Etiket arşivi: her aileye 1 çocuk

Lezzetli deyip yememeli

Cagatay_Guler_portresiPROF. DR. ÇAĞATAY GÜLER
HALK SAĞLIĞI UZMANI, Çevre Sağlığı Uzmanı

Cumhuriyet, 08 Haziran 2022
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Çeşni ve lezzet genellikle doğal ve insan yapımı maddelerin karmaşık karışımlarıyla sağlanan bir durumdur. “Hafif tereyağlı”, “hafif meyveli” çeşni verme izni alınıp bunu “bol tereyağlıya”, “bol meyveliye” çevrildiğinde sonuç ölümcül olabilir. Tüketicilerin besinlerin niteliğini yalnızca “damak tadıyla” belirleyebildiği geri kalmış ülkelerde “çok lezzetli” yiyeceklere bağlı akciğer, kalp, karaciğer, böbrek, sinir sistemi hastalıklarından yeti yitimleri hatta ölümler görülebilir ve nedensel bağlantı kurulamaz.

Yüzlerce tat ve çeşni maddesi arasından “diasetil” örneğini vermek istiyorum. Diasetil, yiyeceklere yapay tat ve çeşni vermek için kullanılan kimyasal maddelerin en önemlilerinden biridir. Şekerlemelere, patlamış mısıra, kimi süt ürünlerine ve “unlu mamullere” katılır. Genellikle yapay bir tereyağı aroması vermek için kullanılır. Elektronik sigaraya şekerleme, meyve ve tatlı tadı vermeyi sağlar. Bu tatlar genellikle çocuk ve gençlerin hoşlandıkları tatlardandır. Kimi abur cubur noktalarından salınan iştah artırıcı ve çekici kokularda da bulunabileceğinden kuşkulanılmaktadır.

Üretim sırasında bu maddenin etkileniminde kalan işçilerde süreğen bir akciğer hastalığına yol açar. Doksanlı yılların sonu iki binli yılların başında mikrodalga için patlamış mısır üreten fabrikalarda işçilerde solunum yoluyla etkilenim sonucu çok şiddetli olgular bildirilmiştir. Patlamış mısırlara yüksek tereyağı tadı ve lezzeti vermek için kullanılıyordu. Bu işçilerdeki salgın nedeniyle “Patlamış Mısır İşçisi Akciğeri” denmektedir. Bu hastalığın tıptaki genel adı “bronşiyolitis obliterans“tır. Akciğerde kalıcı yıkıma yol açan bir durumdur. Önemli bir işçi sağlığı sorunu olabilmektedir.

Diasetil’in solunması nefes darlığı, kuru öksürük, yorgunluk, bitkinlik; ağız, burun, göz tahrişi; patlamış mısır akciğeri, hışıltılı solunum ve ölüme yol açmaktadır. Bu hastalık kendi kendine iyileşmez. Erken evrede yakalanıp uygun tedavi (sağaltım) desteği sağlanmazsa yaşamsal tehlike söz konusudur.

Elektronik sigara kullananlarda da aynı etkilerin söz konusu olabileceği konusunda uyarılar yapılmaktadır. Avrupa’da, bu maddelerin elektronik sigaralarda kullanımı 2016’da yasaklanmıştır. Bu sigaralarda kullanılan öbür çeşni maddeleri asetoin, asetil propionil de benzer etkilere neden olabilir. Ülkemizde satılan ya da internetten satın alınan elektronik sigaralarda bulunmaktadır.

Ağızdan alındığında bu açıdan güvenli kabul edildiğinden kullanılmasına izin verilmektedir. Ancak başta süt ve un olmak üzere niteliksiz yiyecek maddelerinin “nitelikli asılları” imiş gibi tüketiciye sunulmasına olanak sağlar. Kazancın ve rafta ürün bulundurmanın öne çıktığı, toplum sağlığının umursanmadığı, besin denetimlerinin propagandaya yönelik fiyat denetimleriye sınırlı kaldığı, halkın alım gücünün çok düştüğü enflasyon ve kriz dönemlerinde bu tür çeşni maddelerinin kullanımı çok artar.

  • Böyle bir dönemde ucuz peynir, börek, baklava vb.nin kampanyalarında kim, nerde ve nasıl nitelik sorgulaması yapacaktır?

Diasetil çeşni ve lezzet maddelerinden yalnızca biridir. Çoğu üretici bu maddelere FDA tarafından onay verildiği savunmasını yapar. Oysa bu onay bizim anladığımız anlamda bir onay değil, GRAS(*) iznidir.

(*) Gras izni: Genel olarak güvenilir zararsız kabul edilen anlamına gelmektedir.
===========================================

Dostlar,

Ülkemizde son derece ağırlaşmış bulunan anormal hızlı enflasyon ve anormal hızlı pahalılaşan yaşam kısa – orta ve uzun erimde Halk / Toplum Sağlığı için ciddi ve ağır sorunlar yaratmıştır ve yaratacaktır.

Bunların başında yeterli ve dengeli beslenme hakkının gasp edilmesi gelmektedir ki, tartışmasız olarak bir temel insalık hakkıdır (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, md. 25).

Dolayısıyla, Hacettep’de birlikte Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği uzmanlık eğitimi aldığımız kadim dostumuz ve meslektaşımız çok değerli Prof. Dr. Çağatay Güler’in (MD, PhD) uyarısı içerik ve zamanlama olarak son derece yerindedir.

Böyle dönemlerde:

  • YoksullaşTIRılan kesimlerin alım gücünün özel sosyal politikalarla artırılması zorunludur.
  • Gereksinimli milyonlara (yoksul, yoksun, işsiz) yaygın gıda desteği sağlanmalıdır.
    Çocuklar, gebeler, yaşlılar ve hastalar özellikle kırılgan / zedelenebilir toplum kesimleridir.
  • Maliyet baskısı nedeniyle daha düşük fiyatlarla üretilmek ve pazarlanmak istenen besin ürünlerinin Gıda Tarım ve Orman Bakanlığınca daha da özenle izlenmesi gereklidir.
  • Temel besin kümelerinde (süt ve ürünleri, yumurta, beyaz ve kırmızı et..) fiyat desteği (sübvansiyon) sosyal devlet sorumluluğu ile (Anayasa m.2, 5) yaşama geçirilmelidir.
  • Her düzeyde okullarda, yurtlarda çocuk ve gençlerin okulda beslenmesi için özel planlama ve akçalı (mali) destek sağlanmalıdır.
  • toplumsal gıda güvenliği ve güvencesi” ni sağlamak Devletin en temel görevlerindendir.

Bu tür Halk / Toplum Sağlığı politikaları kesinlikle ve çok yüksek düzeyde maliyet – etkindir (cost – effective). Tersi durumda, ağırlaşan ve yaygınlaşan beslenme yetersizliğinin faturası çok yönlü ve çok ağır, üstelik giderilemez (telafi edilemez) olabilecektir. Örneğin :

  • Bulaşıcı hastalıkların ve ölümlerin, engelliliklerin artması
  • Yaşam süresinin kısalması
  • Sağlıklı yaşam niteliğinin azalması, sağlıksız yaşam kesiminin görece ağırlık kazanması
  • Çocuk ve gençlerde bedensel ve zihinsel gelişme geriliği; kısa boyluluk, bodurluk, kavrukluk
  • Mental / zihinsel gelişimin özellikle yaşamın ilk 2-5 yılında yetersiz – dengesi beslenme hatta AÇ KALMA yüzünden geri kalması sonucu toplumsal zeka (IQ) düzeyinin gerilemesi..
    Ki 21. yy’da ülkemiz ve ulusumuz için bir sağkalım (beka) sorunudur.
  • Yaratıcı, sorun çözen, estetik algı edinen, güzel sanatlarda – bilimde yenilikler doğuran yapıtlar üretebilen bir toplum olmaktan uzaklaşma. Sürü toplum ve demokrasiden kopma!
  • Yaşam sevinci azalmış, tutuk, künt, yaşama yabancılaşmış, geriye savrulmuş yığınlar..

Yazdıklarımız abartı olmayıp bilimsel öngörülerdir. Küresel koşullar da çok olumsuzdur.

DSÖ, FAO, WFP gibi yetkili BM kurumları açlık – kuraklık – besin yetmezliği uyarıları yapmakta.

Kürsel iklim faciası çok ciddi bir tehdittir. Hızla adımlar atılmalı, örneğin hızlı – yersiz – anlamsız nüfus artışı mutlaka yavaşlatılmalıdır (Anayasa m.41).

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Vakit geldi, geçiyor..

Tarım – hayvancılık alanda ivedi bir ulusal seferberlik planı ile üretim düzeyi ve niteliğinin hızla artırılması ve ULUSUN AÇ BIRAKILMAMASI zorunluluğu her türlü tartışmanın ötesindedir.

Sevgi ve saygı ile. 09 Haziran 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

Not          : MSG (mono sodyum glutamat) de diasetil benzeri işlevli, çok güçlü bir lezzet artırıcıdır. MSG’ye batırdığınız parmağınızı bile yiyebilirsiniz!!
İlgili Bakanlık ve Sağlık Bakanlığının çok özenle çalışarak “toplumsal gıda güvenliği ve güvencesi” ni mutlaka sağlamaları gerekmektedir.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ : 11 Ağustos 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

SORUN

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’den sonra AKP Cumhurbaşkanı RTE de yangınlardan belediyeleri sorumlu tuttu.

Sorumlulardan sorunlu yaklaşım…

İMAM

RTE, istifa eden MEB Selçuk’un yerine İmam Hatip kökenli, Türkiye Gazetesi eski yazarı Mahmut Özer’i atadı.

Her yer imam, durmak yok yola devam..

