Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları – 2017

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları – 2017

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=27587  01 Şubat 2018
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Sevgi ve saygı ile. 02 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Tek yol ihracat!

Tek yol ihracat!

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 07.12.17

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1. Dünya Harbi bitince “Dünya İktisadi Kalkınma” yarışı başladı. Bu yarışta ülkelerin birinci hedefi ihracatı artırmak oldu. Çünkü iktisadi kalkınmanın motoru ihracattır. İhracat arttıkça, ithalat da artacaktır. Ama az da olsa dış ticaret fazlası verildiği sürece ithalat artışının hiçbir sakıncası yoktur. Tam tersine faydası vardır. Hatta bu, dış ticari ilişkilerin sağlıklı bir şekilde işlediğini göstermesi bakımından arzulanan bir olgudur. Konu ihracattan açılınca hocam Fuat Çobanoğlu’nun anlattığı bir fıkra geldi. İngiltere’de “kalkınma için ihracat” seferberliğinin başladığı o günlerde, adam doğum sancıları çeken eşini hastaneye götürür. Karısını doğumhaneye alırlar ve adama bekleme odasında oturmasını söylerler. İki saat sonra bekleme odasına giren hemşire “Müjde ikiz çocuğunuz oldu, eşinizi görmek üzere odasına gidebilirsiniz” der. Adam sevinç içinde eşinin odasına gider. Eşi yanında tek bir bebekle yatmaktadır. Adam hemşireye dönerek “Bana ikiz çocuğum olduğunu söylediniz, ama karımın yanında bir bebek var” der. Hemşire “Diğer bebeği ihracat için ayırdık”diye cevap verir.

DÖVİZ FİYATLARI NİÇİN YÜKSELİYOR ?

Bu sorunun cevabı çok açıktır. Talebi, arzından çok olan malın fiyatı yükselir. Bu konuda hiç kimsenin tersini söylediği yok zaten. Ancak bu noktadan sonra döviz arzının nasıl artırılacağı konusunda yollar ayrılıyor. Benim gibi düşünen az sayıda iktisat yorumcusu “Tek yol ihracattır” diyor. Ezici çoğunluğu oluşturan karşı tez sahipleri ise “Artır faizi, gelsin döviz” diyor. Bu sonuca şu sakat mantık zinciriyle varıyorlar:
1. Hızlı kalkınmak istiyoruz.
2. Hızlı kalkınmak için çok yatırım yapmak gerekir.
3. Çok yatırım için çok tasarruf lazımdır.
4. Maalesef ulusal tasarruf oranımız düşüktür.
5. Yani tasarruf açığımız vardır.
6. Bu yüzden cari açık veriyoruz.
7. Cari açığı finanse etmek için dışarıdan döviz borcu almaya, bunun için de yüksek faiz ödemeye mecburuz.

DIŞ BORÇLA SADECE YATIRIM YAPILMAZ TÜKETİM DE YAPILIR

“Dış borcu sadece yatırım için alıyoruz” demek kadar sahtekârca bir ifade olamaz. Sanki Türkiye, hiç tüketim malı veya tüketim malı üretiminde kullanılan ham madde veya ara mal ithal etmiyor gibi konuşuluyor. Yatırım malları ithalatı, toplam ithalatın yüzde 15’i dolayındadır. Pek tabii, ithal ham maddelerin veya ara malların bir kısmı da yatırım malları üretiminde kullanılıyor. Esasen alınan dış borcun ne kadarı yatırıma tahsis ediliyor diye bir hesap yapılamaz. Çünkü “dışarıdan gelen dövizin” hangi malın ithalatında kullanıldığı belli değildir. TL’yi veren doları alır.

İHRACAT YÜZÜNDEN CARİ AÇIK ARTMAZ

İkinci büyük zırvalama, ihracat arttıkça, ithalat da artıyor; dolayısıyla ticaret açığı (neticede cari açık) kapanmıyor diye konuşmaktır. 100 dolara ihraç edilen bir malın içinde 99 dolarlık dolaylı-dolaysız ithal girdi olsa bile, cari açık yine de 1 dolar kapanır. Bu 1 doların TL karşılığı ne kadar büyük, yani döviz fiyatı ne kadar yüksek olursa, ihracat o kadar teşvik edilmiş olur. İhracat ne kadar teşvik edilirse yani döviz fiyatı ne kadar yüksek olursa “net katma değer ihracatı” o kadar artar.

