Etiket arşivi: Taliban

ATIN AĞZINDA KAÇ DİŞ VARDIR? YA DA DİNSEL BAĞNAZLIK NEDİR?

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Varan -1

Orta Çağ dönemidir. Papazlar (Hristiyan Ulema) Paris’te, atın ağzında kaç diş olduğunu saptamak üzere bir kilisede toplanırlar. Rahatsız edilmemek için de, kilisenin kapılarını kapatıp dışarıya nöbetçi dikerler.
Tartışma birkaç gün sürer. Ama bir sonuca ulaşılamaz. Çünkü atın ağzında kaç diş olduğu bilgisi Hristiyanların kutsal kitabı olan İNCİL‘de yoktur.
Zaten o zamanın ruhban sınıfına göre, İncil’de olmayan bir bilginin doğruluğu asla kabul edilemez.
Toplantıdaki genç bir papaz, tartışmayı sonlandırmak için, bir atın bulunup dişlerinin sayılmasını önerir. Fakat yaşlı papazlar, böyle bir şeyin İncil’e hakaret olduğunu ve İncil’in dünyevi ve uhrevi her türlü bilgiyi kapsadığını ileri sürüp genç papazı AFOROZ ederler. Yani dinden çıkmış sayarlar(×).
Halbuki genç papazın önerisi aklîdir (ussaldır), deneyseldir, bilimseldir ve doğrudur.
Meraklıları için söyleyelim; kimi at cinslerine göre önemsiz farklar olmakla birlikte, yetişkin aygırların ağzında 40, kısrakların ağzında 36 diş vardır.

Varan- 2

1970’li yıllardı. Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde görev yapıyordum. Adını vermek istemediğim Dindar(!) bir meslektaş büromdan içeri girdi. Elindeki birkaç sayfalık bir yazıyı bana uzattı.

– “Sen eski bir imamsın bu yazıyı oku. Çünkü bir dergide yayınlamak istiyorum.”

Yazıyı okumaya başladım. Yazının özü, özeti “Kanatlı hayvan pisliklerinin (bağırsak çıktılarının) suları kirletmeyeceğini, bu çıktıların bulaştığı suların içilebileeğini” savunuyordu.
Gerekçesi de bir savaş esnasında, Hz. Peygamber’in, kanatlı hayvan pislikleri bulaşmış bir göl suyundan içmeleri için askerlere izin vermesiydi. Eğer İslam peygamberi bir konuda ruhsat vermişse bu ruhsat her zaman ve her koşulda doğru olmalıydı.

Çöl koşulları, savaş durumu, başka bir su içme seçeneğinin yokluğu hatta Hz. Muhammed’in de bir fani, herkes gibi bir kul, insan olduğu unutulmuş ya da göz ardı edilmişti…

İlgili arkadaşa,

– “Bak arkadaşım, yanı başımızda fen fakültesi laboratuvarı var. Kuş pisliği bulaşmış bir su örneği hazırla. Laboranta ver. Laborant tahlili yapar ve doğru sonucu sana söyler.” demiştim. Ancak ben, ilgili kişi tarafından inanç zayıflığı ve haşa, Hz. Muhammed’e saygısızlıkla suçlanmıştım!..

Ne yazık ki, bu vb. bağnaz tutumlar, ilk emri “oku” yani öğren araştır olan ve “aklı olmayanın dini olmaz”, ” aklını kullanmayanın üzerine pislik yağar” diyen Kutsal kitabımıza da aykırıdır.
Bu bağnaz zihniyet (anlayış), Taliban, IŞİD, Bokoharam… vb. cemaatların zihniyetidir.

Ne yazık ki bu vb. tutum ve davranışlar, Türkiye dahil, çoğu İslam ülkelerinin belli cahil kesimlerinde hala yaşamayı sürdürüyor.

1400 yıldır hala, nakilci din ve inanç anlayışından akılcı din ve inanç anlayışına henüz tam olarak geçemedik.

Son söz                          :

Hiç unutulmasın ki akıl, idrak ve bilimden yoksun kör ve bağnaz cehalet; salt aklın ve bilimin değil; salim ve doğru din anlayışının, yani gerçek İslam öğretisi ve ahlakının da baş düşmanı ve celladıdır.

(×)- Abdülbaki Erdoğmuş; İSLAMSIZ MÜSLÜMANLIK, Elips Yayınları, 2022, İkinci Baskı.ss 127-128

Siyasal İslamcılar için her yol mübah : ‘Soru çalmayı doğal görüyorlar’

Prof. Dr. Maraş, siyasal İslamcılar için her yolun mübah olduğunu söyledi: ‘Soru çalmayı doğal görüyorlar’

Prof. Dr. İbrahim Maraş, siyasal İslam konusunda uyararak “İslamcı STK’lerdeki devlete rakip olmaktan çok devletin yanında görünme dönüşümü kimseyi aldatmamalı. Her zaman ikinci bir ajandaları var. Bu ajandanın ilk maddesi, mevcut düzeni yıkıp yerine kendi kafalarındaki şeriat düzenini getirmek” dedi.

09 Ağustos 2022 Cumhuriyet

Prof. Dr. Maraş, siyasal İslamcılar için her yolun mübah olduğunu söyledi: 'Soru çalmayı doğal görüyorlar'İlahiyatçı Prof. Dr. İbrahim Maraş, siyasal İslamın geçmişini, Türkiye’deki durumunu, özelliklerini, amaçlarını ve ideolojik konumlarını Cumhuriyet’e anlattı.

Özellikle Türkiye’de, siyasal İslamın Türk kelimesine, millet kavramına, milli marşa, bayrağa ve devlete bütünüyle düşman olduğunu vurgulayan Maraş,

  • “Onlara göre ‘devrim’ için her şey mübah; soru çalmak, kadrolaşmak, torpil, hırsızlık, İslam davasının muzafferiyeti için doğal ve gerekli” dedi.

Maraş,

  • Siyasal İslamı, “tercümelerden doğmuş; gerçekçilikten, gelenekten, derinlikli düşünceden ve yaşamdan kopuk; tepkisel, devrimci, tektipçi, sosyal değişimi reddeden ve ötekileştirmeye dayalı ideolojik ve siyasi temelli ütopik bir hareket” olarak nitelendirdi.

Maraş,

  • Düşünsel veya sosyal bir hareket değil, çünkü ideolojik ve siyasi yapısı onu daha selefi ve radikal bir çizgiye itmiş ve toplumsal yönü gözükse de topluma tektip, zamana, mekâna ve olgusal duruma göre değişmeyen ve sloganik bir ‘sözde İslami’ anlayışı dikte ettirme üzerine şekillenmiştir” dedi.

“DİKTATÖRLÜĞE MEYİLLi”

“İslamcılık, Türkiye’de ve dünyada, 18. yüzyılın son çeyreğinden başlatılsa da bu kesinlikle doğru değil. Türkiye’de İslamcılık, 1960’lardan itibaren başladı” diyen Maraş, “Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya atılmış fikirler, kesinlikle İslamcılık değil. Bu dönemde kullanılan tabir, siyasi olmayan bir ittihad-ı İslam, İslamlaşma fikridir. Ana hareket noktası da akılcı ve bilimi reddetmeyen bir din olarak inanılan İslamın ana kaynaklarına, gelenekteki yorum zenginliğine dönerek ve aynı zamanda Batı medeniyetinden de faydalanılarak yeni bir medeniyet inşa etme düşüncesidir.” ifadelerini kullandı.

Siyasal İslamcılığın ise “kendi dışındakini dönüştürmeyi, buyurganlığı, ötekini tanımlamayı ifade ettiğini” aktaran Maraş, “1960 sonrası günümüze kadar gelen İslamcılık, toptancı ve aspirinci bir yapıdadır. Batı’yı neredeyse toptan bir reddedişe dayanır” diye konuştu.

