TERCİH EDİLMEYEN İMAM HATİP LİSELERİ ANADOLU LİSELERİNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİDİR

TERCİH EDİLMEYEN İMAM HATİP LİSELERİ ANADOLU LİSELERİNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİDİR

http://www.egitimis.org.tr/guncel/sendika-haberleri/, 30.07.2018

Milli Eğitim Bakanlığı, LGS yerleştirme sonuçlarını açıkladı. Sonuçlar, gerek öğrenciler gerekse veliler açısından büyük bir şok etkisi yarattı. Birçok öğrenci evine en yakın okula yerleşemedi. 91 bin öğrencinin açıkta kaldığı belirtilse de açıkta kalmamak için 4. ve 5. tercihini yapanlarla birlikte gerçekte 183 bin öğrenci açıkta kalmıştır.

Bu sistemle öğrencilerin istemedikleri okullara yerleştirileceği, birçok ailenin çocuklarını meslek ya da imam hatip lisesi ya da özel okullara göndermek zorunda kalacağı yönündeki kaygılarımız ne yazık ki haklı çıkmıştır. Bu değişikliğin uzun vadede eğitim sistemimizi tümden özelleştirme ve imam hatipleştirme projesinin bir adımı olduğunu da vurgulamıştık. Buna göre, MEB özel okullara kayıt yaptıran öğrenci sayısını ve açık liseye gitmek zorunda kalacak öğrenci sayısını da açıklamalıdır.

MEB’in yerleştirme sonuçlarına ilişkin verilerine göre, 91.687 aday açıkta kalırken, çoğu meslek lisesi ve imam hatip lisesi olmak üzere 342.392 kontenjan boş kalmıştır. Rakamlar, Anadolu liselerinin sayısının artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Geçmiş yıllarda istem olmamasına karşın salt siyasal iktidara yaranmak adına gereksiz yere açılan imam hatip okullarının bir an önce Anadolu liselerine dönüştürülmesi gerekmektedir.

  • İmam hatip okullarının tercih edilmemesi, bu tür okulların akademik gelecek düşünen çocuklarımız için yol gösterici olmayacağının halkımız tarafından doğru anlaşıldığının işaretidir.

MEB, boş kalan 107.353 imam hatip lisesi kontenjanını bu okullarda okumak istemeyen öğrencilerimizi zorla bu okullara göndererek dolduramaz. Yerleştirmeler yapılmadan önce bu okulların en çok tercih edilen Anadolu liselerine dönüştürülmesi gerekmektedir.

Eğitim-İş olarak tekrar vurguluyoruz:

Sınav merkezli bir eğitim sistemi, özellikle de yaşları küçük çocuklarımız için doğru değildir. Sınavların, ortaokul çağındaki çocuklar için yaşamın en önemli sorunu durumuna getirilmesi, pedagojik olarak yanlıştır. Üstelik o yaştaki çocukların başarılarını ölçme ve değerlendirmeye ilişkin sınav yapmaktan başka yöntemler de vardır.

  • Merkezine sınavı değil; insanı, çocukları koyan bir eğitim sistemi şarttır.
  • Odağında insan, rotasında bilim olmayan hiçbir yöntem,
    bu ülkenin çocuklarına yaraşır (layık) görülmemelidir.

Eğitim-İş olarak MEB’e sesleniyoruz:

LGS’yi getirirken hiçbir eğitim sendikasından görüş sormamış ve hatta itirazlara karşı LGS’yi amansızca savunmuştunuz. Akla, bilime ve gerçekliğe kulağınızı kapattığınız bu süreçte milyonlarca veli ve öğrenci perişan oldu.

Bu yanlış tutumunuzdan dönmenizin yolu, bu ülkenin eğitim sisteminin iyileşmesi için mücadele eden sendikaların ve uzmanların görüşlerini önemsemekten geçmektedir. LGS gibi adil olmayan sınav sistemi yerine, fırsat ve olanak eşitliğine dayalı sınavsız bir geçiş öngören modele derhal geçilmelidir.