Son söz: Döviz ucuzsa, ithal ürün, yerli ürünü piyasadan kovar.
==================================

Dostlar,

İyi de Sayın Cansen…

Dışsatımın (ihracatın) bileşimi neler olacak??
Temel tarım ürünlerini bile dışalıma mahkum olduk.. Geçen yıl Rusya’dan 3,5 milyon ton buğday satın aldık. Toplam iç üretimimiz 20 milyon ton / yıl dolayında donmuş gibi.. Ama nüfus hızla artmayı sürdürüyor.. İktidar da türlü türlü teşvik ediyor akıldışı politikalarla. Tarımsal ve hayvansal üretim nüfusa yetmiyor. Bu temel girdilerin dışalımını finanse edebilecek ne satabiliriz dışarıya? Bir yandan da tarım alanları ha bire yapılaşmaya kurban ediliyor. Gübre ve mazot fiyatları çok yüksek.. HI-TECH denilen yüksek teknoloji mallarının dışsatımda payı %3 dolayında. AB ile Gümrük Birliği Anlaşması 1.1.1996’dan bu yana bir “kanama/kanatma” aracı. Ulusal tasarrufları 10 bin Dolar / kişi / yıl ortalama ve son derece bozuk gelir dağılımı ile nasıl artıracağız??

İktisatçıların klişe çözümler dışında yaratıcı yeni yaklaşımlar üretmesi gerek. Bu isteğimiz onlardan tansık (mucize) yaratma beklentisi olarak tanımlanmasın..

1. Çare ilk olarak ÖZELLEŞTİRMEYİ DURDURMAKTIR..
2. İkincisi kamunun israflarını ve her türlü yolsuzluğu bitirmektir.
3. Üçüncüsü kitllelerin seferberliğini (mobilizasyonunu) sağlayabilmektir.
4. Dördüncüsü gelir dağılımını iyileştirecek politikalardır.
5. Beşincisi yaşamın tüm alanlarında en üst düzeyde tasarruflu yaşam biçimine geçmektir.
6. Altıncısı HER AİLEYE 1 ÇOCUK ilkesini yaşama geçirmektir.
7. Yedincisi yenilenebilir enerji kaynakların yönelmektir.
8. Sekizincisi sağlık sektöründe KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE KESİN ÖNCELİK vererek 80 milyar Dolara varan harcamaları kısmaktır.
9. Dokuzuncusu Eğitim sistemini laik – bilimsel -karma – sorgulayıcı – kamucu – yaratıcı kılmak ve 21. yy. ın acımasız rekabet koşullarına uygun kuşaklar yetiştirmektir.
10. Onuncusu YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ siyasetiyle güvenlik giderlerini düşürmektir.
………………….
…………………….
Daha çok uzatmayalım.. Ama bir seferberliğe kesin olarak gereksinimliyiz..
Hem de hiiiç gecikmeden…
Bu AKP ile olur mu?
Batak tablodan sorumlu kadrolardan tersini beklemek ne denli akılcı ve olanaklı ise, AKP’nin yıkımı düzeltmesini – geri çevirmesini beklemek aynı derece usssaldır (akla uygun, rasyonel..).

Bir çare bulacağız, çare bulunacak elbet. Türkiye’nin bu politikalarla daha fazla gidemez.
Devlet öncülüğünde karma ekonomi – Halkçı politikalar.. 1923-38 döneminde Mustafa Kemal Paşa’nın uyguladığı ve uluslararası yazına (literatüre) MUSTAFA KEMAL’in EKONOMİ MUCİZESİ olarak geçen politikalar yani… Dileriz AKP = RTE bu gerçeği gecikmeden fark eder?!

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

IMF’nin İtirafları

IMF’nin İtirafları

PORTRESİ

Güray ÖZ

Cumhuriyet,
05.06.2016

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır…)

Korkut Boratav Hoca aktardı, yorumladı. Neoliberalizmin içeriden eleştirisi ile karşı karşıyayız. IMF, dayattığı ekonomik politikayı büyüme, gelir dağılımı açılarından başarısız buluyormuş. Peki, IMF bu programı neden dayattı? Yine Korkut Hoca’nın tanımıyla; sermayenin sınırsız tahakkümünü gerçekleştirmek için.” Ama bu politika “büyüme ve gelir dağılımında iyileşme” olarak sunuldu. Şimdiki itiraf da bu nedenle programın tümüne yönelmiyor; gerçekleşmediği söylenen amaçlarla ve araçlarla sınırlıdır.
***
IMF uzmanları kurumun dergisinde üç imzayla yayımlanan makalede “sermayenin sınırsız serbestliğinden, piyasanın özgürlüğünden, kamu maliyesinin sıkı denetiminden, yani sıkı para politikalarından” yola çıkan neoliberal politikaların tökezlediğini anlatıyorlar. Vardıkları sonuç;

