Etiket arşivi: Filyasyon

E. Ora. Nusret Güner’in Kovit-19 Deneyimi ve Önerileri

Dostlar,

Sitemiz okuyucularından Saygın E. Oramiral Nusret Güner beyefendi, aşağıdaki iletiyi yolladı sitemizde paylaşalım diye..
***
Kumpas davaları sürerken, yurtseverler Silivri zindanlarında tutsak alınmışken, Ankara’da Sakarya çarşısının küçük meydanında SESSİZ ÇIĞLIK eylemleri yapıyorduk her Cumartesi. Bunlardan birinde E. Oramiral Nusret Güner de vardı. Donanma Komutanlığı görevinden onuru ile istifa etmişti, hak ettiği Deniz Kuvvetleri Komutanlığına atanmadığı için. Orduevinde kalma hakkı elinden alınmıştı. Kısaca bunları da anlattı dimdik durarak. Biz de

  • Dert etmeyin Amiralim, haydi bize gidelim..”

demiştik içimizden taşarak, 80 m2’lik evimizi paylaşmak üzere.
Çok duygulanmıştık.. Dostluğumuz gelişti, iletişimimiz sürüyor..
***
Güner Amiral’in kamuoyu ile paylaşmakta yarar gördüğü iletisi aşağıda..
==============================

Ahmet Hocam,

Türkçe konusunda mükemmelsiniz. Bunu görmüş olmaları çok yerinde. Ben de naçizane tebriklerimi sunuyorum. (AS: Dil Derneği’nin bize verdiği Onur Ödülü üzerine..)
***
Covid-Aşı tecrübem ile ilgili bir yazı hazırladım, bunu önce Twitter’da “Emekli bir Askerden Andıç” başlığı ile yayınlamayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Taslak Andıç’ım aşağıdadır:

1. KONU:
Covid-Aşı Değerlendirmesi.

2. İNCELEME:

a. Ben ve eşim 2 Sinovac, 2 Biontech; kızım 2 Biontech aşısı olmuştuk. Yalnızca benim Covid+ olmama karşın, hastalığım öncesinde 7/24 birlikte, en çok 10 metre içindeydik.
b. Önce kızım, 2 gün sonra eşim, boğaz yanması / kuruluğu, nezle ve öksürük bulguları gösterdi.
c. 2 gün sonra bende, öksürük dışında aynı bulgular ve geniz tıkanıklığı ile 38 derece ateş oluştu.
d. Eşim ve kızımın 2’şer kez yapılan PCR testi negatif çıkarken, benim 1 kez yapılan PCR testim pozitif çıktı.
e. Hastane tarafından verilen ilaçları kullandım.
f. Evde karantinadaki tedavimin ilk 5 günü boyunca, bulgularım özet olarak; geniz tıkanıklığı, nezle, 3 gün hafif 2 gün yoğun öksürük ile ilk gün oluşan 6 saat süren 38 derece ateş oldu. Evde karantinanın son 9 günü hiçbir sorunum olmadı, ancak koku alma duyusu kaybım ise 14 gündür devam ediyor.

3. SONUÇ VE ÖNERİLER:

a. Sonuçlar:
(1) Eşim ve kızımın aşıları görevlerini başarıyla yaptı ve yüksek düzeyde oluşan antikorlar Covid virüsünün sağlık duvarlarından içeri girmesini engellediler.
(2) Benim aşılarım ise; yaşım ve yorgun/ yıpranmış bedenimin sahip olduğu kalp ve göğüs hastalıkları nedeniyle Covid virüsünün sağlık duvarımdan içeriye girmesini engelleyemediler, ancak vücuduma girdiklerinde yeterli düzeyde oluşmuş antikorlarca oldukça zayıflatıldıkları için salt sınırlı ölçüde etkili olabildiler.
(3) Bu değerlendirme, amatörce yapılmış ve yalnızca Güner Ailesinin Aşı-Covid ilişkisi gözlemine dayandırılmıştır. Profesyonel değerlendirmeye ve çok / yeterli sayıda veriye gerek vardır.

b. Öneriler              :
a. Çevrelerinin dikkatini çekecek ölçüde kendilerini korumaya çalışan Güner Ailesine Covid virüsünün nasıl bulaştığının incelenmesini (AS: Filyasyon raporu isteniyor!)
b. Görevlerini başarıyla yerine getirdikleri değerlendirilen aşılamanın sürdürülmesini
c. Covid deneyimine sahip kişilerden elde edilecek verilerin, sağlıklı istatistiksel bilgi sayısına ulaştırılarak yapılacak bilimsel çalışma sonuçlarının dikkate alınmasını öneririm.
=============================

Güner ailesi
ne en iyi dileklerimiz sunar, kamuoyu ve ilgili – yetkililerle bu iletiyi paylaşırız..

E. Ora. Güner, teknik deyimle “filyasyon” yapılmasını ve “filyasyon raporunu” görmek istiyor son derece yerinde olarak.
Oysa Sağlık Bakanlığı, salgınla savaşta masanın 4 ayağını da kırmış durumda :

1. Sürveyans
2. Karantina
3. İzolasyon
4. Filyasyon

Bakan Koca her gün aynı anlama gelen sözlerini salt sözcükleri değiştirerek yinelemekte.
Umudunu apaçık, kağnı hızıyla ilerleyen / ilerlemesi umulan, hiçbir zorlayıcı yasal önlem – yaptırım uygulanmayan aşılama ve doğal bağışıklığa bağlamış durumda. Fatura olağanüstü ağır olsa da…

Bu vebal, altından kalkılamayacak ölçüde ağırdır. Her gün, açıklanan 200 – 300 arasında Kovit-19 ölümü gerçekte 3-3,5 katı olup, masum insanlar, ölümleri büyük ölçüde önlenebilecek iken, bu akıl – vicdan – insaf – hukuk – bilim… dışı politik seçim ile kurban verilmektedir.