Eğitim-İş, LGS yerleştirme işlemlerinde haksızlığa uğrayan, dört yıllık maddi ve manevi emekleri yok sayılan çocuklarımızın da velilerimizin de her anlamda yanlarında olacaktır.

MERKEZ YÖNETİM KURULU

ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ’NDE ‘KRAL ÇIPLAK!’

ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ’NDE
‘KRAL ÇIPLAK!’

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Bugün 10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler günü olarak takvimlerde yer etse de, Türkiye için bir utanç günüdür. Mesleğini icra edebilen gazetecilere tebrik için var olan bugün, mesleğini icra etmesine müsaade edilmeyen, hapishanelere tıkılan onca gazeteci olduğu için, maalesef ülkece kafamızın önümüzde olması gereken bir gündür. Gerçeğin köprüsünün başında bir zorba gibi dikilen AKP, hapsettiği gazetecilerle basın özgürlüğü konusunda ülkemizi 199 ülkeden 163. sıraya geriletmeyi başarmıştır.

Hakikatin kıymetini korkuya değişen ya da konfora satan havuz medyasının hakimiyetinin yükseldiği bir ülkede, inadına doğruyu söyleyenler ya mahpusta ya da mahpusta olma hazırlığındadır. Ülkenin daha da karanlık cenderelere girmesine neden olan gelişmeleri iktidardan dahi daha hararetli savunan ‘gazeteciler’ her köşe başını tutmuşken,
“kral çıplak” diyenler, büyük bir tehdit altındadır.

Herkes bilmelidir ki ülkemizdeki tutuklu gazeteciler sorunu, sadece medyayı ilgilendirmemektedir. Gerçeğin köprüsünün başındaki bu Deli Dumrulluk hali, bu zorbalık, sadece tutuklanan gazetecilerin hürriyetini değil, yurttaşların da haber alma özgürlüğünü
gasp etmektir.

HAKİKAT, YOLDAŞLIK KURAR

Biz eğitimciler, gerçek ile; bilim ile; doğru ile davranarak, geleceğimizin güvencesi olan yavrularımızı bu ilkelerle yetiştirmeye adanmış insanlarız. Hakikatin şaşmaz terazisinin kıymetini yüreğinde hissedenleriz. Ve biliriz ki, hakikatin hakkını veren gazetecilerin olmadığı bir ülkede, hangi tarikat yurdunda ufacık yavrulara tecavüz edildiğini kimse öğrenemez,
hangi yobazın yönetimindeki bir kursta ufacık kız çocuklarının cayır cayır yandığını
kimse bilemez, devlet -mecbur olduğu ve ödeneği bulunduğu halde- taşrada bir yere
okul açmadığı için eğitime ulaşmaya çalışan çocukların nasıl tehlikelerle karşılaştığını
kimse öğrenemez…

Fakir Baykurt’un yoldaşı olan öğretmenler için, hakikatin peşini bırakmayan gazeteciler, henüz tanış olunmamış yoldaşlardır. Bilinsin ki; hakikatin namusunu hiçbir güce, vaade satmayan; her türlü baskıya rağmen “gerçekleri” bize ve halkımıza ulaştırma gayreti içinde olan aydın, ilerici, demokrat, yurtsever gazeteci ve yazarlarımızın sonuna dek arkasındayız.

SADECE ‘ÇALIŞANLARIN’ DEĞİL

Bu yüzden Çalışan Gazeteciler Günü’nü, sadece çalışma fırsatı olan gazetecileri tebrik ederek değil, muktedirleri rahatsız ettiği için işsiz bırakılan ya da özgürlüğünden edilen gazetecileri de hatırlayarak kutlamak gerekmektedir.

  • Bizim sohbetlerimizin hararetinde, kralın; tacı, tahtı, kıyafetinin güzelliğini öven adamları değil, o kralın ne kadar da çıplak olduğunu haykıran çocuğun masum cesareti vardır.