ÇAKMAK

Bakan Pakdemirli’nin 13 Temmuz 2021’de Türkiye Gazetesi’ne demeci ”Çakmak yaksalar haberimiz oluyor”

Kibrit yakmışlar…

AYRAN

“Envanterimizde yangın uçağı yok” dedikten sonra “Yangına karşı en çok uçak, araç ve personeli olan ülkelerden biriyiz” diyerek kendini yalanlayan ve milleti kandırdığını sanan Bakan Pakdemirli Yunanistan’a uçak yardımında bulunacağımızı açıkladı.

En güzel iğne Sözcü Gazetesi’nden: ”Ayranı yok içmeye…”

İSTİFA

Yunanistan’da 14 helikopterden yalnızca 3’ü uçunca sorumlu general istifa etti.

Bizde uçaksız kalındı, ülke yandı herkes başarısıyla övünüyor…

SARIKLI

Sarıklı amiral uzun oyalamaların ardından emekli edildi.

Tarikat ödülü…

SEBEP

RTE, faizlerin düşeceğini söyledi, Dolar zıpladı.

Erdoğan sebep, enflasyon sonuç…

ÇÖZÜM

Şanlıurfa’da AKP’li Akçakale Belediye Başkan Yardımcısı Navi Çokan, CHP’yi ‘lanet bir parti’ olarak nitelendirip ‘bunları asmak şart’ dedi.

Ne mutlu bize böyle bilinçli, ileri görüşlü, yurtsever insanlarımız var da her sorunumuza çözüm buluyorlar!..

DON

Boya tüccarı Zafer Bağkale, “Kız (AS: “Kız” değil “kadın”) voleybol takımında ben maça konsantre olamıyorum. Federasyona söyleyin bacaklarına uzun don giysinler yoksa işimiz kötü” ifadelerini kullandı…

Sapık yobazın dünyası donla sınırlı…

KARDEŞ

MSB Akar, ”Şartlar oluşursa Afgan kardeşlerimizin güvenliği, huzur ve ihtiyaçlarının karşılanması, Afgan kardeşlerimize destek olması, havaalanını işletmeye talibiz.’’

  1. İsteyen kim: AB-ABD-AKP-RTE-Akar’ın kendisi- Türk milleti?
  2. Taliban’la savaşmak neden Türk askerinin görevi olsun?
  3. Sınırlarımızdan giren başıbozuk Afgan kardeşlerimizi önlemeye istekli değil misiniz?..

ÇOCUK

İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Kemal Memişoğlu, “Lütfen en az 3 çocuk yapalım”

Olur. Vatandaş yapar sana yollar; beslersin, büyütürsün, okutursun, yurt bulursun, iş bulursun.. gül gibi geçinir gideriz… (AS: Tam bir aymazlık her bakımdan; tersine HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Hedefleri kalabalık, niteliksiz bir sürü toplum – ümmet yaratmak; reddediyoruz!)

KAMP-ÜS

AKP sözcüsü Ömer Çelik “Türkiye ölümden kaçan insanlara kucak açar. Bunun istismar edilmesine kesinlikle müsaade etmeyiz. Türkiye, hiç kimsenin göçmen kampı değildir” dedi.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nin 2021 yılı tercih döneminde açtığı 21 bin 260 kişilik kontenjanın 10 bin 165’ini yabancı uyruklu öğrenciler için ayrıldığı öğrenildi.

Kampüs…

GÖÇMEN

Afgan göçmen Sunatullah Saadat Bolu Belediye Başkanı’na ve açık giyimli Türk kadınlarına hakaret etti.

Bu adamı ülkemizde zorla kim getirdi?…

THK

Hilal Kaplan, “Bir dönem halkın kurban derilerine el koyan, okullarda öğrencilerden zorla bağış toplayan, fitre ve zekâtlara çöken THK’nın orman yangınlarıyla mücadele gibi bir derdi olsaydı, bugün bünyesinde üretimi bile 90’larda durdurulmuş eski püskü uçaklar değil; modern yangınla mücadele uçakları olurdu.” diyor.

AKP iktidarının Kurumu çökertme ve arpalık olarak kullanma eylemlerini görmezden gelen ; yasal yetkileri “el koyma/zorlama/çökme” olarak niteleyen, dışarıdan gelen uçakların THK‘ nınkiler ile aynı olduğunu unutan Kaplan kendi çamurunda boğulmuş…

KUZU

Burhan Kuzu’nun kirli ilişkileri ortaya saçılıyor.

Yiğit ölür kalır yiğitliği, pislik ölür gider kalır pisliği…

KATLİAM

CHP’li Orhan Sarıbal’ın Dersim isyanının bastırılmasını ‘katliam’ olarak nitelemesinin ardından bu kez de Cumhuriyet Halk Partisi Erzincan İl Yöneticileri HDP’nin Zini geçidi anmasına katıldı.

Kılıçdaroğlu’nun YCHP’si…

SORUYORUM                                                     :

  1. 128 milyar Dolar nerede?
  2. Bakan Ruhsar Pekcan ve diğer bakanların/yakınlarının devlete mal satmasının (hem de bozuk) soruşturulması neden engelleniyor?
  3. Sedat Peker’in suçlamaları kamuoyunda karşılık bulmasına karşın niçin araştırılmıyor? Suçlanalar niçin kendini savunmuyor? Cumhurbaşkanlığı niçin sessiz kalıyor?
  4. Orman yangınları için gerekli önlemleri almayıp ülkeyi cayır cayır yakanlar ne zaman hesap verecek?..

BU GÜN BABALAR GÜNÜ…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Çok değerli ve sevgili babalar, baba adayları ve gelecekte baba adayı olacak herkese diyorum ki:

  • SİZ SİZ OLUN SAKIN HA “ÜVEY BABA” OLMAYIN.

Evlatlarınızı öz ve üvey diye ayırmayın.

Bu gün evlatları arasında ayrımcılık yapmaya alışanlar yarın yetki, mevki, makam ve servet sahibi olduklarında, komşuları, arkadaşları, çalışanları, hatta yurttaşları arasında bile ayrımcılık yapmaya başlarlarsa devletin ve milletin halleri nic’olur.

Böyle bir durumda;

– halk egemenliğine,

– hukukun üstünlüğüne,
– anayasal eşit yurttaşlığa,
– adaletli ve ahlaklı bir topluma,
-çoğulcu, laik ve gerçek bir demokratik düzene

olan umudumuz suya düşebilir!

İyi ve adil bir baba olmadan                                   :

  • iyi bir yurttaş, iyi bir yurttaş olmadan iyi bir yönetici, iyi bir yönetici olmadan da adil, çağdaş ve demokrat bir devlet yöneticisi olunamaz.

Tanrım herkesi üvey babalardan ve halkımızı da üvey baba rolüne soyunmuş, yurttaşları arasında ayrımcılık yapan her tür siyasetçi ve yöneticilerden korusun.

Bu duygularla; BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!
======================================
Dostlar,

Biz de, Dünyanın aşırı kalabalık, Dünya olanaklarının karşılayamadığı anormal nüfus artışının sürdürülemezliği, sürdürülmemesi gerekliliği karşısında tüm erkeklere yaşamları boyunca tek çocuk babası olmalarını salık veriyoruz; kadınlara da..

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK, BAŞKA YOLU YOK; HEMEN VE OYALANMADAN!


Sevgi ve saygı ile.

Dr. Ahmet SALTIK
20.06.2021

BİZİM TV PROGRAMIMIZ – 5 HAZİRAN 2021 DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ VE SALGIN

Dostlar, 

Bu gün 5 Haziran.. Dünya Çevre Günü!
Homo sapiens” olarak bir yandan sözde aklımızla kaykılırken (!?), tam anlamıyla “içine ettiğimiz” dünyanın günü! Şimdi sıra “sağkalım / beka (survival) savaşımında” biz zorunlu parazitler için.


HİÇ UNUTULMAMALI : Kovit-19 bir çevresel hastalık..
Alt tip olarak da bir zoonoz, ya da zoonotik hastalık; hayvanlardan insanlara bulaşan.

BM Çevre Programı UNEP, 2015’te aşağıdaki görseli (posteri) paylaşmıştı..
7 milyarın rüyası.. 1 tek Dünyamız..
Özenle yararlanalım  (“tüketelim” diye çevirmek istemedik..)

World Environment Day - 5 June | United Nations at Expo Milano 2015
****
Geçen yıl (2020’de) ise; 

World Environment Day 2020 celebrated on 5th June 2020 across the world. World Environment Day 2020 iconic activities are hosted by Colombia in partnership with GermanyThe theme of World Environment Day 2020 is ‘Time for Nature’ explore nature around iconic spots with a focus on its role in providing the essential infrastructure that supports life on earth and human development with the message Celebrate Biodiversity.