Siyasal İslam’ın ortaya çıkışında “sağlıklı modernleşememiş muhafazakâr toplulukların, sözde dine sığınma hastalığının etkili olduğunu” kaydeden Maraş, “Bu yönüyle İslamcılığın çıkış nedenlerinden biri, kendilerini zihnen ve ilmen yenileyemeyenlerin çaresizlik ve sömürgecilik karşısında ortaya attıkları bir ütopyadır. Yani özellikle taşralı gençlerin, şehirlerde kendi metaevrenine, gettosuna çekilip acılarıyla başbaşa kalma anlayışıdır. Ezildiğine inanan bu arabesk yapı, fırsat bulduğunda ezmeye, acılarının kinini almaya, kinini din edinmeye, dolayısıyla da adaletsizliğe, şiddete ve diktatörlüğe meyillidir. Bunun en önemli sebebi, hayallerinden sıyrılıp gücü elde ettiklerinde zihinlerindeki İslamileştirmeyi hızlandırma isteğidir” diye konuştu.

Maraş, siyasal İslamcıların önemli bir kesimi için tekil (üniter) devlet ve millet gibi kavramların “şirk ve küfür” olarak değerlendirildiğini, bu nedenle bu yapıların “etnik ayrıştırmacı ve bölücü hareketlere yakın durduğunu” da vurguladı.

“TASAVVUFİ ANLAYIŞ”

Bu nedenle bu tür bölücü yapıların İslamcılık” söylemi altında gizlenebildiği uyarısında bulunan Prof. Maraş,

  • “Bugünkü tarikat ve cemaatler, tasavvufi görünümlü olsalar da düşünce tarihindeki tasavvufi anlayışla herhangi bir alakaları kalmamıştır.
  • Çoğu tipik bir İslamcı hareket olarak sahne almaktadır.
  • Son zamanlarda İslamcılığın, bilhassa gençler arasında Selefilik ve Vahhabiliğe doğru bir eğilime yol açtığı da görülmektedir.
  • Bu yönelişte ülkemizdeki sığınmacıların ve bilhassa Sakarya, Trabzon ve Rize’ye konuşlanmış dış destekli Vahhabi-Selefi grupların da ciddi bir etkisi var” ifadelerini kullandı.

“KADIN ÖTEKİLEŞTİRİLİYOR”

İslamcılık deneyimi Türkiye’den eski olan bazı ülkelerdeki grupların çöktüğünü ve çıkmaz sokağa girdiğini, Türkiye’de de benzer bir durum olduğunu aktaran Maraş,

  • “İslamcılar, yönetimi üstlendiklerinde hayatın gerçekleriyle, devletle, demokrasiyle, büyük maddi imkânlar ve büyük hırsızlıklarla, ahlaksızlıklarla ve bunun meşrulaştırılmasıyla yüz yüze geldi. Bu da insaflı ve aklı başında az sayıdaki İslamcıda, İslami devrimin değil insani ve ahlaki devrimin yapılması gerektiği düşüncesini uyandırdı. Bana göre hiçbir İslamcı hareket ve dini grup, İslamcılık ve bilhassa dinin siyasetle eşitlenmesi sarmalından kurtulamaz.
  • Çünkü İslam dünyasındaki asırlardır kronik bir hastalık halini alan; aklı, bilimi, ahlakı, devlet yapısını dışlayan ve dini; geleneğe, nassa, sabit hükümlere, yorumlara, ideolojiye hapseden, cinsiyet ayrımcılığına ve kadın ötekileştirmesine dayalı yanlış bir İslam anlayışı var.
  • Bundan sıyrılabilmek için ciddi bir zihniyet yenileşmesi gerekli. Bu yenileşme olmadan İslamcılık, Taliban, IŞİD, el-Kaide, Boko Haram vb. hareketlerden asla kurtulamayız” dedi.

“TÜRKLÜĞE DÜŞMANLAR”

Maraş, Sovyet tehlikesine karşın desteklenmenin de siyasal İslamı besleyen kaynaklardan olduğunu söylerken “İslamcılar içinde ağırlıklı olarak yalnızca Türkiye’deki İslamcılar, Türk kelimesine, millet kavramına, milli marşa, bayrağa ve devlete bütünüyle düşmandır. Çocuklarına bile Türkçe ad vermezler. Halbuki Türkiye dışındaki İslamcılar, çoğunlukla, daha milli bir çizgidedir.” ifadelerini kullandı. Maraş,

  • Siyasal İslamın, özellikle Türkiye açısından “her türlü devlet, millet, vatandaşlık, bayrak ve vatan gibi kavramların reddine dayandığını”, aynı zamanda
  • “kendi hayal evrenlerinde kurulduğunu, bu düşüncenin de takiyyenin caiz olduğu inancına götürdüğünü” aktardı.

“SORU ÇALMAK, TORPİL MÜBAHTIR”

Maraş, şunları kaydetti:

  • “Yani ‘devrim’ için her şey mubahtır.
  • Soru çalmak, kadrolaşmak, torpil, hırsızlık, İslam davasının muzafferiyeti için doğal ve gereklidir.
  • Bu açıdan parti, STK, vakıf, okul ve benzeri bütün teşkilatlanmaları, sadece öyle görünmek için yapıyorlar. Bunlar sadece hedefe giden yolda basit araçlardır.
  • Son yıllarda İslamcı STK’lerdeki devlete rakip olmaktan çok devletin yanında görünme dönüşümü kimseyi aldatmamalı. Her zaman 2. bir ajandaları vardır. Bu ajandanın ilk maddesi, mevcut düzeni yıkıp yerine kendi kafalarındaki şeriat düzenini getirmektir.
  • Devlette kendilerine bir alan açılınca orayı gettolaştırıp başkalarına imkân tanımayacak hale getirmeye çalışırlar. Çünkü kendileri gibi ‘Müslümanca’ düşünenler bir yerlere gelirse hayallerindeki İslami düzeni kurabileceklerdir.
  • Halbuki şeriat, hukuk ve adalet demektir. Ama onlar için şeriat, zihinlerinde kurguladıkları veya bağlı oldukları mezheplerin ayet ve hadislerden çıkardıkları anlamların, özellikle de bunların yüzyıllar önceki toplum şartlarına göre yapılan yorumlarının, sabit bir hakikat olarak, aynen bugün için de tekrar edilmesidir.
  • İslamcı için din siyasettir, siyaset de dindir.
  • İslamcıların hemen hepsinin üzerinde durduğu belli başlı kavram ikileştirmeleri şunlar: Cahiliye toplumu / Müslüman toplum, darül-harp / darül-İslam, tağut idaresi (demokrasi) / İslami idare, beşeri sistem / İslami sistem, resmi İslam / sivil İslam, ehli dünya / öncü nesil veya altın nesil, tevhit /şirk, modernleşme / İslami uyanış.”