Unutmayalım; Cumhuriyetin devrimlerine sahip çıkacaksak bu önce gerçeklere ve onun anlatıcılarına sahip çıkmaktan geçecektir. Tarih boyunca sınandığı gibi: “Gerçeğin kendisi devrimcidir!”

Eğitim-İş olarak, hapishanelerde tek bir tutuklu gazetecinin olmadığı, “kral çıplak” demenin bir beyan kabul edildiği bir Türkiye için mücadele edeceğimizi vurguluyoruz.

Hakikate ihanet etmeyen, ihanet etmeyenleri asla unutmayan herkesi, “kral çıplak” diye bağıran çocuğun samimiyetiyle kucaklıyoruz.

EĞİTİM-İŞ Merkez Yönetim Kurulu
10 Ocak, 2018, Ankara
===========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ Genel Merkezi’nin bu gün yaptığı basın açıklaması, siyasal tarihe net biçimde not düşen içeriktedir. AKP Genel Başkanı bu günkü konuşmalarında 15 yıldır sağlanan başarıda (ekonomik!) hukuk devletini ödünsüz uygulamalarının önemli katkısı olduğunu söyleyebildi..

Gerçekten değerlendirmekte zorluk çekiyoruz. Erdoğan ülkemizin durumunu gerçekten böyle mi algılamaktadır, siyaseten mi böylesine davranarak acı gerçekleri halk yığınlarından kaçırmaktadır? Gerçekte her 2 durum birbirinden daha az ürkünç (vahim) değildir.

Çarpıcı bir örneği biz verelim.. Bilindiği gibi İngiltere’nin yazılı – biçimsel (formel) bir Anayasası yoktur. Zamana yayılan, Anayasa değerinde tutulan geleneksel metinler vardır. Bunların ilki taaa 1215’e tarihlenen Magna Carta Libertatum‘dur (Büyük Özgürlük Şartı). 64 maddelik bu görkemli metin, ilk kez, mutlak yetke (otorite) olan ve bu gücünü Tanrı’dan aldığı kabul edilen Kral’ın temel yetkilerinde sınırlamalar getirerek Lordlar Kamarası’nın temelini atmıştır. İlerleyen yıllarda 1679 tarihli “Habeas Corpus” oldukça önemli bir hak ve özgürlükler bildirgesidir. Buna göre,

  • “Korkma, Kralın adamları seni haksız olarak tutarsa,
    bağımsız yargıçlar ilk fırsatta seni salıverecektir..”

Açıkça ve kestirmeden söyleyelim – saptayalım                 :

1. Türkiye’de devr-i AKP’de temel insan hak ve özgürlükleri, İngiltere’de yayınlanan 1679 tarihli Habeas Corpus‘tan daha geridir!

2. AKP iktidar olduğunda ülkemizin demokratik düzeyi 100 birim kabul edilirse,
16. yılda bunun %95’i eritilmiş, kala kala ne yazık ki %5’i ancak kalabilmiştir!

Durum tam da budur ve gerisi boş sözdür (laf-ı güzaftır..) !

AKP ya az eğitimli kitleleri aldatmaktan vazgeçecektir ya da içine düştüğü şizofrenik durumdan (gerçeklikten koparak düşler dünyasında yaşamak kurtulacaktır. Tersinde dayatırsa
ne ya da neler olabilir, kestirmek hem çok güç hem de değil.. Nitekim Erdoğan bu gün kaymakamlara seslenirken, “mezhep temelli (O ‘mezhebi’ diyor ne yazık ki!) çatışmalar çıkarmak isteyenlerin olduğunu belirtti ve kaymakamların bunu engellemesini istedi.

Gerçekte Sünni İslamı ülkeye Devlet şiddeti ve gücüyle dayatan AKP iktidarı değil mi?
Üstelik bunu siyaseten – siyasetin gereği olarak yaparak; içtenlikle Müslüman olarak inanmadan!