Gün olur, bu vahşi kıyımın yargıda hesabı mutlaka sorulur; er ya da geç..

Sevgi ve saygı ile. 05 Ekim 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

.

 

TELE1 TV Programımız – 31 Ağustos 2021

Dostlar,

31 Ağustos 2021 Salı günü sabah saat 09:00’da TELE1 TV’de Sn. Zeynel Lüle’nin konuğu olacağız.. / OLDUK..

  • Türkiye’nin ve belli ölçülerde Dünyanın KOVİT-19 PANDEMİSİYLE KÜRESEL FLÖRTÜ sürüyor!ye..

4. Dalga’yı eylemli (fiili) olarak yaşamaktayız. Haziran boyunca uyarmıştık, tüm kısıtlar birden kalkarsa bu bir kumar olur, 4. Dalga kaçınılmaz olur ve sonbaharı da beklemez… diye.. Ne yazık ki yanılmadık. En son resmi veriler aşağıda :


1 Temmuz 2021’de 80 bin olan aktif hasta / vaka / olgu sayısı 480.958’e fırladı 2 ay içinde, 6 kat! Ülkemizde her 180 kişiden 1’i virüs taşıyıcısı “resmi” veri ile. Gerçekte daha çoğu. Risk çok büyük. Herkes üstüne düşeni özenle yerine getirmeli, aşıya zorlanmalı toplum, mutlaka!

1 Temmuz 2021’de 420 olan günlük ölüm sayısı 245’e fırladı 2 ay içinde, 6 kat!

4. dalgada 30 Ağustos akşamı 480 bini aşan aktif olgu sayısı, 3. Dalgadaki tepe değer olan 565 bine çok yaklaştı. Ama günlük yeni olgu sayısı artışı, havuzda biriken toplam aktif olgu / vaka sayısını açıklayamıyor :
Bu önemli ayrışma, Epidemiyolojik olarak ne anama geliyor? Görünen o ki, PCR(+) çıkanlar, her nedense “uzun / uzamış süre” havuzda kalmaktalar. Bu neden böyledir, ileri Epidemiyolojik irdeleme gerek. Bunun için de verilere erişim gerek. Sağlık Bakanlığı adeta damla damla veri paylaşıyor, yarattığı GÜVEN BUNALIMINA ek. Peki kendileri sorunu ayırt edip bu irdelemeleri yapıp kamuoyuna bilgi veriyor mu? Hayır. Ölenlerle ilgili salt “sayı” duyuruluyor. Başka hiçbir özellik bilmiyoruz. Arada aşılanan / aşılanmayan ayrımı hakkında kısa bir tümce oluyor.


Günlük ölüm sayısı 2. dalgayı yakalamış bulunuyor daha az olgu / vakaya karşın. Bu tablonun ayrıntılı Epidemiyolojik incelemesi ve açıklaması zorunlu. Son  haftada, önceki haftaya göre ülkemizde olgularda / vakalarda %4 azalma varken, ölümlerde % 22 artış söz konusu! Bu oranlar Dünya geneli için aynı sırayla -%2 ve -%2. Bakan Dr. Koca’nın yüzeysel açıklaması hem doğru değil hem de yetersiz :
– Artan ölümleri önceki vakalar yaratıyor.. Hayır, Sn. Bakan, öyle değil. En azından 3 soru yanıt bekliyor bu bağlamda :

1. Hastanede ortalama kalış süresi kaç gün son 1-2 ayda?
2. Erişkin yoğun bakım yatakları doluluğu neden %70’leri aştı bunca aşıya karşın?
3. Türkiye’de Delta Varyantı yok dendi, sonra gıdım gıdım açıklandı, son olarak %90’ların üzerinde dendi; neden bu mu? Ya da saptanamayan başka varyantlar?? Dizin analizi çok çok yetersiz.

Bakar mısınız şu tırmanış hızına?! Resmi veri ile 6,4milyona ulaştı! Dünyada 7. sıradayız, oysa nüfus büyüklüğünde 17. sıradayız.
218 milyon toplam olgudan bize, nüfusumuzla orantılı %1,1 pay düşmesi beklenebilir; 2,4 milyon… Ama biz 6,4 milyon olguya / vakaya sahibiz!? Öte yandan ölümler Dünya genelinde %2 iken, bizde her nasılsa %1! Verileri çok çelişkili.. 3 sorun beliriyor :

1. Bakanlık verilerle oynuyor, halka doğru bilgi vermiyor, salgını başarılı yönettiği algısını oluşturmak  üzere.
2. Gerçek veriler toplanamıyor eksik – yetersiz sürveyans, tarama amaçlı test yapılmaması, filyasyonun son derece yetersiz olması..
3. İlk 2’sinden daha acı ve ürkünç (elim ve vahim!) olmak üzere tabloyu Epidemiyolojik olarak okuyamıyor (Epidemiyolojik körlük!) ve / veya Bilim Kurulu uyarılarını es geçiyor..

40 katır mı, 40 satır mı??