  • Büyümenin umdukları gibi olmadığı, eşitsizliklerin arttığı, bunun da büyümeyi iyice frenlediği. Yine de işin sosyal politik boyutlarına değinmekten doğal olarak kaçınıyorlar.
    Bu politikaların yarattığı tahribat umurlarında değildir
    .

***
Aslında 90’lı yılların sonunda benzer bir itirafı uzun yıllar Dünya Bankası Başekonomistliği yapmış (AS : 3,5 yıl yaptı..), Nobel ödüllü Josepf Stiglitz de yapmıştı: 

  • “Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı” adlı kitabında “hükümetlerin ülkelerin büyümesini kolaylaştıran ancak aynı zamanda bu büyümenin daha adil bir şekilde bölüşülmesini de sağlayan politikalar benimsemesi gerekli ve mümkündür.” diye yazmıştı. Ama sistemin özü ile ilgili kaygılar taşımadığı için de araçların kullanımı ile ilgili bir eleştiriden öteye geçememişti.***
    Ama Stiglitz’in kitabındaki ilginç bir saptamayı burada yineleyelim. Şöyle diyordu Stiglitz:
  • İzlenecek politikalar konusunda tavsiyelerde bulunmaya başlayan akademisyenler
    politize oluyor ve kanıtlarını iktidardakilerin fikirlerine uyacak şekilde deforme etmeye başlıyorlar.”Bu bizim 12 Eylül öncesi 24 Ocak 1980 kararları, daha sonra Özal’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminden iyi bildiğimiz durumdur. O yıllarda neoliberal politikalara
    destek çıkan akademisyenlerin ideolojik çerçevenin oluşturulmasındaki katkılarını unutmak olmaz.
    ***
    IMF’nin sınırlı itiraflarının büyük finans çevrelerini ürküttüğü anlaşılıyor.
    Korkut Hoca, mutlaka okunması gerekli makalesinde küresel finans kapitalin önemli gazetesinin IMF’yi uyardığına da dikkat çekiyor. Financial Times başyazısında, “IMF’nin bu saldırısı
    çok tehlikelidir..”
    diye adeta çığlık atılıyor. Gazete “Dünyanın çeşitli yörelerinde neoliberalizm karşıtı kampanyalara öncülük yapan baskıcı rejimlere destek sağlamakla” suçluyor IMF’yi.
    ***
    IMF uzmanlarının yazdıkları iflas etmiş bir politikanın itirafından ibaret değildir.
    Onlar konuyu genişletmiyorlar ama neoliberal politikalar salt teknik değil aynı zamanda
    büyük bir ideolojik saldırı eşliğinde uygulamaya konuldu.
  • Türkiye bu ideolojik, politik, ekonomik saldırıda büyük zarar gördü.

Konuyu tartışmak isteyen aydınlar çerçeveyi iyi çizmek, bu politikalara medyadan, akademiden gelen desteği iyi irdelemek, ayrıntıda, örneğin “yetmez ama evet”te takılıp kalmamak zorundadırlar.

Çünkü aymazlık ya da gönüllü destek daha kapsamlıdır.

===================================

Dostlar,

Gelişmeler umut verici..
Duvara dayanıldığını en fanatik sermaye yanlıları (hatta uşakları!) bile görüyor..
Biz de yıllardır yazıyoruz.. artık bu vahşi çelik kuşatmanın sürdürülemeyeceğini..

Umudu bırakmamak gerek..
Ama akılcı – bilimci – örgütlü savaşımı da..
20 yıldır Tıp Fakültesinde

– KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı
(http://ahmetsaltik.net/2016/02/11/autf-d5-dersi-kuresllestirme-ve-halkin-sagligi/)

– Sağlık Ekonomisi
(http://ahmetsaltik.net/2016/02/11/saglik-ekonomisi/)

derslerini sabırla, iğne ile kuyu kazarcasına bunun için veriyoruz..

Her 2 ders yansılarına sitemizde erişmek olanaklı..