World Environment Day 2020 | Time for Nature, Theme of World Environment Day 2020

The theme of World Environment Day 2020 is ‘Time for Nature’ explore nature around iconic spots. According to the IPCC, 2019: Climate Change and Land report, 75% of Land on the planet and 66% of oceans have severely altered by humans. Approx. one million animal and plant species are threatened with extinction, due in large part to a loss of their natural habitat. Now we should take to safeguard the natural world and help restore ecosystems to be whole and functioning. We can only achieve ecological balance when the native species that have gone extinct are restored. Now it is time to help nature heal by rewinding the Earth. By healing the nature and ecosystems life-supporting functions they provide, including clean air, unpolluted water, and healthy soils can be reestablished.
****
Bu yıla, 2021’e gelince                               ;  

World Environment Day 2021 Theme and Host Country 

World Environment Day is celebrated across the world on 5th June every year. Since 1974, World Environment Day is the most remarkable day for environmental action. The UN Environment Program (UNEP) organizes events for Environment Day every year to encourage worldwide awareness and action for the protection of environment.
Word Environment Day was established by UN General Assembly on the first day of the  Stockholm Conference on Human Environment which was held in Stockholm Sweden from June 5- 6  in 1972. In 1974, the first Word Environment Day was celebrated with the theme “Only One Earth”. Since then Word Environment Day is celebrated annually on 5th June and various activities for awareness and protection of Environment are carried out. In 1987, it is decided to rotate the host of Environment Day activities by selecting a host county for the Environment Day activities celebration.
World Environment Day 2021 will be celebrated on 5th June 2021 across the world
World Environment Day 2021 iconic activities are hosted by Pakistan.
  • The theme of World Environment Day 2021 is ‘Ecosystem Restoration’. 
Ecosystem Restoration denotes assisting in the recovery of ecosystems that have been degraded by activities like pollution and deforestation. Ecosystem Restoration can also be promoted by conserving the ecosystems that are still intact.
Healthy ecosystem and rich biodiversity yield greater benefits such as more fertile soils, bigger yields of fish and timber.
World Environment Day 2021 | World Environment Day 2021 Theme and Host Country, Theme of World Environment Day 2021, Host Country of WED 2021
The theme of World Environment Day 2021 is Ecosystem Restoration.
Ecosystem Restoration can happen by actively planting trees or by removing pressures on the ecosystem by protecting environment and reducing the increasing level of pollution.
(https://www.selfstudymantra.com/2020/05/world-environment-day.html, 5.6.21)

****

Çevreyi; özellikle, insanlık düşmanı yabanıl (vahşi) kapitalizm, ölçüsüz bir açgözlülük ve kâr hırsı ile öylesine talan eyledi ki, şimdi sıra “ekosistemin restorasyonunda”!
Gelin görün ki, talan hala sürmekte!
Türkiye’den çok acı örnekler, Sn. Kemal Anadol bu sabah what’s up iletisi olarak yollamış :

*KAZDAĞLARI, İKİZDERE, KOZAK YAYLASI, ISTRANCALAR, ERGENE NEHRİ, CANIM ANADOLU VE TRAKYA….
*CAN ÇEKİŞEN MARMARA, YAKIN TEHLİKEDEKİ KARADENİZ, KİRLENEN VAN GÖLÜ VE KURUYAN GÖLLERİMİZ…
*ZEHİR SAÇAN TERMİK SANTRALLER
*HES’LERLE KELEPÇE VURULAN DERELER…
*”ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR” DİYE VERİLİP AÇILAN YÜZLERCE TAŞ OCAĞI
*YANLIŞ YER SEÇİMİYLE KÖYLERİN ORTASINA KURULAN RES’LER…
*EN GÜZEL KOYLARDA KURULAN BALIK ÇİFTLİKLERİ..
*BETONLARLA ÇİRKİNLEŞTİRİLEN KENTLER…
*CİĞERLERİMİZİ YAKAN ORMAN YANGINLARI…
*ÖNLEMSİZ VE ÖZENSİZ DİKİLEN VE TEHLİKE SAÇAN BAZ İSTASYONLARI…
*GDO’LU ÜRÜNLER CENNETİ ÜLKEMİZ…

SAYMAKLA BİTMİYOR ÇEVRE DÜŞMANI UYGULAMALAR…
*VE… GÖZÜMÜZE SOKULAN DENİZ SALYASI!
BU KOŞULLARDA 5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜNÜ KUTLAMAK YOPLUMUMUZ İÇİN UTANÇ, GELMİŞ GEÇMİŞ İKTİDARLAR İÇİN UTANMAZLIKTIR!
***
Öte yandan KOVİT-19 tam da bir Çevresel Hastalık..
Çevreye aşırı yüklenen insanoğlu, böylesi bir mutasyona neden oldu doğada ve Pangolin & Yarasa ürünü Yeni Koronavirüs (SARS-KOV2), insanlarda bulaş (enfeksiyon) yapma yeteneği kazandı ve de Aralık 2019 sonunda Çin’de başlayarak hızla tüm dünyaya yayıldı, bir Pandemiye (kıtalararası salgına) yol açtı. Salgında 18. aya girdik Küresel toplum – Dünyalılar olarak.

Çok ağır bedeller ödedik, uzun yıllar boyunca da ödemeyi sürdüreceğiz.

Hiç ama hiç unutulmasın              :
Mistik ritüeller – inanışlar, “eşref-i mahlukat“… teraneleri bir yana, insanoğlu yeryüzünde SAĞKALIM (BEKA) tehdidi yüz yüzedir.
Üstelik bu tehdit açık ve yakındır.
İklim faciası, hava – su kirliliği, kuraklık ve tarımsal üretimde azalma, türlerde azalma, deniz kirliliği, buzulların erimesi, hala %1,05 dolayındaki muazzam yıllık nüfus artışı… Her yıl 81 milyon daha ekleniyor dünyaya..

İNSANOĞLU, SANA SORUYORUZ                              :

Dünya “sonlu” olduğuna göre, sen, yeryüzünde, son derece sorumsuz biçimde, akıl almaz biçimde sonsuza dek çoğalabileceğini nasıl düşünebilir ve frene basmazsın?
Üstelik yeryüzünde son yıllarda tüm türer sayıca azalırken sen nasıl ha bire ürersin?!

  • Aklını başına almalı ve “HER AİLEYE 1 ÇOCUK!” can simidine sarılmalısın hemen’

Hiç aklından çıkarma, bu Dünya sana mahkum değil ama tersi doğru. sen ona mahkumsun. Yeyüzünde, biyolojik anlamda zorunlu parazitsin.. Dünya yakasını senden kurtulsa rahatlayacak.
Derhal NÜFUS PLANLAMASI, DERHAL! Nüfusu hızla azaltmak zorunayız.
Çevreyi bir fahişe gibi görme ilkelliğinden kurtulmak..
O’nunla ancak Doğa’nın şaşmaz  – bağışlamaz kuralları içinde BARIŞ İÇİNDE BİRLİKTE (peacefull co-existence) olabiliriz; bu “komünal” yaşamdır, doğa yasalarına mutlak saygı ile. Bilim bu yasaları keşfetme ve birlikte yaşam koşullarını oluşturma amaçlıdır; yoksa Doğaya hükmetmenin ilkel – akıldışı araçları değil!

***
Salgında, Türkiye’de eriştiğimiz son “resmi” durum aşağıda. Ne ölçüde gerçek, bilmiyoruz.


Ancak hala çok ürkütücü. Her gün an az 6 bin PCR + olgu yakalıyoruz, bunları 1/10’u bulgu veren hasta. 100’e (yüz!) yakın insanımızı kurban veriyoruz..  Yine resmi verilerle 5,3 milyon insanımız hasta oldu, toplam 48 bine varan “resmi” kovit ölümü var…
Aşılamaya 14 Ocak’ta başladık, 6 ay geçti, 2 doz aşı alan insan sayısı hala 12 milyon dolayında. Gerekli toplumsal bağışıklığın çooookkk uzağındayız.
Dünya da rahat değil…
Türkiye’ye turistik sınırlamalar  sürüyor AB ve Rusya, İngiltere başta olmak üzere.
İyimser beklentiler 20 milyon turist.. Oysa 2019’da 50 milyona yakın idi bu rakam.

Ve AKP’li CB Erdoğan kalkıp, “3. aşımı oldum, antikor testimi de yaptırdım, oldukça yüksek çıktı…” Keyfi gıcırında demek ki Reis hazretlerinin.. 2 bilimsel yanlış birlikte; 3. aşı ve yersiz  – anlamsız antikor testi. Halka böyle mi örnek olunacak? 60 milyon insan (20 milyon 0-18 yaş çocuk düşülürse) 40 milyon insanımız daha tek doz aşıya erişememişken (Dünyada 13. sıradayız), masum insanlar ölürken.. bu nasıl bir ayrıcalık ve içine sindiriş, lider rolüdür (!), anlamak olanak dışı.

Tüm bunları Sn. Lale O. Arslan ile bu akşam 20:00’de BİZİM TV youtube kanalından canlı yayınlanacak programda değerlendireceğiz.
Sn. Ozan ile 2 Nisan 2021 günü programımız rekorlar kırarak 225 bini aşkın izleyici yakaladı.

izlemek için lütfen tıklayınız (reklamlarla 1 saat 26 dk.)

https://youtu.be/Wm567nUXUk8 

Bilgi ve ilginize sunarız..

Sevgi ve saygı ile. 05 Haziran 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

TÜRKİYE’de ÇIĞIRINDAN ÇIKAN İŞLENDİRME (İSTİHDAM) POLİTİKALARI ve ACİL ÇÖZÜM

TÜRKİYE’de ÇIĞIRINDAN ÇIKAN İŞLENDİRME (İSTİHDAM) POLİTİKALARI ve ACİL ÇÖZÜM


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Türkiye’de 2017 Anayasa değişikliklerinin ardından yürürlük alan, kendine özgü (sui generis) – siyasal yazında örneği olmayan ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminde, Cumhurbaşkanına doğrudan bağlı 5 Ofis’ten biri “İnsan Kaynakları Ofisi” dir. 16 Bakanlıktan Sanayi ve Kalkınma Bakanlığı başta olma üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, değişen ölçülerde öbür Bakanlıklar ve YÖK hem eğitim hem istihdam politikaları ile ilişkilidirler. “İnsan Kaynakları Ofisi”, daha çok gereksinim duyulacak insangücünü nicel ve nitel olarak öngörme yanındadır (tarafındadır). YÖK, hem öngörü hem sunu (arz) yönünde ikili bir işlevle yükümlüdür.

İşlendirme (istihdam) politikaları çok değişkenli olmaları bakımından, ciddi güçlükler içerirler. Anılan değişkenler İçsel (Ülkesel) ve Dışsal (küresel, uluslararası) olarak 2 ana kümeye ayrılabilir. Ülkesel değişkenlerin başında nüfus ve demografik nitelikleri belirtilebilir. Sözgelimi Türkiye’de 2020 sonunda 84 milyon vatandaş ve 6 milyon dolayında geçici (?) sığınmacılar, kaçaklar.. olmak üzere 90 milyona varan devasa bir topluluk yaşamaktadır! Her yıl 50 milyona yakın turist gelmektedir (Pandemi koşulları bir yana konursa). Nüfus artış hızı %1,45 gibi dünya ortalaması olan %1,10’dan oldukça yüksektir, 2019’da nüfus net olarak 1,2 milyon artmıştır. Bu sayısal dinamikler bir yandan fırsatlar sunarken, bir yandan da ağır ve çok boyutlu sorunlar doğurmaktadır; İşlendirme (istihdam) sorunu bunların başındadır ve sorun salt ülkesel ölçekte değil, küresel bunalım boyutundadır.