Ölenlerin post-mortem (ölüm sonrası) ayrıntılı incelenmesi, bir tür Epidemiyolojik otopsisi yapılmalı. “Kovit ölümü” denip geçilemez, bu ilkelliktir, insan yaşamına bağışlanmaz saygı kusuru, İdare Hukuku terimi ile ağır hizmet kusuru olup, salgını sönümlendirmeyi neredeyse olanaksız kılabilir.
***
Salgın Dünyada da sorun ama bizde çok daha ağır sorun. Dünya ile karşılaştırıp yersiz iyimserlik ya da duruma gerekçe üretmek kabul edilemez!


Herkes net olarak görmelidir ki, salgın dünyada bitmemiştir, hızla sürmektedir! 18 ay biterken elde etkili sağaltım ilaçları yoktur. Monoklonal antikor kokteyli etkili ancak çok pahalıdır (1500+ $!).

Öte yandan son verilerle Dünya nüfusunun %39,3’ü en az tek doz aşı almıştır. Toplam 5,25 milyar doz Kovit-19 aşısı uygulanmıştır ve günde 40 milyona yakın insan aşılanmaktadır. Türkiye’de günlük 400 bin dozun altına düşülmemesi gerekir.

Ne var ki, düşük gelirli / gelişmekte olan / yoksul ülkelerde hiç olmazsa tek doz aşıya erişim oranı yalnızca %1,6’dır; utandırıcıdır! Bulaş zinciri kırılmadıkça yeni mutasyonlar zaman içinde kaçınılmazdır ve bunların bir bölümü de tehlikeli varyantların nedenidir.

Küresel ölçekte İŞBİRLİĞİ + EŞGÜDÜM + DAYANIŞMA kaçınılmazdır. 

Salgın bir yandan aşısız / yetersiz aşılılarda yoğunlaşırken, bir yandan da küresel kapitalizmin insanlığa dayatmasıdır.

Aylar öncesinde 2020 ortalarında, haydi 2. yarısında 2 haftalık eşzamanlı küresel kapanma uygulansa idi şimdi çok daha iyi durumda olurduk. Ama Türkiye dahil, kapitalizmin çarklarının dönmesine öncelik tanıdı; acaba kimler öldü? Yoksullar, emekçiler!

Toplumsal / Küresel bağışıklığın hızla, seferberlik bilinciyle %75’ler üzerine tüm dünyada dengeli olarak erişmek gerekiyor. Tersi durumda zaman aleyhimize işliyor, yeni mutasyonlar daha ağır hastalık tablosu, daha çok ölüm ve sekel ve daha çok aşıdan kaçma demek! Bu sorun demetiyle nasıl baş edilecek?

Hükümetler, neo-liberal kapitalizm, aşıyı reddeden veya kaçanlar ve de salgın bitti yanılsamasıyla korunma önlemlerini bırakanlar birlikte sorumlu.

  • Unutulmasın; hastalanma ve ölümlerin çoğu hala önlenebilir!
    ***
    Zaman ölçüsünde bu sorunları Sn. Zeynel Lüle ile 31 Ağustos 2021 Salı günü sabah saat 09:00’da TELE1’de konuşacağız.

Güncelleme : Ferhan Şensoy’un ölümü nedeniyle bu dosyayı tam sunamadık. Kalan sürede özetledik. ABD / Kalifornya’da aşısız bir öğretmenin okulda 26 kişiyi hasta ettiğini açıkladık. Bir de Ankara’da bir özel hastanede (adı bizde) aşı yapılmadan, aşıların çöpe sıkılmasıyla gerçek dışı aşı sertifikası verildiğini bize gelen bir what’s up iletisine dayanarak açıkladık. Sağlık Bakanlığı ve Savcılıkları göreve çağırarak, bilgi verenlere zarar gelmemesi güvencesiyle hastanenin adını…. vereceğimizi TELE1 ekranında dile getirdik.. Henüz “tık” yok!!??

İlgi ve bilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 31 Ağustos 2021

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimci (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net          profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Olası Bir Felaketi Önlemek!

Prof. Dr. Çağatay GÜLER
Halk Sağlığı Uzmanı, Çevre Sağlığı Uzmanı 

Cumhuriyet, 08 Temmuz 2021

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Gün boyu çok şiddetli yağışların etkisi altında kaldı kentlerimiz. Adana-Ankara-İstanbul tren seferleri durduruldu. Haberlerde, altı boşalarak toprak setleri arasındaki köprüler dizisine dönüşmüş rayların görüntüsünü veren televizyon kanalları tren seferlerinin durdurulmasıyla “olası bir felaketin” önlendiğini bildiriyorlardı. Ardından çöken asfalt görüntüleri, asfaltta oluşan derin kuyu. Bir başka görüntüde dörtte üçü yardan aşağı akmış şehirlerarası yollar. O sırada oradan arabaların geçmemiş olması, birkaç arabanın da durumun farkına varıp durabilmesi “olası bir felaketi” önlemiş!

Demek ki o yolun yapımındaki yanlışlıkları ve hırsızlıkları sorgulamakla zaman yitireceğimize, yağmur yağacağı zaman şehirlerarası ulaşımı durdurursak olası birçok felaketi önlemiş olacağız! Yıllar önce bir gece yarısı, salgın ihbarı yapan muhtarın söylediklerini anımsıyorum. Gerekli önlemleri almak ve filyasyon çalışmaları için hemen gitmemiz gereken köy coğrafi olarak yalıtılmış bir bölgedeydi. Ekibin güvenliği için ısrarla yolun durumunu sorgulayınca muhtar acımasız bir kara mizahla kestirip atmıştı:

  • “Merak etme, müteahhit yolu değil, kazma kürekle yaptık biz o yolu!”