İnsanlık onuru emperyalist – kapitalizmi de yenecek..

Bu daha başlangıç, savaşıma devam..
Bu bağlamda, Sn. Osman Ulagay’ın Cumhuriyet’te 3.6.16 günü yayımladığı makalenin de okunmasını öneriyoruz..
(http://ahmetsaltik.net/2016/06/05/7-hazirandaki-soku-zafere-cevirmeyi-basardi/)
*****

Bu gün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü..

Yabanıl (Vahşi) kapitalizm çevreyi de kâr hırsına kurban etti..
Hala dönüşümsüz aşamada değiliz..
Onu da durdurmalıyız..

3-5 çocuk yapın, Müslüman aile aile planlaması yapmaz.. gibi

– insanlık düşmanı
– çağdışı
– akıl dışı
– bilim dışı
– ve de DİN DIŞI

saçmalıklara gülüp geçerek;

– HER AİLEYE 1 ÇOCUK
EN ÜST TASARRUFLA ÇAEVREYE SAYGILI YAŞAM 
ATALARIMIZDAN MİRAS DEĞİL EMANET ÇEVRE...
– Doğaya hükmetme değil, yasalarını öğrenerek barış içinde birlikte yaşama!
   (peacefull co-existence, co-existence pacifiqué)
…..

temel ilkeleriyle güzelim dünyada insanca yaşamı sürdüreceğiz..

Bizi var eden ÇEVREMİZE şükranla…

Sevgi ve saygı ile.
05 Haziran 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

21. Yüzyıl İçin Planlama semineri : Enerjide Ne Yapmalı – Nasıl Yapmalı?

Mulkiyeliler_Birligi_logosu

MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ GENEL MERKEZİ

Merhaba,

‘21. Yüzyıl İçin Planlama’ seminerlerinin 2016 Bahar döneminde, 12-13 Mayıs 2016 (Perşembe ve Cuma günleri) Siyasal Bilgiler Fakültesi Şeref Salonu’nda yapılacak olan ‘Enerjide Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?’ konulu oturumlara içerik ve yön kazandıracak katkılarınızla sizi davet etmekten onur duyarız.

Seminerler, geçmişte ciddi bir planlama deneyimine ve birikimine sahip bilim ve meslekler dünyamızda geleceğe dönük yeni ve yaratıcı düşüncelerin, önerilerin ortaya çıkması amacıyla ve bunların geliştirilebilmesi için düzenlenmektedir. Hareket noktamız; Türkiye’nin, henüz uzak kaldığı 21. yüzyılın yepyeni tasarımlar taşıyacak dünyasına yaratıcı bir potansiyel kazanarak girebilme sorunudur. Bugünün Türkiye tablosu,
biliyoruz ki, buna yakın görünmüyor. Seminerlerde, geçmişin biriktirdiği miras üzerinde fazla konuşmamayı tercih ediyoruz. Bugünün tablosundan çıkışı ve geleceğin tasarımını düşünmek ve konuşmak esas amaçtır. Yanılma payı olabilir. Fakat, ‘bugün’ün ‘şikayet listeleri’ni aşarak geliştirilmesi gereken husus, geleceğin (çeşitli yönleriyle 21. yüzyıl dünyasının) Türkiye’de nasıl inşa edileceğidir.

Seminere katılanlardan ve konuşmacılarımızdan iki ricamız var  :

Birincisi, kendi alanlarında gelecek için öneriler geliştirmeleri ve kabilse bunları
tezler halinde sunmalarıdır.

İkincisi, tezlerini toplumun 21. yüzyıla girme ufkuna (böyle bir ufuk tasarımıyla) yerleştirmeleridir.

Böylece, hem önemli ve stratejik alanlarda derinlik, hem de geleceğin ufku bakımından
bir bütünlük ortaya çıkabilecektir.

Tezler ve bütüncül yaklaşımlar bilimsel temellere dayandığı ölçüde planlama için sağlam bir zemin ortaya çıkacaktır. 21. yüzyıl için planlama çalışmalarının yeni bir bilim, kültür ve teknoloji çağında yer alabilmek amacıyla yapılacağını öngörürken, hepimiz kendi alanlarımıza yeniden bakma zorunluluğunu hissedeceğiz. Bu açıdan, yeni bir çağa adım atarken ilk sorulardan biri, kuşkusuz Enerjide Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?’ olacaktır. Türkiye boyutlarına ve potansiyeline sahip bir ülkede yeni bir ufka bakabilme ciddiyeti ve iradesi, birçok şeyden önce, maddi gelişmenin temeli olan enerji gereksinmesine ve çözümlerine bilim ve meslek alanlarında yol gösterecek olanlarla ortaya çıkacaktır.