Ülkemizde kritik denge sağlanamamakta, örneğin sayıları 0,5 milyonu aşan mezun edilmiş öğretmen, bir o denli hekim dışı sağlı çalışanı  istihdam edil(e)memektedir. Bu olgu açık, tipik bir sunu (arz) fazlalığı olarak tanımlanmaktadır AKP = RTE tarafından ve salt bu alanlarla  sınırlı da değildir. 330 milyon nüfuslu ABD’de 21 milyon sağlık çalışanı görevdedir, her 1000 (bin) nüfusa 64 sağlık emekçisi düşmektedir. Türkiye’de ise 1,1 m / 90 milyon üzerinden bu ölçüt %o (binde) 12,2 olup ABD’nin 1/5’i düzeyindedir. Zaten SAİG (sağlık insangücü) standartlarında Türkiye, 36 OECD ülkesi içinde sonlardadır.

Hekimlik* dışında hemen her alanda Türk eğitim sistemi, insangücü politikalarında dramatik yanılgılara düşmüş ve çok ciddi sayıda eğitilmiş – diplomalı işsiz yaratmıştır. Öte yandan, ülkesel ve küresel dinamiklere bağlı olarak yaşanan kapitalizmin bitmeyen sürgit dönemsel bunalımları, istihdam yaratma ve artırmada bir istikrar sunamamaktadır. 2008’de başlayan ve hala sonlanamayan küresel ekonomik bunalım, IMF kestirimleri ile 45 milyon işsiz doğurmuştur. Öte yandan, küresel finans-kapital, mali araçlarını bankaları kurtarma yönünde kullanmış, işsizlik ve sonuçları ötelenmiştir. Gizli işsizlik, neredeyse açık işsizlik ölçüsünde yakıcıdır!

Türkiye’de istihdam sorunu her 2 yönüyle “sunu – istem” eksenlerinde ağır biçimde yaşanmaktadır. Ekonomi, içsel – dışsal etmelerin yüküyle, her yıl artan 1,2 milyon dolayında insana istihdam olanağı sunamamaktadır. Kamu kesimi sürekli olarak KüreselleşTİRme (= Yeni emperyalizm!) baskısıyla küçültülmekte, kamu hizmetleri daraltılarak piyasalaştırılmaktadır. Özel sektör ise, en çok kâr dürtüsü ile en az çalışanla işleri götürme politikası gütmektedir.

81 ilde üniversite (!)” politik seçimi ile genç işsizliği birkaç yıl ötelenmiş ancak ulusal kaynaklar ciddi biçimde israf edilirken, bu kesimde işsizlik en yüksek oranlara, 1/3’lere dek tırmanmıştır! PhD (Doktora) derecesi olan bin dolayında işsizimiz vardır ve bu olgu yeterince çarpıcıdır; hızlı bir beyin göçü nedenidir!

Öte yandan bilim – teknolojide dev adımlarla ilerlemeler olmakta, bu gelişmeler yeni uzmanlık alanları gerektirmektedir. Bu olgu da istihdam süreçlerinin “istem” (talep) yanını oluşturuyor. Yazılım mühendisliği, Mekatronik mühendisliği, gen ve moleküler biyoloji, tıp uzmanlık dallarında artan çeşitlenmeler gibi. Küresel rekabet, çok ağır koşullarda kendi dinamiklerini adeta dayatmaktadır.

Ek olarak, üretim desenlerinde – araçlarında devrimsel nitelikte sıçramalar yaşanmaktadır.
MER” kısaltmasıyla uluslararası terminolojiye yerleşen adlandırmayla “Man Equivalent Robot” teknolojisi ufuk ötesi açılımlar getirmiştir. Son yıllarda yapay zeka ile donatılan “AI-MER” ler “Android” / İnsansı olarak adlandırılmaktadır. 2030’a dek, önümüzdeki 10 yılda 800 milyon insan, bu Endüstri 4.0 Devrimi bağlamında istihdam dışı kalacaktır. O halde insangücü arzında sınırlama kaçınılmazdır, bu da NÜFUS PLANLAMASI ile olacaktır. Gelişmiş ülkeler potansiyel gelişmeleri öngörmüş ve önlemlerini almışlardır, negatif nüfus büyümesi aşamasına geçmişlerdir.

Çok ağırlaşan Çevre kirlenmesi başka seçenek bırakmamaktadır; KOVİT-19 salgını tipiktir!

Türkiye, orta erimde nüfusunu 50 milyon dolayında tutmayı hedeflemelidir. Tersine bir tercih, durdurulamayacak bir  sömürgeleşme doğuracaktır!

Çağımızda asıl olan kalabalık – niteliksiz kitleler (gerici – sömürgen siyasal partiler için oy depoları !) değil, nitelikli – küresel rekabet gücünde dinamik bir nüfustur ve bu olgu stratejik önemdedir.

Abraham Maslow’un Gereksinimler Katmanlanması (Hiyerarşisi) kuramında kendini gerçekleştiren “Antropofil Homo Sapiens”e erismenin (Nirvana!?) başkaca bir yolu ve aracı gözükmemektedir.

TSK, yakın geçmişin yarısı kadar sayısal insangücüne indirgenmiştir. Er – erbaş için bile “uzman” nitemi – donanımı aranmaktadır. Yüksek teknolojik donanımlı bir TSK’nın 700 binleri aşan kol gücüne artık gereksinimi yoktur..

“HER AİLEYE 1 ÇOCUK” politikası ülkemizde / dünyada hızla uygulanmaya konmalıdır.

  • Ancak Türkiye’de hala “muazzam” bir nüfus artışı, AKP = RTE tarafından hesapsız (?!) biçimde teşvik edilmektedir.
  • Ülkemiz “Demografik Fırsat Penceresi” ni de kaçırma kritik riskiyle yüzleşmektedir; “sandviç toplum” a doğru sürüklenmekteyiz, örn. SGK ilan edilmemiş bir iflas içindedir!

Ülke kaynakları ve küresel olanakları / güçlükleri dikkate alan çok yönlü ve devingen (dinamik) istihdam politikaları yaşamsal önem taşımaktadır.

  • Yüksek işsizlik oranlarının kısa – orta erimde son derece ciddi stratejik istikrar sorunları yaratması kaçınılmazdır.

Bu bakımdan, DPT’nin (Devlet Planlama Teşkilatı) yeniden açılarak merkezi – ulusal kalkınma planları kapsamında istihdam politikaları da her 2 yönde (sunu – istem), kamusal sorumlulukla ve hızla akılcı (rasyonel) temellere dayandırılmak zorundadır.

  • İktisadi temelde PİYASACILIK ve siyasal düzlemde KÜRESELCİLİK, azgelişmiş ülkelerin iktisadi-siyasi istilası ve işgalidir. Buna karşılık memleketlerin yapabilecekleri şey açıktır:
  • İktisadi temelde PLANLAMACILIK ve siyasal düzlemde BAĞIMSIZLIK.” (K. Nweihed)
  • Kamu öncülüğünde planlı karma ekonomi!
  • Başka çıkış yolu yok, yok, yok!

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 06 Ocak 2021, Ankara

  • Sağlık Bakanlığı 2023’te pratisyen hekimler için, 2030’da da uzman hekimler için zorunlu devlet hizmeti yükümünü kaldırmayı planlamaktadır..

Sürdürülebilir Yaşam ve Toplum Sağlığı

Dostlar,

ULUSLARARASI ATILIMLI
SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM KONFERANSI 

kapsamında (24-26 Aralık 2020),

24 Aralık 2020 günü
saat 11:30 – 12:00 arasında 


“Sürdürülebilir Yaşam ve Toplum Sağlığı” 

başlıklı sunumumuzu aşağıdaki erişkeden eşzamanlı (canlı) olarak izleyebilirsiniz.

YOUTUBE: https://bit.ly/3jZiBcG   

Uluslararası katılımlı bu bilimsel toplantıda yaptığımız sunum aşağıda.
Tıklanıp izlenmesini, paylaşılmasını dileriz.

“Homo sapiens” in = İNSANOĞLU/KIZI‘nın, akıl dışı kapitalist / yağmacı hırsı ile   Gezegenimizden yok olması riski ile yüz yüzeyiz!

Sürdürülebilir kalkınma” (Sustainable development) artık eski bir masaldır..
“Sürdürülebilirliği” kalmamıştır; Gezegenimiz “imdat” çığlıkları içindedir.

20. yy’ın başında yaşadığımız 6. salgındır KOVİT-19 ve henüz başedemedik!
Aklımızı başımıza almaz isek başedeceğimiz de yoktur.

  • Kurtuluş reçetesi SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM‘dır (sustainable life).Homo sapiens (mankind), yeryüzünde sağkalım (sırvival) / BEKA eşiğindedir.Yansıları izleyin; görecek, anlayacak ve ezberlerinizi değiştireceksiniz..
    Dünyada tüm türler sayıca azalır / yok olurken; salt insanlar tavşanlar gibi üremeyi daha ne denli sürdürebilir?
  • Dünya “sonlu” değil mi, hangi sonsuzluğa dayanması beklenebilir??“HER AİLEYE 1 ÇOCUK” en temel yeni yaşam yasalarından..Doğaya, bilimsel yollarla keşfedilen yasaları üzerinden bir “fahişe” gibi davranmaya da kesinkes son.. Biz O’na mahkumz, dahası, “zorunlu parazit” konumundayız.