DÂHİYANE YAKLAŞIM (!)

Kırk yıllık Halk Sağlığı Uzmanıyım. Eğitimimiz ve çalışma yaşamımız bu alanda çalışan bizlere koruyucu önlemlerin ne kadar önemli olduğunu yüzlerce kez göstermiştir. Birilerinin de bunların önemini kavraması için yıllarımızı verdik. Ama yukarıdaki “olası bir felaketi önlemeye” yönelik yaklaşımın teknolojik altyapıdan zarar görmemek için kullanılabileceğini bilmiyorduk.

Bize göre bilim ve teknoloji devreye girer ve sorun biterdi. Yeni yaklaşımı önce biraz yadırgasam da sonra mantıklı geldi! Bu yöntemin dünyanın hukuk, eğitim ve demokrasi yoksunu, geri kalmış bölgelerinde işe yarayacağını anladım. Bizim yöntemimiz yanlışmış. Ne diyordu aktör, güldürü sanatçısı, yazar ve yapımcı Emo Philips:

  • “Her akşam yatmadan önce yeni bir bisikletimin olması için Tanrı’ya dua ederdim. Ancak bir gün, yöntemin bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim; yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce günahlarımı affetmesi için dua ettim…”

Gerçek bir cinayet oldukları halde kaza, özellikle iş kazası süsü verilerek örtbas edilmeye çalışılan olayların gerçek nedenlerini, alınmamış olan önlemleri sıralamak sizi kötü adam yapacaktır. Demek ki “olası bir felaketi” önlemek için bu cinayetler görmezden gelinmelidir!

Çevre kıyımlarının bölgede yaşayanlara, gelecek kuşaklara ve diğer canlılara vereceği zararları önlemeye çalışırsanız kendi çocuklarınızı karşınıza diker, koşullandırılmış kalabalıkları üstünüze kışkırtırlar.

  • “Olası bir felaketi önlemek için” çevre ve ekoloji duyarlılığı bir yana bırakılmalıdır!

BİLMENİN HUZURSUZLUĞU…

Sorumluluk duygusu yaşamı zorlaştırır..

Gerekeni yapmak için hırpalanmayı, örselenmeyi göze alır, engelleri ve güçlükleri bahane olarak kullanamazsınız.

  • “Olası bir felaketi önlemek için” sorumluluk duygusundan kaçınılmalıdır!

Bilmek huzursuzluk nedenidir.
Bilgi sorgulamayı getirir.
Her türlü sorgulama düşünmeye “ve hatta” eleştirel düşünmeye yol açar.
Düşünürseniz konuşursunuz, haklarınızı kullanmaya kalkarsınız.
Sonuçta hırpalanır, dövülür, sövülür en sonunda bir bahaneyle tutuklanırsınız.

“Olası bir felaketi önlemek için” eğitim ve öğrenimden, okuyup yazmaktan bile kaçınılmalıdır!
===========================

Dostlar,

Bilge Çağatay Güler ile Hacettepe Tıp Fakültesi Toplum Hekimliği Bölümünde 11 Kasım 1978’de birlikte Tıpta Uzmanlık Eğitimine başladık.
Demek oluyor ki, o gün başlayan kadim dostluğumuz 43. yılını bitirecek birkaç ay içinde. Çağatay 1975’te Hacettepe Tıp’tan mezun olmuş ve temel tıp dallarından Fizyoloji Uzmanlık eğitimini tamamlamıştı, 2. bir uzmanlığa başlıyordu. Biz 1977 İstanbul Tıp mezunu idik ve 1 yıllık alan (saha) çalışması sonrası Doğu Anadolu’dan geliyorduk.

Çağatay ayrıca Halk Sağlığı alanında Doktora da (PhD) yaptı.. MD, PhD dereceli yani.
İlerleyen yıllarda Yan Dal / İleri İhtisas / Süper İhtisas yaparak Halk Sağlığı Anabilm Dalının alt bilim Dallarından olan Çevre Sağlığı alanında da, 1219 sayılı yasaya dayalı Tıpta Uzmanlık Tüzüğü uyarınca uzmanlaştı.

Mesudiye’de çalıştı..
Ordu Sağlık Müdürlüğü yaptı..
Şiir kitapları yazdı yürekleri işgal eden, gönülleri tutsak alan.
300’ü (üç yüz!) aşkın kitap yazdı! Üç yüz!
Emeklilik töreninde yayınevi onları sıra sıra masalarda sergiledi..
Çağatay o gün tek 1 kitap satışına izin vermedi ama..
**
Yetiştiği Anabilim Dalında kurucu üstadımız Prof. Dr. H. Nusret Fişek’in koltuğuna oturdu, Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.
Sağlık Bakanlığında Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü yaptı.
Hacettepe Tıp Fakültesi Dekan vekilliğini üstlendi..
Nükteleri (esprileri) dillerden düşmez, hazır yanıt, sıra dışı üstün zekalı..
Bu yazısında da hiçbir san (unvan) kullanmamıştı, biz izin almadan ekledik!
***
Şimdi sıra bam teli sorularda :

Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD neden emekli ve evinde oturuyor?
67. yaş bitimi emeklilik Tanrısal mıdır (İlahi mi dir) ?
Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD neden akademik etkinliğini kamusal alanda sürdür(e)memektedir?
Türkiye’nin “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” donanımlı bir Hekimi, hele hele Halk Sağlığı – Çevre sağlığı alanlarında 2 ayrı dalda uzman 40+ yıllık birikimli bir hekimi köşesine itme hakkı, lüksü var mıdır?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” neden örn. Cumhurbaşkanı danışmanı değildir?
O anlı – şanlı Cumhurbaşkanlığı ofis – büro – başkanlıklarında neden el üstünde değildir?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” neden Sağlık Bakanı hatta kurumsal olarak Sağlık Bakanlığı onursal ve kıdemli (senior) danışmanlarından değildir?
S. Bakanı Dr. Koca, bu yakıp – yıkıp geçen Kovit-19 salgınında tek 1 kez olsun “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” den danşımanlık almış mıdır??
***
Yaraşırlık (Liyakat) bu ülkede Kaf dağının ardında yitik midir?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” için bu ülke, O’na sunduklarından yeterince – gereğince yararlanmış mıdır?
Tersine kimin hakkı, yetkisi olabilir?

20 yıldır AKP iktidarında yapılıp – edilenlerin kendilerince kutsal kitapta yeri neresidir?
Kökten din dışına düşmüşlerdir çünkü izledikleri yol, bütünüyle (harfiyen!) emperyalizmin güdümünde SİYASAL İSLAM olup, emin olunsun ki, Muhammet Peygamberin hatta Yüce Tanrı’nın havsalası (öngörüsü) dışındadır!

Haliyle, orada, “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” gibi bilgelerin “hakkı” ndan söz etmek laf-ı güzaf ve de abesle iştigaldir..

Saray rejimi gerçekte ne ile / nelerle meşgul ya da tutsaktır!?

Ve izin verilsin, soralım :

  • Din bu mudur efendiler!!??

Veeeeeee                                   ;

Türkiye gibi gelişmekte olan yarı sömürge ülke – ulusların aşılamayan bu açmazlarında “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” gibi uluslararası nitelikte yurtsever uzmanlarını gereğince değerlendiremeyişi kilit etmenlerden biri değil midir?

Tersini savlayacak babayiğit – anayiğit (devr-i AKP’de anlamsız ama!) varsa beri gelsin..

Sevgi ve saygı ile. 11 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Pandemide bir yılın yanıtı belli soruları

Pandemide bir yılın yanıtı belli soruları

Prof. Dr. Esin DAVUTOĞLU ŞENOL
https://www.birgun.net/haber/pandemide-bir-yilin-yaniti-belli-sorulari-337433 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2019 yılı Aralık ayında Çin’de ağır zatürre olguları ile başlayan Covid-19 için,11 Mart 2020’de “pandemi” ilan ettiğinde, dünyada, toplam118 bin 319 olgu ve 4 bin 292 ölüm olmuştu. Aslında bu yüzyılın, daha önceki SARS-CoV-1 ve MERS-CoV gibi koronavirüs salgınları, koronovirüslerin genomlarında ölüm kodlayabileceğini gösterdiği için, koronavirüsler yakın gözlem altındaydı. 2012 yılında “Spillover; Animal Infections and Next Human Pandemic” kitabında, David Quammen, birlikte çalıştığı ekiple beş yıllık araştırmalarına dayandırdığı şu savları öne sürüyordu:

  • “Yeni bir hastalık olacak, bu hastalığa koronavirüsler yol açacak, yarasalardan kaynaklanacak ve Çin’deki “vahşi hayvan pazarı” kaynaklı olacak.”

    Anlaşılacağı üzere, bu sapasağlam öngörünün temeli ne astrolojinin yıldız haritası ne de kahinlerin kristal küresiydi.

Bilim insanı olmasak bile biyolojik bir küre olan ve trilyonlarca virüs ile paylaştığımız yerkürede, yakın zamanda izlediğimiz Ebola, Zika virüs ve önceki koronavirüs salgınları yaklaşık 50 bin omurgalı türünde bulunan 1 milyon virüs türünün, onları taşıyan hayvanlarla yakın ilişkiye geçtikçe bize sıçrama potansiyelinin arttığını anlatmış olmalıydı. Ancak beklediğimiz bir salgına hiç beklemediğimiz ölçüde hazırlıksız yakalanmıştık. Salgının sessiz seyri denilen aylar öncesi dönemde ve hemen başlangıcında salgının başladığı kentten, bölgeye ve dünyaya milyarlarca insan seyahat etmişti. Ocak 2020 tarihli bir makalede, IATA (International Air Transport Association) verisi kullanılarak yapılan bir modelleme çalışmasında, Wuhan’dan Ocak – Nisan 2019 arasında en az 100 bin yolcu taşıyan havayolları tarandığında, bölgedeki dokuz şehirden yolcu almış olan 50 uluslararası şehir ve salgına duyarlılıkları rapor edildi.

Bu rapora göre başta Asya kentleri olmak üzere Avrupa, ABD ve Avusturalya‘ya çok sayıda yolcu seyahat etmişti. Tahran, Londra, Paris, Sidney, Toronto, Milano, Barselona, Amsterdam, Frankfurt, Dubai, LosAngeles, New York, San Francisco, Moskova ve İstanbul bu bölgelerden en çok yolcu alan şehirlerdi. Bu raporun yayımlandığı tarihte, virüsün insandan insana yayılım potansiyeli, oldukça uzun olan kuluçka süresi gibi veriler henüz olmamakla birlikte, raporun sonunda yazarlar, çok seyahat alan bu bölgelerin, salgın duyarlılıklarının yüksek olabileceği için, iyi izlenmesi gerekliliği konusunda uyarıyordu. Çünkü, bu salgından on yedi yıl önce gene Çin’de başlayan SARS-CoV-1’in kıta dışına yayılımı da uçaklarla olmuştu.