GEZİ isyanı Erdoğan’ın ATATÜRK ve İNÖNÜ’ye 2 ayyaş demesi ile başlamadı mı? Onun da arkasında yaşamı iyice dinselleştiren ağır sınırlamalar içeren bir yasa düzenlemesi için halkın tepkisini “İki ayyaşın çıkardığı yasa oluyor da bizimki niye olmasın?!” diyen kendisi değil mi?? Bir toplumun değerleri böylesine körü körüne aşağılanıp hiçe sayılabilir mi??

Eğitim alanında DİNCİLEŞTİRME = SÜNNİLEŞTİRME dur durak tanımadan dayatılıyor.
Bir avuç İstanbul Bulgar cemaatine milyonlar harcanarak kilise onarımı yapılıyor ama nüfusun 1/4’ünü oluşturan Alevi halkımızın tapınma (ibadet) yeri Cemevlerini tanınmayarak Cami’ye gelmeleri buyuruluyor..

Şimdi de ortaokul ve liseler için 3 çember formülü.. Bir başka ateşle oynama örneği daha…

AKP galiba tüm güçleri ele geçirdiğinden öylesine emin ki;
– Ne ölçüde ve nitelikte baskı uygularsa uygulasın halkın kafasını kaldıramayacağını,
ağzını açanı ezeceğini düşünüyor.

Çok önemli ölçüde böyle de yapıyor.. Peki bu rejimin siyaset biliminde karşılığı ne?

Dinci faşist diktatörlük! Bir kez daha vurgulayalım, üstelik siyaseten, içten inançla değil!

Çok yazık ediliyor ülkemize çoook..
AKP akillerinin mutlaka frene basması gerek..  Çoook deli dolu gidiyor iktidar çoook..

Sevgi ve saygı ile. 10 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi – EĞİTİM-İŞ Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YENİ SINAV SİSTEMİ (ÖOYS): ÖZEL OKULLARA YÖNLENDİRME SINAVI

 YENİ SINAV SİSTEMİ (ÖOYS): ÖZEL OKULLARA YÖNLENDİRME SINAVI

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Üst üste ve hazırlıksız yaptığı değişikliklerle sınav sistemlerini yap boza çeviren Milli Eğitim Bakanlığı, TEOG yerine getirilen liselere giriş sınavı ile ilgili örnek soruları yayınladı.

Örnek sorular, bu kadar köklü bir değişikliğin ne kadar hazırlıksız ve çarpık yapıldığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Sözel sorularda çok paragraflı metinler yer alırken, sayısal sorularda ise grafik, resim ve tablolara yer verildi.

Sorulara baktığımızda; öğrencilerden okuduklarını anlamaları, bilgilerini kullanmaları ve yorumlamaları, eleştirel düşünebilmeleri, analiz ve sentez yapabilmeleri beklenmektedir. Bugüne kadar daha çok bilgi ve kavrama basamağından sorulara alıştırılan öğrenciler,
bu sorularla bir anda analiz ve sentez basamağına geçirilmeye çalışılmaktadır.

HAZIRLIKSIZ BİR GEÇİŞ

Bu sorular göstermiştir ki MEB, en başta şu gerçeği görmezden gelmiştir: 6 ay gibi kısa bir sürede kavrama basamağındaki soru/ anlatım tarzından analiz ve sentez gerektiren anlatım tarzına geçmek mümkün değildir. Bunun için en az 4 yıllık eğitim gerekmektedir. Bu durum yıllardır TEOG’a hazırlanan öğrencilerimizi mağdur edecektir. İlkokul 1. sınıftan itibaren (AS: başlayarak) test odaklı sistemlere alıştırılan çocuklardan, aniden ALES tipi sorularda başarılı olmalarını beklemek, bilimsel gerçeklikle örtüşmeyecektir.