    Öyleyse temel yasa : BARIŞ İÇİNDE BİRLİKTE / “peaceful  co-existence” !

    SÜRDÜRÜLEBİLİR_KALKINMA_VE_TOPLUM_SAĞLIĞI__AHMET_SALTIK_24.12.2020

    Bilgi ve ilginize sunarız. (Güncelleme: 18:31)

Sevgi ve saygı ile. 24 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

KAR YOK, YAĞIŞ YOK…  KURAK MEVSİMLERE YELKEN AÇTIK !

KAR YOK, YAĞIŞ YOK…
KURAK MEVSİMLERE YELKEN AÇTIK !

(AS: Bizi katkımız yazının altındadır..)
***
Endüstri devrimi öncesi Gezegenimizin ortalama sıcaklığı 14 C derece ve atmosferdeki CO2 yoğunluğu ise 300 ppm* kadardı; ancak sera etkisi yaratan fosil yakıtların (Kömür, petrol, doğal gaz (metan)) kullanılmaya başlandığı endüstri devriminden bu yana, 200 yıllık sürede atmosfere aşırı miktarda CO2 salımı yapılmıştır.
Öyle ki Gezegenimizin ortalama sıcaklığı, 1800’ler öncesi ~14 C dereceyken, insan etkisiyle 2020’de sıcaklık ortalama 15,5 C dereceye ve Atmosferdeki CO2 yoğunluğu da 415 ppm’ye yükseldi.
Bilim adamlarının zorlamasıyla, uluslararası çözüm bulmak için hemen her yıl iklim konferansları düzenlendi, güzel sözler, alkışlar duyduk, ancak o kadarla kaldı. Toplantıların “yaptırım gücü” yoktu ne yazık ki… “mutatis mutandis” mantığıyla (AS: değiştirilmesi gerekenler değiştirildi) imzalanan belgelere uymak ülkelerin keyfine, iyi niyetine bırakılmıştı.
En son 5 yıl önce dünyadaki hemen bütün ülkelerin katılımıyla imzalanan ve çevrecilerin son umut gördüğü Paris antlaşması da (AS: COP 2015) fiyaskoyla bitti; hatta Dünyanın en büyük kirleticisi ABD, Trump döneminde bu Anlaşmadan çekildi. (Dünyada kişi başına en çok, 18 ton/yıl CO2 salımı yapan ülke ABD’dir)
***

Değerli arkadaşlar,

Atmosfere yılda adam başı salınan CO2 miktarı, dünya ortalaması ~5 tondur; yani toplamda ~40 milyar ton CO2!! salınıyor. Bunun ancak yarısını, Ormanlar fotosentez yoluyla dengeleyebiliyor; kalanı okyanuslarda ve atmosferde birikiyor (yılda ~2,7 ppm) ve bu birikim sera etkisiyle küresel ısınımı hızlandırıyor.

Türkiye de, adam başı yaklaşık 5 ton CO2 salımıyla (yılda 400+ milyon ton) bu kollektif (AS: ortaklaşa) suçtaki payını alıyor. 200 bin km2 kadar olan Türkiye ormanları, bu CO2 salımının ancak dörtte birini (!) dengeleyebilecek durumdadır; yani Türkiye nüfusunu yarıya indirirse ve Orman varlığını 2 katına çıkarabilirse, ancak o zaman Karbon dengeli (carbon neutral) bir ülke olabilir! Bunun için de adam başına 1 hektar orman gerekli.
***
15 Aralık 2020 günü Ankara’da hava sıcaklığı 8 C derece ! 😲
Oysa 2010 öncesi 40 yılın ortalaması 3 C derece olurdu… Oldukça ılıman geçen bir kış, yakıcı ve kurak bir yaz mevsiminin işareti olabilir..
Bir yandan “insanlığın kıyameti olabilecek küresel ısınımın temel nedeni CO2, Metan (doğal gaz) üreten Fosil yakıtlardır” diyoruz, bir yandan da bu fosil yakıtları yer altından çıkarmak, sahiplenmek ve kullanmak için didişiyor, hatta savaşları göze alıyoruz.
Ne yaman bir çelişki !
Sevgilerimle. æ
________________
* ppm (part per million) milyonda 1 kısaltılmış şekli
Görüntünün olası içeriği: şunu diyen bir yazı '16 14 12 ANKARA'DA 1970-2010 ARASI SICAKLIK DEĞERLERİ ORTALAMASI Yıl Ortalaması 14°C 10 20 Ocak EKİM KASIM ARALIK OCAK ŞUBAT MART NİSAN MAYIS Kaynak: Met. Gn. Md'
===========================
Dostlar,Öncelikle, böylesine yakıcı küresel sorunları gündemde tutarak bilimsel yetkinlikle işleyen çok değerli öğretmenimiz Sn. Prof. Dr. D. Ali ERCAN’a şükran borçluyuz.
***
Artık KÜRESEL ISINMA (Global warming) ve onun türevi olarak İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ (Climate change) kavramı yerine İKLİM FACİASI (Climate Disaster) kavarmı kullanılmakta!
Dünyada tüm türler azalırken insanlar hala, tavşanlar gibi çoğalmakta!
Bu sorumsuz – bilinçsiz davranış sürdürülemez.
Hem günümüz koşullarında olanaklı değil hem de gelecek kuşakların yaşam hakkını çalıyoruz.Dünya sonlu, sonsuza dek çoğalmamız biyolojik olarak da olanaksız.
Daha da çok geç kalmadan aklımızı başımız almalıyız.

HER AİLEYE 1 ÇOCUK!

Hiç başka yolu yok, hem de hemen uygulayarak..
Çok tasarruflu / YEŞİL bir yaşam ile..

Karbon ayak izi” mizi en düşük tutarak..

Dönüşümsüz evreye girmek üzereyiz!

Unutulmasın; KOVİT-19 salgını da aynı aymazlığımızın ürünü!

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 20 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

KORONA AŞILAMASINDA ÖNCELİKLER SORUNU

KORONA AŞILAMASI NASIL OLACAK?
ÖNCELİK SIRASI NASIL BELİRLENECEK?

SÖZCÜ, 25 Kasım 2020 https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/ugur-dundar/korona-asilamasi-nasil-olacak-oncelik-sirasi-nasil-belirlenecek-6139744/

Bu gün köşemde, ülkemizin en saygın bilim insanlarından birini, Prof. Dr. Ahmet Saltık‘ı konuk ediyorum.

Değerli hocam, “Korona aşılamasında öncelik kimlerde olmalı” sorumuza geniş bir perspektiften bakarak, üzerinde önemle durulması gereken şu cevapları veriyor:
***
Bilim emekçilerinin KOVİT-19 için aşı geliştirme ve üretmeye oldukça yaklaşması kuşkusuz çok sevindirici. Üstelik tarihte görülmemiş ölçüde kısa sürede ve yepyeni bir teknoloji olan m-RNA üzerinden. (Türkiye’de yerli – milli aşı geliştirme çabaları ölü virüse dayalı..). Doğallıkla, hemen ardından, salgının çok yakıcı olduğu bu dönemde, 7.8 milyarı aşan muazzam dünya nüfusunun tümüne (aşı karşıtlarını da katarak!) hemen yetişmeyeceği için, sınırlı aşı üretiminin hangi önceliklerle kullanılacağı sorunsalı öne çıktı. Üstelik 2-3 hafta ara ile 2 doz aşıla(n)ma gerekli.

Kuşkusuz, bu sorunsalı aşmada birtakım bilimsel tıbbi – epidemiyolojik verilere, ölçütlere ve Tıp Etiği ilkelerine gereksinimimiz var. Hastalığa yakalanma ve ağır sonuçlarıyla karşılaşma riski en başta dikkate alınmalı. Bu bağlamda riskli toplum kümelerinin belirlenmesi ve önceliklenmesinde Epidemiyolojik stratejiler temel yol gösterici olmalı. Sağlık sorunu (dar anlamda hastalık) kimde / nerede / ne zaman görülüyor sorusu Epidemiyolojinin klasik 3’lüsüdür (triad). KOVİT-19 için bu soruların yanıtları hemen hemen bellidir. Tüm Dünyada, eşzamanlı ve tüm yaşlarda, her 2 cinsiyette.. görülmektedir. Ancak bu soru ve yanıtları yeterli değildir. Hastalığa yakalananların meslekleri ve sosyo-ekonomik statüleri son derece belirleyicidir, elimizde bu bağlamda yeter veri birikmiştir. Öte yandan, hastalığın sonuçları bir başka temel ölçüttür. KOVİT-19 kimlerde daha çok öldürücü, iz (sekel) bırakıcı – engelli kılıcıdır? Dr. Alfred Grotjhan, 105 yıl kadar önce değindiğimiz ölçütleri tıp dünyasının önüne koymuştu Sosyal Patoloji adlı kitabında.

Neleri dikkate alabiliriz?

  • Aşının etkinliği ve değişik yaş ve risk kümelerinde yarattığı bağışık yanıtın gücü, özelliği.
  • Değişik yaş ve risk kümelerinde aşı uygulamasının güvenliği.
  • Aşının, KOVİT-19’a yakalanmada ve hastalığı yaymada önleyici etkinliği.
  • SARS-CoV-2 virüsünün (yeni koronavirüs, KOVİT-19 etkeni) ilgili ülkede bulaşma dinamiği
  • KOVİT-19’un Epidemiyolojik, Mikrobiyolojik ve Klinik özellikleri.

***
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, pek çok uluslararası insan hakları metinleri, UNESCO Etik Kodları ve ulusal hukuk sistemleri tüm insanların sağlık hizmetlerine erişimlerini hakkaniyet temelli eşitlik zemininde tanımlamaktadır. Burada söz konusu olan herkesin tam eşit olduğu ideal ve olanaksız bir durum değildir; herkese hak ettiğini verme söz konusudur. “Herkesin hak ettiğini” belirleme ise, zorunlu olarak bir öncelikleme içermektedir. Küresel ölçekte tartışmalar bu eksendedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) doğallıkla bu zor – nazik süreçte de üzerine düşeni yapma çabasındadır.