Nitekim salgın deneyimleri nedeniyle, sınır alarm sistemlerini erkenden ve yüksek düzeyde çalıştıran Tayvan, Güney Kore, Vietnam gibi ülkeler, salgını karantina olmaksızın denetim altına almaya başladılar. Salgının kıtalararası yayılımına baktığımızda, Ocak 2020’de erken dönemde yayınlanmış bu rapora göre, sınır taraması ve alarmları kurulabilmiş olsaydı, büyük olasılıkla salgın dünyada bu denli katastrofik (AS: yıkıcı) seyretmeyecekti.

Türkiye, Avrupa’da ilk ölümün olduğu Fransa, salgının adeta bir bomba gibi patladığı İtalya, 19 Şubat’ta ilk olgusunu bildiren İran ve 2 Mart’ta ilk olgusunu bildiren Suudi Arabistan ile yoğun hava ve karayolu trafiği içindeydi. Ayrıca, Ocak ayında başlayan Çin’in bahar tatili nedeniyle Türkiye’de çok sayıda Çin’den gelen turist bulunuyordu. 22 Ocak’ta Çin uyruklu bir turist, Covid-19 hastalığını düşündüren bulgularla İstanbul’da bir hastaneye başvurmuştu. 24 Ocak’ta bu kuşkulu olgu ve aynı gruptaki öbür yolcuların kendi istekleriyle ülkelerine döndüğü bildirildi. Ancak bu yolcuların, ülkelerine bir ambulans uçakla gönderilmiş olması ve Çin basınında paylaşılan haberlerden anlaşıldığı kadarıyla, ilk vakanın açıklandığı tarih olan 11 Mart 2020’den yaklaşık bir buçuk ay önce saptanmış ancak paylaşılmamış olduğu sonucu çıkarılıyor.

İlk olgu bildirimlerini yapan ülkelerde salgın yayılımı S şeklinde bir eğri ile izlenebiliyor ve yayılımın çok hızlı ve üstel olduğu bu eğride rahatlıkla gözleniyordu. Türkiye’de bulunan Çinli turist kafilelerinden ya da riskli seyahat ve bulguları olanların hastane başvuruları oluyor ancak o dönemde Covid-19 hızlı tanı kiti bulunmadığı için vakalar doğrulanamıyordu. Türkiye, Ulusal Halk Sağlığı Laboratuvarı tarafından hazırlanan bir kitin tanı için kullanılmaya başlandığını bildirdi. Ancak test kitlerinin hızlandırılması için, virüs RNA’sının izole edilmesi sürecinin kısaltılması için kimi çalışmalar yapıldı. Bu aşamada RNA saflaştırılması yerine, bir çözelti (solüsyon) ile virüs parçalanarak RNA dışarıya alınıyordu ve bu da testte yalancı negatifliğe yol açıyordu. Erken alarm sistemlerinin devrede olması gereken en önemli aşamada, hata payı yüksek olan test kitlerini kullanıyorduk.30 Ocak’ta DSÖ, “Uluslararası Acil Durum” ilan ettiğinde, ülkemizde sınır denetimi yalnızca termal kamera ile ateş ölçerek yapılıyordu. Salgının, bu ilk üç aylık dönemde, yalnızca Türkiye değil, pek çok ülke seyahat kısıtlamaları ve sınır taramalarındaki gecikmelerle salgının girişini önlemenin ya da erken kontrol edebilmenin mümkün olacağı zaman aralığını çoktan kaçırmışlardı.

En çok sınır giriş çıkışımızın olduğu ülkelerden İran’da ilk vakanın açıklanmasından kısa bir süre sonra açıklanan ilk ölümler, İran’da salgın yükünün fazla olduğuna işaret ediyordu. Afrika kıtasının ilk vakasının, İstanbul üzerinden aktarmalı giden bir İtalyan vatandaşı olduğunu, Umre ziyaretinden dönen çok sayıda kafilemizin dönüşlerinde taranmadığı düşünüldüğünde, ilk olgumuza dek çok sayıda olgunun gözden kaçırıldığı anlaşılacaktır. Mart 2020’de uzaydan bakıldığında, çevremizde Türkiye dışında salgının görülmediği tek ülke kalmamıştı. Bu durum bir başarı olarak tanımlanıyordu! Bu “başarı” ise, öbür ülkelerin yapmakta, almakta geç kaldığı önlemlerin bizde erken alınmasına bağlanılıyordu.

Salgın yönetiminde şeffaf davranılmayacağı, salgının yalnızca ekonomik değil, politik önceliklere göre yönetileceği anlaşılıyordu. Mart başında toplam 2 bin kişiye test yapılmıştı, Kuzey İtalya ve İran’da vakalar hızla artıyordu ve biz ülkede vaka olmadığından emindik. Bu dönemde, Covid-19 pnömoni bulguları ile uyumlu bulguları olan ağır hastalarda yaptığımız testlerin negatif olmasına güveniyor ve mevsimsel grip gibi tedavi ediyorduk. Sonradan bu dönemde kullanılan testlerin ancak % 40-60 oranında pozitif olduğu anlaşılacaktı. Tanı testi yapan laboratuvar ve test sayısı da çok kısıtlıydı. Bu nedenle salgın denetiminde önemli olan

  • “test yap ve vakaları bularak izole et, temaslıyı tespit et ve karantinaya al ve bulaşmayı önle”

zincirini sürdüremiyorduk.