Seminere katılanlardan ve konuşmacılardan ricamız, katkılarının içeriğini, ağırlık merkezlerini ve yönünü bu ve buna ilişkin hususları gözeterek düzenlemeleridir.
Ayrıca, yöntem, kapsam ve gelecek çalışmalar için yapılacak ve elbirliğiyle geliştirilebilecek öneriler de seminerlerin bütünlüğünü takviye edecek ve yeni düşüncelerin yeşermesine zemin hazırlayacaktır.

Saygılarla,
04 Mayıs 2016

Prof. Dr. Bilsay KURUÇ

Not: Seminer Programı aşağıdaki linkte olup seminere katılıp katılamayacağınızı en geç9 Mayıs 2016 Pazartesi gününe dek aynı mail adresine iletmenizi bilgilerinize takdim ederiz.

Enerjide_Ne_Yapmali_Nasil_Yapmalı_Poster_12-13Mayis2016

======================================

Dostlar,

Bu gün, 12 Mayıs 2016 günü, tam gün bu kurultayı izledik.
Mülkiye (AÜ SBF) Şeref Salonu tümüyle doluydu ve pek çok da sandalye eklendi.
İlgi akşama dek sürdü.. Biz 17:15 gibi ayrıldığımızda tartışma bölümünde 2. konuşmacı idik.
Bizden sonra da en az 1 saat kadar daha sürdürüğünden eminiz..

Tartışma bölümünde biz özetle şunları söyledik               :

  • Enerji politikaları ve verimli üretim – iletim yöntemlerini epey konuştuk. Biz bir tıp doktoru olarak ilgiyle izledik ve pek çok şey öğrendik. Ancak tasarruf boyutu pek konuşulmadı. Bu da son derece önemli bir yan. Örn. tüm aydınlatma gereçlerinin, muslukların “photo cell” li olması bir zorunlu standart yapılabilir. Elektrikli gereçler için enerji tasarruflu olma ölçütleri konabilir..
  • Enerji sorunu tartışılırken sağlık boyutu hiç gündeme gelmedi. Gerek üretimde gerek iletimde gerek depolamada, kablolu – kablosuz aygıtların EMR üretiminde… giderek artan bir ardalan (background) radyasyon ortamı oluşmakta. Özellikle iyonlaştırıcı radyasyonun kanser yapıcı etkisi iyi biliniyor ve Dünya genelinde ciddi artış yaşıyoruz.
  • Bir başka sağlık boyutu hızlı nüfus artışı. TÜİK‘in 2015 sonu verileriyle %1,34 düzeyinde
    çok hızlı bir artışımız var. AB ortalaması %0,22’nin 6 katını aşıyor. Dünya ortalaması %1,15’ten %0,2 puan daha fazla ve 2015 içinde 1 000 045 kişi net nüfus artışı oldu. Önceki yıl % 1,33 ve
    1 000 030 kişi idi bu artış. Her 1 insanın karbon ayakizinin giderek büyüdüğünü ve enerji tüketiminin marjinal artışının büyüyerek sürdüğünü biliyoruz. Bu nedenle “HER AİLEYE 1 ÇOCUK!” normunun artık zorunlu kılınması gerek. Bizden öncekiler sorumsuzca çook çocuk yaparak bizlerin haklarını gaspettiler. Başka seçeneğimiz yok.. Biz buna uyarak tek çocukta kaldık!
  • Türkiye’de her 10 ampulden 1’i söndürülse, Akkuyu ve Sinop NGS‘nin (Nükleer Güç Santralleri) üreteceği enerjiye denk tasarruf sağlanabilir.. Şu salondan başlayabiliriz örneğin.. (Gençler birkaç lambayı söndürüyor..)
  • Tasarruflu yaşam biçimi mutlaka özendirilmeli ve yaptırımlara kurallara bağlanmalı.
  • NGS’nı (Nükleer güç santralları) düşünmeyelim. Çernobil’in 30. yılı 2 hafta önceydi.
    Fatura muazaam ölçülerde ağır oldu. Fukuşima faciası 5. yılını yeni bitirdi ve yıkımı ortada. Dönüşümsüz, çok ağır ve uzun yıllar sürüyor.. Yeni teknıloji ve yöntemler arayalım. Toryum santralları olabilir belki??
  • Ayrıca elektrik enerjisi üretimi,  iletimi ve deopolanması süreçlerinin hep inorganik araçlarla yapıldığını izliyoruz. Sunumları dinlerken biyolojik ortamda enerji üretimini, hücrede
    ATP sentezi
    ni, mitokondrilerdeki üretim ve depolamayı, sinir lifleriyle iletimini ve
    kas kasılmalarını.. düşündüm.
  • Acaba enerji üretimi  – iletimi ve deoplanmasında organik materyal kullanılabilir mi? Biyolojik sistemler örnek alınabilir mi? Fotosentez nefis bir örnek değil mi?
    Biyolojik sistemler çok hünerli  – verimli görünüyor. Doğa her durumda en iyi çözümü bulmuştur. Sorunun bir de bu pencereden irdelenmesini diliyorum.
  • Toplantıyı gerçekleştiren başta Sn. Prof. Dr. Bilsay Kuruç hocamız olmak üzere,
    emek veren herkese teşekkür ederim.
    Sevgi ve saygı ile.
    12 Mayıs 2016, Ankara
    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