Zorluk düzeyi çok yüksek sorular nedeniyle, birçok öğrenci sınava girmekten vazgeçebileceği gibi özel derse olan ihtiyaç da artacaktır. Sınava hazırlıkta ders kitaplarının yeterli olacağını kaynak kitapların kullanılmaması gerektiğini söyleyen MEB’e soruyoruz: Öğrenciler bu tür soruları ders kitabında bulamadıklarına göre nerede bulacaklar? MEB’in yayımladığı kazanım testlerinde neden bu tür sorular yok?

Böylece “Sınav kaldırılacak, çocuklarımız yarış atı olmaktan kurtarılacak, çocuklarımız dershanelere mahkum edilmeyecek..” gibi söylemlerin ne denli temelsiz olduğu, aksine daha çok sınav ve daha çok eşitsizlikle karşı karşıya kalacağımız bir kez daha MEB tarafından kanıtlanmıştır.

BÜYÜK BİR EMEK GASPI!

Eğitim konusundaki köklü değişiklilerde, bu alanın paydaşı olan sendika, akademisyen ve uzmanlara danışmayan, “Ben yaptım, oldu”cu tavrını sürdüren MEB, bu altyapısı hazırlanmamış köklü değişiklikle büyük bir emek gaspına yol açacaktır.

Sınav sistemleriyle oynamak yerine öncelikle eğitim sistemimiz bu sorulara göre şekillendirilmeli, öğretmenler de bu sorulara göre eğitilmeliydi. Ama hem eğitim sistemimiz, hem de öğretmen ve öğrencilerimiz bu hızlı geçiş için hazır hale getirilmedi.

Oysa bilimsel bakış açısı gösteriyor ki: başarılı olabilecek bir sistem, en az 11 yıl boyunca uygulanabilir olmalıdır. Çünkü sistem gereği; bu öğrencilerden tam anlamıyla 11 yılın sonunda verim alınabilecektir.

‘NİTELİKLİ’ MAĞDURİYET

Çocuklarımızın, hazırlanmadıkları bir sisteme entegre edilmeye çalışılarak yaşayacağı mağduriyeti, MEB’in yeni icadı olan ‘nitelikli lise’ kavramı da pekiştirecektir. Bu liseleri kazanamayan öğrencilerin niteliksiz olduğu algısı doğacak, pedagojiye, bilimselliğe ve
vicdana aykırı bir tablo oluşacaktır.

Eğitim-İş olarak uyarıyoruz; öğrencilerin dört yıl boyunca emeğini heba edecek bir uygulama söz konusudur ve büyük mağduriyetler yaratacaktır. Bugünden tezi yok akılcı, bilimsel, eşit, parasız, toplumun kabul ettiği daha adil bir sistem getirilene kadar, bu yıl eğrisi ve doğrusuyla eski sistemle devam edileceği açıklanmalıdır.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
===========================================

Dostlar,

Sinirlerimize egemen olmakta giderek daha çok güçlük çekiyoruz.
Milyonlarca çocuğumuzun ve ailelerinin gelecekleri ile nasıl böyle oynanabilir!?
Bu ülkede hiç yaraşırlık (liyakat) denen kavrama – kuruma yer kalmadı mı??

Anayasa’nın 70. maddesi de mi rafa kaldırılmıştır devr-i AKP’de?!

  • ANAYASA madde 70 – Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
    Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

Bu ülkede koskoca Milli Eğitim Bakanlığını -ki 1 050 000 dolayında öğretmen ve 18 milyon öğrenciyi içeren devasa bir sistemdir- bilimsel akılcılıkla yönetecek kadrolar kalmadı mı?
Bunca belirgin yanlışlar yapıldığına göre AKP kadroları içinde bu niteliklere sahip eğitimci, eğitimbilimci yok! Mütevazi birikimi – olanakları ile 50 (elli) bin dolayında üyeli ve bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in yukarıdaki yetkin – bilimsel açıklamasına bakar mısınız!