Son yıllarda, kamu sağlığından hızla uzaklaşarak, daha çok yaşlanma karşıtı ve kozmetik programlarına yer veren görsel basın, salgının ciddiyetinin anlaşılması yerine bizim ırksal özelliklerimiz nedeniyle, kimi gıdaları daha çok tüketerek salgını hafif geçirebileceğimiz algısına yol açan programlar yapıyordu. Salgın ile ilişkili bilgi akışı ise her akşam bir basın toplantısı ile Sağlık Bakanı’nın kendisi tarafından, turkuaz bir tablodaki rakamlar ile açıklanıyordu.

Okullar, toplantılar ve sanatsal etkinlikler ve 20 kadar ülke ile karşılıklı uçuşlar iptal edilmişti. Hastaneler tümüyle pandemi hastanesi ilan edilmiş, sağlıkçıların izinleri, ivedi (acil) olmayan tüm ameliyatlar iptal edilmişti. Bakanlık saha için hazırladığı rehbere tanı, izolasyon, karantina ve tedavi rehberleri de eklemişti. Tedavi için çok yaygın olarak kullanmakta olduğumuz klorokin adlı ilaç ile ilişkili başlangıçta iyi sonuçlar açıklayan kimi küçük, kontrollü olmayan çalışmalar yayınlanmıştı. Ancak, ilaçlar için yapılan klinik öncesi çalışmaların, ilaçların hastalıkta işe yarayabileceği konusunda yanıltıcı olabileceği anlaşılıyordu. Klorokin için de işe yarayacağını gösteren klinik öncesi çalışmaların yanlış kurgulandığı ve ilacın işe yaramadığı anlaşıldı.

Nisan 2020 sonunda salgın henüz denetim altına alınmamışken birdenbire denetimsiz biçimde yapılan açılmalar sonrasında artan vakaları yönetmek için “filyasyon” ekipleri, evde bakım ekiplerine dönüşünce, işe yaramadığı anlaşılan klorokin ile evde tedavi dönemi başladı. Bir ülkede salgın yönetimine ilişkin başarı için şu 3 soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum:

  • Okullarınız açık kalabildi mi,
  • Hastanelerde Covid-19 dışı hastalar bakılabildi mi ve
  • Toplam ölüm sayılarındaki artış nasıl?

    Belki bu sorulara eklemeye içimin elvermediği bir başka soru da şu olmalı:

    Neden bu denli çok sağlıkçı hastalandı ve öldü?

Salgında yeni moda: Yerinden yönetim mi, kuralsız yönetim mi?

Salgında yeni moda:
Yerinden yönetim mi, kuralsız yönetim mi?

Salgın yönetiminde yeni yıldızımız yerinden yönetim. Kulağa hoş geliyor ama uygulama keyfi yönetimden ibaret. Üstelik salgın yönetimi yine sonunda merkezin keyfine kalıyor.

SOL – SAĞLIK, 03.03.2021

https://sol.org.tr/haber/salginda-yeni-moda-yerinden-yonetim-mi-kuralsiz-yonetim-mi-27191 

Buna göre salgın hastalıkla mücadelede alınması gereken kararlar valilik düzeyinde oluşturulacak kurula bırakılacak. İl düzeyinde tespit edilen yüz bin kişide görülen vaka sayısına göre önlemler artırılabilecek ya da gevşetilebilecekti.

İlk elden çok da uygunsuz olmayacağı düşünülen bu karar ülkemiz için birden fazla çelişkiyi içinde barındırıyor. Zaten bu çelişkiler nedeniyle 1 Mart’ta okulların ve esnafın ne olacağını yine merkezi sistem belirlemek zorunda kaldı.

1 Mart’ta ne oldu?

Açılacağı ilan edilen okulların ve ne olacağı belirsiz olan kafe, restoran gibi yerler hakkındaki karar Bakanlar Kurulu’na devredildi. İşleyiş Cumhurbaşkanı tarafından açıklandı. Kararlar artık biliniyor. Kısaca iller bir risk kategorisine ayrılıyor ve buna göre alınacak önlemler belirleniyor. Bundan sonra haftalık oluşan vaka sayısına göre il idareleri inisiyatif alacak. 1 Mart’ta neden yapılamadığını ise bilemiyoruz.

Yerelden yönetim işleyişi uygun mu?

Aslına bakılacak olursa çağrıştırdığı siyasi anlam bir yana tüm ülkeye yayılmış bir salgın hastalıkta bölgesel karar almak akla oldukça uygun. Örneğin interneti olmayan hatta tek bir vaka bile görülmeyen köy okullarının kapalı kalmasının bir izahı yok. Ya da kitle bağışıklığı gelişmiş yerlerde sosyal alanların kapalı olmasının…

Bu kararlar bölgesel olarak, ilden köylere kadar değişik düzeylerde alınabilir.

Kararların işlevsel olması için gerekli uygulama ortada yok

Öte yandan, bölgeler kendi dinamikleri çerçevesinde karar alacaksa bu bölgeler arasında geçiş de kontrollü olmak zorunda. Yoksa risk haritalandırması yapmanın bir anlamı yok. Hatta yüksek riskli bölgelerden düşük riskli bölgelere doğru haliyle bir akış beklenebilir. Bunun için iller arası seyahatin yasaklanması alınacak tek, zorunlu karar değil. En başından beri her düzeyde gerekli olan filyasyon çalışmaları ile kontrollü bir biçimde geçişler mümkün. Bunun yapılmadığı yerde sistemin sağlıklı işlemesi olanaksız.