    Not : Toplantı yarın da (13 Mayıs 2016, Cuma) tam gün sürecek, biz tam gün derslerimiz olduğundan katılamayacağız..

    İlgi ve bilginize sunarız.

    **********************

Dostlar,

Planlama’nın ustalarından olduğu su götürmez saygın bilim insanı Prof. Dr. Bilsay Kuruç,
80 yaşını geçmesine karşın ülkesi için çabasını sürdürüyor. Son birkaç yıldır PLANLAMA SEMİNERLERİ düzenliyor büyük emeklerle.. Çok başarılı geçiyor bu toplantılar ve kitaplaştırılıyor ardından. Biz hemen hepsine katıldık ve katkı sunduk.
Türkiye’nin bu değerli çabaya kulak vermesi gerek.
Ne var ki AKP bambaşka hesaplarda..
Enerji ve Doğal Kaynaklardan sorumlu Bakan Damat Dr. Berat Albayrak, “Damat Ferit” olma yolunda.. Hiç sınır tanımak – dur durak bilmek yok AKP için.. Çok yazık ve çok ayıp!

Aman sakın bunu da yapmayın!

Teşekkür ederiz Sayın Prof. Bilsay Kuruç, çok değerli yurtsever çabalarınız için..

Not : Bu toplantıya, enerji konusunda derin birikimi – uzmanlığı nedeniyle, Savunma Sanayisi eski Müsteşarı, Çekirdek Fiziği uzmanı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan‘ın da bizce mutlaka çağrılması gerekirdi. Biraz geç olsa da Sn. Ercan mutlaka dinlenmeli, katkısı alınmalıdır.

İlgi ve bilgiye sunarız…

Sevgi ve saygı ile.
04 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

=====================================

Dostlar,

Bu gün, 12 Mayıs 2016 günü, tam gün bu kurultayı izledik.
Mülkiye (AÜ SBF) Şeref Salonu tümüyle doluydu ve pek çok da sandalye eklendi.
İlgi akşama dek sürdü.. Biz 17:15 gibi ayrıldığımızda tartışma bölümünde 2. konuşmacı idik.
Bizden sonra da en az 1 saat kadar daha sürdürüğünden eminiz..

Tartışma bölümünde biz özetle şunları söyledik :

 

4 Şubat 2016 Dünya Kanser Günü

4 Şubat 2016 Dünya Kanser Günü

“Dünya Kanser Günü” her yıl 4 Şubat günü Kanserle ilgili farkındalık ve bilinç düzeyinin artmasını sağlamak, kansere karşı savaşımda önemli bir adım olan doğru bilinen yanlışlardan kurtulmak ve doğruların herkese ulaşmasını hedeflemek amacıyla dünya genelinde değerlendirilmektedirr.

Kanser; bedendeki hücrelerin anormal biçimde bölünüp çoğalmasıyla bulunduğu ve yayıldığı organların – dokuların işlevlerini yapmasını engelleyen, ülke sınırı ve toplumsal konum ayrımı gözetmeden her ülke ve her yaşta görülen bir hastalıktır.