AKILDA TUTULMASI GEREKENLER

Erkeklerde hastalık kadınlara göre daha ölümcül gitmektedir.
Kimi Siyahlarda ve azınlık etnik kümelerde hastalık daha ciddi seyretmektedir.
Nüfus yoğunluğu, kırsal kesime göre hastalık riskini büyütmektedir.
(HER AİLEYE 1 ÇOCUK!)
Toplum bağışıklığına asla dayanılamaz; hastalığı geçirerek sağlanan doğal bağışıklığın süresi ve gücü belirsizdir. %3 ölüm oranı kabulüyle, önümüzdeki yıllarda 300 milyonu aşkın ölüm kabul edilemez!

Alt sosyo-ekonomik kesimler, yoksullar, işsizler, olumsuz – kalabalık konut koşulları, yetersiz – dengesiz beslenme doğrudan risk etmenleridir ve bu insanlar daha çok hastalanıp ölmektedir.

  • DSÖ kaynakları, uluslararası yazın ve Ülkemiz verilerinden kalkarak, “içinde bulunduğumuz aşamada(Epidemiyolojik verilere göre zamanla değişebilir) aşağıdaki öncelik listesi önerilebilir:

ÖNCELİKLİ RİSK KÜMELERİ KİMLERDİR?

  1. Bakımevlerinde kalan yaşlı erişkinler onlara hizmet verenler
  2. 80 yaşını aşkın tüm insanlar ve sağlık, sosyal hizmet çalışanları
  3. 75 yaş ve üstü insanlar
  4. 70 yaş ve üstü insanlar
  5. 65 yaş ve üstü insanlar (Türkiye’de %9,1 dolayında; yaklaşık 8 milyon, TÜİK, 2019 sonu)
  6. 65 yaş altında yüksek riski olanlar (ek süregen hastalığı olanlar, organ aktarımı yapılmış olanlar, bağışık sistemi baskılanmış olan, kanserli, diyaliz hastaları, KOAH, önemli organ yetmezliği)
  7. 65 yaş altında orta derecede riski olanlar (DM, hipertansiyon, kalp yetmezliği..)
  8. 60 + yaş herkes
  9. 55 yaş üstü herkes
  10. Toplumun geri kalanı (önceliklerine göre kümelenerek)

***
Öte yandan, önümüzdeki aylarda uygulamaya girebilecek olan aşıların gerçek koruyucu güçlerinin ve beklenebilecek olumsuz etkilerinin ancak uzun erimde, yıllar içinde netleşeceğini vurgulayalım. Açıklanan %90-95 koruma oranı henüz “deneysel” verilerdir. İlk dozdan 28 gün sonra bağışık yanıt başlayacaktır. Virüsün mutasyona uğraması durumunda grip gibi her yıl aşılanma gerekebilecektir, ayrıca aşı etkinliği azalabilecektir. Şimdilik, beklenen 2 aşının salt hastalığın ağır geçirilmesini önlemeye dönük olduğu, toplumsal yayılma üzerinde beklenen düzeyde etkili olmadığı akılda tutulmalıdır. Lojistik altyapıda ciddi sorunlar vardır. Maliyet bir başka ciddi sorundur. 1 dozun 30 Doların altına en azından şimdilik inemediği görülüyor. Türkiye’de nüfusun yarısı olan 45 milyona 2 kez aşı 90 milyon doz gerektirir ki, toplam bedel 3 milyar Dolara yaklaşmaktadır ve ciddi tutardır. Önümüzdeki 1 yılda dünya nüfusunun yarısının aşılanabilmesi olanaksız gibidir. Dolayısıyla kısa erimde salgından başımızı kurtarma olanağı yoktur. En az 1 yıl daha, SOSYAL DEVLET desteği ve toplumsal – küresel dayanışma ile klasik korunma önlemlerine (maske – korunma uzaklığı – hijyen) daha da özenle sarılmak zorundayız. DSÖ, dünya genelinde adil dağıtım (fair allocation) için çok çaba harcıyor. Yoksul ülkelerin akçalı (mali) olarak desteklenmesini öneriyor. Türkiye’de de aşılama önceliklerinin kesinlikle saydam, katılımcı, bilimsel ve etik ilkelere dayalı, hakkaniyetli olması kaçınılmazdır.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü açılmalı ve aşıda ulusal özyeterlik sağlanmalıdır.

  • Bu arada, DSÖ uyarısıyla, BM’in öncülüğünde, tüm dünyada 14 günlük eşzamanlı bir TAM KAPANMA son derece yararlı ve gerekli gözükmektedir.
  • Uluslararası DAYANIŞMA anahtardır!
    Sevgi ve saygı ile. 25 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIKMD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

 

Dünya Tasarruf Günü

Raporlara göre, 2050 yılına dek küresel ısınmadan yılda 100 milyon kişi ekonomik olarak etkilenecek.
250 bin kişi ise hastalıktan yaşamını yitirecek. Kaynakları tükenen dünyada tasarruf her zamankinden daha önemli.

cumhuriyet.com.tr   31 Ekim 2020   (AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Dünya Tasarruf Günü iklim, sağlık ve ekonomik kriz gölgesinde kutlanıyor

Yıl 1924… Dünya, tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birine yaklaşıyor. 1929’daki Büyük Buhran… Uygulanan politikalarla halkın birikimleri yok olmuş. Sisteme güven kalmamış…

İnsanların birikimlerini yastık altında tutmak yerine bankada değerlendirmelerini teşvik için Milano’da Uluslararası Tasarruf Kongresi toplanıyor. Ve o toplantıda Dünya Tasarruf Günü ilan ediliyor.

Türk bankalarından bazıları ise 1935 yılında Türkiye’nin gündemine getiriyor tasarruf gününü. O tarihten başlayarak 31 Ekim Dünya Tasarruf Günü olarak Türkiye’de de kutlanıyor.

Bugün dünya yeni bir krizin ortasında.

  • Hem ekonomik hem sağlık hem de iklim konusunda büyük yıkım yaşanıyor. 

Önümüzdeki 50 yılda küresel iklim kriziyle birlikte 250 bin kişinin hastalıktan yaşamını yitirmesi de söz konusu. 100 milyon kişi ise ekonomik olarak etkilenecek. O nedenle özellikle enerji tasarrufu ya da enerjiyi etkili ve verimli kullanmak için tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekiyor. Çünkü küresel ısınmayı enerji tasarrufu yaparak önleyebiliriz. Enerji tasarrufu sayesinde doğa ve çevre büyük ölçüde korunmuş olur.

BÜTÇE YÜKÜ ARTIYOR

Tasarrufun öbür boyutu kaynakları yetersiz Türkiye için tabii ki ekonomik. Türkiye enerji alanında dışa bağımlı bir ülke. Yıllık 45 milyar $ enerji ithalatı yapılıyor. 2020 içinde dövizde %30’ları bulan artış nedeniyle vatandaşın elektrik ve doğalgaz faturaları katlanıyor.

Artık yaşamın her alanında anahtar kelime tasarruf!

AVRUPA’DA SIFIR ENERJİLİ BİNA ZORUNLU

Avrupa Birliği’nde 1 Ocak 2021’den bu yana “sıfır enerjili binalara” dönüşümü başlatılıyor. Birçok ülkenin eylem planında yer alan bu dönüşüm Türkiye’nin de gündeminde. Çünkü Türkiye’nin 45 milyar dolarlık doğalgaz ithalatının 15 milyar dolarlık bölümü binalarda tüketiliyor.

  • Sıfır enerjili bina, yıl boyunca en az tükettiği kadar enerjiyi yenilenebilir enerji kaynağı kullanarak üreten binalar demek.

Yenilenebilir enerji kaynağı olarak güneş, toprak ve rüzgâr enerjisi kullanılıyor.

Bu konu geçen ay İstanbul’da düzenlenen uluslararası bir toplantıda ayrıntılı olarak tartışıldı.

“Uluslararası Sıfır Enerji Binalar Sanal Forumu ZeroBuild Forum 20”ye, 35 ülkeden konuşmacı katıldı. Forum Genel Sekreteri Özgür Kaan Alioğlu, “Sıfır Enerji Binalar’a dönüşüm, hem ülke ekonomisine hem birey ekonomisine hem çevreye hem de enerjide dışa bağımlı olan ülkemizin milli güvenlik alanına da büyük bir kazanım sağlar” diyor.

Türkiye’de Sıfır Enerji Bina örneğinin henüz yok denecek kadar az olduğunu da ekleyerek şunları söylüyor:

“Türkiye’de Sıfır Enerji Bina örneği maalesef iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar düşük bir seviyede. Bu hem üzüntü verici hem de bir taraftan alınacak aksiyonların getireceği kazançlar hesaplandığında çok umut vaat eden bir durum. Teşvik konusu sanırım bu altyapısal ve mevzuatsal düzenlemeler tamamlandıktan sonra gündeme gelecektir ve gelmelidir de bence. Bütün dünya, özellikle gelişmiş ülkeler tüketicilerini bu konuda teşvik ediyor ve yönlendiriyor. Geçmiş yıllarda birçok konuda treni kaçırmış ve arkasından kovalamak zorunda kalmış bir ülke olarak bu konuda hem kamu hem de kamuoyu olarak fırsatları iyi değerlendirmemiz gerekiyor.”