“TUTARLI YAKLAŞIM DEĞİL”

Siyasal İslamcıların, İslamcılığı geçmişle ilişkilendirmeye çalıştığını, ilk nedenin ise “yeni ortaya çıkmış, kimlik ve aidiyet sorunu yaşayan bir hareketi geçmişle ilişkilendirerek bizatihi İslamcıların kendilerine tarihsel meşruiyet sağlama gayreti” olduğunu aktaran Maraş, şunları kaydetti:

“İkinci sebep ise İslamcılık hakkındaki kıymetli çalışmalarıyla yakından tanınan İsmail Kara’nın ve onun gibi düşünenlerin, kendi gelenekçi düşünce çizgisinden kaynaklanan sebeplerle İslamcılığı bütün tecdit, ıslah ve yenileşme hareketlerini kapsayacak şekilde genelleştirme çabasıdır. Bu görüş, birçok İslamcının kabul ettiği bir düşüncedir. İsmail Kara’nın bu zorlama tanımı, oldukça gelenekçi ve yenilik karşıtı bir düşünce çizgisine sahip olmasından kaynaklanmaktadır. O, İslamcılığa eleştirel baksa da her türlü yenileşme hareketini İslamcılık olarak adlandırmak suretiyle İslamcıların tarihsel meşruiyet arayışlarına bir nevi haklılık kazandırmakta ve böylece İslamcılığı 18. yüzyılın son çeyreğindeki yenileşme hareketlerinden başlatmış olmaktadır. Bu yaklaşım tutarlı bir yaklaşım değil, kendi içinde çelişkiler barındırıyor. Hatta Sayın Kara, akıl-vahiy uzlaşmasının bile İslam’ın özünde olmayıp sonradan, yani ilk felsefi tercüme hareketleri döneminde sokulduğunu söyleyip, bunu da İslamcılığın fikri olarak sunmaktadır. Bu da tümüyle yanlıştır. Bunu kabul edecek olursak, başta Farabi olmak üzere akılcı, yenilikçi ve bilginin evrenselliğine inanan birçok İslam düşünürünün İslamcı olması gerekiyor ve aynı zamanda İslam medeniyeti diye bir şeyi ve bilginin, hakikatin ve İslam’ın evrenselliğini yok saymanız gerekiyor. Son olarak ilginç bir şey daha ilave etmem gerekir. Gerçekte İslamcı olmayan ama İslam dünyasının dertleriyle meşgul olan bir kısım aydın, İslamcılığın ideolojik cazibesinden veya ne olduğunun karıştırılmasından dolayı kendisini İslamcı zannediyor.”

Türkiye’nin düzensiz göçmen sorunu: Afganlar

Cumhuriyet, 11 Mayıs 2022

Bilindiği üzere ülkemiz son zamanlarda hızlanarak artan Afgan göçü ile birlikte büyük bir düzensiz göç sorunuyla karşı karşıya.

Afganistan’da 1990’lardan bu yana süregelen çatışmalar ve bunun sonucunda ortaya çıkan iç karışıklık 2000’lerin başından itibaren (bu yana) bölgede yaşayan Afganların ülkelerini terk etmesine yol açtı. 2001’de Amerika’nın El Kaide’yle mücadeleyi bahane ederek Afganistan’a müdahale etmesi sonrası ülkeden göç edenlerin sayısı artarak devam etmiş, 2021’de Taliban’ın Afganistan’da egemenliğini ilan etmesi sonucu doruk noktasına ulaşmıştır. Afganlar bu süreçte Pakistan ve İran başta olmak üzere Türkiye, Tacikistan, Özbekistan gibi ülkelere göç etmiştir ve bu göç günümüzde de sürmektedir.

HUKUKSAL DURUM

Türkiye özellikle Suriye iç savaşının başlangıcıyla birlikte (2011) büyük bir sığınmacı problemiyle karşılaşmış, bu süreçte Suriye’den Türkiye’ye daha önce benzeri görülmemiş büyüklükte bir göç gerçekleşmiştir. Göç İdaresi Başkanlığı tarafından 21 Nisan 2022’de açıklanan verilere göre Türkiye’de kayıt altına alınmış geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı toplam 3.7 milyon-dur. Bu kişiler, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. maddesi ve Geçici Koruma Yönetmeliği gereğince “Geçici koruma statüsündedir”.

Bu statü, YUKK’nin 91. maddesine göre kitlesel olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına gelen ve uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan yabancıların uluslararası koruma ihtiyacının sağlanması için acil çözümler bulmak üzere geliştirilen korumayı ifade etmektedir. Bu düzenleme, Suriyelilerin durumu özelinde uluslararası hukuktan bağımsız olarak oluşturulmuş bir iç hukuk düzenlemesidir. Bu düzenlemeyle Suriyeli sığınmacılar kayıt altına alınmış ve kendilerine geçici bir kimlik kartı verilmiştir.

Afganistan’dan ülkemize gelenlerin durumu ise Suriyeli sığınmacılardan farklıdır. Bu kişilerin büyük bölümü kayıt dışı ve hukuki statüsü bulunmayan düzensiz (kaçak) göçmenlerdir ve bu kişiler için uluslararası koruma süreci başlatılması da hukuken mümkün değildir.

‘KAÇAK GİRİŞ’

Bunun sebebi Türkiye’nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi ve YUKK’de bulunan düzenlemelerdir. YUKK’nin 74. maddesi,

“Başvuru sahibinin, sözleşmeye uygun korumayla sonuçlanabilecek bir uluslararası koruma başvurusu yaptığı veya başvurma imkânının olduğu güvenli üçüncü bir ülkeden geldiğinin ortaya çıkması durumunda başvuru kabul edilemez olarak değerlendirilir ve güvenli üçüncü ülkeye gönderilmesi için işlemler başlatılır” demektedir.

Afganistan’dan gelenler Türkiye’ye gelmek için yine Cenevre Sözleşmesi’ne taraf ülkelerden olan İran’dan geçmekte ve buradan Türkiye’ye varmaktadır. Dolayısıyla bu kişilerin İran’da uluslararası korumaya başvurma imkânı (olanağı) bulunmaktayken bu sürecin işletilmeden Türkiye’ye giriş yapmaları “kaçak giriştir”. Türkiye’nin, sınırlarından kaçak giren bu kişiler için uygulayabileceği bir koruma statüsü bulunmamakla birlikte, YUKK’nin 74. maddesi bu durumda uygulanması gereken hukuksal işlemi açıkça göstermektedir.

SINIR DIŞI EDİLMELİLER

  • Türkiye’de Afganistan’dan gelerek ülkeye kaçak giriş yapan yaklaşık 1 milyon düzensiz göçmenin bulunduğu tahmin edilmekte ve bu sayı giderek artmaktadır.

Bu aşamada, tehlikenin başka bir boyutuna dikkat çekmek için Afganistan’dan gelen kişilerin, Suriye’den gelen sığınmacılardan farklı olarak geçmişte ülkesinde savaşmış olan savaşçılar olduklarını ve daha siyasi nedenlerle Afganistan’dan kaçtıklarını belirtmekte fayda var. Bu durum ülkemiz için hem bugünümüzü hem de yarınımızı tehdit eden büyük bir güvenlik sorunudur.

Bütün bunlar göz önüne alındığında;
– sınırlarımızdaki kaçak göçmen geçişine karşı bir an önce gereken tedbirler alınmalı ve
– ülkemize kaçak giriş yapanlar için YUKK’nin 74. maddesi işletilerek bu kişiler sınır dışı edilmelidir!

AV. ARİF ANIL ÖZTÜRK

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 29 Eylül 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ÖNEM

RTE’yi peygamber yerine koyan AKP Ordu Milletvekili Şenel Yediyıldız, “2023 seçimlerinde verilecek her oyun, kılınmayan namazdan, tutulmayan oruçtan, gidilmeyen hacdan daha önemli olduğunu” söyledi.

Din tüccarı…

ŞERİAT

DİB’lığının bastırdığı “Müslüman ve Hayat” adlı kitapta, ”Yasama, yürütme  ve yargı şeri kurallara uyumlu olmalı” deniliyor.

Taliban’la farkımız kalmaması için Ali’ciği dinleyin…

YARGI

Yargının ceza vermediği Saygı Öztürk haberi için Basın İlan Kurumu, Sözcü Gazetesi’ni cezalandırdı.

AKP’liye laf etme, yargı margı hikaye!…

FAİZ

MB (emirle) faizi bir puan indirdi, Dolar bindirdi.

Dünya lideri ekonomi uzmanı ne demişti?..

FAHİŞ

Ticaret Bakanlığı müfettişleri “fahiş fiyat” araştırmasına girişti.

Fahiş müfettişlik harcamalarını denetim mekanizması kurulmalı…

NECATİBEY

İzmir’de Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanı’nın adını taşıyan okul, yasal engele karşın yıkıldı. Yerine Suriyeliler için okul yapılacak.

Okulun bulunduğu Hatay semtinde Suriyeli yaşamadığı açıklandı.