Hem kel hem fodul örneğinde olduğu gibi AKP iktidarı danışmayı da bilmiyor. Allah’tan korkmak gerekir.. Hem yetkin (ehil) değilsiniz, hem bilene danışmıyorsunuz hem de kula kul olup tek bir kişinin ağzından çıkanı haşa “ayet” belleyip ülkeyi – halkı perişan ediyorsunuz.
Hiç kuşku yok, bu yapıp -etmeleriniz (amelleriniz) karşınıza mutlaka çıkacaktır.
Yazık ediyorsunuz bu ülkeye ve mazlum halkına çooooook yazık. Yıkıcı oluyorsunuz,
yapıcı değil..

Yılbaşı eğlencelerini yasaklıyorsunuz.. Oysa OHAL altında yaşatılıyoruz 1,5 yıldır ve
hala güvenli bir yeniyıl kutlaması için bile güvenliği -sözde- sağlayamıyorsunuz öyle mi??
Tek başına iktidarınızın 16. yılına girdiniz öyle mi??.. Siz ne zaman aynaya bakacak
ve ibret alacaksınız?

Yasal olarak hakaret sayılmayacak olsa ve terbiyemiz elverse “Allah belanızı versin!” demek geliyor içimizden.. Gene de Allah sizi ıslah etsin diyoruz can-ı gönülden; hem de tez elden..

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
EĞİTİM-İŞ Üyesi ve Bilim-Danışma Kurulu Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AYBÜKE ÖĞRETMENİN KATLEDİLMESİ DEVLETE DERS OLMALI

AYBÜKE ÖĞRETMENİN KATLEDİLMESİ DEVLETE DERS OLMALIDIR!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

PKK terörü, bir kez daha sivil, masum bir cana kıymış, Batman’da görev yapan 22 yaşındaki müzik öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın, narin vücuduna isabet eden kurşunlarla can vermiştir.

Yurdun maalesef çatışmalardan uzak olmayan bir yerinde, ilk meslek yıllarını geçireceği haberini bile “Öğretmen oldum” diye yakınlarına müjde olarak veren, Türkiye’nin her toprağını ve o topraklarda yeşermiş her yavruyu eşit gördüğü anlaşılan Aybüke öğretmenin, Batman’ın en merkezi yerlerinden birinde, sokak ortasında hayatını kaybetmesi, Türkiye’nin yüreğine ateş düşürmüştür.

Geriye kalan acı ve öğretici gerçek şudur:

Ölümünden birkaç gün önce, arkadaşına attığı bir mesajda, “Türkiye’nin teröre hedef olması konusunda elinin kolunun bağlı olması”ndan duyduğu sıkıntıyı anlatan Aybüke öğretmen, eli kolu bağlı olmayan devlet tarafından korunamamıştır.

Görünen o ki, devletin sağladığı güvenlik açısından – Aybüke’nin hayalinin aksine- yurdun her toprağı hâlâ ve ne yazık ki eşit değildir.

Neredeyse tüm yakın Ortadoğu ülkelerine AKP politikaları nedeniyle asker yollayan,
hatta bugünlerde Katar’a bile birlik yollamanın masaya yatırıldığı ülkemizde, terör,
hâlâ kol gezmektedir.

Eğitim İş olarak iktidara sesleniyoruz; Mustafa Kemal Atatürk‘ün dediği gibi, yeni nesiller öğretmenlere emanet ise, yurdun her köşesini görev yeri sayan öğretmenlerimizin canı da devletin kudretine emanettir.

Yaşamının baharında canından olan Aybüke Yalçın’ın, teröre verilen son kayıp olmasını
ve bu yaşananların devlete ders vermesini umuyoruz.

Başta Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimizin ailesi ve sevenleri olmak üzere,
tüm Türkiye’ye baş sağlığı diliyoruz.

EĞİTİM-İŞ Merkez Yönetim Kurulu
http://www.egitimis.org.tr/guncel/sendika-haberleri/aybuke-ogretmenin-katledilmesi-devlete-ders-olmalidir-2404/#.WTxyLuvyh1s, 11 Haziran 2017
===================================

Dostlar,

Biz de, EĞİTİM-İŞ üyesi ve bir tıp eğitimcisi yurttaş olarak acıyla paylaşıyoruz bu iletiyi..