Kanser, dünyada ve ülkemizde ölüm sıralamasında kalp ve damar hastalıklardan sonra 2. sırada gelen önemli bir Halk Sağlığı sorunudur. Dünya genelinde giderek artan bir hastalık olan kanser, toplumlarda önemli bir sosyoekonomik yüke, kişilerde de maddi ve manevi yitik ve çökkünlüklere  yol açmaktadır. Ek olarak, kanserin önemli bir bölümünün önlenebilir olması,
bu konuya verilen önemin de giderek artmasına yol açmıştır.

Her yıl 14 milyon kişinin yakalandığı kanser, zengin – fakir ayırımı yapmaksızın tüm ülkeleri, yaş, cins, dil, din, ırk ayırmaksızın tüm insanları etkilemektedir. Yıllık kanser ölümleri 8 milyon olup, erken tanı ile bunun yarısının önlenmesi olanaklıdır.

Türkiye’de kanser görülme sıklığı AB ülkeleri ve ABD gibi gelişmiş ülkelerden azdır . Erkeklerde en sık görülen kanser türleri akciğer ve prostat olup, tütüne bağlı kanserler erkeklerde önemini korumaktadır.

En son istatistiklerimize göre ülkemizde bir yıl içinde yaklaşık 174 bin kişiye
kanser tanısı konulmaktadır. Erkeklerde tütün ve tütün ürünlerine bağlı kanserler arasında
doğrudan tütün ve tütün ürünlerine yüklenen olgu sayısı 30.779’dur (tüm erkek kanserlerinin %30’u). Türkiye’de 2013 yılında yaşa standardize kanser hızı erkeklerde yüzbinde 267,9 kadınlarda ise yüzbinde 186,5’tir. Toplamda kanser insidensi ise yüzbinde 227,2’dir.

Yüz akciğer kanserinden 90’ının nedeni sigaradır!

Kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 4 kadın kanserinden biridir.
Son Bir yılda 17.531 kadına meme kanseri tanısı konulmuştur.
Tiroid kanseri kadınlarda en sık görülen ikinci kanserdir.

Çocukluk çağı kanserlerinde ise lösemi en sık görülen kanser türüdür.
Gençlerde ise (15-24 yaş dilimi erkeklerde testis kanseri,
kadınlarda ise tiroid kanseri ilk sıralardadır.

Uluslararası Kanser Savaş Örgütü (UICC; International Union for Cancer Control) tarafından bu yıl yayımlanan bildiride kanserle savaşım için Dünya genelinde yapılması gerekenler ve bu önemli noktalar şöyle belirtilmiştir :

Sağlıklı Bir Çevre Oluşturulabilir..

Tüm işyerleri sağlıklı yaşamı benimsemeye yönelik çalışanlarını güdüleyici (motive edici) program ve politikalar uygulayabilir. Yüzde yüz dumansız işyerleri oluşturmak ve
sigarayı bırakma araçlarına bilgi ve erişim sağlamak gibi önlemler, sağlıklı – güvenilir besinlere erişimin sağlanması, işe gidiş gelişlerde fiziksel aktiviteyi teşvik etmek,
işyerlerinde fiziksel aktiviteleri artırmak, daha sağlıklı iş gücü için etkili bir yoldur.

Kişiler ve toplumlar, yaygın kanser türlerinin en az üçte birinin

– daha sağlıklı bir beslenme sağlanması,
– fiziksel etkinliğin artırılması ve
– alkol kullanımının azaltılması ile önlenebileceği konusunda bilgilendirilmelidir.

Sigara da eklendiğinde kanserden korunma oranı %50’ye ulaşmaktadır.
Ayrıca UV (ultraviyole) radyasyondan korunma, mesleksel ve çevresel karşılaşmaların (maruziyetlerin) önüne geçilmesi ile kanser yükü daha da aza indirgenecektir.

Türkiye’de tütün ve obezite eylem planları, çok başarılı sonuçlar ile hızla sürmektedir.
Bu programlara ek olarak kanser özelinde Türkiye Radon Haritalandırma ve Eylem Planı gibi yeni programlar da başlatılmıştır.

Kanser Önlenebilir..

Kanser %90 çevresel %10 oranında ise kalıtsal (genetik) etmenlere bağlıdır.
Çevresel etmenler arasında tütün, alkol, obezite ve enfeksiyonlar ilk sıralardadır.
Dünyada her geçen gün daha çok insan tütün ve ürünlerine, hareketsiz yaşam biçimine
ve yanlış beslenme gibi kanserin en önemli risk etmenlerilerine sunuk (maruz) kalmaktadır. Küresel olarak tütün kullanımı hala en önemli risk etmeni olup,
her yıl 5 milyon kanser ölümünün ve tüm kanser ölümlerinin %22 sinin sorumlusudur.