Atatürk dönemini milletin gözünden kaçırmak için sığınmacılara sığınıyorlar…

DOSTUM

RTE, ABD’ye gitmeden önce “Dostum” dediği Biden kendisiyle görüşmeyince, “Diğer başkanlarla böyle değildik” diye dert yandı.

Dost acı söyler, el acıtır…

ELÇİ

Cumhurbaşkanını temsil eden Washington büyükelçisi Mert Mercan’ın Biden tarafından değil bir bürokrat tarafından kabul edildiği ve bir restoranda güven mektubunu sunduğu açıklandı.

Ülkemizi ve devletimizin makamlarını aşağılatanlar aşağılıktır…

HAK

RTE, “Tüm bu programlarda gördüğümüz şudur; Türkiye ekonomisi hak ettiği yere gelmektedir.”

Kişi başına düşen ulusal gelir 2008’e göre 3 bin Dolar azaldı.

Bu mu milletin hakkettiği?..

YAKARIM

İ. Melih Gökçek, yargılandığı davalarla ilgili olarak, “İşin özetini söylüyorum, ‘Acaba Melih Gökçek hakkında suç duyurusunda bulunur da 17/25 Aralık öncesine Sayın Tayyip Erdoğan’a işi sarkıtabilir miyiz’ olayın altına yatan asıl amaç bu.”

Yanarsam, yakarım!..

SORUYORUM                                           :

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. Bakan Ruhsar Pekcan ve diğer bakanların/yakınlarının devlete mal satmasının (hem de bozuk ve fahiş fiyatla) soruşturulması neden engelleniyor?
  3. Sedat Peker’in suçlamaları kamuoyunda karşılık bulmasına karşın niçin araştırılmıyor? Suçlanalar niçin kendini savunmuyor? Cumhurbaşkanlığı niçin sessiz kalıyor?
  4. Orman yangınlarına karşı gerekli önlemleri almayarak yurdumuzun cayır cayır yanmasına, uygunsuz imara izin vererek sel felaketine sebep olanlar ne zaman hesap verecek?..

Limitsiz din sömürüsü

Gani AŞIK
ESKİ CHP KAYSERİ MİLLETVEKİLİ / MÜFTÜ

Cumhuriyet, 15 Eylül 2021

 

Dünyayı çiftliği olarak gören emperyalizm özelinde ABD, gezegenimizin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini belirleyip onlara el koymakla yetinmez, özellikle Latin Amerika ve Ortadoğu’da kullanışlı siyasetçi keşfi de yapıp gerekirse darbeyle iktidara taşır. Türkiye için Erdoğan’ın seçilmesini ve partisinin kurdurulmasını bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Çünkü Erdoğan, söyledikleri ile yaptıkları tutarlı, Batı’nın emperyal hesapları ile de örtüşen “davası”nın gözü pek bir mücahididir.

  • Sözünü açık, özünü gizli tuttuğu davası,
  • Atatürk’ün modern ve laik devletini şeriat devletine dönüştürmektir.
  • Demokrasi bizi istediğimiz durağa götüren tramvaydır, halk isterse laiklik elbette kaldırılır, hem Müslüman hem laik olunmaz” ifadeleri, İhvancı pusulanın yönünü çok net gösterir.

(Hafızı kelam ve ilahiyat eğitimliyim. En deruni duygularım ve tüm benliğimle Müslüman, sapına kadar da laikim).

Laisizmin inançlarla barışık olduğunu anlayabilmek için özgür düşünebilme yetisine sahip olmak gerekir.

İLK HEDEF ATATÜRK

Siyasi İslamın, tarikat ve cemaatlerin Atatürk’e duydukları bitmeyen kin, Ata’nın, yüzyıllardır saf ve eğitimsiz müminlerin beynine attıkları kördüğümü ve akıllarını bloke eden kemendi kudretli kılıcı ile kesip Anadolu halkını Kuran İslamı ile aracısız buluşturmasındandır.

Çarpık akidelerine göre “Laik devletle ve kurucusu ile boğazlaşmak Allah yolunda cihattır”. IŞİD, Taliban, El Kaide ve Boko Haram da bu “itikattan” beslenir.

Başımızdaki belanın özeti, Kurtuluş Savaşı’na karşı savaş açanların torunları ile o kutsal savaşta şehit düşenlerin torunlarının bugün de “Cumhuriyet mi, şeriat mı” kavgası
veriyor olmalarıdır.

Bekamızı doğrudan ilgilendiren bu saflaşmada, ihanet piyasası hain sıkıntısı çekmiyor. Hemşerim Seyrani, sanki bugünler için yazmış:

“Rum’un Ermeni’nin yağlı ketesi, kaypak Müslüman’ı dinden çıkarır.”

ŞERİATÇI HAMLELER

Atatürk’ün “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar ülkesi olmayacak” özdeyişine meydan okurcasına

  • Devlet İskender Paşa, İsmail Ağa, Menzil ve Süleymancılar arasında paylaştırıldı.
  • İktidarı temsil edenlerin de zaten bu cemaatlerin kravatlıları olduğu dikkate alınırsa,
  • laik Cumhuriyetin “tarikatlar devleti”ne dönüştürüldüğü net olarak görülür.

Bunların medreseleri ülkeyi bir ağ gibi sardı, vali ve kaymakamlar emre amade.

“Milli”liği adında kalan, sözde laik eğitim, dinci tarikatların sarmalında ve skolastik odakların kucağında. Atatürk’ün “irfanı hür, vicdanı hür nesiller” hedefi yerini, irfanı karartılmak, vicdanı köreltilmek istenen yeni bir gençlik profiline bırakmıştır.

  • Eğitimdeki tahribat vahimden de öte bir faciaya dönüşmüştür.

Ceylan derisi koltuklarda oturan, ofisi, şoförü ve çalışma kadrosu bulunan Vekiller, İstiklal Savaşı’nda derme çatma sandalye ve sıralarda oturan, han köşelerinde geceleyen, zeytin-peynire talim eden Vekillere gıpta ediyorlar. Çünkü Kurtuluş Savaşı’nı milli irade temelinde yürüten Mutafa Kemal, cephedeki en kritik gelişmeleri çok değer verdiği Meclis ve Vekillerle paylaşıyordu.

  • Erdoğan’ın devleti çürütme yöntemlerinden biri olan ucube sistemi, Gazi Meclis’i işlevsiz, vekilleri de işsiz ve yetkisiz bıraktı.

VE YARGI

Partili Cumhurbaşkanı, TSK’deki bir etkinlikten sonra, adli yıl açılışında da laik hukuku imana getirmek için, Ali Erbaş Hoca’nın mübarek nefesi ile yargının kalbini ve ruhunu hafifçe yelpazeletti!

Saray’dan “Atatürk’ün de Meclis’i dua ile açtığı” duyuruldu ama Mustafa Kemal’in gizli niyeti laik Cumhuriyetti, Saray’ın gizli niyeti ise bunu ortadan kaldırmaktır.

“Eylemler niyetlerle ölçülür” (hadis). Afro-Amerikalıların özgürlük simgesi Martin Luther King, yüz binlere hitaben yaptığı konuşmada “Bir hayalim var” demişti.

Benim de bir hayalim var: “Sayın Cumhurbaşkanı, laik yargının açılışında dini tören yapılamaz” diyebilecek Yargıtay başkanı ve ABD’de olduğu gibi “Ben cumhurbaşkanından önce anayasaya bağlıyım” diyebilecek komutan.

  • Eğitimden sonra Atatürk’ün ordusunu ve yargıyı da selefi İslam’a açma niyetleri, Türkiye’yi sonu karanlık büyük belaların girdabına çekebilir.

Son tahlilde;
– partisinin hedefine ulaşabilmesi ve iktidarını koruyabilmesi,
– siyasi, sosyal ve hukuki meşruiyet koşullarında yapılacak seçimle asla mümkün görünmediği için,
– Erdoğan, bilinen siyaset mühendisliğiyle çaresizlikler içinde çare arıyor.