AKP son 4-5 yılı ‘‘AÇILIM SÜRECİ” saçmalığı ile PKK ile mücadele yerine müzakere etmeyi seçmeseydi ve bu arada PKK’nın tüm ülkeyi hendeklerle bölmeyi hedefleyen, dağı – taşı ağır silah – bomba – mühimmat – terörist ile doldurmasına göz yummasa idi, 2002’de iktidar olduğunda bitmek üzere olan PKK sorunu çözülmüş olabilirdi..

PKK silahı bumerang gibi dönmüş ve AKP’li Kozluk belediye başkanı Veysi Işık’a suikast amaçlı yönelmiştir. Arada seken kurşuna kurban olan ise masum Aybüke öğretmendir.

Pekiiii, Ceza Hukuku terminolojisi ile sorarsak; bu cinayetin ”asli faili” kimdir???

Söylersek suç olacak. OHAL var memlekette!

Sevgi, saygı ve acı ile. 11 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ
Üyesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Işık Kansu : Salak mıyız biz?

Salak mıyız biz?

Işık Kansu
Cumhuriyet, 15.04.2017

Öyle mi? Olabilir bir şey mi bu?
Akla mantığa, tarihin akışına, insanlığın ve yurttaşlığımızın ulaştığı evreye uyar mı?
Kul muyuz, köle miyiz biz?  Daha da ötesi sıfır numara salak mıyız?
Değiliz, olmayacağız. Olmadığımızı, olmayacağımızı yarın sandık başında göstereceğiz.
*****
İzin yok
Bu halk: Namık Kemal’in, Tevfik Fikret’in şiirleri ile beslenen; mersiyeler yazan, Verlaine’den şiir çevirileri yapan…
Jean-Jacques Rousseau’dan Max Beer’e; Balzac’tan Maupassant’a, Ahmet Vefik Paşa’dan Evliya Çelebi’ye birçok yazarın yapıtını okuyan… Gazeteler, kitaplar çıkaran…
Büyük Taarruz’dan yalnızca birkaç gün önce Akşehir’de Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını bitiren… Ömrü boyunca elinden geçen kitapların sayısı 3
997’ye varan…
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in;
Topu topu iki şairin şiirlerini döne döne konuşmalarının arasına sıkıştıran,
üniversite diplomasının varlığı bile tartışmalı bir kişinin bencilliği yüzünden yıkılmasına
izin vermeyecektir.
*****
Afganistan’a doğru
Eğitim-İş’in, basında her nedense pek ilgi görmeyen Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine dayanarak yaptığı araştırma, laik-bilimsel eğitimden epey uzaklaştığımızı ortaya koyuyor :
=======================================================
– 2012-2013 eğitim – öğretim yılında 1.099 olan imam hatip ortaokulu sayısı geçen yıl 1961’e, bu yıl 2777’ye;
– 708 olan imam hatip lisesi sayısı ise geçen yıl 1149’a bu yıl ise 1408’e çıkmış.
– İmam hatip lisesi öğrenci sayısı 634 bin 406,
– imam hatip ortaokulu öğrenci sayısı ise 657 bin 20 olmuş.
– AKP iktidara geldiğinde 71 bin 100 olan imam hatip öğrencisi 1 milyon 291 bin 426’ya yükselmiş.
=======================================================
TÜRGEV’ci Bilal Erdoğan’ın “5 yılda 1 milyon imam hatipli” hedefi vardı ya…
İşte ona bir yılda ulaşma başarısını göstermişiz!
Bir önemli saptama daha: 2013-14 eğitim-öğretim yılında okullaşma oranı ilkokullarda %99.57 iken, bu yıl bu oran %98.13’e düşmüş.
Daha da önemlisi; 2013-14 eğitim-öğretim yılında %99.61 olarak gerçekleşen kız çocuklarının okullaşma oranı ise geçen yıl %98.90’a, bu yıl ise %98.19’a gerilemiş.