Oluşturulan risk haritası gerçeği yansıtıyor mu?

Salgının ilk gününden itibaren gizlenen vakalar, eksik sunulan sayılar, alınmayan zorunlu önlemler veya alınan keyfi kısıtlamalar haliyle bir güven sorunu yaratıyor. Türkiye’de salgının en başından beri test yapma kriterlerinin tartışmalı olduğu ve yeterince yapılmadığı da bir gerçek. Hele sağlıkta eşitsizliğin ampirik verilerle dahi gözlenebildiği ülkemizde yetersiz yerel olanakların sonuçlarıyla hareket edilmesi haliyle güvensizlik yaratıyor. Düşük riskli illerin sayıları gerçeği yansıtıyorsa, başarının ardındaki nedeni bulmak için bile bir açıklamaya ihtiyaç var. Aynısı yüksek riskli yerler için de geçerli. Vaka sayısındaki artışın sebebinin AKP kongreleri olup olmadığının açıklanması sadece siyasi değil aynı zamanda salgın yönetiminde bilimsel bir  zorunluluk. 

Yerinden hangi kurul yönetecek?

Salgın dönemi boyunca vali, kaymakam, belediye başkanı gibi yerel idarecilerin aldıkları kararlardan çok “denetçilik” eylemlerine tanık olduk. Sokakta yürüyen vatandaşlara mesafe komutu veren de vardı; dönerciyi azarlayan da. “Sağlıkçılara barınma olanağı sunduk kıymetini bilmediler, birbirlerine hastalık bulaştırdılar” diyen de… Bakanın kalabalık cenazelerde poz verip özürle geçiştirdiği, iktidar partisinin “dudak dudağa” kongrelerine göz yuman bir merkezi anlayışın yerel unsurlarından başarı beklemenin yersiz olacağı açık. Ancak dediğimiz gibi yerele gelmeden, var olan sorunlar çözülmeden atılacak adımların potansiyeli de sınırlıdır.

Ayrıntılarına dair resmi bir açıklama yapılmayan yerinden yönetime dair bilgilerimiz basın organlarına verilen mülakatlar düzeyinde kalıyor. Anladığımız İl Pandemi Kurullarının ya da İl Hıfzıssıhha Meclislerinin süreci yönetecek kurumlar olacağı yönünde.

İl (AS: Umumi) Hıfzıssıhha Kanunu 1930 yılında ülkede görülen salgın hastalıklarla mücadele için oluşturulmuş bir kanun. İşleyiş mantığı oldukça güncel ve koruyucu halk sağlığı tedbirlerinin süreklileştirilmesi için yapılacak idari düzenlemeleri açıklıyor. 23. maddesinde açıklanan İl Hıfzıssıhha Meclislerinin birleşimi ise dönemin olanakları ile sınırlı kalmış. Hastane baştabibi, hükümet tabibi, serbest sanat icra eden bir tabip, bir eczacı gibi asil (AS: asıl) üyeler var. Döneminde zaten birden fazla olması mucize olan üyelerin bugün kim olacağına siyasi iktidarın yönetim anlayışı karar veriyor. Eğer kaldıysa AKP politikalarına mesafeli hastane veya tıp fakültesi yöneticilerinin yer bulması günümüz koşullarında sürpriz olur. Tabip Odası, sendika veya ilgili dernek yöneticilerinin ise katılma taleplerinin bir karşılığı olmadığı da biliniyor.

İl Pandemi Kurulları da bu salgın döneminde geliştirilen bir araç olup il vali veya yardımcılarının başkanlık ettiği sağlık, emniyet, orman vb. müdürlüklerin yöneticilerinin bileşimini oluşturduğu yapılar. Kendilerini illerde yapılacak hak arama mücadelelerine getirdikleri yasaklamalarla hatırlayabiliriz.

Yine çeşitli sağlık meslek örgütleri yöneticilerince verilen mülakatlarda yerel sağlık meclislerinin oluşum ve işleyişinin demokratik olmadığı, alınan kararların merkezi iktidarınkileri onaylamaktan başka bir işe yaramadığı, yönetimde özellikle sunulan verilerde şeffaflık sağlanmadıkça işleyişin olumsuz sonuçları olacağı belirtiliyor.

Normalleşme, okulların açılması ve yerinden yönetimin sonuçları ne olur?

En başından itibaren salgını tamamen ortadan kaldırmak yerine hastanelerin yükünü sınırlama üzerinden kurulan salgın yönetimi anlayışına tanık olduk. Bu yüzden dalgalanan bir seyir izleyen salgının bundan sonra yükselme eğilimine girse dahi neden girdiğini anlayabilmemizi sağlayacak verilere ulaşamayacağımız açık.

Ancak unutmayalım ki belli bir biyolojik sürece işaret eden viral salgın hastalıklar kötü yönetimlere rağmen bir “felakete” gitmek zorunda değil. Diğer yandan en başından alınacak koruyucu halk sağlığı önlemleri ile kurutabileceğimiz, ölümcül sonuçları olan bir hastalıkla geçirdiğimiz her gün toplum açısından bir “felaket”.

Hangisini hissettiğimiz, süreci dönüştürmek üzere aldığımız sorumluluğa bağlı olarak değişecektir.