Taliban: Söz/işlem/eylem

15 Ağustos akşamı Taliban silahlı güçlerinin Kabil’e girişi, uluslararası ilişki ve dengeleri yeniden biçimlendirecek. Bu yazıda, dünden bugüne Afganistan üzerine saptamalar ile yetinilecek.

Cumhurbaşkanı (CB) Gani kaçtı, fakat Afganistan’da kalan CB 1. başkan vekili E. Salih, vekalet yetkisinin kendisine ait olduğunu öne sürüyor.

Taliban’ın açıklamaları, Afganistan İslam Cumhuriyeti Anayasa’nın neresinde?

Fiili yönetime sıcak mesajlar gönderen Ankara, işlemi görmek için Anayasa’ya saygı çağrısında bulunma yerine, Taliban’ı ilk tanıyan yönetim olma hevesinde.

Tarihi kısa bilgiler, Taliban üzerine somut ipuçları sağlıyor.

İŞGALLER ve DARBELER TARİHİ

1747. İlk Loya Jirka (Büyük Kurul), Afganistan’ın ilk kralını seçti.

İngiliz işgaline karşı verilen savaşlar (1839-1842; 1878-1880) ardından 1919 Bağımsızlık savaşı, Kabil Anlaşması (1921) ile sonuçlandı ve Britanyalılar ülkenin bağımsızlığını tanıdı. Kral Emanullah ve Mustafa Kemal arasındaki dayanışma biliniyor. 1924’te Anayasa kabul edildi. Ankara Hükümeti, Afganistan modernleşmesine katkıda bulundu.

1928’de mollalar başkaldırdı.

1931 Anayasası, bakanların Şura önünde sorumluluğunu öngördü.

1963’e kadar on yıl süreyle başbakanlık yapan Kral’ın kuzeni prens Davut, 1973’te askeri darbe yoluyla Cumhuriyet ilan etti ve CB oldu.

1977’de Loya Jirka yeni bir Anayasa kabul etti.

1978’de Sovyet yanlısı darbe sonucu Davut öldürüldü ve M. Taraki CB oldu.

1979’da Taraki, boğazlanarak öldürüldü; SSCB Afganistan’ı işgal etti. (ABD ve Fransa, İslamcıları destekledi).

1989’da Sovyet kuvvetleri çekildi.

1992’de İslamcı direniş, Kabil’de iktidarı aldı; ama direnişin farklı hizipleri arasında savaş sürdü.

1996’da Taliban Kabil’i aldı. CB Necibullah, burularak bir jipin arkasına bağlanıp sürüklendi.

2001’de New-York ikiz kuleler saldırısı ardından ABD, Taliban yönetimine son verdi ve ülkeyi işgal etti; 2002’de NATO güçleri Afganistan’da konuşlandı.

2004’te, Afganistan İslam Cumhuriyeti Anayasası, Loya Jirka tarafından kabul edildi..

ULUSAL EGEMENLİK VE HAKLAR

Anayasa’ya göre; Afganistan’da egemenlik, kendini doğrudan veya seçilmiş temsilcileri aracılığıyla ifade eden ulusa aittir.
Afgan ulusu Peştun, Hazara, Özbek, Türkmen, Beluc, (…), Arap, Kırgız, Kızılbaş, (…) ve diğer boyları kapsar.

Afganistan yurttaşları, kadınlar ve erkekler, yasa önünde eşit haklara ve ödevlere sahiptirler.

İnsan özgürlüğü ve haysiyeti dokunulmazdır. Devlet, özgürlüğe ve insan haysiyetine saygı gösterir ve onları korur.

CB makamının boşalması durumunda, Başkanın görev ve yetkilerini, 1. başkan vekili üstlenir.

CUMHURİYET ve EMİRLİK

Fiili Taliban topluluğu açıklamaları üzerine niyet okuması yapılıyor. Oysa işlemi öne çıkarmak daha önemli. İslami şeriata göre yönetme iradesi yeterli değil. Örneğin kadın statüsü: İslam, yirmi yılda değişti mi?

Değişen Taliban ise eğer, bunun hukuki çerçevesi belirlenmeli. Bunu belirleyen ise, Anayasa. Talibanı, İslam Cumhuriyeti Anayasası’na saygıdan alıkoyan ne? Neden “İslam Emirliği” tercih edildi?

Kaldı ki, Taliban’ın evrildiği görüşünü, aynı dönemde halkın kazanımları ile birlikte değerlendirmek gerekir. Toplumun kazanımları nasıl korunacak?

Öte yandan, eğer Taliban, uzlaşmacı tavrını kanıtlamak istiyorsa, en azından, Doha Anlaşması gereği CB 1. başkan vekilini göreve çağırmalı; yeni Anayasa hazırlanıncaya kadar en azından 2004 Anayasası’na bağlı kalacağını açıklamalı.

ANKARA NE YAPMALI?

TSK unsurlarının NATO’nun Afganistan’da icra etmekte olduğu Kararlı Destek Misyonu ve devamı kapsamında yurt dışına gönderilmesi,” gerekçesi artık ortadan kalkmış olduğuna göre, Ankara, Kabil’deki güvenlik güçlerini 31 Ağustos’a kadar geri çekeceğini derhal açıklamalı.

Taliban yönetimini tanımak için, şu 3 aşamalı süreci beklemeli:

-Güvenlik güçlerini geri çekmek,
-Fiili yönetimin hukuki işlemini görmek,
-Uygulamasını izlemek.

YA TÜRKİYE?

  • Türkiye Cumhuriyeti -kamu tüzelkişiliği olarak-, dünyevi hukuk düzenine dayanmakta ve Devlet’in dini yoktur.

Bu nedenle, demokratik cumhuriyetçiler, Afganistan-Türkiye ilişkisi ile Taliban-AKP ilişkisi birbirinden ayırmalı; Taliban’dan esinlendiklerini saklamayan “siyasal İslamcıları” yakından izlemeli.

Sonra, göçmenlere karşı izlenecek yol ve yöntem ile Afganistan halkını algılama tarzı birbirinden ayrılmalı.

Nihayet, demokratik cumhuriyetçiler ile monokratik siyasal islam ve milliyetçiler arasında giderek derinleşen ayrışmada Afganistan dersleri,

  • Yurttaşlık-eşitlik ve laiklik kazanımlarını her zamankinden daha güçlü bir biçimde sahiplenmek için esin kaynağı oluşturmalı.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ : 11 Ağustos 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

SORUN

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’den sonra AKP Cumhurbaşkanı RTE de yangınlardan belediyeleri sorumlu tuttu.

Sorumlulardan sorunlu yaklaşım…

İMAM

RTE, istifa eden MEB Selçuk’un yerine İmam Hatip kökenli, Türkiye Gazetesi eski yazarı Mahmut Özer’i atadı.

Her yer imam, durmak yok yola devam..

ÇAKMAK

Bakan Pakdemirli’nin 13 Temmuz 2021’de Türkiye Gazetesi’ne demeci ”Çakmak yaksalar haberimiz oluyor”

Kibrit yakmışlar…

AYRAN

“Envanterimizde yangın uçağı yok” dedikten sonra “Yangına karşı en çok uçak, araç ve personeli olan ülkelerden biriyiz” diyerek kendini yalanlayan ve milleti kandırdığını sanan Bakan Pakdemirli Yunanistan’a uçak yardımında bulunacağımızı açıkladı.

En güzel iğne Sözcü Gazetesi’nden: ”Ayranı yok içmeye…”

İSTİFA

Yunanistan’da 14 helikopterden yalnızca 3’ü uçunca sorumlu general istifa etti.

Bizde uçaksız kalındı, ülke yandı herkes başarısıyla övünüyor…

SARIKLI

Sarıklı amiral uzun oyalamaların ardından emekli edildi.