Erken Tanı Yaşam Kurtarır!

Kanser türlerinin uyarılarını erken belirleme, bulgularını araştırmak ve ileri inceleme için hastaların sevk edilmesi erken tanı olanağını atırmaktadır. Bu nedenle, kanserde erken tanı programları toplumun, sağlık çalışanlarının ve politika oluşturucularının bilgisini artırmayı hedeflemeli; erken tanı olanakları hakkındaki farkındalığı artırmalıdır. Ülkemizde meme,
kalın bağırsak ve rahim ağzı kanserleri için toplumun kaynaklarına ve hastalık yüküne uygun olarak tarama programları yürütülmektedir. Bir tarama programının başarıya ulaşabilmesi için toplum tabanlı olması ve hedef nüfusun %70’ni kapsaması gerekmektedir,

Sağlık Bakanlığı, toplum tabanlı kanser taramalarına yönelik Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) birimlerini ülke genelinde yaygınlaştırmaktadır. Yeni KETEM’ler olabildiğince hastane dışında, ulaşımı daha kolay Sağlıklı Yaşam Merkezi biçiminde planlanmaktadır. Tarama oranları yeni KETEM’lerle birlikte giderek artmaktadır.

Kişiler bedenleri hakkında bilgi sahibi olmalı, olağan dışı bir değişikliği erken fark etmeleri için teşvik edilmelidir. Sağlık çalışanları ve toplum, erken tanının değeri hakkında eğitilmelidir. Çünkü erken tanı, sağaltımın (tedavinin) başarılı olması adına atılan ilk ve en önemli adımdır.

Kanser ile mücadele kanser kayıtçılığından tedavi ve palyatif bakıma dek uzanan geniş bir yelpazeden oluşan oldukça karmaşık bir süreçtir. Ulusal ve uluslararası alanlarında uzman
bilim insanlarına danışarak oluşturulan yeni tasasrımların (projelerin) ve gözden geçirilen (revize edilen) “Ulusal Kanser Kontrol Programımızın” başarıları temelde halkımızın ve sağlık personellerimizin farkındalığının arttırılmasına bağlıdır. Bu gün de şüphesiz ki bu konuda en önemli fırsatlardan biri olup, kanserle mücadelede daha güzel başarılara imza atmamız ümidiyle “Dünya Kanser Günü” nü değerlendirmek uygun olur.

*****
Dostlar,

Tütün ve ürünleri kullanmamak ve pasif duman solumamak, toplamda 100 birim
kabul edilebilecek kansere yakalanma riskini 30-35 puan düşürmektedir. Bu muazzam bir kazanımdır.. Tek başına bu risk etmeni, toplam kanser riskinin neredeyse 1/3’üdür.

Buna ek olarak düzenli ve uygun beslenme, obes olmama, düzenli fiziksel egzersiz yapma, alkolde sosyal içiciliği aşmama, UV’den korunma.. gibi önlemlerle de benzer oranda riski azaltma lanaklıdır.

Yukarıdaki 2 paragrafta belirtilen kurallara uyum, kanser riskini hemen hemen 2/3 azaltmaktadır. Kalan 1/3 oranındaki risk ise düzenli taramalar, erken tanı amaçlı girişimler (kadınlarda ve erkeklerde kolonoskopi, kadınlarda mammografi ve pap smear, erkeklerde PSA gibi) ile eren tanı konması durumunda etkili sağaltım yapılabilecektir.

Öte yandan, kanserin çok büyük oranda ÇEVRESEL ve POLİTİK BİR HASTALIK olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla sağlıklı – güvenili – yaşanabilir bir sürdürülebilir çevre
(Anayasa md. 56) yaratmak başlıca savaşım aracı ve hedef olmalıdır.
Bu da ancak ülkesel ve küresel ölçekte makro çevre politikalarıyla olanaklıdır..

 

 

 

 

 

 

En başlarda da çevreye en ağır yükü oluşturan anlamsız – gereksiz -akıl dışı aşırı nüfus artışı gelmektedir. Türkiye ve Dünya, HER AİLEYE 1 ÇOCUK ölçütünü hızla benimsemelidir.

Sevgi ve saygı ile.
7 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com