=================================

Dostlar,

Öncelik NÜFUS PLANALAMASINDA :

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Başka hiçbir yolu yok!Küresel bir seferberlikle.. zamanı geldi de geçiyor da..
    Dünya sonlu, tükendi / tükettik.. Sonsuza dek hesapsız üreme olanağı yok!Sonra EN ÜST DÜZEYDE TASARRUFLU YAŞAM

    3. olarak da yabanıl (vahşi) kapitalizmin HER DURUMDA ENÇOK KÂR saldırısının gemlenmesi.. Bunun da aracı, SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ilkesinin artık çöpe atılması ve NÜFUS PALNALAMASI ilkesine sarılmak..

O zaman İzmir / Bayraklı’da alüvyon zemini tarımsal alan olarak kullanabilecek, oraları kentleşmeye açmayacak, üstüne üstlük çok katlı bina yapımına izin vermeyecek ölçüde aklımızı başımıza toplamış olabiliriz…

Kendim ettim / kendim buldum / gül gibi sararıp soldum…

Yüreğimiz acı dolu, AKLA VE BİLİME DAYALI BİR YAŞAM ise tek reçetemiz.

  • Bu arada; beklenen İSTANBUL DEPREMİ büyük – yıkıcı olursa, ÜLKEMİZİN EKONOMİK – YÖNETSEL BAĞIMSIZLIĞINI YİTİRMESİNE NEDEN BİLE OLABİLİR!!

Abartılı görülmeyip gerekenler yapılmalı.. Yapılmıyor ise KASIT ARANMALI!

Sevgi ve saygı ile. 31 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

“KORONA ile UZAYAN TANGO…” NE YAPMALI??

“KORONA ile UZAYAN TANGO…”

NE YAPMALI??


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com
https://www.birgun.net/haber/korona-ile-uzayan-tango-ne-yapmali-315077, 10.9.2020/BİRGÜN

  • 10 Eylül 2020 günü BİRGÜN gazetesinde arka sayfada TAM SAYFA olarak yayınlanmıştır. Erişke (link) yukarıda verilmiştir. pdf biçimi için tıklayınız..
    *****

Nereden çıktı bu afet??

Bir mutasyon (Evrim!) ürünü olan yeni koronavirüs (SARS-COV2) 8 ayı aşan bir süredir, Küreselleşmekle övünen (?) gezegenimizi ve görkemli (!) uygarlığımızı tam anlamı ile “tutsak” aldı. Ne tuhaf ki, gerçekte bu COVID-19 küresel salgını (= pandemi) tam da azgın Küreselleş(TİR)menin = Yeni emperyalizmin ürünü! “Sustainable development” (sürdürülebilir kalkınma) mottosu / masalı sizlere ömür; böyle diye diye tam da tersini yaptık ve yabanıl (vahşi) kapitalizmin tunç yasası “her durumda en çok kâr” dayatılarak algı yönetiminin sonuna geldik. Şimdi sıra, a fortiori (zorunlu olarak) bir başka mottoda : Sürdürülebilir yaşam!

Unutulmasın : Gezegenimizin insanlara gereksinimi yok; bizler yeryüzünde biyolojik anlamda gerçek birer zorunlu parazit durumundayız ve doğa ile barışık yaşamak yerine ona vahşetle hükmetmeye kalkışıyoruz. 21. yy. başında karşılaştığımız Doğa afetleri (Doğanın savunması!), salgınlar sayı ve boyut olarak ağırlaştı ve sürecek.. Bu salgınla bitmeyecek; uzun erimli hazırlıklı olmak kaçınılmaz.

Altını kalın kalın çizelim : Aşırı / akıl dışı / sürdürülemez nüfus artış hızını Dünyada ve Türkiye’de ivedi olarak frenlemek ve toplam nüfusu hızla azaltmak zorundayız, başka hiçbir yolu yok!

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK!

Beka sorunu ile mi yüz yüzeyiz ?

Hem yerel – bölgesel hem de küresel ölçekte yeni koronavirüs pandemisini bir an önce sınırlamak ve hızla sönümlendirmek gibi beka (survival, sağkalım) sorunu ile yüz yüzeyiz. Tanı konan toplam olgu (vaka) sayısı 8 ayda 30 milyona, ölen insan sayısı ise 1 milyona koşuyor. Toplam dünya nüfusu 7,8 milyar ve sırasıyla her 260 insandan 1’i hastalığa yakalandı, her 7800 insandan 1’i de öldü. Ancak hemen anımsamak gerekir ki; bu rakamlar kayıt altına alınabilenlerdir. Özellikle olgu sayısının 10 ile çarpılması genel bir Epidemiyolojik kuraldır, “Buzdağı olayı” (Iceberg phenomenon) gereği. Bu durumda 300 milyon insan bulaşı almış ve belli ölçüde bağışık yanıt üretmiştir. Denebilir ki; küresel nüfusun %3,85’i bilemediğimiz bir süre ve bir ölçüde (yeterli mi?) hastalığa dirençlidir. Bu oran, salgının doğal yolla durması bakımından kesinkes yetersizdir.

Etkili ve güvenilir bir aşı ve aynı niteliklerde sağaltım ajanlarının (ilaçlar) makul sürede geliştirilememesi durumunda, tam bir varsayımsal toplum – kitle (herd) bağışıklığına umut bağlanacaksa, bu tempo ile 26 kez “böylesi bir 8 ay” geçirmek gereklidir; toplamda 17,3 yıl! Küresel toplumun en az %60’ının doğal olarak  (hastalığı geçirerek) bağışıklanması ile yetinilebileceği düşünülürse, umut, 17.3 x .6 = 10,4 yıldır. Bunca uzun  süre, pek çok bakımdan katlanılabilir bir zaman dilimi değildir.

Sayısal veriler cephesinde Türkiye benzer durumdadır. Ülkemizin eylemli (fiili) – gerçek nüfusu 90 milyona yakındır ve küresel nüfusun %1,15’ine karşılıktır (topraklarımız ise toplamın %0,54’ü!). 8 Eylül 2020 resmi verileriyle toplam olgu sayısı 283,270 olup dünya toplamının %1,02’sidir (283,270/27,764,017). Ölüm  rakamları ise 6,782 / 902,356 =%0,74 ile oransal beklentinin epey altındadır ve bu “iyimser” (?) durumu açıklayacak hiçbir bilimsel veri elde yoktur..

Açıkça, ülkemizde açıklanan sayısal veriler gerçek değildir!

Aşı ve İlaç Umudumuz var mı?

Hastalığın etmeni bir virüs ve tıp dünyası genel anlamda viral hastalıklarla savaşımda öbür mikro canlı bulaşları ile olduğu ölçüde başarılı değil. Örn. 40 yıldır yaşamımızda olan HIV / AIDS için hala bir aşı yok, ancak etkili ve fiyatları zamanla düşen ilaçlarla bu hastalık adeta bir süregen (kronik) hastalık oldu. HIV yaşamımızdan çekip gitmedi, yerleşip kaldı ve onunla birlikte yaşamayı öğrendik zorunlu olarak.

COVID-19 için de etkili ilaç geliştirmek çok uzun yıllar / onyıllar alabilir. Aşı içi ise çok daha özenli (ihtiyatlı) olmak zorundayız. 2 temel koşuldan asla vazgeçilemez : Etkinlik ve Güvenlik. Aşı yeterince etkin (koruyucu!) olmak zorundadır, ideal olarak %90’lar üzerinde (İnfluenza – Grip aşıları için bu oran %65). ABD – FDA, %50 oranında koruyucu aşıya lisans vereceğini açıkladı bu arada. Güvenilirlik ise aşının istenmeyen etkileri, yan etkileri, komplikasyonlarıdır. Dikkat çekelim; aşılar ilaçlardan farklı olarak herkese yapılacaktır.. Kuramsal olarak 7.8 milyar tüm dünya nüfusuna. Oysa ilaçlar daha sınırlı hasta kümelerinde kullanılmaktadır. Dolayısıyla istenmeyen bir etki çok daha büyük kitleleri olumsuz etkileyebilecektir. Bu durum Toplum Sağlığı bakımından uygun olmadığı gibi, çok uzun onyıllarda sabır ve emekle dokunan aşılara güven duygusunu zedeleyebilecektir. Günümüzde aşı karşıtı hatırı sayılır kesimler açısından böylesi bir tablonun doğmasına izin verilemez. Dünyada 4-5 merkez aşı üretimine yakındır. En iyimser ancak çok düşük olasılıklı senaryo bu sonbahar, kışa girerken; daha az iyimser olanı ise 2021 ilkyazı ve yazı görünüyor. Ancak bununla da bitmiyor; ek sorunların başında yeterli dozun kısa sürede üretimi, dağıtımı, lojistik zinciri ve kitlelere erişimi önemli sorunlar. Ve elbette fiyat.. Ortalama 50 $ çok iyimser fiyatla ve tek doz (?) için Türkiye’ye maliyet 90 m x 50 $ = 450 m $ dolayında bir dışalım (ithalat) bedeli yüklüyor. Ek maliyetler de var elbette..

Türkiye ise aşı ve anti-viral ilaç üretebilecek teknolojik altyapıdan yoksun ne yazık ki.. Oysa Büyük ATATÜRK, 1 Mart 1923’te TBMM’nin 4. açılış yılı konuşmasında o yıllarda Sivas ve İstanbul’da yeterince üretilen, milyonlarca insanımıza uygulanan ve hatta dışsatımı yapılan aşıların adlarını ve üretim miktarını veriyor.. 1928’de Almanya, Fransa, İngiltere, ABD örnekleri gözetilerek kurulan Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, “Dr. Refik Saydam Ulusal Halk Sağlığı Kurumu” adıyla özerk bir bilim kurumu olarak hızla, yasa ile yeniden yapılandırılmalı ve teknik donanımı, insangücü hızla sağlanarak salgın yönetimi bu Kuruma bırakılmalıdır.

NE YAPMALI??

Türkiye’de (Dünyada da!) salgını AKP iktidarı çıkarmamıştır!