Tarikat ödülü…

SEBEP

RTE, faizlerin düşeceğini söyledi, Dolar zıpladı.

Erdoğan sebep, enflasyon sonuç…

ÇÖZÜM

Şanlıurfa’da AKP’li Akçakale Belediye Başkan Yardımcısı Navi Çokan, CHP’yi ‘lanet bir parti’ olarak nitelendirip ‘bunları asmak şart’ dedi.

Ne mutlu bize böyle bilinçli, ileri görüşlü, yurtsever insanlarımız var da her sorunumuza çözüm buluyorlar!..

DON

Boya tüccarı Zafer Bağkale, “Kız (AS: “Kız” değil “kadın”) voleybol takımında ben maça konsantre olamıyorum. Federasyona söyleyin bacaklarına uzun don giysinler yoksa işimiz kötü” ifadelerini kullandı…

Sapık yobazın dünyası donla sınırlı…

KARDEŞ

MSB Akar, ”Şartlar oluşursa Afgan kardeşlerimizin güvenliği, huzur ve ihtiyaçlarının karşılanması, Afgan kardeşlerimize destek olması, havaalanını işletmeye talibiz.’’

  1. İsteyen kim: AB-ABD-AKP-RTE-Akar’ın kendisi- Türk milleti?
  2. Taliban’la savaşmak neden Türk askerinin görevi olsun?
  3. Sınırlarımızdan giren başıbozuk Afgan kardeşlerimizi önlemeye istekli değil misiniz?..

ÇOCUK

İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Kemal Memişoğlu, “Lütfen en az 3 çocuk yapalım”

Olur. Vatandaş yapar sana yollar; beslersin, büyütürsün, okutursun, yurt bulursun, iş bulursun.. gül gibi geçinir gideriz… (AS: Tam bir aymazlık her bakımdan; tersine HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Hedefleri kalabalık, niteliksiz bir sürü toplum – ümmet yaratmak; reddediyoruz!)

KAMP-ÜS

AKP sözcüsü Ömer Çelik “Türkiye ölümden kaçan insanlara kucak açar. Bunun istismar edilmesine kesinlikle müsaade etmeyiz. Türkiye, hiç kimsenin göçmen kampı değildir” dedi.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nin 2021 yılı tercih döneminde açtığı 21 bin 260 kişilik kontenjanın 10 bin 165’ini yabancı uyruklu öğrenciler için ayrıldığı öğrenildi.

Kampüs…

GÖÇMEN

Afgan göçmen Sunatullah Saadat Bolu Belediye Başkanı’na ve açık giyimli Türk kadınlarına hakaret etti.

Bu adamı ülkemizde zorla kim getirdi?…

THK

Hilal Kaplan, “Bir dönem halkın kurban derilerine el koyan, okullarda öğrencilerden zorla bağış toplayan, fitre ve zekâtlara çöken THK’nın orman yangınlarıyla mücadele gibi bir derdi olsaydı, bugün bünyesinde üretimi bile 90’larda durdurulmuş eski püskü uçaklar değil; modern yangınla mücadele uçakları olurdu.” diyor.

AKP iktidarının Kurumu çökertme ve arpalık olarak kullanma eylemlerini görmezden gelen ; yasal yetkileri “el koyma/zorlama/çökme” olarak niteleyen, dışarıdan gelen uçakların THK‘ nınkiler ile aynı olduğunu unutan Kaplan kendi çamurunda boğulmuş…

KUZU

Burhan Kuzu’nun kirli ilişkileri ortaya saçılıyor.

Yiğit ölür kalır yiğitliği, pislik ölür gider kalır pisliği…

KATLİAM

CHP’li Orhan Sarıbal’ın Dersim isyanının bastırılmasını ‘katliam’ olarak nitelemesinin ardından bu kez de Cumhuriyet Halk Partisi Erzincan İl Yöneticileri HDP’nin Zini geçidi anmasına katıldı.

Kılıçdaroğlu’nun YCHP’si…

SORUYORUM                                                     :

  1. 128 milyar Dolar nerede?
  2. Bakan Ruhsar Pekcan ve diğer bakanların/yakınlarının devlete mal satmasının (hem de bozuk) soruşturulması neden engelleniyor?
  3. Sedat Peker’in suçlamaları kamuoyunda karşılık bulmasına karşın niçin araştırılmıyor? Suçlanalar niçin kendini savunmuyor? Cumhurbaşkanlığı niçin sessiz kalıyor?
  4. Orman yangınları için gerekli önlemleri almayıp ülkeyi cayır cayır yakanlar ne zaman hesap verecek?..

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 28 Temmuz 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

TALİBAN

RTE, Taliban’la ilgili “Türkiye’nin onun inancıyla alakalı ters bir yanı yok” dedi.

AKP Genel Başkanı veya şahsı adına konuşmuş olmalı.

Medeniyet düşmanı, insanlıktan yoksun anlayış bize ters…

RANT

Yargının “dur” dediği Zekeriyaköy’deki 11167 konutluk lüks villa projesi durmuyor.

Yargı bir kısmıyla AKP’ye kuyruk olmuş, kalan kısmını da güç sahipleri takmıyor…

ÇAKMAK

Mareşal Çakmak adını taşıyan cami yeniden yapılınca adı da değiştirildi.

Cumhuriyet tarihini sevmezler de, Mareşalin dindarlığını da mı bilmezler?..

KORUNMA

FETÖ’den hapis istemiyle yargılanan eski YÖK (AS: ÖSYM) Başkanı Ali Demir hem göreve hem lojmanda oturmaya devam ediyor.

Montrö konusundaki açıklamaya imza atan amiraller lojmandan derhal çıkarıldı.

Önemli olan neymiş?…

VATAN

Türkiye’de 5.3 milyon Suriyeli bulunduğu raporuyla ilgili AKP Gen. Bşk. Yrd. Mustafa Şen, “Suriye’den gelenlere sordum. Diyorlar ki: İlk olarak bizden önce gelenler geldikleri yere gitseler, biz de yol yordam öğrensek, sonra biz gitsek’’ dedi.

Olur. Biz Orta Asya’ya döneriz. AKP Suriyelileri idare eder. Öptüm..

KOMUTAN

Liboş Atilla Yayla, Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’nda söylediği

“Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum” şeklindeki sözlerine atıfta bulunarak, “Emrindekilere ölmeyi emreden bir komutan en başta kendisi gitmelidir. Durum böyle değilse bir problem var demektir.” paylaşımında bulundu.

Atilla bey hangi birliğe komutanlık yaptı? Hangi savaşa katıldı?…

ALTIN

Doğu Perinçek, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan’ın terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin kapatılması davası sürecindeki tavrını eleştirdi ve “Hakkında istifa kampanyası başlatıyorum. Türk Milleti adına yargı yapamaz.” dedi.

Yargının “altın çağı” nda yapılacak iş mi?..

SARAY

RTE, “Kıbrıs Türk Devletinin en kısa zamanda geniş bir tanınırlığa sahip olması için her türlü gayreti sergileyeceğiz.” dedi.

İlk adım; saray yapılarak Cumhurbaşkanın itibarı sağlanacak…

SÖMÜRGECİ

ABD Dışişleri görevlisi Nuland, Maraş’ın açılması kararını “provokatif” ve “kabul edilemez” bulduklarını ve kararın geri alınması çağrısını Türk yetkililere de bizzat ilettiğini söyledi.

Hasss!..

İLAHİ 

RTE, “Allah, dünyayı bir ölçü ve denge üzerine yaratmıştır… Son yıllarda artan küresel ısınmayla beraber dünyadaki ilahi dengenin bozulmaya başladığına şahit oluyoruz” dedi.

RTE, Allah’tan daha büyük güç olduğunun kabul etmiş olmuyor mu? Bu nasıl inanç?..