  • “Evet”lendiler mi de, Taliban Afganistan’ına döneri artık.
    *****
    TEMA gönüllüler arıyor

TEMA Vakfı, başta topraklarımız olmak üzere doğal varlıklarımızı koruma savaşımında
gönüllü olacak Ankaralı ilçe ve mahalle sorumluları arıyor. İstekliler, vakfın İç Anadolu
Bölge Koordinatörü Elif Özcan Güneri’nin elif.ozcan@tema.org.tr elektronik posta adresine
21 Nisan’a değin başvurabilirler.
=====================================

Evvvet… değerli Işık Kansu… Cumhuriyetimizin erken dönem efsane çocuk hekimi
Dr. Ceyhun Atıf Kansu‘nun hatırlı emaneti.. Ne hoş yazılar yazıyorsunuz siz Cumhuriyet’te!

Elbette salak değiliz ve bu gün, 16 Nisan 2017 günü Ulusumuzun sağduyulu çoooook
büyük bir bölümü, kendisine kurulan ANAYASA TUZAĞI‘na net olarak “HAYIR” diyecek.. Bu sonuç, hepimiz için “hayırlı” olacak.. Erdoğan ve AKP başta olmak üzere..
Çünkü gerçekten çooook yanlış ve ülkemiz için çoook zararlı, bize yakışmayan bir despotizme sürükleyebilir bu anayasa değişlikliği.. Bunca yetkiyle yoldan çıkmayacak insan olamaz!

Ne yazık ki kökü dışarıda, ülkemizde yazanı belirsiz bu 18 maddenin!.. Yurt dışında yazıldı!
Ve ne yazık ki Erdoğan’ın 17-25 Aralık yolsuzluğu başta olma üzere oğlunun, kendisinin,
kimi AKP’lilerin bulaştığı yasa dışı işler nedeniyle kendisini tüketmek (tasfiye etmek) üzere baskı – şantaj – tehdit ile önüne kondu.. Erdoğan tutsak alındı bir bakıma.. (Bu konuyu sitemizde daha önce yazmıştık, tıklayarak okuyabilirsiniz :
SARAYDA TUTSAK ERDOĞAN’a YARDIM ETMELİ..)

Dolayısıyla Erdoğan direnemedi ve yaşamının en ağır çaresizliği – ikilemi içinde bu diktatörlük anayasasını halka sundu.

  • Anaysa değişikliği onay alırsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan çok daha tehlikeli biçimlerde kullanılacak; ATEŞE ATILACAK kendisi de ülkemiz de!
  • İnanınız Erdoğan’ın bile gizli oylamada “HAYIR” vermesi çoooook olası.
  • Başbakan Binali beyin de, pek çok Bakan ve AKP milletvekilinin de “HAYIR” demesi
    çok makul..
    Nitekim 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “hayır” oyunu açıkça belli etti, Erdoğan’ın Kayseri mitingine çağrısına uymadı.. Önceki Başbakan A. Davutoğlu da Konya mitinginde “evet” oyu istemedi. Halkın seçimi ne olursa saygı duyacağını söyledi..

Uluslararası politik deyimle -ne yazık ki- artık Erdoğan “Lame duck” (topal ördek) tır..

  • Halkımız, aklıbaşında AKP’liler de dahil, bu çıkmazdan ülkemizi “HAYIR” oylarıyla çıkaracak!

    Raydan çıkarılmış Türkiye yönetimi böylelikle yoluna konabilecek, normalleşebilecek..
    Buna çoook gereksinimimiz var.. Sorunlarımız öylesine çok ve öylesine ağır ki..
    Asla TEK ADAM ile değil, ancak güçlü bir TBMM ile başedebiliriz bu ağır kuşatmayla..

Sevgi ve saygı ile. 16 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com