Öncelikle siyasal iktidarın “hiç hata yapmama kompleksinden” kurtulması gerek. Her yapıp ettiğinin bir başarı öyküsü – efsanesi olması zorunlu değildir. Bu sağlıklı bir siyaset olmayıp narsisistiktir, patolojiktir. Herkes ve her iktidar hata yapabilir. Hele 18 yıldır tek başına iktidar olan ve muhalefet kanallarını olabildiğince tıkayan AKP = RTE iktidarının hatadan, üstelik ciddi hatalardan kaçınma olanağı hiç ama hiç yoktur. İktidarın, “nerelerde hata yaptık?” sorusunu ülkenin kurumlarına ve uzmanlarına sorması zorunludur. Öncelikle TBMM özel gündemle toplanmalı ve tam bir nesnellikle bu yakıcı ulusal sorunu enine – boyuna irdelemeli, gerekli mevzuatı, kararları üretmelidir.

Türkiye’mizin övünülecek bir insangücü ve kurumsal birikimi bereket, vardır ve bundan yararlanmamak düşünülemez. Tüm etik – politik – tarihsel kaygılar bir yana, AKP = RTE iktidarı ülkemizdeki korona salgınını da başarı ile yönetmek istiyorsa, ülkemizin tüm olanaklarını seferberlik sorumluluğuyla değerlendirmelidir.

Yapılabileceklere, hem 43-44 yıllık hekimlik, 40 yıllık Halk Sağlığı Uzmanlığı hem de Mülkiye eğitimi almış bir uzman / aydın sorumluğu ile yaklaşmaktayız.

  • Sorun çok ciddidir ve ulusaldır; ÜLKEMİZE DİZ ÇÖKTÜREBİLİR!

Dolayısıyla, anlaşılmasının kolay olması bakımından sınıflandırarak özetlemek isteriz yapılması gerekenleri :

  1. Sağlık İnsangücü (SAİG) ekseninde :

Eldeki 1,1 milyon SAİG açıkça yetersizdir. “Çaycı ve kaporta ustası gibi çalışanlar filyasyon ekiplerinde görevlendirildi” içerikli haberler basında yer almaktadır ve çok acı vericidir (9.9.2020, (https://www.birgun. net/haber/cayci-ve-kaporta-ustasi-gibi-calisanlar-filyasyon-ekiplerinde-gorevlendirildi-314903). İvedilikle, atama bekleyen 400+ bin sağlık çalışanının en az yarısı göreve alınmalıdır. Aile Hekimlerine, kamu görevlisi birer Halk Sağlığı Hemşiresi atanmalıdır ki evlerinde tutulan, yatak yetmezliği nedeniyle yatırılamayan hastalara evlerinde bakım –daha iyi– verilebilsin. Ataması bekleyen hekim kalmamalıdır. 15 Temmuz soruşturmaları
-artık- derhal bitirilmeli ve bekletilen sağlıkçılar işe başlamalıdır.

Okul Sağlığı Birimleri kurularak Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM) / Aile Hekimlerinin ağır yükü azaltılmalıdır.

Emeklilik isteyen, istifa eden sağlıkçıların durumu özenle incelenmeli ve geri kazanıma çaba gösterilmelidir. Gerekirse 65+ yaş emekli sağlık çalışanlarından çalışabilecek istekliler için hazırlık yapılmalıdır. Tüm sağlık çalışanlarının çalışma koşulları Anayasa, ILO ve AİHS ölçütleri bağlamında yeterince sağlıklı ve güvenli kılınmalıdır. 280 bini bulan toplam resmi korona hastasının 30 bini sağlık çalışanı olup olağanüstü yüksek bir orandır ve bu tablo ne kabul edilebilir ne de sürdürülebilir. Akçalı haklar mutlaka ödenmeli, MESLEK HASTALIĞI hakkı tartışmasız ve derhal, geriye dönük olarak tanınmalıdır. Kişisel koruyucu donanım (KKD) sıkıntısı olmamalı, çalışma süreleri kısaltılmalı, uygun aralıklarla SAİG ve ailelerine tarama testi yapılmalı ve mesai sonrası konaklama yerleri isteyen SAİG için uygun ulaşım ile sağlanmalıdır. SAİG yorgun – bitkin – tükenmiş – depresyonda – yılgındır.. Ölümler kabul edilemez sayıda yüksektir! Bu sağlık ordusu ile salgınla boğuşmak düşünülemez; moral – motivasyonu mutlaka sağlamak zorunludur. Sayısal olarak OECD standartlarının diplerinde olduğumuzu üzülerek belirtelim. Erdoğan’ın sandığının ve sunduğunun tersine..

  1. Örgütlenme ekseninde :

Salgın, şaşmaz bir kural olarak ancak 1. Basamak Sağlık Hizmetleri ile yenilebilir. Çünkü temel yordam (strateji) bulaş zincirinin toplumda kırılmasıdır. Oysa 2. ve 3. Basamak olan Hastaneler, cephe gerisi hizmet vererek hastalananları sağaltmaya (tedaviye) çabalar. Şu sıralar ülkemizde yaşanan tıkanma budur ve toplam 250 bin hastane yatağı kapasitemiz çok kısa sürede yetmez olmuştur. O halde, hastane öncesi – dışı 1. Basamak Sağlık hizmetlerini güçlendirmek vazgeçilmezdir. Aile Hekimliği kurumu bu amaca uygun değildir ve TSM’ler de yetersiz kalmaktadır. SAİG başlığında yukarıda da değindiğimiz üzere en az yüz bin sağlık çalışanı 1. Basamakta, bir o kadarı da hastanelerde olmak üzere atama bekleyenler göreve çağrılmalıdır. En azından sözleşmeli olarak, salgın atlatılana dek.. Orta – uzun erimde, 1. Basamağın da özelleştirilmesi demek olan, gerçekte çağ dışı olan Aile Hekimliği örgütlenme modelinden kamucu ve takım çalışmasına, halkın da katılımına dayanan güncellenmiş Sağlık Ocakları örgütlenmesine geçilmelidir.

Türkiye, sağlık hizmetlerini örgütlerken, bu hizmetleri şatafatlı hastaneler ve sağaltım (tedavi) olarak algılamak gibi ürkünç (vahim) bir yanılsamadan kendini mutlaka kurtarmalı ve koruyucu sağlık hizmetleri kesin öncelik almalıdır :

  • Herkese, sürekli, nitelikli ve kamusal sorumlulukla. Böylesi bir yapılanma, bundan böyle de sıklıkla karşılaşmamız olası / kaçınılmaz olan kitlesel sağlık sorunları için şimdiden hazırlık olur.
  1. Teknik donanım ekseninde :

Öncelikle hızla sahra hastaneleri açarak yatak kapasitesini büyütmek ve yatması gereken hastaları evlerine yollamamak zorundayız. PCR+ bu kişiler klinik olarak gerekliyse yatırılabilmeli, yatması gerekenler evlerine yollanmadan sahra hastanelerinde en az 14 gün yalıtılarak (izolasyon) sağlık çalışanları gözetiminde tutulmalıdır. Yoğun bakım gereksinimini de karşılamak zorundayız. SAİG için gerekli tüm KKD, uygun ulaşımı sağlamalıyız. Hasta – kuşkulu – temaslı, filyasyon ekipleri… için yeter cankurtaran (ambulans) edinmeliyiz. Karantina mekanları yaratmak bir başka zorunluk.. Hasta olması olası – kuşkulu kişiler, sağlık kuruluşlarına yakın uygun yerlerde (boş TOKİ binaları, tatil köyleri, oteller, öğrenci yurtları..) sağlık çalışanları gözetiminde toplumdan ayrılmalıdırlar. Özel sektörün olanakları salgında mutlaka kullanılmalıdır.

  • “Kendini evde karantinaya al / izole et” alaturka bir yol ve işe yaramıyor!
  • Evde izolasyon – karantina olmaz; bulaş zincirini böyle kıramazsınız; nitekim kırılamamıştır!

SGK desteklenmeli, açıkları giderilmeli ve özellikle alt sınıflardaki yoksul – işsiz – emekçiler sosyal devletçe korunmalıdır.

  • Genel Sağlık Sigortası rejimi terk edilmeli, nüfus cüzdanı sağlık hizmetine erişmeye yetmelidir.
  1. Finansman ekseninde :

Yapılmayan / yapılamayan pek çok girişimin temel nedeni AKP = RTE iktidarının finansal bunalımıdır.

Ülkemiz, tarihinin en ağır ekonomik bunalımına bu iktidarla adım adım ve göz göre göre sürüklenmiştir.

Yukarıda yazdıklarımız ciddi parasal kaynak gerektirmekte ve büyük oranda bu yüzden gerçekleştirilememektedir. Köktenci çözüm kaynak bulmaktır. Ülkenin Dolar milyarderleri başta, gönüllü katkıya, olmadı bir VARLIK / SERVET VERGİSİNE tabi tutulmalıdır. Garantili ödemeli köprü, tunel, otoyol, şehir hastanesi, havaalanı.. gibi sömürü projelerine döviz üzerinden ödemeler mücbir neden / force majeur gerekçesiyle askıya alınmalı; her tür israf kesinlikle sonlandırılarak… yeter – gerek kaynak yaratılmalıdır. Sarayın uçakları da dahil, giderler en aza çekilmelidir…

  • Şehir hastaneleri açık bir talandır ve derhal kamulaştırılmalıdırlar.

Sonuç olarak                            :

  • Muhalefet sesini yükseltmeli,
  • Bilim Kurulu kamuoyu önünde itirazlarını açıkça yapmalı,
  • Erdoğan doğru – yeter bilgilendirilmeli
  • Her tür iç – dış (turizm dahil) toplumsal hareketlilik, transit geçişler en aza indirilmeli,
  • En az 14 günlük tam kapatma için hızla hazırlık yapılmalıdır.
  • Salgın saydam, dürüst, katılımcı ve tartışmasız biçimde Epidemiyoloji Bilimi ilkeleri doğrultusunda yönetilmelidir.
    *****