RAHMET

Gerici Yeni Akit gazetesi, hayatını kaybeden (AS: yaşamını yitiren) tiyatro sanatçısı Turgay Yıldız‘a ‘Allah’tan rahmet diledi’ diye Ali Babacan’a sert çıktı.

İnsancıklar…

BEKLEME

Merkel, Ankara ile iyi ilişkiler istediğini söyledi ama Türkiye’nin AB üyesi olmasını beklemediğinin altını çizdi.

Olsun, bizimkiler bekler…

HÜR

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı (RTÜK) Türkiye’de ileri demokrasi bulunduğunu iddia etti, medya kuruluşlarının bağımsız ve hür olduğunu öne sürdü.

İddia işte…

KEYİF

Sel felaketinin ardından Rize’ye giden RTE vatandaşlara çay fırlattı.

Rizeliler çay bulamıyordu. Ölümlü felaketin ardından ne keyifle içilir o çaylar!…

ABARTI

“MasterChef” jüri üyesi Somer Sivrioğlu, Bodrum ve Alaçatı’daki fiyatların abartı olmadığını öne sürdü.

Acun’dan paraları alınca fiyatlar öyle görülür…

BURUN

İlahiyatçı İhsan Şenocak, kadın voleybol milli takımımıza seslenerek yaptıkları işin yanlışlığına değindi ve “Sen burnunu göstermekten utanan anaların evladısın” dedi.

Sen ve senin gibi örümcekleşmişler Türk kadınına dilini uzatmaktan utansa…

DESTEK

Yobaz Şenocak’a yobaz dostları Cüppeli ve Boynukalın’dan destek geldi.

Tencere kapak…

UÇUŞ

Türkiye, 36 OECD Ülkesi içinde adalete güvende 29, eğitimden memnuniyette 36.sırada.

Hollanda Bankası değerlendirmesine göre en kırılgan ekonomi sıralamasında beşinciyiz.

Altı ayda 47 bin 572 esnaf ve KOBİ battı.

OECD de, Hollanda da, tüm dünya bizi kıskanıyor. Başkanlık sisteminde uçuyoruz biz…

ÇÖP

AKP’li Samsun 19 Mayıs Belediyesi, “Çöpünü yere atma” yazan kamyonlarla çöpleri ormanlık alana döküyor.

Orman göktedir!..

UYKU

RTE, AKP’lilere hitap ettiği çekim sırasında uyudu.

Uyuyan topluma uyanık hitaba ne gerek?..

ÇÖZÜM

AKP Gen. Bşk. Yrd. Özhaseki, birçok ilde sanayiyi mültecilerin ayakta tuttuğunu söyledi.

AKP’den çözüm, kördüğüm…

DARBECİ

Tunus Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden aldı, Meclisi (AS: geçici) kapattı, darbecilikle suçlanıyor.

Bizde; başbakan kendi isteğiyle görevi bıraktı, Meclis kapatılmadan işlevsizleştirildi.

Adam “dünya lideri” diye omuzlarda taşınıyor…

SORUYORUM                                        :  

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. Sarıklı amiralin soruşturması kaç yıl sonra bitecek? Sessizce YAŞ ‘da emekli mi edilecek?
  3. Ruhsar Pekcan ve devlete mal satan diğer bakanların soruşturulması neden engelleniyor?
  4. Sedat Peker’in iddiaları neden araştırılmıyor? Kayıp silahlar toplumun güvenliği için tehdit değil midir?..

AFGANİSTAN KABİL HAVAALANINI NEDEN TÜRKİYE KORUSUN??

AFGANİSTAN’da ASKERLERİMİZİ GÖREVLENDİRME ve TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ

Onur ÖYMEN

ABD Başkanı Biden, 14 Haziran günü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşme ile ilgili olarak gazetecilerin sorularına

  • “Ne konuştuğumuzu ben açıklamam, onu Türklere sorun.” diye cevap vermişti.

Biden’ın bu sözlerindeki şifreler ne anlama geliyor? Türkiye’den neler bekleniyor? Türkiye bunlara nasıl cevap verecek?
Zirve toplantısından sonra meydana gelen bazı gelişmeler dikkat çekici oldu. ABD ve diğer bütün NATO ülkelerinin Afganistan’daki askerlerini çekmelerinden sonra Türkiye’nin oradaki askerlerini görevlendirerek Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanının korunmasının üstleneceği yolunda çıkan haberler kaygıyla karşılandı. Taliban’ın Afganistan’ın büyük bir bölümünde yönetimi ele geçirerek katı bir şeriat devleti kurma yolunda aldığı mesafe bu kaygıları arttırdı.

  • Bütün müttefikler Afganistan’dan birliklerini çekerken Türkiye niçin çekmiyordu?

Başka ülkelerinin askerini çekmeleri için geçerli olan nedenler Türkiye için de geçerli değil miydi? Bu riskli görevi niçin sadece Türkiye üstlenecekti? Yoksa Türkiye, ABD ile ilişkilerini yumuşatabilmek, hatta bazılarını çözebilmek ümidiyle kendisi mi bu göreve talip olmuştu?

20 yıldan beri Türkiye, Afganistan’daki askerlerinin Kandehar gibi silahlı çatışmaların yer aldığı bölgelere göndermeyi kabul etmeyerek gereksiz risk almaktan haklı olarak kaçınmıştı. Şimdi çatışma riskini göze alıp bir politika değişikliğine mi gidiyorduk?

Kaldı ki, Anayasamızın 90 maddesine göre (AS: 92. madde olacak) yurt dışına asker göndermek için Meclisten karar almak gerekiyordu. Meclis onayı alınmadan böyle bir sorumluluk üstlenilebilir miydi? Hatta söz verilebilir miydi? 1 Mart tezkeresinin (AS: 2003) TBMM’de geri çevrilmesi yeterince öğretici olmamış mıydı?

Basında Amerika’yla yapılan görüşmeler sırasında Afganistan’la ilgili olmayan bazı ihtilaflı konuların da gündeme geldiği yolunda haberler yer aldı. Bu haberler doğru muydu?

  • Türkiye, şimdiye kadar diplomasi yoluyla çözülemeyen bazı sorunları askerlerimizin hayatını tehlikeye atarak mı çözmeye çalışacaktı?

Eğer Afganistan’ın Hükümet temsilcileriyle Taliban, Doha’da yürüttükleri görüşmelerde uzlaşmaya varıp bizden böyle bir görevi üstlenmemizi talep etmiş olsalardı belki yukarıdaki soruların bir bölümüne cevap bulunabilirdi. Ama ortada henüz böyle bir durum da yok. Tam tersine;

  • Taliban sözcüsü, Türk askerlerinin Afganistan’da kalmasına şiddetle karşı çıktıklarını,
    üstelik tehditkar bir dil kullanarak açıkladı.

Bu durum orada asker bulundurma kararını büsbütün savunulamaz hale getiriyor.
Peki, Amerika’dan ilişkilerimizin yumuşatılabileceği yolunda işaretler geliyor mu? Hayır gelmiyor. Tam tersine, birkaç gün önce 14 Amerikalı senatör Başkan Biden’a bir mektup göndererek Türkiye’nin Kıbrıs’taki bazı girişimlerini ve Sayın Cumhurbaşkanının KKTC’yi ziyaret etme kararını şiddetle kınamışlar ve ülkemize yaptırım uygulanmasını istemişlerdir.

Kısa bir süre önce Amerika’da bazı ünlü şahsiyetlerin girişimiyle başlatılan Türkiye Demokrasi Projesi isimli bir örgütlenmenin amacının da Türkiye’ye baskı yaparak hedeflerine ulaşmak olduğu daha ilk açıklamalarından anlaşılıyor.

