de başka hiç-bir ama hiç-bir seçenek yok tur…

  • İslamda reform ve dinci faşizmi, emperyalizme alet olmayı artık kesinkes bırakmak!

Öncelikle Cumhuriyetin LAİK yapısının korunması, toplumsal barış için olmazsa olmazdır.

Ardından öbür sorunların çözümü için uzlaşıcı yöntemler çoğulcu toplumda bulunabilir. Bunun da yolu yeniden Parlamenter Demokratik yönetime dönüş ve net bir Güçler Ayrılığı rejimidir.

Ülkemizin olağanüstü ağırlaşan sorunlarının çözümü için atılacak ilk 2 ivedi adım, yukarıda sunulmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, açıkça yapamıyorsa bile, AKP ve Erdoğan’ı uygun bir yöntemle uyarması Anayasal ve artık kaçınılamaz, ertelenemez görevidir (Anayasa md. 69).

AKP = Erdoğan toplumla çatışmayı bir yana bırakmalıdır. Çatışmacı ve ayrıştırıcı bir dil belki kısa erimde konjonktürel politik kazanç (OY!) sağlayabilir ancak orta – uzun erimde bu olanak yoktur, geri teper hatta. Örn. Kanal İstanbul projesi konusunda “Siz ne derseniz deyin, bu kanal yapılacak” söylemi, demokratik bir rejimde hiçbir devlet başkanının söyleyebileceği bir söz değildir, olamaz. Böylesi bir dayatma ancak mutlak monarklar döneminde belki olabilir; o rejimlerin de dünyada sonlanmasının üzerinden çooook uzun onyıllar hatta birkaç yüzyıl geçti.

Erdoğan BM’de sıklıkla Güvenlik Konseyi’nin 5 sürekli üyesinin ayrıcalıklı konumunu, veto hakkını haklı olarak eleştirmekte ve “Dünya 5’ten büyüktür söylemini dillendirmektedir. Buradan esinle, Kanal İstanbul projesini Erdoğan’ın Türkiye’ye dayatması karşısında diyoruz ki;

  • Türkiye 1’den çooook büyüktür!

Erdoğan Makyavelist dönemini çoktaaaan geride bırakmıştır.
Kesin ve net olarak narsisistik döneminin doruklarındadır.
Bir sonraki adım, Neronist – Hitlerci adımdır!
Ne var ki; Roma ve Almanya, Neron ve Hitler’e karşın hala ayaktadırlar.
Ancak bu 2 prototip, tarihte nereye konmuştur??

ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyeti’ne ve tüm insanlığa barış, sağlık, gönenç, adalet.. dolu bir 2020 yılı diliyoruz..

Sevgi, saygı ve ümit ile. 01 Ocak 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com