Bu projenin katılımcılarından biri olan Başkanın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Bulton’un evvelce Türkiye hakkında söylediği katı ve eleştirisel sözler hafızalardadır. Diğer bir katılımcı David Philips’in , “Türk Ermeni Yakınlaştırma Komitesi” (TARC) başkanıyken izlediği tutum bizim açımızdan rahatsızlık yaratmış ve komitenin bazı Türk üyelerinin istifasına yol açmıştı. Daha sonra PKK sorununun çözümü için başlattığı başka bir girişimde

  • Türkiye’nin PKK’yla mücadeleden vaz geçip yeni bir anayasa hazırlayarak ve bu anayasada Türk kelimesine yer vermeyerek çözüm araması…

yolundaki önerileri de tepkiyle karşılanmıştı.

Öyle anlaşılıyor ki, Afganistan’da Türk askerlerinin görevlendirilmesi, taşıdığı büyük risk bir yana, ülkemizin çıkarlarına da hizmet etmeyecek, aleyhimizdeki husumet odaklarının etkisiz kılınmasını sağlayamayacaktır. Bu nedenle konunun Meclis’te başta askerlerimizin can güvenliği olmak üzere, bütün bu hususlar dikkate alınarak değerlendirilmesi bence uygun olacaktır.

*David Philips’in bu konuda hazırladığı raporlar için bkz. Onur Öymen, Uçurumun Kenarında Dış Politika, Remzi Kitabevi, s. 110

TERÖR DEVLETİ

Suay Karaman

Elli yılı aşkın süredir devam eden Filistin ile İsrail arasındaki çatışmada, her iki taraftan on binlerce insanın yaşamını yitirdiği, yüz binlerce insanın yaralandığı, yaklaşık bir milyon insanın da evlerinden ve yurtlarından sürüldüğü bilinmektedir. Ramazan ayıyla birlikte İsrail polisi Kudüs’teki Şam Kapısı’nda akşamları iftar düzenlenmesini engellemek için bariyerler yerleştirmişti. Filistinliler bu durumu protesto ediyor ve İsrail polisi ile çatışıyordu. 7 Mayıs Cuma akşamı İsrail, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Camide namaz kılanlara ses bombaları ve plastik mermilerle saldırdı. Gazze ve diğer kentlere de sıçrayan olaylar halen devam etmektedir. İsrail’in havadan ve karadan vurmaya devam ettiği Gazze Şeridi‘nde tablo giderek ağırlaşmaktadır.

Arap ve Yahudi grupların sert çatışmalarında birçok ölüm ve yaralanma olayı meydana gelmiştir. Geceleri sürekli iki tarafın ateşlediği roketlerin kıvılcımlarıyla İsrail ve Filistin semaları aydınlanmaktadır. Bu durumda iç savaş uyarısı yapan İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, “Sokaklarımızda savaş patlak verdi. Çoğunluk gördüklerine inanamıyor ve şok yaşadığı için hiçbir şey söyleyemiyor” dedi.

14 Mayıs 1948 tarihinde kurulan İsrail, kurulduğundan beri sürekli Araplarla savaşmış ve her savaştan topraklarını büyüterek çıkmıştır. ABD’nin stratejik müttefiki olan hatta Ortadoğu’ daki jandarması kabul edilen İsrail’in, sürekli yeni yerleşim birimleri kurup, Filistin halkını sürmesine ve katletmesine, ABD destek olmaktadır. Çünkü emperyalizm, siyonizmin işbirlikçisidir, destekçisidir.

Son iki yılda dört seçim gören İsrail’de iç siyaset hayli karışık bir durumdadır. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları ile gündeme gelen Başbakan Binyamin Netanyahu, bu saldırılarla kendi durumunu unutturarak, iktidarda kalabilmek için yeni ve kanlı bir oyunun peşindedir. Açıkça bir terör devleti görünümündeki İsrail, bu yaptıkları nedeniyle tüm dünyada öfke yaratmıştır ve gelen tepkilere karşın saldırılarına devam etmektedir. Ama İsrail’e yaptırım uygulamak söz konusu değildir çünkü arkasında ABD ve Batının desteği bulunmaktadır.

Türkiye’de, siyasi iktidarın desteğiyle Filistinlilerin yaşadıkları karşısında Ankara, İstanbul, Adana, Kayseri başta olmak üzere bazı kentlerde mitingler düzenlendi. Küresel salgın nedeniyle sokağa çıkmanın yasak olduğu günlerde “tekbir” getirerek sokaklara dökülen tarikat artıklarının organizasyonu ilginçtir. Bunlar bir araya toplanırken güvenlik güçleri ne yapmıştır, hatta nerededir gibi sorular da yanıtsızdır. İstanbul’da binlerce kişi Türk ve Filistin bayraklarıyla Beşiktaş’taki İsrail Başkonsolosluğu önünde sloganlar atarak İsrail’e tepkilerini gösterdi. Vatan Caddesi’nde bir araya gelen vatandaşlar, Türk ve Filistin bayrakları asılı araçlarıyla konvoy yaparak İsrail’i protesto etti. “Kahrolsun İsrail” diye sloganlar atılarak, İsrail’in kahrolmadığı bilinmesine karşılık, sadece kendi bindirilmiş kıtaları alanlara çıktı. Ama bu bindirilmiş kıtalar Uygur Türklerine yapılanlara tepki vermedi. Bu bindirilmiş kıtaların, Yunanistan’ın işgal ettiği Ege adalarımız konusunda hiçbir tepki ve eylemi olmadığı gibi söylemi bile yoktur.

  • Siyasi iktidarın ülkemizin sorunlarını unutturmak için Filistin konusunda, küresel salgına karşın bindirilmiş kıtalarını sokaklara döktüğü anlaşılmaktadır.

12 Mayıs Çarşamba günü Suudi Arabistan ziyareti sonrasında Dışişleri Bakanının yaptığı açıklama şöyledir:

  • “Hep böyle kınıyoruz ama ümmet adım atmamızı bekliyor. Artık bu tür saldırıların durması gerekiyor. Elbette uluslararası hukuk çerçevesinde Filistinlilerin haklarını korumamız lazım.“

Ümmet sözcüğü ile ne anlatılmak istenmektedir; hangi ümmet nasıl bir adım atmamızı bekliyor? Müslüman Kardeşler mi, Taliban mı, Hizbullah mı, IŞİD mi, HAMAS mı? İsrail’e karşı ümmeti göreve çağırma girişimleri boşunadır, sonuç vermeyeceği bellidir. Ümmet değil ama Türk Milleti bu sorunu barış ile çözmelidir. Eşsiz önderimiz Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi her zaman geçerliliğini korumaktadır. Günümüzde büyük bir insanlık dramı haline gelen Filistin sorunu, iki devletli şekilde çözülmelidir. Ancak ne yazık ki İsrail’in saldırgan tutumuna karşı şimdilik kısa vadede bir çözüm görünmemektedir.

Ülkemizin ovalarını, barajlarını İsrail’e peş keş çekerseniz, tohumlarınızı İsrail’den alırsanız, savaş uçaklarının teknolojik sistemleri İsrail tarafından yapılırsa, özelleştirme adı altında birçok şirketinizi İsrail’e satarsanız, İsrail ile ticari ilişkileriniz büyük boyutlara ulaşmışken İsrail’e karşı yalnızca kınama yaparsınız. Bu yüzden İsrail ile ilişkilerinizi donduramazsınız, büyükelçinizi çekemezsiniz çünkü elinizi vermişsiniz, kolunuz onlarda. Üstelik Tayyip Erdoğan’ın 29 Ocak 2004 tarihinde Yahudi Üstün Cesaret Madalyası aldığı düşünülünce, İsrail’e salt içi boş kınamalar yapılacağı bilinmelidir. İsrail’in yoğun saldırıları karşısında, 14 Mayıs Cuma günü Mescid-i Aksa’da toplanan kalabalığın “Biz buradayız, sen neredesin Erdoğan” sloganı atarak, protesto gösterilerinde bulunduğu da gözlerden kaçmamıştır. 

Azim ve Karar, 17 Mayıs 2021